Kur'an Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

470. Hadis

471. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ أَبِي تَمِيمَةَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ فِي قَوْمٍ وَهُمْ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ فَذَهَبَ لِحَاجَتِهِ ثُمَّ رَجَعَ وَهُوَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَتَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَلَسْتَ عَلَى وُضُوءٍ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ مَنْ أَفْتَاكَ بِهَذَا أَمُسَيْلِمَةُ

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Eyyûb b. Ebî Temîme es-Sahtiyânî'den; o Muhammed b. Sîrîn'den; Ömer b. el-Hattâb, Kur'an okuyan bir toplulukla beraberdi. Hacetini gidermek için gitti, sonra döndü ve Kur'an okumaya başladı. Bir adam ona: "Ey Müminlerin Emiri! Abdestsiz olduğun halde Kur'an mı okuyorsun?" dedi. Ömer ona: "Bunun fetvasını sana kim verdi? Müseyleme mi?" dedi.

472. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ الْحُصَيْنِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ مَنْ فَاتَهُ حِزْبُهُ مِنَ اللَّيْلِ فَقَرَأَهُ حِينَ تَزُولُ الشَّمْسُ إِلَى صَلاَةِ الظُّهْرِ فَإِنَّهُ لَمْ يَفُتْهُ أَوْ كَأَنَّهُ أَدْرَكَهُ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Dâvûd b. el-Husayn'dan; o el-A'rec'den; o Abdurrahman b. Abd el-Kârî'den; Ömer b. el-Hattâb dedi ki: "Kim geceleyin hizbini kaçırır da güneşin zevalinden öğle namazına kadar olan sürede okursa, onu kaçırmamış olur -veya ona yetişmiş gibi olur-."

473. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، جَالِسَيْنِ فَدَعَا مُحَمَّدٌ رَجُلاً فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِالَّذِي، سَمِعْتَ مِنْ، أَبِيكَ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ أَخْبَرَنِي أَبِي أَنَّهُ، أَتَى زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ فَقَالَ لَهُ كَيْفَ تَرَى فِي قِرَاءَةِ الْقُرْآنِ فِي سَبْعٍ فَقَالَ زَيْدٌ حَسَنٌ وَلأَنْ أَقْرَأَهُ فِي نِصْفٍ أَوْ عَشْرٍ أَحَبُّ إِلَىَّ وَسَلْنِي لِمَ ذَاكَ قَالَ فَإِنِّي أَسْأَلُكَ ‏.‏ قَالَ زَيْدٌ لِكَىْ أَتَدَبَّرَهُ وَأَقِفَ عَلَيْهِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Said'den; o şöyle dedi: Ben ve Muhammed b. Yahya b. Habbân oturuyorduk. Muhammed bir adamı çağırdı ve: "Bana babandan duyduğunu haber ver" dedi. Adam şöyle dedi: Babam bana haber verdi; o Zeyd b. Sâbit'e gelmiş ve ona: "Kur'an'ı yedi (günde) okumaya ne dersin?" diye sormuş. Zeyd: "Güzel. Fakat onu yarım ayda veya on günde okumam bana daha sevimlidir. Bana bunun nedenini sor" dedi. (Babam): "Sana soruyorum (neden?)" dedi. Zeyd: "Onu iyice düşünüp anlamak ve üzerinde durmak için" dedi.

474. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيِّ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى غَيْرِ مَا أَقْرَؤُهَا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْرَأَنِيهَا فَكِدْتُ أَنْ أَعْجَلَ عَلَيْهِ ثُمَّ أَمْهَلْتُهُ حَتَّى انْصَرَفَ ثُمَّ لَبَّبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَجِئْتُ بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى غَيْرِ مَا أَقْرَأْتَنِيهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْسِلْهُ - ثُمَّ قَالَ - اقْرَأْ يَا هِشَامُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَرَأَ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ يَقْرَأُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَكَذَا أُنْزِلَتْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي ‏"‏ اقْرَأْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَرَأْتُهَا فَقَالَ ‏"‏ هَكَذَا أُنْزِلَتْ إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ‏"‏ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o Urve b. Zübeyr'den; o Abdurrahman b. Abd el-Kârî'den; Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: "Hişâm b. Hakîm b. Hizâm'ı, Furkan suresini benim okuduğumdan farklı bir şekilde okurken işittim. Halbuki onu bana Resûlullah (s.a.v) okutmuştu. Az kalsın (namazda) üzerine atılacaktım. Sonra namazı bitirinceye kadar mühlet verdim. (Biter bitmez) ridasından yakaladım ve onu Resûlullah'a (s.a.v) getirdim. 'Ey Allah'ın Resûlü! Ben bunu Furkan suresini, senin bana okuttuğundan başka bir şekilde okurken işittim' dedim. Resûlullah (s.a.v): 'Onu bırak' buyurdu. Sonra: 'Oku ey Hişâm!' dedi. Hişâm, kendisinden işittiğim okuyuşla okudu. Resûlullah (s.a.v): 'Böyle indirildi' buyurdu. Sonra bana: 'Oku' dedi. Ben de okudum. (Resûlullah): 'Böyle indirildi. Şüphesiz bu Kur'an yedi harf üzere indirilmiştir. Ondan kolayınıza geleni okuyun' buyurdu."

475. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا مَثَلُ صَاحِبِ الْقُرْآنِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الإِبِلِ الْمُعَقَّلَةِ إِنْ عَاهَدَ عَلَيْهَا أَمْسَكَهَا وَإِنْ أَطْلَقَهَا ذَهَبَتْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Nâfi'den; o Abdullah b. Ömer'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kur'an hafızının durumu, bağlı develerin sahibinin durumu gibidir. Eğer onları gözetirse elinde tutar, şayet salıverirse kaçıp giderler."

476. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يَأْتِيكَ الْوَحْىُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَحْيَانًا يَأْتِينِي فِي مِثْلِ صَلْصَلَةِ الْجَرَسِ وَهُوَ أَشَدُّهُ عَلَىَّ فَيَفْصِمُ عَنِّي وَقَدْ وَعَيْتُ مَا قَالَ وَأَحْيَانًا يَتَمَثَّلُ لِيَ الْمَلَكُ رَجُلاً فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِي مَا يَقُولُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْزِلُ عَلَيْهِ فِي الْيَوْمِ الشَّدِيدِ الْبَرْدِ فَيُفْصِمُ عَنْهُ وَإِنَّ جَبِينَهُ لَيَتَفَصَّدُ عَرَقًا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Hişâm b. Urve'den; o babasından; o Nebi'nin (s.a.v) eşi Aişe'den; Hâris b. Hişâm Resûlullah'a (s.a.v): "Sana vahiy nasıl geliyor?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v): "Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir; bu bana en ağır olanıdır. Benden ayrıldığında (meleğin) ne dediğini bellemiş olurum. Bazen de melek bana bir insan kılığında görünür ve benimle konuşur; ben de söylediklerini bellerim" buyurdu. Aişe dedi ki: "Andolsun ki ben onu, çok soğuk bir günde kendisine vahiy inerken gördüm. Vahiy ondan kesildiğinde alnından şakır şakır ter akıyordu."

477. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ أُنْزِلَتْ ‏{‏عَبَسَ وَتَوَلَّى‏}‏ فِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ يَقُولُ يَا مُحَمَّدُ اسْتَدْنِينِي وَعِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ مِنْ عُظَمَاءِ الْمُشْرِكِينَ فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْرِضُ عَنْهُ وَيُقْبِلُ عَلَى الآخَرِ وَيَقُولُ ‏"‏ يَا أَبَا فُلاَنٍ هَلْ تَرَى بِمَا أَقُولُ بَأْسًا ‏"‏ ‏.‏ فَيَقُولُ لاَ وَالدِّمَاءِ مَا أَرَى بِمَا تَقُولُ بَأْسًا ‏.‏ فَأُنْزِلَتْ ‏{‏عَبَسَ وَتَوَلَّى أَنْ جَاءَهُ الأَعْمَى‏}‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Hişâm b. Urve'den; o babasından; o şöyle dedi: "Abese ve tevellâ" (Suratını astı ve yüz çevirdi) ayetleri Abdullah b. Ümmü Mektûm hakkında indirildi. O, Resûlullah'a (s.a.v) geldi ve: "Ey Muhammed, beni bilgilendir" demeye başladı. O sırada Nebi'nin (s.a.v) yanında müşriklerin ileri gelenlerinden bir adam vardı. Nebi (s.a.v) ondan (Abdullah'tan) yüz çevirip diğerine yöneliyor ve: "Ey Ebu Filan! Söylediklerimde bir sakınca görüyor musun?" diyordu. O da: "Hayır, (putlara kurban edilen) kanlara yemin olsun ki söylediklerinde bir sakınca görmüyorum" diyordu. Bunun üzerine "Abese ve tevellâ en câehu'l-a'mâ" (Ama kendisine o kör geldi diye suratını astı ve yüz çevirdi) ayetleri indi.

478. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً فَسَأَلَهُ عُمَرُ عَنْ شَىْءٍ فَلَمْ يُجِبْهُ ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ عُمَرُ نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلُّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ - قَالَ عُمَرُ - فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي حَتَّى إِذَا كُنْتُ أَمَامَ النَّاسِ وَخَشِيتُ أَنْ يُنْزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ بِي - قَالَ - فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ - قَالَ - فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ هَذِهِ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏ إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا ‏}‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Zeyd b. Eslem'den; o babasından; Resûlullah (s.a.v) seferlerinden birinde geceleyin yol alıyordu. Ömer b. el-Hattâb da onunla beraberdi. Ömer ona bir şey sordu, fakat Resûlullah (s.a.v) cevap vermedi. Sonra tekrar sordu, yine cevap vermedi. Sonra tekrar sordu, yine cevap vermedi. Bunun üzerine Ömer: "Anan seni yitirsin ey Ömer! Resûlullah'a (s.a.v) üç kere ısrar ettin, üçünde de sana cevap vermedi" dedi. Ömer dedi ki: "Devemi sürdüm, insanların önüne geçtim. Hakkımda Kur'an indirilmesinden korktum. Çok geçmeden bir çağırıcının bana seslendiğini işittim. Kendi kendime 'Korktuğum başıma geldi, hakkımda Kur'an indi galiba' dedim. Resûlullah'a (s.a.v) geldim ve selam verdim. Şöyle buyurdu: 'Bu gece bana öyle bir sure indirildi ki, o bana üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha sevimlidir.' Sonra şunu okudu: 'İnnâ fetahnâ leke fethan mubînâ' (Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik)."

479. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَخْرُجُ فِيكُمْ قَوْمٌ تَحْقِرُونَ صَلاَتَكُمْ مَعَ صَلاَتِهِمْ وَصِيَامَكُمْ مَعَ صِيَامِهِمْ وَأَعْمَالَكُمْ مَعَ أَعْمَالِهِمْ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ وَلاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ تَنْظُرُ فِي النَّصْلِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَنْظُرُ فِي الْقِدْحِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَنْظُرُ فِي الرِّيشِ فَلاَ تَرَى شَيْئًا وَتَتَمَارَى فِي الْفُوقِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Said'den; o Muhammed b. İbrahim b. el-Hâris et-Teymî'den; o Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan; o Ebû Said'den; dedi ki: Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle buyururken işittim: "Aranızda öyle bir topluluk çıkacak ki, onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, oruçlarının yanında oruçlarınızı, amellerinin yanında amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an okurlar, fakat boğazlarından aşağı geçmez. Okun avdan çıkıp gittiği gibi dinden çıkarlar. (Okun) temrenine bakarsın, bir şey göremezsin; sapına bakarsın, bir şey göremezsin; tüyüne bakarsın, bir şey göremezsin. Kiriş yerinde (şüphe edip) tartışırsın."

480. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، مَكَثَ عَلَى سُورَةِ الْبَقَرَةِ ثَمَانِيَ سِنِينَ يَتَعَلَّمُهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; ona ulaştığına göre Abdullah b. Ömer, Bakara suresini öğrenmek için sekiz sene üzerinde durdu (onu öğrenmesi sekiz sene sürdü).

481. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، مَوْلَى الأَسْوَدِ بْنِ سُفْيَانَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَرَأَ لَهُمْ ‏{‏إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ‏}‏ فَسَجَدَ فِيهَا فَلَمَّا انْصَرَفَ أَخْبَرَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَجَدَ فِيهَا ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Esved b. Süfyân'ın azatlısı Abdullah b. Yezid'den; o Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan; Ebû Hureyre onlara "İze's-semâun-şakkat" (Gök yarıldığı zaman) suresini okudu ve onda secde etti. (Namazdan) ayrılınca onlara, Resûlullah'ın (s.a.v) da onda secde ettiğini haber verdi.

482. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى ابْنِ عُمَرَ أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَهْلِ مِصْرَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ قَرَأَ سُورَةَ الْحَجِّ فَسَجَدَ فِيهَا سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ قَالَ إِنَّ هَذِهِ السُّورَةَ فُضِّلَتْ بِسَجْدَتَيْنِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Ömer'in azatlısı Nâfi'den; ona Mısır halkından bir adamın haber verdiğine göre; Ömer b. el-Hattâb Hac suresini okudu ve onda iki secde yaptı. Sonra: "Şüphesiz bu sure (diğerlerine göre) iki secde ile üstün kılındı" dedi.

483. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَسْجُدُ فِي سُورَةِ الْحَجِّ سَجْدَتَيْنِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Abdullah b. Dinar'dan; şöyle dedi: Abdullah b. Ömer'i, Hac suresinde iki secde yaparken gördüm.

484. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، ‏.‏ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَرَأَ بِالنَّجْمِ إِذَا هَوَى فَسَجَدَ فِيهَا ثُمَّ قَامَ فَقَرَأَ بِسُورَةٍ أُخْرَى ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o el-A'rec'den; Ömer b. el-Hattâb "ve'n-necmi izâ hevâ" (Necm) suresini okudu ve onda secde etti. Sonra kalktı ve başka bir sure okudu.

485. Hadis

486. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ ‏{‏قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ‏}‏ يُرَدِّدُهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ ‏"‏ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Abdurrahman b. Abdullah b. Ebî Sa'sa'a'dan; o babasından; o Ebû Said el-Hudrî'den; O, bir adamın "Kul huvallahu ehad" (İhlas) suresini okuduğunu ve onu tekrar ettiğini işitti. Sabah olunca Resûlullah'a (s.a.v) gitti ve durumu ona anlattı. Adam sanki bu sureyi (kısa olduğu için) azımsıyordu. Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki o, Kur'an'ın üçte birine denktir."

487. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، مَوْلَى آلِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ أَقْبَلْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعَ رَجُلاً يَقْرَأُ ‏{‏قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ‏}‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَجَبَتْ ‏"‏ ‏.‏ فَسَأَلْتُهُ مَاذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ الْجَنَّةُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَأَرَدْتُ أَنْ أَذْهَبَ إِلَيْهِ فَأُبَشِّرَهُ ثُمَّ فَرِقْتُ أَنْ يَفُوتَنِي الْغَدَاءُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَآثَرْتُ الْغَدَاءَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ ذَهَبْتُ إِلَى الرَّجُلِ فَوَجَدْتُهُ قَدْ ذَهَبَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ubeydullah b. Abdurrahman'dan; o Zeyd b. el-Hattâb ailesinin azatlısı Ubeyd b. Huneyn'den; dedi ki: Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim: "Resûlullah (s.a.v) ile birlikte geliyordum. 'Kul huvallahu ehad' suresini okuyan bir adamı işitti. Resûlullah (s.a.v): 'Vacip oldu' buyurdu. Ben: 'Ne (vacip oldu) ey Allah'ın Resûlü?' diye sordum. 'Cennet' buyurdu. (Ebû Hureyre) dedi ki: Ona gidip müjdelemek istedim, fakat Resûlullah (s.a.v) ile yemeği kaçırmaktan korktum. Resûlullah (s.a.v) ile yemeği tercih ettim. Sonra adama gittim ama gitmiş olduğunu gördüm."

488. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ ‏{‏قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ‏}‏ تَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ وَأَنَّ ‏{‏تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ‏}‏ تُجَادِلُ عَنْ صَاحِبِهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o Humeyd b. Abdurrahman b. Avf'dan; ona haber verdiğine göre; "Kul huvallahu ehad" (İhlas) suresi Kur'an'ın üçte birine denktir. "Tebârekel-lezî bi-yedihil-mülk" (Mülk) suresi ise sahibi için mücadele eder (onu savunur).

489. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ كَانَتْ لَهُ عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ وَكُتِبَتْ لَهُ مِائَةُ حَسَنَةٍ وَمُحِيَتْ عَنْهُ مِائَةُ سَيِّئَةٍ وَكَانَتْ لَهُ حِرْزًا مِنَ الشَّيْطَانِ يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِيَ وَلَمْ يَأْتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ بِهِ إِلاَّ أَحَدٌ عَمِلَ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Ebû Bekir'in azatlısı Sümeyy'den; o Ebû Salih es-Semmân'dan; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kim bir günde yüz kere 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr' (Allah'tan başka ilah yoktur, birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye gücü yetendir) derse, bu onun için on köle azat etmeye denk olur. Ona yüz sevap yazılır ve ondan yüz günah silinir. Bu (zikir), o gün akşama kadar onun için şeytana karşı bir korunak olur. Hiç kimse bundan daha fazlasını yapan kişi hariç, onun getirdiğinden daha faziletli bir şey getiremez."

490. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ حُطَّتْ عَنْهُ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Sümeyy'den; o Ebû Salih es-Semmân'dan; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Kim bir günde yüz kere 'Sübhânallâhi ve bi-hamdihî' (Allah'ı hamd ile tesbih ederim) derse, deniz köpüğü kadar da olsa hataları dökülür."

491. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى سُلَيْمَانَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ مَنْ سَبَّحَ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَكَبَّرَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَحَمِدَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَخَتَمَ الْمِائَةَ بِلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ ذُنُوبُهُ وَلَوْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Süleyman b. Abdulmelik'in azatlısı Ebû Ubeyd'den; o Atâ b. Yezid el-Leysî'den; o Ebû Hureyre'den; o şöyle dedi: "Kim her namazın arkasından otuz üç defa tesbih eder, otuz üç defa tekbir getirir, otuz üç defa hamd eder ve yüzüncüyü 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr' ile tamamlarsa, günahları deniz köpüğü kadar da olsa bağışlanır."

492. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ صَيَّادٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ فِي الْبَاقِيَاتِ الصَّالِحَاتِ إِنَّهَا قَوْلُ الْعَبْدِ اللَّهُ أَكْبَرُ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Umâre b. Sayyâd'dan; o Said b. el-Müseyyeb'den; onu "el-bâkiyâtu's-sâlihât" (kalıcı salih ameller) hakkında şöyle derken işitti: O, kulun şöyle demesidir: "Allâhu ekber, ve sübhânallâh, ve'l-hamdü lillâh, ve lâ ilâhe illallâh, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh."

493. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ، أَعْمَالِكُمْ وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ وَخَيْرٍ لَكُمْ مِنْ إِعْطَاءِ الذَّهَبِ وَالْوَرِقِ وَخَيْرٍ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ قَالُوا بَلَى ‏.‏ قَالَ ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى ‏.‏ قَالَ زِيَادُ بْنُ أَبِي زِيَادٍ وَقَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ مَا عَمِلَ ابْنُ آدَمَ مِنْ عَمَلٍ أَنْجَى لَهُ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ziyad b. Ebî Ziyad'dan; Ebû'd-Derdâ şöyle dedi: "Size amellerinizin en hayırlısını, derecelerinizi en çok yükseltenini, Melik'iniz (Rabbiniz) katında en temizini, altın ve gümüş infak etmekten sizin için daha hayırlı olanını ve düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanızdan ve onların da sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlı olanını haber vereyim mi?" Onlar: "Evet" dediler. O da: "Allah Teâlâ'yı zikretmektir" dedi. Ziyad b. Ebî Ziyad dedi ki: Ebû Abdurrahman Muâz b. Cebel şöyle dedi: "Ademoğlu, Allah'ın azabından kurtuluş için Allah'ı zikretmekten daha (etkili) bir amel işlememiştir."

494. Hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُجْمِرِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ يَحْيَى الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ، أَنَّهُ قَالَ كُنَّا يَوْمًا نُصَلِّي وَرَاءَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَفَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ مِنَ الرَّكْعَةِ وَقَالَ ‏"‏ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ رَجُلٌ وَرَاءَهُ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ ‏.‏ فَلَمَّا انْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنِ الْمُتَكَلِّمُ آنِفًا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَقَدْ رَأَيْتُ بِضْعَةً وَثَلاَثِينَ مَلَكًا يَبْتَدِرُونَهَا أَيُّهُمْ يَكْتُبُهُنَّ أَوَّلاً ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Nuaym b. Abdullah el-Mücmir'den; o Ali b. Yahya ez-Zürâkî'den; o babasından; o Rifâa b. Râfi'den; dedi ki: Bir gün Resûlullah'ın (s.a.v) arkasında namaz kılıyorduk. Resûlullah (s.a.v) başını rükûdan kaldırdığı ve "Semiallâhu limen hamideh" (Allah, kendisine hamd edeni işitir) dediği zaman, arkasındaki bir adam: "Rabbenâ ve leke'l-hamd, hamden kesîran tayyiben mubâraken fîh" (Rabbimiz, hamd Sana'dır. Çok, temiz ve içinde bereket olan bir hamd ile) dedi. Resûlullah (s.a.v) ayrılınca: "Az önce konuşan kimdi?" buyurdu. Adam: "Benim, ey Allah'ın Resûlü" dedi. Resûlullah (s.a.v): "Otuz küsur melek gördüm, hangisi onu önce yazacak diye yarışıyorlardı" buyurdu.

495. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ يَدْعُو بِهَا فَأُرِيدُ أَنْ أَخْتَبِئَ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي فِي الآخِرَةِ ‏"‏ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Ebû'z-Zinâd'dan; o el-A'rec'den; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Her peygamberin (kabul edilen) bir duası vardır ki onunla dua eder. Ben ise duamı ahirette ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum."

496. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو فَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ فَالِقَ الإِصْبَاحِ وَجَاعِلَ اللَّيْلِ سَكَنًا وَالشَّمْسِ وَالْقَمَرِ حُسْبَانًا اقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ وَأَغْنِنِي مِنَ الْفَقْرِ وَأَمْتِعْنِي بِسَمْعِي وَبَصَرِي وَقُوَّتِي فِي سَبِيلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Said'den; ona ulaştığına göre Resûlullah (s.a.v) şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Sabahın aydınlığını ortaya çıkaran, geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı hesap vasıtası kılan Rabbim! Borcumu ödememi nasip et, beni fakirlikten kurtar, kulağımdan, gözümden ve kuvvetimden Senin yolunda yararlandır."

497. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقُلْ أَحَدُكُمْ إِذَا دَعَا اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي إِنْ شِئْتَ اللَّهُمَّ ارْحَمْنِي إِنْ شِئْتَ لِيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ فَإِنَّهُ لاَ مُكْرِهَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ebû'z-Zinâd'dan; o el-A'rec'den; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Sizden biri dua ettiği zaman: 'Allah'ım, dilersen beni bağışla! Allah'ım, dilersen bana merhamet et!' demesin. İsteğini kesin ve kararlı bir dille yapsın. Çünkü O'nu zorlayacak kimse yoktur."

498. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى ابْنِ أَزْهَرَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُسْتَجَابُ لأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ فَيَقُولُ قَدْ دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o İbn Ezher'in azatlısı Ebû Ubeyd'den; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Sizden biri acele etmediği sürece duası kabul olunur. (Acele eden) şöyle der: Dua ettim de kabul edilmedi."

499. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، وَعَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَنْزِلُ رَبُّنَا تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا حِينَ يَبْقَى ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ فَيَقُولُ مَنْ يَدْعُونِي فَأَسْتَجِيبَ لَهُ مَنْ يَسْأَلُنِي فَأُعْطِيَهُ مَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فَأَغْفِرَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o Ebû Abdullah el-Eğarr ve Ebû Seleme'den; (onlar) Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçte biri kaldığında dünya semasına iner ve şöyle buyurur: Bana dua eden kimdir? Ona icabet edeyim. Benden isteyen kimdir? Ona (istediğini) vereyim. Benden bağışlanma dileyen kimdir? Onu bağışlayayım."

500. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ التَّيْمِيِّ، أَنَّ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، قَالَتْ كُنْتُ نَائِمَةً إِلَى جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفَقَدْتُهُ مِنَ اللَّيْلِ فَلَمَسْتُهُ بِيَدِي فَوَضَعْتُ يَدِي عَلَى قَدَمَيْهِ وَهُوَ سَاجِدٌ يَقُولُ ‏ "‏ أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَبِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Said'den; o Muhammed b. İbrahim b. el-Hâris et-Teymî'den; Müminlerin annesi Aişe dedi ki: Resûlullah'ın (s.a.v) yanında uyuyordum. Geceleyin onu (yanımda) bulamadım. Elimle yokladım ve elim ayaklarına değdi. Secde halindeydi ve şöyle diyordu: "Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden yine Sana sığınırım. Seni (hakkıyla) övemem. Sen kendini övdüğün gibisin."

501. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ كَرِيزٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَفْضَلُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ وَأَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ziyad b. Ebî Ziyad'dan; o Talha b. Ubeydullah b. Keriz'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz: 'Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh' (Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur) sözüdür."

502. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، عَنْ طَاوُسٍ الْيَمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُعَلِّمُهُمْ هَذَا الدُّعَاءَ كَمَا يُعَلِّمُهُمُ السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ebû'z-Zübeyr el-Mekkî'den; o Tâvus el-Yemânî'den; o Abdullah b. Abbas'tan; Resûlullah (s.a.v) onlara bu duayı, Kur'an'dan bir sure öğretir gibi öğretirdi. Şöyle derdi: "Allah'ım! Cehennem azabından Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Mesih Deccal'in fitnesinden Sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınırım."

503. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، عَنْ طَاوُسٍ الْيَمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيَّامُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ أَنْتَ الْحَقُّ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ وَوَعْدُكَ الْحَقُّ وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ وَالْجَنَّةُ حَقٌّ وَالنَّارُ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ حَقٌّ اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ وَبِكَ آمَنْتُ وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ وَبِكَ خَاصَمْتُ وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَأَخَّرْتُ وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Ebû'z-Zübeyr el-Mekkî'den; o Tâvus el-Yemânî'den; o Abdullah b. Abbas'tan; Resûlullah (s.a.v) gece yarısı namaza kalktığı zaman şöyle derdi: "Allah'ım, hamd Sana'dır. Sen göklerin ve yerin nurusun. Hamd Sana'dır. Sen gökleri ve yeri ayakta tutansın. Hamd Sana'dır. Sen göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların Rabbisin. Sen Hakk'sın, sözün hak, vaadin hak, Sana kavuşmak hak, cennet hak, cehennem hak, kıyamet haktır. Allah'ım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim, Senin (yardımınla) mücadele ettim ve Seni hakem kıldım. Geçmişte yaptığım, gelecekte yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum günahlarımı bağışla. Sen benim ilahımsın. Senden başka ilah yoktur."

504. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَابِرِ بْنِ عَتِيكٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فِي بَنِي مُعَاوِيَةَ - وَهِيَ قَرْيَةٌ مِنْ قُرَى الأَنْصَارِ - فَقَالَ هَلْ تَدْرُونَ أَيْنَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَسْجِدِكُمْ هَذَا فَقُلْتُ لَهُ نَعَمْ وَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى نَاحِيَةٍ مِنْهُ فَقَالَ هَلْ تَدْرِي مَا الثَّلاَثُ الَّتِي دَعَا بِهِنَّ فِيهِ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَأَخْبِرْنِي بِهِنَّ ‏.‏ فَقُلْتُ دَعَا بِأَنْ لاَ يُظْهِرَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ غَيْرِهِمْ وَلاَ يُهْلِكَهُمْ بِالسِّنِينَ فَأُعْطِيَهُمَا وَدَعَا بِأَنْ لاَ يَجْعَلَ بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ فَمُنِعَهَا ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَلَنْ يَزَالَ الْهَرْجُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Abdullah b. Abdullah b. Câbir b. Atîk'ten; dedi ki: Abdullah b. Ömer, Ensar köylerinden Benî Muâviye köyüne bize geldi. "Resûlullah'ın (s.a.v) şu mescidinizin neresinde namaz kıldığını biliyor musunuz?" dedi. Ona: "Evet" dedim ve mescidin bir tarafını işaret ettim. "Orada dua ettiği üç şeyi biliyor musun?" dedi. "Evet" dedim. "Onları bana haber ver" dedi. Dedim ki: "Onlara, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat etmemesi ve onları kıtlıkla helak etmemesi için dua etti; bu ikisi kendisine verildi. Kendi aralarında şiddetli (savaş) olmaması için dua etti; bu menedildi." İbn Ömer: "Doğru söyledin" dedi ve ekledi: "Kıyamet gününe kadar kargaşa devam edecektir."

505. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ مَا مِنْ دَاعٍ يَدْعُو إِلاَّ كَانَ بَيْنَ إِحْدَى ثَلاَثٍ إِمَّا أَنْ يُسْتَجَابَ لَهُ وَإِمَّا أَنْ يُدَّخَرَ لَهُ وَإِمَّا أَنْ يُكَفَّرَ عَنْهُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Zeyd b. Eslem'den; şöyle derdi: "Dua eden hiç kimse yoktur ki, (duası) şu üç şeyden biri olmasın: Ya duası kabul edilir, ya ahirete saklanır, ya da günahları affedilir."

506. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، قَالَ رَآنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَأَنَا أَدْعُو، وَأُشِيرُ، بِأَصْبُعَيْنِ أَصْبُعٍ مِنْ كُلِّ يَدٍ فَنَهَانِي ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Abdullah b. Dinar'dan; dedi ki: Abdullah b. Ömer beni, her iki elimden birer parmakla işaret ederek dua ederken gördü ve beni menetti.

507. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، كَانَ يَقُولُ إِنَّ الرَّجُلَ لَيُرْفَعُ بِدُعَاءِ وَلَدِهِ مِنْ بَعْدِهِ وَقَالَ بِيَدَيْهِ نَحْوَ السَّمَاءِ فَرَفَعَهُمَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Yahya b. Said'den; Said b. el-Müseyyeb şöyle derdi: "Kişi, kendisinden sonra çocuğunun (kendisi için) yaptığı dua ile (derecesi) yükseltilir." Sonra elleriyle göğe işaret ederek onları kaldırdı.

508. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ إِنَّمَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَلاَ تَجْهَرْ بِصَلاَتِكَ وَلاَ تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً‏}‏ فِي الدُّعَاءِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الدُّعَاءِ فِي الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ فَقَالَ لاَ بَأْسَ بِالدُّعَاءِ فِيهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Hişâm b. Urve'den; o babasından; o şöyle dedi: "Namazında sesini fazla yükseltme, sesini fazla da kısma, ikisinin arasında bir yol tut" ayeti dua hakkında indirilmiştir. Yahya dedi ki: Mâlik'e farz namazda dua etmek soruldu. O da: "Onda dua etmekte bir sakınca yoktur" dedi.

509. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو فَيَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَتَرْكَ الْمُنْكَرَاتِ وَحُبَّ الْمَسَاكِينِ وَإِذَا أَرَدْتَ فِي النَّاسِ فِتْنَةً فَاقْبِضْنِي إِلَيْكَ غَيْرَ مَفْتُونٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; ona ulaştığına göre Resûlullah (s.a.v) şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Senden hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi ve yoksulları sevmeyi isterim. İnsanlar arasında bir fitne murat ettiğin zaman, fitneye uğramadan beni Kendi katına al."

510. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ دَاعٍ يَدْعُو إِلَى هُدًى إِلاَّ كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ مَنِ اتَّبَعَهُ لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا وَمَا مِنْ دَاعٍ يَدْعُو إِلَى ضَلاَلَةٍ إِلاَّ كَانَ عَلَيْهِ مِثْلُ أَوْزَارِهِمْ لاَ يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; ona ulaştığına göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Bir hidayete (doğru yola) çağıran hiç kimse yoktur ki, ona kendisine uyanların sevabı kadar sevap olmasın. Bu durum, onların sevaplarından hiçbir şey eksiltmez. Bir sapıklığa çağıran hiç kimse yoktur ki, ona (kendisine uyanların) günahları kadar günah olmasın. Bu durum, onların günahlarından hiçbir şey eksiltmez."

511. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنْ أَئِمَّةِ الْمُتَّقِينَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; ona ulaştığına göre Abdullah b. Ömer şöyle dedi: "Allah'ım, beni muttakilerin önderlerinden kıl."

512. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ أَبَا الدَّرْدَاءِ، كَانَ يَقُومُ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ فَيَقُولُ نَامَتِ الْعُيُونُ وَغَارَتِ النُّجُومُ وَأَنْتَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; ona ulaştığına göre Ebû'd-Derdâ gece yarısı kalkar ve şöyle derdi: "Gözler uyudu, yıldızlar battı. Sen ise Hayy ve Kayyûm'sun."

513. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الصُّنَابِحِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الشَّمْسَ تَطْلُعُ وَمَعَهَا قَرْنُ الشَّيْطَانِ فَإِذَا ارْتَفَعَتْ فَارَقَهَا ثُمَّ إِذَا اسْتَوَتْ قَارَنَهَا فَإِذَا زَالَتْ فَارَقَهَا فَإِذَا دَنَتْ لِلْغُرُوبِ قَارَنَهَا فَإِذَا غَرَبَتْ فَارَقَهَا ‏"‏ ‏.‏ وَنَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الصَّلاَةِ فِي تِلْكَ السَّاعَاتِ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten anlattı; o Zeyd b. Eslem'den; o Atâ b. Yesâr'dan; o Abdullah es-Sunâbihî'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Güneş doğarken şeytanın boynuzu ile beraber doğar. Yükseldiğinde ondan ayrılır. (Tepe noktasında) dikildiğinde ona (tekrar) yaklaşır. (Zevale doğru) meylettiğinde ondan ayrılır. Batmaya yaklaştığında ona (tekrar) yaklaşır. Battığında ondan ayrılır." Ve Resûlullah (s.a.v) bu saatlerde namaz kılmayı yasakladı.

514. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا بَدَا حَاجِبُ الشَّمْسِ فَأَخِّرُوا الصَّلاَةَ حَتَّى تَبْرُزَ وَإِذَا غَابَ حَاجِبُ الشَّمْسِ فَأَخِّرُوا الصَّلاَةَ حَتَّى تَغِيبَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Hişâm b. Urve'den; o babasından; o şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v) şöyle buyururdu: "Güneşin kaşı (tepesi) göründüğü zaman, (tamamen) ortaya çıkıncaya kadar namazı erteleyin. Güneşin kaşı (bir kısmı) battığı zaman, (tamamen) batıncaya kadar namazı erteleyin."

515. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بَعْدَ الظُّهْرِ فَقَامَ يُصَلِّي الْعَصْرَ فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ صَلاَتِهِ ذَكَرْنَا تَعْجِيلَ الصَّلاَةِ أَوْ ذَكَرَهَا فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ يَجْلِسُ أَحَدُهُمْ حَتَّى إِذَا اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ وَكَانَتْ بَيْنَ قَرْنَىِ الشَّيْطَانِ - أَوْ عَلَى قَرْنِ الشَّيْطَانِ - قَامَ فَنَقَرَ أَرْبَعًا لاَ يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهَا إِلاَّ قَلِيلاً ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Alâ b. Abdurrahman'dan; dedi ki: Öğleden sonra Enes b. Mâlik'in yanına girdik. Hemen ikindiyi kılmak için kalktı. Namazı bitirince, namazı acele kılmaktan -veya o (Enes) bundan- bahsettik. Dedi ki: Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle buyururken işittim: "Bu münafıkların namazıdır, bu münafıkların namazıdır, bu münafıkların namazıdır. Onlardan biri oturur, güneş sararıp şeytanın iki boynuzu arasına -veya boynuzu üzerine- geldiğinde kalkar, dört rekatı hızlıca (tavuğun yem topladığı gibi) kılar. Onda Allah'ı ancak çok az zikreder."

516. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَتَحَرَّ أَحَدُكُمْ فَيُصَلِّيَ عِنْدَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَلاَ عِنْدَ غُرُوبِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Nâfi'den; o Abdullah b. Ömer'den; Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Sizden biri güneş doğarken ve batarken namaz kılmaya çalışmasın."

517. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْعَصْرِ حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ وَعَنِ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصُّبْحِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Muhammed b. Yahya b. Habbân'dan; o el-A'rec'den; o Ebû Hureyre'den; Resûlullah (s.a.v) ikindiden sonra güneş batıncaya kadar, sabah namazından sonra da güneş doğuncaya kadar namaz kılmayı yasakladı.

518. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَقُولُ لاَ تَحَرَّوْا بِصَلاَتِكُمْ طُلُوعَ الشَّمْسِ وَلاَ غُرُوبَهَا فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَطْلُعُ قَرْنَاهُ مَعَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَيَغْرُبَانِ مَعَ غُرُوبِهَا وَكَانَ يَضْرِبُ النَّاسَ عَلَى تِلْكَ الصَّلاَةِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o Abdullah b. Dinar'dan; o Abdullah b. Ömer'den; Ömer b. el-Hattâb şöyle derdi: "Namazınız için güneşin doğuşunu ve batışını kollamayın. Çünkü şeytanın iki boynuzu güneşin doğuşuyla beraber doğar ve batışıyla beraber batar." (Ömer) bu namazdan dolayı insanları döverdi.

519. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّهُ رَأَى عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ يَضْرِبُ الْمُنْكَدِرَ فِي الصَّلاَةِ بَعْدَ الْعَصْرِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; o İbn Şihâb'dan; o Sâib b. Yezid'den; O, Ömer b. el-Hattâb'ı, ikindiden sonra namaz kıldığı için el-Münkedir'i döverken gördü.