Lukata (Buluntu Mallar) Kitabı

İbn Mace · Sünen-i İbn Mace (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2502. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ضَالَّةُ الْمُسْلِمِ حَرَقُ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı. Bize Yahyâ b. Saîd, Humeyd et-Tavîl'den, o el-Hasan'dan, o Mutarrif b. Abdillâh b. eş-Şihhîr'den, o da babasından naklen anlattı. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslümanın yitik malı, ateşin alevidir (onu haksız yere almak haramdır)."

2503. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ، خَالُ الْمُنْذِرِ بْنِ جَرِيرٍ عَنِ الْمُنْذِرِ بْنِ جَرِيرٍ، قَالَ كُنْتُ مَعَ أَبِي بِالْبَوَازِيجِ فَرَاحَتِ الْبَقَرُ فَرَأَى بَقَرَةً أَنْكَرَهَا فَقَالَ مَا هَذِهِ قَالُوا بَقَرَةٌ لَحِقَتْ بِالْبَقَرِ ‏.‏ قَالَ فَأَمَرَ بِهَا فَطُرِدَتْ حَتَّى تَوَارَتْ ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يُئْوِي الضَّالَّةَ إِلاَّ ضَالٌّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. Bize Yahyâ b. Saîd anlattı. Bize Ebû Hayyân et-Teymî anlattı. Bize el-Münzir b. Cerîr'in dayısı ed-Dahhâk, el-Münzir b. Cerîr'den naklen anlattı. (Münzir) dedi ki: Babamla birlikte Bevâzîc'de idim. Sığırlar (akşamüzeri) döndü. (Babam) tanımadığı bir inek gördü ve: "Bu nedir?" dedi. "Sığırlara katılmış bir inek," dediler. Bunun üzerine (onun kovulmasını) emretti ve o inek gözden kayboluncaya kadar kovuldu. Sonra şöyle dedi: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Yitiği (sahibine duyurmadan) ancak (haktan) sapan kimse barındırır."

2504. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ الْعَلاَءِ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، فَلَقِيتُ رَبِيعَةَ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ سُئِلَ عَنْ ضَالَّةِ الإِبِلِ فَغَضِبَ وَاحْمَرَّتْ وَجْنَتَاهُ وَقَالَ ‏"‏ مَالَكَ وَلَهَا مَعَهَا الْحِذَاءُ وَالسِّقَاءُ تَرِدُ الْمَاءَ وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ‏"‏ ‏.‏ وَسُئِلَ عَنْ ضَالَّةِ الْغَنَمِ فَقَالَ ‏"‏ خُذْهَا فَإِنَّمَا هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ‏"‏ ‏.‏ وَسُئِلَ عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ ‏"‏ اعْرِفْ عِفَاصَهَا وَوِكَاءَهَا وَعَرِّفْهَا سَنَةً فَإِنِ اعْتُرِفَتْ وَإِلاَّ فَاخْلِطْهَا بِمَالِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize İshak b. İsmâil b. el-Alâ el-Eylî anlattı. Bize Süfyân b. Uyeyne, Yahyâ b. Saîd'den, o Rabîa b. Ebî Abdurrahman'dan, o el-Münbais'in mevlâsı Yezîd'den, o da Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den naklen anlattı. (Yahyâ dedi ki): Rabîa ile karşılaştım ve ona sordum. O da: Bana Yezîd, Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den, o da Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den naklen anlattı. (Dedi ki): (Resûlullah'a) yitik deveden soruldu. O da kızdı ve yanakları kızardı. Şöyle buyurdu: "Sana ne ondan! Onun ayakkabısı (tabanı) ve su kabı (karnı) yanındadır. Suya gider, ağaçtan yer; sahibi onu buluncaya kadar (kendi başının çaresine bakar)." Yitik koyundan soruldu. Şöyle buyurdu: "Onu al. Çünkü o, ya senin, ya kardeşinin ya da kurdundur." Buluntu eşyadan (lukata) soruldu. Şöyle buyurdu: "Onun kabını ve bağını tanı (öğren). Onu bir sene duyur. Eğer tanınırsa (sahibi çıkarsa ver); aksi halde onu kendi malına karıştır (kullan)."

2505. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ حِمَارٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ وَجَدَ لُقَطَةً فَلْيُشْهِدْ ذَا عَدْلٍ أَوْ ذَوَىْ عَدْلٍ ثُمَّ لاَ يُغَيِّرْهُ وَلاَ يَكْتُمْ فَإِنْ جَاءَ رَبُّهَا فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا وَإِلاَّ فَهُوَ مَالُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı. Bize Abdulvehhâb es-Sekafî, Hâlid el-Hazzâ'dan, o Ebu'l-Alâ'dan, o Mutarrif'ten, o da İyâz b. Himâr'dan naklen anlattı. Dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kim bir buluntu (lukata) bulursa, adalet sahibi birini veya adalet sahibi iki kişiyi şahit tutsun. Sonra onu (vasfını) değiştirmesin ve gizlemesin. Eğer sahibi gelirse, o (mala) daha hak sahibidir. Aksi halde o Allah'ın malıdır, onu dilediğine verir."

2506. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ غَفَلَةَ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ زَيْدِ بْنِ صُوحَانَ وَسَلْمَانَ بْنِ رَبِيعَةَ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْعُذَيْبِ الْتَقَطْتُ سَوْطًا فَقَالاَ لِي أَلْقِهِ ‏.‏ فَأَبَيْتُ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ أَتَيْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ أَصَبْتَ الْتَقَطْتُ مِائَةَ دِينَارٍ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ ‏"‏ عَرِّفْهَا سَنَةً ‏"‏ ‏.‏ فَعَرَّفْتُهَا فَلَمْ أَجِدْ أَحَدًا يَعْرِفُهَا فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ ‏"‏ عَرِّفْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَعَرَّفْتُهَا فَلَمْ أَجِدْ أَحَدًا يَعْرِفُهَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اعْرِفْ وِعَاءَهَا وَوِكَاءَهَا وَعَدَدَهَا ثُمَّ عَرِّفْهَا سَنَةً فَإِنْ جَاءَ مَنْ يَعْرِفُهَا وَإِلاَّ فَهِيَ كَسَبِيلِ مَالِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Alî b. Muhammed anlattı. Bize Vekî' anlattı. Bize Süfyân, Seleme b. Küheyl'den, o Süveyd b. Gafele'den naklen anlattı. Dedi ki: Zeyd b. Sûhân ve Selmân b. Rebîa ile birlikte (yola) çıktım. Uzeyb (denilen yer)'e vardığımızda bir kamçı buldum. (Yanımdakiler) bana: "Onu at," dediler. Ben (bunu) kabul etmedim. Medine'ye geldiğimizde Übey b. Ka'b'a geldim ve bunu ona anlattım. Dedi ki: "İsabet ettin (doğru yaptın). Ben de Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında yüz dinar bulmuştum. Ona sordum. "Onu bir sene duyur," buyurdu. Ben de onu (bir sene) duyurdum, onu tanıyan (bilen) birini bulamadım. (Tekrar) ona sordum. "Onu duyur," buyurdu. Ben de onu duyurdum, onu tanıyan birini bulamadım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Onun kabını, bağını ve sayısını öğren (belle). Sonra onu bir sene (daha) duyur. Eğer onu bilen (tanıyan) biri gelirse (ver); aksi halde o senin malın gibidir (onu kullan)."

2507. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ عُثْمَانَ الْقُرَشِيُّ، حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، ‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ ‏ "‏ عَرِّفْهَا سَنَةً فَإِنِ اعْتُرِفَتْ فَأَدِّهَا فَإِنْ لَمْ تُعْرَفْ فَاعْرِفْ عِفَاصَهَا وَوِعَاءَهَا ثُمَّ كُلْهَا فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا فَأَدِّهَا إِلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. Bize Ebû Bekr el-Hanefî anlattı. (H) Yine bize Harmele b. Yahyâ anlattı. Bize Abdullâh b. Vehb anlattı. (Her ikisi de) dediler ki: Bize ed-Dahhâk b. Osmân el-Kureşî anlattı. Bana Sâlim Ebû'n-Nadr, Büsr b. Saîd'den, o da Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den naklen anlattı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e buluntu eşyadan (lukata) soruldu. Şöyle buyurdu: "Onu bir sene duyur. Eğer tanınırsa onu (sahibine) ver. Eğer tanınmazsa, onun kabını ve bağını (vasıflarını) öğren, sonra onu ye (kullan). Şayet sahibi gelirse onu kendisine öde."

2508. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَثْمَةَ، حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ يَعْقُوبَ الزَّمْعِيُّ، حَدَّثَتْنِي عَمَّتِي، قُرَيْبَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ أُمَّهَا، كَرِيمَةَ بِنْتَ الْمِقْدَادِ بْنِ عَمْرٍو أَخْبَرَتْهَا عَنْ ضُبَاعَةَ بِنْتِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّهُ خَرَجَ ذَاتَ يَوْمٍ إِلَى الْبَقِيعِ وَهُوَ الْمَقْبُرَةُ لِحَاجَتِهِ وَكَانَ النَّاسُ لاَ يَذْهَبُ أَحَدُهُمْ فِي حَاجَتِهِ إِلاَّ فِي الْيَوْمَيْنِ وَالثَّلاَثَةِ فَإِنَّمَا يَبْعَرُ كَمَا تَبْعَرُ الإِبِلُ ثُمَّ دَخَلَ خَرِبَةً فَبَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ لِحَاجَتِهِ إِذْ رَأَى جُرَذًا أَخْرَجَ مِنْ جُحْرٍ دِينَارًا ثُمَّ دَخَلَ فَأَخْرَجَ آخَرَ حَتَّى أَخْرَجَ سَبْعَةَ عَشَرَ دِينَارًا ثُمَّ أَخْرَجَ طَرَفَ خِرْقَةٍ حَمْرَاءَ ‏.‏ قَالَ الْمِقْدَادُ فَسَلَلْتُ الْخِرْقَةَ فَوَجَدْتُ فِيهَا دِينَارًا فَتَمَّتْ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ دِينَارًا فَخَرَجْتُ بِهَا حَتَّى أَتَيْتُ بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ خَبَرَهَا فَقُلْتُ خُذْ صَدَقَتَهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْجِعْ بِهَا لاَ صَدَقَةَ فِيهَا بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ لَعَلَّكَ أَتْبَعْتَ يَدَكَ فِي الْجُحْرِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لاَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ بِالْحَقِّ ‏.‏ قَالَ فَلَمْ يَفْنَ آخِرُهَا حَتَّى مَاتَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. Bize Muhammed b. Hâlid b. Asme anlattı. Bana Mûsâ b. Yakûb ez-Zem’î anlattı. Bana halam Kuraybe bint Abdullah, annesi Kerîme bint el-Mikdâd b. Amr’ın, Dubâa bint ez-Zübeyr’den, (onun da) el-Mikdâd b. Amr’dan haber verdiğine göre; O (Mikdâd) bir gün ihtiyacını gidermek için kabristan olan Bakî' (tarafın)a çıktı. İnsanlar ihtiyaçları için ancak iki veya üç günde bir giderlerdi. (Dışkıları) tıpkı devenin dışkıladığı gibi kuru olurdu. Sonra bir harabe(nin içine) girdi. İhtiyacı için oturduğu sırada bir farenin delikten bir dinar çıkardığını gördü. Sonra (fare) içeri girdi ve bir başkasını çıkardığını, nihayet on yedi dinar çıkardığını gördü. Sonra (fare) kırmızı bir bez parçasının ucunu çıkardı. Mikdâd dedi ki: "Bez parçasını çektim ve içinde bir dinar (daha) buldum. Böylece on sekiz dinar tamamlandı. Onları alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdim ve olayı ona haber verdim. 'Ey Allah'ın Resûlü! Bunun sadakasını al' dedim. O şöyle buyurdu: 'Onu geri götür, onda sadaka yoktur. Allah onu sana bereketli kılsın.' Sonra şöyle buyurdu: 'Yoksa elini deliğe mi soktun?' Ben; 'Hayır, seni hak ile şereflendiren (Allah)'a yemin olsun ki (yapmadım)' dedim." (Râvi) dedi ki: "O (Mikdâd) ölene kadar o (dinarların) sonu gelmedi."

2509. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَيْمُونٍ الْمَكِّيُّ، وَهِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Meymûn el-Mekkî ve Hişâm b. Ammâr anlattılar. (Dediler ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî’den, (o) Saîd ve Ebû Seleme’den, (onlar da) Ebû Hüreyre’den naklederek anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rikâzda (gömüde) humus (beşte bir vergi) vardır."

2510. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيىٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِي الرِّكَازِ الْخُمُسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Nasr b. Alî el-Cahdamî anlattı. Bize Ebû Ahmed, İsrâîl’den, (o) Simâk’ten, (o) İkrime’den, (o da) İbn Abbâs’tan naklederek anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rikâzda (gömüde) humus (beşte bir vergi) vardır."

2511. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ ثَابِتٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَيَّانَ، سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كَانَ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ رَجُلٌ اشْتَرَى عَقَارًا فَوَجَدَ فِيهَا جَرَّةً مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ اشْتَرَيْتُ مِنْكَ الأَرْضَ وَلَمْ أَشْتَرِ مِنْكَ الذَّهَبَ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ إِنَّمَا بِعْتُكَ الأَرْضَ بِمَا فِيهَا ‏.‏ فَتَحَاكَمَا إِلَى رَجُلٍ فَقَالَ أَلَكُمَا وَلَدٌ فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِي غُلاَمٌ ‏.‏ وَقَالَ الآخَرُ لِي جَارِيَةٌ ‏.‏ قَالَ فَأَنْكِحَا الْغُلاَمَ الْجَارِيَةَ وَلْيُنْفِقَا عَلَى أَنْفُسِهِمَا مِنْهُ وَلْيَتَصَدَّقَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Sâbit el-Cahderî anlattı. Bize Yakûb b. İshâk el-Hadramî anlattı. Bize Süleymân b. Hayyân anlattı. (O dedi ki): Babamı, Ebû Hüreyre’den, (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (şöyle) naklederken işittim; (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden öncekiler arasında bir adam vardı; bir arazi satın aldı ve orada altın (dolu) bir küp buldu. (Satıcıya) dedi ki: 'Ben senden araziyi satın aldım, senden altını satın almadım.' (Diğer) adam dedi ki: 'Ben sana araziyi içindekilerle birlikte sattım.' Bunun üzerine (hüküm vermesi için) bir adama başvurdular. (Hakem olan adam) dedi ki: 'Çocuğunuz var mı?' Onlardan biri; 'Benim bir oğlum var' dedi. Diğeri (ise); 'Benim bir kızım var' dedi. (Hakem) şöyle dedi: 'Oğlanı kızla evlendirin, o (altın)dan kendileri için harcasınlar ve sadaka versinler.'"