1669_8. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكَ بْنَ أَنَسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي أَبُو لَيْلَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ رِجَالٍ، مِنْ كُبَرَاءِ قَوْمِهِ أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةَ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ مِنْ جَهْدٍ أَصَابَهُمْ فَأَتَى مُحَيِّصَةُ فَأَخْبَرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَدْ قُتِلَ وَطُرِحَ فِي عَيْنٍ أَوْ فَقِيرٍ فَأَتَى يَهُودَ فَقَالَ أَنْتُمْ وَاللَّهِ قَتَلْتُمُوهُ . قَالُوا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ . ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى قَدِمَ عَلَى قَوْمِهِ فَذَكَرَ لَهُمْ ذَلِكَ ثُمَّ أَقْبَلَ هُوَ وَأَخُوهُ حُوَيِّصَةُ وَهُوَ أَكْبَرُ مِنْهُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ فَذَهَبَ مُحَيِّصَةُ لِيَتَكَلَّمَ وَهُوَ الَّذِي كَانَ بِخَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمُحَيِّصَةَ " كَبِّرْ كَبِّرْ " . يُرِيدُ السِّنَّ فَتَكَلَّمَ حُوَيِّصَةُ ثُمَّ تَكَلَّمَ مُحَيِّصَةُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِمَّا أَنْ يَدُوا صَاحِبَكُمْ وَإِمَّا أَنْ يُؤْذِنُوا بِحَرْبٍ " . فَكَتَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ فِي ذَلِكَ فَكَتَبُوا إِنَّا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُوَيِّصَةَ وَمُحَيِّصَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ " أَتَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ " . قَالُوا لاَ . قَالَ " فَتَحْلِفُ لَكُمْ يَهُودُ " . قَالُوا لَيْسُوا بِمُسْلِمِينَ . فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِائَةَ نَاقَةٍ حَتَّى أُدْخِلَتْ عَلَيْهِمُ الدَّارَ . فَقَالَ سَهْلٌ فَلَقَدْ رَكَضَتْنِي مِنْهَا نَاقَةٌ حَمْرَاءُ .
Bana İshâk b. Mansûr anlattı; bize Bişr b. Ömer haber verdi; dedi ki: Mâlik b. Enes’in şöyle dediğini işittim: Bana Ebû Leylâ b. Abdullah b. Abdurrahman b. Sehl, Sehl b. Ebî Hasme’den [naklederek] anlattı. [Sehl de] kavminin büyüklerinden bazı kişilerin ona haber verdiğine göre [şunları anlattı]: Abdullah b. Sehl ve Muhayyisa, başlarına gelen bir darlık (cehd) sebebiyle Hayber’e gittiler. Sonra Muhayyisa gelerek, Abdullah b. Sehl’in öldürüldüğünü ve bir su kaynağına (ayn) yahut bir kuyuya (fakîr) atıldığını haber verdi. Ardından Yahudilere gidip: “Vallahi onu siz öldürdünüz!” dedi. Onlar: “Vallahi biz öldürmedik” dediler. Sonra Muhayyisa dönüp kavminin yanına geldi ve durumu onlara anlattı. Ardından kendisi, ondan daha büyük olan ağabeyi Huveyyisa ve Abdurrahman b. Sehl [Peygamber’e] geldiler. Hayber’de bulunmuş olduğu için Muhayyisa konuşmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] Muhayyisa’ya: “Büyük olanı öne al, büyük olanı öne al (kebbir kebbir)!” buyurdu; bununla yaşça büyük olanın konuşmasını kastetmişti. Bunun üzerine önce Huveyyisa konuştu, sonra da Muhayyisa konuştu. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “[Yahudiler] ya arkadaşınızın diyetini (yedû) öderler ya da savaş ilanını (harb) kabul ederler!” buyurdu. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] bu hususta onlara bir yazı gönderdi. Onlar da: “Vallahi biz onu öldürmedik” diye cevap yazdılar. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]; Huveyyisa, Muhayyisa ve Abdurrahman’a: “Yemin eder misiniz de arkadaşınızın kanının hak sahibi olur musunuz?” buyurdu. Onlar: “Hayır” dediler. [Efendimiz]: “O halde Yahudiler size yemin etsinler?” buyurdu. Onlar: “Fakat onlar Müslüman değiller!” dediler. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] o maktulün diyetini (vedehu) bizzat kendisi üstlendi ve onlara yüz dişi deve gönderdi; hatta o develer konaklarına kadar sokuldu. Sehl dedi ki: “O develerden kırmızı bir dişi deve beni tekmelemişti.”