7305. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ النَّصْرِيُّ، وَكَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ ذَكَرَ لِي ذِكْرًا مِنْ ذَلِكَ فَدَخَلْتُ عَلَى مَالِكٍ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ انْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى عُمَرَ أَتَاهُ حَاجِبُهُ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ يَسْتَأْذِنُونَ. قَالَ نَعَمْ. فَدَخَلُوا فَسَلَّمُوا وَجَلَسُوا. فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ. فَأَذِنَ لَهُمَا. قَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ الظَّالِمِ. اسْتَبَّا. فَقَالَ الرَّهْطُ عُثْمَانُ وَأَصْحَابُهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَأَرِحْ أَحَدَهُمَا مِنَ الآخَرِ. فَقَالَ اتَّئِدُوا أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ، هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ ". يُرِيدُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفْسَهُ. قَالَ الرَّهْطُ قَدْ قَالَ ذَلِكَ. فَأَقْبَلَ عُمَرُ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ذَلِكَ. قَالاَ نَعَمْ. قَالَ عُمَرُ فَإِنِّي مُحَدِّثُكُمْ عَنْ هَذَا الأَمْرِ، إِنَّ اللَّهَ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْمَالِ بِشَىْءٍ لَمْ يُعْطِهِ أَحَدًا غَيْرَهُ، فَإِنَّ اللَّهَ يَقُولُ {مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ} الآيَةَ، فَكَانَتْ هَذِهِ خَالِصَةً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وَاللَّهِ مَا احْتَازَهَا دُونَكُمْ وَلاَ اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ، وَقَدْ أَعْطَاكُمُوهَا وَبَثَّهَا فِيكُمْ، حَتَّى بَقِيَ مِنْهَا هَذَا الْمَالُ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَتِهِمْ مِنْ هَذَا الْمَالِ، ثُمَّ يَأْخُذُ مَا بَقِيَ فَيَجْعَلُهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ، فَعَمِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ حَيَاتَهُ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ فَقَالُوا نَعَمْ. ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ أَنْشُدُكُمَا اللَّهَ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ. ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَبَضَهَا أَبُو بَكْرٍ فَعَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَنْتُمَا حِينَئِذٍ ـ وَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ ـ تَزْعُمَانِ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ فِيهَا كَذَا، وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّهُ فِيهَا صَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ، ثُمَّ تَوَفَّى اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ. فَقَبَضْتُهَا سَنَتَيْنِ أَعْمَلُ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جِئْتُمَانِي وَكَلِمَتُكُمَا عَلَى كَلِمَةٍ وَاحِدَةٍ وَأَمْرُكُمَا جَمِيعٌ، جِئْتَنِي تَسْأَلُنِي نَصِيبَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ، وَأَتَانِي هَذَا يَسْأَلُنِي نَصِيبَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا، عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ وَمِيثَاقَهُ تَعْمَلاَنِ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِمَا عَمِلَ فِيهَا أَبُو بَكْرٍ وَبِمَا عَمِلْتُ فِيهَا مُنْذُ وَلِيتُهَا، وَإِلاَّ فَلاَ تُكَلِّمَانِي فِيهَا. فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا بِذَلِكَ. فَدَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ، أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا بِذَلِكَ قَالَ الرَّهْطُ نَعَمْ. فَأَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ هَلْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا بِذَلِكَ. قَالاَ نَعَمْ. قَالَ أَفَتَلْتَمِسَانِ مِنِّي قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ فَوَالَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ لاَ أَقْضِي فِيهَا قَضَاءً غَيْرَ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ، فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَادْفَعَاهَا إِلَىَّ، فَأَنَا أَكْفِيكُمَاهَا.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, Leys bize tahdis etti, Ukayl bana tahdis etti; İbn Şihab’dan [naklederek]. Dedi ki: Malik b. Evs en-Nasri bana haber verdi. Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im bana bu konuda bazı şeyler zikretmişti. Ben de Malik b. Evs’in yanına girdim ve ona sordum. (Malik) dedi ki: “Ömer’in yanına girmek üzere çıktım. Kapıcısı Yerfa ona geldi ve dedi ki: ‘Osman, Abdurrahman, Zübeyr ve Sa’d izin istiyorlar.’ (Ömer): ‘Evet’ dedi. Girdiler, selam verip oturdular. Sonra (Yerfa): ‘Ali ve Abbas için izin verir misin?’ dedi. Onlara da izin verdi. Abbas dedi ki: ‘Ey Müminlerin Emiri! Benimle şu zalim arasında hüküm ver.’ (Aralarında ağır sözler geçti). (Oradaki) topluluk, Osman ve arkadaşları dediler ki: ‘Ey Müminlerin Emiri! Aralarında hüküm ver de birini diğerinden kurtar.’ (Ömer) dedi ki: ‘Acele etmeyin. İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum: Siz biliyor musunuz ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biz miras bırakmayız. Bıraktığımız her şey sadakadır.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bununla) kendisini kastediyordu.’ Topluluk: ‘Evet, bunu söylemiştir’ dediler. Sonra Ömer, Ali ve Abbas’a döndü ve dedi ki: ‘Allah adına size soruyorum: Siz ikiniz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in böyle buyurduğunu biliyor musunuz?’ Onlar da: ‘Evet’ dediler. Ömer dedi ki: ‘Size bu işi anlatayım. Muhakkak ki Allah, Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem’e bu malda kimseye vermediği özel bir hak vermiştir. Çünkü Allah şöyle buyuruyor: {Allah’ın onlardan Resulüne verdiği fey’e gelince, siz onun üzerine (at ve deve) sürmediniz... [Haşr: 6]} ayeti. Bu mallar, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti. Sonra vallahi, o, bunları sissiz (kendi hesabına) biriktirmedi ve size karşı (kendine ayırıp) tercih etmedi. Bilakis size verdi ve aranızda dağıttı. Nihayet ondan geriye bu mal kaldı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ailesinin yıllık nafakasını bu maldan verirdi. Sonra kalanı alır ve Allah’ın malının harcandığı yere harcardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayatı boyunca böyle yaptı. Allah adına size soruyorum, bunu biliyor musunuz?’ Onlar: ‘Evet’ dediler. Sonra Ali ve Abbas’a dedi ki: ‘Allah adına size soruyorum, bunu biliyor musunuz?’ Onlar da: ‘Evet’ dediler. ‘Sonra Allah Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem’i vefat ettirince Ebu Bekir: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in velisiyim” dedi. Ebu Bekir bu malı aldı ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onda nasıl amel ettiyse öyle davrandı. –Ali ve Abbas’a dönerek– O zaman sizler, Ebu Bekir’in bu işte (size haksızlık ettiğini) zannediyordunuz. Oysa Allah biliyor ki o, bu işte sadık, iyi, doğru yolda ve hakka tabi idi. Sonra Allah Ebu Bekir’i vefat ettirdi. Ben de: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ve Ebu Bekir’in velisiyim” dedim. İki yıl boyunca onu idare ettim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir onda nasıl amel ettiyse öyle amel ettim. Sonra siz ikiniz bana geldiniz. Sözünüz birdi, işiniz aynıydı. (Abbas’a): Sen bana geldin, kardeşinin oğlundan (düşen) nasibini istiyordun. Bu (Ali) de bana geldi, karısının babasından (düşen) nasibini istiyordu. Ben de dedim ki: “İsterseniz onu size vereyim. Şu şartla ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekir onda nasıl amel ettiyse ve ben veliliğini aldığımdan beri nasıl amel ettiysem öyle amel edeceğinize dair Allah’ın ahdi ve misakı üzerinize olsun. Aksi takdirde bu konuda benimle konuşmayın.” Siz de “Bu şartla onu bize ver” dediniz. Ben de onu bu şartla size verdim. Allah adına size soruyorum (ey cemaat), onu bu şartla mı onlara verdim?’ Topluluk: ‘Evet’ dedi. Sonra Ali ve Abbas’a döndü ve: ‘Allah adına size soruyorum, onu bu şartla mı size verdim?’ dedi. Onlar da: ‘Evet’ dediler. (Ömer) dedi ki: ‘Yoksa benden bundan başka bir hüküm mü istiyorsunuz? İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah’a yemin olsun ki, kıyamet kopuncaya kadar ben bunun hakkında bundan başka bir hüküm vermem. Eğer ondan (idare etmekten) aciz kaldıysanız onu bana geri verin, ben sizin yerinize onu idare ederim.’”