3421. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونَ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ قَالَ " وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا إِنَّهُ لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ آمَنْتُ بِكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ " . فَإِذَا رَكَعَ قَالَ " اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ خَشَعَ لَكَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَمُخِّي وَعِظَامِي وَعَصَبِي " . فَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَالأَرَضِينَ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ " . فَإِذَا سَجَدَ قَالَ " اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ سَجَدَ وَجْهِيَ لِلَّذِي خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ " . ثُمَّ يَكُونُ آخِرَ مَا يَقُولُ بَيْنَ التَّشَهُّدِ وَالسَّلاَمِ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Muhammed b. Abdilmelik b. Ebî'ş-Şevârib anlattı, bize Yûsuf b. Mâcişûn anlattı, bana babam anlattı, Abdurrahman el-A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ innehû lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Âmentü bike tebârekte ve teâleyte estayfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Sana iman ettim. Sen mübareksin ve yücesin. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Rükûya vardığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Haşea leke sem'î ve basarî ve muhhî ve izâmî ve asabî." (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim sana boyun eğdi/huşû duydu.) Başını (rükûdan) kaldırdığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme rabbena leke'l-hamdü mil'e's-semâvâti ve'l-arâdîne ve mil'e mâ beynehümâ ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd." (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gökler dolusu, yerler dolusu, ikisi arası dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur.) Secde ettiği zaman şöyle derdi: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Secede vechî lillezi halakahû fe-savverahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Fetebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn." (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratan, ona şekil veren, kulağını ve gözünü (yarıklarını) açan (Zat)'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) Teşehhüd ile Selam arasında söylediği en son söz ise şu olurdu: "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü ve mâ ente a'lemü bihî minnî. Ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhiru lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum ve senin benden daha iyi bildiğin (günahlarımı) bağışla. Öne geçiren sensin, geriye bırakan sensin. Senden başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.