Faziletler Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

706_3. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَلِيٍّ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، - وَهُوَ ابْنُ أَنَسٍ - عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، أَنَّ أَبَا الطُّفَيْلِ، عَامِرَ بْنَ وَاثِلَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ أَخْبَرَهُ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ غَزْوَةِ تَبُوكَ فَكَانَ يَجْمَعُ الصَّلاَةَ فَصَلَّى الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ جَمِيعًا وَالْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ جَمِيعًا حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمًا أَخَّرَ الصَّلاَةَ ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ جَمِيعًا ثُمَّ دَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ بَعْدَ ذَلِكَ فَصَلَّى الْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ جَمِيعًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّكُمْ سَتَأْتُونَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ عَيْنَ تَبُوكَ وَإِنَّكُمْ لَنْ تَأْتُوهَا حَتَّى يُضْحِيَ النَّهَارُ فَمَنْ جَاءَهَا مِنْكُمْ فَلاَ يَمَسَّ مِنْ مَائِهَا شَيْئًا حَتَّى آتِيَ ‏"‏ ‏.‏ فَجِئْنَاهَا وَقَدْ سَبَقَنَا إِلَيْهَا رَجُلاَنِ وَالْعَيْنُ مِثْلُ الشِّرَاكِ تَبِضُّ بِشَىْءٍ مِنْ مَاءٍ - قَالَ - فَسَأَلَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ مَسَسْتُمَا مِنْ مَائِهَا شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏ قَالاَ نَعَمْ ‏.‏ فَسَبَّهُمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ لَهُمَا مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ - قَالَ - ثُمَّ غَرَفُوا بِأَيْدِيهِمْ مِنَ الْعَيْنِ قَلِيلاً قَلِيلاً حَتَّى اجْتَمَعَ فِي شَىْءٍ - قَالَ - وَغَسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ يَدَيْهِ وَوَجْهَهُ ثُمَّ أَعَادَهُ فِيهَا فَجَرَتِ الْعَيْنُ بِمَاءٍ مُنْهَمِرٍ أَوْ قَالَ غَزِيرٍ - شَكَّ أَبُو عَلِيٍّ أَيُّهُمَا قَالَ - حَتَّى اسْتَقَى النَّاسُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يُوشِكُ يَا مُعَاذُ إِنْ طَالَتْ بِكَ حَيَاةٌ أَنْ تَرَى مَا هَا هُنَا قَدْ مُلِئَ جِنَانًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî anlattı; bize Ebû Ali el-Hanefî anlattı; bize Mâlik —ki İbn Enes’tir—, Ebû’z-Zübeyr el-Mekkî’den; o Ebû’t-Tufeyl Âmir b. Vâsıle’nin kendisine haber verdiğini; o da Muâz b. Cebel’in şöyle anlattığını nakletti: Tebük gazvesi senesinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yola çıktık. (Resulullah) namazları cem ediyordu; öğle ile ikindiyi bir arada, akşam ile yatsıyı da bir arada kılıyordu. Nihayet bir gün namazı tehir etti, sonra çıkıp öğle ile ikindiyi bir arada kıldırdı; sonra çadırına girdi. Daha sonra tekrar çıkıp akşam ile yatsıyı bir arada kıldırdı ve şöyle buyurdu: “Sizler inşallah yarın Tebük pınarına (ayne Tebük) varacaksınız. Oraya ancak gündüz kuşluk vakti (yüdhiya’n-nehâr) ulaşabilirsiniz. Sizden kim oraya önce varırsa, ben gelinceye kadar pınarın suyuna asla dokunmasın!” Biz oraya vardığımızda, bizden önce iki adamın pınara ulaştığını gördük. Pınar, ayakkabı bağı gibi zayıfça akıyor, azıcık bir su sızdırıyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o iki adama: “Onun suyundan bir şeye dokundunuz mu?” diye sordu. Onlar: «Evet» dediler. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onları azarladı ve Allah’ın dilediği şeyleri onlara söyledi. Sonra (insanlar) pınardan elleriyle azar azar su avuçladılar ve bir kapta topladılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ellerini ve yüzünü o kapta yıkadı, sonra o suyu pınara geri boşalttı. Bunun üzerine pınar, gürül gürül fışkıran —veya bol— bir su ile akmaya başladı. Nihayet insanlar kana kana içtiler. Sonra (Resulullah): “Ey Muâz! Eğer ömrün uzun olursa, çok geçmeden buraların bahçelerle dolduğunu göreceksin” buyurdu.