1748_3. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سِمَاكُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي مُصْعَبُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ نَزَلَتْ فِيهِ آيَاتٌ مِنَ الْقُرْآنِ - قَالَ - حَلَفَتْ أُمُّ سَعْدٍ أَنْ لاَ تُكَلِّمَهُ أَبَدًا حَتَّى يَكْفُرَ بِدِينِهِ وَلاَ تَأْكُلَ وَلاَ تَشْرَبَ . قَالَتْ زَعَمْتَ أَنَّ اللَّهَ وَصَّاكَ بِوَالِدَيْكَ وَأَنَا أُمُّكَ وَأَنَا آمُرُكَ بِهَذَا . قَالَ مَكَثَتْ ثَلاَثًا حَتَّى غُشِيَ عَلَيْهَا مِنَ الْجَهْدِ فَقَامَ ابْنٌ لَهَا يُقَالُ لَهُ عُمَارَةُ فَسَقَاهَا فَجَعَلَتْ تَدْعُو عَلَى سَعْدٍ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي الْقُرْآنِ هَذِهِ الآيَةَ { وَوَصَّيْنَا الإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا} { وَإِنْ جَاهَدَاكَ عَلَى أَنْ تُشْرِكَ بِي} وَفِيهَا { وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا} قَالَ وَأَصَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَنِيمَةً عَظِيمَةً فَإِذَا فِيهَا سَيْفٌ فَأَخَذْتُهُ فَأَتَيْتُ بِهِ الرَّسُولَ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ نَفِّلْنِي هَذَا السَّيْفَ فَأَنَا مَنْ قَدْ عَلِمْتَ حَالَهُ . فَقَالَ " رُدُّهُ مِنْ حَيْثُ أَخَذْتَهُ " . فَانْطَلَقْتُ حَتَّى إِذَا أَرَدْتُ أَنْ أُلْقِيَهُ فِي الْقَبَضِ لاَمَتْنِي نَفْسِي فَرَجَعْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ أَعْطِنِيهِ . قَالَ فَشَدَّ لِي صَوْتَهُ " رُدُّهُ مِنْ حَيْثُ أَخَذْتَهُ " . قَالَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ} قَالَ وَمَرِضْتُ فَأَرْسَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَانِي فَقُلْتُ دَعْنِي أَقْسِمْ مَالِي حَيْثُ شِئْتُ . قَالَ فَأَبَى . قُلْتُ فَالنِّصْفَ . قَالَ فَأَبَى . قُلْتُ فَالثُّلُثَ . قَالَ فَسَكَتَ فَكَانَ بَعْدُ الثُّلُثُ جَائِزًا . قَالَ وَأَتَيْتُ عَلَى نَفَرٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرِينَ فَقَالُوا تَعَالَ نُطْعِمْكَ وَنَسْقِيكَ خَمْرًا . وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ تُحَرَّمَ الْخَمْرُ - قَالَ - فَأَتَيْتُهُمْ فِي حَشٍّ - وَالْحَشُّ الْبُسْتَانُ - فَإِذَا رَأْسُ جَزُورٍ مَشْوِيٌّ عِنْدَهُمْ وَزِقٌّ مِنْ خَمْرٍ - قَالَ - فَأَكَلْتُ وَشَرِبْتُ مَعَهُمْ - قَالَ - فَذُكِرَتِ الأَنْصَارُ وَالْمُهَاجِرُونَ عِنْدَهُمْ فَقُلْتُ الْمُهَاجِرُونَ خَيْرٌ مِنَ الأَنْصَارِ - قَالَ - فَأَخَذَ رَجُلٌ أَحَدَ لَحْيَىِ الرَّأْسِ فَضَرَبَنِي بِهِ فَجَرَحَ بِأَنْفِي فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِيَّ - يَعْنِي نَفْسَهُ - شَأْنَ الْخَمْرِ { إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنْصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ}
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar; dediler ki: Bize el-Hasen b. Musa anlattı; bize Züheyr anlattı; bize Simâk b. Harb anlattı; bana Mus’ab b. Sa’d anlattı; babasından; Kur’an’dan birtakım ayetler onun [Sa’d] hakkında nazil olmuştur. Sa’d şöyle anlatmıştır: “Annem, ben dinimi terk edinceye kadar benimle asla konuşmamaya, yiyip içmemeye yemin etti ve: ‘Allah’ın sana anne babana iyi davranmanı vasiyet ettiğini söylüyorsun; ben senin annenim ve sana bunu emrediyorum!’ dedi. Üç gün boyunca böylece durdu, sonunda bitkinlikten bayılıp düştü. Umâre adındaki oğlu kalkıp ona su içirdi. [Annem ayılınca] bana beddua etmeye başladı. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Kur’an’da şu ayeti indirdi: { وَوَصَّيْنَا الإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا } ‘Biz insana, ana babasına iyilik etmesini vasiyet ettik...’, { وَإِنْ جَاهَدَاكَ عَلَى أَنْ تُشْرِكَ بِي } ‘Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa...’ ve aynı ayetlerde: { وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا } ‘Onlarla dünyada iyi geçin.’ buyurdu. Bir defasında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem büyük bir ganimet elde etmişti. İçinde bir kılıç vardı; onu alıp Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdim ve: ‘Benim durumumu biliyorsun, bu kılıcı bana ganimet olarak ver.’ dedim. Resulullah: ‘Onu aldığın yere geri koy!’ buyurdu. Gittim, tam onu ganimetlerin arasına bırakacakken nefsim beni kınadı; geri dönüp: ‘Onu bana ver!’ dedim. Resulullah sesini yükselterek: ‘Onu aldığın yere geri koy!’ buyurdu. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ } ‘Sana ganimetleri soruyorlar...’ ayetini indirdi. Yine bir gün hastalanmıştım; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e haber gönderdim, yanıma geldi. ‘Malımı dilediğim gibi dağıtmama izin ver.’ dedim; kabul etmedi. ‘Yarısını [dağıtayım]?’ dedim; kabul etmedi. ‘Üçte birini?’ dedim; sustu. Bundan sonra [vasiyette] üçte bir caiz oldu. Bir keresinde de Ensar ve Muhacirlerden bir grubun yanına geldim. ‘Gel sana yemek yedirelim ve içki içirelim.’ dediler. Bu, içki henüz haram kılınmadan önceydi. Onlarla bir bahçeye gittim; yanlarında kızarmış bir deve kafası ve bir tulum içki vardı. Onlarla beraber yedim ve içtim. Orada Ensar ve Muhacirlerden söz açıldı; ben: ‘Muhacirler Ensar’dan daha hayırlıdır!’ dedim. Bunun üzerine [Ensar’dan] bir adam deve kafasının çene kemiklerinden birini alıp bana vurdu ve burnumu yaraladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidip durumu anlattım. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle benim hakkımda içki ile ilgili şu ayeti indirdi: { إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنْصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ } ‘Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları ancak şeytan ameli birer pisliktir...’”