3068. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ كُنْتُ مُتَّكِئًا عِنْدَ عَائِشَةَ فَقَالَتْ يَا أَبَا عَائِشَةَ ثَلاَثٌ مَنْ تَكَلَّمَ بِوَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ فَقَدْ أَعْظَمَ عَلَى اللَّهِ الْفِرْيَةَ مَنْ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ أَعْظَمَ الْفِرْيَةَ عَلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَقُولُ : ( لَا تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ ) ، ( مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلاَّ وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ ) وَكُنْتُ مُتَّكِئًا فَجَلَسْتُ فَقُلْتُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَنْظِرِينِي وَلاَ تُعْجِلِينِي أَلَيْسَ يَقُولُ اللَّهُ : ( وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى )، ( وَلََقَدْ رَآهُ بِالأُفُقِ الْمُبِينِ ) قَالَتْ أَنَا وَاللَّهِ أَوَّلُ مَنْ سَأَلَ عَنْ هَذَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا ذَاكَ جِبْرِيلُ مَا رَأَيْتُهُ فِي الصُّورَةِ الَّتِي خُلِقَ فِيهَا غَيْرَ هَاتَيْنِ الْمَرَّتَيْنِ رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ سَادًّا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ " . وَمَنْ زَعَمَ أَنَّ مُحَمَّدًا كَتَمَ شَيْئًا مِمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَيْهِ فَقَدْ أَعْظَمَ الْفِرْيَةَ عَلَى اللَّهِ يَقُولُ اللَّهُ : ( يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ ) وَمَنْ زَعَمَ أَنَّهُ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ فَقَدْ أَعْظَمَ الْفِرْيَةَ عَلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَقُولُ : (قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ ) . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَمَسْرُوقُ بْنُ الأَجْدَعِ يُكْنَى أَبَا عَائِشَةَ وَهُوَ مَسْرُوقُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَهَكَذَا كَانَ اسْمُهُ فِي الدِّيوَانِ .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize İshâk b. Yûsuf el-Ezrak anlattı. Bize Dâvûd b. Ebî Hind anlattı. (O) Şa'bî'den, (o) Mesrûk'tan naklettiğine göre şöyle demiştir: Âişe'nin yanında yaslanmış duruyordum. Bana: "Ey Ebû Âişe! Üç şey vardır ki, kim bunlardan birini söylerse Allah'a büyük bir iftira atmış olur: Kim Muhammed'in Rabbini gördüğünü iddia ederse, Allah'a büyük bir iftira atmış olur. Oysa Allah şöyle buyurur: { Gözler O'nu idrak edemez; fakat O, gözleri idrak eder. O, Latîf'tir, Habîr'dir. } (el-En'âm 6:103); { Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur... } (eş-Şûrâ 42:51)" dedi. Ben yaslanmıştım, (bunu duyunca) doğruldum ve: "Ey Müminlerin Annesi! Bana mühlet ver, acele etme. Allah: { Andolsun ki, onu bir başka inişte de görmüştü. } (en-Necm 53:13) ve { Andolsun ki, onu apaçık ufukta görmüştü. } (et-Tekvîr 81:23) buyurmuyor mu?" dedim. Âişe dedi ki: "Vallahi, bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e soranların ilki benim. Şöyle buyurdu: 'O (gördüğüm) ancak Cebrâîl'dir. Ben onu yaratıldığı (asli) suretinde bu iki sefer dışında hiç görmedim. Onu gökten inerken gördüm; yaratılışının büyüklüğü gökle yer arasını kaplamıştı.'" (Âişe devamla şöyle dedi:) "Kim, Muhammed'in Allah'ın kendisine indirdiği şeylerden bir şey gizlediğini iddia ederse, Allah'a büyük bir iftira atmış olur. Oysa Allah şöyle buyurur: { Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et... } (el-Mâide 5:67). Kim de onun yarın ne olacağını bildiğini iddia ederse, Allah'a büyük bir iftira atmış olur. Oysa Allah şöyle buyurur: { De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez... } (en-Neml 27:65)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Mesrûk b. el-Ecda'nın künyesi Ebû Âişe'dir. O, Mesrûk b. Abdirrahmân'dır. Divandaki ismi de böyleydi.