Kasâme, Muharipler (Yol Kesenler), Kısas ve Diyetler Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1669_1. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ سَعِيدٍ - عَنْ بُشَيْرِ، بْنِ يَسَارٍ عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، - قَالَ يَحْيَى وَحَسِبْتُ قَالَ - وَعَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّهُمَا قَالاَ خَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلِ بْنِ زَيْدٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ حَتَّى إِذَا كَانَا بِخَيْبَرَ تَفَرَّقَا فِي بَعْضِ مَا هُنَالِكَ ثُمَّ إِذَا مُحَيِّصَةُ يَجِدُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَتِيلاً فَدَفَنَهُ ثُمَّ أَقْبَلَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ وَحُوَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَكَانَ أَصْغَرَ الْقَوْمِ فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ لِيَتَكَلَّمَ قَبْلَ صَاحِبَيْهِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ ‏"‏ ‏.‏ الْكُبْرَ فِي السِّنِّ فَصَمَتَ فَتَكَلَّمَ صَاحِبَاهُ وَتَكَلَّمَ مَعَهُمَا فَذَكَرُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقْتَلَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ فَقَالَ لَهُمْ ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا فَتَسْتَحِقُّونَ صَاحِبَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ قَاتِلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ قَالَ ‏"‏ فَتُبْرِئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ يَمِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَقْبَلُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَى عَقْلَهُ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys, Yahyâ’dan —ki o İbn Saîd’dir—; o, Buşeyr b. Yesâr’dan; o, Sehl b. Ebî Hasme’den nakletti. Yahyâ [b. Saîd] dedi ki: “Zannedersem [Buşeyr] Râfi' b. Hadîc’den de [nakletti] dedi.” Her ikisi de (Sehl ve Râfi') şöyle dediler: Abdullah b. Sehl b. Zeyd ve Muhayyisa b. Mes’ûd b. Zeyd yola çıktılar. Hayber’e vardıklarında, birtakım işler için birbirlerinden ayrıldılar. Sonra Muhayyisa, Abdullah b. Sehl’i öldürülmüş olarak buldu ve onu defnetti. Ardından Muhayyisa, Huveyyisa b. Mes’ûd ve Abdullah’ın kardeşi Abdurrahman b. Sehl ile birlikte Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e geldiler. Abdurrahman —ki grubun en genciydi— iki arkadaşından önce konuşmaya yeltendi. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] ona: “Büyük olan (kebbir) [konuşsun]!” buyurarak yaşça büyük olana öncelik verilmesini istedi. Bunun üzerine o (Abdurrahman) sustu; iki arkadaşı konuştu ve o da onlarla beraber söze katıldı. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e Abdullah b. Sehl’in öldürülmesini anlattılar. [Resulullah] onlara: “Elli defa yemin eder misiniz de, böylece arkadaşınızın [kanının/diyetinin] ya da katilin [cezalandırılmasının] hak sahibi olur musunuz?” buyurdu. Onlar: “Görmediğimiz bir şeye nasıl yemin ederiz?” dediler. [Resulullah]: “O halde Yahudiler elli yemin ile sizi [iddianızdan] kurtarsınlar?” buyurdu. Onlar: “Kâfir bir topluluğun yeminlerini nasıl kabul ederiz?” dediler. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onların bu durumunu görünce, [ölenin] diyetini (akl) kendisi verdi.

1669_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، وَرَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّ مُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ، وَعَبْدَ، اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ انْطَلَقَا قِبَلَ خَيْبَرَ فَتَفَرَّقَا فِي النَّخْلِ فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ فَاتَّهَمُوا الْيَهُودَ فَجَاءَ أَخُوهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ وَابْنَا عَمِّهِ حُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فِي أَمْرِ أَخِيهِ وَهُوَ أَصْغَرُ مِنْهُمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ الْكُبْرَ - أَوْ قَالَ - لِيَبْدَإِ الأَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَتَكَلَّمَا فِي أَمْرِ صَاحِبِهِمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُقْسِمُ خَمْسُونَ مِنْكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ فَيُدْفَعُ بِرُمَّتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا أَمْرٌ لَمْ نَشْهَدْهُ كَيْفَ نَحْلِفُ قَالَ ‏"‏ فَتُبْرِئُكُمْ يَهُودُ بِأَيْمَانِ خَمْسِينَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَوْمٌ كُفَّارٌ قَالَ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قِبَلِهِ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَدَخَلْتُ مِرْبَدًا لَهُمْ يَوْمًا فَرَكَضَتْنِي نَاقَةٌ مِنْ تِلْكَ الإِبِلِ رَكْضَةً بِرِجْلِهَا ‏.‏ قَالَ حَمَّادٌ هَذَا أَوْ نَحْوَهُ ‏.‏

Bana Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî de anlattı; bize Hammâd b. Zeyd anlattı; bize Yahyâ b. Saîd, Buşeyr b. Yesâr’dan; o da Sehl b. Ebî Hasme ve Râfi' b. Hadîc’den [naklederek şunları] anlattı: Muhayyisa b. Mes’ûd ile Abdullah b. Sehl, Hayber tarafına gitmişlerdi. Hurmalıklar arasında birbirlerinden ayrıldılar. Sonra Abdullah b. Sehl öldürüldü. [Müslümanlar katil olarak] Yahudileri itham ettiler. Bunun üzerine [Abdullah’ın] kardeşi Abdurrahman ile amcasının oğulları Huveyyisa ve Muhayyisa, Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e geldiler. Abdurrahman —ki onlardan daha gençti— kardeşinin davası hakkında konuşmaya başladı. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Yaşça büyük olanı öne al (kebbir el-kübra) —yahut— konuşmaya büyük olan başlasın!” buyurdu. Bunun üzerine o iki arkadaşı, dostlarının davası hakkında konuştular. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “İçinizden elli kişi, onlardan [şüpheli] bir adam aleyhine yemin ederse, o kişi [kendisine kısas uygulanmak üzere] size tamamen (bi-rummetihî) teslim edilir” buyurdu. Onlar: “Şahit olmadığımız bir iş için nasıl yemin ederiz?” dediler. [Resulullah]: “O halde Yahudiler, içlerinden elli kişinin edeceği yeminle sizi [iddianızdan] kurtarsınlar?” buyurdu. Onlar: “Ey Allah'ın Elçisi! [Onlar] kâfir bir topluluktur [yeminlerine nasıl güvenilir]?” dediler. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] o maktulün diyetini (vedehu) bizzat kendisi ödedi. Sehl [b. Ebî Hasme] dedi ki: “Bir gün onlara ait bir deve yatağına (mirbed) girmiştim de o deveden (diyet develerinden) bir dişi deve ayağıyla beni bir kez tekmeledi.” Hammâd: “Bu şekilde ya da buna benzer [bir rivayet nakletti]” dedi.

1669_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ، يَسَارٍ عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ نَحْوَهُ ‏.‏ وَقَالَ فِي حَدِيثِهِ فَعَقَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ فِي حَدِيثِهِ فَرَكَضَتْنِي نَاقَةٌ ‏.‏

Bize el-Kavârîrî de anlattı; bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; bize Yahyâ b. Saîd, Buşeyr b. Yesâr’dan; o da Sehl b. Ebî Hasme’den; o da Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’den bunun benzerini nakletti. [Ravî] kendi hadisinde: “Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onun diyetini (akelehu) kendi yanından verdi” dedi; ancak: “Bir deve beni tekmeledi” [ifadesini] zikretmedi.

1669_4. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي الثَّقَفِيَّ - جَمِيعًا عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ، بْنِ أَبِي حَثْمَةَ بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ ‏.‏

Bize Amr en-Nâkıd anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı. (H) Bize Muhammed b. el-Müsennâ da anlattı; bize Abdülvehhâb —yani es-Sekafî— anlattı. Bunların tamamı Yahyâ b. Saîd’den; o, Buşeyr b. Yesâr’dan; o da Sehl b. Ebî Hasme’den [naklettiler]. [Hepsi de] önceki ravilerin hadisinin bir benzerini [rivayet ettiler].

1669_5. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلِ بْنِ زَيْدٍ، وَمُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ الأَنْصَارِيَّيْنِ، ثُمَّ مِنْ بَنِي حَارِثَةَ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ وَأَهْلُهَا يَهُودُ فَتَفَرَّقَا لِحَاجَتِهِمَا فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ فَوُجِدَ فِي شَرَبَةٍ مَقْتُولاً فَدَفَنَهُ صَاحِبُهُ ثُمَّ أَقْبَلَ إِلَى الْمَدِينَةِ فَمَشَى أَخُو الْمَقْتُولِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ وَحُوَيِّصَةُ فَذَكَرُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَأْنَ عَبْدِ اللَّهِ وَحَيْثُ قُتِلَ فَزَعَمَ بُشَيْرٌ وَهُوَ يُحَدِّثُ عَمَّنْ أَدْرَكَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ لَهُمْ ‏"‏ تَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا وَتَسْتَحِقُّونَ قَاتِلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ صَاحِبَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا شَهِدْنَا وَلاَ حَضَرْنَا ‏.‏ فَزَعَمَ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ فَتُبْرِئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَقْبَلُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَزَعَمَ بُشَيْرٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَلَهُ مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb anlattı; bize Süleyman b. Bilâl, Yahyâ b. Saîd’den; o da Buşeyr b. Yesâr’dan [naklederek şunları] anlattı: Ensâr’dan ve sonra da Benî Hârise’den olan Abdullah b. Sehl b. Zeyd ile Muhayyisa b. Mes’ûd b. Zeyd, Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] zamanında Hayber’e gittiler. O günlerde orası sulh (barış) halindeydi ve halkı Yahudi idi. İhtiyaçları için birbirlerinden ayrıldılar. Sonra Abdullah b. Sehl öldürüldü ve bir su çukurunda (şerebe) öldürülmüş olarak bulundu. Arkadaşı onu defnetti, sonra Medine’ye döndü. Maktulün kardeşi Abdurrahman b. Sehl ile Muhayyisa ve Huveyyisa [Resulullah’a] gittiler; Abdullah’ın durumunu ve nerede öldürüldüğünü Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e anlattılar. Buşeyr, Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in ashabından yetiştiği kimselerden naklen anlattığına göre, [Efendimiz] onlara: “Elli defa yemin eder misiniz de, böylece katilin [cezalandırılmasının] ya da arkadaşınızın [diyetinin] hak sahibi olur musunuz?” buyurdu. Onlar: “Ey Allah’ın Elçisi! [Olayı] ne gördük ne de [orada] hazır bulunduk” dediler. [Ravînin] anlattığına göre Resulullah: “O halde Yahudiler elli [yemin] ile sizi [iddianızdan] kurtarsınlar?” buyurdu. Onlar: “Ey Allah’ın Elçisi! Kâfir bir topluluğun yeminlerini nasıl kabul ederiz?” dediler. Buşeyr’in dediğine göre, bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] o maktulün diyetini (akelehu) bizzat kendisi ödedi.

1669_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ مِنْ بَنِي حَارِثَةَ يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلِ بْنِ زَيْدٍ انْطَلَقَ هُوَ وَابْنُ عَمٍّ لَهُ يُقَالُ لَهُ مُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ اللَّيْثِ إِلَى قَوْلِهِ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى فَحَدَّثَنِي بُشَيْرُ بْنُ يَسَارٍ قَالَ أَخْبَرَنِي سَهْلُ بْنُ أَبِي حَثْمَةَ قَالَ لَقَدْ رَكَضَتْنِي فَرِيضَةٌ مِنْ تِلْكَ الْفَرَائِضِ بِالْمِرْبَدِ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ da anlattı; bize Huşeym haber verdi; Yahyâ b. Saîd’den; o da Buşeyr b. Yesâr’dan [nakletti]. Ensâr’dan Benî Hârise koluna mensup, Abdullah b. Sehl b. Zeyd denilen bir adam, Muhayyisa b. Mes’ûd b. Zeyd denilen amcasının oğluyla birlikte yola çıktı... [Ravî] hadisi Leys’in hadisine benzer şekilde: “Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onun diyetini (vedehu) bizzat kendisi ödedi” kısmına kadar anlattı. Yahyâ [b. Saîd] dedi ki: Bana Buşeyr b. Yesâr anlattı; dedi ki: Sehl b. Ebî Hasme bana: “Muhakkak ki o [diyet olarak verilen] develerden (farîda) bir dişi deve, deve yatağında (mirbed) beni tekmelemişti” dedi.

1669_7. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا بُشَيْرُ، بْنُ يَسَارٍ الأَنْصَارِيُّ عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ نَفَرًا مِنْهُمُ انْطَلَقُوا إِلَى خَيْبَرَ فَتَفَرَّقُوا فِيهَا فَوَجَدُوا أَحَدَهُمْ قَتِيلاً ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَقَالَ فِيهِ فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُبْطِلَ دَمَهُ فَوَدَاهُ مِائَةً مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize Saîd b. Ubeyd anlattı; bize Buşeyr b. Yesâr el-Ensârî, Sehl b. Ebî Hasme el-Ensârî’den [naklederek şunları] anlattı: [Sehl b. Ebî Hasme’nin] haber verdiğine göre; [Ensâr’dan] bir grup Hayber’e gittiler, orada birbirlerinden ayrıldılar ve derken içlerinden birini öldürülmüş olarak buldular... [Ravî] hadisi [öncekiler gibi] anlattı ve şunları söyledi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onun kanının boşa gitmesini (yubtila demehu) istemedi ve ona [vârislerine] sadaka (zekât) develerinden yüz deve diyet (vedehu) verdi.

1669_8. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكَ بْنَ أَنَسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي أَبُو لَيْلَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ رِجَالٍ، مِنْ كُبَرَاءِ قَوْمِهِ أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةَ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ مِنْ جَهْدٍ أَصَابَهُمْ فَأَتَى مُحَيِّصَةُ فَأَخْبَرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَدْ قُتِلَ وَطُرِحَ فِي عَيْنٍ أَوْ فَقِيرٍ فَأَتَى يَهُودَ فَقَالَ أَنْتُمْ وَاللَّهِ قَتَلْتُمُوهُ ‏.‏ قَالُوا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى قَدِمَ عَلَى قَوْمِهِ فَذَكَرَ لَهُمْ ذَلِكَ ثُمَّ أَقْبَلَ هُوَ وَأَخُوهُ حُوَيِّصَةُ وَهُوَ أَكْبَرُ مِنْهُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ فَذَهَبَ مُحَيِّصَةُ لِيَتَكَلَّمَ وَهُوَ الَّذِي كَانَ بِخَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمُحَيِّصَةَ ‏"‏ كَبِّرْ كَبِّرْ ‏"‏ ‏.‏ يُرِيدُ السِّنَّ فَتَكَلَّمَ حُوَيِّصَةُ ثُمَّ تَكَلَّمَ مُحَيِّصَةُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِمَّا أَنْ يَدُوا صَاحِبَكُمْ وَإِمَّا أَنْ يُؤْذِنُوا بِحَرْبٍ ‏"‏ ‏.‏ فَكَتَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ فِي ذَلِكَ فَكَتَبُوا إِنَّا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُوَيِّصَةَ وَمُحَيِّصَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَحْلِفُ لَكُمْ يَهُودُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لَيْسُوا بِمُسْلِمِينَ ‏.‏ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِائَةَ نَاقَةٍ حَتَّى أُدْخِلَتْ عَلَيْهِمُ الدَّارَ ‏.‏ فَقَالَ سَهْلٌ فَلَقَدْ رَكَضَتْنِي مِنْهَا نَاقَةٌ حَمْرَاءُ ‏.‏

Bana İshâk b. Mansûr anlattı; bize Bişr b. Ömer haber verdi; dedi ki: Mâlik b. Enes’in şöyle dediğini işittim: Bana Ebû Leylâ b. Abdullah b. Abdurrahman b. Sehl, Sehl b. Ebî Hasme’den [naklederek] anlattı. [Sehl de] kavminin büyüklerinden bazı kişilerin ona haber verdiğine göre [şunları anlattı]: Abdullah b. Sehl ve Muhayyisa, başlarına gelen bir darlık (cehd) sebebiyle Hayber’e gittiler. Sonra Muhayyisa gelerek, Abdullah b. Sehl’in öldürüldüğünü ve bir su kaynağına (ayn) yahut bir kuyuya (fakîr) atıldığını haber verdi. Ardından Yahudilere gidip: “Vallahi onu siz öldürdünüz!” dedi. Onlar: “Vallahi biz öldürmedik” dediler. Sonra Muhayyisa dönüp kavminin yanına geldi ve durumu onlara anlattı. Ardından kendisi, ondan daha büyük olan ağabeyi Huveyyisa ve Abdurrahman b. Sehl [Peygamber’e] geldiler. Hayber’de bulunmuş olduğu için Muhayyisa konuşmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] Muhayyisa’ya: “Büyük olanı öne al, büyük olanı öne al (kebbir kebbir)!” buyurdu; bununla yaşça büyük olanın konuşmasını kastetmişti. Bunun üzerine önce Huveyyisa konuştu, sonra da Muhayyisa konuştu. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “[Yahudiler] ya arkadaşınızın diyetini (yedû) öderler ya da savaş ilanını (harb) kabul ederler!” buyurdu. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] bu hususta onlara bir yazı gönderdi. Onlar da: “Vallahi biz onu öldürmedik” diye cevap yazdılar. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]; Huveyyisa, Muhayyisa ve Abdurrahman’a: “Yemin eder misiniz de arkadaşınızın kanının hak sahibi olur musunuz?” buyurdu. Onlar: “Hayır” dediler. [Efendimiz]: “O halde Yahudiler size yemin etsinler?” buyurdu. Onlar: “Fakat onlar Müslüman değiller!” dediler. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] o maktulün diyetini (vedehu) bizzat kendisi üstlendi ve onlara yüz dişi deve gönderdi; hatta o develer konaklarına kadar sokuldu. Sehl dedi ki: “O develerden kırmızı bir dişi deve beni tekmelemişti.”

1670_1. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ أَبُو الطَّاهِرِ حَدَّثَنَا وَقَالَ، حَرْمَلَةُ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسُلَيْمَانُ، بْنُ يَسَارٍ مَوْلَى مَيْمُونَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الأَنْصَارِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقَرَّ الْقَسَامَةَ عَلَى مَا كَانَتْ عَلَيْهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ ‏.‏

Bana Ebü’t-Tâhir ve Harmele b. Yahyâ anlattılar. Ebü’t-Tâhir “bize anlattı”, Harmele ise “bize haber verdi” dedi. [Her ikisi de] İbn Vehb’den; [o da] bana Yûnus haber verdi [dedi]; İbn Şihâb’dan; [o da] bana Ebû Seleme b. Abdurrahman ve Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in eşi Meymûne’nin azatlısı Süleyman b. Yesâr’ın, Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in Ensâr’a mensup ashabından bir kişiden [naklettiklerine göre]: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem], Cahiliye döneminde nasıl uygulanıyorsa Kasâme’yi o haliyle aynen onayladı (ekarra).

1670_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ، شِهَابٍ بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏ وَزَادَ وَقَضَى بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ نَاسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فِي قَتِيلٍ ادَّعَوْهُ عَلَى الْيَهُودِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' de anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi; bize İbn Şihâb bu isnad ile bunun bir benzerini anlattı. [İbn Şihâb şunları da] ekledi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem], Ensâr’dan bazı kimseler arasında —Yahudilere karşı [onların öldürdüğünü] iddia ettikleri bir maktul hakkında— Kasâme ile hükmetti.

1670_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، أَخْبَرَاهُ عَنْ نَاسٍ، مِنَ الأَنْصَارِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ ابْنِ جُرَيْجٍ ‏.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hulvânî de anlattı; bize Ya'kūb —ki o İbn İbrâhîm b. Sa'd’dır— anlattı; bize babam, Sâlih’ten; o, İbn Şihâb’dan [nakletti]. Ebû Seleme b. Abdurrahman ve Süleyman b. Yesâr’ın, Ensâr’dan bazı kimselerden; onların da Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'den [naklederek] kendisine haber verdiklerine göre, İbn Cüreyc’in hadisinin bir benzerini [rivayet ettiler].

1671_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ كِلاَهُمَا عَنْ هُشَيْمٍ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، وَحُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ عُرَيْنَةَ قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَاجْتَوَوْهَا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ شِئْتُمْ أَنْ تَخْرُجُوا إِلَى إِبِلِ الصَّدَقَةِ فَتَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَفَعَلُوا فَصَحُّوا ثُمَّ مَالُوا عَلَى الرِّعَاءِ فَقَتَلُوهُمْ وَارْتَدُّوا عَنِ الإِسْلاَمِ وَسَاقُوا ذَوْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ فِي أَثْرِهِمْ فَأُتِيَ بِهِمْ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ وَسَمَلَ أَعْيُنَهُمْ وَتَرَكَهُمْ فِي الْحَرَّةِ حَتَّى مَاتُوا

Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattılar. Her ikisi de Huşeym’den [naklettiler]. —Lafız Yahyâ’ya aittir.— Huşeym bize Abdülaziz b. Suhayb ve Humeyd’den; onlar da Enes b. Mâlik’ten [naklederek] haber verdiler ki: Ureyne kabilesinden bir grup insan Medine’ye Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in yanına geldiler; fakat Medine’nin iklimi onlara ağır geldi (ictevevhâ). Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onlara: “İsterseniz zekât (sadaka) develerinin yanına çıkın da onların sütlerinden ve idrarlarından için” buyurdu. Onlar da bunu yaptılar ve sağlığına kavuştular. Daha sonra ise çobanlara saldırıp onları öldürdüler ve İslam’dan döndüler (mürtet oldular); Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in develerini de önlerine katıp götürdüler. Bu durum Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e ulaşınca, peşlerinden [adam] gönderdi; yakalanıp getirildiler. [Resulullah da] onların ellerini ve ayaklarını kestirdi, gözlerine mil çektirdi (semale) ve onları Harra mevkiinde ölene kadar [o halde] bıraktı.

1671_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَبِي عُثْمَانَ، حَدَّثَنِي أَبُو رَجَاءٍ، مَوْلَى أَبِي قِلاَبَةَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، حَدَّثَنِي أَنَسٌ، أَنَّ نَفَرًا، مِنْ عُكْلٍ ثَمَانِيَةً قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَايَعُوهُ عَلَى الإِسْلاَمِ فَاسْتَوْخَمُوا الأَرْضَ وَسَقُمَتْ أَجْسَامُهُمْ فَشَكَوْا ذَلِكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ تَخْرُجُونَ مَعَ رَاعِينَا فِي إِبِلِهِ فَتُصِيبُونَ مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا بَلَى ‏.‏ فَخَرَجُوا فَشَرِبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا فَصَحُّوا فَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَطَرَدُوا الإِبِلَ فَبَلغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ فَأُدْرِكُوا فَجِيءَ بِهِمْ فَأَمَرَ بِهِمْ فَقُطِعَتْ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ وَسُمِرَ أَعْيُنُهُمْ ثُمَّ نُبِذُوا فِي الشَّمْسِ حَتَّى مَاتُوا ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ الصَّبَّاحِ فِي رِوَايَتِهِ وَاطَّرَدُوا النَّعَمَ ‏.‏ وَقَالَ وَسُمِّرَتْ أَعْيُنُهُمْ ‏.‏

Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. es-Sabbâh ve Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattılar. —Lafız Ebû Bekir’e aittir.— Dediler ki: Bize İbn Uleyye, Haccâc b. Ebî Osmân’dan anlattı. [Haccâc dedi ki]: Bana Ebû Kılâbe’nin azatlısı Ebû Recâ, Ebû Kılâbe’den naklen anlattı. [Ebû Kılâbe dedi ki]: Bana Enes [b. Mâlik] anlattı: Ukl kabilesinden sekiz kişilik bir grup Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e geldiler ve Müslüman olmak üzere ona biat ettiler. Fakat o yerin (Medine’nin) havası onlara yaramadı (istevhamû) ve bedenleri hastalandı. Bu durumdan Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e şikâyetçi oldular. [Efendimiz de]: “Çobanımızla birlikte develerin yanına çıksanız da onların idrarlarından ve sütlerinden istifade etseniz ya?” buyurdu. Onlar: “Olur” dediler. Çıkıp [develerin yanına] gittiler, idrarlarından ve sütlerinden içtiler ve sağlığına kavuştular. Daha sonra ise çobanı öldürüp develeri önlerine katıp götürdüler. Bu durum Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e ulaşınca, peşlerine [adam] gönderdi; yakalandılar ve [huzuruna] getirildiler. [Resulullah] onlar hakkında emir buyurdu; elleri ve ayakları kesildi, gözleri [kızgın mil ile] dağlandı (sumire); sonra da ölene kadar güneşin altında [o halde] bırakıldılar. İbnü’s-Sabbâh kendi rivayetinde: “Hayvanları önlerine katıp götürdüler (attaradu)” ve “Gözleri dağlandı (summira)” [ibarelerini kullandı].

1671_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي رَجَاءٍ، مَوْلَى أَبِي قِلاَبَةَ قَالَ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْمٌ مِنْ عُكْلٍ أَوْ عُرَيْنَةَ فَاجْتَوَوُا الْمَدِينَةَ فَأَمَرَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلِقَاحٍ وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَشْرَبُوا مِنْ أَبْوَالِهَا وَأَلْبَانِهَا ‏.‏ بِمَعْنَى حَدِيثِ حَجَّاجِ بْنِ أَبِي عُثْمَانَ ‏.‏ قَالَ وَسُمِرَتْ أَعْيُنُهُمْ وَأُلْقُوا فِي الْحَرَّةِ يَسْتَسْقُونَ فَلاَ يُسْقَوْنَ

Bize Hârûn b. Abdullah da anlattı; bize Süleyman b. Harb anlattı; bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb’dan; o da Ebû Kılâbe’nin azatlısı Ebû Recâ’dan [nakletti]. Ebû Kılâbe dedi ki: Bize Enes b. Mâlik anlattı: Ukl veya Ureyne kabilesinden bir grup Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e geldiler; fakat Medine’nin havası onlara ağır geldi (ictevev). Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] onlar için sütlü develer (likâh) [hazırlanmasını] emretti ve onlara develerin idrarlarından ve sütlerinden içmelerini buyurdu... [Ravî] Haccâc b. Ebî Osmân’ın hadisi mânâsında [bir hadis nakletti]. [Enes] dedi ki: “Onların gözleri dağlandı (sumira) ve Harra mevkiine atıldılar; su istiyorlardı ama onlara su verilmiyordu.”

1671_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ النَّوْفَلِيُّ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، مَوْلَى أَبِي قِلاَبَةَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا خَلْفَ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ فَقَالَ لِلنَّاسِ مَا تَقُولُونَ فِي الْقَسَامَةِ فَقَالَ عَنْبَسَةُ قَدْ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ كَذَا وَكَذَا فَقُلْتُ إِيَّاىَ حَدَّثَ أَنَسٌ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَوْمٌ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ أَيُّوبَ وَحَجَّاجٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ فَلَمَّا فَرَغْتُ قَالَ عَنْبَسَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ - قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ - فَقُلْتُ أَتَتَّهِمُنِي يَا عَنْبَسَةُ قَالَ لاَ هَكَذَا حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ لَنْ تَزَالُوا بِخَيْرٍ يَا أَهْلَ الشَّامِ مَادَامَ فِيكُمْ هَذَا أَوْ مِثْلُ هَذَا

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muâz b. Muâz anlattı. (H) Bize Ahmed b. Osmân en-Nevfelî de anlattı; bize Ezher es-Semmân anlattı. Her ikisi de: Bize İbn Avn anlattı; bize Ebû Kılâbe’nin azatlısı Ebû Recâ, Ebû Kılâbe’den [naklederek] anlattı. Ebû Kılâbe dedi ki: Ömer b. Abdülaziz’in arkasında oturuyordum. İnsanlara: “Kasâme hususunda ne dersiniz?” diye sordu. Anbase: “Enes b. Mâlik bize şöyle şöyle anlatmıştı” dedi. Ben de [araya girip]: “Bu hadisi bana Enes bizzat anlatmıştı; ‘Bir grup insan Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e geldiler...’ diyerek söze başladım” dedim ve hadisi Eyyûb ile Haccâc’ın hadislerine benzer şekilde anlattım. Ebû Kılâbe devamla dedi ki: Ben [sözümü] bitirince Anbase: “Sübhânallah!” dedi. Ben de: “Ey Anbase! Beni [yalanla mı] itham ediyorsun?” dedim. O: “Hayır; Enes b. Mâlik bize böyle anlatmıştı. Ey Şam halkı! Bu zat ya da bunun gibiler aranızda bulunduğu müddetçe siz hayır üzere kalmaya devam edeceksiniz” dedi.

1671_5. Hadis

وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، - وَهُوَ ابْنُ بُكَيْرٍ الْحَرَّانِيُّ - أَخْبَرَنَا الأَوْزَاعِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَةُ نَفَرٍ مِنْ عُكْلٍ ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ ‏.‏ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ وَلَمْ يَحْسِمْهُمْ ‏.‏

Bize el-Hasen b. Ebî Şuayb el-Harrânî anlattı; bize Miskîn —yani o İbn Bükeyr el-Harrânî’dir— anlattı; bize el-Evzâî haber verdi. (H) Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî de anlattı; bize Muhammed b. Yûsuf el-Evzâî’den haber verdi; o Yahyâ b. Ebî Kesîr’den; o da Ebû Kılâbe’den; o da Enes b. Mâlik’ten [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e Ukl kabilesinden sekiz kişilik bir grup geldiler... [Ravî] önceki ravilerin hadisinin bir benzerini [nakletti] ve hadise: “[Resulullah] onların [kanlarını durdurmak için yaralarını] dağlatmadı (lem yahsimhum)” [ibaresini] ekledi.

1671_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سِمَاكُ، بْنُ حَرْبٍ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفَرٌ مِنْ عُرَيْنَةَ فَأَسْلَمُوا وَبَايَعُوهُ وَقَدْ وَقَعَ بِالْمَدِينَةِ الْمُومُ - وَهُوَ الْبِرْسَامُ - ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِهِمْ وَزَادَ وَعِنْدَهُ شَبَابٌ مِنَ الأَنْصَارِ قَرِيبٌ مِنْ عِشْرِينَ فَأَرْسَلَهُمْ إِلَيْهِمْ وَبَعَثَ مَعَهُمْ قَائِفًا يَقْتَصُّ أَثَرَهُمْ ‏.‏

Bize Hârûn b. Abdullah da anlattı; bize Mâlik b. İsmâil anlattı; bize Züheyr anlattı; bize Simâk b. Harb, Muâviye b. Kurre’den; o da Enes’ten [naklederek şunları] anlattı: Ureyne kabilesinden bir grup Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e gelip Müslüman oldular ve ona biat ettiler. O sırada Medine’de mûm —ki o birsâmdır (ateşli bir hastalık)— baş göstermişti... Sonra [ravî], önceki ravilerin hadisinin bir benzerini anlattı ve şunları ekledi: [Resulullah’ın] yanında Ensâr’dan yirmi kadar genç vardı; onları [suçluların] peşine gönderdi ve yanlarına, izlerini takip etmesi için bir de iz sürücü (kâif) verdi.

1671_7. Hadis

حَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، ح. وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، وَفِي حَدِيثِ هَمَّامٍ قَدِمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَهْطٌ مِنْ عُرَيْنَةَ وَفِي حَدِيثِ سَعِيدٍ مِنْ عُكْلٍ وَعُرَيْنَةَ ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ ‏.‏

Bize Heddâb b. Hâlid anlattı; bize Hemmâm anlattı; bize Katâde, Enes’ten [nakletti]. (H) Bize İbnü’l-Müsennâ da anlattı; bize Abdüla'lâ anlattı; bize Saîd, Katâde’den; o da Enes’ten [nakletti]. Hemmâm’ın hadisinde: “Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e Ureyne kabilesinden bir grup (reht) geldi” denilirken; Saîd’in hadisinde: “Ukl ve Ureyne kabilesinden...” [denilmektedir]. Her ikisi de önceki ravilerin hadisi gibi [bir hadis rivayet ettiler].

1671_8. Hadis

وَحَدَّثَنِي الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ الأَعْرَجُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ إِنَّمَا سَمَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَعْيُنَ أُولَئِكَ لأَنَّهُمْ سَمَلُوا أَعْيُنَ الرِّعَاءِ ‏.‏

Bana el-Fadl b. Sehl el-A'rac da anlattı; bize Yahyâ b. Gaylân anlattı; bize Yezîd b. Zürey', Süleyman et-Teymî’den; o da Enes’ten [naklederek şunları] anlattı: Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] o kimselerin gözlerini sadece, onlar da çobanların gözlerini oymuş (semele) oldukları için oydurdu.

1672_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ يَهُودِيًّا، قَتَلَ جَارِيَةً عَلَى أَوْضَاحٍ لَهَا فَقَتَلَهَا بِحَجَرٍ - قَالَ - فَجِيءَ بِهَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبِهَا رَمَقٌ فَقَالَ لَهَا ‏ "‏ أَقَتَلَكِ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا أَنْ لاَ ثُمَّ قَالَ لَهَا الثَّانِيَةَ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا أَنْ لاَ ثُمَّ سَأَلَهَا الثَّالِثَةَ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ وَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا فَقَتَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ حَجَرَيْنِ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar. —Lafız İbnü’l-Müsennâ’ya aittir.— Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Hişâm b. Zeyd’den; o da Enes b. Mâlik’ten [naklederek şunları] anlattı: Bir Yahudi, gümüş takıları (avdâh) için bir kız çocuğunu taşla [kafasına vurarak] öldürdü. [Ravî] dedi ki: O kız çocuğu, henüz canı üzerindeyken (remak) Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e getirildi. [Resulullah] ona: “Seni falanca mı öldürdü?” diye sordu. Kız başıyla “Hayır” anlamında işaret etti. [Resulullah] ona ikinci kez sordu; yine başıyla “Hayır” dedi. Üçüncü kez sorduğunda ise başıyla “Evet” diye işaret etti. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] o Yahudiyi iki taş arasında öldürttü.

1672_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَهُ وَفِي حَدِيثِ ابْنِ إِدْرِيسَ فَرَضَخَ رَأْسَهُ بَيْنَ حَجَرَيْنِ ‏.‏

Bana Yahyâ b. Habîb el-Hârisî de anlattı; bize Hâlid —yani İbnü’l-Hâris— anlattı. (H) Bize Ebû Küreyb de anlattı; bize İbn İdrîs anlattı. Her ikisi de Şu'be’den, bu isnad ile bunun bir benzerini [naklettiler]. İbn İdrîs’in hadisinde: “Bunun üzerine [Resulullah] o Yahudinin başını iki taş arasında ezdi (radakha)” [ibaresi yer almaktadır].

1672_3. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الْيَهُودِ قَتَلَ جَارِيَةً مِنَ الأَنْصَارِ عَلَى حُلِيٍّ لَهَا ثُمَّ أَلْقَاهَا فِي الْقَلِيبِ وَرَضَخَ رَأْسَهَا بِالْحِجَارَةِ فَأُخِذَ فَأُتِيَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِهِ أَنْ يُرْجَمَ حَتَّى يَمُوتَ فَرُجِمَ حَتَّى مَاتَ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma'mer, Eyyûb’dan; o, Ebû Kılâbe’den; o da Enes’ten [naklederek şunları] haber verdi: Yahudilerden bir adam, Ensâr’dan bir kız çocuğunu takıları için öldürdü. Sonra kızı bir kuyuya (kalîb) attı ve başını taşlarla ezdi. Adam yakalanıp Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e getirildi. [Resulullah] onun ölene kadar taşlanmasını (recm) emretti; o da ölene kadar taşlandı.

1672_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bana İshâk b. Mansûr da anlattı; bize Muhammed b. Bekr haber verdi; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Ma'mer, Eyyûb’dan [naklederek]; bu isnad ile bunun bir benzerini haber verdi.

1672_5. Hadis

وَحَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ جَارِيَةً، وُجِدَ رَأْسُهَا قَدْ رُضَّ بَيْنَ حَجَرَيْنِ فَسَأَلُوهَا مَنْ صَنَعَ هَذَا بِكِ فُلاَنٌ فُلاَنٌ حَتَّى ذَكَرُوا يَهُودِيًّا فَأَوْمَتْ بِرَأْسِهَا فَأُخِذَ الْيَهُودِيُّ فَأَقَرَّ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَضَّ رَأْسُهُ بِالْحِجَارَةِ ‏.‏

Bize Heddâb b. Hâlid anlattı; bize Hemmâm anlattı; bize Katâde, Enes b. Mâlik’ten [naklederek şunları] anlattı: Bir kız çocuğu, başı iki taş arasında ezilmiş (rudda) vaziyette bulundu. Ona: “Bunu sana kim yaptı? Falanca mı, filanca mı?” diye sordular. Nihayet bir Yahudinin ismini zikrettiklerinde başıyla [“Evet” diye] işaret etti. Bunun üzerine o Yahudi yakalandı ve [suçunu] itiraf etti (ekarra). Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] de onun başının taşlarla ezilmesini emretti.

1673_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَاتَلَ يَعْلَى ابْنُ مُنْيَةَ أَوِ ابْنُ أُمَيَّةَ رَجُلاً فَعَضَّ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ فَانْتَزَعَ يَدَهُ مِنْ فَمِهِ فَنَزَعَ ثَنِيَّتَهُ - وَقَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى ثَنِيَّتَيْهِ - فَاخْتَصَمَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَيَعَضُّ أَحَدُكُمْ كَمَا يَعَضُّ الْفَحْلُ لاَ دِيَةَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Katâde’den; o Zürâre’den; o da İmrân b. Husayn’dan [naklederek şunları] anlattı: Ya'lâ b. Münye —veya İbn Ümeyye— bir adamla kavga etti. Derken biri diğerini ısırdı. [Isırılan kişi] elini onun ağzından çekip çıkardı; bu esnada onun ön dişini (seniyye) —İbnü’l-Müsennâ: “iki ön dişini” dedi— söktü. Bunun üzerine Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in huzurunda davalaştılar. [Resulullah] şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, aygırın (fahl) ısırdığı gibi mi [arkadaşını] ısırıyor? Onun [sökülen dişi] için diyet yoktur!”

1673_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ يَعْلَى، عَنْ يَعْلَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Katâde’den; o Atâ’dan; o İbn Ya'lâ’dan; o da Ya'lâ’dan; o da Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’den bunun bir benzerini [nakletti].

1673_3. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، - يَعْنِي ابْنَ هِشَامٍ - حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ ذِرَاعَ رَجُلٍ فَجَذَبَهُ فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ فَرُفِعَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَبْطَلَهُ وَقَالَ ‏ "‏ أَرَدْتَ أَنْ تَأْكُلَ لَحْمَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû Gassân el-Mismeî anlattı; bize Muâz —yani İbn Hişâm— anlattı; bana babam, Katâde’den; o Zürâre b. Evfâ’dan; o da İmrân b. Husayn’dan [naklederek şunları] anlattı: Bir adam, başka bir adamın kolunu ısırdı. [Isırılan kişi de kolunu çekip kurtarırken] ısıranın ön dişi (seniyye) düştü. Durum Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e arz edildi. [Resulullah] o [dişin diyetini] hükümsüz saydı (abtalahu) ve: “Onun etini mi yemek istiyordun?” buyurdu.

1674_1. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، أَنَّ أَجِيرًا، لِيَعْلَى ابْنِ مُنْيَةَ عَضَّ رَجُلٌ ذِرَاعَهُ فَجَذَبَهَا فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ فَرُفِعَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَبْطَلَهَا وَقَالَ ‏ " أَرَدْتَ أَنْ تَقْضَمَهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû Gassân el-Mismeî anlattı; bize Muâz b. Hişâm anlattı; bana babam, Katâde’den; o Büdeyl’den; o Atâ b. Ebî Rabâh’tan; o da Safvân b. Ya'lâ’dan [naklederek şunları] anlattı: Ya'lâ b. Münye’nin bir işçisi vardı; bir adam o işçinin kolunu ısırdı. [İşçi de kolunu] çekip kurtardı; derken ısıranın ön dişi düştü. Durum Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e arz edildi. [Resulullah] o [dişin diyetini] hükümsüz saydı (abtalahâ) ve: “Onun [kolunu], aygırın (fahl) kopardığı gibi mi koparmak istedin?” buyurdu.

1673_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ النَّوْفَلِيُّ، حَدَّثَنَا قُرَيْشُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ سِيرِينَ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ يَدَ رَجُلٍ فَانْتَزَعَ يَدَهُ فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ أَوْ ثَنَايَاهُ فَاسْتَعْدَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَأْمُرُنِي تَأْمُرُنِي أَنْ آمُرَهُ أَنْ يَدَعَ يَدَهُ فِي فِيكَ تَقْضَمُهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ادْفَعْ يَدَكَ حَتَّى يَعَضَّهَا ثُمَّ انْتَزِعْهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Osmân en-Nevfelî anlattı; bize Kureyş b. Enes anlattı; İbn Avn’dan; o Muhammed b. Sîrîn’den; o da İmrân b. Husayn’dan [naklederek şunları] anlattı: Bir adam, başka bir adamın elini ısırdı. [Isırılan kişi de elini] çekip çıkardı; bu esnada [ısıranın] ön dişi veya ön dişleri düştü. [Isıran adam] Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’e başvurup yardım istedi (isteadâ). Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Bana neyi emrediyorsun? Elini, aygırın (fahl) kopardığı gibi koparman için onun ağzında bırakmasını mı emretmemi istiyorsun? [Haydi], elini ona [tekrar] ver ki onu ısırsın, sonra [tekrar] çekip kurtar!”

1674_2. Hadis

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى ابْنِ، مُنْيَةَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ وَقَدْ عَضَّ يَدَ رَجُلٍ فَانْتَزَعَ يَدَهُ فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتَاهُ - يَعْنِي الَّذِي عَضَّهُ - قَالَ فَأَبْطَلَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏ "‏ أَرَدْتَ أَنْ تَقْضَمَهُ كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Hemmâm anlattı; bize Atâ, Safvân b. Ya'lâ b. Münye’den; o da babasından [naklederek şunları] anlattı: Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e bir adam geldi; [bu adam] birinin elini ısırmış [ısırılan kişi de elini çekip çıkarınca] o ısıranın iki ön dişi (seniyye) düşmüştü. Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] o [dişlerin diyetini] hükümsüz saydı (abtalahâ) ve: “Onu (arkadaşını), aygırın (fahl) koparması gibi mi koparmak istedin?” buyurdu.

1674_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَخْبَرَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَزْوَةَ تَبُوكَ - قَالَ وَكَانَ يَعْلَى يَقُولُ تِلْكَ الْغَزْوَةُ أَوْثَقُ عَمَلِي عِنْدِي - فَقَالَ عَطَاءٌ قَالَ صَفْوَانُ قَالَ يَعْلَى كَانَ لِي أَجِيرٌ فَقَاتَلَ إِنْسَانًا فَعَضَّ أَحَدُهُمَا يَدَ الآخَرِ - قَالَ لَقَدْ أَخْبَرَنِي صَفْوَانُ أَيُّهُمَا عَضَّ الآخَرَ - فَانْتَزَعَ الْمَعْضُوضُ يَدَهُ مِنْ فِي الْعَاضِّ فَانْتَزَعَ إِحْدَى ثَنِيَّتَيْهِ فَأَتَيَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَهْدَرَ ثَنِيَّتَهُ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Atâ haber verdi; bana Safvân b. Ya'lâ b. Ümeyye, babasından [naklederek şunları] haber verdi: [Babası Ya'lâ] dedi ki: “Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'le birlikte Tebük Gazvesi’ne katıldım.” —Ya'lâ: “O gazve yanımda en çok güvendiğim amelimdir” derdi.— Atâ dedi ki: Safvân, Ya'lâ’nın şöyle dediğini nakletti: “Bir işçim vardı; bir adamla kavga etti ve derken biri diğerinin elini ısırdı.” —Safvân bana hangisinin diğerini ısırdığını haber vermişti.— “Bunun üzerine ısırılan kişi elini ısıranın ağzından çekip çıkardı; bu esnada ısıranın ön dişlerinden birini söktü. Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e geldiler; [Resulullah] o dişi bedelsiz/heder (ehdera) saydı.”

1674_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize o hadisi Amr b. Zürâre de nakletti; bize İsmâil b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize İbn Cüreyc, bu isnad ile bunun bir benzerini haber verdi.

1675. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُخْتَ الرُّبَيِّعِ أُمَّ حَارِثَةَ، جَرَحَتْ إِنْسَانًا فَاخْتَصَمُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْقِصَاصَ الْقِصَاصَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّ الرَّبِيعِ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُقْتَصُّ مِنْ فُلاَنَةَ وَاللَّهِ لاَ يُقْتَصُّ مِنْهَا ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سُبْحَانَ اللَّهِ يَا أُمَّ الرَّبِيعِ الْقِصَاصُ كِتَابُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ وَاللَّهِ لاَ يُقْتَصُّ مِنْهَا أَبَدًا ‏.‏ قَالَ فَمَا زَالَتْ حَتَّى قَبِلُوا الدِّيَةَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Affân b. Müslim anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Sâbit haber verdi; o da Enes’ten [naklederek şunları] anlattı: Rübeyyi’in kız kardeşi —ki o Hârise’nin annesidir— birini yaraladı. Bunun üzerine Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in huzurunda davalaştılar. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Kısas gerek, kısas!” buyurdu. Rübeyyi’in annesi: “Ey Allah’ın Resulü! Falanca kadına kısas mı uygulanacak? Allah’a yemin ederim ki ona kısas uygulanmayacaktır!” dedi. Bunun üzerine Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Sübhânallah ey Rübeyyi’in annesi! Kısas Allah’ın kitabının [hükmüdür]” buyurdu. Kadın: “Hayır, Allah’a yemin ederim ki ona asla kısas uygulanmayacaktır!” dedi. [Enes] dedi ki: Kadın ısrarına devam etti, nihayet karşı taraf diyeti kabul ettiler. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah’ın kullarından öyleleri vardır ki, bir şey hakkında Allah adına yemin etse / Allah'a and verse, Allah onu mutlaka yemininde haklı çıkarır.”

1676_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَوَكِيعٌ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلاَّ بِإِحْدَى ثَلاَثٍ الثَّيِّبُ الزَّانِ وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ وَالتَّارِكُ لِدِينِهِ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Hafs b. Gıyâs, Ebû Muâviye ve Vekî', el-A'meş’den; o Abdullah b. Mürre’den; o Mesrûk’tan; o da Abdullah [b. Mes'ûd]’dan [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah’ın Resulü olduğuma şahitlik eden Müslüman bir kimsenin kanı, şu üç şeyden biri hariç helal olmaz: Zina eden evli (seyyib) kimse, cana karşılık can (kısas) ve dinini terk edip cemaatten ayrılan kimse.”

1676_2. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize İbn Nümeyr anlattı; bize babam anlattı. (H) Bize İbn Ebî Ömer de anlattı; bize Süfyân anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm ve Ali b. Haşrem de anlattılar. Dediler ki: Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. [Bu ravilerin] tamamı el-A'meş'ten, bu isnad ile bunun bir benzerini [naklettiler].

1676_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، - وَاللَّفْظُ لأَحْمَدَ - قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، بْنُ مَهْدِيٍّ عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ غَيْرُهُ لاَ يَحِلُّ دَمُ رَجُلٍ مُسْلِمٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلاَّ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ التَّارِكُ الإِسْلاَمَ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ أَوِ الْجَمَاعَةَ - شَكَّ فِيهِ أَحْمَدُ - وَالثَّيِّبُ الزَّانِي وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ فَحَدَّثْتُ بِهِ، إِبْرَاهِيمَ فَحَدَّثَنِي عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Ahmed b. Hanbel ve Muhammed b. el-Müsennâ —lafız Ahmed’e aittir— anlattılar. Dediler ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Süfyân’dan; o el-A'meş’ten; o Abdullah b. Mürre’den; o Mesrûk’tan; o da Abdullah [b. Mes'ûd]’dan [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] aramızda ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: “Kendisinden başka hiçbir ilah olmayana yemin olsun ki; Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah’ın Resulü olduğuma şahitlik eden Müslüman bir kimsenin kanı, şu üç kişi hariç helal olmaz: İslam’ı terk edip cemaatten —veya topluluktan (el-cemâa); Ahmed bu hususta şüphe etti— ayrılan kimse, zina eden evli (seyyib) kimse ve cana karşılık can (kısas).” el-A'meş dedi ki: Ben bu hadisi İbrahim’e naklettim; o da bana Esved’den; o da Âişe’den bunun bir benzerini nakletti.

1676_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، وَالْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِالإِسْنَادَيْنِ جَمِيعًا ‏.‏ نَحْوَ حَدِيثِ سُفْيَانَ وَلَمْ يَذْكُرَا فِي الْحَدِيثِ قَوْلَهُ ‏ "‏ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ غَيْرُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Haccâc b. eş-Şâir ve el-Kâsım b. Zekeriyyâ da anlattılar. Dediler ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ, Şeybân’dan; o el-A'meş’ten; [yukarıdaki] her iki isnad ile [nakletti]. Süfyân’ın hadisi gibi [bir hadis rivayet ettiler], ancak hadiste onun: “Kendisinden başka hiçbir ilah olmayana yemin olsun ki” sözünü zikretmediler.

1677_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ، اللَّهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تُقْتَلُ نَفْسٌ ظُلْمًا إِلاَّ كَانَ عَلَى ابْنِ آدَمَ الأَوَّلِ كِفْلٌ مِنْ دَمِهَا لأَنَّهُ كَانَ أَوَّلَ مَنْ سَنَّ الْقَتْلَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr —lafız İbn Ebî Şeybe’ye aittir— anlattılar. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş’ten; o Abdullah b. Mürre’den; o Mesrûk’tan; o da Abdullah [b. Mes'ûd]’dan [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Zulmen öldürülen her bir nefsin kanından [günahın] bir payı (kifl), mutlaka Âdem’in ilk oğluna [yazılır]. Çünkü o, öldürme yolunu/âdetini (senne’l-katl) ilk başlatandır.”

1677_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، وَعِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَفِي حَدِيثِ جَرِيرٍ وَعِيسَى بْنِ يُونُسَ ‏ "‏ لأَنَّهُ سَنَّ الْقَتْلَ ‏"‏ ‏.‏ لَمْ يَذْكُرَا أَوَّلَ ‏.‏

Bize o hadisi Osmân b. Ebî Şeybe de nakletti; bize Cerîr anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; bize Cerîr ve Îsâ b. Yûnus haber verdiler. (H) Bize İbn Ebî Ömer de anlattı; bize Süfyân anlattı. [Ravilerin] tamamı el-A'meş’ten, bu isnad ile [naklettiler]. Cerîr ve Îsâ b. Yûnus’un hadisinde: “Çünkü o, öldürme yolunu/âdetini (senne’l-katl) başlatandır” [denilmektedir]. Onlar “ilk” (evvele) [kelimesini] zikretmediler.

1678_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، جَمِيعًا عَنْ وَكِيعٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، وَوَكِيعٌ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَوَّلُ مَا يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي الدِّمَاءِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe, İshâk b. İbrâhîm ve Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr hep birlikte Vekî’den, o el-A'meş’ten [naklederek] anlattılar. (H) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı; bize Abdü b. Süleyman ve Vekî', el-A'meş’ten; o Ebû Vâil’den; o da Abdullah [b. Mes'ûd]’dan [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insanlar arasında hükmü verilecek ilk şey kan davalarıdır.”

1678_2. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - ح وَحَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ، الْمُثَنَّى وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، كُلُّهُمْ عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ بِمِثْلِهِ غَيْرَ أَنَّ بَعْضَهُمْ قَالَ عَنْ شُعْبَةَ ‏"‏ يُقْضَى ‏"‏ ‏.‏ وَبَعْضُهُمْ قَالَ ‏"‏ يُحْكَمُ بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muâz anlattı; bize babam anlattı. (H) Bana Yahyâ b. Habîb de anlattı; bize Hâlid —yani İbnü’l-Hâris— anlattı. (H) Bana Bişr b. Hâlid de anlattı; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı. (H) Bize İbnü’l-Müsennâ ve İbn Beşşâr da anlattılar. Dediler ki: Bize İbn Ebî Adî anlattı. [Bu ravilerin] tamamı Şu'be’den; o el-A'meş’ten; o Ebû Vâil’den; o Abdullah’tan; o da Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]’den bunun bir benzerini [naklederek şunları] anlattı: Ancak [Şu'be’den nakledenlerin] bazısı Şu'be’den “hükmü verilecek” (yukdâ); bazısı ise “insanlar arasında karar verilecek” (yuhkemü beyne’n-nâsi) [ibaresini] nakletti.

1679_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَيَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، - وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ - قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنِ ابْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِي، بَكْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ إِنَّ الزَّمَانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ السَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ثَلاَثَةٌ مُتَوَالِيَاتٌ ذُو الْقَعْدَةِ وَذُو الْحِجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ وَرَجَبٌ شَهْرُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ - ثُمَّ قَالَ - أَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ ذَا الْحِجَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ بَلَدٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ الْبَلْدَةَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ - قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ - وَأَعْرَاضَكُمْ حَرَامٌ عَلَيْكُمْ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا وَسَتَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ فَلاَ تَرْجِعُنَّ بَعْدِي كُفَّارًا - أَوْ ضُلاَّلاً - يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يُبَلَّغُهُ يَكُونُ أَوْعَى لَهُ مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ حَبِيبٍ فِي رِوَايَتِهِ ‏"‏ وَرَجَبُ مُضَرَ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ فَلاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Yahyâ b. Habîb el-Hârisî —lafızları birbirine yakındır— anlattılar. Dediler ki: Bize Abdülvehhâb es-Sekafî, Eyyûb’dan; o İbn Sîrîn’den; o İbn Ebî Bekre’den; o da Ebû Bekre’den [naklederek şunları] haber verdi: Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki haliyle dönüp [dolaşmış ve asıl düzenine] girmiştir. Bir sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram [aylar]dır. Üçü peş peşedir: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem. [Dördüncüsü ise] Cumâdâ ile Şa'bân arasında yer alan ve Mudar kabilesinin [isimlendirdiği] Receb ayıdır.” [Resulullah] sonra: “Bu hangi aydır?” diye sordu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedik. [Resulullah] sustu; öyle ki biz ona kendi isminden başka bir isim vereceğini sandık. “O [ay], Zilhicce değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet [öyledir]” dedik. “Peki bu hangi beldedir?” diye sordu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedik. [Resulullah] yine sustu; öyle ki biz ona kendi isminden başka bir isim vereceğini sandık. “O [belde], el-Belde (Mekke) değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet [öyledir]” dedik. “Peki bu hangi gündür?” diye sordu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedik. [Resulullah] yine sustu; öyle ki biz ona kendi isminden başka bir isim vereceğini sandık. “O, Kurban Bayramı (Nahir) günü değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet ey Allah’ın Resulü!” dedik. [Bunun üzerine Resulullah] şöyle buyurdu: “Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız —Muhammed (İbn Sîrîn) dedi ki: Sanırım ‘ve ırzlarınız’ da dedi— tıpkı bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün mukaddes olması (harâm) gibi birbirinize haramdır. Rabbinize kavuşacaksınız ve O, size amellerinizden soracaktır. Sakın benden sonra birbirinin boynunu vuran kâfirler —veya sapkınlar— olarak [eski halinize] dönmeyin! Dikkat edin! Burada bulunan [bu sözlerimi] burada bulunmayanlara ulaştırsın. Umulur ki kendisine ulaştırılan kimse, bizzat işitenden daha iyi kavrayıp muhafaza eder.” Resulullah sonra: “Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?” buyurdu. İbn Habîb kendi rivayetinde “ve Receb-i Mudar” [şeklinde nakletti]. Ebû Bekir’in rivayetinde ise “Benden sonra dönmeyin...” [şeklinde yer almaktadır].

1679_2. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا كَانَ ذَلِكَ الْيَوْمُ قَعَدَ عَلَى بَعِيرِهِ وَأَخَذَ إِنْسَانٌ بِخِطَامِهِ فَقَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ أَىَّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ سِوَى اسْمِهِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ بِيَوْمِ النَّحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ بِذِي الْحِجَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ بَلَدٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ سِوَى اسْمِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ بِالْبَلْدَةِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فَلْيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ انْكَفَأَ إِلَى كَبْشَيْنِ أَمْلَحَيْنِ فَذَبَحَهُمَا وَإِلَى جُزَيْعَةٍ مِنَ الْغَنَمِ فَقَسَمَهَا بَيْنَنَا ‏.‏

Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı; bize Yezîd b. Zürey' anlattı; bize Abdullah b. Avn, Muhammed b. Sîrîn’den; o Abdurrahman b. Ebî Bekre’den; o da babasından [naklederek şunları] anlattı: O gün geldiğinde [Resulullah] devesinin üzerine oturdu ve bir adam devesinin yularından (hitâm) tuttu. Derken [Resulullah]: “Bu hangi gündür, biliyor musunuz?” buyurdu. [Sahabiler]: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler. Öyle ki biz ona kendi isminden başka bir isim vereceğini sandık. “O, Kurban Bayramı (Nahir) günü değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet ey Allah’ın Resulü!” dedik. “Peki bu hangi aydır?” diye sordu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedik. “O, Zilhicce değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet ey Allah’ın Resulü!” dedik. “Peki bu hangi beldedir?” diye sordu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedik. [Ravî] dedi ki: Yine sustu; öyle ki biz ona kendi isminden başka bir isim vereceğini sandık. “O, el-Belde (Mekke) değil midir?” buyurdu. Biz: “Evet ey Allah’ın Resulü!” dedik. [Bunun üzerine Resulullah] şöyle buyurdu: “Şüphesiz kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız; tıpkı bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün mukaddes olması (harâm) gibi birbirinize haramdır. Burada bulunan [bu sözlerimi] burada bulunmayanlara ulaştırsın.” [Ravî] dedi ki: Sonra [Resulullah] alaca renkli (emlah) iki koça yönelip onları kurban etti; ayrıca ufak bir koyun sürüsüne (cüay'a) yönelip onları da aramızda paylaştırdı.

1679_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، قَالَ قَالَ مُحَمَّدٌ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ عَنْ أَبِيهِ قَالَ لَمَّا كَانَ ذَلِكَ الْيَوْمُ جَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَعِيرٍ - قَالَ - وَرَجُلٌ آخِذٌ بِزِمَامِهِ - أَوْ قَالَ بِخِطَامِهِ - فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ يَزِيدَ بْنِ زُرَيْعٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Hammâd b. Mes'ade, İbn Avn’dan [naklederek] anlattı. Muhammed (İbn Sîrîn) dedi ki: Abdurrahman b. Ebî Bekre babasından [naklederek şunları] anlattı: O gün geldiğinde Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] devesinin üzerine oturdu. [Ravî] dedi ki: Bir adam da onun yularından (zimâm) —veya (hitâm)— tutuyordu. Sonra Yezîd b. Zürey’in hadisi gibi [bir hadis] zikretti.

1679_4. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، وَعَنْ رَجُلٍ، آخَرَ هُوَ فِي نَفْسِي أَفْضَلُ مِنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَبَلَةَ وَأَحْمَدُ بْنُ خِرَاشٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو حَدَّثَنَا قُرَّةُ بِإِسْنَادِ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ - وَسَمَّى الرَّجُلَ حُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ أَبِي بَكْرَةَ قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ النَّحْرِ فَقَالَ ‏"‏ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ وَسَاقُوا الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ ابْنِ عَوْنٍ غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَذْكُرُ ‏"‏ وَأَعْرَاضَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَلاَ يَذْكُرُ ثُمَّ انْكَفَأَ إِلَى كَبْشَيْنِ وَمَا بَعْدَهُ وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ ‏"‏ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا إِلَى يَوْمِ تَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اشْهَدْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; bize Kurre b. Hâlid anlattı; bize Muhammed b. Sîrîn, Abdurrahman b. Ebî Bekre’den ve içimden —Abdurrahman b. Ebî Bekre’den daha faziletli olduğunu düşündüğüm— başka bir adamdan [naklederek] anlattı. (H) Bize Muhammed b. Amr b. Cebele ve Ahmed b. Hirâş da anlattılar. Dediler ki: Bize Ebû Âmir Abdülmelik b. Amr anlattı; bize Kurre, Yahyâ b. Saîd’in isnadı ile —ve o adamın ismini Humeyd b. Abdurrahman olarak zikrederek— Ebû Bekre’den [naklederek şunları] anlattı: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] Kurban Bayramı (Nahir) günü bize bir hutbe verdi ve: “Bu hangi gündür?” buyurdu. [Raviler] hadisi İbn Avn’ın hadisi gibi sevk ettiler; ancak bu rivayette “ve ırzlarınız” ibaresi zikredilmemekte; ayrıca “Sonra [Resulullah] iki koça yönelip...” kısmı ve ondan sonrası da yer almamaktadır. Hadiste [ayrıca]: “Tıpkı bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün mukaddes olması (harâm) gibi... [Bu haramlık] Rabbinize kavuşacağınız güne kadar [bakidir]. Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?” buyurdu. [Sahabiler]: “Evet [ettiniz]” dediler. [Resulullah]: “Allah’ım şahit ol!” buyurdu.

1680_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو يُونُسَ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ، حَرْبٍ أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَائِلٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَاهُ حَدَّثَهُ قَالَ إِنِّي لَقَاعِدٌ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ رَجُلٌ يَقُودُ آخَرَ بِنِسْعَةٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا قَتَلَ أَخِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَقَتَلْتَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّهُ لَوْ لَمْ يَعْتَرِفْ أَقَمْتُ عَلَيْهِ الْبَيِّنَةَ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَتَلْتُهُ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ قَتَلْتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَهُوَ نَخْتَبِطُ مِنْ شَجَرَةٍ فَسَبَّنِي فَأَغْضَبَنِي فَضَرَبْتُهُ بِالْفَأْسِ عَلَى قَرْنِهِ فَقَتَلْتُهُ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ لَكَ مِنْ شَىْءٍ تُؤَدِّيهِ عَنْ نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَا لِي مَالٌ إِلاَّ كِسَائِي وَفَأْسِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَرَى قَوْمَكَ يَشْتَرُونَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَنَا أَهْوَنُ عَلَى قَوْمِي مِنْ ذَاكَ ‏.‏ فَرَمَى إِلَيْهِ بِنِسْعَتِهِ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ دُونَكَ صَاحِبَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَانْطَلَقَ بِهِ الرَّجُلُ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ قَتَلَهُ فَهُوَ مِثْلُهُ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّكَ قُلْتَ ‏"‏ إِنْ قَتَلَهُ فَهُوَ مِثْلُهُ ‏"‏ ‏.‏ وَأَخَذْتُهُ بِأَمْرِكَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَا تُرِيدُ أَنْ يَبُوءَ بِإِثْمِكَ وَإِثْمِ صَاحِبِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ - لَعَلَّهُ قَالَ - بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ ذَاكَ كَذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَرَمَى بِنِسْعَتِهِ وَخَلَّى سَبِيلَهُ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Ebû Yûnus, Simâk b. Harb’den [naklederek şunları] anlattı: Alkame b. Vâil, babasının kendisine şöyle anlattığını nakletti: “Ben Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] ile birlikte oturuyordum. Derken bir adam, başka birini deriden bir iple (nis'a) çekerek huzura getirdi ve: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bu, kardeşimi öldürdü’ dedi. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: ‘Onu öldürdün mü?’ diye sordu. [Ölenin kardeşi]: ‘Eğer itiraf (e'terefe) etmezse aleyhine delil (beyyine) getireceğim’ dedi. [Katil]: ‘Evet, onu öldürdüm’ dedi. [Peygamber]: ‘Onu nasıl öldürdün?’ buyurdu. [Katil]: ‘O ve ben bir ağaçtan [yaprak] çırpıyorduk (nahtebitu); o bana sövdü ve beni sinirlendirdi. Bunun üzerine baltayla başına (karnehu) vurdum ve onu öldürdüm’ dedi. Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] ona: ‘Kendini [kısastan] kurtarmak için ödeyeceğin / vereceğin bir şeyin var mı?’ diye sordu. O: ‘Üzerimdeki hırkam (kisâ) ve baltamdan başka malım yok’ dedi. [Peygamber]: ‘Akrabalarının seni [diyetini vererek] satın alacaklarını (kurtaracaklarını) düşünür müsün?’ buyurdu. O: ‘Ben akrabalarımın yanında bundan daha değersizim’ dedi. Bunun üzerine [Resulullah o ipi maktulün velisine] attı ve: ‘Al arkadaşını [kısas yap]!’ buyurdu. Adam katili alıp gitti. Adam giderken Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: ‘Eğer onu öldürürse o da onun gibi olur’ buyurdu. [Bunu işiten adam] geri dönüp: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bana ulaştığına göre sen: “Eğer onu öldürürse o da onun gibi olur” buyurmuşsun; oysa ben onu senin emrinle aldım’ dedi. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: ‘Onun hem senin [kardeşine karşı işlediği] günahı hem de [haksız yere öldürülmekten dolayı] maktulün günahını yüklenip (yebûe) dönmesini istemez misin?’ buyurdu. [Adam]: ‘Ey Allah’ın Peygamberi! Evet [isterim]’ dedi. [Resulullah]: ‘O halde durum böyledir’ buyurdu. Bunun üzerine adam ipi attı ve [katilin] yolunu açıp/onu serbest bıraktı (hallâ sebîlehu).”

1680_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، بْنُ سَالِمٍ عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِرَجُلٍ قَتَلَ رَجُلاً فَأَقَادَ وَلِيَّ الْمَقْتُولِ مِنْهُ فَانْطَلَقَ بِهِ وَفِي عُنُقِهِ نِسْعَةٌ يَجُرُّهَا فَلَمَّا أَدْبَرَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَى رَجُلٌ الرَّجُلَ فَقَالَ لَهُ مَقَالَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَلَّى عَنْهُ ‏.‏ قَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ سَالِمٍ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِحَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ فَقَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَشْوَعَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِنَّمَا سَأَلَهُ أَنْ يَعْفُوَ عَنْهُ فَأَبَى ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim de anlattı; bize Saîd b. Süleyman anlattı; bize Huşeym anlattı; bize İsmâil b. Sâlim, Alkame b. Vâil’den; o da babasından [naklederek şunları] haber verdi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e bir adam öldüren biri getirildi. [Resulullah] maktulün velisine katilin kısas (akâde) hakkını verdi. Adam katili alıp gitti; katilin boynunda [adamın] çektiği bir ip (nis'a) vardı. Onlar arkalarını dönüp giderken Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Katil de maktul de ateştedir!” buyurdu. Bunun üzerine bir adam o veliye gidip Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in sözünü haber verdi; veli de katili serbest bıraktı. İsmâil b. Sâlim dedi ki: Ben bu hadisi Habîb b. Ebî Sâbit’e zikrettim. O: “Bana İbn Eşva' anlattı ki; Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] aslında veliden katili affetmesini istemiş, veli ise buna yanaşmamıştı (işte bu söz o veliyi kınamak içindir)” dedi.

1681_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، مِنْ هُذَيْلٍ رَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى فَطَرَحَتْ جَنِينَهَا فَقَضَى فِيهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik’e, İbn Şihâb’dan; o Ebû Seleme’den; o da Ebû Hüreyre’den [naklederek şunları] okudum: Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirlerine [taş] attılar; derken bunlardan biri diğerinin [karnındaki] cenini düşürdü. Bunun üzerine Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] o [cenin] hakkında bir gurre yani bir köle veya bir cariye [verilmesine] hükmetti.

1681_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّهُ قَالَ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي جَنِينِ امْرَأَةٍ مِنْ بَنِي لِحْيَانَ سَقَطَ مَيِّتًا بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ ثُمَّ إِنَّ الْمَرْأَةَ الَّتِي قُضِيَ عَلَيْهَا بِالْغُرَّةِ تُوُفِّيَتْ فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَنَّ مِيرَاثَهَا لِبَنِيهَا وَزَوْجِهَا وَأَنَّ الْعَقْلَ عَلَى عَصَبَتِهَا ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys, İbn Şihâb’dan; o İbnü’l-Müseyyeb’den; o da Ebû Hüreyre’den [naklederek şunları] haber verdi: Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem], Lihyânoğulları’ndan ölü doğan bir cenin hakkında bir gurre yani bir köle veya bir cariye [verilmesine] hükmetti. Sonra aleyhine gurre verilmesine hükmedilen kadın vefat etti. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] kadının mirasının oğullarına ve kocasına [kalmasına], diyetin (el-akl) ise kadının baba tarafı akrabalarına (asabe) yüklenmesine hükmetti.

1681_3. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ اقْتَتَلَتِ امْرَأَتَانِ مِنْ هُذَيْلٍ فَرَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِحَجَرٍ فَقَتَلَتْهَا وَمَا فِي بَطْنِهَا فَاخْتَصَمُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ دِيَةَ جَنِينِهَا غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ وَلِيدَةٌ وَقَضَى بِدِيَةِ الْمَرْأَةِ عَلَى عَاقِلَتِهَا وَوَرَّثَهَا وَلَدَهَا وَمَنْ مَعَهُمْ فَقَالَ حَمَلُ بْنُ النَّابِغَةِ الْهُذَلِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أَغْرَمُ مَنْ لاَ شَرِبَ وَلاَ أَكَلَ وَلاَ نَطَقَ وَلاَ اسْتَهَلَّ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلُّ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا هَذَا مِنْ إِخْوَانِ الْكُهَّانِ ‏"‏ ‏.‏ مِنْ أَجْلِ سَجْعِهِ الَّذِي سَجَعَ ‏.‏

Bana Ebû’t-Tâhir anlattı; bize İbn Vehb anlattı. (H) Bize Harmele b. Yahyâ et-Tucîbî de anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus, İbn Şihâb’dan; o İbnü’l-Müseyyeb ve Ebû Seleme b. Abdurrahman’dan [naklederek] haber verdi ki, Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Hüzeyl kabilesinden iki kadın birbirleriyle kavga ettiler. Bunlardan biri diğerine bir taş attı ve hem kadını hem de karnındaki [cenini] öldürdü. [Taraflar] Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]’in huzurunda davalaştılar. Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] ceninin diyetinin bir gurre yani bir köle veya bir cariye (velîde) [verilmesi] olduğuna hükmetti. Kadının diyetinin ise [katilin] baba tarafı akrabalarına (âkıle) yüklenmesine hükmetti ve bu diyete [ölen kadının] çocukları ile beraberindekileri mirasçı kıldı. Bunun üzerine Hamel b. en-Nâbiga el-Hüzelî: “Ey Allah’ın Resulü! İçmemiş, yememiş, konuşmamış ve [doğarken] ses çıkarmamış (istehelle) bir kimse için nasıl diyet öderim? Böylesinin [kan bedeli] geçersizdir (yutallü)!” dedi. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Bu ancak kâhinlerin kardeşlerindendir!” buyurdu. [Bunu], yaptığı o secili konuşmadan (sec') dolayı [söyledi].

1681_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ اقْتَتَلَتِ امْرَأَتَانِ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ وَلَمْ يَذْكُرْ وَوَرَّثَهَا وَلَدَهَا وَمَنْ مَعَهُمْ ‏.‏ وَقَالَ فَقَالَ قَائِلٌ كَيْفَ نَعْقِلُ وَلَمْ يُسَمِّ حَمَلَ بْنَ مَالِكٍ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdürrezzâk haber verdi; bize Ma'mer, ez-Zührî’den; o Ebû Seleme’den; o da Ebû Hüreyre’den [naklederek] haber verdi ki, şöyle demiştir: İki kadın birbirleriyle kavga ettiler... [Ravî] hadisi kıssasıyla birlikte sevk etti; ancak “ve çocuklarını ona mirasçı kıldı” kısmını zikretmedi. Ayrıca: “Birisi: ‘Nasıl diyet (na'kılu) öderiz?’ dedi” [şeklinde nakletti] ve Hamel b. Mâlik’in ismini zikretmedi.

1682_1. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ الْخُزَاعِيِّ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ ضَرَبَتِ امْرَأَةٌ ضَرَّتَهَا بِعَمُودِ فُسْطَاطٍ وَهِيَ حُبْلَى فَقَتَلَتْهَا - قَالَ - وَإِحْدَاهُمَا لِحْيَانِيَّةٌ - قَالَ - فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِيَةَ الْمَقْتُولَةِ عَلَى عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ وَغُرَّةً لِمَا فِي بَطْنِهَا ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ أَنَغْرَمُ دِيَةَ مَنْ لاَ أَكَلَ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ اسْتَهَلَّ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلُّ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَسَجْعٌ كَسَجْعِ الأَعْرَابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَجَعَلَ عَلَيْهِمُ الدِّيَةَ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî anlattı; bize Cerîr, Mansûr’dan; o İbrahim’den; o Ubeyd b. Nadîle el-Huzâî’den; o da Mugîre b. Şu'be’den [naklederek şunları] haber verdi: Bir kadın, hamile olan kumasına bir çadır direğiyle (amûdu fustât) vurup onu öldürdü. —[Ravî] dedi ki: Bunlardan biri Lihyânoğulları’ndandır.— Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem] öldürülen kadının diyetinin katil [kadının] baba tarafı akrabalarına (asabe) [yüklenmesine], karnındaki [cenin] için de bir gurre [verilmesine] hükmetti. Katilin akrabalarından (asabe) bir adam: “Yememiş, içmemiş ve [doğarken] ses çıkarmamış (istehelle) bir kimsenin diyetini mi ödeyeceğiz? Böylesinin [kan bedeli] geçersizdir (yutallü)!” dedi. Bunun üzerine Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Bedevilerin (A'râb) secili konuşması gibi secili (sec') bir söz mü [söylüyorsun]?” buyurdu. [Ravî] dedi ki: Resulullah diyeti onlara [katilin akrabalarına] yükledi.

1682_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا مُفَضَّلٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، ‏.‏ أَنَّ امْرَأَةً، قَتَلَتْ ضَرَّتَهَا بِعَمُودِ فُسْطَاطٍ فَأُتِيَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى عَلَى عَاقِلَتِهَا بِالدِّيَةِ وَكَانَتْ حَامِلاً فَقَضَى فِي الْجَنِينِ بِغُرَّةٍ ‏.‏ فَقَالَ بَعْضُ عَصَبَتِهَا أَنَدِي مَنْ لاَ طَعِمَ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ صَاحَ فَاسْتَهَلَّ وَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلُّ قَالَ فَقَالَ ‏ "‏ سَجْعٌ كَسَجْعِ الأَعْرَابِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Râfi' de anlattı; bize Yahyâ b. Âdem anlattı; bize Mufaddal, Mansûr’dan; o İbrahim’den; o Ubeyd b. Nadîle’den; o da Mugîre b. Şu'be’den [naklederek] anlattı: Bir kadın hamile olan kumasını bir çadır direğiyle (amûdu fustât) öldürdü. Bu mesele [hüküm verilmesi için] Resulullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e getirildi. Resulullah, diyetin [katil kadının] baba tarafı akrabalarına (âkıle) [yüklenmesine] hükmetti. Ölen kadın hamile olduğu için cenini hakkında da bir gurre [verilmesine] hükmetti. Kadının akrabalarından (asabe) biri: “Yememiş, içmemiş, [doğarken] bağırmamış ve ses çıkarmamış (istehelle) kimsenin diyetini mi ödeyeceğiz (nedî)? Böylesinin [kan bedeli] geçersizdir (yutallü)!” dedi. [Peygamber] de: “[Bu söz], bedevilerin (A'râb) secili konuşması gibi secili bir sözdür!” buyurdu.

1682_3. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَ مَعْنَى حَدِيثِ جَرِيرٍ وَمُفَضَّلٍ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim ve Muhammed b. Beşşâr da anlattılar. Dediler ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Süfyân’dan; o da Mansûr’dan bu isnad ile Cerîr ve Mufaddal’ın hadislerinin manası gibi [bir hadis] nakletti.

1682_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالُوا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ جَعْفَرٍ عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، بِإِسْنَادِهِمُ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ ‏.‏ غَيْرَ أَنَّ فِيهِ فَأَسْقَطَتْ فَرُفِعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى فِيهِ بِغُرَّةٍ وَجَعَلَهُ عَلَى أَوْلِيَاءِ الْمَرْأَةِ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ فِي الْحَدِيثِ دِيَةَ الْمَرْأَةِ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be’den; o Mansûr’dan; [yukarıdaki] isnadları ile hadisi kıssasıyla birlikte [naklettiler]. Ancak bu rivayette: “[Kadın] cenini düşürdü. Bu mesele Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e götürüldü; o da cenin hakkında bir gurre [verilmesine] hükmetti ve bunu kadının velilerine (evliyâü’l-mer'eti) yükledi” [şeklinde yer almaktadır]. Hadiste kadının diyetinden bahsedilmedi.

1683. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ اسْتَشَارَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ النَّاسَ فِي إِمْلاَصِ الْمَرْأَةِ فَقَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ شَهِدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِيهِ بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ عُمَرُ ائْتِنِي بِمَنْ يَشْهَدُ مَعَكَ قَالَ فَشَهِدَ لَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrâhîm —lafız Ebû Bekir’e aittir— anlattılar. İshâk: ‘Bize haber verdi’ dedi; diğer ikisi ise: ‘Bize anlattı’ dediler. [Bu raviler] Vekî’den; o Hişâm b. Urve’den; o babasından; o da el-Misver b. Mahrame’den [naklederek şunları] anlattı: Ömer b. el-Hattâb, kadının [darbe sonucu] çocuk düşürmesi (imlâs) hakkında insanlarla istişare etti. Bunun üzerine Mugîre b. Şu'be: “Ben Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in bu hususta bir gurre yani bir köle veya bir cariye [verilmesine] hükmettiğine şahit oldum” dedi. Ömer: “Bana, seninle beraber buna şahitlik edecek birini getir” dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme de onun lehine şahitlik etti.