1756. Hadis
حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُسَلِّمُ الرَّاكِبُ عَلَى الْمَاشِي وَإِذَا سَلَّمَ مِنَ الْقَوْمِ وَاحِدٌ أَجْزَأَ عَنْهُمْ " .
Bana Mâlik'ten; Zeyd b. Eslem'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Binekli olan, yürüyene selam verir. (Bir topluluktan) bir kişi selam verirse, bu onlar adına yeterli olur.”
1757. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ فَدَخَلَ عَلَيْهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ . ثُمَّ زَادَ شَيْئًا مَعَ ذَلِكَ أَيْضًا . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَهُوَ يَوْمَئِذٍ قَدْ ذَهَبَ بَصَرُهُ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا الْيَمَانِيُّ الَّذِي يَغْشَاكَ . فَعَرَّفُوهُ إِيَّاهُ . قَالَ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّ السَّلاَمَ انْتَهَى إِلَى الْبَرَكَةِ . قَالَ يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ هَلْ يُسَلَّمُ عَلَى الْمَرْأَةِ فَقَالَ أَمَّا الْمُتَجَالَّةُ فَلاَ أَكْرَهُ ذَلِكَ وَأَمَّا الشَّابَّةُ فَلاَ أُحِبُّ ذَلِكَ .
Ve bana Mâlik'ten; Vehb b. Keysan'dan; Muhammed b. Amr b. Ata'dan anlattı ki; o şöyle dedi: “Abdullah b. Abbas'ın yanında oturuyordum. Yanına Yemen halkından bir adam girdi ve: ‘Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü’ dedi, sonra buna bir şeyler daha ekledi. İbn Abbas —ki o günlerde gözleri görmüyordu—: ‘Kim bu?’ dedi. ‘Bu, senin yanına gelen Yemenlidir’ dediler ve onu kendisine tanıttılar. İbn Abbas şöyle dedi: ‘Selam, berekete kadardır.’” Yahya dedi ki: Mâlik'e: “Kadına selam verilir mi?” diye soruldu. O da: “Yaşlı kadına selam verilmesinde bir sakınca görmem. Ama genç kadına selam verilmesini hoş karşılamam” dedi.
1758. Hadis
حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْيَهُودَ إِذَا سَلَّمَ عَلَيْكُمْ أَحَدُهُمْ فَإِنَّمَا يَقُولُ السَّامُ عَلَيْكُمْ . فَقُلْ عَلَيْكَ " .
Bana Mâlik'ten; Abdullah b. Dinar'dan; Abdullah b. Ömer'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yahudilerden biri size selam verdiğinde: ‘es-Sâmü aleyküm’ der. Sen de: ‘Aleyke’ de.”
1759. Hadis
حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي مُرَّةَ، مَوْلَى عَقِيلِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ وَالنَّاسُ مَعَهُ إِذْ أَقْبَلَ نَفَرٌ ثَلاَثَةٌ فَأَقْبَلَ اثْنَانِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَ وَاحِدٌ فَلَمَّا وَقَفَا عَلَى مَجْلِسِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَلَّمَا فَأَمَّا أَحَدُهُمَا فَرَأَى فُرْجَةً فِي الْحَلْقَةِ فَجَلَسَ فِيهَا وَأَمَّا الآخَرُ فَجَلَسَ خَلْفَهُمْ وَأَمَّا الثَّالِثُ فَأَدْبَرَ ذَاهِبًا فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ عَنِ النَّفَرِ الثَّلاَثَةِ أَمَّا أَحَدُهُمْ فَأَوَى إِلَى اللَّهِ فَآوَاهُ اللَّهُ وَأَمَّا الآخَرُ فَاسْتَحْيَا فَاسْتَحْيَا اللَّهُ مِنْهُ وَأَمَّا الآخَرُ فَأَعْرَضَ فَأَعْرَضَ اللَّهُ عَنْهُ " .
Bana Mâlik'ten; İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan; Akîl b. Ebî Talib'in azatlısı Ebu Mürre'den; Ebu Vakıd el-Leysî'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte oturmuş, insanlar da yanındayken üç kişilik bir grup geldi. İkisi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yöneldi, biri ise gitti. (O ikisi) Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in meclisinin başında durdular ve selam verdiler. Onlardan biri halkada bir boşluk gördü ve oraya oturdu. Diğeri ise onların arkasına oturdu. Üçüncüsü ise arkasını dönüp gitti. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (konuşmasını) bitirince şöyle buyurdu: “Size şu üç kişiden haber vereyim mi? Onlardan biri Allah'a sığındı, Allah da onu barındırdı. Diğeri (sıkışıklık vermekten) utandı, Allah da ondan haya etti (ona merhamet etti). Öbürü ise yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.”
1760. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، وَسَلَّمَ، عَلَيْهِ رَجُلٌ فَرَدَّ عَلَيْهِ السَّلاَمَ ثُمَّ سَأَلَ عُمَرُ الرَّجُلَ كَيْفَ أَنْتَ فَقَالَ أَحْمَدُ إِلَيْكَ اللَّهَ . فَقَالَ عُمَرُ ذَلِكَ الَّذِي أَرَدْتُ مِنْكَ .
Ve bana Mâlik'ten; İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan; Enes b. Mâlik'ten anlattı ki; o, Ömer b. el-Hattâb'ı (şöyle derken) işitmiş: Bir adam ona selam verdi. (Ömer) selamını aldı. Sonra Ömer adama: “Nasılsın?” diye sordu. Adam: “Sana, Allah'a hamdederim (Senin yanında Allah'a hamdolsun derim)” dedi. Ömer: “Senden istediğim (duymak istediğim) de buydu” dedi.
1761. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّ الطُّفَيْلَ بْنَ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، كَانَ يَأْتِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَيَغْدُو مَعَهُ إِلَى السُّوقِ قَالَ فَإِذَا غَدَوْنَا إِلَى السُّوقِ لَمْ يَمُرَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ عَلَى سَقَاطٍ وَلاَ صَاحِبِ بَيْعَةٍ وَلاَ مِسْكِينٍ وَلاَ أَحَدٍ إِلاَّ سَلَّمَ عَلَيْهِ - قَالَ الطُّفَيْلُ - فَجِئْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَوْمًا فَاسْتَتْبَعَنِي إِلَى السُّوقِ فَقُلْتُ لَهُ وَمَا تَصْنَعُ فِي السُّوقِ وَأَنْتَ لاَ تَقِفُ عَلَى الْبَيِّعِ وَلاَ تَسْأَلُ عَنِ السِّلَعِ وَلاَ تَسُومُ بِهَا وَلاَ تَجْلِسُ فِي مَجَالِسِ السُّوقِ قَالَ وَأَقُولُ اجْلِسْ بِنَا هَا هُنَا نَتَحَدَّثْ . قَالَ فَقَالَ لِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ يَا أَبَا بَطْنٍ - وَكَانَ الطُّفَيْلُ ذَا بَطْنٍ - إِنَّمَا نَغْدُو مِنْ أَجْلِ السَّلاَمِ نُسَلِّمُ
Ve bana Mâlik'ten; İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan; Tufeyl b. Übey b. Ka'b'ın ona haber verdiğine göre o, Abdullah b. Ömer'e gelir ve onunla çarşıya giderdi. (Tufeyl) dedi ki: Çarşıya çıktığımızda Abdullah b. Ömer; ne hurdacıya, ne bir satıcıya, ne bir yoksula, ne de bir başkasına uğrardı ki mutlaka ona selam verirdi. Tufeyl dedi ki: Bir gün Abdullah b. Ömer'e geldim. Benim kendisiyle birlikte çarşıya gelmemi istedi. Ona dedim ki: “Çarşıda ne yapacaksın? Sen alışveriş için durmazsın, malları sormazsın, pazarlık yapmazsın, çarşı meclislerinde oturmazsın. (Gel) şurada oturalım, konuşalım diyorum.” Abdullah b. Ömer bana: “Ey koca karınlı! —Tufeyl göbekli biriydi— Biz sadece selam vermek için çıkıyoruz, (insanlara) selam veririz” dedi.