2260. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم " الْخَازِنُ الأَمِينُ الَّذِي يُؤَدِّي مَا أُمِرَ بِهِ طَيِّبَةً نَفْسُهُ أَحَدُ الْمُتَصَدِّقَيْنِ ".
Muhammed b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Ebû Bürde’den; [o] dedi ki: Dedem Ebû Bürde bana, babası Ebû Mûsâ el-Eş’arî radıyallâhu anh’dan [naklederek] haber verdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendisine emredilen şeyi gönül hoşluğuyla yerine getiren güvenilir hazinedar, [o malı dağıtan] iki sadaka verenden biridir.”
2261. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ قُرَّةَ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَقُلْتُ مَا عَلِمْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ. فَقَالَ " لَنْ أَوْ لاَ نَسْتَعْمِلُ عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ ".
Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yahyâ bize tahdis etti. [O] Kurre b. Hâlid’den; [o] dedi ki: Humeyd b. Hilâl bana tahdis etti. [O] Ebû Bürde’den; [o da] Ebû Mûsâ [el-Eş’arî] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Eş’arîlerden iki adamla beraber Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gittim. [Onların bir görev istemesi üzerine]: ‘Ben onların bir iş (görev) talep edeceklerini bilmiyordum’ dedim. Bunun üzerine [Nebi]: ‘Biz işimize (görevimize), o [işi] talep eden kimseyi asla tayin etmeyiz [veya: etmiyoruz]’ buyurdu.”
2262. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا بَعَثَ اللَّهُ نَبِيًّا إِلاَّ رَعَى الْغَنَمَ ". فَقَالَ أَصْحَابُهُ وَأَنْتَ فَقَالَ " نَعَمْ كُنْتُ أَرْعَاهَا عَلَى قَرَارِيطَ لأَهْلِ مَكَّةَ ".
Ahmed b. Muhammed el-Mekkî bize tahdis etti, [o] dedi ki: Amr b. Yahyâ bize tahdis etti. [O] dedesinden; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, koyun gütmemiş hiçbir peygamber göndermemiştir.” Ashabı: “Siz de mi [güttünüz]?” diye sordular. [Nebi]: “Evet, ben de Mekke ehli için karat (bir dirhemin yirmide biri kadar gümüş para) karşılığında [koyun] güderdim” buyurdu.
2263. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ وَاسْتَأْجَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ رَجُلاً مِنْ بَنِي الدِّيلِ ثُمَّ مِنْ بَنِي عَبْدِ بْنِ عَدِيٍّ هَادِيًا خِرِّيتًا ـ الْخِرِّيتُ الْمَاهِرُ بِالْهِدَايَةِ ـ قَدْ غَمَسَ يَمِينَ حِلْفٍ فِي آلِ الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ، وَهْوَ عَلَى دِينِ كُفَّارِ قُرَيْشٍ، فَأَمِنَاهُ فَدَفَعَا إِلَيْهِ رَاحِلَتَيْهِمَا، وَوَعَدَاهُ غَارَ ثَوْرٍ بَعْدَ ثَلاَثِ لَيَالٍ، فَأَتَاهُمَا بِرَاحِلَتَيْهِمَا، صَبِيحَةَ لَيَالٍ ثَلاَثٍ، فَارْتَحَلاَ، وَانْطَلَقَ مَعَهُمَا عَامِرُ بْنُ فُهَيْرَةَ، وَالدَّلِيلُ الدِّيلِيُّ فَأَخَذَ بِهِمْ أَسْفَلَ مَكَّةَ وَهْوَ طَرِيقُ السَّاحِلِ.
İbrâhîm b. Mûsâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hişâm bize haber verdi. [O] Ma’mer’den; [o] Zührî’den; [o] Urve b. ez-Zübeyr’den; [o da] Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek şöyle dedi]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir; Benî ed-Dîl’den, sonra da Benî Abd b. Adî’den olan bir adamı yolu iyi bilen mahir bir rehber (hirrît) olarak kiraladılar. Hirrît; yolu iyi bilen ehil kimse demektir. Bu adam, el-Âs b. Vâil ailesiyle [aralarında] yeminleşerek müttefik olmuştu ve [o sırada] henüz Kureyş kâfirlerinin dini üzereydi. [Buna rağmen] ona güvendiler ve iki bineklerini ona teslim ettiler. Üç gece sonra Sevr mağarasında buluşmak üzere sözleştiler. Üç gecenin sabahında adam binekleri onlara getirdi. [Nebi ve Ebû Bekir] yola çıktılar; yanlarında Âmir b. Füheyre ile o Dîlli rehber de vardı. [Rehber] onları Mekke’nin aşağısından, sahil yolundan götürdü.”
2264. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ وَاسْتَأْجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ رَجُلاً مِنْ بَنِي الدِّيلِ، هَادِيًا خِرِّيتًا وَهْوَ عَلَى دِينِ كُفَّارِ قُرَيْشٍ، فَدَفَعَا إِلَيْهِ رَاحِلَتَيْهِمَا، وَوَاعَدَاهُ غَارَ ثَوْرٍ بَعْدَ ثَلاَثِ لَيَالٍ بِرَاحِلَتَيْهِمَا صُبْحَ ثَلاَثٍ.
Yahyâ b. Bükeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti. [O] Ukayl’den; [o] İbn Şihâb’dan [naklederek şöyle dedi]: Urve b. ez-Zübeyr bana, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Âişe radıyallâhu anhâ’nın [şöyle] dediğini haber verdi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir; Benî ed-Dîl’den, yolu iyi bilen mahir bir rehber (hirrît) kiraladılar. Bu adam [o sırada] Kureyş kâfirlerinin dini üzereydi. İki bineklerini ona teslim ettiler ve üç gecenin sabahında binekleri getirmek üzere Sevr mağarasında onunla sözleştiler.”
2265. Hadis
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جَيْشَ الْعُسْرَةِ فَكَانَ مِنْ أَوْثَقِ أَعْمَالِي فِي نَفْسِي، فَكَانَ لِي أَجِيرٌ، فَقَاتَلَ إِنْسَانًا، فَعَضَّ أَحَدُهُمَا إِصْبَعَ صَاحِبِهِ، فَانْتَزَعَ إِصْبَعَهُ، فَأَنْدَرَ ثَنِيَّتَهُ فَسَقَطَتْ، فَانْطَلَقَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَهْدَرَ ثَنِيَّتَهُ وَقَالَ " أَفَيَدَعُ إِصْبَعَهُ فِي فِيكَ تَقْضَمُهَا ـ قَالَ أَحْسِبُهُ قَالَ ـ كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ". قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ جَدِّهِ، بِمِثْلِ هَذِهِ الصِّفَةِ أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ يَدَ رَجُلٍ، فَأَنْدَرَ ثَنِيَّتَهُ، فَأَهْدَرَهَا أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه.
Ya’kûb b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: İsmâîl b. Uleyye bize tahdis etti. [O] İbn Cüreyc bize haber verdi, [o] dedi ki: Atâ bana, Safvân b. Ya’lâ’dan; [o da] Ya’lâ b. Ümeyye radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle] haber verdi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Zorluk Ordusu’na (Tebük Seferi’ne) katıldım; bu benim en güvendiğim amellerimden biriydi. [O sırada] benim bir işçim (hizmetçim) vardı. Bir adamla kavga etti, onlardan biri diğerinin parmağını ısırdı. [Isırılan kişi] parmağını [adamın ağzından] çekince, [ısıranın] ön dişi yerinden çıkıp düştü. [Isıran adam] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidip [dişinin bedelini/kısasını istedi]. [Resûlullah] ise o dişin bedelini düşürdü (hüküm vermedi) ve: ‘Adam, parmağını senin onu kıtır kıtır çiğnemen için ağzında mı bıraksaydı?’ —[ravi] dedi ki: Sanıyorum şöyle dedi— ‘Aygırın çiğnemesi gibi [çiğnemen için]!’ buyurdu.” İbn Cüreyc [şöyle] dedi: Abdullah b. Ebî Müleyke dedesinden [naklederek] bana bu olayın benzerini tahdis etti: Bir adam bir diğerinin elini ısırmış, [ısırılan elini çekince ısıranın] ön dişi düşmüş; bunun üzerine Ebû Bekir radıyallâhu anh o diş için bir bedel hükmetmemiştir.
2267. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى بْنُ مُسْلِمٍ، وَعَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، يَزِيدُ أَحَدُهُمَا عَلَى صَاحِبِهِ، وَغَيْرُهُمَا قَالَ قَدْ سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُهُ عَنْ سَعِيدٍ قَالَ قَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ حَدَّثَنِي أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَانْطَلَقَا فَوَجَدَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ ". قَالَ سَعِيدٌ بِيَدِهِ هَكَذَا، وَرَفَعَ يَدَيْهِ فَاسْتَقَامَ، قَالَ يَعْلَى حَسِبْتُ أَنَّ سَعِيدًا قَالَ. فَمَسَحَهُ بِيَدِهِ فَاسْتَقَامَ {قَالَ} "لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا ". قَالَ سَعِيدٌ أَجْرًا نَأْكُلُهُ.
İbrâhîm b. Mûsâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hişâm b. Yûsuf bize haber verdi. [O] İbn Cüreyc’in kendilerine [şöyle] haber verdiğini söyledi: Ya’lâ b. Müslim ve Amr b. Dînâr bana, Saîd b. Cübeyr’den [naklederek haber verdiler]. Onlardan her biri diğerinden daha fazla bilgi vermiştir; ayrıca başkaları da şöyle demiştir: [İbn Cüreyc] bunu Saîd’den [şöyle] tahdis ederken işittim: İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ bana, Übey b. Ka’b’ın kendisine [şöyle] tahdis ettiğini anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [Mûsâ ve Hızır kıssasında şöyle] buyurdu: “Yola çıktılar ve yıkılmak üzere olan bir duvar buldular.” Saîd [b. Cübeyr], eliyle şöyle işaret ederek ve ellerini kaldırarak [duvarın] dosdoğru hale geldiğini tarif etti. Ya’lâ: “Sanırım Saîd [şöyle] dedi: ‘Eliyle onu sildi (sıvazladı) ve [duvar] dosdoğru hale geldi.’” [Übey b. Ka’b dedi ki: Mûsâ Hızır’a]: “Dileseydin buna karşılık bir ücret alırdın” dedi. Saîd: “[Yani] yiyecek alacağımız bir ücret [demektir]” dedi.
2268. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُكُمْ وَمَثَلُ أَهْلِ الْكِتَابَيْنِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَأْجَرَ أُجَرَاءَ فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ غُدْوَةَ إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ الْيَهُودُ، ثُمَّ قَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ إِلَى صَلاَةِ الْعَصْرِ عَلَى قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ النَّصَارَى ثُمَّ، قَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنَ الْعَصْرِ إِلَى أَنْ تَغِيبَ الشَّمْسُ عَلَى قِيرَاطَيْنِ فَأَنْتُمْ هُمْ، فَغَضِبَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى، فَقَالُوا مَا لَنَا أَكْثَرَ عَمَلاً، وَأَقَلَّ عَطَاءً قَالَ هَلْ نَقَصْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ قَالُوا لاَ. قَالَ فَذَلِكَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
Süleymân b. Harb bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hammâd bize tahdis etti. [O] Eyyûb’tan; [o] Nâfi’den; [o da] İbn Ömer radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizinle iki kitap ehlinin (Yahudi ve Hristiyanların) misali; işçiler kiralayan bir adamın misali gibidir. [O adam]: ‘Sabahtan gün ortasına (öğleye) kadar bir kırat karşılığında benim için kim çalışır?’ dedi; Yahudiler çalıştılar. Sonra: ‘Gün ortasından ikindi namazına kadar bir kırat karşılığında kim çalışır?’ dedi; Hristiyanlar çalıştılar. Sonra: ‘İkindiden güneş batıncaya kadar iki kırat karşılığında kim çalışır?’ dedi; işte onlar sizsiniz. Bunun üzerine Yahudiler ve Hristiyanlar öfkelenerek: ‘Bize ne oluyor ki; daha çok iş yaptığımız halde daha az ücret alıyoruz?’ dediler. [O adam]: ‘Sizin hakkınızdan bir şey eksilttim mi?’ diye sordu. Onlar: ‘Hayır’ dediler. [Bunun üzerine adam]: ‘İşte o Benim lütfumdur, onu dilediğime veririm’ buyurdu.”
2269. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا مَثَلُكُمْ وَالْيَهُودُ وَالنَّصَارَى كَرَجُلٍ اسْتَعْمَلَ عُمَّالاً فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ الْيَهُودُ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ، ثُمَّ عَمِلَتِ النَّصَارَى عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ، ثُمَّ أَنْتُمُ الَّذِينَ تَعْمَلُونَ مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغَارِبِ الشَّمْسِ عَلَى قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، فَغَضِبَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى وَقَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ عَمَلاً وَأَقَلُّ عَطَاءً، قَالَ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ شَيْئًا قَالُوا لاَ. فَقَالَ فَذَلِكَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
İsmâîl b. Ebî Üveys bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bana tahdis etti. [O] Abdullah b. Ömer’in azatlısı Abdullah b. Dînâr’dan; [o da] Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizinle Yahudi ve Hristiyanların misali; işçiler kiralayan bir adamın misali gibidir. [O adam]: ‘Gün ortasına (öğleye) kadar her biri birer kırat karşılığında benim için kim çalışır?’ dedi; Yahudiler birer kırat karşılığında çalıştılar. Sonra Hristiyanlar birer kırat karşılığında çalıştılar. Sonra sizler, ikindi namazından güneş batıncaya kadar her biriniz ikişer kırat karşılığında çalışan kimselersiniz. Bunun üzerine Yahudiler ve Hristiyanlar öfkelenerek: ‘Biz daha çok çalıştığımız halde neden daha az ücret alıyoruz?’ dediler. [O adam]: ‘Sizin hakkınızdan bir şeyi eksilterek size zulmettim mi?’ diye sordu. Onlar: ‘Hayır’ dediler. [Bunun üzerine adam]: ‘İşte o Benim lütfumdur, onu dilediğime veririm’ buyurdu.”
2270. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ اللَّهُ تَعَالَى ثَلاَثَةٌ أَنَا خَصْمُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ أَعْطَى بِي ثُمَّ غَدَرَ، وَرَجُلٌ بَاعَ حُرًّا فَأَكَلَ ثَمَنَهُ، وَرَجُلٌ اسْتَأْجَرَ أَجِيرًا فَاسْتَوْفَى مِنْهُ وَلَمْ يُعْطِهِ أَجْرَهُ ".
Yûsuf b. Muhammed bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yahyâ b. Süleym bana tahdis etti. [O] İsmâîl b. Ümeyye’den; [o] Saîd b. Ebî Saîd’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ [şöyle] buyurdu: Kıyamet günü üç [sınıf] insan vardır ki, Ben onların düşmanıyım: Benim adıma [söz] verip sonra [sözünde] durmayarak hıyanet eden adam, hür bir kimseyi satıp bedelini yiyen adam ve bir işçi tutup ondan [işini] tam alan ancak ücretini vermeyen adam.”
2271. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْمُسْلِمِينَ وَالْيَهُودِ وَالنَّصَارَى كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَأْجَرَ قَوْمًا يَعْمَلُونَ لَهُ عَمَلاً يَوْمًا إِلَى اللَّيْلِ عَلَى أَجْرٍ مَعْلُومٍ، فَعَمِلُوا لَهُ إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ فَقَالُوا لاَ حَاجَةَ لَنَا إِلَى أَجْرِكَ الَّذِي شَرَطْتَ لَنَا، وَمَا عَمِلْنَا بَاطِلٌ، فَقَالَ لَهُمْ لاَ تَفْعَلُوا أَكْمِلُوا بَقِيَّةَ عَمَلِكُمْ، وَخُذُوا أَجْرَكُمْ كَامِلاً، فَأَبَوْا وَتَرَكُوا، وَاسْتَأْجَرَ أَجِيرَيْنِ بَعْدَهُمْ فَقَالَ لَهُمَا أَكْمِلاَ بَقِيَّةَ يَوْمِكُمَا هَذَا، وَلَكُمَا الَّذِي شَرَطْتُ لَهُمْ مِنَ الأَجْرِ. فَعَمِلُوا حَتَّى إِذَا كَانَ حِينُ صَلاَةِ الْعَصْرِ قَالاَ لَكَ مَا عَمِلْنَا بَاطِلٌ، وَلَكَ الأَجْرُ الَّذِي جَعَلْتَ لَنَا فِيهِ. فَقَالَ لَهُمَا أَكْمِلاَ بَقِيَّةَ عَمَلِكُمَا، فَإِنَّ مَا بَقِيَ مِنَ النَّهَارِ شَىْءٌ يَسِيرٌ. فَأَبَيَا، وَاسْتَأْجَرَ قَوْمًا أَنْ يَعْمَلُوا لَهُ بَقِيَّةَ يَوْمِهِمْ، فَعَمِلُوا بَقِيَّةَ يَوْمِهِمْ حَتَّى غَابَتِ الشَّمْسُ، وَاسْتَكْمَلُوا أَجْرَ الْفَرِيقَيْنِ كِلَيْهِمَا، فَذَلِكَ مَثَلُهُمْ وَمَثَلُ مَا قَبِلُوا مِنْ هَذَا النُّورِ ".
Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti. [O] Büreyd’den; [o] Ebû Bürde’den; [o da] Ebû Mûsâ [el-Eş’arî] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanların, Yahudilerin ve Hristiyanların misali; belirli bir ücret karşılığında sabahtan akşama kadar çalışmak üzere bir grup insan kiralayan adamın misali gibidir. [O adamın tuttuğu ilk grup olan Yahudiler] gün ortasına (öğleye) kadar çalıştılar ve sonra: ‘Senin bize şart koştuğun ücrete ihtiyacımız yok, yaptığımız iş de boşa gitsin’ dediler. [O adam] onlara: ‘Böyle yapmayın! İşinizin geri kalanını tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın’ dediyse de onlar reddedip [işi] bıraktılar. [Adam] onlardan sonra [ikinci grup olan Hristiyanları] kiraladı ve onlara: ‘Günün geri kalan kısmını tamamlayın, o [ilk gruba] şart koştuğum ücretin aynısı sizin olsun’ dedi. Onlar da ikindi namazı vaktine kadar çalıştılar ve: ‘Yaptığımız iş boşa gitsin, bunun için bize vereceğin ücret de senin olsun’ dediler. [O adam] onlara: ‘İşinizin geri kalanını tamamlayın; zaten günün bitmesine az bir zaman kaldı’ dediyse de onlar [da] reddettiler. [Bunun üzerine adam] günün geri kalanında çalışmak üzere bir grup [Müslümanı] kiraladı. Onlar güneş batıncaya kadar günün geri kalanında çalıştılar ve her iki grubun da [almadığı] ücretin tamamını aldılar. İşte bu, onların ve bu Nur’u (İslam’ı) kabul edenlerin misalidir.”
2272. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " انْطَلَقَ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ حَتَّى أَوَوُا الْمَبِيتَ إِلَى غَارٍ فَدَخَلُوهُ، فَانْحَدَرَتْ صَخْرَةٌ مِنَ الْجَبَلِ فَسَدَّتْ عَلَيْهِمُ الْغَارَ فَقَالُوا إِنَّهُ لاَ يُنْجِيكُمْ مِنْ هَذِهِ الصَّخْرَةِ إِلاَّ أَنْ تَدْعُوا اللَّهَ بِصَالِحِ أَعْمَالِكُمْ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنْهُمُ اللَّهُمَّ كَانَ لِي أَبَوَانِ شَيْخَانِ كَبِيرَانِ، وَكُنْتُ لاَ أَغْبِقُ قَبْلَهُمَا أَهْلاً وَلاَ مَالاً، فَنَأَى بِي فِي طَلَبِ شَىْءٍ يَوْمًا، فَلَمْ أُرِحْ عَلَيْهِمَا حَتَّى نَامَا، فَحَلَبْتُ لَهُمَا غَبُوقَهُمَا فَوَجَدْتُهُمَا نَائِمَيْنِ وَكَرِهْتُ أَنْ أَغْبِقَ قَبْلَهُمَا أَهْلاً أَوْ مَالاً، فَلَبِثْتُ وَالْقَدَحُ عَلَى يَدَىَّ أَنْتَظِرُ اسْتِيقَاظَهُمَا حَتَّى بَرَقَ الْفَجْرُ، فَاسْتَيْقَظَا فَشَرِبَا غَبُوقَهُمَا، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتُ فَعَلْتُ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ وَجْهِكَ فَفَرِّجْ عَنَّا مَا نَحْنُ فِيهِ مِنْ هَذِهِ الصَّخْرَةِ، فَانْفَرَجَتْ شَيْئًا لاَ يَسْتَطِيعُونَ الْخُرُوجَ ". قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَقَالَ الآخَرُ اللَّهُمَّ كَانَتْ لِي بِنْتُ عَمٍّ كَانَتْ أَحَبَّ النَّاسِ إِلَىَّ، فَأَرَدْتُهَا عَنْ نَفْسِهَا، فَامْتَنَعَتْ مِنِّي حَتَّى أَلَمَّتْ بِهَا سَنَةٌ مِنَ السِّنِينَ، فَجَاءَتْنِي فَأَعْطَيْتُهَا عِشْرِينَ وَمِائَةَ دِينَارٍ عَلَى أَنْ تُخَلِّيَ بَيْنِي وَبَيْنَ نَفْسِهَا، فَفَعَلَتْ حَتَّى إِذَا قَدَرْتُ عَلَيْهَا قَالَتْ لاَ أُحِلُّ لَكَ أَنْ تَفُضَّ الْخَاتَمَ إِلاَّ بِحَقِّهِ. فَتَحَرَّجْتُ مِنَ الْوُقُوعِ عَلَيْهَا، فَانْصَرَفْتُ عَنْهَا وَهْىَ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَىَّ وَتَرَكْتُ الذَّهَبَ الَّذِي أَعْطَيْتُهَا، اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتُ فَعَلْتُ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ وَجْهِكَ فَافْرُجْ عَنَّا مَا نَحْنُ فِيهِ. فَانْفَرَجَتِ الصَّخْرَةُ، غَيْرَ أَنَّهُمْ لاَ يَسْتَطِيعُونَ الْخُرُوجَ مِنْهَا. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ الثَّالِثُ اللَّهُمَّ إِنِّي اسْتَأْجَرْتُ أُجَرَاءَ فَأَعْطَيْتُهُمْ أَجْرَهُمْ، غَيْرَ رَجُلٍ وَاحِدٍ تَرَكَ الَّذِي لَهُ وَذَهَبَ فَثَمَّرْتُ أَجْرَهُ حَتَّى كَثُرَتْ مِنْهُ الأَمْوَالُ، فَجَاءَنِي بَعْدَ حِينٍ فَقَالَ يَا عَبْدَ اللَّهِ أَدِّ إِلَىَّ أَجْرِي. فَقُلْتُ لَهُ كُلُّ مَا تَرَى مِنْ أَجْرِكَ مِنَ الإِبِلِ وَالْبَقَرِ وَالْغَنَمِ وَالرَّقِيقِ. فَقَالَ يَا عَبْدَ اللَّهِ لاَ تَسْتَهْزِئْ بِي. فَقُلْتُ إِنِّي لاَ أَسْتَهْزِئُ بِكَ. فَأَخَذَهُ كُلَّهُ فَاسْتَاقَهُ فَلَمْ يَتْرُكْ مِنْهُ شَيْئًا، اللَّهُمَّ فَإِنْ كُنْتُ فَعَلْتُ ذَلِكَ ابْتِغَاءَ وَجْهِكَ فَافْرُجْ عَنَّا مَا نَحْنُ فِيهِ. فَانْفَرَجَتِ الصَّخْرَةُ فَخَرَجُوا يَمْشُونَ ".
Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şuayb bize haber verdi. [O] Zührî’den [nakletti]. Sâlim b. Abdullah bana tahdis etti ki; Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Sizden öncekilerden üç kişilik bir grup yola çıktılar; gecelemek üzere bir mağaraya sığındılar ve içeri girdiler. Derken dağdan bir kaya yuvarlanıp mağaranın ağzını üzerlerine kapattı. Bunun üzerine birbirlerine: ‘Salih amellerinizle Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz’ dediler. Onlardan biri şöyle dedi: ‘Allah’ım! Benim yaşlı iki ebeveynim vardı. Akşamları onlardan önce ne aileme ne de hayvanlarıma süt içirirdim (gabuk). Bir gün bir iş peşinde uzaklara gitmiştim, onlar uyumadan dönemedim. Onlar için akşam sütlerini sağdım fakat onları uyumuş buldum. Onlardan önce aileme veya hayvanlarıma süt içirmeyi kerih gördüm. Süt kadehi elimde, onların uyanmasını bekleyerek sabah oluncaya kadar durdum. Derken uyandılar ve akşam sütlerini içtiler. Allah’ım! Eğer bunu Senin rızanı dileyerek yaptıysam, bu kaya sebebiyle içinde bulunduğumuz şu durumdan bizi kurtar!’ [Bunun üzerine kaya] bir miktar açıldı ancak oradan çıkamıyorlardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [devamla] şöyle buyurdu: Diğeri [de] şöyle dedi: ‘Allah’ım! Benim bir amca kızım vardı ki, o insanların bana en sevimli olanıydı. Ondan kâm almak istedim fakat o benden kaçındı. Nihayet [kıtlık sebebiyle] başına sıkıntılı bir yıl gelince bana müracaat etti. Kendisini bana teslim etmesi şartıyla ona yüz yirmi dinar verdim. O da kabul etti. Tam ona sahip olacakken (yaklaşacakken): ‘Mührü (bekâreti) haksız yere bozmanı sana helal kılmıyorum!’ dedi. Bunun üzerine, o bana insanların en sevimlisi olduğu halde ona dokunmaktan sakınarak yanından ayrıldım ve ona verdiğim altınları da bıraktım. Allah’ım! Eğer bunu Senin rızanı dileyerek yaptıysam, içinde bulunduğumuz şu durumdan bizi kurtar!’ Kaya [biraz daha] açıldı ancak [yine] oradan çıkamıyorlardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [devamla] şöyle buyurdu: Üçüncüsü de şöyle dedi: ‘Allah’ım! Ben bir grup işçi tutmuştum ve bir adam dışında hepsinin ücretini vermiştim. O [adam] ise hakkını bırakıp gitti. Ben de onun ücretini işletip nemalandırdım, öyle ki ondan büyük bir mal birikti. Bir süre sonra o adam bana gelip: ‘Ey Allah’ın kulu! Ücretimi bana ver’ dedi. Ben de: ‘Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler hep senin ücretindendir’ dedim. O: ‘Ey Allah’ın kulu! Benimle alay etme!’ dedi. Ben de: ‘Seninle alay etmiyorum’ dedim. Bunun üzerine o, malların hepsini aldı ve hiçbir şey bırakmadan sürerek götürdü. Allah’ım! Eğer bunu Senin rızanı dileyerek yaptıysam, içinde bulunduğumuz şu durumdan bizi kurtar!’ Bunun üzerine kaya [tamamen] açıldı ve oradan yürüyerek çıktılar.”
2273. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَمَرَ بِالصَّدَقَةِ انْطَلَقَ أَحَدُنَا إِلَى السُّوقِ فَيُحَامِلُ فَيُصِيبُ الْمُدَّ، وَإِنَّ لِبَعْضِهِمْ لَمِائَةَ أَلْفٍ، قَالَ مَا نُرَاهُ إِلاَّ نَفْسَهُ.
Saîd b. Yahyâ b. Saîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Babam bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti. [O] Şakîk’ten; [o da] Ebû Mes’ûd el-Ensârî radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sadaka vermeyi emrettiğinde, birimiz pazara gider, hamallık yapar ve [karşılığında] bir müd (yaklaşık 1 kg hurma/buğday) elde ederdi [ve onu sadaka verirdi]. Bugün ise onlardan bazılarının yüz bin [dirhemi] vardır.” Ravi [Şakîk] dedi ki: “[Ebû Mes’ûd bu sözüyle] sanki kendisini kastediyordu.”
2274. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُتَلَقَّى الرُّكْبَانُ، وَلاَ يَبِيعَ حَاضِرٌ لِبَادٍ. قُلْتُ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ مَا قَوْلُهُ لاَ يَبِيعُ حَاضِرٌ لِبَادٍ قَالَ لاَ يَكُونُ لَهُ سِمْسَارًا.
Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülvâhid bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ma’mer bize tahdis etti. [O] İbn Tâvus’tan; [o] babasından; [o da] İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; kervanların [yolda] karşılanmasını ve şehirli bir kimsenin köylü adına satış yapmasını yasakladı.” [Tâvus] dedi ki: İbn Abbâs’a: “Onun ‘Şehirli bir kimse köylü adına satış yapmasın’ sözü [ne anlama gelir]?” diye sordum. [İbn Abbâs]: “Onun için simsarlık (komisyonculuk) yapmasın [demektir]” cevabını verdi.
2275. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، حَدَّثَنَا خَبَّابٌ، قَالَ كُنْتُ رَجُلاً قَيْنًا فَعَمِلْتُ لِلْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ فَاجْتَمَعَ لِي عِنْدَهُ فَأَتَيْتُهُ أَتَقَاضَاهُ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِيكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ. فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ حَتَّى تَمُوتَ ثُمَّ تُبْعَثَ فَلاَ. قَالَ وَإِنِّي لَمَيِّتٌ ثُمَّ مَبْعُوثٌ قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ فَإِنَّهُ سَيَكُونُ لِي ثَمَّ مَالٌ وَوَلَدٌ فَأَقْضِيكَ. فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَدًا}
Ömer b. Hafs bize tahdis etti, [o] dedi ki: Babam bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti. [O] Müslim’den; [o] Mesrûk’tan [naklederek şöyle dedi]: Habbâb bize [şöyle] tahdis etti: “Ben demirci bir adamdım. el-Âs b. Vâil için [iş] yaptım ve ondan alacağım birikti. Hakkımı istemek için ona gittiğimde: ‘Vallahi, sen Muhammed’i inkâr etmedikçe sana [borcumu] ödemem’ dedi. Ben de: ‘Hayır, vallahi sen ölüp sonra diriltilinceye kadar [yine de onu inkâr etmem]’ dedim. [el-Âs]: ‘Ben gerçekten ölecek, sonra da diriltilecek miyim?’ diye sordu. ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine o: ‘O halde [diriltildiğimde] orada benim malım ve çocuğum olacak, o zaman sana öderim’ dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: { أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَدًا } ‘Ayetlerimizi inkâr eden ve “Bana mutlaka mal ve çocuk verilecektir” diyen o adamı gördün mü?’ (Meryem, 77) [ayetini] indirdi.”
2276. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْطَلَقَ نَفَرٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفْرَةٍ سَافَرُوهَا حَتَّى نَزَلُوا عَلَى حَىٍّ مِنْ أَحْيَاءِ الْعَرَبِ فَاسْتَضَافُوهُمْ، فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمْ، فَلُدِغَ سَيِّدُ ذَلِكَ الْحَىِّ، فَسَعَوْا لَهُ بِكُلِّ شَىْءٍ لاَ يَنْفَعُهُ شَىْءٌ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لَوْ أَتَيْتُمْ هَؤُلاَءِ الرَّهْطَ الَّذِينَ نَزَلُوا لَعَلَّهُ أَنْ يَكُونَ عِنْدَ بَعْضِهِمْ شَىْءٌ، فَأَتَوْهُمْ، فَقَالُوا يَا أَيُّهَا الرَّهْطُ، إِنَّ سَيِّدَنَا لُدِغَ، وَسَعَيْنَا لَهُ بِكُلِّ شَىْءٍ لاَ يَنْفَعُهُ، فَهَلْ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْكُمْ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَ بَعْضُهُمْ نَعَمْ وَاللَّهِ إِنِّي لأَرْقِي، وَلَكِنْ وَاللَّهِ لَقَدِ اسْتَضَفْنَاكُمْ فَلَمْ تُضِيِّفُونَا، فَمَا أَنَا بِرَاقٍ لَكُمْ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلاً. فَصَالَحُوهُمْ عَلَى قَطِيعٍ مِنَ الْغَنَمِ، فَانْطَلَقَ يَتْفِلُ عَلَيْهِ وَيَقْرَأُ {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} فَكَأَنَّمَا نُشِطَ مِنْ عِقَالٍ، فَانْطَلَقَ يَمْشِي وَمَا بِهِ قَلَبَةٌ، قَالَ فَأَوْفَوْهُمْ جُعْلَهُمُ الَّذِي صَالَحُوهُمْ عَلَيْهِ، فَقَالَ بَعْضُهُمُ اقْسِمُوا. فَقَالَ الَّذِي رَقَى لاَ تَفْعَلُوا، حَتَّى نَأْتِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَنَذْكُرَ لَهُ الَّذِي كَانَ، فَنَنْظُرَ مَا يَأْمُرُنَا. فَقَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرُوا لَهُ، فَقَالَ " وَمَا يُدْرِيكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ ـ ثُمَّ قَالَ ـ قَدْ أَصَبْتُمُ اقْسِمُوا وَاضْرِبُوا لِي مَعَكُمْ سَهْمًا ". فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. وَقَالَ شُعْبَةُ حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ سَمِعْتُ أَبَا الْمُتَوَكِّلِ بِهَذَا.
Ebû’n-Nu’mân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Avâne bize tahdis etti. [O] Ebû Bişr’den; [o] Ebû’l-Mütevekkil’den; [o da] Ebû Saîd [el-Hudrî] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bir grup, çıktıkları bir yolculukta Arap kabilelerinden bir kabileye misafir oldular. Onlardan kendilerini ağırlamalarını istediler fakat kabile halkı onları ağırlamayı reddetti. Derken o kabilenin reisini [akrep/yılan] soktu. Onun için her çareye başvurdularsa da hiçbir şey fayda vermedi. Bazıları: ‘Şu gelen gruba gitseniz, belki onlarda bir şey vardır’ dediler. Onlara gelip: ‘Ey topluluk! Efendimizi [akrep] soktu, onun için her şeyi denedik ama fayda vermedi. Sizden birinde [tedavi için] bir şey var mı?’ dediler. İçlerinden biri: ‘Evet, vallahi ben rukye (okuyarak tedavi) yaparım. Lakin vallahi biz sizden bizi ağırlamanızı istedik ama siz bizi ağırlamadınız. Bu yüzden bize bir ücret (cu'l) tayin etmedikçe size rukye yapmam’ dedi. Bunun üzerine bir miktar koyun karşılığında onlarla anlaştılar. [Ravi] dedi ki: [O sahabi] gidip reisin üzerine üfleyerek { الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } ‘Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur’ [ayetini] (Fatiha Suresi’ni) okumaya başladı. [Reis], sanki bağından kurtulmuş bir deve gibi [canlanıp] ayağa kalktı; hiçbir ağrısı sızısı (kalabe) kalmadan yürümeye başladı. [Kabile halkı], anlaştıkları ücreti onlara tam olarak verdiler. Sahabilerden bazıları: ‘[Koyunları] bölüşün’ dediler. Rukyeyi yapan sahabi ise: ‘Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gidip olayı ona anlatıncaya ve bize ne emredeceğine bakınca kadar böyle yapmayın’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gelip durumu anlattılar. [Resûlullah]: ‘Onun (Fatiha’nın) bir rukye (şifa kaynağı) olduğunu sana kim bildirdi?’ dedi ve sonra: ‘Doğru yapmışsınız; [koyunları] bölüşün ve benim için de bir pay ayırın’ buyurdu. [Bunu söylerken] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü.” Şu’be [şöyle] dedi: Ebû Bişr bize tahdis etti, [o] Ebû’l-Mütevekkil’den bu [hadisi] işitmiştir.
2277. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ حَجَمَ أَبُو طَيْبَةَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَأَمَرَ لَهُ بِصَاعٍ أَوْ صَاعَيْنِ مِنْ طَعَامٍ، وَكَلَّمَ مَوَالِيَهُ فَخَفَّفَ عَنْ غَلَّتِهِ أَوْ ضَرِيبَتِهِ.
Muhammed b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] Humeyd et-Tavîl’den; [o da] Enes b. Mâlik radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Ebû Taybe, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e hacamat yaptı. [Bunun üzerine Resûlullah] ona bir veya iki sa’ yiyecek verilmesini emretti ve sahipleriyle konuşarak [Ebû Taybe’den] aldıkları vergisini (darîbe) hafifletti.”
2278. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، وَأَعْطَى الْحَجَّامَ أَجْرَهُ.
Mûsâ b. İsmâîl bize tahdis etti, [o] dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Tâvus bize tahdis etti. [O] babasından; [o da] İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hacamat yaptırdı ve hacamatçıya ücretini verdi.”
2279. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَعْطَى الْحَجَّامَ أَجْرَهُ، وَلَوْ عَلِمَ كَرَاهِيَةً لَمْ يُعْطِهِ.
Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yezîd b. Zürey’ bize tahdis etti. [O] Hâlid’den; [o] İkrime’den; [o da] İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hacamat yaptırdı ve hacamatçıya ücretini verdi. Eğer [bu kazancın] haram (kerâhiyet) olduğunu bilseydi ona [ücretini] vermezdi.”
2280. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَحْتَجِمُ، وَلَمْ يَكُنْ يَظْلِمُ أَحَدًا أَجْرَهُ.
Ebû Nuaym bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mis’ar bize tahdis etti. [O] Amr b. Âmir’den [naklederek şöyle] dedi: Enes radıyallâhu anh’ı [şöyle] derken işitmiş: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hacamat yaptırırdı ve hiç kimsenin ücreti hususunda ona haksızlık etmezdi.”
2281. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غُلاَمًا حَجَّامًا فَحَجَمَهُ، وَأَمَرَ لَهُ بِصَاعٍ أَوْ صَاعَيْنِ، أَوْ مُدٍّ أَوْ مُدَّيْنِ، وَكَلَّمَ فِيهِ فَخُفِّفَ مِنْ ضَرِيبَتِهِ.
Âdem bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Humeyd et-Tavîl’den; [o da] Enes b. Mâlik radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hacamatçı bir köleyi çağırdı, [köle] ona hacamat yaptı. [Nebi] ona bir veya iki sa’ —veya bir veya iki müd— [yiyecek] verilmesini emretti ve [kölenin sahipleriyle] konuşarak vergisinin (darîbe) hafifletilmesini sağladı.”
2282. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ وَمَهْرِ الْبَغِيِّ وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ.
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti. [O] Mâlik’ten; [o] İbn Şihâb’dan; [o] Ebû Bekir b. Abdurrahmân b. el-Hâris b. Hişâm’dan; [o da] Ebû Mes’ûd el-Ensârî radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; köpek bedelini, fahişenin kazancını (mehr) ve kâhinin ücretini (hulvân) yasakladı.”
2283. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كَسْبِ الإِمَاءِ.
Müslim b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Muhammed b. Cuhâde’den; [o] Ebû Hâzim’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; [fahişelik yapan] cariyelerin kazancını yasakladı.”
2284. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحَكَمِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَسْبِ الْفَحْلِ.
Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülvâris ve İsmâîl b. İbrâhîm, Alî b. el-Hakem’den; [o] Nâfi’den; [o da] İbn Ömer radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle tahdis ettiler: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; damızlık hayvanın aşımı (asbü’l-fahl) için ücret alınmasını yasakladı.”
2285. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ أَنْ يَعْمَلُوهَا وَيَزْرَعُوهَا وَلَهُمْ شَطْرُ مَا يَخْرُجُ مِنْهَا، وَأَنَّ ابْنَ عُمَرَ حَدَّثَهُ أَنَّ الْمَزَارِعَ كَانَتْ تُكْرَى عَلَى شَىْءٍ سَمَّاهُ نَافِعٌ لاَ أَحْفَظُهُ. وَأَنَّ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ حَدَّثَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ كِرَاءِ الْمَزَارِعِ. وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ حَتَّى أَجْلاَهُمْ عُمَرُ.
Mûsâ b. İsmâîl bize tahdis etti, [o] dedi ki: Cüveyriye b. Esmâ bize tahdis etti. [O] Nâfi’den; [o da] Abdullah [b. Ömer] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; Hayber [arazisini], orada çalışıp ekim yapmaları ve çıkan mahsulün yarısının kendilerinin olması karşılığında [Hayber Yahudilerine] verdi. İbn Ömer ona (Cüveyriye’ye), arazilerin —Nâfi’nin ismen zikrettiği fakat benim hatırlayamadığım— bir bedel karşılığında kiralandığını tahdis etti. Râfi’ b. Hadîc ise, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in arazilerin kiralanmasını yasakladığını tahdis etmiştir.” Ubeydullah, Nâfi’den, [o da] İbn Ömer’den [naklederek]: “Ömer onlarla olan bu anlaşmayı sonlandırıp onları [Hayber’den] sürünceye kadar [bu durum devam etti]” dedi.