Dualar Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3422. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، وَيُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، قَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ حَدَّثَنِي عَمِّي، وَقَالَ، يُوسُفُ أَخْبَرَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي الأَعْرَجُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ قَالَ ‏"‏ وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَنْتَ رَبِّي وَأَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا إِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ وَاهْدِنِي لأَحْسَنِ الأَخْلاَقِ لاَ يَهْدِي لأَحْسَنِهَا إِلاَّ أَنْتَ وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لاَ يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلاَّ أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ فِي يَدَيْكَ وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَكَعَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ رَكَعْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ خَشَعَ لَكَ سَمْعِي وَبَصَرِي وَعِظَامِي وَعَصَبِي ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا رَفَعَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَاءِ وَمِلْءَ الأَرْضِ وَمِلْءَ مَا بَيْنَهُمَا وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ ‏"‏ ‏.‏ فَإِذَا سَجَدَ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ لَكَ سَجَدْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَلَكَ أَسْلَمْتُ سَجَدَ وَجْهِي لِلَّذِي خَلَقَهُ فَصَوَّرَهُ وَشَقَّ سَمْعَهُ وَبَصَرَهُ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ مِنْ آخِرِ مَا يَقُولُ بَيْنَ التَّشَهُّدِ وَالتَّسْلِيمِ ‏"‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ وَمَا أَسْرَفْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı, bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlisî anlattı, bize Abdülaziz b. Ebî Seleme ve Yûsuf b. Mâcişûn anlattı. Abdülaziz: "Bana amcam anlattı" dedi. Yûsuf da: "Bana babam haber verdi" dedi. (Her ikisi de) A'rec'den, o Ubeydullah b. Ebî Râfi'den, o da Ali b. Ebî Tâlib'den (r.a.) nakletti: Resûlullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Veccehtü vechiye lillezi fatara's-semâvâti ve'l-arda hanîfen ve mâ ene mine'l-müşrikîn. İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîn. Lâ şerîke lehü ve bi-zâlike ümirtü ve ene mine'l-müslimîn. Allâhümme ente'l-melikü lâ ilâhe illâ ente. Ente rabbî ve ene abdüke. Zalemtü nefsî ve'taraftü bi-zenbî. Fağfirlî zünûbî cemîan. İnnehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. Vehdinî li-ahseni'l-ahlâkı lâ yehdî li-ahsenihâ illâ ente. Vasrif annî seyyiehâ lâ yasrifü annî seyyiehâ illâ ente. Lebbeyke ve sa'deyke ve'l-hayru küllühû fî yedeyke ve'ş-şerru leyse ileyke. Ene bike ve ileyke tebârekte ve teâleyte estayfiruke ve etûbü ileyk." (Ben yüzümü, gökleri ve yeri yoktan var edene, dosdoğru (hanif) olarak çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanlardanım. Allah'ım Melik sensin, senden başka ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben ise senin kulunum. Nefsime zulmettim ve günahımı itiraf ettim. Bütün günahlarımı bağışla. Çünkü günahları ancak sen bağışlarsın. Beni ahlakın en güzeline ilet; en güzeline ancak sen iletirsin. Kötü ahlaktan beni uzaklaştır; ondan ancak sen uzaklaştırırsın. Emret Allah'ım, emrine amadeyim! Bütün hayırlar senin elindedir, şer sana isnad edilmez. Ben seninle varım ve sana döneceğim. Sen mübareksin ve yücesin. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Rükûya vardığı zaman: "Allâhümme leke raka'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Haşea leke sem'î ve basarî ve izâmî ve asabî" (Allah'ım sana rükû ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, kemiğim ve sinirim sana boyun eğdi) derdi. Başını kaldırdığı zaman: "Allâhümme rabbena leke'l-hamdü mil'e's-semâi ve mil'e'l-ardı ve mil'e mâ beynehümâ ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'd" (Allah'ım, ey Rabbimiz! Gök dolusu, yer dolusu, ikisi arası dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd sana mahsustur) derdi. Secde ettiği zaman: "Allâhümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü. Secede vechî lillezi halakahû fe-savverahû ve şakka sem'ahû ve basarahû. Fetebârakallâhü ahsenü'l-hâlikîn" (Allah'ım sana secde ettim, sana inandım ve sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratan, ona şekil veren, kulağını ve gözünü açan Zat'a secde etti. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!) derdi. Teşehhüd ile Selam arasında söylediği en son sözlerden biri şu olurdu: "Allâhümme'ğfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrertü ve mâ a'lentü ve mâ esraftü ve mâ ente a'lemü bihî minnî. Ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhiru lâ ilâhe illâ ente." (Allah'ım, geçmişte işlediğim ve gelecekte işleyeceğim, gizlediğim ve açığa vurduğum, israf ettiğim (aşırı gittiğim) ve senin benden daha iyi bildiğin günahlarımı bağışla. Öne geçiren sensin, geriye bırakan sensin. Senden başka ilah yoktur.) (Tirmizî) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.