2040_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ، اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ قَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ . فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ ثَوْبِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ " . قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ " أَلِطَعَامٍ " . فَقُلْتُ نَعَمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ " قُومُوا " . قَالَ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ - قَالَ - فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلُمِّي مَا عِنْدَكِ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ " . فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ عَلَيْهِ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَأَدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ " ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ " . حَتَّى أَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ رَجُلاً أَوْ ثَمَانُونَ .
[Ve] Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik b. Enes'e okudum; İshâk b. Abdullah b. Ebî Talha'dan; Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitmiştir: Ebû Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: "Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sesini zayıf işittim. Onda açlık (olduğunu) anlıyorum. Yanında bir şey var mı?" (Ümmü Süleym): "Evet," dedi. Arpa ekmekleri çıkardı. Sonra kendisine ait bir başörtüsünü aldı, ekmeği onun bir kısmıyla sardı. Sonra onu elbisemin altına gizledi ve (örtünün) bir kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. (Enes) dedi ki: Onu götürdüm. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i Mescid'de otururken buldum, yanında da insanlar vardı. Başuçlarına dikildim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Seni Ebû Talha mı gönderdi?" buyurdu. Ben: "Evet," dedim. (Resulullah): "Yemek için mi?" (buyurdu). Ben: "Evet," dedim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanındakilere: "Kalkın!" buyurdu. (Enes) dedi ki: O gitti, ben de onların önlerinde gittim. Nihayet Ebû Talha'ya geldim ve ona haber verdim. Ebû Talha dedi ki: "Ey Ümmü Süleym! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlarla beraber geldi. Halbuki yanımızda onlara yedirecek bir şey yok." (Ümmü Süleym): "Allah ve Resulü en iyisini bilir," dedi. (Enes) dedi ki: Ebû Talha gitti, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i karşıladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onunla beraber yöneldi, nihayet (içeri) girdiler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Ümmü Süleym! Yanında ne varsa getir," buyurdu. O da o ekmeği getirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve (ekmek) ufalandı. Ümmü Süleym, kendine ait bir yağ tulumunu onun üzerine sıktı ve onu katık yaptı. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun hakkında Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri söyledi. Sonra: "On kişiye izin ver," buyurdu. Onlara izin verdi; doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra: "On kişiye izin ver," buyurdu. Onlara izin verdi; doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra: "On kişiye izin ver," buyurdu. Nihayet kavmin hepsi yedi ve doydu. O topluluk yetmiş veya seksen kişiydi.