2039. Hadis
حَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنِي الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، مِنْ رُقْعَةٍ عَارَضَ لِي بِهَا ثُمَّ قَرَأَهُ عَلَىَّ قَالَ أَخْبَرَنَاهُ حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ لَمَّا حُفِرَ الْخَنْدَقُ رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا فَانْكَفَأْتُ إِلَى امْرَأَتِي فَقُلْتُ لَهَا هَلْ عِنْدَكِ شَىْءٌ فَإِنِّي رَأَيْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمَصًا شَدِيدًا . فَأَخْرَجَتْ لِي جِرَابًا فِيهِ صَاعٌ مِنْ شَعِيرٍ وَلَنَا بُهَيْمَةٌ دَاجِنٌ - قَالَ - فَذَبَحْتُهَا وَطَحَنَتْ فَفَرَغَتْ إِلَى فَرَاغِي فَقَطَّعْتُهَا فِي بُرْمَتِهَا ثُمَّ وَلَّيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ تَفْضَحْنِي بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ مَعَهُ - قَالَ - فَجِئْتُهُ فَسَارَرْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا قَدْ ذَبَحْنَا بُهَيْمَةً لَنَا وَطَحَنَتْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ كَانَ عِنْدَنَا فَتَعَالَ أَنْتَ فِي نَفَرٍ مَعَكَ . فَصَاحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " يَا أَهْلَ الْخَنْدَقِ إِنَّ جَابِرًا قَدْ صَنَعَ لَكُمْ سُورًا فَحَيَّهَلاَ بِكُمْ " . وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُنْزِلُنَّ بُرْمَتَكُمْ وَلاَ تَخْبِزُنَّ عَجِينَتَكُمْ حَتَّى أَجِيءَ " . فَجِئْتُ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْدُمُ النَّاسَ حَتَّى جِئْتُ امْرَأَتِي فَقَالَتْ بِكَ وَبِكَ . فَقُلْتُ قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي قُلْتِ لِي . فَأَخْرَجْتُ لَهُ عَجِينَتَنَا فَبَصَقَ فِيهَا وَبَارَكَ ثُمَّ عَمَدَ إِلَى بُرْمَتِنَا فَبَصَقَ فِيهَا وَبَارَكَ ثُمَّ قَالَ " ادْعِي خَابِزَةً فَلْتَخْبِزْ مَعَكِ وَاقْدَحِي مِنْ بُرْمَتِكُمْ وَلاَ تُنْزِلُوهَا " . وَهُمْ أَلْفٌ فَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لأَكَلُوا حَتَّى تَرَكُوهُ وَانْحَرَفُوا وَإِنَّ بُرْمَتَنَا لَتَغِطُّ كَمَا هِيَ وَإِنَّ عَجِينَتَنَا - أَوْ كَمَا قَالَ الضَّحَّاكُ - لَتُخْبَزُ كَمَا هُوَ .
Bana Haccâc b. eş-Şâir anlattı; dedi ki: Bana Dahhâk b. Mahled, bana arz ettiği bir kağıttan, sonra da bana okuyarak anlattı; dedi ki: Bize Hanzala b. Ebî Süfyân haber verdi; dedi ki: Bize Saîd b. Mînâ' anlattı; dedi ki: Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işittim: "Hendek kazıldığı zaman Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de bir açlık gördüm. Hanımıma döndüm ve ona dedim ki: 'Yanında bir şey var mı? Çünkü ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de şiddetli bir açlık gördüm.' Bana bir dağarcık çıkardı, içinde bir sâ' arpa vardı. Bizim bir de evcil oğlağımız vardı." (Câbir) dedi ki: "Ben onu kestim, (hanımım da arpayı) öğüttü. Benim (işimi) bitirmemle birlikte o da (işini) bitirdi. (Oğlağı) parçalayıp tenceresine koydum. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitmek üzere döndüm. (Hanımım) dedi ki: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve yanındakiler(in yanında) beni rezil etme.'" (Câbir) dedi ki: "Ona geldim ve ona gizlice dedim ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Bizim bir oğlağımızı kestik, yanımızdaki bir sâ' arpayı da öğüttük. Yanındaki (birkaç) kişiyle beraber gel.' Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bağırdı ve dedi ki: 'Ey Hendek halkı! Câbir sizin için bir ziyafet hazırladı. Haydi buyurun!' Ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bana): 'Ben gelinceye kadar tencerenizi kesinlikle indirmeyin ve hamurunuzu da kesinlikle pişirmeyin,' buyurdu. Ben geldim, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de insanların önünde geldi. Hanımıma geldim. O: 'Senin yüzünden, senin yüzünden! (Sana tenbih etmemiş miydim?)' dedi. Ben: 'Ben senin bana dediğini yaptım,' dedim. (Resulullah) için hamurumuzu çıkardım, içine tükürdü ve bereket diledi. Sonra tenceremize yöneldi, içine tükürdü ve bereket diledi. Sonra buyurdu ki: 'Bir ekmekçi (kadın) çağır da seninle beraber ekmek yapsın. Tencerenizden kepçeyle al (boşalt), ama onu (ateşten) indirmeyin.' (Oradaki insanlar) bin kişiydiler. Allah'a yemin ederim ki, yediler, hatta (artığını) bırakıp gittiler. Tenceremiz olduğu gibi kaynıyor(du). Hamurumuz da —veya Dahhâk'ın dediği gibi— olduğu gibi ekmek yapılıyordu.'