Dualar Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3423. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ رَفَعَ يَدَيْهِ حَذْوَ مَنْكِبَيْهِ وَيَصْنَعُ ذَلِكَ أَيْضًا إِذَا قَضَى قِرَاءَتَهُ وَأَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ وَيَصْنَعُهَا إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ وَلاَ يَرْفَعُ يَدَيْهِ فِي شَيْءٍ مِنْ صَلاَتِهِ وَهُوَ قَاعِدٌ وَإِذَا قَامَ مِنْ سَجْدَتَيْنِ رَفَعَ يَدَيْهِ كَذَلِكَ فَكَبَّرَ وَيَقُولُ حِينَ يَفْتَتِحُ الصَّلاَةَ بَعْدَ التَّكْبِيرِ ‏"‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحَانَكَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَأَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ وَلاَ مَلْجَأَ إِلاَّ إِلَيْكَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَقْرَأُ فَإِذَا رَكَعَ كَانَ كَلاَمُهُ فِي رُكُوعِهِ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ وَأَنْتَ رَبِّي خَشَعَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَمُخِّي وَعَظْمِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ قَالَ ‏"‏ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يُتْبِعُهَا ‏"‏ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا سَجَدَ قَالَ فِي سُجُودِهِ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ وَأَنْتَ رَبِّي سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ تَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ‏"‏ ‏.‏ وَيَقُولُ عِنْدَ انْصِرَافِهِ مِنَ الصَّلاَةِ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ الشَّافِعِيِّ وَبَعْضِ أَصْحَابِنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَحْمَدُ لاَ يَرَاهُ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ وَغَيْرِهِمْ يَقُولُ هَذَا فِي صَلاَةِ التَّطَوُّعِ وَلاَ يَقُولُهُ فِي الْمَكْتُوبَةِ ‏.‏ سَمِعْتُ أَبَا إِسْمَاعِيلَ التِّرْمِذِيَّ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ بْنِ يُوسُفَ يَقُولُ سَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ دَاوُدَ الْهَاشِمِيَّ يَقُولُ وَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ فَقَالَ هَذَا عِنْدَنَا مِثْلُ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَالِمٍ عَنْ أَبِيهِ ‏.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı, bize Süleyman b. Dâvûd el-Hâşimî anlattı, bize Abdurrahman b. Ebî'z-Zinâd anlattı, Mûsâ b. Ukbe'den, o Abdullah b. Fadl'dan, o Abdurrahman el-A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) farz namaza kalktığı zaman ellerini omuz hizasına kadar kaldırırdı. Okumasını bitirip rükûya gitmek istediğinde yine böyle yapardı. Rükûdan başını kaldırdığında da böyle yapardı. Otururken namazın hiçbir yerinde ellerini kaldırmazdı. İki secdeden (veya iki rekattan) sonra kalktığında yine ellerini böylece kaldırır ve tekbir getirirdi. Namazı açarken (iftitah tekbirinden) sonra şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Sübhâneke ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Lebbeyke ve sa'deyke ve ene bike ve ileyke ve lâ mence minke ve lâ melcee illâ ileyk. Estağfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Emret Allah'ım, emrine amadeyim! Ben seninle varım ve sana döneceğim. Senden başka kurtuluş ve sığınak yoktur. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Sonra okurdu (kıraat ederdi). Rükûya vardığı zaman rükûdaki sözü şu olurdu: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve ente rabbî. Haşea sem'î ve basarî ve muhhî ve azmî lillâhi rabbi'l-âlemîn." (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Kulağım, gözüm, iliğim ve kemiğim Alemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğdi.) Rükûdan başını kaldırdığı zaman: "Semiallâhü limen hamideh" (Allah kendisine hamd edeni işitti) der, ardından: "Allâhümme rabbena ve leke'l-hamdü mil'e's-semâvâti ve'l-ardı ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd" (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gökler ve yer dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur) derdi. Secde ettiği zaman secdesinde: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve ente rabbî. Secede vechî lillezi halakahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Tebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn" (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Yüzüm; kendisini yaratan, kulağını ve gözünü açan Zat'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) derdi. Namazdan ayrılırken (bitirirken): "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü. Ente ilâhî lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum (günahlarımı) bağışla. Sen benim ilahımsın, senden başka ilah yoktur) derdi. (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şâfiî ve arkadaşlarımızdan bazıları bu hadis ile amel ederler. Ahmed (b. Hanbel) ise bunu böyle görmez. Kûfe ehlinden ve diğerlerinden bazı ilim ehli de: "Bu (dua) nafile namazlardadır, farz namazlarda söylenmez" derler. Ebû İsmâîl et-Tirmizî Muhammed b. İsmâîl b. Yûsuf'u şöyle derken işittim: Süleyman b. Dâvûd el-Hâşimî'yi işittim, bu hadisi zikretti ve şöyle dedi: "Bu hadis bizim yanımızda Zührî'nin Sâlim'den, onun da babasından rivayet ettiği hadis gibidir (yani o derecede kuvvetli ve önemlidir)."