Dualar Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3370. Hadis

حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرَمَ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنَ الدُّعَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عِمْرَانَ الْقَطَّانِ وَعِمْرَانُ الْقَطَّانُ هُوَ ابْنُ دَاوَرَ وَيُكْنَى أَبَا الْعَوَّامِ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ عِمْرَانَ الْقَطَّانِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Abbâs b. Abdilazîm el-Anberî ve birçok kişi anlattı. Dediler ki: Bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı, bize İmrân el-Kattân anlattı, Katâde'den, o Saîd b. Ebi'l-Hasan'dan, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ katında duadan daha kıymetli (daha şerefli) bir şey yoktur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu merfû olarak sadece İmrân el-Kattân'ın hadisinden biliyoruz. İmrân el-Kattân, Dâver'in oğludur ve künyesi Ebu'l-Avvâm'dır. Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı, İmrân el-Kattân'dan, bu isnadla benzerini (nakletti).

3371. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ ابْنِ لَهِيعَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ أَبَانَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الدُّعَاءُ مُخُّ الْعِبَادَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ لَهِيعَةَ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı, bize Velîd b. Müslim haber verdi, İbn Lehîa'dan, o Ubeydullah b. Ebî Ca'fer'den, o Ebân b. Sâlih'ten, o Enes b. Mâlik'ten naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dua, ibadetin özüdür (iliğidir)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihten gariptir. Bunu sadece İbn Lehîa'nın hadisinden biliyoruz.

3372. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ يُسَيْعٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأََ ‏:‏ ‏(‏وقالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ ‏)‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ مَنْصُورٌ وَالأَعْمَشُ عَنْ ذَرٍّ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ذَرٍّ ‏.‏ هُوَ ذَرُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيُّ ثِقَةٌ وَالِدُ عُمَرَ بْنِ ذَرٍّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı, bize Mervân b. Muâviye anlattı, A'meş'ten, o Zerr'den, o Yusey'den, o Nu'mân b. Beşîr'den, o da Nebi'den (s.a.v.) nakletti. Buyurdu ki: "Dua, ibadetin ta kendisidir." Sonra şu ayeti okudu: "Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size icabet edeyim. Şüphesiz bana ibadet etmekten (dua etmekten) büyüklenenler, boyun eğmiş olarak cehenneme gireceklerdir." (Gâfir: 60). (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Mansûr ve A'meş de bunu Zerr'den rivayet etmişlerdir. Biz bunu sadece Zerr'in hadisinden biliyoruz. O, Zerr b. Abdillah el-Hemdânî'dir, sika (güvenilir) biridir ve Ömer b. Zerr'in babasıdır.

3373. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَسْأَلِ اللَّهَ يَغْضَبْ عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَرَوَى وَكِيعٌ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ هَذَا الْحَدِيثَ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَأَبُو الْمَلِيحِ اسْمُهُ صَبِيحٌ سَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُهُ وَقَالَ يُقَالُ لَهُ الْفَارِسِيُّ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize Hâtim b. İsmail anlattı, Ebu'l-Melîh'ten, o Ebû Sâlih'ten, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim Allah'tan istemezse, Allah ona gazap eder." (Tirmizî) dedi ki: Vekî' ve birçok kişi bu hadisi Ebu'l-Melîh'ten rivayet etmişlerdir. Biz bunu sadece bu vecihten biliyoruz. Ebu'l-Melîh'in ismi Sabîh'tir. Muhammed'i (Buhârî'yi) bunu söylerken işittim. Kendisine el-Fârisî de denilir.

3374. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْعَطَّارُ حَدَّثَنَا أَبُو نَعَامَةَ السَّعْدِيُّ عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي غَزَاةٍ فَلَمَّا قَفَلْنَا أَشْرَفْنَا عَلَى الْمَدِينَةِ فَكَبَّرَ النَّاسُ تَكْبِيرَةً وَرَفَعُوا بِهَا أَصْوَاتَهُمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَصَمَّ وَلَا غَائِبٍ هُوَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ رُءُوسِ رِحَالِكُمْ ثُمَّ قَالَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ أَلَا أُعَلِّمُكَ كَنْزًا مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَأَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُلٍّ وَأَبُو نَعَامَةَ السَّعْدِيُّ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ عِيسَى. حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ حُمَيْدٍ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Merhûm b. Abdilazîm el-Attâr anlattı, bize Ebû Neâme es-Sa'dî anlattı, Ebû Osman en-Nehdî'den, o Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte bir gazvedeydik. Döndüğümüzde, Medine'ye (tepeden) baktığımızda insanlar yüksek sesle tekbir getirdiler. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Rabbiniz sağır değildir, gaip (sizden uzak) de değildir. O, sizinle bineklerinizin başları arasındadır (size çok yakındır)." Sonra (bana) şöyle buyurdu: "Ey Abdullah b. Kays! Sana cennet hazinelerinden bir hazine öğreteyim mi? (O söz): 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' (Güç ve kuvvet ancak Allah'tandır)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir. Ebû Osman en-Nehdî'nin ismi Abdurrahman b. Müll, Ebû Neâme es-Sa'dî'nin ismi Amr b. Îsâ'dır. Bize İshâk b. Mansûr anlattı, bize Ebû Âsım anlattı, Humeyd Ebu'l-Melîh'ten, o Ebû Sâlih'ten, o Ebû Hüreyre'den, o da Nebi'den (s.a.v.) benzerini (nakletti).

3375. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ قَدْ كَثُرَتْ عَلَىَّ فَأَخْبِرْنِي بِشَيْءٍ أَتَشَبَّثُ بِهِ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْبًا مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Kurayb anlattı, bize Zeyd b. Hubâb anlattı, Muâviye b. Sâlih'ten, o Amr b. Kays'tan, o Abdullah b. Büsr'den (r.a.) naklettiğine göre; bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü, İslam'ın şeriatleri (nafile ibadetleri) bana ağır geldi (çoğaldı). Bana, (sıkıca) tutunacağım bir şey bildir" dedi. (Peygamber) buyurdu ki: "Dilin Allah'ın zikrinden dolayı sürekli ıslak kalsın (daima Allah'ı zikret)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihten hasen gariptir.

3376. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ دَرَّاجٍ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ أَىُّ الْعِبَادِ أَفْضَلُ دَرَجَةً عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ ‏"‏ الذَّاكِرُونَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمِنَ الْغَازِي فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ لَوْ ضَرَبَ بِسَيْفِهِ فِي الْكُفَّارِ وَالْمُشْرِكِينَ حَتَّى يَنْكَسِرَ وَيَخْتَضِبَ دَمًا لَكَانَ الذَّاكِرُونَ اللَّهَ كَثِيرًا أَفْضَلَ مِنْهُ دَرَجَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ دَرَّاجٍ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize İbn Lehîa anlattı, Derrâc'dan, o Ebu'l-Heysem'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den naklettiğine göre; Resûlullah'a (s.a.v.): "Kıyamet gününde Allah katında hangi kulların derecesi daha faziletlidir?" diye soruldu. Buyurdu ki: "Allah'ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar." (Ebû Saîd) dedi ki: Ben: "Ey Allah'ın Resûlü, Allah yolundaki gaziden de mi (üstündürler)?" dedim. Buyurdu ki: "Kılıcıyla kâfirlere ve müşriklere (kılıcı) kırılıncaya ve kana bulanıncaya kadar vursa bile, Allah'ı çokça zikredenler derece bakımından ondan daha faziletli olurlardı." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece Derrâc'ın hadisinden biliyoruz.

3377. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدٍ، هُوَ ابْنُ أَبِي هِنْدٍ عَنْ زِيَادٍ، مَوْلَى ابْنِ عَيَّاشٍ عَنْ أَبِي بَحْرِيَّةَ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ رضى الله عنه مَا شَيْءٌ أَنْجَى مِنْ عَذَابِ اللَّهِ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدٍ مِثْلَ هَذَا بِهَذَا الإِسْنَادِ وَرَوَى بَعْضُهُمْ عَنْهُ فَأَرْسَلَهُ ‏.‏

Bize Hüseyin b. Hureys anlattı, bize Fadl b. Mûsâ anlattı, Abdullah b. Saîd -ki o İbn Ebî Hind'dir- 'den, o İbn Ayyâş'ın mevlası Ziyâd'dan, o Ebû Bahriyye'den, o Ebû Derdâ'dan (r.a.) nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Size amellerinizin en hayırlısını, Melik'iniz (Rabbiniz) katında en temizini, derecelerinizde en yükseğini, sizin için altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlısını, düşmanınızla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlısını haber vereyim mi?" (Sahabeler): "Evet (haber ver)" dediler. Buyurdu ki: "Allah Teâlâ'yı zikretmektir." Muâz b. Cebel (r.a.) dedi ki: "Allah'ın azabından kurtuluş için, Allah'ın zikrinden daha (etkili) bir şey yoktur." (Tirmizî) dedi ki: Bazıları bu hadisi Abdullah b. Saîd'den bu şekilde bu isnadla rivayet etmiş; bazıları da ondan (sahabiyi atlayarak) mürsel olarak rivayet etmiştir.

3378. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَغَرِّ أَبِي مُسْلِمٍ، أَنَّهُ شَهِدَ عَلَى أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ أَنَّهُمَا شَهِدَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ قَوْمٍ يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلاَّ حَفَّتْ بِهِمُ الْمَلاَئِكَةُ وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَنَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الأَغَرَّ أَبَا مُسْلِمٍ، قَالَ أَشْهَدُ عَلَى أَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنهما أَنَّهُمَا شَهِدَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı, bize Süfyân anlattı, Ebû İshâk'tan, o el-Eğarr Ebû Müslim'den naklettiğine göre; o, Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd el-Hudrî'ye şahitlik etti ki, o ikisi Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğuna şahitlik etmişlerdir: "Allah'ı zikreden hiçbir topluluk yoktur ki; melekler onları kuşatmasın, rahmet onları kaplamasın, üzerlerine sekine (huzur/güven) inmesin ve Allah onları kendi katındakilere (meleklere) anmasın." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Yûsuf b. Ya'kûb anlattı, bize Hafs b. Ömer anlattı, bize Şu'be anlattı, Ebû İshâk'tan. Dedi ki: el-Eğarr Ebû Müslim'i şöyle derken işittim: "Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre'ye şahitlik ederim ki, onlar Resûlullah'ın (s.a.v.) (şöyle buyurduğuna) şahitlik etmişlerdir" deyip benzerini zikretti.

3379. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا أَبُو نَعَامَةَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ خَرَجَ مُعَاوِيَةُ إِلَى الْمَسْجِدِ فَقَالَ مَا يُجْلِسُكُمْ قَالُوا جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللَّهَ قَالَ آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذَاكَ قَالُوا وَاللَّهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلاَّ ذَاكَ ‏.‏ قَالَ أَمَا إِنِّي مَا أَسْتَحْلِفُكُمْ تُهْمَةً لَكُمْ وَمَا كَانَ أَحَدٌ بِمَنْزِلَتِي مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقَلَّ حَدِيثًا عَنْهُ مِنِّي إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ عَلَى حَلْقَةٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ ‏"‏ مَا يُجْلِسُكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللَّهَ وَنَحْمَدُهُ لِمَا هَدَانَا لِلإِسْلاَمِ وَمَنَّ عَلَيْنَا بِهِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا آللَّهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلاَّ ذَاكَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ لِتُهْمَةٍ لَكُمْ إِنَّهُ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللَّهَ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلاَئِكَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَأَبُو نَعَامَةَ السَّعْدِيُّ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ عِيسَى وَأَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَلٍّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Merhûm b. Abdilazîm el-Attâr anlattı, bize Ebû Neâme anlattı, Ebû Osman en-Nehdî'den, o Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Muâviye (bir gün) mescide çıktı ve (bir halkaya): "Sizi (buraya) oturtan nedir?" dedi. Dediler ki: "Allah'ı zikretmek için oturduk." (Muâviye): "Allah adına söyleyin, sizi sadece bu mu oturttu?" dedi. Dediler ki: "Vallahi bizi sadece bu oturttu." (Muâviye) dedi ki: "Haberiniz olsun ki, sizi itham ettiğim için yemin ettirmiş değilim. Resûlullah'a (s.a.v.) benim kadar yakın olup da ondan benim kadar az hadis rivayet eden kimse yoktur. (Şöyle ki): Resûlullah (s.a.v.) (bir gün) ashabından bir halkanın yanına çıktı ve: "Sizi (buraya) oturtan nedir?" dedi. Dediler ki: "Allah'ı zikretmek ve bizi İslam'a hidayet ettiği ve bize (İslam'ı) lütfettiği için O'na hamdetmek üzere oturduk." Buyurdu ki: "Allah adına söyleyin, sizi sadece bu mu oturttu?" Dediler ki: "Allah adına, bizi sadece bu oturttu." Buyurdu ki: "Haberiniz olsun ki, sizi itham ettiğim için yemin ettirmiş değilim. Ancak bana Cebrail geldi ve Allah'ın sizinle meleklere karşı övündüğünü haber verdi." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece bu vecihten biliyoruz. Ebû Neâme es-Sa'dî'nin ismi Amr b. Îsâ'dır. Ebû Osman en-Nehdî'nin ismi Abdurrahman b. Müll'dür.

3380. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ صَالِحٍ، مَوْلَى التَّوْأَمَةِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا جَلَسَ قَوْمٌ مَجْلِسًا لَمْ يَذْكُرُوا اللَّهَ فِيهِ وَلَمْ يُصَلُّوا عَلَى نَبِيِّهِمْ إِلاَّ كَانَ عَلَيْهِمْ تِرَةً فَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُمْ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعْنَى قَوْلِهِ تِرَةً يَعْنِي حَسْرَةً وَنَدَامَةً ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْمَعْرِفَةِ بِالْعَرَبِيَّةِ: التِّرَةُ هُوَ الثَّأْرُ

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı, bize Süfyân anlattı, Sâlih Mevlâ et-Tev'eme'den, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir topluluk bir mecliste oturur da orada Allah'ı zikretmezler ve Peygamberlerine salât getirmezlerse, bu (meclis) onlar için bir 'tire' (pişmanlık/hasret sebebi) olur. (Allah) dilerse onlara azap eder, dilerse onları bağışlar." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hüreyre'den, Nebi'den (s.a.v.) başka vecihlerden de rivayet edilmiştir. (Hadisteki) "tire" sözünün manası hasret ve pişmanlıktır. Arap dilini bilen bazı kimseler ise "tire", (kan davası güder gibi) intikam/öç almaktır, demişlerdir.

3381. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ أَحَدٍ يَدْعُو بِدُعَاءٍ إِلاَّ آتَاهُ اللَّهُ مَا سَأَلَ أَوْ كَفَّ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهُ مَا لَمْ يَدْعُ بِإِثْمٍ أَوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَعُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize İbn Lehîa anlattı, Ebu'z-Zübeyr'den, o Câbir'den nakletti. Dedi ki: Resûlullah'ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: "Hiçbir kimse yoktur ki bir dua etsin de Allah ona dilediğini vermesin veya ondan o dua (kadar) bir kötülüğü gidermesin; yeter ki günah (işlemek) veya akrabalık bağlarını koparmak için dua etmiş olmasın." Bu konuda Ebû Saîd ve Ubâde b. es-Sâmit'ten de rivayet vardır.

3382. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَرْزُوقٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ وَاقِدٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَطِيَّةَ اللَّيْثِيُّ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَسْتَجِيبَ اللَّهُ لَهُ عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَالْكُرَبِ فَلْيُكْثِرِ الدُّعَاءَ فِي الرَّخَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Merzûk anlattı, bize Ubeydullah b. Vâkıd anlattı, bize Saîd b. Atiyye el-Leysî anlattı, Şehr b. Havşeb'den, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) naklettiğine göre; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim, şiddet ve sıkıntı anlarında Allah'ın kendisine icabet etmesini isterse, rahatlık zamanında duayı çoğaltsın." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir.

3383. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ طَلْحَةَ بْنَ خِرَاشٍ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَفْضَلُ الذِّكْرِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَفْضَلُ الدُّعَاءِ الْحَمْدُ لِلَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُوسَى بْنِ إِبْرَاهِيمَ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ مُوسَى بْنِ إِبْرَاهِيمَ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Habîb b. Arabî anlattı, bize Mûsâ b. İbrâhîm b. Kesîr el-Ensârî anlattı. Dedi ki: Talha b. Hırâş'ı işittim. Dedi ki: Câbir b. Abdillah'ı (r.a.) şöyle derken işittim: Resûlullah'ı (s.a.v.) şöyle buyururken işittim: "Zikrin en faziletlisi 'Lâ ilâhe illallâh', duanın en faziletlisi ise 'Elhamdülillâh'tır." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece Mûsâ b. İbrâhîm'in hadisinden biliyoruz. Ali b. el-Medînî ve birçok kişi bu hadisi Mûsâ b. İbrâhîm'den rivayet etmişlerdir.

3384. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ خَالِدِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنِ الْبَهِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ اللَّهَ عَلَى كُلِّ أَحْيَانِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ وَالْبَهِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ ‏.‏

Bize Ebû Kurayb ve Muhammed b. Ubeyd el-Muhâribî anlattılar. Dediler ki: Bize Yahyâ b. Zekeriyyâ b. Ebî Zâide anlattı, babasından, o Hâlid b. Seleme'den, o el-Behî'den, o Urve'den, o Âişe'den (r.anha) nakletti. Dedi ki: "Resûlullah (s.a.v.), bütün vakitlerinde (her anında) Allah'ı zikrederdi." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece Yahyâ b. Zekeriyyâ b. Ebî Zâide'nin hadisinden biliyoruz. el-Behî'nin ismi Abdullah'tır.

3385. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو قَطَنٍ، عَنْ حَمْزَةَ الزَّيَّاتِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا ذَكَرَ أَحَدًا فَدَعَا لَهُ بَدَأَ بِنَفْسِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ وَأَبُو قَطَنٍ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ الْهَيْثَمِ ‏.‏

Bize Nasr b. Abdurrahman el-Kûfî anlattı, bize Ebû Katan anlattı, Hamza ez-Zeyyât'tan, o Ebû İshâk'tan, o Saîd b. Cübeyr'den, o İbn Abbâs'tan, o Übeyy b. Ka'b'dan naklettiğine göre: "Resûlullah (s.a.v.) bir kimseyi anıp da ona dua ettiği zaman, (önce) kendisinden başlardı." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir. Ebû Katan'ın ismi Amr b. el-Heysem'dir.

3386. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ يَعْقُوبَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ عِيسَى الْجُهَنِيُّ، عَنْ حَنْظَلَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ الْجُمَحِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ فِي الدُّعَاءِ لَمْ يَحُطَّهُمَا حَتَّى يَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى فِي حَدِيثِهِ لَمْ يَرُدَّهُمَا حَتَّى يَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ حَمَّادِ بْنِ عِيسَى ‏.‏ وَقَدْ تَفَرَّدَ بِهِ وَهُوَ قَلِيلُ الْحَدِيثِ وَقَدْ حَدَّثَ عَنْهُ النَّاسُ حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ ثِقَةٌ وَثَّقَهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ ‏.‏

Bize Ebû Mûsâ Muhammed b. el-Müsennâ, İbrâhîm b. Ya'kûb ve birçok kişi anlattı. Dediler ki: Bize Hammâd b. Îsâ el-Cühenî anlattı, Hanzala b. Ebî Süfyân el-Cumahî'den, o Sâlim b. Abdillah'tan, o babasından, o Ömer b. el-Hattâb'dan (r.a.) nakletti. Dedi ki: "Resûlullah (s.a.v.) dua ederken ellerini kaldırdığı zaman, onları yüzüne sürmedikçe indirmezdi." Muhammed b. el-Müsennâ hadisinde şöyle dedi: "Onları yüzüne sürmedikçe geri çevirmezdi." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis sahih gariptir. Bunu sadece Hammâd b. Îsâ'nın hadisinden biliyoruz. O bu rivayette tek kalmıştır ve hadisi azdır. İnsanlar ondan hadis rivayet etmişlerdir. Hanzala b. Ebî Süfyân sikadır; Yahyâ b. Saîd el-Kattân onu tevsik etmiştir.

3387. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى ابْنِ أَزْهَرَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُسْتَجَابُ لأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ يَقُولُ دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَأَبُو عُبَيْدٍ اسْمُهُ سَعْدٌ وَهُوَ مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَزْهَرَ وَيُقَالُ مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَزْهَرَ هُوَ ابْنُ عَمِّ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ رضى الله عنه ‏.‏

Bize el-Ensârî anlattı, bize Ma'n anlattı, bize Mâlik anlattı, İbn Şihâb'dan, o İbn Ezher'in mevlası Ebû Ubeyd'den, o Ebû Hüreyre'den, o da Nebi'den (s.a.v.) nakletti. Buyurdu ki: "Sizden biri acele edip de 'Dua ettim ama bana icabet edilmedi' demedikçe duası kabul olunur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Ubeyd'in ismi Sa'd'dır ve o Abdurrahman b. Ezher'in mevlasıdır. Abdurrahman b. Avf'ın mevlası olduğu da söylenir. Abdurrahman b. Ezher, Abdurrahman b. Avf'ın amcasının oğludur. (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Enes'ten (r.a.) de rivayet vardır.

3388. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، - وَهُوَ الطَّيَالِسِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبَانَ بْنِ عُثْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، رضى الله عنه يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ فِي صَبَاحِ كُلِّ يَوْمٍ وَمَسَاءِ كُلِّ لَيْلَةٍ بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ فَيَضُرُّهُ شَيْءٌ ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ أَبَانُ قَدْ أَصَابَهُ طَرَفُ فَالَجِ فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ لَهُ أَبَانُ مَا تَنْظُرُ أَمَا إِنَّ الْحَدِيثَ كَمَا حَدَّثْتُكَ وَلَكِنِّي لَمْ أَقُلْهُ يَوْمَئِذٍ لِيُمْضِيَ اللَّهُ عَلَىَّ قَدَرَهُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Ebû Dâvûd -ki o et-Tayâlisî'dir- anlattı, bize Abdurrahman b. Ebî'z-Zinâd anlattı, babasından, o Ebân b. Osman'dan. Dedi ki: Osman b. Affân'ı (r.a.) şöyle derken işittim: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa: 'İsmiyle birlikte yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği Allah'ın adıyla (başlarım). O, Semî' (her şeyi işiten) ve Alîm'dir (her şeyi bilendir)' diyen hiçbir kula, hiçbir şey zarar veremez." (Ravi) Ebân'a kısmi felç isabet etmişti. (Hadisi rivayet ettiği sırada) adamın biri ona bakmaya başladı. Ebân ona şöyle dedi: "Neye bakıyorsun? Haberiniz olsun ki hadis sana anlattığım gibidir. Ancak ben o gün Allah'ın kaderi (kazası) üzerimde gerçekleşsin diye bunu söylememiştim." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3389. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي سَعْدٍ، سَعِيدِ بْنِ الْمَرْزُبَانِ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ ثَوْبَانَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يُمْسِي رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ يُرْضِيَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı, bize Ukbe b. Hâlid anlattı, Ebû Sa'd Saîd b. el-Merzübân'dan, o Ebû Seleme'den, o Sevbân'dan (r.a.) naklettiğine göre; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim akşama erdiğinde: 'Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak Muhammed'den razı oldum' derse, onu razı etmek Allah üzerine bir hak olur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihten hasen gariptir.

3390. Hadis

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَمْسَى قَالَ ‏"‏ أَمْسَيْنَا وَأَمْسَى الْمُلْكُ لِلَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ أُرَاهُ قَالَ فِيهَا لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ أَسْأَلُكَ خَيْرَ مَا فِي هَذِهِ اللَّيْلَةِ وَخَيْرَ مَا بَعْدَهَا وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ هَذِهِ اللَّيْلَةِ وَشَرِّ مَا بَعْدَهَا وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَسُوءِ الْكِبَرِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا أَصْبَحَ قَالَ ذَلِكَ أَيْضًا ‏"‏ أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ لِلَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ بِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ لَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏

Bize Süfyân b. Vekî' anlattı, bize Cerîr anlattı, el-Hasan b. Ubeydullah'tan, o İbrâhîm b. Süveyd'den, o Abdurrahman b. Yezîd'den, o Abdullah (b. Mes'ûd)'dan nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.) akşama erdiğinde şöyle derdi: "Akşama erdik, mülk de Allah'a ait olarak akşama erdi. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur." (Ravi) zannediyorum ki (hadiste) şunu da söyledi: "Mülk O'nundur, hamd O'nundur. O her şeye gücü yetendir. (Allah'ım!) Senden bu gecenin hayrını ve bundan sonrakilerin hayrını isterim. Bu gecenin şerrinden ve bundan sonrakilerin şerrinden sana sığınırım. Tembellikten ve yaşlılığın kötülüğünden sana sığınırım. Cehennem azabından ve kabir azabından sana sığınırım." Sabaha erdiğinde de yine böyle: "Sabaha erdik, mülk de Allah'a ait olarak sabaha erdi..." derdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şu'be bu hadisi bu isnadla İbn Mes'ûd'dan rivayet etmiş, (fakat) onu merfû kılmamıştır (Nebi'ye dayandırmamıştır).

3391. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُ أَصْحَابَهُ يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا أَصْبَحَ أَحَدُكُمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ بِكَ أَصْبَحْنَا وَبِكَ أَمْسَيْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ ‏.‏ وَإِذَا أَمْسَى فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ بِكَ أَمْسَيْنَا وَبِكَ أَصْبَحْنَا وَبِكَ نَحْيَا وَبِكَ نَمُوتُ وَإِلَيْكَ النُّشُورُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı, bize Abdullah b. Ca'fer anlattı, bize Süheyl b. Ebî Sâlih haber verdi, babasından, o Ebû Hüreyre'den nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ashabına (dua) öğretir ve şöyle derdi: "Sizden biri sabaha erdiği zaman şöyle desin: 'Allah'ım! Seninle sabaha erdik, seninle akşama erdik. Seninle yaşar, seninle ölürüz ve dönüş sanadır.' Akşama erdiği zaman ise şöyle desin: 'Allah'ım! Seninle akşama erdik, seninle sabaha erdik. Seninle yaşar, seninle ölürüz ve diriliş(te toplanmak) sanadır.'" (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir.

3392. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ يَعْلَى بْنِ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ عَاصِمٍ الثَّقَفِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ مُرْنِي بِشَيْءٍ أَقُولُهُ إِذَا أَصْبَحْتُ وَإِذَا أَمْسَيْتُ قَالَ ‏ "‏ قُلِ اللَّهُمَّ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ قَالَ قُلْهُ إِذَا أَصْبَحْتَ وَإِذَا أَمْسَيْتَ وَإِذَا أَخَذْتَ مَضْجَعَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı, bize Ebû Dâvûd anlattı, bize Şu'be haber verdi, Ya'lâ b. Atâ'dan. Dedi ki: Amr b. Âsım es-Sekafî'yi Ebû Hüreyre'den (r.a.) naklederken işittim. Dedi ki: Ebû Bekir şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Bana, sabaha erdiğimde ve akşama erdiğimde söyleyeceğim bir şey emret (öğret)." (Peygamber s.a.v.) buyurdu ki: "De ki: 'Ey gaybı ve görüneni bilen, göklerin ve yerin yaratıcısı, her şeyin Rabbi ve Meliki (sahibi) olan Allah'ım! Şehadet ederim ki senden başka ilah yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın şerrinden ve şirkinden (tuzağından) sana sığınırım.'" (Resûlullah devamla) buyurdu ki: "Bunu sabaha erdiğinde, akşama erdiğinde ve yatağına girdiğinde söyle." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3393. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ ‏ "‏ أَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى سَيِّدِ الاِسْتِغْفَارِ اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ وَأَبُوءُ إِلَيْكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَىَّ وَأَعْتَرِفُ بِذُنُوبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ ‏.‏ لاَ يَقُولُهَا أَحَدُكُمْ حِينَ يُمْسِي فَيَأْتِي عَلَيْهِ قَدَرٌ قَبْلَ أَنْ يُصْبِحَ إِلاَّ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ وَلاَ يَقُولُهَا حِينَ يُصْبِحُ فَيَأْتِي عَلَيْهِ قَدَرٌ قَبْلَ أَنْ يُمْسِيَ إِلاَّ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ عُمَرَ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَابْنِ أَبْزَى وَبُرَيْدَةَ رضى الله عنهم ‏.‏ قَالَ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَعَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ هُوَ ابْنُ أَبِي حَازِمٍ الزَّاهِدِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رضى الله عنه ‏.‏

Bize Hüseyin b. Hureys anlattı, bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim anlattı, Kesîr b. Zeyd'den, o Osman b. Rebîa'dan, o Şeddâd b. Evs'ten (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) ona şöyle buyurdu: "Sana istiğfarın efendisi (en üstünü) olan Seyyidü'l-İstiğfâr'ı göstereyim mi? (O dua şudur): 'Allah'ım! Sen benim Rabbimsin, senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Ben gücüm yettiğince sana verdiğim söz ve vaat üzerindeyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini sana itiraf ederim (ikrar ederim) ve günahlarımı da itiraf ederim. Günahlarımı bağışla; çünkü günahları senden başkası bağışlayamaz.'" (Buyurdu ki): "Sizden kim bunu akşama erdiği zaman söyler de sabaha ermeden (ölüm) kaderi ona gelirse, cennet ona vacip olur. Kim de bunu sabaha erdiği zaman söyler de akşama ermeden (ölüm) kaderi ona gelirse, cennet ona vacip olur." (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Ebû Hüreyre, İbn Ömer, İbn Mes'ûd, İbn Ebzâ ve Büreyde'den (r.anhum) de rivayet vardır. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Abdülazîz b. Ebî Hâzim, zâhid olan Ebû Hâzim'in oğludur. Bu hadis Şeddâd b. Evs'ten (r.a.) bu vecihten başkasıyla da rivayet edilmiştir.

3394. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ ‏"‏ أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ تَقُولُهَا إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَإِنْ مُتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ مُتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ وَإِنْ أَصْبَحْتَ أَصْبَحْتَ وَقَدْ أَصَبْتَ خَيْرًا تَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الْبَرَاءُ فَقُلْتُ وَبِرَسُولِكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ‏.‏ قَالَ فَطَعَنَ بِيَدِهِ فِي صَدْرِي ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ الْبَرَاءِ ‏.‏ وَرَوَاهُ مَنْصُورُ بْنُ الْمُعْتَمِرِ عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ عَنِ الْبَرَاءِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ وَأَنْتَ عَلَى وُضُوءٍ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ رضى الله عنه ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı, bize Süfyân b. Uyeyne anlattı, Ebû İshâk el-Hemdânî'den, o el-Berâ b. Âzib'den (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) ona şöyle buyurdu: "Sana, yatağına girdiğinde söyleyeceğin kelimeleri öğreteyim mi? Eğer o gece ölürsen fıtrat üzere ölürsün. Eğer sabaha erersen, hayır elde ederek sabaha ermiş olursun. Şöyle de: 'Allah'ım! Nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana havale ettim. Senden ümit ederek ve (azabından) korkarak sırtımı sana dayadım. Senden başka sığınak ve senden başka kurtuluş yeri yoktur, ancak sana (sığınılır). İndirdiğin Kitabına ve gönderdiğin Peygamberine iman ettim.'" el-Berâ dedi ki: "Ben (tekrar ederken): 'Ve gönderdiğin Resûlüne' dedim." Buyurdu ki: "(Peygamber) eliyle göğsüme dürttü ve: 'Ve gönderdiğin Peygamberine (de)', buyurdu." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. el-Berâ'dan başka vecihlerden de rivayet edilmiştir. Mansûr b. el-Mu'temir de bunu Sa'd b. Ubeyde'den, o el-Berâ'dan, o da Nebi'den (s.a.v.) benzer şekilde rivayet etmiş; ancak o: "Abdestli olduğun halde yatağına girdiğinde" demiştir. (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Râfi' b. Hadîc'den (r.a.) de rivayet vardır.

3395. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ إِسْحَاقَ ابْنِ أَخِي، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا اضْطَجَعَ أَحَدُكُمْ عَلَى جَنْبِهِ الأَيْمَنِ ثُمَّ قَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ أُومِنُ بِكِتَابِكَ وَبِرُسُلِكَ ‏.‏ فَإِنْ مَاتَ مِنْ لَيْلَتِهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ رضى الله عنه ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Osman b. Ömer anlattı, bize Ali b. el-Mübârek anlattı, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o Râfi' b. Hadîc'in erkek kardeşinin oğlu Yahyâ b. İshâk'tan, o Râfi' b. Hadîc'den (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden biri sağ yanının üzerine yattığında sonra şöyle derse: 'Allah'ım! Nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. Sırtımı sana dayadım. İşimi sana havale ettim. Senden başka sığınak ve senden başka kurtuluş yeri yoktur, ancak sana (sığınılır). Kitabına ve peygamberlerine iman ettim.' Eğer o gece ölürse cennete girer." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihten, Râfi' b. Hadîc'in (r.a.) hadisinden hasen gariptir.

3396. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ قَالَ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَكَفَانَا وَآوَانَا وَكَمْ مِمَّنْ لاَ كَافِيَ لَهُ وَلاَ مُؤْوِيَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize İshâk b. Mansûr anlattı, bize Affân b. Müslim haber verdi, bize Hammâd b. Seleme anlattı, Sâbit'ten, o Enes b. Mâlik'ten (r.a.) naklettiğine göre; Resûlullah (s.a.v.) yatağına girdiği zaman şöyle derdi: "Bizi yediren, bizi içiren, bize kâfi gelen (yetip koruyan) ve bizi barındıran Allah'a hamdolsun. Nitekim (insanlardan) niceleri vardır ki, onlara ne (işlerine) yetip (kefil) olan, ne de barındıran vardır." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3397. Hadis

حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الْوَصَّافِيِّ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، رضى الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَأْوِي إِلَى فِرَاشِهِ أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ غَفَرَ اللَّهُ ذُنُوبَهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ وَإِنْ كَانَتْ عَدَدَ وَرَقِ الشَّجَرِ وَإِنْ كَانَتْ عَدَدَ رَمْلِ عَالِجٍ وَإِنْ كَانَتْ عَدَدَ أَيَّامِ الدُّنْيَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ الْوَصَّافِيِّ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ الْوَلِيدِ ‏.‏

Bize Sâlih b. Abdillah anlattı, bize Ebû Muâviye anlattı, el-Vassâfî'den, o Atıyye'den, o Ebû Saîd'den (r.a.), o da Nebi'den (s.a.v.) nakletti. Buyurdu ki: "Kim yatağına girdiği zaman üç defa: 'Kendisinden başka ilah olmayan, Hayy (diri) ve Kayyûm (her şeyi ayakta tutan) olan Yüce Allah'tan bağışlanma dilerim ve O'na tövbe ederim' derse; günahları deniz köpüğü kadar olsa da, ağaç yaprakları sayısınca olsa da, Âlic (çölü) kumları sayısınca olsa da, dünya günleri sayısınca olsa da Allah onun günahlarını bağışlar." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece el-Vassâfî Ubeydullah b. el-Velîd'in hadisinden, bu vecihten biliyoruz.

3398. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَنَامَ وَضَعَ يَدَهُ تَحْتَ رَأْسِهِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ قِنِي عَذَابَكَ يَوْمَ تَجْمَعُ عِبَادَكَ أَوْ تَبْعَثُ عِبَادَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı, bize Süfyân anlattı, Abdülmelik b. Umeyr'den, o Rib'î b. Hırâş'tan, o Huzeyfe b. el-Yemân'dan (r.anhuma) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) uyumak istediği zaman elini başının altına koyar, sonra şöyle derdi: "Allah'ım! Kullarını toplayacağın -veya kullarını dirilteceğin- gün beni azabından koru." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3399. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، - هُوَ السَّلُولِيُّ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ يُوسُفَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، رضى الله عنهما قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَوَسَّدُ يَمِينَهُ عِنْدَ الْمَنَامِ ثُمَّ يَقُولُ ‏ "‏ رَبِّ قِنِي عَذَابَكَ يَوْمَ تَبْعَثُ عِبَادَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَرَوَى الثَّوْرِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنِ الْبَرَاءِ لَمْ يَذْكُرْ بَيْنَهُمَا أَحَدًا وَرَوَى شُعْبَةُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ وَرَجُلٍ آخَرَ عَنِ الْبَرَاءِ ‏.‏ وَرَوَى إِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ عَنِ الْبَرَاءِ وَعَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Ebû Kurayb anlattı, bize İshâk b. Mansûr -ki o es-Selûlî'dir- haber verdi, İbrâhîm b. Yûsuf b. Ebî İshâk'tan, o babasından, o Ebû İshâk'tan, o Ebû Bürde'den, o el-Berâ b. Âzib'den (r.anhuma) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) uyuyacağı zaman sağ (eli)ni yastık yapardı. Sonra şöyle derdi: "Rabbim! Kullarını dirilteceğin gün beni azabından koru." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihten hasen gariptir. Sevrî bu hadisi Ebû İshâk'tan, o el-Berâ'dan rivayet etmiş, ikisi arasında kimseyi zikretmemiştir. Şu'be, Ebû İshâk'tan, o Ebû Ubeyde'den ve başka bir adamdan, onlar el-Berâ'dan rivayet etmişlerdir. İsrâîl ise Ebû İshâk'tan, o Abdullah b. Yezîd'den, o el-Berâ'dan; ayrıca (yine) Ebû İshâk'tan, o Ebû Ubeyde'den, o Abdullah'tan, o da Nebi'den (s.a.v.) bunun benzerini rivayet etmiştir.

3400. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا إِذَا أَخَذَ أَحَدُنَا مَضْجَعَهُ أَنْ يَقُولَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ وَرَبَّ الأَرَضِينَ وَرَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَفَالِقَ الْحَبِّ وَالنَّوَى وَمُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي شَرٍّ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ أَنْتَ الأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ وَالظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ وَالْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ اقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ وَأَغْنِنِي مِنَ الْفَقْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı, bize Amr b. Avn haber verdi, bize Hâlid b. Abdullah haber verdi, Süheyl'den, o babasından, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.), bizden biri yatağına girdiği zaman şöyle demesini emrederdi: "Ey göklerin Rabbi, yerlerin Rabbi, bizim Rabbimiz ve her şeyin Rabbi olan, taneyi ve çekirdeği yaran (filizlendiren), Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'an'ı indiren Allah'ım! Perçeminden tuttuğun (kudretin altındaki) her şerli şeyin şerrinden sana sığınırım. Sen Evvel'sin, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Âhir'sin, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen Zâhir'sin, senden üstün hiçbir şey yoktur. Sen Bâtın'sın, senden öte (gizli) hiçbir şey yoktur. Benim borcumu öde ve beni fakirlikten kurtarıp zengin kıl." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3401. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قَامَ أَحَدُكُمْ عَنْ فِرَاشِهِ ثُمَّ رَجَعَ إِلَيْهِ فَلْيَنْفُضْهُ بِصَنِفَةِ إِزَارِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي مَا خَلَفَهُ عَلَيْهِ بَعْدَهُ فَإِذَا اضْطَجَعَ فَلْيَقُلْ بِاسْمِكَ رَبِّي وَضَعْتُ جَنْبِي وَبِكَ أَرْفَعُهُ فَإِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَارْحَمْهَا وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ ‏.‏ فَإِذَا اسْتَيْقَظَ فَلْيَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي عَافَانِي فِي جَسَدِي وَرَدَّ عَلَىَّ رُوحِي وَأَذِنَ لِي بِذِكْرِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَعَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ وَقَالَ فَلْيَنْفُضْهُ بِدَاخِلَةِ إِزَارِهِ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer el-Mekkî anlattı, bize Süfyân anlattı, İbn Acilân'dan, o Saîd el-Makbûrî'den, o Ebû Hüreyre'den (r.a.) naklettiğine göre; Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden biri yatağından kalkıp sonra ona (tekrar) döndüğünde, izarının (elbisesinin) ucuyla yatağını üç defa çırpsın (süpürsün). Çünkü o, kendisinden sonra yatağına neyin geldiğini bilemez. Yattığı zaman da şöyle desin: 'Rabbim! Senin isminle yanımı (yatağa) koydum ve seninle (kudretinle) kaldırırım. Eğer ruhumu tutarsan (canımı alırsan) ona merhamet et. Eğer onu (geri) gönderirsen, salih kullarını koruduğun şeyle onu da koru.' Uyandığı zaman ise şöyle desin: 'Bedenime afiyet veren, ruhumu bana geri döndüren ve kendisini zikretmeme izin veren Allah'a hamdolsun.'" (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Câbir ve Âişe'den de rivayet vardır. (Tirmizî) dedi ki: Ebû Hüreyre hadisi hasendir. Bazıları bu hadisi rivayet ederken: "İzarının içiyle çırpsın" demişlerdir.

3402. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا الْمُفَضَّلُ بْنُ فَضَالَةَ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ كُلَّ لَيْلَةٍ جَمَعَ كَفَّيْهِ ثُمَّ نَفَثَ فِيهِمَا فَقَرَأَ فِيهِمَا ‏:‏ ‏(‏ قلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ‏)‏ وَ ‏:‏ ‏(‏ قلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ‏)‏ وَ ‏:‏ ‏(‏ قلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ‏)‏ ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا مَا اسْتَطَاعَ مِنْ جَسَدِهِ يَبْدَأُ بِهِمَا عَلَى رَأْسِهِ وَوَجْهِهِ وَمَا أَقْبَلَ مِنْ جَسَدِهِ يَفْعَلُ ذَلِكَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize el-Mufaddal b. Fadâle anlattı, Ukayl'den, o İbn Şihâb'dan, o Urve'den, o Âişe'den naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) her gece yatağına girdiğinde iki avucunu birleştirir, sonra onlara üfler ve içlerine: "Kul hüvallâhu ehad", "Kul eûzü bi-rabbi'l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs" sürelerini okurdu. Sonra elleriyle vücudundan ulaşabildiği yerleri meshederdi (sıvazlardı). (Meshetmeye) başından, yüzünden ve vücudunun ön tarafından başlardı. Bunu üç defa yapardı. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

3403. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ فَرْوَةَ بْنِ نَوْفَلٍ، رضى الله عنه أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِي شَيْئًا أَقُولُهُ إِذَا أَوَيْتُ إِلَى فِرَاشِي قَالَ ‏"‏ اقْرَأْْ ‏:‏ ‏(‏ قلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ ‏)‏ فَإِنَّهَا بَرَاءَةٌ مِنَ الشِّرْكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ أَحْيَانًا يَقُولُ مَرَّةً وَأَحْيَانًا لاَ يَقُولُهَا ‏.‏ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ حِزَامٍ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ فَرْوَةَ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ وَهَذَا أَصَحُّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَوَى زُهَيْرٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ فَرْوَةَ بْنِ نَوْفَلٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ وَهَذَا أَشْبَهُ وَأَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ شُعْبَةَ ‏.‏ وَقَدِ اضْطَرَبَ أَصْحَابُ أَبِي إِسْحَاقَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ قَدْ رَوَاهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ نَوْفَلٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ هُوَ أَخُو فَرْوَةَ بْنِ نَوْفَلٍ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı, bize Ebû Dâvûd anlattı, bize Şu'be haber verdi, Ebû İshâk'tan, o bir adamdan, o Ferve b. Nevfel'den (r.a.) naklettiğine göre; kendisi Nebi'ye (s.a.v.) gelmiş ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Yatağıma girdiğimde söyleyeceğim bir şey bana öğret" demiştir. (Peygamber) buyurdu ki: "'Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn' suresini oku. Çünkü o, şirkten bir beraattır (uzaklaşmadır)." Şu'be dedi ki: (Ebû İshâk) bazen bir kere (bunu) söyler, bazen söylemezdi. Bize Mûsâ b. Hizâm anlattı, bize Yahyâ b. Âdem haber verdi, İsrâîl'den, o Ebû İshâk'tan, o Ferve b. Nevfel'den, o babasından naklettiğine göre; babası Nebi'ye (s.a.v.) gelmiş... deyip (önceki hadisin) benzerini manasıyla zikretti. Bu (rivayet) daha sahihtir. (Tirmizî) dedi ki: Züheyr de bu hadisi Ebû İshâk'tan, o Ferve b. Nevfel'den, o babasından, o da Nebi'den (s.a.v.) benzer şekilde rivayet etmiştir. Bu, Şu'be'nin hadisinden daha (doğruya) benzer ve daha sahihtir. Ebû İshâk'ın ashabı (öğrencileri) bu hadiste ihtilaf etmişlerdir. Bu hadis bu vecihten başka bir şekilde de rivayet edilmiştir. Abdurrahman b. Nevfel, babasından, o da Nebi'den (s.a.v.) rivayet etmiştir. Abdurrahman, Ferve b. Nevfel'in kardeşidir.

3404. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُونُسَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ لَيْثٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، رضى الله عنه قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ يَنَامُ حَتَّى يَقْرَأَ بِتَنْزِيلَ السَّجْدَةِ وَبِتَبَارَكَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَكَذَا رَوَى سُفْيَانُ وَغَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ لَيْثٍ عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ وَرَوَى زُهَيْرٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ قَالَ قُلْتُ لَهُ سَمِعْتَهُ مِنْ جَابِرٍ قَالَ لَمْ أَسْمَعْهُ مِنْ جَابِرٍ إِنَّمَا سَمِعْتُهُ مِنْ صَفْوَانَ أَوِ ابْنِ صَفْوَانَ ‏.‏ وَرَوَى شَبَابَةُ عَنْ مُغِيرَةَ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ نَحْوَ حَدِيثِ لَيْثٍ ‏.‏

Bize Hişâm b. Yûnus el-Kûfî anlattı, bize el-Muhâribî anlattı, Leys'ten, o Ebu'z-Zübeyr'den, o Câbir'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.), "Tenzîlü's-Secde" (Secde Suresi) ve "Tebâreke"yi (Mülk Suresi) okumadan uyumazdı. (Tirmizî) dedi ki: Süfyân ve birçok kişi bu hadisi Leys'ten, o Ebu'z-Zübeyr'den, o Câbir'den, o da Nebi'den (s.a.v.) (buna) benzer şekilde rivayet etmiştir. Züheyr bu hadisi Ebu'z-Zübeyr'den rivayet etmiş ve (Züheyr şöyle) demiştir: Ona (Ebu'z-Zübeyr'e): "Bunu Câbir'den işittin mi?" dedim. O da: "Bunu Câbir'den işitmedim. Ben bunu ancak Safvân veya İbn Safvân'dan işittim" dedi. Şebâbe ise Muğîre b. Müslim'den, o Ebu'z-Zübeyr'den, o Câbir'den, Leys'in hadisinin benzerini rivayet etmiştir.

3405. Hadis

حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي لُبَابَةَ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ يَنَامُ حَتَّى يَقْرَأَ الزُّمَرَ وَبَنِي إِسْرَائِيلَ ‏.‏ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ قَالَ أَبُو لُبَابَةَ هَذَا اسْمُهُ مَرْوَانُ مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زِيَادٍ وَسَمِعَ مِنْ عَائِشَةَ سَمِعَ مِنْهُ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ ‏.‏

Bize Sâlih b. Abdillah anlattı, bize Hammâd b. Zeyd anlattı, Ebû Lübâbe'den. Dedi ki: Âişe (r.anha) şöyle dedi: Nebi (s.a.v.), Zümer ve Benî İsrâîl (İsrâ) surelerini okumadan uyumazdı. Bana Muhammed b. İsmâîl (Buhârî) haber verdi. Dedi ki: Bu Ebû Lübâbe'nin ismi Mervân'dır, Abdurrahman b. Ziyâd'ın mevlasıdır. Âişe'den (hadis) işitmiştir. Hammâd b. Zeyd de ondan işitmiştir.

3406. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنْ بَحِيرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بِلاَلٍ، عَنِ الْعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ، رضى الله عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ لاَ يَنَامُ حَتَّى يَقْرَأَ الْمُسَبِّحَاتِ وَيَقُولُ ‏ "‏ فِيهَا آيَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ آيَةٍ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı, bize Bakıyye b. el-Velîd haber verdi, Bahîr b. Sa'd'dan, o Hâlid b. Ma'dân'dan, o Abdullah b. Ebî Bilâl'den, o el-İrbâd b. Sâriye'den (r.a.) naklettiğine göre; Nebi (s.a.v.) "Musebbihât" surelerini (başında "sebbeha" veya "yüsebbihu" geçen sureleri) okumadan uyumazdı ve: "Onların içinde bin ayetten daha hayırlı bir ayet vardır" buyururdu. Bu hadis hasen gariptir.

3407. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي حَنْظَلَةَ قَالَ صَحِبْتُ شَدَّادَ بْنَ أَوْسٍ رضى الله عنه فِي سَفَرٍ فَقَالَ أَلاَ أُعَلِّمُكَ مَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُنَا أَنْ نَقُولَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الثَّبَاتَ فِي الأَمْرِ وَأَسْأَلُكَ عَزِيمَةَ الرُّشْدِ وَأَسْأَلُكَ شُكْرَ نِعْمَتِكَ وَحُسْنَ عِبَادَتِكَ وَأَسْأَلُكَ لِسَانًا صَادِقًا وَقَلْبًا سَلِيمًا وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَعْلَمُ وَأَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا تَعْلَمُ وَأَسْتَغْفِرُكَ مِمَّا تَعْلَمُ إِنَّكَ أَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَأْخُذُ مَضْجَعَهُ يَقْرَأُ سُورَةً مِنْ كِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ وَكَّلَ اللَّهُ بِهِ مَلَكًا فَلاَ يَقْرَبُهُ شَيْءٌ يُؤْذِيهِ حَتَّى يَهُبَّ مَتَى هَبَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَالْجُرَيْرِيُّ هُوَ سَعِيدُ بْنُ إِيَاسٍ أَبُو مَسْعُودٍ الْجُرَيْرِيُّ وَأَبُو الْعَلاَءِ اسْمُهُ يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı, bize Ebû Ahmed ez-Zübeyrî anlattı, bize Süfyân anlattı, el-Cüreyrî'den, o Ebu'l-Alâ b. eş-Şihhîr'den, o Benî Hanzala'dan bir adamdan nakletti. Dedi ki: Şeddâd b. Evs (r.a.) ile bir yolculukta beraber bulundum. (Bana) dedi ki: Resûlullah'ın (s.a.v.) bize söylememizi öğrettiği (şu duayı) sana öğreteyim mi? (O dua şudur): "Allah'ım! Senden (din) işinde sebat etmeyi isterim. Senden doğrulukta kararlılık isterim. Nimetine şükretmeyi ve sana güzel ibadet etmeyi isterim. Senden doğru söyleyen bir dil ve selim (sağlam/temiz) bir kalp isterim. Bildiğin şeylerin şerrinden sana sığınırım. Bildiğin şeylerin hayrından isterim. Bildiğin (günahlarım)dan dolayı senden bağışlanma dilerim. Şüphesiz sen gayıpları en iyi bilensin." (Şeddâd devamla) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyururdu: "Yatağına girip de Allah'ın Kitabından bir sure okuyan hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onu koruması için bir melek görevlendirmesin de uyanıncaya kadar ona eziyet verecek hiçbir şey ona yaklaşmasın." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadisi sadece bu vecihten biliyoruz. el-Cüreyrî, Saîd b. İyâs Ebû Mes'ûd el-Cüreyrî'dir. Ebu'l-Alâ'nın ismi Yezîd b. Abdillah b. eş-Şihhîr'dir.

3408. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْخَطَّابِ، زِيَادُ بْنُ يَحْيَى الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ شَكَتْ إِلَىَّ فَاطِمَةُ مَجَلَ يَدَيْهَا مِنَ الطَّحِينِ فَقُلْتُ لَوْ أَتَيْتِ أَبَاكِ فَسَأَلْتِيهِ خَادِمًا فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ أَدُلُّكُمَا عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنَ الْخَادِمِ إِذَا أَخَذْتُمَا مَضْجَعَكُمَا تَقُولاَنِ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَأَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ مِنْ تَحْمِيدٍ وَتَسْبِيحٍ وَتَكْبِيرٍ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عَوْنٍ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عَلِيٍّ ‏.‏

Bize Ebu'l-Hattâb Ziyâd b. Yahyâ el-Basrî anlattı, bize Ezher es-Semmân anlattı, İbn Avn'dan, o İbn Sîrîn'den, o Abîde'den, o Ali'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Fâtıma bana, değirmen (çevirmek)ten dolayı ellerindeki nasırlardan şikayet etti. Ben (ona): "Babana gidip ondan bir hizmetçi istesen?" dedim. (Bunun üzerine Peygamber s.a.v.) buyurdu ki: "Sizi, sizin için hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeye yönlendireyim mi? Yatağınıza girdiğiniz zaman otuz üç, otuz üç ve otuz dört defa tahmid (Elhamdülillâh), tesbih (Sübhânallâh) ve tekbir (Allâhu Ekber) getirirsiniz." Hadiste (uzun bir) kıssa vardır. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis İbn Avn'ın hadisinden hasen gariptir. Bu hadis Ali'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir.

3409. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ جَاءَتْ فَاطِمَةُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَشْكُو مَجَلاً بِيَدَيْهَا فَأَمَرَهَا بِالتَّسْبِيحِ وَالتَّكْبِيرِ وَالتَّحْمِيدِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ anlattı, bize Ezher es-Semmân anlattı, İbn Avn'dan, o Muhammed (İbn Sîrîn)'den, o Abîde'den, o Ali'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Fâtıma, Nebi'ye (s.a.v.) geldi, ellerindeki nasırdan şikayet ediyordu. (Peygamber) ona tesbih, tekbir ve tahmid getirmesini emretti.

3410. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، رضى الله عنهما قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ خَلَّتَانِ لاَ يُحْصِيهِمَا رَجُلٌ مُسْلِمٌ إِلاَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ أَلاَ وَهُمَا يَسِيرٌ وَمَنْ يَعْمَلُ بِهِمَا قَلِيلٌ يُسَبِّحُ اللَّهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ عَشْرًا وَيَحْمَدُهُ عَشْرًا وَيُكَبِّرُهُ عَشْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَنَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْقِدُهَا بِيَدِهِ قَالَ ‏"‏ فَتِلْكَ خَمْسُونَ وَمِائَةٌ بِاللِّسَانِ وَأَلْفٌ وَخَمْسُمِائَةٍ فِي الْمِيزَانِ وَإِذَا أَخَذْتَ مَضْجَعَكَ تُسَبِّحُهُ وَتُكَبِّرُهُ وَتَحْمَدُهُ مِائَةً فَتِلْكَ مِائَةٌ بِاللِّسَانِ وَأَلْفٌ فِي الْمِيزَانِ فَأَيُّكُمْ يَعْمَلُ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ أَلْفَيْنِ وَخَمْسَمِائَةِ سَيِّئَةٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ لاَ يُحْصِيهَا قَالَ ‏"‏ يَأْتِي أَحَدَكُمُ الشَّيْطَانُ وَهُوَ فِي صَلاَتِهِ فَيَقُولُ اذْكُرْ كَذَا اذْكُرْ كَذَا ‏.‏ حَتَّى يَنْفَتِلَ فَلَعَلَّهُ أَنْ لاَ يَفْعَلَ وَيَأْتِيهِ وَهُوَ فِي مَضْجَعِهِ فَلاَ يَزَالُ يُنَوِّمُهُ حَتَّى يَنَامَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ وَالثَّوْرِيُّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏ وَرَوَى الأَعْمَشُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ مُخْتَصَرًا ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَأَنَسٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ رضى الله عنهم ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı, bize İsmâîl b. Uleyye anlattı, bize Atâ b. es-Sâib anlattı, babasından, o Abdullah b. Amr'dan (r.anhuma) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İki özellik vardır ki, bir Müslüman onları (devamlı) sayar (ve yaparsa) mutlaka cennete girer. Haberiniz olsun ki, onlar kolaydır, fakat onlarla amel eden azdır. (Birincisi): Her namazın arkasında on defa Allah'ı tesbih eder (Sübhânallâh der), on defa hamd eder (Elhamdülillâh der) ve on defa tekbir getirir (Allâhu Ekber der)." (Abdullah) dedi ki: Ben Resûlullah'ın (s.a.v.) bunları eliyle saydığını gördüm. (Resûlullah devamla) buyurdu ki: "Bunlar dilde yüz ellidir (beş vakitte toplam 150 kelime), mizanda ise bin beş yüzdür. (İkincisi): Yatağına girdiğin zaman O'nu tesbih eder, tekbir getirir ve hamd edersin; (toplam) yüz (olur). Bu da dilde yüzdür, mizanda ise bindir. (Toplam 2500 sevap eder). Hanginiz bir gün ve gecede iki bin beş yüz günah işler?" (Sahabeler): "Bunları nasıl (olur da) saymaz (korumaz)?" dediler. Buyurdu ki: "Şeytan sizden birine namazında gelir ve 'Şunu hatırla, şunu hatırla' der. Hatta (kişi tesbihatı yapamadan) namazdan ayrılır; belki de (hiç) yapmaz. (Yine şeytan) ona yatağındayken gelir, onu uyutmaya devam eder, sonunda o (zikirleri yapamadan) uyur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şu'be ve Sevrî bu hadisi Atâ b. es-Sâib'den rivayet etmişlerdir. A'meş de bu hadisi Atâ b. es-Sâib'den muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bu konuda Zeyd b. Sâbit, Enes ve İbn Abbâs'tan (r.anhum) da rivayet vardır.

3411. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الصَّنْعَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَثَّامُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، رضى الله عنهما قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْقِدُ التَّسْبِيحَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الأَعْمَشِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdilalâ es-San'ânî anlattı, bize Assâm b. Ali anlattı, A'meş'ten, o Atâ b. es-Sâib'den, o babasından, o Abdullah b. Amr'dan (r.anhuma) nakletti. Dedi ki: "Resûlullah'ı (s.a.v.) tesbihi (eliyle) sayarken gördüm." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis A'meş'in hadisinden hasen gariptir.

3412. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ سَمُرَةَ الأَحْمَسِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ قَيْسٍ الْمُلاَئِيُّ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مُعَقِّبَاتٌ لاَ يَخِيبُ قَائِلُهُنَّ يُسَبِّحُ اللَّهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَيَحْمَدُهُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَيُكَبِّرُهُ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَعَمْرُو بْنُ قَيْسٍ الْمُلاَئِيُّ ثِقَةٌ حَافِظٌ ‏.‏ وَرَوَى شُعْبَةُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الْحَكَمِ وَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏ وَرَوَاهُ مَنْصُورُ بْنُ الْمُعْتَمِرِ عَنِ الْحَكَمِ وَرَفَعَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâîl b. Semüre el-Ahmesî el-Kûfî anlattı, bize Esbât b. Muhammed anlattı, bize Amr b. Kays el-Mülâî anlattı, Hakem b. Uteybe'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o Ka'b b. Ucre'den, o da Nebi'den (s.a.v.) nakletti. Buyurdu ki: "Muakkibât (namazlardan sonra söylenen tesbihler) vardır ki, onları her namazın arkasında söyleyen kimse hüsrana uğramaz (eli boş dönmez): Otuz üç defa Allah'ı tesbih eder (Sübhânallâh der), otuz üç defa hamd eder (Elhamdülillâh der) ve otuz dört defa tekbir getirir (Allâhu Ekber der)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir. Amr b. Kays el-Mülâî sika (güvenilir) bir hafızdır. Şu'be bu hadisi Hakem'den rivayet etmiş (fakat) onu merfû kılmamıştır. Mansûr b. el-Mu'temir ise bunu Hakem'den rivayet etmiş ve merfû kılmıştır.

3413. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ أَفْلَحَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، رضى الله عنه قَالَ أُمِرْنَا أَنْ نُسَبِّحَ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَنَحْمَدَهُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَنُكَبِّرَهُ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ ‏.‏ قَالَ فَرَأَى رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي الْمَنَامِ فَقَالَ أَمَرَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُسَبِّحُوا فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتَحْمَدُوا اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتُكَبِّرُوا أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَاجْعَلُوا خَمْسًا وَعِشْرِينَ وَاجْعَلُوا التَّهْلِيلَ مَعَهُنَّ فَغَدَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثَهُ فَقَالَ ‏ "‏ افْعَلُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Halef anlattı, bize İbn Ebî Adî anlattı, Hişâm b. Hassân'dan, o Muhammed b. Sîrîn'den, o Kesîr b. Efleh'ten, o Zeyd b. Sâbit'ten (r.a.) nakletti. Dedi ki: "Bize her namazın arkasında otuz üç defa tesbih, otuz üç defa tahmid ve otuz dört defa tekbir getirmemiz emredildi." (Zeyd) dedi ki: Ensâr'dan bir adam rüyasında (birini) gördü. (Rüyadaki kişi) ona: "Resûlullah (s.a.v.) size her namazın arkasında otuz üç defa tesbih, otuz üç defa tahmid ve otuz dört defa tekbir getirmenizi mi emretti?" dedi. (Adam): "Evet" dedi. (O kişi): "Onları yirmi beş yapın ve tehlili (Lâ ilâhe illallâh demeyi) de bunlara katın" dedi. (Adam) sabah olunca Nebi'ye (s.a.v.) gelip bunu anlattı. (Peygamber): "Öyle yapın" buyurdu. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis sahihtir.

3414. Hadis

حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، قَالَ حَدَّثَنِي جُنَادَةُ بْنُ أَبِي أُمَيَّةَ، حَدَّثَنِي عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ، رضى الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَعَارَّ مِنَ اللَّيْلِ فَقَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي أَوْ قَالَ ثُمَّ دَعَا اسْتُجِيبَ لَهُ فَإِنْ عَزَمَ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ صَلَّى قُبِلَتْ صَلاَتُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Velîd b. Müslim anlattı, bize Evzâî anlattı, bana Umeyr b. Hâni anlattı, bana Cünâde b. Ebî Ümeyye anlattı, bana Ubâde b. Sâmit (r.a.), Resûlullah'tan (s.a.v.) nakletti. (Resûlullah s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim gece uyanır da: 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Ve sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (Allah'tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur. O her şeye kadirdir. Allah'ı tesbih ederim, hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Güç ve kuvvet ancak Allah'ladır) der, sonra: 'Rabbim beni bağışla' derse -veya dua ederse- duası kabul olunur. Eğer azmedip abdest alır ve namaz kılarsa, namazı kabul olunur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3415. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ حَدَّثَنَا مَسْلَمَةُ بْنُ عَمْرٍو قَالَ كَانَ عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ يُصَلِّي كُلَّ يَوْمٍ أَلْفَ سَجْدَةٍ وَيُسَبِّحُ مِائَةَ أَلْفِ تَسْبِيحَةٍ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı, bize Mesleme b. Amr anlattı. Dedi ki: Umeyr b. Hâni her gün bin secde (rekat) namaz kılar ve yüz bin defa tesbih ederdi.

3416. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، وَوَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، وَأَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ وَعَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ قَالُوا حَدَّثَنَا هِشَامٌ الدَّسْتَوَائِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، حَدَّثَنِي رَبِيعَةُ بْنُ كَعْبٍ الأَسْلَمِيُّ، قَالَ كُنْتُ أَبِيتُ عِنْدَ بَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُعْطِيهِ وَضُوءَهُ فَأَسْمَعُهُ الْهَوِيَّ مِنَ اللَّيْلِ يَقُولُ ‏"‏ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ ‏"‏ ‏.‏ وَأَسْمَعُهُ الْهَوِيَّ مِنَ اللَّيْلِ يَقُولُ ‏"‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İshâk b. Mansûr anlattı, bize Nadr b. Şümeyl, Vehb b. Cerîr, Ebû Âmir el-Akadî ve Abdussamed b. Abdilvâris haber verdiler. (Hepsi) dediler ki: Bize Hişâm ed-Destevâî anlattı, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o Ebû Seleme'den, o da Rebîa b. Ka'b el-Eslemî'den nakletti. Dedi ki: "Nebi'nin (s.a.v.) kapısında gecelerdim. Ona abdest suyunu verirdim. Gecenin uzun bir vaktinde 'Semiallâhü limen hamideh' (Allah kendisine hamd edeni işitti) dediğini duyardım. Yine gecenin uzun bir vaktinde 'Elhamdülillâhi rabbil âlemîn' (Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur) dediğini duyardım." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3417. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُجَالِدِ بْنِ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَنَامَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ بِاسْمِكَ أَمُوتُ وَأَحْيَا ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا اسْتَيْقَظَ قَالَ ‏"‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَا نَفْسِي بَعْدَ مَا أَمَاتَهَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ömer b. İsmâîl b. Mücâlid b. Saîd anlattı, bize babam anlattı, Abdülmelik b. Umeyr'den, o Rib'î'den, o da Huzeyfe b. Yemân'dan (r.a.) nakletti. (Dedi ki): Resûlullah (s.a.v.) uyumak istediği zaman: "Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ" (Allah'ım senin isminle ölür ve dirilirim) derdi. Uyandığı zaman ise: "Elhamdülillâhillezî ahyâ nefsî ba'de mâ emâtehâ ve ileyhi'n-nüşûr" (Beni öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamdolsun. Dönüş ancak O'nadır) derdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3418. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيَّامُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ أَنْتَ الْحَقُّ وَوَعْدُكَ الْحَقُّ وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ حَقٌّ اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ وَبِكَ خَاصَمْتُ وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Ensârî anlattı, bize Ma'n anlattı, bize Mâlik b. Enes anlattı, Ebu'z-Zübeyr'den, o Tâvûs'tan, o da Abdullah b. Abbâs'tan (r.a.) nakletti. (Dedi ki): Resûlullah (s.a.v.) gece yarısı namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme leke'l-hamdü ente nûru's-semâvâti ve'l-ardı ve leke'l-hamdü ente kayyâmü's-semâvâti ve'l-ardı ve leke'l-hamdü ente rabbü's-semâvâti ve'l-ardı ve men fîhinne. Ente'l-hakku ve va'düke'l-hakku ve likâüke hakkun ve'l-cennetü hakkun ve'n-nâru hakkun ve's-sâatü hakk. Allâhümme leke eslemtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve ileyke enebtü ve bike hâsamtü ve ileyke hâkemtü. Fağfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü. Ente ilâhî lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım hamd sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin nurusun. Hamd sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin ayakta tutanısın (Kayyûm). Hamd sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların Rabbisin. Sen Hakk'sın, vaadin haktır, sana kavuşmak haktır, cennet haktır, cehennem haktır, kıyamet haktır. Allah'ım sana teslim oldum, sana iman ettim, sana tevekkül ettim, sana yöneldim, senin (yardımınla) düşmanla mücadele ettim ve senin hakemliğine başvurdum. Benim geçmişte yaptığım, gelecekte yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum günahlarımı bağışla. Sen benim ilahımsın, senden başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İbn Abbâs kanalıyla Nebi'den (s.a.v.) başka şekillerde de rivayet edilmiştir.

3419. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِمْرَانَ بْنِ أَبِي لَيْلَى، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي لَيْلَى، عَنْ دَاوُدَ بْنِ عَلِيٍّ، هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لَيْلَةً حِينَ فَرَغَ مِنْ صَلاَتِهِ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِكَ تَهْدِي بِهَا قَلْبِي وَتَجْمَعُ بِهَا أَمْرِي وَتَلُمُّ بِهَا شَعَثِي وَتُصْلِحُ بِهَا غَائِبِي وَتَرْفَعُ بِهَا شَاهِدِي وَتُزَكِّي بِهَا عَمَلِي وَتُلْهِمُنِي بِهَا رَشَدِي وَتَرُدُّ بِهَا أُلْفَتِي وَتَعْصِمُنِي بِهَا مِنْ كُلِّ سُوءٍ اللَّهُمَّ أَعْطِنِي إِيمَانًا وَيَقِينًا لَيْسَ بَعْدَهُ كُفْرٌ وَرَحْمَةً أَنَالُ بِهَا شَرَفَ كَرَامَتِكَ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْفَوْزَ فِي الْعَطَاءِ وَيُرْوَى فِي الْقَضَاءِ وَنُزُلَ الشُّهَدَاءِ وَعَيْشَ السُّعَدَاءِ وَالنَّصْرَ عَلَى الأَعْدَاءِ اللَّهُمَّ إِنِّي أُنْزِلُ بِكَ حَاجَتِي وَإِنْ قَصَّرَ رَأْيِي وَضَعُفَ عَمَلِي افْتَقَرْتُ إِلَى رَحْمَتِكَ فَأَسْأَلُكَ يَا قَاضِيَ الأُمُورِ وَيَا شَافِيَ الصُّدُورِ كَمَا تُجِيرُ بَيْنَ الْبُحُورِ أَنْ تُجِيرَنِي مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ وَمِنْ دَعْوَةِ الثُّبُورِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْقُبُورِ اللَّهُمَّ مَا قَصَّرَ عَنْهُ رَأْيِي وَلَمْ تَبْلُغْهُ نِيَّتِي وَلَمْ تَبْلُغْهُ مَسْأَلَتِي مِنْ خَيْرٍ وَعَدْتَهُ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ أَوْ خَيْرٍ أَنْتَ مُعْطِيهِ أَحَدًا مِنْ عِبَادِكَ فَإِنِّي أَرْغَبُ إِلَيْكَ فِيهِ وَأَسْأَلُكَهُ بِرَحْمَتِكَ رَبَّ الْعَالَمِينَ اللَّهُمَّ ذَا الْحَبْلِ الشَّدِيدِ وَالأَمْرِ الرَّشِيدِ أَسْأَلُكَ الأَمْنَ يَوْمَ الْوَعِيدِ وَالْجَنَّةَ يَوْمَ الْخُلُودِ مَعَ الْمُقَرَّبِينَ الشُّهُودِ الرُّكَّعِ السُّجُودِ الْمُوفِينَ بِالْعُهُودِ إِنَّكَ رَحِيمٌ وَدُودٌ وَأَنْتَ تَفْعَلُ مَا تُرِيدُ اللَّهُمَّ اجْعَلْنَا هَادِينَ مُهْتَدِينَ غَيْرَ ضَالِّينَ وَلاَ مُضِلِّينَ سِلْمًا لأَوْلِيَائِكَ وَعَدُوًّا لأَعْدَائِكَ نُحِبُّ بِحُبِّكَ مَنْ أَحَبَّكَ وَنُعَادِي بِعَدَاوَتِكَ مَنْ خَالَفَكَ اللَّهُمَّ هَذَا الدُّعَاءُ وَعَلَيْكَ الاِسْتِجَابَةُ وَهَذَا الْجَهْدُ وَعَلَيْكَ التُّكْلاَنُ اللَّهُمَّ اجْعَلْ لِي نُورًا فِي قَبْرِي وَنُورًا فِي قَلْبِي وَنُورًا مِنْ بَيْنِ يَدَىَّ وَنُورًا مِنْ خَلْفِي وَنُورًا عَنْ يَمِينِي وَنُورًا عَنْ شِمَالِي وَنُورًا مِنْ فَوْقِي وَنُورًا مِنْ تَحْتِي وَنُورًا فِي سَمْعِي وَنُورًا فِي بَصَرِي وَنُورًا فِي شَعْرِي وَنُورًا فِي بَشَرِي وَنُورًا فِي لَحْمِي وَنُورًا فِي دَمِي وَنُورًا فِي عِظَامِي اللَّهُمَّ أَعْظِمْ لِي نُورًا وَأَعْطِنِي نُورًا وَاجْعَلْ لِي نُورًا سُبْحَانَ الَّذِي تَعَطَّفَ الْعِزَّ وَقَالَ بِهِ سُبْحَانَ الَّذِي لَبِسَ الْمَجْدَ وَتَكَرَّمَ بِهِ سُبْحَانَ الَّذِي لاَ يَنْبَغِي التَّسْبِيحُ إِلاَّ لَهُ سُبْحَانَ ذِي الْفَضْلِ وَالنِّعَمِ سُبْحَانَ ذِي الْمَجْدِ وَالْكَرَمِ سُبْحَانَ ذِي الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ وَسُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ عَنْ كُرَيْبٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْضَ هَذَا الْحَدِيثِ وَلَمْ يَذْكُرْهُ بِطُولِهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı, bize Muhammed b. İmrân b. Ebî Leylâ haber verdi, bana babam anlattı, bana İbn Ebî Leylâ anlattı, Dâvûd b. Ali'den -ki bu zat Abdullah b. Abbâs'ın oğludur-, o babasından, o da dedesi İbn Abbâs'tan nakletti. Dedi ki: Nebi'nin (s.a.v.) bir gece namazını bitirdikten sonra şöyle dediğini işittim: "Allah'ım senden katından öyle bir rahmet istiyorum ki, onunla kalbime hidayet veresin, işlerimi derleyip toparlayasın, dağınıklığımı birleştiresin, içimi (gizli hallerimi) ıslah edesin, dışımı (görünen hallerimi) yükseltesin, amelimi temizleyesin, bana doğru yolu (rüşdümü) ilham edesin, ülfetimi (dostlarımı) geri döndüresin ve beni her türlü kötülükten koruyasın. Allah'ım bana öyle bir iman ve yakin ver ki, ondan sonra küfür (inkar) olmasın. Öyle bir rahmet ver ki, onunla dünya ve ahirette senin kereminin şerefine nail olayım. Allah'ım senden ihsan edilenlerde kurtuluşu -kaza anında (kurtuluş) diye de rivayet edilmiştir-, şehitlerin konaklarını, mutlu insanların yaşantısını ve düşmanlara karşı zafer istiyorum. Allah'ım, görüşüm kısa kalsa ve amelim zayıf olsa da ihtiyacımı sana indiriyorum (arz ediyorum). Rahmetine muhtacım. Ey işleri hükme bağlayan, ey kalplerin şifası! Denizlerin arasını ayırdığın (veya koruduğun) gibi, beni de cehennem azabından, helak çağrısından ve kabir fitnesinden korumanı istiyorum. Allah'ım, görüşümün ulaşamadığı, niyetimin erişemediği ve istemeyi akıl edemediğim; yarattıklarından herhangi birine vaad ettiğin bir hayır veya kullarından herhangi birine vereceğin bir hayır varsa, ben de ona rağbet ediyor ve onu senden istiyorum. Ey Alemlerin Rabbi, rahmetinle (ver). Allah'ım, ey sağlam ipin ve doğru yolun sahibi! Senden cehennem tehdidi gününde emniyeti, ebediyet gününde ise Allah'a yakınlaştırılmış şahitler (melekler), rükû ve secde edenler ve ahitlerini yerine getirenlerle birlikte cenneti istiyorum. Şüphesiz sen çok merhametlisin, çok seversin (Vedûd) ve sen dilediğini yaparsın. Allah'ım bizi hidayet eden ve hidayet bulanlardan eyle; sapan ve saptıranlardan eyleme. Dostlarınla barışık, düşmanlarına düşman eyle. Seni seveni, senin sevginle sevelim; sana muhalefet edene, senin düşmanlığınla düşmanlık edelim. Allah'ım bu duadır, kabul etmek sana aittir. Bu gayrettir, güvenip dayanmak sanadır. Allah'ım kabrimde bir nur, kalbimde bir nur, önümde bir nur, arkamda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur, üstümde bir nur, altımda bir nur, kulağımda bir nur, gözümde bir nur, saçımda bir nur, tenimde bir nur, etimde bir nur, kanımda bir nur ve kemiklerimde bir nur yarat. Allah'ım nurumu büyüt, bana (bol) nur ver ve benim için bir nur yarat. İzzeti (bir rida gibi) kuşanan ve onu (kullarına) buyuranı tesbih ederim. Yüceliği (bir elbise gibi) giyinen ve onunla ikramda bulunanı tesbih ederim. Tesbihin kendisinden başkasına yakışmadığı Zat'ı tesbih ederim. Fazilet ve nimet sahibini tesbih ederim. Şan ve kerem sahibini tesbih ederim. Celal ve ikram sahibini tesbih ederim." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece İbn Ebî Leylâ'nın hadisinden, bu vecihle biliyoruz. Şu'be ve Süfyân es-Sevrî bu hadisin bir kısmını Seleme b. Küheyl aracılığıyla, Kureyb'den, o da İbn Abbas'tan, o da Nebi'den (s.a.v.) rivayet etmişler; fakat bu (kadar) uzunluğuyla zikretmemişlerdir.

3420. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ رضى الله عنها بِأَىِّ شَيْءٍ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَفْتَتِحُ صَلاَتَهُ إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ قَالَتْ كَانَ إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ افْتَتَحَ صَلاَتَهُ فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ رَبَّ جِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَإِسْرَافِيلَ فَاطِرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَعَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ أَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ اهْدِنِي لِمَا اخْتُلِفَ فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِكَ إِنَّكَ تَهْدِي مَنْ تَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Mûsâ ve başkaları anlattı. (Dediler ki): Bize Ömer b. Yûnus haber verdi, bize İkrime b. Ammâr anlattı, bize Yahyâ b. Ebî Kesîr anlattı, bize Ebû Seleme anlattı. Dedi ki: Âişe'ye (r.anha): "Nebi (s.a.v.) gece kalktığı zaman namazını ne ile açardı?" diye sordum. (Âişe) şöyle dedi: Gece kalktığı zaman namazını şöyle açardı (başlardı): "Allâhümme Rabbe Cibrîle ve Mîkâîle ve İsrâfîle fâtıra's-semâvâti ve'l-ardı ve âlime'l-gaybi ve'ş-şehâdeti. Ente tahkümü beyne ibâdike fîmâ kânû fîhi yahtelifûn. İhdinî lima'htulife fîhi mine'l-hakkı bi-iznik. İnneke tehdî men teşâü ilâ sırâtın müstakîm." (Allah'ım! Cebrail'in, Mikail'in ve İsrafil'in Rabbi! Göklerin ve yerin yaratıcısı! Gaybı ve görüneni bilen sensin. Kullarının ihtilafa düştükleri konularda aralarında ancak sen hükmedersin. İhtilaf edilen gerçeğe beni izninle ulaştır/hidayet et. Şüphesiz sen dilediğini dosdoğru yola iletirsin.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3421. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونَ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ قَالَ ‏"‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا إِنَّهُ لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ آمَنْتُ بِكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَكَعَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ خَشَعَ لَكَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَمُخِّي وَعِظَامِي وَعَصَبِي ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَالأَرَضِينَ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا سَجَدَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ سَجَدَ وَجْهِيَ لِلَّذِي خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَكُونُ آخِرَ مَا يَقُولُ بَيْنَ التَّشَهُّدِ وَالسَّلاَمِ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdilmelik b. Ebî'ş-Şevârib anlattı, bize Yûsuf b. Mâcişûn anlattı, bana babam anlattı, Abdurrahman el-A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ innehû lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Âmentü bike tebârekte ve teâleyte estayfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Sana iman ettim. Sen mübareksin ve yücesin. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Rükûya vardığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Haşea leke sem'î ve basarî ve muhhî ve izâmî ve asabî." (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirim sana boyun eğdi/huşû duydu.) Başını (rükûdan) kaldırdığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme rabbena leke'l-hamdü mil'e's-semâvâti ve'l-arâdîne ve mil'e mâ beynehümâ ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd." (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gökler dolusu, yerler dolusu, ikisi arası dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur.) Secde ettiği zaman şöyle derdi: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Secede vechî lillezi halakahû fe-savverahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Fetebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn." (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratan, ona şekil veren, kulağını ve gözünü (yarıklarını) açan (Zat)'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) Teşehhüd ile Selam arasında söylediği en son söz ise şu olurdu: "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü ve mâ ente a'lemü bihî minnî. Ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhiru lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum ve senin benden daha iyi bildiğin (günahlarımı) bağışla. Öne geçiren sensin, geriye bırakan sensin. Senden başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3422. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، وَيُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، قَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ حَدَّثَنِي عَمِّي، وَقَالَ، يُوسُفُ أَخْبَرَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي الأَعْرَجُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ قَالَ ‏"‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ فِي يَدَيْكَ وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَكَعَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ خَشَعَ لَكَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَعِظَامِي وَعَصَبِي ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَفَعَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَاءِ وَمِلْءَ الأَرْضِ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا سَجَدَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ مِنْ آخِرِ مَا يَقُولُ بَيْنَ التَّشَهُّدِ وَالتَّسْلِيمِ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ وَمَا أَسْرَفْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı, bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlisî anlattı, bize Abdülaziz b. Ebî Seleme ve Yûsuf b. Mâcişûn anlattı. Abdülaziz: "Bana amcam anlattı" dedi. Yûsuf da: "Bana babam haber verdi" dedi. (Her ikisi de) A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Lebbeyke ve sa'deyke ve'l-hayru küllühû fî yedeyke ve'ş-şerru leyse ileyke. Ene bike ve ileyke tebârekte ve teâleyte estayfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Emret Allah'ım, emrine amadeyim! Bütün hayırlar senin elindedir, şer sana isnad edilmez. Ben seninle varım ve sana döneceğim. Sen mübareksin ve yücesin. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Rükûya vardığı zaman: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Haşea leke sem'î ve basarî ve izâmî ve asabî" (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, kemiğim ve sinirim sana boyun eğdi) derdi. Başını kaldırdığı zaman: "Allâhümme rabbena leke'l-hamdü mil'e's-semâi ve mil'e'l-ardı ve mil'e mâ beynehümâ ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd" (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gök dolusu, yer dolusu, ikisi arası dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur) derdi. Secde ettiği zaman: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Secede vechî lillezi halakahû fe-savverahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Fetebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn" (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratan, ona şekil veren, kulağını ve gözünü açan Zat'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) derdi. Teşehhüd ile Selam arasında söylediği en son sözlerden biri şu olurdu: "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü ve mâ esraftü ve mâ ente a'lemü bihî minnî. Ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhiru lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum, israf ettiğim (aşırı gittiğim) ve senin benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Öne geçiren sensin, geriye bırakan sensin. Senden başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3423. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ رَفَعَ يَدَيْهِ حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ وَيَصْنَعُ ذَلِكَ أَيْضًا إِذَا قَضَى قِرَاءَتَهُ وَأَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ وَيَصْنَعُهَا إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ وَلاَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ فِي شَيْءٍ مِنْ صَلاَتِهِ وَهُوَ قَاعِدٌ وَإِذَا قَامَ مِنْ سَجْدَتَيْنِ رَفَعَ يَدَيْهِ كَذَلِكَ فَكَبَّرَ وَيَقُولُ حِينَ يَفْتَتِحُ الصَّلاَةَ بَعْدَ التَّكْبِيرِ ‏"‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحَانَكَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَأَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ وَلاَ مَلْجَأَ إِلاَّ إِلَيْكَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَقْرَأُ فَإِذَا رَكَعَ كَانَ كَلاَمُهُ فِي رُكُوعِهِ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ وَأَنْتَ رَبِّي خَشَعَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَمُخِّي وَعَظْمِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ قَالَ ‏"‏ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يُتْبِعُهَا ‏"‏ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا سَجَدَ قَالَ فِي سُجُودِهِ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ وَأَنْتَ رَبِّي سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ تَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ‏"‏ ‏.‏ وَيَقُولُ عِنْدَ انْصِرَافِهِ مِنَ الصَّلاَةِ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ الشَّافِعِيِّ وَبَعْضِ أَصْحَابِنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَحْمَدُ لاَ يَرَاهُ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ وَغَيْرِهِمْ يَقُولُ هَذَا فِي صَلاَةِ التَّطَوُّعِ وَلاَ يَقُولُهُ فِي الْمَكْتُوبَةِ ‏.‏ سَمِعْتُ أَبَا إِسْمَاعِيلَ التِّرْمِذِيَّ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ بْنِ يُوسُفَ يَقُولُ سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ دَاوُدَ الْهَاشِمِيَّ يَقُولُ وَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ فَقَالَ هَذَا عِنْدَنَا مِثْلُ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَالِمٍ عَنْ أَبِيهِ ‏.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı, bize Süleyman b. Dâvûd el-Hâşimî anlattı, bize Abdurrahman b. Ebî'z-Zinâd anlattı, Mûsâ b. Ukbe'den, o Abdullah b. Fadl'dan, o Abdurrahman el-A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) farz namaza kalktığı zaman ellerini omuz hizasına kadar kaldırırdı. Okumasını bitirip rükûya gitmek istediğinde yine böyle yapardı. Rükûdan başını kaldırdığında da böyle yapardı. Otururken namazın hiçbir yerinde ellerini kaldırmazdı. İki secdeden (veya iki rekattan) sonra kalktığında yine ellerini böylece kaldırır ve tekbir getirirdi. Namazı açarken (iftitah tekbirinden) sonra şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Sübhâneke ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Lebbeyke ve sa'deyke ve ene bike ve ileyke ve lâ mence minke ve lâ melcee illâ ileyk. Estağfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Emret Allah'ım, emrine amadeyim! Ben seninle varım ve sana döneceğim. Senden başka kurtuluş ve sığınak yoktur. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Sonra okurdu (kıraat ederdi). Rükûya vardığı zaman rükûdaki sözü şu olurdu: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve ente rabbî. Haşea sem'î ve basarî ve muhhî ve azmî lillâhi rabbi'l-âlemîn." (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Kulağım, gözüm, iliğim ve kemiğim Alemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğdi.) Rükûdan başını kaldırdığı zaman: "Semiallâhü limen hamideh" (Allah kendisine hamd edeni işitti) der, ardından: "Allâhümme rabbena ve leke'l-hamdü mil'e's-semâvâti ve'l-ardı ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd" (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gökler ve yer dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur) derdi. Secde ettiği zaman secdesinde: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve ente rabbî. Secede vechî lillezi halakahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Tebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn" (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Yüzüm; kendisini yaratan, kulağını ve gözünü açan Zat'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) derdi. Namazdan ayrılırken (bitirirken): "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü. Ente ilâhî lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum (günahlarımı) bağışla. Sen benim ilahımsın, senden başka ilah yoktur) derdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şâfiî ve arkadaşlarımızdan bazıları bu hadis ile amel ederler. Ahmed (b. Hanbel) ise bunu böyle görmez. Kûfe ehlinden ve diğerlerinden bazı ilim ehli de: "Bu (dua) nafile namazlardadır, farz namazlarda söylenmez" derler. Ebû İsmâîl et-Tirmizî Muhammed b. İsmâîl b. Yûsuf'u şöyle derken işittim: Süleyman b. Dâvûd el-Hâşimî'yi işittim, bu hadisi zikretti ve şöyle dedi: "Bu hadis bizim yanımızda Zührî'nin Sâlim'den, onun da babasından rivayet ettiği hadis gibidir (yani o derecede kuvvetli ve önemlidir)."

3424. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ خُنَيْسٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْتُنِي اللَّيْلَةَ وَأَنَا نَائِمٌ كَأَنِّي أُصَلِّي خَلْفَ شَجَرَةٍ فَسَجَدَتِ الشَّجَرَةُ لِسُجُودِي وَسَمِعْتُهَا وَهِيَ تَقُولُ اللَّهُمَّ اكْتُبْ لِي بِهَا عِنْدَكَ أَجْرًا وَضَعْ عَنِّي بِهَا وِزْرًا وَاجْعَلْهَا لِي عِنْدَكَ ذُخْرًا وَتَقَبَّلْهَا مِنِّي كَمَا تَقَبَّلْتَهَا مِنْ عَبْدِكَ دَاوُدَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ قَالَ لِي جَدُّكَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَجْدَةً ثُمَّ سَجَدَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَسَمِعْتُهُ وَهُوَ يَقُولُ مِثْلَ مَا أَخْبَرَ الرَّجُلُ عَنْ قَوْلِ الشَّجَرَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize Muhammed b. Yezîd b. Huneyr anlattı, bize Hasan b. Muhammed b. Ubeydillah b. Ebî Yezîd anlattı. Dedi ki: İbn Cüreyc bana, Ubeydullah b. Ebî Yezîd'in İbn Abbas'tan haber verdiğini söyledi. İbn Abbâs dedi ki: Bir adam Nebi'ye (s.a.v.) gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu gece rüyamda kendimi uyurken bir ağacın arkasında namaz kılar gibi gördüm. Ben secde ettim, benim secdemle birlikte ağaç da secde etti ve ağacın şöyle dediğini işittim: 'Allâhümmektüblî bihâ indeke ecran ve da' annî bihâ vizran vec'alhâ lî indeke zuhran ve tekabbelhâ minnî kemâ tekabbeltehâ min abdike Dâvûd.' (Allah'ım! Bununla (bu secdeyle) katında benim için bir ecir yaz, bununla benden bir günahı sil, bunu katında benim için bir birikim/hazine eyle ve bunu kulun Davud'dan kabul ettiğin gibi benden de kabul et.)" İbn Cüreyc dedi ki: Deden bana İbn Abbâs'ın şöyle dediğini anlattı: Nebi (s.a.v.) bir secde ayeti okudu ve secde etti. İbn Abbâs dedi ki: "Ben O'nu (Peygamber'i), o adamın ağacın sözünden haber verdiği duanın aynısını söylerken işittim." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece bu vecihle biliyoruz. Bu konuda Ebû Saîd'den de rivayet vardır.

3425. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي سُجُودِ الْقُرْآنِ بِاللَّيْلِ ‏ "‏ سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ بِحَوْلِهِ وَقُوَّتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Abdülvehhâb es-Sekafî anlattı, bize Hâlid el-Hazzâ anlattı, Ebu'l-Âliye'den, o da Âişe'den (r.anha) nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.) geceleyin Kur'an secdesi yaparken şöyle derdi: "Secede vechî lillezi halakahû ve şakka sem'ahû ve basarahû bi-havlihî ve kuvvetih." (Yüzüm, kendisini yaratan, gücü ve kuvvetiyle kulağını ve gözünü açan (Zat)'a secde etti.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3426. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَالَ - يَعْنِي إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ - بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏.‏ يُقَالُ لَهُ كُفِيتَ وَوُقِيتَ ‏.‏ وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيْطَانُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Saîd b. Yahyâ b. Saîd el-Emevî anlattı, bize babam anlattı, bize İbn Cüreyc anlattı, İshâk b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, o Enes b. Mâlik'ten (r.a.) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim -evinden çıktığı zaman- 'Bismillâhi tevekkeltü alellâhi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (Allah'ın adıyla. Allah'a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet ancak Allah'ladır) derse, kendisine: '(Bu sana) kâfi geldi ve korundun' denilir ve şeytan ondan uzaklaşır." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Bunu sadece bu vecihle biliyoruz.

3427. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قَالَ ‏ "‏ بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı, bize Vekî' anlattı, bize Süfyân anlattı, Mansûr'dan, o Âmir eş-Şa'bî'den, o da Ümmü Seleme'den (r.anha) nakletti: Nebi (s.a.v.) evinden çıktığı zaman şöyle derdi: "Bismillâhi tevekkeltü alellâhi. Allâhümme innâ neûzü bike min en nezille ev nadılle ev nazlime ev nuzleme ev nechele ev yüchele aleynâ." (Allah'ın adıyla. Allah'a tevekkül ettim. Allah'ım! Ayağımızın kaymasından veya sapmaktan, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bize cahillik edilmesinden sana sığınırız.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3428. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا أَزْهَرُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَاسِعٍ، قَالَ قَدِمْتُ مَكَّةَ فَلَقِيَنِي أَخِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ فَحَدَّثَنِي عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ دَخَلَ السُّوقَ فَقَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكُ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ أَلْفَ أَلْفِ حَسَنَةٍ وَمَحَا عَنْهُ أَلْفَ أَلْفِ سَيِّئَةٍ وَرَفَعَ لَهُ أَلْفَ أَلْفِ دَرَجَةٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ - وَهُوَ قَهْرَمَانُ آلِ الزُّبَيْرِ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، هَذَا الْحَدِيثَ نَحْوَهُ

Bize Ahmed b. Menî' anlattı, bize Yezîd b. Hârûn anlattı, bize Ezher b. Sinân haber verdi, bize Muhammed b. Vâsi' anlattı. Dedi ki: Mekke'ye geldim, kardeşim Sâlim b. Abdullah b. Ömer benimle karşılaştı ve bana babasından, o da dedesinden (Ömer b. Hattâb'dan) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim çarşıya girdiği zaman: 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyun lâ yemûtü bi-yedihi'l-hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr' (Allah'tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur. Diriltir ve öldürür. O diridir, ölmez. Hayır O'nun elindedir ve O her şeye kadirdir) derse; Allah onun için bin bin (bir milyon) sevap yazar, ondan bin bin (bir milyon) günahı siler ve onun derecesini bin bin (bir milyon) kat yükseltir." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Amr b. Dînâr -ki bu zat Âl-i Zübeyr'in kahramanıdır (işlerine bakan kimsedir)-, Sâlim b. Abdullah'tan bu hadisin benzerini rivayet etmiştir.

3429. Hadis

حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، وَالْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، وَهُوَ قَهْرَمَانُ آلِ الزُّبَيْرِ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ فِي السُّوقِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ أَلْفَ أَلْفِ حَسَنَةٍ وَمَحَا عَنْهُ أَلْفَ أَلْفِ سَيِّئَةٍ وَبَنَى لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَعَمْرُو بْنُ دِينَارٍ هَذَا هُوَ شَيْخٌ بَصْرِيٌّ وَقَدْ تَكَلَّمَ فِيهِ بَعْضُ أَصْحَابِ الْحَدِيثِ وَقَدْ رَوَى عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَحَادِيثَ لاَ يُتَابَعُ عَلَيْهَا وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَرَوَاهُ يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ الطَّائِفِيُّ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ عُمَرَ رضى الله عنه ‏.‏

Bunu bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı, bize Hammâd b. Zeyd ve Mu'temir b. Süleyman anlattı. (İkisi de) dediler ki: Bize Âl-i Zübeyr'in kahramanı olan Amr b. Dînâr anlattı, Sâlim b. Abdullah b. Ömer'den, o babasından, o da dedesinden nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim çarşıda: 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyun lâ yemûtü bi-yedihi'l-hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse; Allah onun için bin bin (bir milyon) sevap yazar, ondan bin bin (bir milyon) günahı siler ve cennette onun için bir köşk bina eder." (Tirmizî) dedi ki: (Ravi) Amr b. Dînâr, Basralı bir şeyhtir. Bazı hadis ehli (alimler) onun hakkında (olumsuz) konuşmuşlardır. Sâlim b. Abdullah b. Ömer'den, takip edilmeyen (tek kaldığı ve desteklenmeyen) hadisler rivayet etmiştir. Bu hadis bu vechin (senedin) dışındaki yollarla da rivayet edilmiştir. Yahyâ b. Süleym et-Tâifî bunu İmrân b. Müslim'den, o Abdullah b. Dînâr'dan, o İbn Ömer'den, o da Nebi'den (s.a.v.) rivayet etmiş, fakat (senedinde) Ömer'i (r.a.) zikretmemiştir.

3430. Hadis

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ عَبَّاسٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَغَرِّ أَبِي مُسْلِمٍ، قَالَ أَشْهَدُ عَلَى أَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّهُمَا شَهِدَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ ‏.‏ صَدَّقَهُ رَبُّهُ فَقَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا وَأَنَا أَكْبَرُ ‏.‏ وَإِذَا قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ ‏.‏ قَالَ يَقُولُ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا وَأَنَا وَحْدِي ‏.‏ وَإِذَا قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ ‏.‏ قَالَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا وَحْدِي لاَ شَرِيكَ لِي ‏.‏ وَإِذَا قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ ‏.‏ قَالَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا لِيَ الْمُلْكُ وَلِيَ الْحَمْدُ ‏.‏ وَإِذَا قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏.‏ قَالَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنَا وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِي ‏.‏ وَكَانَ يَقُولُ مَنْ قَالَهَا فِي مَرَضِهِ ثُمَّ مَاتَ لَمْ تَطْعَمْهُ النَّارُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَغَرِّ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَأَبِي، سَعِيدٍ بِنَحْوِ هَذَا الْحَدِيثِ بِمَعْنَاهُ وَلَمَ يَرْفَعْهُ شُعْبَةُ ‏.‏ حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، بُنْدَارٌ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا ‏.‏

Bize Süfyân b. Vekî' anlattı, bize İsmâîl b. Muhammed b. Cuhâde anlattı, bize Abdülcebbâr b. Abbâs anlattı, Ebû İshâk'tan, o el-Eğarr Ebû Müslim'den nakletti. (Eğarr) dedi ki: Ebû Saîd ve Ebû Hureyre'ye şahitlik ederim ki, onlar Nebi'ye (s.a.v.) şahitlik ettiler. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Kim: 'Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber' (Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür) derse, Rabbi onu tasdik eder ve: 'Benden başka ilah yoktur ve ben en büyüğüm' der. 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû' (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir) derse, Allah: 'Benden başka ilah yoktur ve ben tekim' der. 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh' (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur) derse, Allah: 'Benden başka ilah yoktur, ben tekim, ortağım yoktur' der. 'Lâ ilâhe illallâhü lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü' (Allah'tan başka ilah yoktur, mülk O'nundur, hamd O'nundur) derse, Allah: 'Benden başka ilah yoktur, mülk benimdir ve hamd benimdir' der. 'Lâ ilâhe illallâhü ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (Allah'tan başka ilah yoktur, güç ve kuvvet ancak Allah'ladır) derse, Allah: 'Benden başka ilah yoktur, güç ve kuvvet ancak benimledir' der." (Resûlullah s.a.v.) şöyle buyururdu: "Kim hastalığında bunları söyler de sonra ölürse, ateş ona (bedenine) tatmaz (ona dokunmaz)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Şu'be bunu Ebû İshâk'tan, o el-Eğarr Ebû Müslim'den, o Ebû Hureyre ve Ebû Saîd'den bu hadis gibi manasıyla rivayet etmiş, fakat merfû kılmamıştır (Peygamber'e dayandırmamıştır). Bize bunu Gunder anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, Şu'be'den, bu şekilde.

3431. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، مَوْلَى آلِ الزُّبَيْرِ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ رَأَى صَاحِبَ بَلاَءٍ فَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي عَافَانِي مِمَّا ابْتَلاَكَ بِهِ وَفَضَّلَنِي عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقَ تَفْضِيلاً إِلاَّ عُوفِيَ مِنْ ذَلِكَ الْبَلاَءِ كَائِنًا مَا كَانَ مَا عَاشَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ وَعَمْرُو بْنُ دِينَارٍ قَهْرَمَانُ آلِ الزُّبَيْرِ هُوَ شَيْخٌ بَصْرِيٌ وَلَيْسَ هُوَ بِالْقَوِيِّ فِي الْحَدِيثِ ‏.‏ وَقَدْ تَفَرَّدَ بِأَحَادِيثَ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ أَنَّهُ قَالَ إِذَا رَأَى صَاحِبَ بَلاَءٍ فَتَعَوَّذَ مِنْهُ يَقُولُ ذَلِكَ فِي نَفْسِهِ وَلاَ يُسْمِعُ صَاحِبَ الْبَلاَءِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Bezî' anlattı, bize Abdülvâris b. Saîd anlattı, Amr b. Dînâr'dan -ki Âl-i Zübeyr'in azatlısıdır-, o Sâlim b. Abdullah b. Ömer'den, o İbn Ömer'den, o da Ömer'den (r.a.) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim belaya uğramış birini görür de: 'Elhamdülillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin mimmen halaka tafdîlâ' (Seni imtihan ettiği şeyden beni kurtaran/afiyette kılan ve yarattığı birçok kimseye beni üstün kılan Allah'a hamdolsun) derse; o bela ne olursa olsun, yaşadığı sürece o kişiden uzak tutulur/ona uğramaz." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Bu konuda Ebû Hureyre'den de rivayet vardır. Amr b. Dînâr -Âl-i Zübeyr'in kahramanı-, Basralı bir şeyhtir ve hadiste (hafıza yönünden) kuvvetli değildir. Sâlim b. Abdullah b. Ömer'den tek kaldığı hadisler rivayet etmiştir. Ebû Ca'fer Muhammed b. Ali'den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Belaya uğramış birini gördüğü zaman ondan (Allah'a) sığınır; bunu içinden söyler, belaya uğrayan kişiye işittirmez."

3432. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ السِّمْنَانِيُّ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا مُطَرِّفُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْعُمَرِيُّ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ رَأَى مُبْتَلًى فَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي عَافَانِي مِمَّا ابْتَلاَكَ بِهِ وَفَضَّلَنِي عَلَى كَثِيرٍ مِمَّنْ خَلَقَ تَفْضِيلاً لَمْ يُصِبْهُ ذَلِكَ الْبَلاَءُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Ca'fer es-Simnânî ve başkaları anlattı. (Dediler ki): Bize Mutarrif b. Abdullah el-Medenî anlattı, bize Abdullah b. Ömer el-Umerî anlattı, Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, o babasından, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim belaya uğramış birini görür de: 'Elhamdülillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin mimmen halaka tafdîlâ' (Seni imtihan ettiği şeyden beni kurtaran/afiyette kılan ve yarattığı birçok kimseye beni üstün kılan Allah'a hamdolsun) derse, o bela ona isabet etmez." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen gariptir.

3433. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ أَبِي السَّفَرِ الْكُوفِيُّ، - وَاسْمُهُ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيُّ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ جَلَسَ فِي مَجْلِسٍ فَكَثُرَ فِيهِ لَغَطُهُ فَقَالَ قَبْلَ أَنْ يَقُومَ مِنْ مَجْلِسِهِ ذَلِكَ سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏.‏ إِلاَّ غُفِرَ لَهُ مَا كَانَ فِي مَجْلِسِهِ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ وَعَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ سُهَيْلٍ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Ubeyde b. Ebî's-Sefer el-Kûfî -adı Ahmed b. Abdullah el-Hemedânî'dir- anlattı, bize Haccâc b. Muhammed anlattı. Dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Bana Mûsâ b. Ukbe haber verdi, Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, o babasından, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim bir mecliste oturur da orada gürültüsü (boş sözü/günahı) çoğalırsa ve o meclisten kalkmadan önce: 'Sübhânekellâhümme ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbü ileyk' (Allah'ım seni hamdinle tesbih/tenzih ederim. Senden başka ilah olmadığına şahitlik ederim. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim) derse, o mecliste meydana gelen (hataları) bağışlanır." Bu konuda Ebû Berze ve Âişe'den de rivayet vardır. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen garip sahihtir. Bunu Süheyl'in hadisinden sadece bu vecihle biliyoruz.

3434. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ مِغْوَلٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ يُعَدُّ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَجْلِسِ الْوَاحِدِ مِائَةُ مَرَّةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَقُومَ ‏ "‏ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَتُبْ عَلَىَّ إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الْغَفُورُ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Nasr b. Abdurrahman el-Kûfî anlattı, bize Muhâribî anlattı, Mâlik b. Miğvel'den, o Muhammed b. Sûka'dan, o Nâfi'den, o da İbn Ömer'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah'ın (s.a.v.) bir mecliste, (oradan) kalkmadan önce yüz defa şöyle dediği sayılırdı: "Rabbığfirlî ve tüb aleyye inneke entet-tevvâbü'l-ğafûr." (Rabbim beni bağışla ve tövbemi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri çokça kabul eden ve çok bağışlayansın.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3435. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو عِنْدَ الْكَرْبِ ‏ "‏ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْعَلِيُّ الْحَلِيمُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ ‏.‏ قَالَ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Muâz b. Hişâm anlattı, bana babam anlattı, Katâde'den, o Ebu'l-Âliye'den, o da İbn Abbâs'tan (r.a.) nakletti: Nebi (s.a.v.) sıkıntılı/kederli anlarda (Kerb) şöyle dua ederdi: "Lâ ilâhe illallâhü'l-aliyyü'l-halîm. Lâ ilâhe illallâhü rabbü'l-arşi'l-azîm. Lâ ilâhe illallâhü rabbü's-semâvâti ve'l-ardı ve rabbü'l-arşi'l-kerîm." (Yüce ve Halîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Göklerin ve yerin Rabbi, Kerîm Arş'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Ali'den de rivayet vardır. Bu hadis hasen sahihtir.

3436. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، يَحْيَى بْنُ الْمُغِيرَةِ الْمَخْزُومِيُّ الْمَدَنِيُّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْفَضْلِ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَهَمَّهُ الأَمْرُ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ فَقَالَ ‏"‏ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا اجْتَهَدَ فِي الدُّعَاءِ قَالَ ‏"‏ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ebû Seleme Yahyâ b. Muğîre el-Mahzûmî el-Medenî ve birçok kişi anlattı. (Dediler ki): Bize İbn Ebî Füdeyk anlattı, İbrahim b. Fadl'dan, o Makbûrî'den, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti: Nebi'yi (s.a.v.) bir iş üzdüğü (kederlendirdiği) zaman başını göğe kaldırırdı ve: "Sübhânallâhi'l-azîm" (Yüce Allah'ı tesbih ederim) derdi. Duada gayret gösterdiği (ısrarla dua ettiği) zaman ise: "Yâ Hayyu Yâ Kayyûm" (Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah'ım) derdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3437. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ يَعْقُوبَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ خَوْلَةَ بِنْتِ حَكِيمٍ السُّلَمِيَّةِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ نَزَلَ مَنْزِلاً ثُمَّ قَالَ أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ لَمْ يَضُرَّهُ شَيْءٌ حَتَّى يَرْتَحِلَ مِنْ مَنْزِلِهِ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ هَذَا الْحَدِيثَ أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ فَذَكَرَ نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ وَيَقُولُ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ خَوْلَةَ ‏.‏ قَالَ وَحَدِيثُ اللَّيْثِ أَصَحُّ مِنْ رِوَايَةِ ابْنِ عَجْلاَنَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize Leys anlattı, Yezîd b. Ebî Habîb'den, o Hâris b. Ya'kûb'dan, o Ya'kûb b. Abdullah b. Eşec'den, o Büsr b. Saîd'den, o Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan, o da Havle bint Hakîm es-Sülemiyye'den (r.anha) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim bir yerde konaklar da sonra: 'Eûzü bi-kelimâtillâhi't-tâmmâti min şerri mâ halak' (Yarattığı şeylerin şerrinden Allah'ın tam kelimelerine sığınırım) derse, o konakladığı yerden ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar veremez." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Mâlik b. Enes bu hadisi, kendisine Ya'kûb b. Abdullah b. Eşec'den ulaştığı şekliyle rivayet etmiş ve bu hadisin benzerini zikretmiştir. İbn Ac'lân'dan da bu hadis rivayet edilmiş, (o) Ya'kûb b. Abdullah b. Eşec'den, (o) Saîd b. Müseyyeb'den, (o da) Havle'den (diyerek senedi farklı kılmıştır). (Tirmizî devamla) dedi ki: Leys'in hadisi (rivayeti), İbn Ac'lân'ın rivayetinden daha sahihtir.

3438. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَلِيٍّ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بِشْرٍ الْخَثْعَمِيِّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَافَرَ فَرَكِبَ رَاحِلَتَهُ قَالَ بِأُصْبُعِهِ وَمَدَّ شُعْبَةُ بِأُصْبُعِهِ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي الأَهْلِ اللَّهُمَّ اصْحَبْنَا بِنُصْحِكَ وَاقْلِبْنَا بِذِمَّةٍ ‏.‏ اللَّهُمَّ ازْوِ لَنَا الأَرْضَ وَهَوِّنْ عَلَيْنَا السَّفَرَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ وَكَآبَةِ الْمُنْقَلَبِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى كُنْتُ لاَ أَعْرِفُ هَذَا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي عَدِيٍّ حَتَّى حَدَّثَنِي بِهِ سُوَيْدٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي عَدِيٍّ عَنْ شُعْبَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ömer b. Ali el-Mukaddemî anlattı, bize İbn Ebî Adî anlattı, Şu'be'den, o Abdullah b. Bişr el-Has'amî'den, o Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) yolculuğa çıkıp binitine bindiği zaman parmağıyla işaret eder -Şu'be de parmağını uzattı- ve şöyle derdi: "Allâhümme ente's-sâhibu fi's-seferi ve'l-halîfetü fi'l-ehli. Allâhümme'shabnâ bi-nushike vaklibnâ bi-zimmetin. Allâhümme'zvi lene'l-arda ve hevvin aleyne's-sefera. Allâhümme innî eûzü bike min va'sâi's-seferi ve keâbeti'l-munkalebi." (Allah'ım! Yolculukta arkadaş, ailede (biz dönünceye kadar işlerimizi tedbir eden) vekil sensin. Allah'ım, bizi korumanla (nasihatinle) yoldaş eyle ve himayenle geri döndür. Allah'ım yeryüzünü bize dür/yaklaştır ve yolculuğu bize kolaylaştır. Allah'ım yolculuğun meşakkatinden ve üzüntülü dönüşten sana sığınırım.) (Tirmizî) dedi ki: Ben bu hadisi Süveyd bana anlatıncaya kadar sadece İbn Ebî Adî'nin hadisinden biliyordum. Bize Süveyd b. Nasr anlattı, bize Abdullah b. Mübarek anlattı, bize Şu'be anlattı; bu isnad ile benzer manada. Bu hadis Ebû Hureyre rivayeti olarak hasen gariptir. Bunu sadece İbn Ebî Adî'nin Şu'be'den rivayetiyle biliyoruz.

3439. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَرْجِسَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَافَرَ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي الأَهْلِ اللَّهُمَّ اصْحَبْنَا فِي سَفَرِنَا وَاخْلُفْنَا فِي أَهْلِنَا اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ وَكَآبَةِ الْمُنْقَلَبِ وَمِنَ الْحَوْرِ بَعْدَ الْكَوْنِ وَمِنْ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ وَمِنْ سُوءِ الْمَنْظَرِ فِي الأَهْلِ وَالْمَالِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ قَالَ وَيُرْوَى الْحَوْرِ بَعْدَ الْكَوْرِ أَيْضًا قَالَ وَمَعْنَى قَوْلِهِ الْحَوْرِ بَعْدَ الْكَوْنِ أَوِ الْكَوْرِ وَكِلاَهُمَا لَهُ وَجْهٌ يُقَالُ إِنَّمَا هُوَ الرُّجُوعُ مِنَ الإِيمَانِ إِلَى الْكُفْرِ أَوْ مِنَ الطَّاعَةِ إِلَى الْمَعْصِيَةِ إِنَّمَا يَعْنِي الرُّجُوعَ مِنْ شَيْءٍ إِلَى شَيْءٍ مِنَ الشَّرِّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı, bize Hammâd b. Zeyd anlattı, Âsım el-Ahvel'den, o Abdullah b. Sercis'ten (r.a.) nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.) yolculuğa çıktığı zaman şöyle derdi: "Allâhümme ente's-sâhibu fi's-seferi ve'l-halîfetü fi'l-ehli. Allâhümme'shabnâ fî seferinâ vahlufnâ fî ehlinâ. Allâhümme innî eûzü bike min va'sâi's-seferi ve keâbeti'l-munkalebi ve mine'l-havri ba'de'l-kevni ve min da'veti'l-mazlûmi ve min sûi'l-manzari fi'l-ehli ve'l-mâli." (Allah'ım! Yolculukta arkadaş, ailede (yerimize kalan) vekil sensin. Allah'ım yolculuğumuzda bize yoldaş ol, ailemizde yerimizi tut. Allah'ım! Yolculuğun meşakkatinden, üzüntülü dönüşten, olduktan sonra (bozulup) eksilmekten (imandan küfre, itaatten isyana dönmekten), mazlumun bedduasından ve aile ile malda kötü bir manzarayla karşılaşmaktan sana sığınırım.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. "El-Havri ba'de'l-kevri" şeklinde de rivayet edilir. "El-Havri ba'de'l-kevni (veya kevri)" sözünün manası -ki her ikisi de geçerlidir-; imandan küfre veya itaatten isyana dönmek, yani (iyi) bir şeyden şerre dönmek demektir.

3440. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الرَّبِيعَ بْنَ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ قَالَ ‏ "‏ آيِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى الثَّوْرِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنِ الْبَرَاءِ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ الْبَرَاءِ وَرِوَايَةُ شُعْبَةَ أَصَحُّ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَأَنَسٍ وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı, bize Ebû Dâvûd anlattı, bize Şu'be haber verdi, Ebû İshâk'tan. Dedi ki: Rebî' b. Berâ' b. Âzib'i babasından naklederken işittim. Nebi (s.a.v.) yolculuktan döndüğü zaman şöyle derdi: "Âyibûne tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûn." (Dönenleriz, tövbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Sevrî bu hadisi Ebû İshâk'tan, o da Berâ'dan rivayet etmiş, fakat (senedinde) Rebî' b. Berâ'yı zikretmemiştir. Şu'be'nin rivayeti daha sahihtir. Bu konuda İbn Ömer, Enes ve Câbir b. Abdullah'tan da rivayet vardır.

3441. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ فَنَظَرَ إِلَى جُدُرَاتِ الْمَدِينَةِ أَوْضَعَ رَاحِلَتَهُ وَإِنْ كَانَ عَلَى دَابَّةٍ حَرَّكَهَا مِنْ حُبِّهَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı, bize İsmâîl b. Ca'fer anlattı, Humeyd'den, o Enes'ten (r.a.) nakletti: Nebi (s.a.v.) yolculuktan döndüğü zaman Medine'nin duvarlarını (evlerini) görünce binitini hızlandırırdı. Eğer bir hayvanın üzerinde ise, ona (Medine'ye) olan sevgisinden dolayı onu hareket ettirirdi (sürerdi). (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3442. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدِ اللَّهِ السُّلَيْمِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا وَدَّعَ رَجُلاً أَخَذَ بِيَدِهِ فَلاَ يَدَعُهَا حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ هُوَ يَدَعُ يَدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَيَقُولُ ‏ "‏ أَسْتَوْدِعُ اللَّهَ دِينَكَ وَأَمَانَتَكَ وَآخِرَ عَمَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَرُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Ebî Ubeydillah es-Süleymî el-Basrî anlattı, bize Ebû Kuteybe Selm b. Kuteybe anlattı, İbrahim b. Abdurrahman b. Yezîd b. Ümeyye'den, o Nâfi'den, o da İbn Ömer'den (r.a.) nakletti. Dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) bir adama veda ettiği zaman onun elini tutar, adam Nebi'nin (s.a.v.) elini bırakıncaya kadar o (Peygamber) elini bırakmazdı ve şöyle derdi: "Estevdiullâhe dînek ve emânetek ve âhira amelik." (Dinini, emanetini ve amelinin sonunu Allah'a emanet ediyorum.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihle gariptir. Bu hadis İbn Ömer'den başka vecihlerle de rivayet edilmiştir.

3443. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ خُثَيْمٍ، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ سَالِمٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، كَانَ يَقُولُ لِلرَّجُلِ إِذَا أَرَادَ سَفَرًا ادْنُ مِنِّي أُوَدِّعْكَ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُوَدِّعُنَا ‏.‏ فَيَقُولُ ‏ "‏ أَسْتَوْدِعُ اللَّهَ دِينَكَ وَأَمَانَتَكَ وَخَوَاتِيمَ عَمَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏

Bize İsmâîl b. Mûsâ el-Fezârî anlattı, bize Saîd b. Huseym anlattı, Hanzala'dan, o Sâlim'den, o da İbn Ömer'den (r.a.) nakletti: İbn Ömer yolculuğa çıkmak isteyen bir kişiye şöyle derdi: "Bana yaklaş, Resûlullah'ın (s.a.v.) bize veda ettiği gibi sana veda edeyim." Ve (şöyle) derdi: "Estevdiullâhe dînek ve emânetek ve havâtîme amelik." (Dinini, emanetini ve amellerinin sonuçlarını Allah'a emanet ediyorum.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis Sâlim b. Abdullah hadisi olarak bu vecihle hasen sahih gariptir.

3444. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرِيدُ سَفَرًا فَزَوِّدْنِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ زَوَّدَكَ اللَّهُ التَّقْوَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ زِدْنِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَغَفَرَ ذَنْبَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ زِدْنِي بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَيَسَّرَ لَكَ الْخَيْرَ حَيْثُمَا كُنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ebî Ziyâd anlattı, bize Seyyâr anlattı, bize Ca'fer b. Süleyman anlattı, Sâbit'ten, o Enes'ten (r.a.) nakletti. Dedi ki: Bir adam Nebi'ye (s.a.v.) gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana azık ver (dua et)" dedi. (Resûlullah): "Zevvedekellâhü't-takvâ" (Allah sana takvayı azık etsin) buyurdu. Adam: "Bana (duanı) artır" dedi. (Resûlullah): "Ve ğafara zenbek" (Ve günahını bağışlasın) buyurdu. Adam: "Anam babam sana feda olsun, bana daha da artır" dedi. (Resûlullah): "Ve yessera leke'l-hayra haysümâ künte" (Ve nerede olursan ol, hayrı sana kolaylaştırsın) buyurdu. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3445. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكِنْدِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُسَافِرَ فَأَوْصِنِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عَلَيْكَ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالتَّكْبِيرِ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا أَنْ وَلَّى الرَّجُلُ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ اطْوِ لَهُ الأَرْضَ وَهَوِّنْ عَلَيْهِ السَّفَرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Mûsâ b. Abdurrahman el-Kindî el-Kûfî anlattı, bize Zeyd b. Hubâb anlattı, bana Üsâme b. Zeyd haber verdi, Saîd el-Makbûrî'den, o Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana tavsiyede bulun" dedi. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Allah'a karşı takvalı olmaya (O'ndan sakınmaya) ve her yüksek yere çıktığında tekbir getirmeye (Allâhu Ekber demeye) bak." Adam arkasını dönüp gidince (Peygamber) şöyle dua etti: "Allâhümme'tvi lehü'l-arda ve hevvin aleyhi's-sefera." (Allah'ım! Yeryüzünü ona dür (yolu kısalt) ve yolculuğu ona kolaylaştır.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir.

3446. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ، قَالَ شَهِدْتُ عَلِيًّا أُتِيَ بِدَابَّةٍ لِيَرْكَبَهَا فَلَمَّا وَضَعَ رِجْلَهُ فِي الرِّكَابِ قَالَ بِسْمِ اللَّهِ ثَلاَثًا فَلَمَّا اسْتَوَى عَلَى ظَهْرِهَا قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ ثُمَّ قَالَ ‏:‏ ‏(‏ سبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ * وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ‏)‏ ثُمَّ قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ ثَلاَثًا وَاللَّهُ أَكْبَرُ ثَلاَثًا سُبْحَانَكَ إِنِّي قَدْ ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ ‏.‏ ثُمَّ ضَحِكَ ‏.‏ فَقُلْتُ مِنْ أَىِّ شَيْءٍ ضَحِكْتَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَنَعَ كَمَا صَنَعْتُ ثُمَّ ضَحِكَ فَقُلْتُ مِنْ أَىِّ شَيْءٍ ضَحِكْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ إِنَّ رَبَّكَ لَيَعْجَبُ مِنْ عَبْدِهِ إِذَا قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ غَيْرُكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize Ebu'l-Ahvas anlattı, Ebû İshâk'tan, o Ali b. Rebîa'dan nakletti. Dedi ki: Ali'ye (r.a.) binmesi için bir binit getirildiğine şahit oldum. Ayağını üzengiye koyunca üç defa "Bismillâh" dedi. Sırtına yerleşip doğrulunca "Elhamdülillâh" dedi. Sonra şöyle buyurdu: "Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn." (Bunu bize boyun eğdiren Allah'ı tesbih ederim, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.) Sonra üç defa "Elhamdülillâh" ve üç defa "Allâhu Ekber" dedi. (Ardından): "Sübhâneke innî kad zalemtü nefsî fağfirlî fe-innehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente" (Seni tenzih ederim. Ben nefsime zulmettim, beni bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın) dedi. Sonra güldü. Ben: "Neden güldün ey Müminlerin Emiri?" dedim. Dedi ki: "Resûlullah'ın (s.a.v.) benim yaptığım gibi yaptığını, sonra güldüğünü gördüm. 'Neden güldün ey Allah'ın Resûlü?' dedim. Buyurdu ki: 'Senin Rabbin, kulunun; Rabbim günahlarımı bağışla, çünkü günahları senden başkası bağışlamaz, demesinden hoşnut olur (acibine gider).'" (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda İbn Ömer'den de rivayet vardır. Bu hadis hasen sahihtir.

3447. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَارِقِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا سَافَرَ فَرَكِبَ رَاحِلَتَهُ كَبَّرَ ثَلاَثًا وَيَقُولُ ‏:‏ ‏(‏ سبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ * وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ‏)‏ ثُمَّ يَقُولُ ‏"‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ فِي سَفَرِي هَذَا مِنَ الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضَى اللَّهُمَّ هَوِّنْ عَلَيْنَا الْمَسِيرَ وَاطْوِ عَنَّا بُعْدَ الأَرْضِ اللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي الأَهْلِ اللَّهُمَّ اصْحَبْنَا فِي سَفَرِنَا وَاخْلُفْنَا فِي أَهْلِنَا ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ يَقُولُ إِذَا رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ ‏"‏ آيِبُونُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ تَائِبُونَ عَابِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı, bize Abdullah b. Mübarek haber verdi, bize Hammâd b. Seleme anlattı, Ebu'z-Zübeyr'den, o Ali b. Abdullah el-Bârikî'den, o da İbn Ömer'den (r.a.) nakletti: Nebi (s.a.v.) yolculuğa çıkıp binitine bindiği zaman üç defa tekbir getirir ve şöyle derdi: "Subhânellezî sehhara lenâ hâzâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le-munkalibûn." (Bunu bize boyun eğdiren Allah'ı tesbih ederim, yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz.) Sonra şöyle dua ederdi: "Allâhümme innî es'elüke fî seferî hâzâ mine'l-birri ve't-takvâ ve mine'l-ameli mâ terdâ. Allâhümme hevvin aleynâ'l-mesîra vatvi annâ bu'de'l-ardı. Allâhümme ente's-sâhibu fi's-seferi ve'l-halîfetü fi'l-ehli. Allâhümme'shabnâ fî seferinâ vahlufnâ fî ehlinâ." (Allah'ım! Bu yolculuğumda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller istiyorum. Allah'ım! Yolculuğu bize kolaylaştır ve yerin uzaklığını bize dür (yolu kısalt). Allah'ım! Yolculukta arkadaş, ailede (yerimize kalan) vekil sensin. Allah'ım, yolculuğumuzda bize yoldaş ol ve ailemizde yerimizi tut.) Ailesine döndüğü zaman ise şöyle derdi: "Âyibûne inşâallâhü tâibûne âbidûne li-rabbinâ hâmidûn." (İnşallah dönenleriz, tövbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen gariptir.

3448. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ الصَّوَّافُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ مُسْتَجَابَاتٌ دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ عَلَى وَلَدِهِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏ وَزَادَ فِيهِ مُسْتَجَابَاتٌ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَأَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ هَذَا الَّذِي رَوَى عَنْهُ يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ يُقَالُ لَهُ أَبُو جَعْفَرٍ الْمُؤَذِّنُ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ غَيْرَ حَدِيثٍ وَلاَ نَعْرِفُ اسْمَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Ebû Âsım anlattı, bize Haccâc es-Savvâf anlattı, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o Ebû Ca'fer'den, o da Ebû Hureyre'den (r.a.) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Üç dua vardır ki kabul olunur: Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına (aleyhine) duası." Bize Ali b. Hucr anlattı, bize İsmâîl b. İbrahim anlattı, Hişâm ed-Destevâî'den, o Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, bu isnad ile benzer manada. (Bu rivayette) şunu ekledi: "Kabul olunacağında şüphe yoktur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir. Yahyâ b. Ebî Kesîr'in kendisinden rivayet ettiği bu Ebû Ca'fer er-Râzî'ye, Ebû Ca'fer el-Müezzin (de) denilir. Yahyâ b. Ebî Kesîr ondan birçok hadis rivayet etmiştir. İsmini bilmiyoruz.

3449. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَسْوَدِ أَبُو عَمْرٍو الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَأَى الرِّيحَ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِهَا وَخَيْرِ مَا فِيهَا وَخَيْرِ مَا أُرْسِلَتْ بِهِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّهَا وَشَرِّ مَا فِيهَا وَشَرِّ مَا أُرْسِلَتْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ رضى الله عنه وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Abdurrahman b. Esved Ebû Amr el-Basrî anlattı, bize Muhammed b. Rebîa anlattı, İbn Cüreyc'den, o Atâ'dan, o da Âişe'den (r.anha) nakletti. Dedi ki: Nebi (s.a.v.) rüzgarı (şiddetli eserken) gördüğü zaman şöyle derdi: "Allâhümme innî es'elüke min hayrihâ ve hayri mâ fîhâ ve hayri mâ ursilet bihî. Ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ursilet bih." (Allah'ım! Senden bunun hayrını, içindekinin hayrını ve ne ile gönderildiyse onun hayrını istiyorum. Onun şerrinden, içindekinin şerrinden ve ne ile gönderildiyse onun şerrinden sana sığınıyorum.) (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Übey b. Ka'b'dan da rivayet vardır. Bu hadis hasendir.

3450. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ، عَنْ أَبِي مَطَرٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا سَمِعَ صَوْتَ الرَّعْدِ وَالصَّوَاعِقِ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ لاَ تَقْتُلْنَا بِغَضَبِكَ وَلاَ تُهْلِكْنَا بِعَذَابِكَ وَعَافِنَا قَبْلَ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı, bize Abdülvâhid b. Ziyâd anlattı, Haccâc b. Ertât'tan, o Ebû Matar'dan, o Sâlim b. Abdullah b. Ömer'den, o da babasından nakletti. Resûlullah (s.a.v.) gök gürültüsü ve yıldırım seslerini işittiği zaman şöyle derdi: "Allâhümme lâ taktülnâ bi-gadabike ve lâ tühliknâ bi-azâbike ve âfinâ kable zâlike." (Allah'ım! Bizi gazabınla öldürme, azabınla helak etme ve bundan önce bize afiyet ver.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece bu vecihle biliyoruz.

3451. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ سُفْيَانَ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنِي بِلاَلُ بْنُ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا رَأَى الْهِلاَلَ قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَهْلِلْهُ عَلَيْنَا بِالْيُمْنِ وَالإِيمَانِ وَالسَّلاَمَةِ وَالإِسْلاَمِ رَبِّي وَرَبُّكَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Ebû Âmir el-Akadî anlattı, bize Süleyman b. Süfyân el-Medenî anlattı, bana Bilâl b. Yahyâ b. Talha b. Ubeydillah anlattı, babasından, o da dedesi Talha b. Ubeydillah'tan nakletti: Nebi (s.a.v.) hilali gördüğü zaman şöyle derdi: "Allâhümme ehlilhû aleynâ bi'l-yümni ve'l-îmâni ve's-selâmeti ve'l-islâmi. Rabbî ve Rabbukellâh." (Allah'ım! Onu (yeni ayı) bize bereket, iman, selamet ve İslam ile doğur/getir. (Ey Hilal!) Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah'tır.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3452. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، رضى الله عنه قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى عُرِفَ الْغَضَبُ فِي وَجْهِ أَحَدِهِمَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ غَضَبُهُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ قَالَ وَهَذَا حَدِيثٌ مُرْسَلٌ ‏.‏ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى لَمْ يَسْمَعْ مِنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ مَاتَ مُعَاذٌ فِي خِلاَفَةِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقُتِلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى غُلاَمٌ ابْنُ سِتِّ سِنِينَ وَهَكَذَا رَوَى شُعْبَةُ عَنِ الْحَكَمِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى وَقَدْ رَوَى عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَرَآهُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى يُكْنَى أَبَا عِيسَى وَأَبُو لَيْلَى اسْمُهُ يَسَارٌ وَرُوِيَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى قَالَ أَدْرَكْتُ عِشْرِينَ وَمِائَةً مِنَ الأَنْصَارِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı, bize Kabîsa anlattı, bize Süfyân haber verdi, Abdülmelik b. Umeyr'den, o Abdurrahman b. Ebû Leylâ'dan, o da Muâz b. Cebel (r.a.)'den nakletti. Muâz dedi ki: Nebi (s.a.v.)'in yanında iki kişi birbirine sövdü (tartıştı). Hatta birinin yüzünde öfke(nin izi) belli oldu. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben bir kelime biliyorum ki eğer onu söyleseydi öfkesi giderdi: Eûzü billâhi mine'ş-şeytânir-racîm (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım)." Bize b. Bündâr anlattı, bize Abdurrahman anlattı, Süfyân'dan bu isnadla bunun benzerini nakletti. (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Süleyman b. Surad'dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis mürseldir. Abdurrahman b. Ebû Leylâ, Muâz b. Cebel'den işitmemiştir. Muâz, Ömer b. Hattâb'ın hilafeti zamanında vefat etmiştir. Ömer b. Hattâb öldürüldüğünde Abdurrahman b. Ebû Leylâ altı yaşında bir çocuktu. Şu'be de bu hadisi Hakem'den, o Abdurrahman b. Ebû Leylâ'dan bu şekilde rivayet etmiştir. Abdurrahman b. Ebû Leylâ, Ömer b. Hattâb'dan (hadis) rivayet etmiş ve onu görmüştür. Abdurrahman b. Ebû Leylâ'nın künyesi Ebû Îsâ'dır. Ebû Leylâ'nın ismi Yesâr'dır. Abdurrahman b. Ebû Leylâ'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi (s.a.v.)'in ashabından, Ensar'dan yüz yirmi kişiye yetiştim."

3453. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا رَأَى أَحَدُكُمُ الرُّؤْيَا يُحِبُّهَا فَإِنَّمَا هِيَ مِنَ اللَّهِ فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ عَلَيْهَا وَلْيُحَدِّثْ بِمَا رَأَى وَإِذَا رَأَى غَيْرَ ذَلِكَ مِمَّا يَكْرَهُ فَإِنَّمَا هِيَ مِنَ الشَّيْطَانِ فَلْيَسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنْ شَرِّهَا وَلاَ يَذْكُرْهَا لأَحَدٍ فَإِنَّهَا لاَ تَضُرُّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ ‏.‏ قَالَ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَابْنُ الْهَادِ اسْمُهُ يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُسَامَةَ بْنِ الْهَادِ الْمَدَنِيُّ وَهُوَ ثِقَةٌ رَوَى عَنْهُ مَالِكٌ وَالنَّاسُ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı, bize Bekr b. Mudar anlattı, İbnü'l-Hâd'dan, o Abdullah b. Habbâb'dan, o Ebû Saîd el-Hudrî'den nakletti: O, Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle buyururken işitmiştir: "Sizden biri sevdiği bir rüya görürse o Allah'tandır. Bundan dolayı Allah'a hamdetsin ve gördüğünü anlatsın. Bunun dışında hoşlanmadığı bir şey görürse o ancak şeytandandır. Onun şerrinden Allah'a sığınsın ve onu kimseye anlatmasın. Zira o rüya kendisine zarar vermez." (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Ebû Katâde'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vecihle hasen sahih gariptir. İbnü'l-Hâd'ın ismi Yezîd b. Abdullah b. Üsâme b. el-Hâd el-Medenî'dir. O sika (güvenilir) biridir. Kendisinden Mâlik ve (birçok) insan rivayette bulunmuştur.

3454. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، وَأَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ كَانَ النَّاسُ إِذَا رَأَوْا أَوَّلَ الثَّمَرِ جَاءُوا بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا أَخَذَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِي ثِمَارِنَا وَبَارِكْ لَنَا فِي مَدِينَتِنَا وَبَارِكْ لَنَا فِي صَاعِنَا وَمُدِّنَا اللَّهُمَّ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ عَبْدُكَ وَخَلِيلُكَ وَنَبِيُّكَ وَإِنِّي عَبْدُكَ وَنَبِيُّكَ وَإِنَّهُ دَعَاكَ لِمَكَّةَ وَأَنَا أَدْعُوكَ لِلْمَدِينَةِ بِمِثْلِ مَا دَعَاكَ بِهِ لِمَكَّةَ وَمِثْلِهِ مَعَهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَدْعُو أَصْغَرَ وَلِيدٍ يَرَاهُ فَيُعْطِيهِ ذَلِكَ الثَّمَرَ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ensârî anlattı, bize Ma'n anlattı, bize Mâlik anlattı. (Ayrıca) bize Kuteybe haber verdi, Mâlik'ten, o Süheyl b. Ebû Sâlih'ten, o babasından, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den nakletti. Ebû Hureyre şöyle dedi: İnsanlar meyvenin ilkini (turfandasını) gördükleri zaman onu Resûlullah (s.a.v.)'e getirirlerdi. Resûlullah (s.a.v.) onu alınca şöyle dua ederdi: "Allâhümme bârik lenâ fî simârinâ ve bârik lenâ fî medînetinâ ve bârik lenâ fî sâinâ ve müddinâ. Allâhümme inne İbrâhîme abdüke ve halîlüke ve nebiyyüke. Ve innî abdüke ve nebiyyüke. Ve innehû deâke li-Mekkete ve ene ed'ûke lil-Medîneti bi-misli mâ deâke bihî li-Mekkete ve mislihî meahû." (Allah'ım! Meyvelerimizi bize bereketli kıl, şehrimizi bize bereketli kıl, sa'ımızı ve müddümüzü (ölçeklerimizi) bize bereketli kıl. Allah'ım! Şüphesiz İbrahim senin kulun, dostun ve peygamberindir. Ben de senin kulun ve peygamberinim. O sana Mekke için dua etti, ben de sana Medine için, onun Mekke için yaptığı duanın benzeri ve bir o kadarı ile birlikte dua ediyorum.) Sonra gördüğü en küçük çocuğu çağırır ve o meyveyi ona verirdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3455. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عُمَرَ، وَهُوَ ابْنُ أَبِي حَرْمَلَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ عَلَى مَيْمُونَةَ فَجَاءَتْنَا بِإِنَاءٍ مِنْ لَبَنٍ فَشَرِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا عَلَى يَمِينِهِ وَخَالِدٌ عَلَى شِمَالِهِ فَقَالَ لِي ‏"‏ الشَّرْبَةُ لَكَ فَإِنْ شِئْتَ آثَرْتَ بِهَا خَالِدًا ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ مَا كُنْتُ أُوثِرُ عَلَى سُؤْرِكَ أَحَدًا ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ أَطْعَمَهُ اللَّهُ الطَّعَامَ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهِ وَأَطْعِمْنَا خَيْرًا مِنْهُ ‏.‏ وَمَنْ سَقَاهُ اللَّهُ لَبَنًا فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهِ وَزِدْنَا مِنْهُ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَ شَيْءٌ يَجْزِي مَكَانَ الطَّعَامِ وَالشَّرَابِ غَيْرُ اللَّبَنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ فَقَالَ عَنْ عُمَرَ بْنِ حَرْمَلَةَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ عَمْرُو بْنُ حَرْمَلَةَ وَلاَ يَصِحُّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı, bize İsmâil b. İbrâhim anlattı, bize Ali b. Zeyd anlattı, Ömer'den -ki o İbn Ebû Harmele'dir-, o da İbn Abbâs'tan nakletti. İbn Abbas şöyle dedi: Ben ve Hâlid b. Velîd, Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte Meymûne'nin yanına girdik. Bize bir kap süt getirdi. Resûlullah (s.a.v.) içti. Ben onun sağındaydım, Hâlid ise solundaydı. Bana, "İçme sırası senindir ama istersen (hakkını) Hâlid'e ikram edebilirsin (sıranı ona verebilirsin)" buyurdu. Ben de, "Senden arta kalanı içme hususunda kimseyi kendime tercih etmem" dedim. Sonra Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah kime bir yemek yedirirse o kimse şöyle desin: Allâhümme bârik lenâ fîhi ve at'imnâ hayran minhu (Allah'ım! Bunu bize bereketli kıl ve bize bundan daha hayırlısını yedir). Allah kime de bir süt içirirse şöyle desin: Allâhümme bârik lenâ fîhi ve zidnâ minhu (Allah'ım! Bunu bize bereketli kıl ve bundan bize daha fazlasını ver)." Ve Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sütten başka, hem yiyeceğin hem de içeceğin yerini tutan (ikisinin de ihtiyacını gideren) başka bir şey yoktur." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasendir. Bazıları bu hadisi Ali b. Zeyd'den rivayet ederek "Ömer b. Harmele'den" demişlerdir. Bazıları da "Amr b. Harmele" demişlerdir ki bu sahih değildir.

3456. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا رُفِعَتِ الْمَائِدَةُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ يَقُولُ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ غَيْرَ مُوَدَّعٍ وَلاَ مُسْتَغْنًى عَنْهُ رَبُّنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Yahyâ b. Saîd anlattı, bize Sevr b. Yezîd anlattı, bize Hâlid b. Ma'dân anlattı, Ebû Ümâme'den nakletti. O şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.)'in önünden sofra kaldırıldığında şöyle derdi: "El-hamdü lillâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi gayra müveddein ve lâ müstağnen anhu Rabbunâ." (Allah'a hamdolsun; çok, temiz ve bereketli bir hamd ile... (Ey Rabbimiz!) Kendisinden ayrılınamayan (terk edilemeyen) ve kendisine (her zaman) muhtaç olunan Rabbimiz!) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3457. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، وَأَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ، عَنْ رِيَاحِ بْنِ عَبِيدَةَ، قَالَ حَفْصٌ عَنِ ابْنِ أَخِي أَبِي سَعِيدٍ، وَقَالَ أَبُو خَالِدٍ، عَنْ مَوْلًى، لأَبِي سَعِيدٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، رضى الله عنه قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَكَلَ أَوْ شَرِبَ قَالَ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَجَعَلَنَا مُسْلِمِينَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı, bize Hafs b. Gıyâs ve Ebû Hâlid el-Ahmer anlattı, Haccâc b. Ertât'tan, o Riyâh b. Ubeyde'den nakletti. Hafs, "Ebû Saîd'in kardeşinin oğlundan" dedi. Ebû Hâlid ise "Ebû Saîd'in azatlısından" dedi. O da Ebû Saîd (r.a.)'den nakletti: Nebi (s.a.v.) yediği veya içtiği zaman şöyle derdi: "El-hamdü lillâhillezî at'amenâ ve sekânâ ve cealenâ müslimîn." (Bizi yediren, içiren ve Müslüman kılan Allah'a hamdolsun.)

3458. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو مَرْحُومٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ أَكَلَ طَعَامًا فَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنِي هَذَا وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلاَ قُوَّةٍ ‏.‏ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ وَأَبُو مَرْحُومٍ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ مَيْمُونٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâil anlattı, bize Abdullah b. Yezîd el-Mukri' anlattı, bize Saîd b. Ebû Eyyûb anlattı, bana Ebû Merhûm anlattı, Sehl b. Muâz b. Enes'ten, o da babasından nakletti. O dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim bir yemek yer de: 'El-hamdü lillâhillezî at'amenî hâzâ ve razakanîhi min gayri havlin minnî ve lâ kuvvetin' (Benden hiçbir güç ve kuvvet olmaksızın bunu bana yediren ve beni bununla rızıklandıran Allah'a hamdolsun) derse, geçmiş günahları bağışlanır." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Ebû Merhûm'un ismi Abdurrahim b. Meymûn'dur.

3459. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا سَمِعْتُمْ صِيَاحَ الدِّيَكَةِ فَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ فَإِنَّهَا رَأَتْ مَلَكًا وَإِذَا سَمِعْتُمْ نَهِيقَ الْحِمَارِ فَتَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ فَإِنَّهُ رَأَى شَيْطَانًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı, bize Leys anlattı, Ca'fer b. Rabîa'dan, o A'rec'den, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den nakletti. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Horozların ötüşünü işittiğiniz zaman Allah'tan lütfunu isteyin. Zira onlar bir melek görmüştür. Eşeğin anırmasını işittiğiniz zaman da kovulmuş şeytandan Allah'a sığının. Çünkü o bir şeytan görmüştür." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3460. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ السَّهْمِيُّ، عَنْ حَاتِمِ بْنِ أَبِي صَغِيرَةَ، عَنْ أَبِي بَلْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا عَلَى الأَرْضِ أَحَدٌ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏.‏ إِلاَّ كُفِّرَتْ عَنْهُ خَطَايَاهُ وَلَوْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى شُعْبَةُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي بَلْجٍ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ وَأَبُو بَلْجٍ اسْمُهُ يَحْيَى بْنُ أَبِي سُلَيْمٍ وَيُقَالُ أَيْضًا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ حَاتِمِ بْنِ أَبِي صَغِيرَةَ، عَنْ أَبِي بَلْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ وَحَاتِمٌ يُكْنَى أَبَا يُونُسَ الْقُشَيْرِيَّ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي بَلْجٍ، نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ebû Ziyâd el-Kûfî anlattı, bize Abdullah b. Ebû Bekir es-Sehmî anlattı, Hâtim b. Ebû Sagîre'den, o Ebû Belc'den, o Amr b. Meymûn'dan, o da Abdullah b. Amr'dan nakletti. O şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yeryüzünde 'Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' (Allah'tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç ve kuvvet ancak Allah iledir) diyen hiç kimse yoktur ki, günahları deniz köpüğü kadar da olsa bağışlanmasın." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Şu'be bu hadisi Ebû Belc'den bu isnadla rivayet etmiş, ancak merfû olarak zikretmemiştir (Peygamber sözü olarak değil, sahabe sözü olarak aktarmıştır). Ebû Belc'in ismi Yahyâ b. Ebû Süleym'dir. Yahyâ b. Süleym olduğu da söylenir. Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize İbn Ebû Adî anlattı, Hâtim b. Ebû Sagîre'den, o Ebû Belc'den, o Amr b. Meymûn'dan, o Abdullah b. Amr'dan, o da Nebi (s.a.v.)'den bunun benzerini nakletti. Hâtim'in künyesi Ebû Yûnus el-Kuşeyrî'dir. Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, Şu'be'den, o Ebû Belc'den hadisin benzerini nakletti ancak merfû olarak zikretmedi.

3461. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا أَبُو نَعَامَةَ السَّعْدِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ فَلَمَّا قَفَلْنَا أَشْرَفْنَا عَلَى الْمَدِينَةِ فَكَبَّرَ النَّاسُ تَكْبِيرَةً وَرَفَعُوا بِهَا أَصْوَاتَهُمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَصَمَّ وَلاَ غَائِبٍ هُوَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ رُءُوسِ رِحَالِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسِ أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَنْزًا مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَأَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَلٍّ وَأَبُو نَعَامَةَ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ عِيسَى ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ رُءُوسِ رِحَالِكُمْ يَعْنِي عِلْمَهُ وَقُدْرَتَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Merhûm b. Abdülazîz el-Attâr anlattı, bize Ebû Naâme es-Sa'dî anlattı, Ebû Osman en-Nehdî'den, o da Ebû Mûsâ el-Eş'arî'den nakletti. O şöyle dedi: Bir gazvede Nebi (s.a.v.) ile beraberdik. (Seferden) dönüp Medine'ye (yaklaşıp şehri tepeden) gördüğümüzde insanlar yüksek sesle tekbir getirdiler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Rabbiniz sağır değildir, gaip (uzakta) de değildir. O sizinle bineklerinizin başları arasındadır (size çok yakındır)." Sonra şöyle buyurdu: "Ey Abdullah b. Kays! Sana cennet hazinelerinden bir hazine öğreteyim mi? (O söz şudur:) Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Güç ve kuvvet ancak Allah iledir)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Osman en-Nehdî'nin ismi Abdurrahman b. Mell'dir. Ebû Naâme'nin ismi Amr b. Îsâ'dır. Hadisteki "Sizinle bineklerinizin başları arasındadır" ifadesinin manası; O'nun ilmi ve kudretidir.

3462. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَقِيتُ إِبْرَاهِيمَ لَيْلَةَ أُسْرِيَ بِي فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَقْرِئْ أُمَّتَكَ مِنِّي السَّلاَمَ وَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ الْجَنَّةَ طَيِّبَةُ التُّرْبَةِ عَذْبَةُ الْمَاءِ وَأَنَّهَا قِيعَانٌ وَأَنَّ غِرَاسَهَا سُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَاللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ebû Ziyâd anlattı, bize Seyyâr anlattı, bize Abdülvâhid b. Ziyâd anlattı, Abdurrahman b. İshâk'tan, o Kâsım b. Abdurrahman'dan, o babasından, o da İbn Mes'ûd'dan nakletti. O şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İsrâ'ya çıkarıldığım gece İbrahim ile karşılaştım. Bana şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara bildir ki; Cennetin toprağı güzel (verimli), suyu tatlıdır. Ve orası (ekilmemiş) düz arazilerdir. Onun fidanları ise: Sübhânallâhi vel-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber (Allah'ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur, Allah'tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür) sözleridir.'" (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda Ebû Eyyûb'dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis İbn Mes'ûd rivayeti olarak bu vecihle hasen gariptir.

3463. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى الْجُهَنِيُّ، حَدَّثَنِي مُصْعَبُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِجُلَسَائِهِ ‏"‏ أَيَعْجِزُ أَحَدُكُمْ أَنْ يَكْسِبَ أَلْفَ حَسَنَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَسَأَلَهُ سَائِلٌ مِنْ جُلَسَائِهِ كَيْفَ يَكْسِبُ أَحَدُنَا أَلْفَ حَسَنَةٍ قَالَ ‏"‏ يُسَبِّحُ أَحَدُكُمْ مِائَةَ تَسْبِيحَةٍ تُكْتَبُ لَهُ أَلْفُ حَسَنَةٍ وَتُحَطُّ عَنْهُ أَلْفُ سَيِّئَةٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Yahyâ b. Saîd anlattı, bize Mûsâ el-Cühenî anlattı, bana Mus'ab b. Sa'd anlattı, babasından (Sa'd b. Ebû Vakkâs'tan) nakletti. Resûlullah (s.a.v.) yanında oturanlara: "Sizden biriniz (her gün) bin iyilik (sevap) kazanmaktan aciz midir?" diye sordu. Yanındakilerden biri ona, "Bizden biri bin iyiliği nasıl kazanır?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yüz defa tesbih eder (Sübhânallah der). Ona bin iyilik (sevap) yazılır ve ondan bin kötülük (günah) düşürülür (silinir)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3464. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، عَنْ حَجَّاجٍ الصَّوَّافِ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ وَبِحَمْدِهِ ‏.‏ غُرِسَتْ لَهُ نَخْلَةٌ فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' ve başkaları anlattı, dediler ki: Bize Ravh b. Ubâde anlattı, Haccâc es-Savvâf'tan, o Ebû Zübeyr'den, o da Câbir'den nakletti. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim 'Sübhânallâhil-azîm ve bi-hamdihî' (Yüce Allah'ı hamd ile tesbih ederim) derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Biz bunu sadece Ebû Zübeyr'in Câbir'den rivayeti olarak biliyoruz.

3465. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا الْمُؤَمِّلُ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ وَبِحَمْدِهِ غُرِسَتْ لَهُ نَخْلَةٌ فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' anlattı, bize Müemmel anlattı, Hammâd b. Seleme'den, o Ebû Zübeyr'den, o da Câbir'den nakletti. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim 'Sübhânallâhil-azîm ve bi-hamdihî' (Yüce Allah'ı hamd ile tesbih ederim) derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3466. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ مِائَةَ مَرَّةٍ غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Nasr b. Abdurrahman el-Kûfî anlattı, bize Muhâribî anlattı, Mâlik b. Enes'ten, o Sümeyy'den, o Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hureyre'den nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim yüz kere 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' (Allah'ı hamd ile tesbih ederim) derse, deniz köpüğü kadar da olsa günahları bağışlanır." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3467. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفُضَيْلِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Yûsuf b. Îsâ anlattı, bize Muhammed b. Fudayl anlattı, Umâre b. Ka'kâ'dan, o Ebû Zür'a b. Amr b. Cerîr'den, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dile hafif, mizanda ağır, Rahmân'a sevgili olan iki kelime (söz) vardır: Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhil-azîm (Allah'ı hamd ile tesbih ederim, Yüce Allah'ı tesbih ederim)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

3468. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ كَانَتْ لَهُ عِدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ وَكُتِبَتْ لَهُ مِائَةُ حَسَنَةٍ وَمُحِيَتْ عَنْهُ مِائَةُ سَيِّئَةٍ وَكَانَ لَهُ حِرْزًا مِنَ الشَّيْطَانِ يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِيَ وَلَمْ يَأْتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ بِهِ إِلاَّ أَحَدٌ عَمِلَ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ وَبِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ مِائَةَ مَرَّةٍ حُطَّتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ أَكْثَرَ مِنْ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ

Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı, bize Ma'n anlattı, bize Mâlik anlattı, Sümeyy'den, o Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hureyre (r.a.)'den nakletti. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim günde yüz kere 'Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yumît ve hüve alâ külli şey'in kadîr' (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O diriltir ve öldürür. O her şeye kadirdir) derse, bu onun için on köle azat etmeye denk olur. Kendisine yüz iyilik (sevap) yazılır, yüz günahı silinir. Ve bu, o gün akşama kadar onun için şeytana karşı bir korunak olur. Hiç kimse onun getirdiğinden daha faziletlisini getiremez; ancak ondan daha fazla amel işleyen kimse hariç." Yine bu isnadla Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim yüz kere 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' derse, hataları deniz köpüğü kadar (çok) olsa bile dökülür (bağışlanır)." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3469. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يُصْبِحُ وَحِينَ يُمْسِي سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ مِائَةَ مَرَّةٍ لَمْ يَأْتِ أَحَدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ بِهِ إِلاَّ أَحَدٌ قَالَ مِثْلَ مَا قَالَ أَوْ زَادَ عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdülmelik b. Ebû Şevârib anlattı, bize Abdülazîz b. Muhtâr anlattı, Süheyl b. Ebû Sâlih'ten, o Sümeyy'den, o Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hureyre'den nakletti. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim sabah ve akşam yüz kere 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' derse, kıyamet gününde hiç kimse onun getirdiğinden daha faziletlisini getiremez; ancak onun söylediği kadar söyleyen veya ona ilave eden (ondan fazla söyleyen) kimse hariç." (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.