İman Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

193_5. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ هِلاَلٍ الْعَنَزِيُّ، ح وَحَدَّثَنَاهُ سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا مَعْبَدُ بْنُ هِلاَلٍ الْعَنَزِيُّ، قَالَ انْطَلَقْنَا إِلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَتَشَفَّعْنَا بِثَابِتٍ فَانْتَهَيْنَا إِلَيْهِ وَهُوَ يُصَلِّي الضُّحَى فَاسْتَأْذَنَ لَنَا ثَابِتٌ فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ وَأَجْلَسَ ثَابِتًا مَعَهُ عَلَى سَرِيرِهِ فَقَالَ لَهُ يَا أَبَا حَمْزَةَ إِنَّ إِخْوَانَكَ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ يَسْأَلُونَكَ أَنْ تُحَدِّثَهُمْ حَدِيثَ الشَّفَاعَةِ ‏.‏ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ مَاجَ النَّاسُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ لَهُ اشْفَعْ لِذُرِّيَّتِكَ ‏.‏ فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِإِبْرَاهِيمَ - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ خَلِيلُ اللَّهِ ‏.‏ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُوسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ كَلِيمُ اللَّهِ ‏.‏ فَيُؤْتَى مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِعِيسَى - عَلَيْهِ السَّلاَمُ - فَإِنَّهُ رُوحُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ ‏.‏ فَيُؤْتَى عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ لَهَا وَلَكِنْ عَلَيْكُمْ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَأُوتَى فَأَقُولُ أَنَا لَهَا ‏.‏ فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي فَأَقُومُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَأَحْمَدُهُ بِمَحَامِدَ لاَ أَقْدِرُ عَلَيْهِ الآنَ يُلْهِمُنِيهِ اللَّهُ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَقُولُ رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي ‏.‏ فَيُقَالُ انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ بُرَّةٍ أَوْ شَعِيرَةٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا ‏.‏ فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَرْجِعُ إِلَى رَبِّي فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ ‏.‏ فَأَقُولُ أُمَّتِي أُمَّتِي ‏.‏ فَيُقَالُ لِي انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنْهَا ‏.‏ فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ثُمَّ أَعُودُ إِلَى رَبِّي فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَهْ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي أُمَّتِي ‏.‏ فَيُقَالُ لِي انْطَلِقْ فَمَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ أَدْنَى أَدْنَى أَدْنَى مِنْ مِثْقَالِ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجْهُ مِنَ النَّارِ فَأَنْطَلِقُ فَأَفْعَلُ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثُ أَنَسٍ الَّذِي أَنْبَأَنَا بِهِ فَخَرَجْنَا مِنْ عِنْدِهِ فَلَمَّا كُنَّا بِظَهْرِ الْجَبَّانِ قُلْنَا لَوْ مِلْنَا إِلَى الْحَسَنِ فَسَلَّمْنَا عَلَيْهِ وَهُوَ مُسْتَخْفٍ فِي دَارِ أَبِي خَلِيفَةَ - قَالَ - فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ فَسَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَقُلْنَا يَا أَبَا سَعِيدٍ جِئْنَا مِنْ عِنْدِ أَخِيكَ أَبِي حَمْزَةَ فَلَمْ نَسْمَعْ مِثْلَ حَدِيثٍ حَدَّثَنَاهُ فِي الشَّفَاعَةِ قَالَ هِيهِ ‏.‏ فَحَدَّثْنَاهُ الْحَدِيثَ ‏.‏ فَقَالَ هِيهِ ‏.‏ قُلْنَا مَا زَادَنَا ‏.‏ قَالَ قَدْ حَدَّثَنَا بِهِ مُنْذُ عِشْرِينَ سَنَةً وَهُوَ يَوْمَئِذٍ جَمِيعٌ وَلَقَدْ تَرَكَ شَيْئًا مَا أَدْرِي أَنَسِيَ الشَّيْخُ أَوْ كَرِهَ أَنْ يُحَدِّثَكُمْ فَتَتَّكِلُوا ‏.‏ قُلْنَا لَهُ حَدِّثْنَا ‏.‏ فَضَحِكَ وَقَالَ خُلِقَ الإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ مَا ذَكَرْتُ لَكُمْ هَذَا إِلاَّ وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أُحَدِّثَكُمُوهُ ‏"‏ ثُمَّ أَرْجِعُ إِلَى رَبِّي فِي الرَّابِعَةِ فَأَحْمَدُهُ بِتِلْكَ الْمَحَامِدِ ثُمَّ أَخِرُّ لَهُ سَاجِدًا فَيُقَالُ لِي يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ وَقُلْ يُسْمَعْ لَكَ وَسَلْ تُعْطَ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ ‏.‏ فَأَقُولُ يَا رَبِّ ائْذَنْ لِي فِيمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ لَيْسَ ذَاكَ لَكَ - أَوْ قَالَ لَيْسَ ذَاكَ إِلَيْكَ - وَلَكِنْ وَعِزَّتِي وَكِبْرِيَائِي وَعَظَمَتِي وَجِبْرِيَائِي لأُخْرِجَنَّ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَشْهَدُ عَلَى الْحَسَنِ أَنَّهُ حَدَّثَنَا بِهِ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ أُرَاهُ قَالَ قَبْلَ عِشْرِينَ سَنَةً وَهُوَ يَوْمَئِذٍ جَمِيعٌ ‏.‏

Ebu'r-Rebi' el-Ateki bize tahdis etti. Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. Ma'bed b. Hilal el-Anezi bize tahdis etti. [H] Ve bunu bize Said b. Mansur tahdis etti. —Lafız ona aittir.— Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. Ma'bed b. Hilal el-Anezi [nakletti]; dedi ki: Enes b. Malik’in yanına gittik ve Sabit’i [el-Bünani] şefaatçi kıldık [aracı yaptık]. Yanına ulaştığımızda kuşluk namazı kılıyordu. Sabit bizim için izin istedi, biz de yanına girdik. [Enes], Sabit’i kendisiyle birlikte sedirine [serir] oturttu. [Sabit] ona: “Ey Ebu Hamza! Basra halkından olan kardeşlerin, kendilerine şefaat hadisini tahdis etmeni istiyorlar,” dedi. [Enes] dedi ki: Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem bize tahdis edip şöyle buyurdu: “Kıyamet günü olduğu zaman insanlar bir dalga gibi birbirine karışırlar. Adem’e gelip: ‘Zürriyetin için şefaat et!’ derler. O: ‘Ben o makamda değilim; lakin siz İbrahim aleyhisselam’a gidin, çünkü o Halilullah’tır [Allah’ın dostudur],’ der. İbrahim’e gelirler. O: ‘Ben o makamda değilim; lakin siz Musa aleyhisselam’a gidin, çünkü o Kelimullah’tır [Allah’ın kendisiyle konuştuğudur],’ der. Musa’ya gelinir. O: ‘Ben o makamda değilim; lakin siz İsa aleyhisselam’a gidin, çünkü o Ruhullah ve O’nun Kelimesidir,’ der. İsa’ya gelinir. O: ‘Ben o makamda değilim; lakin siz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin,’ der. Nihayet bana gelinir. Ben de: ‘Ben o makamdayım [buna yetkiliyim],’ derim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim; bana izin verilir. O’nun huzurunda durur ve şu an güç yetiremediğim, Allah’ın bana [o gün] ilham edeceği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra O’na secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. Bunun üzerine: ‘Git! Kalbinde bir buğday tanesi veya bir arpa tanesi ağırlığınca iman olan kimseyi oradan [ateşten] çıkar,’ denilir. Gider ve bunu yaparım. Sonra Rabbime döner, o hamdler ile [tekrar] hamd eder ve secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben: ‘Ümmetim, ümmetim!’ derim. ‘Git! Kalbinde bir hardal tanesi ağırlığınca iman olan kimseyi oradan çıkar,’ denilir. Gider ve bunu yaparım. Sonra Rabbime [yine] döner, o hamdler ile hamd eder ve secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben: ‘Ey Rabbim! Ümmetim, ümmetim!’ derim. Bunun üzerine: ‘Git! Kalbinde hardal tanesinden çok daha az, çok daha az, çok daha az iman olan kimseyi ateşten çıkar,’ denilir. Gider ve bunu yaparım.” Bu, Enes’in bize haber verdiği hadistir. Yanından çıktık ve Cebban sırtına geldiğimizde: “Hasan’ın [el-Basri] yanına uğrayıp ona selam versek!” dedik. O zaman o, Ebu Halife’nin evinde gizleniyordu. Yanına girdik ve selam verdik. “Ey Ebu Said! Kardeşin Ebu Hamza’nın [Enes] yanından geldik; bize şefaat hakkında anlattığı hadisin bir benzerini hiç işitmedik,” dedik. “Anlatın bakalım,” dedi. Hadisi ona anlattık. “Anlatmaya devam edin,” dedi. “Bize daha fazlasını anlatmadı,” dedik. [Hasan el-Basri] şöyle dedi: “Bize bu hadisi yirmi yıl önce, o zamanlar zinde [cemî'] iken tahdis etmişti. Muhakkak ki o bir şeyi eksik bıraktı [anlatmadı]; bilmiyorum ihtiyarlığından dolayı mı unuttu yoksa [hadisin o kısmına] güvenip de ameli bırakırsınız diye mi size anlatmak istemedi?” Ona: “Bize anlat!” dedik. Güldü ve: “İnsan aceleci yaratılmıştır! Ben bunu size anlatmak istemeseydim zaten zikretmezdim,” dedi [ve şöyle devam etti]: “Sonra dördüncü defa Rabbime dönerim, o hamdler ile hamd eder ve secdeye kapanırım. Bana: ‘Ey Muhammed! Başını kaldır; söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben: ‘Ey Rabbim! Bana “La ilahe illallah” diyenler hakkında [da şefaat etmem için] izin ver,’ derim. [Allah]: ‘O senin yetkinde değildir —veya: O iş sana ait değildir—; lakin İzzetim, Kibriyam, Azametim ve Celalim [Cibriyaî] üzerine yemin olsun ki; “La ilahe illallah” diyen herkesi mutlaka [ateşten] çıkaracağım,’ buyurur.” [Ravi] dedi ki: Ben Hasan’ın; bunu Enes b. Malik’ten yirmi yıl önce —ki o zaman zindeydi— işittiğine dair şahitlik ederim.