2426. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ، سَمِعْتُ سُوَيْدَ بْنَ غَفَلَةَ، قَالَ لَقِيتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ أَخَذْتُ صُرَّةً مِائَةَ دِينَارٍ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " عَرِّفْهَا حَوْلاً". فَعَرَّفْتُهَا حَوْلَهَا فَلَمْ أَجِدْ مَنْ يَعْرِفُهَا، ثُمَّ أَتَيْتُهُ فَقَالَ " عَرِّفْهَا حَوْلاً " فَعَرَّفْتُهَا فَلَمْ أَجِدْ، ثُمَّ أَتَيْتُهُ ثَلاَثًا فَقَالَ " احْفَظْ وِعَاءَهَا وَعَدَدَهَا وَوِكَاءَهَا، فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا، وَإِلاَّ فَاسْتَمْتِعْ بِهَا ". فَاسْتَمْتَعْتُ فَلَقِيتُهُ بَعْدُ بِمَكَّةَ فَقَالَ لاَ أَدْرِي ثَلاَثَةَ أَحْوَالٍ أَوْ حَوْلاً وَاحِدًا.
Âdem bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. (H) Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti, [o] dedi ki: Gunder bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Seleme’den [nakletti]. Suveyd b. Gafele’yi [şöyle] derken işitmiş: Übey b. Ka’b radıyallâhu anh ile karşılaştım, şöyle dedi: “İçinde yüz dinar bulunan bir kese buldum ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim. [Resûlullah]: ‘Onu bir yıl boyunca duyur (arifha)’ buyurdu. Bir yıl boyunca duyurdum fakat [sahibi olduğunu] söyleyen birini bulamadım. Tekrar yanına geldim, yine: ‘Onu bir yıl boyunca duyur’ buyurdu. Yine duyurdum fakat bulamadım. Üçüncü kez yanına geldiğimde [şöyle] buyurdu: ‘Onun kabını, [içindeki paranın] sayısını ve bağını (vikâ’) aklında tut. Eğer sahibi gelirse [ona ver], aksi takdirde ondan faydalan.’ Bunun üzerine ondan faydalandım.” [Ravi Seleme] dedi ki: Daha sonra Suveyd ile Mekke’de karşılaştım; [Übey’in kendisine] üç yıl mı yoksa bir yıl mı [beklemesini söylediği hususunda] şüphe ettiğini söyledi.
2427. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ رَبِيعَةَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ عَمَّا يَلْتَقِطُهُ فَقَالَ " عَرِّفْهَا سَنَةً، ثُمَّ احْفَظْ عِفَاصَهَا وَوِكَاءَهَا، فَإِنْ جَاءَ أَحَدٌ يُخْبِرُكَ بِهَا، وَإِلاَّ فَاسْتَنْفِقْهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَضَالَّةُ الْغَنَمِ قَالَ " لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ". قَالَ ضَالَّةُ الإِبِلِ فَتَمَعَّرَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ " مَا لَكَ وَلَهَا، مَعَهَا حِذَاؤُهَا وَسِقَاؤُهَا، تَرِدُ الْمَاءَ وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ ".
Amr b. Abbâs bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdurrahmân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Rebîa’dan; [o] el-Münbe’is’in azatlısı Yezîd’in kendisine [şöyle] tahdis ettiğini [nakletti]: Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallâhu anh şöyle dedi: “Bir bedevi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip bulduğu bir şey (lukata) hakkında sordu. [Resûlullah]: ‘Onu bir yıl boyunca duyur (arifha), sonra kabını (ifâs) ve bağını (vikâ’) iyi aklında tut. Eğer onu sana tarif eden (sahibi) biri gelirse [ona ver], aksi takdirde onu harca’ buyurdu. [Bedevi]: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Peki ya kaybolmuş koyun [hakkında ne buyurursunuz]?’ diye sordu. [Resûlullah]: ‘O ya senindir, ya kardeşinindir ya da kurdun’ buyurdu. [Bedevi]: ‘Ya kaybolmuş deve?’ diye sorunca, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzünün rengi [öfkeden] değişti ve: ‘Ondan sana ne! Onun nalı (ayağı) ve su tulumu (midesi) yanındadır; suya gider ve ağaçlardan yer [ta ki sahibi onu buluncaya kadar]’ buyurdu.”
2428. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ أَنَّهُ سَمِعَ زَيْدَ بْنَ خَالِدٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ فَزَعَمَ أَنَّهُ قَالَ " اعْرِفْ عِفَاصَهَا وَوِكَاءَهَا، ثُمَّ عَرِّفْهَا سَنَةً ". يَقُولُ يَزِيدُ إِنْ لَمْ تُعْتَرَفِ اسْتَنْفَقَ بِهَا صَاحِبُهَا وَكَانَتْ وَدِيعَةً، عِنْدَهُ. قَالَ يَحْيَى فَهَذَا الَّذِي لاَ أَدْرِي أَفِي حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ أَمْ شَىْءٌ مِنْ عِنْدِهِ ـ ثُمَّ قَالَ كَيْفَ تَرَى فِي ضَالَّةِ الْغَنَمِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " خُذْهَا فَإِنَّمَا هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ". قَالَ يَزِيدُ وَهْىَ تُعَرَّفُ أَيْضًا. ثُمَّ قَالَ كَيْفَ تَرَى فِي ضَالَّةِ الإِبِلِ قَالَ فَقَالَ " دَعْهَا فَإِنَّ مَعَهَا حِذَاءَهَا وَسِقَاءَهَا، تَرِدُ الْمَاءَ وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ، حَتَّى يَجِدَهَا رَبُّهَا ".
İsmâîl b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süleymân bana tahdis etti. [O] Yahyâ’dan; [o] el-Münbe’is’in azatlısı Yezîd’den [nakletti]. [Yezîd], Zeyd b. Hâlid radıyallâhu anh’ı [şöyle] derken işitmiş: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e buluntu mal (lukata) hakkında soruldu. [Resûlullah’ın]: ‘Onun kabını (ifâs) ve bağını (vikâ’) iyi tanı, sonra onu bir yıl boyunca duyur’ dediğini nakletti. Yezîd [şöyle] dedi: ‘Eğer sahibi çıkmazsa, onu bulan kişi harcar ve o [mal], sahibi gelinceye kadar yanında emanet (vedîa) olur.’ Yahyâ [şöyle] dedi: ‘İşte [bu son kısım], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadisinden mi yoksa [Yezîd’in] kendi sözü müdür bilemiyorum.’ [Adam sonra]: ‘Kaybolmuş koyun hakkında ne buyurursunuz?’ diye sordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Onu al; zira o ya senindir, ya kardeşinindir ya da kurdun’ buyurdu. Yezîd: ‘O da [buluntu mal gibi] duyurulur’ dedi. Sonra [adam]: ‘Kaybolmuş deve hakkında ne buyurursunuz?’ diye sordu. [Resûlullah]: ‘Onu bırak; zira onun nalı ve su tulumu yanındadır; suya gider ve ağaçlardan yer, ta ki sahibi onu buluncaya kadar [ona dokunma]’ buyurdu.”
2429. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ عَنِ اللُّقَطَةِ. فَقَالَ " اعْرِفْ عِفَاصَهَا وَوِكَاءَهَا، ثُمَّ عَرِّفْهَا سَنَةً، فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا، وَإِلاَّ فَشَأْنَكَ بِهَا ". قَالَ فَضَالَّةُ الْغَنَمِ قَالَ " هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ". قَالَ فَضَالَّةُ الإِبِلِ قَالَ " مَا لَكَ وَلَهَا، مَعَهَا سِقَاؤُهَا وَحِذَاؤُهَا، تَرِدُ الْمَاءَ وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ، حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ".
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bize haber verdi. [O] Rebîa b. Ebî Abdurrahmân’dan; [o] el-Münbe’is’in azatlısı Yezîd’den; [o da] Zeyd b. Hâlid radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip buluntu mal (lukata) hakkında sordu. [Resûlullah]: ‘Onun kabını (ifâs) ve bağını (vikâ’) iyi tanı, sonra onu bir yıl boyunca duyur. Eğer sahibi gelirse [ona ver], aksi takdirde onunla dilediğini yap’ buyurdu. [Adam]: ‘Peki ya kaybolmuş koyun [hakkında ne buyurursunuz]?’ diye sordu. [Resûlullah]: ‘O ya senindir, ya kardeşinindir ya da kurdun’ buyurdu. [Adam]: ‘Ya kaybolmuş deve?’ diye sorunca [Resûlullah]: ‘Ondan sana ne! Onun su tulumu (midesi) ve nalı (ayağı) yanındadır; suya gider ve ağaçlardan yer, ta ki sahibi ona rastlayıncaya kadar [ona dokunma]’ buyurdu.”
2430. Hadis
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ رَجُلاً مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ ـ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ـ "فَخَرَجَ يَنْظُرُ لَعَلَّ مَرْكَبًا قَدْ جَاءَ بِمَالِهِ، فَإِذَا هُوَ بِالْخَشَبَةِ فَأَخَذَهَا لأَهْلِهِ حَطَبًا، فَلَمَّا نَشَرَهَا وَجَدَ الْمَالَ وَالصَّحِيفَةَ ".
Leys [şöyle] dedi: Ca’fer b. Rebîa bana, Abdurrahmân b. Hürmüz’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan; [o da] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle] tahdis etti: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; İsrâiloğulları’ndan bir adamı zikretti.” —[Ravi] hadisin geri kalanını nakletti—: “[Alacaklı olan adam], malını getiren bir gemi gelmiş midir diye [sahile] çıkıp bakarken, bir de baktı ki [denizde] bir odun parçası duruyor. Onu ailesine yakacak yapmak üzere aldı. Odunu kestiğinde ise [içinde] parayı ve mektubu buldu.”
2431. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِتَمْرَةٍ فِي الطَّرِيقِ قَالَ " لَوْلاَ أَنِّي أَخَافُ أَنْ تَكُونَ مِنَ الصَّدَقَةِ لأَكَلْتُهَا ". وَقَالَ يَحْيَى حَدَّثَنَا سُفْيَانُ حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ وَقَالَ زَائِدَةُ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ طَلْحَةَ حَدَّثَنَا أَنَسٌ.
Muhammed b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Mansûr’dan; [o] Talha’den; [o da] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yolda bir hurmanın yanından geçti ve: “Eğer onun zekât (sadaka) malından olmasından korkmasaydım, onu mutlaka yerdim” buyurdu. Yahyâ [şöyle] dedi: Süfyân bize tahdis etti, [o] Mansûr’un kendisine tahdis ettiğini söyledi. Zâide ise Mansûr’dan, [o] Talha’dan [naklederek]: “Enes bize tahdis etti” demiştir.
2432. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنِّي لأَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِي، فَأَجِدُ التَّمْرَةَ سَاقِطَةً عَلَى فِرَاشِي فَأَرْفَعُهَا لآكُلَهَا، ثُمَّ أَخْشَى أَنْ تَكُونَ صَدَقَةً فَأُلْفِيَهَا ".
Muhammed b. Mukâtil bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdullah bize haber verdi, [o] dedi ki: Ma’mer bize haber verdi. [O] Hemmâm b. Münebbih’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben ailemin yanına dönüyorum; derken yatağımın üzerine düşmüş bir hurma buluyorum. Onu yemek üzere kaldırıyorum fakat onun zekât (sadaka) malından olmasından korkup onu [yerine] bırakıyorum.”
2433. Hadis
وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُعْضَدُ عِضَاهُهَا، وَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهَا، وَلاَ تَحِلُّ لُقَطَتُهَا إِلاَّ لِمُنْشِدٍ، وَلاَ يُخْتَلَى خَلاَهَا ". فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ الإِذْخِرَ. فَقَالَ " إِلاَّ الإِذْخِرَ ".
Ahmed b. Saîd [şöyle] dedi: Ravh bize tahdis etti, [o] dedi ki: Zekeriyyâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Amr b. Dînâr bize tahdis etti. [O] İkrime’den; [o da] İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [Mekke için] şöyle buyurdu: “Onun dikeni (idâh) koparılmaz, avı ürkütülmez, buluntu malı (lukata) —tarif eden (münşid) hariç— helal olmaz ve yeşil otu (halâ) biçilmez.” Abbâs: “Ey Allah’ın Resûlü! İzhir (güzel kokulu bir ot) hariç [olsun]” deyince [Resûlullah]: “İzhir hariç” buyurdu.
2434. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا فَتَحَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ قَامَ فِي النَّاسِ، فَحَمِدَ اللَّهَ، وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ حَبَسَ عَنْ مَكَّةَ الْفِيلَ، وَسَلَّطَ عَلَيْهَا رَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، فَإِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لأَحَدٍ كَانَ قَبْلِي، وَإِنَّهَا أُحِلَّتْ لِي سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، وَإِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لأَحَدٍ بَعْدِي، فَلاَ يُنَفَّرُ صَيْدُهَا وَلاَ يُخْتَلَى شَوْكُهَا، وَلاَ تَحِلُّ سَاقِطَتُهَا إِلاَّ لِمُنْشِدٍ، وَمَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ فَهْوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ، إِمَّا أَنْ يُفْدَى، وَإِمَّا أَنْ يُقِيدَ ". فَقَالَ الْعَبَّاسُ إِلاَّ الإِذْخِرَ، فَإِنَّا نَجْعَلُهُ لِقُبُورِنَا وَبُيُوتِنَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِلاَّ الإِذْخِرَ ". فَقَامَ أَبُو شَاهٍ ـ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ ـ فَقَالَ اكْتُبُوا لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اكْتُبُوا لأَبِي شَاهٍ ". قُلْتُ لِلأَوْزَاعِيِّ مَا قَوْلُهُ اكْتُبُوا لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ هَذِهِ الْخُطْبَةَ الَّتِي سَمِعَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Yahyâ b. Mûsâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-Velîd b. Müslim bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-Evzâî bize tahdis etti. [O] Yahyâ b. Ebî Kesîr’in kendisine [şöyle] tahdis ettiğini söyledi: Ebû Seleme b. Abdurrahmân bana tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Hüreyre radıyallâhu anh bana [naklederek] şöyle dedi: “Allah, Resûlüne Mekke’nin fethini nasip edince, [Resûlullah] insanlar arasında ayağa kalktı; Allah’a hamd ü senâda bulunduktan sonra şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Allah, Fil’i Mekke’ye [girmekten] menetmiş; Resûlünü ve müminleri ise oraya galip kılmıştır. Mekke, benden önce kimseye helal kılınmamıştı; bana da ancak günün bir vaktinde helal kılındı. Benden sonra da kimseye helal kılınmayacaktır. Bu yüzden onun avı ürkütülmez, dikeni (şevk) koparılmaz ve buluntu malı (sâkıtatehâ) —tarif eden (münşid) hariç— helal olmaz. Kimin bir yakını öldürülürse, o [şu] iki seçenekten kendisine en hayırlı olanı tercih eder: Ya diyet (fidye) ödenir ya da kısas (yukîde) yapılır.’ Bunun üzerine el-Abbâs: ‘Ey Allah’ın Resûlü! İzhir hariç olsun; zira biz onu kabirlerimizde ve evlerimizde kullanıyoruz’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: ‘İzhir hariç’ buyurdu. O sırada Yemen ehlinden Ebû Şâh adında bir adam ayağa kalkıp: ‘[Bu hutbeyi] benim için yazın ey Allah’ın Resûlü!’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: ‘Ebû Şâh için yazın’ buyurdu.” [Ravi] el-Evzâî’ye: “Onun ‘Benim için yazın’ sözü [ne hakkındaydı]?” diye sordum. O: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiği bu hutbe [hakkındaydı]” dedi.
2435. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحْلُبَنَّ أَحَدٌ مَاشِيَةَ امْرِئٍ بِغَيْرِ إِذْنِهِ، أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تُؤْتَى مَشْرُبَتُهُ فَتُكْسَرَ خِزَانَتُهُ، فَيُنْتَقَلَ طَعَامُهُ فَإِنَّمَا تَخْزُنُ لَهُمْ ضُرُوعُ مَوَاشِيهِمْ أَطْعِمَاتِهِمْ، فَلاَ يَحْلُبَنَّ أَحَدٌ مَاشِيَةَ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِهِ ".
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bize haber verdi. [O] Nâfi’den; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbiriniz, bir başkasının hayvanını onun izni olmaksızın sağmasın! Biriniz; kilerine (meşrube) girilip deposunun (hizâne) kırılmasını ve içindeki yiyeceklerin götürülmesini ister mi? Şüphesiz hayvanların memeleri, onlar (sahipleri) için yiyeceklerini saklayan birer depodur. O halde hiçbiriniz, bir başkasının hayvanını onun izni olmaksızın sağmasın.”
2436. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ قَالَ " عَرِّفْهَا سَنَةً، ثُمَّ اعْرِفْ وِكَاءَهَا وَعِفَاصَهَا، ثُمَّ اسْتَنْفِقْ بِهَا، فَإِنْ جَاءَ رَبُّهَا فَأَدِّهَا إِلَيْهِ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَضَالَّةُ الْغَنَمِ قَالَ " خُذْهَا فَإِنَّمَا هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَضَالَّةُ الإِبِلِ قَالَ فَغَضِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى احْمَرَّتْ وَجْنَتَاهُ ـ أَوِ احْمَرَّ وَجْهُهُ ـ ثُمَّ قَالَ " مَا لَكَ وَلَهَا، مَعَهَا حِذَاؤُهَا وَسِقَاؤُهَا، حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ".
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: İsmâîl b. Ca’fer bize tahdis etti. [O] Rebîa b. Ebî Abdurrahmân’dan; [o] el-Münbe’is’in azatlısı Yezîd’den; [o da] Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e buluntu mal (lukata) hakkında sordu. [Resûlullah]: “Onu bir yıl boyunca duyur, sonra bağını (vikâ’) ve kabını (ifâs) iyi tanı ve sonra onu harca. Eğer [daha sonra] sahibi gelirse onu kendisine öde” buyurdu. [Oradakiler]: “Ey Allah’ın Resûlü! Peki ya kaybolmuş koyun?” diye sordular. [Resûlullah]: “Onu al; zira o ya senindir, ya kardeşinindir ya da kurdun” buyurdu. “Ey Allah’ın Resûlü! Ya kaybolmuş deve?” diye sorulunca, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanakları —veya yüzü— kızarıncaya kadar öfkelendi ve: “Ondan sana ne! Onun nalı ve su tulumu yanındadır; [bırak onu], ta ki sahibi ona rastlayıncaya kadar [kendi başının çaresine baksın]” buyurdu.
2437. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ سُوَيْدَ بْنَ غَفَلَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ سَلْمَانَ بْنِ رَبِيعَةَ، وَزَيْدِ بْنِ صُوحَانَ فِي غَزَاةٍ، فَوَجَدْتُ سَوْطًا. فَقَالَ لِي أَلْقِهِ. قُلْتُ لاَ، وَلَكِنْ إِنْ وَجَدْتُ صَاحِبَهُ، وَإِلاَّ اسْتَمْتَعْتُ بِهِ. فَلَمَّا رَجَعْنَا حَجَجْنَا فَمَرَرْتُ بِالْمَدِينَةِ، فَسَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ وَجَدْتُ صُرَّةً عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيهَا مِائَةُ دِينَارٍ، فَأَتَيْتُ بِهَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " عَرِّفْهَا حَوْلاً ". فَعَرَّفْتُهَا حَوْلاً ثُمَّ أَتَيْتُ، فَقَالَ " عَرِّفْهَا حَوْلاً ". فَعَرَّفْتُهَا حَوْلاً ثُمَّ أَتَيْتُهُ، فَقَالَ " عَرِّفْهَا حَوْلاً ". فَعَرَّفْتُهَا حَوْلاً ثُمَّ أَتَيْتُهُ الرَّابِعَةَ فَقَالَ " اعْرِفْ عِدَّتَهَا وَوِكَاءَهَا وَوِعَاءَهَا، فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا وَإِلاَّ اسْتَمْتِعْ بِهَا ".
Süleymân b. Harb bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Seleme b. Küheyl’den [nakletti]. [Seleme], Suveyd b. Gafele’yi [şöyle] derken işitmiş: “Bir gazvede Selmân b. Rebîa ve Zeyd b. Sûhân ile beraberdim. Bir kamçı buldum. [Arkadaşlarım] bana: ‘Onu [yerine] at (bırak)’ dediler. Ben: ‘Hayır, [atmam]; sahibini bulursam [ona veririm], bulamazsam ondan faydalanırım’ dedim. Dönüşte hacca gittik; Medine’ye uğradığımda Übey b. Ka’b radıyallâhu anh’a [bu meseleyi] sordum. Şöyle dedi: ‘Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde içinde yüz dinar bulunan bir kese bulmuştum. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdim. [Resûlullah]: “Onu bir yıl boyunca duyur” buyurdu. Bir yıl boyunca duyurdum, sonra [tekrar] geldim. Yine: “Onu bir yıl boyunca duyur” buyurdu. Bir yıl daha duyurdum, sonra yine geldim. [Resûlullah]: “Onu bir yıl [daha] duyur” buyurdu. Bir yıl daha duyurdum. Dördüncü kez geldiğimde: “Onun sayısını, bağını (vikâ’) ve kabını iyi tanı. Eğer sahibi gelirse [ona ver], aksi takdirde ondan faydalan” buyurdu.’”
2437_2. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَلَمَةَ، بِهَذَا قَالَ فَلَقِيتُهُ بَعْدُ بِمَكَّةَ، فَقَالَ لاَ أَدْرِي أَثَلاَثَةَ أَحْوَالٍ أَوْ حَوْلاً وَاحِدًا.
Abdân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Babam bana haber verdi. [O] Şu’be’den; [o] Seleme’den [naklederek] bu [hadisi rivayet etti ve Suveyd’in] şöyle dediğini nakletti: “Daha sonra onunla (Übey b. Ka’b ile) Mekke’de karşılaştım; [Übey’in kendisine] üç yıl mı yoksa bir yıl mı [beklemesini söylediği hususunda] şüphe ettiğini söyledi.”
2438. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ رَبِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أَعْرَابِيًّا، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ قَالَ " عَرِّفْهَا سَنَةً، فَإِنْ جَاءَ أَحَدٌ يُخْبِرُكَ بِعِفَاصِهَا وَوِكَائِهَا، وَإِلاَّ فَاسْتَنْفِقْ بِهَا ". وَسَأَلَهُ عَنْ ضَالَّةِ الإِبِلِ فَتَمَعَّرَ وَجْهُهُ، قَالَ " مَا لَكَ وَلَهَا مَعَهَا سِقَاؤُهَا وَحِذَاؤُهَا، تَرِدُ الْمَاءَ وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ، دَعْهَا حَتَّى يَجِدَهَا رَبُّهَا ". وَسَأَلَهُ عَنْ ضَالَّةِ الْغَنَمِ. فَقَالَ " هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ، أَوْ لِلذِّئْبِ ".
Muhammed b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Rebîa’den; [o] el-Münbe’is’in azatlısı Yezîd’den; [o da] Zeyd b. Hâlid radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: “Bir bedevi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e buluntu mal (lukata) hakkında sordu. [Resûlullah]: ‘Onu bir yıl boyunca duyur. Eğer kabını (ifâs) ve bağını (vikâ’) sana tarif eden biri gelirse [ona ver], aksi takdirde onu harca’ buyurdu. Bedevi kaybolmuş deve hakkında sorunca [Resûlullah’ın] yüzünün rengi değişti ve: ‘Ondan sana ne! Onun su tulumu ve nalı yanındadır; suya gider ve ağaçlardan yer. Onu bırak, ta ki sahibi onu buluncaya kadar’ buyurdu. Kaybolmuş koyun hakkında sorunca ise: ‘O ya senindir, ya kardeşinindir ya da kurdun’ buyurdu.”
2439. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْبَرَاءُ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ. حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ انْطَلَقْتُ، فَإِذَا أَنَا بِرَاعِي غَنَمٍ يَسُوقُ غَنَمَهُ فَقُلْتُ لِمَنْ أَنْتَ قَالَ لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ. فَسَمَّاهُ فَعَرَفْتُهُ. فَقُلْتُ هَلْ فِي غَنَمِكَ مِنْ لَبَنٍ فَقَالَ نَعَمْ. فَقُلْتُ هَلْ أَنْتَ حَالِبٌ لِي قَالَ نَعَمْ. فَأَمَرْتُهُ فَاعْتَقَلَ شَاةً مِنْ غَنَمِهِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ ضَرْعَهَا مِنَ الْغُبَارِ، ثُمَّ أَمَرْتُهُ أَنْ يَنْفُضَ كَفَّيْهِ، فَقَالَ هَكَذَا ـ ضَرَبَ إِحْدَى كَفَّيْهِ بِالأُخْرَى ـ فَحَلَبَ كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ وَقَدْ جَعَلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً عَلَى فَمِهَا خِرْقَةٌ، فَصَبَبْتُ عَلَى اللَّبَنِ، حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ، فَانْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ اشْرَبْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَشَرِبَ حَتَّى رَضِيتُ.
İshâk b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: en-Nadr bize haber verdi, [o] dedi ki: İsrâîl bize haber verdi. [O] Ebû İshâk’tan [nakletti]. [Ebû İshâk] dedi ki: el-Berâ bana, Ebû Bekir radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] haber verdi. Abdullah b. Recâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: İsrâîl bize tahdis etti. [O] Ebû İshâk’tan; [o] el-Berâ’dan; [o da] Ebû Bekir radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: “[Hicret yolculuğunda] giderken, bir de baktım ki koyunlarını süren bir çobanla karşılaştım. Ona: ‘Kimin hizmetindesin?’ diye sordum. ‘Kureyş’ten bir adamın’ dedi. İsmini söyleyince adamı tanıdım. ‘Koyunlarında süt var mı?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. ‘Benim için sağar mısın?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. Ona [sağmasını] söyledim, o da koyunlarından birinin bacağını bağlayıp (i’tekale) tuttu. Sonra ona koyunun memesindeki tozları temizlemesini söyledim. Sonra avuçlarındaki tozları da silkelemesini söyledim. Eliyle şöyle —bir elini diğerine vurarak— işaret etti. Sonra bir miktar süt sağdı. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için ağzında bir bez olan deri bir kap (idâve) hazırlamıştım. Sütün üzerine [su] döktüm, öyle ki altı iyice soğudu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına varıp: ‘İç ey Allah’ın Resûlü!’ dedim. O da ben razı oluncaya (doyuncaya) kadar içti.”