6594. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَنْبَأَنِي سُلَيْمَانُ الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ قَالَ " إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا، ثُمَّ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَبْعَثُ اللَّهُ مَلَكًا فَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعٍ بِرِزْقِهِ، وَأَجَلِهِ، وَشَقِيٌّ، أَوْ سَعِيدٌ، فَوَاللَّهِ إِنَّ أَحَدَكُمْ ـ أَوِ الرَّجُلَ ـ يَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا غَيْرُ بَاعٍ أَوْ ذِرَاعٍ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، فَيَدْخُلُهَا، وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا غَيْرُ ذِرَاعٍ أَوْ ذِرَاعَيْنِ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، فَيَدْخُلُهَا ". قَالَ آدَمُ إِلاَّ ذِرَاعٌ.
Ebu’l-Velîd Hişâm b. Abdülmelik bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti, Süleyman el-A'meş bana haber verdi. (Süleyman) dedi ki: Zeyd b. Vehb’den işittim; Abdullah [b. Mes'ûd]’dan [naklederek]. (Abdullah) dedi ki: Kendisi (hem sözünde) doğru olan hem de (Allah tarafından) doğrulanmış olan (es-Sâdıku’l-Masdûk) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize şöyle tahdis etti: “Sizden her birinizin (hilkati/yaratılışı), annesinin karnında (nutfet halinde) kırk gün toplanır. Sonra o kırk günlük sürede bir pıhtı (alaka) haline gelir. Sonra bir o kadar süre içinde (bir çiğnemlik et parçası olan) mudga haline gelir. Ardından Allah bir melek gönderir; o meleğe (o şahıs için) dört şeyi yazması emredilir: Rızkı, eceli, (ahiretteki halinin) bedbaht (şakî) mı yoksa mesut (saîd) mi olacağı. Vallahi sizden biriniz —veya bir adam— cehennem ehlinin ameliyle amel eder; öyle ki kendisiyle cehennem arasında sadece bir kulaç (bâ') veya bir arşın (zirâ') mesafe kalır; derken (kader/levh-i mahfuzdaki) yazısı önüne geçer de cennet ehlinin ameliyle amel etmeye başlar ve böylece oraya (cennete) girer! Yine şüphesiz bir adam cennet ehlinin ameliyle amel eder; öyle ki kendisiyle cennet arasında sadece bir veya iki arşın mesafe kalır; derken yazısı önüne geçer de cehennem ehlinin ameliyle amel etmeye başlar ve böylece oraya (cehenneme) girer!” —(Ravi) Adem [b. Ebi İyâs], “zirâ'” (arşın/kol boyu) ifadesinde istisna yapmıştır—.
6595. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَكَّلَ اللَّهُ بِالرَّحِمِ مَلَكًا فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ نُطْفَةٌ، أَىْ رَبِّ عَلَقَةٌ، أَىْ رَبِّ مُضْغَةٌ. فَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَقْضِيَ خَلْقَهَا قَالَ أَىْ رَبِّ ذَكَرٌ أَمْ أُنْثَى أَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ فَمَا الرِّزْقُ فَمَا الأَجَلُ فَيُكْتَبُ كَذَلِكَ فِي بَطْنِ أُمِّهِ ".
Süleyman b. Harb bize tahdis etti, Hammâd [b. Zeyd] bize tahdis etti; Ubeydullah b. Ebi Bekir b. Enes’ten; Enes b. Malik radıyallahu anh’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Allah rahime (insanın oluşumu için) bir melek vekil tayin eder. Melek (oluşumun her aşamasında): ‘Ey Rabbim! (Şu an) nutfedir; ey Rabbim! (Şimdi) alakadır; ey Rabbim! (Şu an) mudgadır!’ der. Allah onun yaratılmasını (hilkatini) tamamlamayı murat ettiğinde (melek): ‘Ey Rabbim! Erkek mi olacak dişi mi? Bedbaht (şakî) mı olacak mesut (saîd) mi? Rızkı ne kadardır? Eceli ne zamandır?’ diye sorar. (Verilen cevaplar üzerine) o kişi annesinin karnında iken (kaderi) böylece yazılır.”
6596. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ الرِّشْكُ، قَالَ سَمِعْتُ مُطَرِّفَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، يُحَدِّثُ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُعْرَفُ أَهْلُ الْجَنَّةِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ فَلِمَ يَعْمَلُ الْعَامِلُونَ قَالَ "كُلٌّ يَعْمَلُ لِمَا خُلِقَ لَهُ ـ أَوْ لِمَا يُسِّرَ لَهُ" .
Adem [b. Ebi İyâs] bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti, Yezîd er-Reşk bize tahdis etti; Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şihhîr’den işittim (o da) İmrân b. Husayn’dan naklederek tahdis etti. (İmran) dedi ki: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Cennet ehli, ateş ehlinden (Allah katında şimdiden) belli midir (biliniyor mu)?” diye sordu. (Efendimiz): “Evet (bellidir)!” buyurdu. Adam: “O halde amel edenler (çalışanlar) niçin amel ediyorlar? (Madem akıbet belli, çalışmanın ne gereği var?)” dedi. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Herkes ne için yaratılmışsa —veya ne (sonuç) kendisi için kolaylaştırılmışsa— onun için amel eder!”
6597. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَوْلاَدِ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ " اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ ".
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti, Gunder [Muhammed b. Ca'fer] bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Ebu Bişr [Ca'fer b. İyâs]’den; Said b. Cübeyr’den; İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e (küçükken ölen) müşriklerin çocukları hakkında soruldu. (Efendimiz): “Onların (yaşasalardı ileride) neler yapacaklarını en iyi Allah bilir!” buyurdu.
6598. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَأَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَرَارِيِّ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ {اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ }
Yahya b. Bukeyr bize tahdis etti, el-Leys [b. Sa'd] bize tahdis etti; Yunus [b. Yezîd]’den; İbn Şihâb [ez-Zührî]’den. (İbn Şihâb) dedi ki: Atâ b. Yezîd bana haber verdi; (o da) Ebu Hureyre’yi [şöyle derken] işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e müşriklerin çocukları (zerârî) hakkında soruldu. (Efendimiz): “Onların neler yapacaklarını en iyi Allah bilir!” buyurdu.
6599. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ مَوْلُودٍ إِلاَّ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ وَيُنَصِّرَانِهِ، كَمَا تُنْتِجُونَ الْبَهِيمَةَ، هَلْ تَجِدُونَ فِيهَا مِنْ جَدْعَاءَ حَتَّى تَكُونُوا أَنْتُمْ تَجْدَعُونَهَا ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَرَأَيْتَ مَنْ يَمُوتُ وَهْوَ صَغِيرٌ قَالَ {اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ}
İshak [b. Mansur] bana tahdis etti, Abdürrezzak bize haber verdi, Ma'mer [b. Râşid] bize haber verdi; Hemmâm [b. Münebbih]’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her yeni doğan ancak fıtrat (İslam) üzerine doğar. Sonra anne babası onu Yahudi veya Hristiyan (yahut Mecusi) yapar. Tıpkı hayvanın (yavrusunu) tam azalı olarak doğurması gibidir. Siz o hayvanda (doğuştan) kulağı veya dudağı kesik (ced'â) birini görüyor musunuz? (Görmezsiniz), nihayetinde onları (keserek) siz bu hale getiriyorsunuz.” (Sahabeler): “Ey Allah’ın Resulü! Küçükken ölen (müşrik çocukları) hakkındaki görüşün nedir?” dediler. (Efendimiz): “Onların (yaşasalardı ileride) neler yapacaklarını en iyi Allah bilir!” buyurdu.
6601. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسْأَلِ الْمَرْأَةُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَسْتَفْرِغَ صَحْفَتَهَا، وَلْتَنْكِحْ، فَإِنَّ لَهَا مَا قُدِّرَ لَهَا ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, Malik [b. Enes] bize haber verdi; Ebu’z-Zinâd’dan; el-A'rec’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kadın, (evlenmek istediği adamın nikahlısı olan) din kardeşinin çanağını boşaltmak (onun nasibini elinden almak) için onun boşanmasını istemesin! Kendisi nikahlansın (veya nasibi neyse ona razı olsun); zira onun için takdir edilen neyse (mutlaka) o kendisine ulaşacaktır.”
6602. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَسُولُ إِحْدَى بَنَاتِهِ وَعِنْدَهُ سَعْدٌ وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ وَمُعَاذٌ أَنَّ ابْنَهَا يَجُودُ بِنَفْسِهِ. فَبَعَثَ إِلَيْهَا " لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلِلَّهِ مَا أَعْطَى، كُلٌّ بِأَجَلٍ، فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ".
Malik b. İsmail bize tahdis etti, İsrail [b. Yunus] bize tahdis etti; Asım [el-Ahvel]’den; Ebu Osman [en-Nehdî]’den; Üsame [b. Zeyd]’den [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydım. O sırada kızlarından birinin (Zeynep’in) elçisi geldi. Yanında Sa'd [b. Ubâde], Übey b. Ka'b ve Muaz [b. Cebel] de bulunuyordu. (Elçi), kızının çocuğunun can çekişmekte olduğunu (yejûdu bi-nefsihî) haber verdi. Bunun üzerine (Efendimiz) kıza haber göndererek şöyle buyurdu: “Alan da Allah’ındır, veren de Allah’ındır! Her şey O’nun katında belirlenmiş bir süreye (ecele) bağlıdır. (Kızıma söyle), sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!”
6603. Hadis
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَيْرِيزٍ الْجُمَحِيُّ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جَاءَ رَجُلٌ مِنِ الأَنْصَارِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نُصِيبُ سَبْيًا وَنُحِبُّ الْمَالَ، كَيْفَ تَرَى فِي الْعَزْلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَوَإِنَّكُمْ تَفْعَلُونَ ذَلِكَ، لاَ عَلَيْكُمْ أَنْ لاَ تَفْعَلُوا، فَإِنَّهُ لَيْسَتْ نَسَمَةٌ كَتَبَ اللَّهُ أَنْ تَخْرُجَ إِلاَّ هِيَ كَائِنَةٌ ".
Hibbân b. Musa bize tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Yunus [b. Yezîd] bize haber verdi; ez-Zührî’den. (ez-Zührî) dedi ki: Abdullah b. Muhayrîz el-Cumahî bana; Ebu Said el-Hudrî’nin kendisine (şunu) haber verdiğini anlattı: O (Ebu Said), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında otururken Ensar’dan bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Biz (savaşlarda) cariyeler elde ediyoruz ve (onları satıp) malı (parayı) seviyoruz. Azil (azl) yapma konusunda görüşün nedir?” diye sordu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Siz gerçekten bunu yapıyor musunuz? Yapmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Zira şurası bir gerçektir ki; Allah’ın (meydana gelmesini/doğmasını) yazdığı hiçbir nefis (canlı) yoktur ki dünyaya gelecek olmasın!”
6604. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقَدْ خَطَبَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خُطْبَةً، مَا تَرَكَ فِيهَا شَيْئًا إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ إِلاَّ ذَكَرَهُ، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ، وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ، إِنْ كُنْتُ لأَرَى الشَّىْءَ قَدْ نَسِيتُ، فَأَعْرِفُ مَا يَعْرِفُ الرَّجُلُ إِذَا غَابَ عَنْهُ فَرَآهُ فَعَرَفَهُ.
Musa b. Mes'ûd bize tahdis etti, Süfyan [es-Sevrî] bize tahdis etti; el-A'meş’ten; Ebu Vâil’den; Huzeyfe radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize öyle bir hutbe irad etti ki; kıyamet saatine kadar (meydana gelecek) hiçbir şeyi bırakmadan hepsini zikretti. Onu belleyen belledi, (vaktiyle dinlemeyip veya unutup da) cahil kalan da cahil kaldı (bilemedi). Şüphesiz ben, zikredilen o şeylerden unuttuğum birini bir zaman sonra meydana gelirken görünce; tıpkı bir adamın, yanından ayrılan (tanıdığı) birini sonradan görüp tanıması gibi hemen tanırım (hatırlarım)!”
6605. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا جُلُوسًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ عُودٌ يَنْكُتُ فِي الأَرْضِ وَقَالَ " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ قَدْ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ أَوْ مِنَ الْجَنَّةِ ". فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ أَلاَ نَتَّكِلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ " ثُمَّ قَرَأَ {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} الآيَةَ.
Abdân [Abdullah b. Osman] bize; Ebu Hamza’dan; el-A'meş’ten; Sa'd b. Ubeyde’den; Ebu Abdurrahman es-Sülemî’den; Ali radıyallahu anh’dan [naklederek] tahdis etti. (Ali) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte oturuyorduk. Elinde (toprağı/yeri) eşelediği (yenkutu) bir çubuk (ûd) vardı. Şöyle buyurdu: “İçinizden hiç kimse yoktur ki; cehennemdeki veya cennetteki yeri (şimdiden) yazılmış olmasın!” Oradakilerden bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Öyleyse biz (nasıl olsa yazılmış diye ameli bırakıp) tevekkül etmeyelim mi? (Yazıya mı dayanalım?)” diye sordu. (Efendimiz): “Hayır (tevekkül edip beklemeyin)! Amel edin/çalışın; zira herkese (ne için yaratılmışsa o sonuç) kolaylaştırılır!” buyurdu. Sonra: “Kim (Allah yolunda) verir ve sakınırsa...” (Leyl 5-6) ayetlerini sonuna kadar okudu.
6606. Hadis
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ شَهِدْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ مِمَّنْ مَعَهُ يَدَّعِي الإِسْلاَمَ " هَذَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ ". فَلَمَّا حَضَرَ الْقِتَالُ قَاتَلَ الرَّجُلُ مِنْ أَشَدِّ الْقِتَالِ، وَكَثُرَتْ بِهِ الْجِرَاحُ فَأَثْبَتَتْهُ، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ الَّذِي تَحَدَّثْتَ أَنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ قَدْ قَاتَلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مِنْ أَشَدِّ الْقِتَالِ، فَكَثُرَتْ بِهِ الْجِرَاحُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ ". فَكَادَ بَعْضُ الْمُسْلِمِينَ يَرْتَابُ فَبَيْنَمَا هُوَ عَلَى ذَلِكَ إِذْ وَجَدَ الرَّجُلُ أَلَمَ الْجِرَاحِ فَأَهْوَى بِيَدِهِ إِلَى كِنَانَتِهِ، فَانْتَزَعَ مِنْهَا سَهْمًا فَانْتَحَرَ بِهَا، فَاشْتَدَّ رِجَالٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ صَدَّقَ اللَّهُ حَدِيثَكَ، قَدِ انْتَحَرَ فُلاَنٌ فَقَتَلَ نَفْسَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا بِلاَلُ قُمْ فَأَذِّنْ، لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَإِنَّ اللَّهَ لَيُؤَيِّدُ هَذَا الدِّينَ بِالرَّجُلِ الْفَاجِرِ ".
Hibbân b. Musa bize tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Ma'mer [b. Râşid] bize haber verdi; ez-Zührî’den; Said b. el-Müseyyeb’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Hayber’de bulunduk. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yanındakilerden Müslüman olduğunu iddia eden (ve öyle görünen) bir adam hakkında: “Bu kişi ateş ehlindendir!” buyurdu. Savaş başlayınca o adam en şiddetli şekilde (cesurca) savaştı ve birçok yara aldı; (aldığı yaralar sebebiyle) bitkin düşüp hareketsiz kaldı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından biri gelip: “Ey Allah’ın Resulü! Ateş ehlinden olduğunu söylediğiniz şu adam Allah yolunda en şiddetli şekilde savaştı ve pek çok yara aldı (şimdi can çekişiyor!)” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise: “Bilesiniz ki o ateş ehlindendir!” buyurdu. Bunun üzerine bazı Müslümanlar (Efendimizin sözünden) neredeyse şüpheye düşeceklerdi. Tam bu haldeyken; o adam yaralarının acısını hissedince elini ok torbasına (kinânete) uzattı, oradan bir ok çıkarıp onunla intihar etti (kendini öldürdü). Müslümanlardan bazıları hemen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e koşup: “Ey Allah’ın Resulü! Allah senin sözünü doğruladı; falanca intihar etti ve kendini öldürdü!” dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Bilal! Kalk ve (şunu) nida et (duyur): Cennete ancak mümin olan girer! Şüphe yok ki Allah, bu dini facir (günahkar/inanmayan) bir adamla bile teyit eder (güçlendirir)!” buyurdu.
6607. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَعْظَمِ الْمُسْلِمِينَ غَنَاءً عَنِ الْمُسْلِمِينَ فِي غَزْوَةٍ غَزَاهَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى الرَّجُلِ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ". فَاتَّبَعَهُ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ، وَهْوَ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ مِنْ أَشَدِّ النَّاسِ عَلَى الْمُشْرِكِينَ، حَتَّى جُرِحَ فَاسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ، فَجَعَلَ ذُبَابَةَ سَيْفِهِ بَيْنَ ثَدْيَيْهِ حَتَّى خَرَجَ مِنْ بَيْنِ كَتِفَيْهِ فَأَقْبَلَ الرَّجُلُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُسْرِعًا فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالَ " وَمَا ذَاكَ ". قَالَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَلْيَنْظُرْ إِلَيْهِ ". وَكَانَ مِنْ أَعْظَمِنَا غَنَاءً عَنِ الْمُسْلِمِينَ، فَعَرَفْتُ أَنَّهُ لاَ يَمُوتُ عَلَى ذَلِكَ فَلَمَّا جُرِحَ اسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ فَقَتَلَ نَفْسَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ النَّارِ، وَإِنَّهُ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ، وَإِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالْخَوَاتِيمِ ".
Said b. Ebi Meryem bize tahdis etti, Ebu Gassân [Muhammed b. Mutarrif] bize tahdis etti, Ebu Hazim [Seleme b. Dinar] bana haber verdi; Sehl [b. Sa'd]’dan [naklederek]. (Sehl anlattı ki): Müslümanlar arasında düşmana karşı en etkili/faydalı (ganâen) olan bir adam, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir gazaya çıkmıştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona baktı ve: “Kim ateş ehlinden bir adama bakmak isterse şu kişiye baksın!” buyurdu. Bunun üzerine topluluktan biri onu takip etmeye başladı. O adam (savaşta) müşriklere karşı en şiddetli (cesur) davrananlardan biriydi. Nihayet yaralanınca ölüme sabredemedi (acele etti); kılıcının ucunu (zübâbete seyfihî) iki memesi arasına dayadı ve (üzerine abanarak) kılıç iki omzunun arasından (sırtından) çıkana kadar kendini öldürdü. Onu takip eden adam hemen koşarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldi ve: “Şahadet ederim ki sen kesinlikle Allah’ın Resulüsün!” dedi. (Efendimiz): “Hayrola nedir bu (şahadetin sebebi)?” diye sordu. Adam: “Falanca kişi için: ‘Kim ateş ehlinden birine bakmak isterse şuna baksın!’ buyurmuştun. Halbuki o, Müslümanlar arasında düşmana karşı en büyük yararlılığı gösterenimizdi. Ben (senin sözün üzerine) onun bu hal üzere ölmeyeceğini anladım. Nitekim yaralanınca ölüme acele etti ve canına kıydı!” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz kul, (insanların gözünde) cehennem ehlinin amelini işler halbuki o cennet ehlindendir! (Yine bir kul, insanların gözünde) cennet ehlinin amelini işler halbuki o cehennem ehlindendir. Ameller ancak hatimelere (sonuçlarına/sonlara) göredir!”
6608. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّذْرِ قَالَ " إِنَّهُ لاَ يَرُدُّ شَيْئًا، وَإِنَّمَا يُسْتَخْرَجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ".
Ebu Nuaym [el-Fazl b. Dükeyn] bize tahdis etti, Süfyan [es-Sevrî] bize tahdis etti; Mansur [b. el-Mu'temir]’den; Abdullah b. Mürre’den; İbn Ömer radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem adamaktan (nezirden) nehyetti ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz nezir (takdir edilen) hiçbir şeyi geri çevirmez (değiştirmez). Nezir ile ancak cimriden (mal) çıkarılmış olur!”
6609. Hadis
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَأْتِي ابْنَ آدَمَ النَّذْرُ بِشَىْءٍ لَمْ يَكُنْ قَدْ قَدَّرْتُهُ، وَلَكِنْ يُلْقِيهِ الْقَدَرُ وَقَدْ قَدَّرْتُهُ لَهُ، أَسْتَخْرِجُ بِهِ مِنَ الْبَخِيلِ ".
Bişr b. Muhammed bize tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Ma'mer [b. Râşid] bize haber verdi; Hemmâm b. Münebbih’den; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. (Allah şöyle buyurur): “Âdemoğluna nezir, (aslında) Benim kendisi için takdir etmediğim hiçbir şeyi getirmez! Lakin (şahıs adakta bulununca) takdir (levh-i mahfuzdaki hüküm) onu yerini bulmaya sevk eder (adak vesilesiyle tecelli eder). Ben onunla (adağı bahane ederek) cimriden (mal) çıkarırım!”
6610. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ فَجَعَلْنَا لاَ نَصْعَدُ شَرَفًا، وَلاَ نَعْلُو شَرَفًا، وَلاَ نَهْبِطُ فِي وَادٍ، إِلاَّ رَفَعْنَا أَصْوَاتَنَا بِالتَّكْبِيرِ ـ قَالَ ـ فَدَنَا مِنَّا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا إِنَّمَا تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا ". ثُمَّ قَالَ " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ، أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَةً هِيَ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ، لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ".
Muhammed b. Mukâtil Ebu’l-Hasen bana tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Halid el-Hazzâ bize haber verdi; Ebu Osman en-Nehdî’den; Ebu Musa [el-Eş'arî]’den. (Ebu Musa) dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazada bulunuyorduk. Ne zaman bir tepeye çıksak, bir yüksekliğe tırmansak veya bir vadiye insek yüksek sesle tekbir getiriyorduk. Derken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza yaklaştı ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Kendinize acıyın/kendinizi fazla zorlamayın (sakince zikredin)! Zira siz sağır olan veya burada bulunmayan birine dua etmiyorsunuz; siz ancak her şeyi işiten ve her şeyi gören (Semî' Basîr) Allah’a dua ediyorsunuz!” Sonra (bana hitaben): “Ey Abdullah b. Kays! Sana cennet hazinelerinden (künûzü’l-cenne) olan bir kelimeyi (zikri) öğreteyim mi? O: ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ (Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır) sözüdür!”
6611. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا اسْتُخْلِفَ خَلِيفَةٌ إِلاَّ لَهُ بِطَانَتَانِ بِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْخَيْرِ وَتَحُضُّهُ عَلَيْهِ، وَبِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالشَّرِّ وَتَحُضُّهُ عَلَيْهِ، وَالْمَعْصُومُ مَنْ عَصَمَ اللَّهُ ".
Abdân [Abdullah b. Osman] bize tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Yunus [b. Yezîd] bize haber verdi; ez-Zührî’den. (ez-Zührî) dedi ki: Ebu Seleme [b. Abdurrahman] bana; Ebu Said el-Hudrî’den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] tahdis etti. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Bir halife başa getirildiğinde (hilafete geçtiğinde) mutlaka onun iki sırdaş/danışman grubu (bitâne) olur: Bir grup ona hayrı emreder ve onu buna teşvik eder. Diğer grup ise ona şerri emreder ve onu buna teşvik eder. (Bu şer grubundan) asıl korunmuş (ma'sûm) olan kişi, ancak Allah’ın koruduğu kimsedir!”
6612. Hadis
حَدَّثَنِي مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَشْبَهَ بِاللَّمَمِ مِمَّا قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنَ الزِّنَا، أَدْرَكَ ذَلِكَ لاَ مَحَالَةَ، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا اللِّسَانِ الْمَنْطِقُ، وَالنَّفْسُ تَمَنَّى وَتَشْتَهِي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ، وَيُكَذِّبُهُ ". وَقَالَ شَبَابَةُ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Mahmud b. Gaylân bana tahdis etti, Abdürrezzak bize tahdis etti, Ma'mer [b. Râşid] bize haber verdi; İbn Tâvûs’tan; o babasından [Tâvûs b. Keysân’dan]; o da İbn Abbas’tan [naklederek]. (İbn Abbas) dedi ki: “Lemem” (küçük günahlar) kavramına; Ebu Hureyre’nin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklettiği şu sözünden daha çok benzeyen bir şey görmedim: “Şüphe yok ki Allah, Âdemoğlunun üzerine zinadan nasibini yazmıştır; (kul) buna kaçınılmaz olarak (lâ mehâlete) erişir. Gözün zinası (haram olana) bakmaktır; dilin zinası (şehvetle) konuşmaktır. Nefis ise temenni eder ve iştah duyar (arzular). Ferç (avret yeri) ise ya (fiiliyata dökerek) bunu doğrular ya da (terk ederek) yalanlar!” —Şebâbe [b. Sevvâr] ise: “Verkâ bize tahdis etti; İbn Tâvûs’tan; babasından; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]” şeklinde rivayet etmiştir—.
6613. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِلنَّاسِ} قَالَ هِيَ رُؤْيَا عَيْنٍ أُرِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِهِ إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ. قَالَ {وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ} قَالَ هِيَ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ.
el-Humeydî [Abdullah b. ez-Zübeyr] bize tahdis etti, Süfyan [b. Uyeyne] bize tahdis etti, Amr [b. Dinar] bize tahdis etti; İkrime’den; İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. (İbn Abbas): “Sana gösterdiğimiz o rüyayı (ru'yâ) ancak insanlar için bir imtihan (fitne) kıldık” (İsra 60) ayeti hakkında şöyle dedi: “Buradaki ‘rüya’; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Beytü’l-Makdis’e İsra (gece yürüyüşü) ettirildiği gece (uymak üzere değil de) gözüyle ayan beyan gördüğü şeydir.” Ayette geçen “Kur’an’daki o lanetlenmiş ağacı da...” ifadesi hakkında ise: “O (cehennemdeki) Zakkum ağacıdır” dedi.
6614. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَفِظْنَاهُ مِنْ عَمْرٍو عَنْ طَاوُسٍ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى، فَقَالَ لَهُ مُوسَى يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُونَا خَيَّبْتَنَا وَأَخْرَجْتَنَا مِنَ الْجَنَّةِ. قَالَ لَهُ آدَمُ يَا مُوسَى اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِكَلاَمِهِ، وَخَطَّ لَكَ بِيَدِهِ، أَتَلُومُنِي عَلَى أَمْرٍ قَدَّرَ اللَّهُ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَنِي بِأَرْبَعِينَ سَنَةً. فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى، فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى " ثَلاَثًا. قَالَ سُفْيَانُ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Süfyan [b. Uyeyne] bize tahdis etti; dedi ki: Biz bu hadisi Amr [b. Dinar]’dan; o da Tâvûs’tan naklederek ezberledik. (Tâvûs) Ebu Hureyre’yi [şöyle derken] işitmiş: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Adem ile Musa (birbirlerine karşı delil getirerek) tartıştılar (ihtecce). Musa ona: ‘Ey Adem! Sen bizim babamızsın; (o hatayı işleyerek) bizi hüsrana uğrattın (hayyebtenâ) ve bizi cennetten çıkardın!’ dedi. Adem ona şöyle cevap verdi: ‘Ey Musa! Allah seni [vahyini duyman için] kelâmıyla seçkin kıldı ve (Tevrat levhalarını) senin için bizzat Kendi eliyle yazdı. (Buna rağmen) sen beni; Allah’ın, beni yaratmasından kırk yıl önce üzerime takdir etmiş olduğu bir iş (hata) sebebiyle mi kınıyorsun?’ Adem (bu cevabıyla) Musa’yı deliliyle susturdu (galip geldi); Adem Musa’yı susturdu!” —Resul-i Ekrem bu sözü üç defa tekrarladı—. Süfyan dedi ki: Ebu’z-Zinâd bize; el-A'rec’den; o da Ebu Hureyre’den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklederek bu hadisin bir benzerini tahdis etmiştir.
6615. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ وَرَّادٍ، مَوْلَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ قَالَ كَتَبَ مُعَاوِيَةُ إِلَى الْمُغِيرَةِ اكْتُبْ إِلَىَّ مَا سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ خَلْفَ الصَّلاَةِ. فَأَمْلَى عَلَىَّ الْمُغِيرَةُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ خَلْفَ الصَّلاَةِ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، اللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ، وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ، وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ ". وَقَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي عَبْدَةُ أَنَّ وَرَّادًا أَخْبَرَهُ بِهَذَا. ثُمَّ وَفَدْتُ بَعْدُ إِلَى مُعَاوِيَةَ فَسَمِعْتُهُ يَأْمُرُ النَّاسَ بِذَلِكَ الْقَوْلِ.
Muhammed b. Sinân bize tahdis etti, Füleyh [b. Süleyman] bize tahdis etti, Abde b. Ebi Lübâbe bize tahdis etti; Muğîre b. Şu'be’nin azatlısı Verrâd’dan [naklederek]. (Verrâd) dedi ki: Muaviye [b. Ebi Süfyan], Muğîre’ye: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in namazın hemen ardından (tesbihatta/zikirde) söylediğini işittiğin şeyleri bana yaz!” diye bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Muğîre bana (şunları) dikte etti: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i namazın ardından şöyle derken işittim: ‘Allah’tan başka ilah yoktur; O tektir, ortağı yoktur. Allah’ım! Senin verdiğine engel olacak kimse yoktur, Senin engel olduğuna da verecek kimse yoktur. Zenginlik/nüfuz sahibi olanın (zel-ceddi) zenginliği/nüfuzu, Senin katında (Senin takdirin ve azabın karşısında) kendisine bir fayda vermez!’” —İbn Cüreyc dedi ki: Abde bana, Verrâd’ın bunu kendisine haber verdiğini anlattı—. (Verrâd dedi ki): “Ben daha sonra Muaviye’nin yanına elçi olarak gittiğimde, onun insanlara bu zikri yapmalarını emrettiğini işittim.”
6616. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ جَهْدِ الْبَلاَءِ، وَدَرَكِ الشَّقَاءِ، وَسُوءِ الْقَضَاءِ، وَشَمَاتَةِ الأَعْدَاءِ ".
Müsedded bize tahdis etti, Süfyan [b. Uyeyne] bize tahdis etti; Sümeyy’den; Ebu Salih [Zekvân]’dan; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Dayanılamayacak beladan (cehdi’l-belâ), bedbahtlığın (insanı) yakalamasından (dereki’ş-şekā), kötü kaderden (sûi’l-kadâ) ve düşmanları sevindirecek duruma düşmekten (şemâteti’l-a'dâ) Allah’a sığının!”
6617. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَثِيرًا مِمَّا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَحْلِفُ (لاَ وَمُقَلِّبِ الْقُلُوبِ).
Muhammed b. Mukâtil Ebu’l-Hasen bize tahdis etti, Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Musa b. Ukbe bize haber verdi; Salim [b. Abdullah]’dan; Abdullah [b. Ömer]’den [naklederek]. (İbn Ömer) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in en çok ettiği yeminlerden biri şuydu: “Hayır! Kalpleri evirip çeviren (Allah’a) yemin olsun ki (öyle değildir)!”
6618. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، وَبِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاِبْنِ صَيَّادٍ " خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا ". قَالَ الدُّخُّ. قَالَ " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ ". قَالَ عُمَرُ ائْذَنْ لِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. قَالَ " دَعْهُ، إِنْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ تُطِيقُهُ، وَإِنْ لَمْ يَكُنْ هُوَ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ ".
Ali b. Hafs ve Bişr b. Muhammed bize tahdis ettiler; dediler ki: Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, Ma'mer [b. Râşid] bize haber verdi; ez-Zührî’den; Salim’den; İbn Ömer radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. (İbn Ömer) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem İbn Sayyâd’a: “Senin için içimden bir şey (kelime) sakladım (haydi bil bakalım)!” buyurdu. İbn Sayyâd: “O, Duh (Duhân/Duman)’dır!” cevabını verdi. (Efendimiz): “Sus/yerin dibine geç (ihse')! Sen asla (Allah’ın senin için takdir ettiği) sınırını (kadreke) aşamazsın!” buyurdu. Ömer: “Ey Allah’ın Resulü! Bana izin ver de onun boynunu vurayım!” dedi. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Onu bırak! Eğer o (beklenen Deccal) ise, senin ona gücün yetmez (onu sen öldüremezsin). Eğer o değilse, onu öldürmende senin için bir hayır yoktur!”
6619. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي الْفُرَاتِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الطَّاعُونِ فَقَالَ " كَانَ عَذَابًا يَبْعَثُهُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ، فَجَعَلَهُ اللَّهُ رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ، مَا مِنْ عَبْدٍ يَكُونُ فِي بَلَدٍ يَكُونُ فِيهِ، وَيَمْكُثُ فِيهِ، لاَ يَخْرُجُ مِنَ الْبَلَدِ، صَابِرًا مُحْتَسِبًا، يَعْلَمُ أَنَّهُ لاَ يُصِيبُهُ إِلاَّ مَا كَتَبَ اللَّهُ لَهُ، إِلاَّ كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ شَهِيدٍ ".
İshak b. İbrahim el-Hanzalî bana tahdis etti, en-Nadr [b. Şümeyl] bize haber verdi, Davud b. Ebi’l-Fürât bize tahdis etti; Abdullah b. Büreyde’den; Yahya b. Ya'mer’den [naklederek]. Ayşe radıyallahu anhâ kendisine haber verdiğine göre o (Ayşe), Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e tâun (veba/salgın hastalık) hakkında sordu. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Tâun (vaktiyle) Allah’ın dilediği kimselere gönderdiği bir azaptı. Lakin Allah onu müminler için bir rahmet kıldı. Bir kul, bulunduğu beldede tâun çıktığında (oradan) çıkmayıp orada kalırsa; (bu duruma) sabrederek, ecrini Allah’tan bekleyerek ve başına ancak Allah’ın kendisi için yazdığı şeyin geleceğini bilerek (beklerse); mutlaka ona şehit sevabı gibi bir sevap (ecru şehîd) verilir!”
6620. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ ـ هُوَ ابْنُ حَازِمٍ ـ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْخَنْدَقِ يَنْقُلُ مَعَنَا التُّرَابَ وَهْوَ يَقُولُ " وَاللَّهِ لَوْلاَ اللَّهُ مَا اهْتَدَيْنَا، وَلاَ صُمْنَا وَلاَ صَلَّيْنَا، فَأَنْزِلَنْ سَكِينَةً عَلَيْنَا، وَثَبِّتِ الأَقْدَامَ إِنْ لاَقَيْنَا، وَالْمُشْرِكُونَ قَدْ بَغَوْا عَلَيْنَا، إِذَا أَرَادُوا فِتْنَةً أَبَيْنَا".
Ebu Nu'mân [Muhammed b. el-Fadl] bize tahdis etti, Cerîr —o İbn Hazım’dır— bize haber verdi; Ebu İshak [es-Sebîî]’den; Berâ b. Âzib’den [naklederek]. (Berâ) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i Hendek günü (hendek kazılırken) bizinle birlikte toprak taşırken gördüm. O (toprak taşırken) şu (recez)leri söylüyordu: “Vallahi, Allah olmasaydı biz doğru yolu bulamazdık; Ne oruç tutar ne de namaz kılabilirdik. (Ey Rabbimiz!) Üzerimize manevi bir huzur (sekîne) indir; Düşmanla karşılaşırsak ayaklarımızı sabit kıl (bize sebat ver). Şu müşrikler bize karşı azgınlık/zulüm (beğav) ettiler. Onlar ne zaman bizi dinimizden döndürmek (fitne) isteseler biz buna yanaşmayız (ebeynâ)!”