Alışveriş (Büyû‘) Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1536_6. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ، كِلاَهُمَا عَنْ زَكَرِيَّاءَ، قَالَ ابْنُ أَبِي خَلَفٍ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الْمَكِّيُّ، وَهُوَ جَالِسٌ عِنْدَ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْمُحَاقَلَةِ وَالْمُزَابَنَةِ وَالْمُخَابَرَةِ وَأَنْ تُشْتَرَى النَّخْلُ حَتَّى تُشْقِهَ - وَالإِشْقَاهُ أَنْ يَحْمَرَّ أَوْ يَصْفَرَّ أَوْ يُؤْكَلَ مِنْهُ شَىْءٌ - وَالْمُحَاقَلَةُ أَنْ يُبَاعَ الْحَقْلُ بِكَيْلٍ مِنَ الطَّعَامِ مَعْلُومٍ وَالْمُزَابَنَةُ أَنْ يُبَاعَ النَّخْلُ بِأَوْسَاقٍ مِنَ التَّمْرِ وَالْمُخَابَرَةُ الثُّلُثُ وَالرُّبُعُ وَأَشْبَاهُ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ قُلْتُ لِعَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ أَسَمِعْتَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَذْكُرُ هَذَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhim ve Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef anlattılar. Her ikisi de Zekeriyyâ'dan [naklettiler]. İbn Ebî Halef dedi ki: Bize Zekeriyyâ b. Adiyy anlattı; bize Ubeydullah, Zeyd b. Ebî Üneyse'den haber verdi; bize Ebû'l-Velîd el-Mekkî -kendisi Atâ b. Ebî Rabâh'ın yanında otururken- Câbir b. Abdullah'tan [naklederek şunu] anlattı: “Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]; muhâkale, müzâbene ve muhâbereyi, bir de hurma [meyvelerinin]; 'işkâh' oluncaya kadar satın alınmasını yasakladı. —'İşkâh'; [meyvenin] kızarması, sararması veya ondan bir şey yenilebilir duruma gelmesidir.— Muhâkale; [ekili] tarlanın, miktarı belli bir gıda karşılığında satılmasıdır. Müzâbene; hurma ağacındaki [yaş hurmanın] veskler (yükler)ce kuru hurma karşılığında satılmasıdır. Muhâbere ise; [mahsulün] üçte biri, dörtte biri ve benzeri [oranlar] karşılığında [toprağı kiraya vermektir].” Zeyd dedi ki: Atâ b. Ebî Rabâh'a: “Sen Câbir b. Abdullah'ın bunları Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'den naklederek zikrettiğini işittin mi?” diye sordum; [Atâ]: “Evet” dedi.