Nebi ﷺ'in Vasıfları Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1671. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ وَلَيْسَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ وَلاَ بِالآدَمِ وَلاَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلاَ بِالسَّبِطِ بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ وَتَوَفَّاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى رَأْسِ سِتِّينَ سَنَةً وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعْرَةً بَيْضَاءَ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bana Mâlik'ten; Rebîa b. Ebî Abdurrahman'dan; Enes b. Mâlik'ten anlattı ki; o şöyle dediğini işitti: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne aşırı uzun, ne de kısaydı. Ne (kireç gibi) bembeyaz, ne de esmerdi. (Saçları) ne kıvırcık, ne de düzdü. Allah onu kırk yaşının başında gönderdi. Mekke’de on yıl, Medine’de on yıl kaldı. Allah Azze ve Celle onu altmış yaşının başında vefat ettirdi. Başında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.”

1672. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَرَانِي اللَّيْلَةَ عِنْدَ الْكَعْبَةِ فَرَأَيْتُ رَجُلاً آدَمَ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنْ أُدْمِ الرِّجَالِ لَهُ لِمَّةٌ كَأَحْسَنِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ اللِّمَمِ قَدْ رَجَّلَهَا فَهِيَ تَقْطُرُ مَاءً مُتَّكِئًا عَلَى رَجُلَيْنِ - أَوْ عَلَى عَوَاتِقِ رَجُلَيْنِ - يَطُوفُ بِالْكَعْبَةِ فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا قِيلَ هَذَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ ثُمَّ إِذَا أَنَا بِرَجُلٍ جَعْدٍ قَطَطٍ أَعْوَرِ الْعَيْنِ الْيُمْنَى كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ فَسَأَلْتُ مَنْ هَذَا فَقِيلَ لِي هَذَا الْمَسِيحُ الدَّجَّالُ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu gece bana (rüyamda kendimi) Kabe’nin yanında gördüm. Esmer bir adam gördüm; esmer erkeklerden görebileceğin en güzel (simalı) olanıydı. Omuzlarına dökülen (limme) saçları vardı; görebileceğin en güzel saç şeklindeydi. Onu taramıştı, (sanki) su damlıyordu. İki adama -veya iki adamın omuzlarına- dayanmış, Kabe’yi tavaf ediyordu. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. ‘Bu Meryem oğlu Mesih’tir’ denildi. Sonra aniden kıvırcık saçlı, sağ gözü kör bir adamla karşılaştım; sanki o (göz), salkımından dışarı fırlamış bir üzüm tanesi gibiydi. ‘Bu kimdir?’ diye sordum. Bana: ‘Bu Mesih Deccal’dir’ denildi.”

1673. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ تَقْلِيمُ الأَظَافِرِ وَقَصُّ الشَّارِبِ وَنَتْفُ الإِبْطِ وَحَلْقُ الْعَانَةِ وَالاِخْتِتَانُ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî'den; babasından; Ebû Hureyre'den anlattı ki; o şöyle dedi: “Beş şey fıtrattandır: Tırnakları kesmek, bıyığı kısaltmak, koltuk altını temizlemek (yolmak), etek tıraşı olmak ve sünnet olmak.”

1674. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ إِبْرَاهِيمُ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَ النَّاسِ ضَيَّفَ الضَّيْفَ وَأَوَّلَ النَّاسِ اخْتَتَنَ وَأَوَّلَ النَّاسِ قَصَّ الشَّارِبَ وَأَوَّلَ النَّاسِ رَأَى الشَّيْبَ فَقَالَ يَا رَبِّ مَا هَذَا فَقَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَقَارٌ يَا إِبْرَاهِيمُ ‏.‏ فَقَالَ رَبِّ زِدْنِي وَقَارًا ‏.‏ قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ يُؤْخَذُ مِنَ الشَّارِبِ حَتَّى يَبْدُوَ طَرَفُ الشَّفَةِ وَهُوَ الإِطَارُ وَلاَ يَجُزُّهُ فَيُمَثِّلُ بِنَفْسِهِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahyâ b. Saîd'den; Saîd b. el-Müseyyeb'den anlattı ki; o şöyle dedi: “İbrahim sallallâhu aleyhi ve sellem, insanlardan ilk misafir ağırlayan, ilk sünnet olan, ilk bıyığı kısaltan ve ilk saçına ak düşen kimsedir. (Saçında ak görünce) dedi ki: ‘Ey Rabbim, bu nedir?’ Allah Tebâreke ve Teâlâ: ‘Vakardır ey İbrahim’ buyurdu. O da: ‘Rabbim, vakarımı artır’ dedi.” Yahyâ dedi ki: Mâlik’in şöyle dediğini işittim: “Bıyıktan, dudağın çerçevesi olan kenarı görününceye kadar alınır. Onu (kökten) kazımasın; yoksa kendini çirkinleştirmiş (müsle yapmış) olur.”

1675. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يَأْكُلَ الرَّجُلُ بِشِمَالِهِ أَوْ يَمْشِيَ فِي نَعْلٍ وَاحِدَةٍ وَأَنْ يَشْتَمِلَ الصَّمَّاءَ وَأَنْ يَحْتَبِيَ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ كَاشِفًا عَنْ فَرْجِهِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû'z-Zübeyr'den; Câbir b. Abdullah es-Selemî'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kişinin soluyla yemesini, tek ayakkabı ile yürümesini, sammâ (tek elbiseye bürünüp elleri içinde hapsetme) suretinde giyinmesini ve avret yerini açığa çıkaracak şekilde tek bir elbise içinde ihtiba etmesini (dizlerini dikip oturmasını) yasakladı.

1676. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ فَلْيَأْكُلْ بِيَمِينِهِ وَلْيَشْرَبْ بِيَمِينِهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَأْكُلُ بِشِمَالِهِ وَيَشْرَبُ بِشِمَالِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; İbn Şihâb'dan; Ebû Bekr b. Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer'den; Abdullah b. Ömer'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri yediği zaman sağıyla yesin ve sağıyla içsin. Çünkü şeytan soluyla yer ve soluyla içer.”

1677. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لَيْسَ الْمِسْكِينُ بِهَذَا الطَّوَّافِ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ فَتَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ وَاللُّقْمَتَانِ وَالتَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا فَمَا الْمِسْكِينُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الَّذِي لاَ يَجِدُ غِنًى يُغْنِيهِ وَلاَ يَفْطُنُ النَّاسُ لَهُ فَيُتَصَدَّقَ عَلَيْهِ وَلاَ يَقُومُ فَيَسْأَلَ النَّاسَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû'z-Zinâd'dan; A'rec'den; Ebû Hureyre'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Miskin (yoksul), insanları (kapı kapı) dolaşan ve kendisine verilen bir iki lokmanın veya bir iki hurmanın geri çevirdiği (yetindiği) kimse değildir.” Dediler ki: “Peki miskin kimdir ey Allah’ın Rasûlü?” Buyurdu ki: “Kendisine yetecek bir zenginlik bulamayan, insanların da (durumunu) fark edip kendisine sadaka vermediği ve kalkıp insanlardan (bir şey) istemeyen kimsedir.”

1678. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنِ ابْنِ بُجَيْدٍ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْحَارِثِيِّ عَنْ جَدَّتِهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رُدُّوا الْمِسْكِينَ وَلَوْ بِظِلْفٍ مُحْرَقٍ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Zeyd b. Eslem'den; İbn Büceyd el-Ensârî'den, sonra el-Hârisî'den; ninesinden anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Miskini (yoksulu), yanmış bir tırnak (paça) ile bile olsa (bir şey verip) geri çevirin.”

1679. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَأْكُلُ الْمُسْلِمُ فِي مِعًى وَاحِدٍ وَالْكَافِرُ يَأْكُلُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten; Ebû'z-Zinâd'dan; A'rec'den; Ebû Hureyre'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman bir bağırsakla yer; kâfir ise yedi bağırsakla yer.”

1680. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَافَهُ ضَيْفٌ كَافِرٌ فَأَمَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشَاةٍ فَحُلِبَتْ فَشَرِبَ حِلاَبَهَا ثُمَّ أُخْرَى فَشَرِبَهُ ثُمَّ أُخْرَى فَشَرِبَهُ حَتَّى شَرِبَ حِلاَبَ سَبْعِ شِيَاهٍ ثُمَّ إِنَّهُ أَصْبَحَ فَأَسْلَمَ فَأَمَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشَاةٍ فَحُلِبَتْ فَشَرِبَ حِلاَبَهَا ثُمَّ أَمَرَ لَهُ بِأُخْرَى فَلَمْ يَسْتَتِمَّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُؤْمِنُ يَشْرَبُ فِي مِعًى وَاحِدٍ وَالْكَافِرُ يَشْرَبُ فِي سَبْعَةِ أَمْعَاءٍ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Süheyl b. Ebî Sâlih'ten; babasından; Ebû Hureyre'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kâfir bir misafir geldi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun için bir koyun (sağılmasını) emretti. Sağıldı ve (misafir) onun sütünü içti. Sonra başka bir tane daha (emretti), onu da içti. Sonra bir başkasını (emretti), onu da içti. Nihayet yedi koyunun sütünü içti. Sonra sabah olunca o kişi müslüman oldu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun için bir koyun (sağılmasını) emretti. Sağıldı ve sütünü içti. Sonra diğeri için emretti, fakat onu bitiremedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Mümin bir bağırsakla içer, kâfir ise yedi bağırsakla içer.”

1681. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الَّذِي يَشْرَبُ فِي آنِيَةِ الْفِضَّةِ إِنَّمَا يُجَرْجِرُ فِي بَطْنِهِ نَارَ جَهَنَّمَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten; Nâfi'den; Zeyd b. Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb'dan; Abdullah b. Abdurrahman b. Ebî Bekr es-Sıddîk'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Ümmü Seleme'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gümüş kapta (bir şey) içen kimse, karnına ancak cehennem ateşi doldurur (fokurdatır).”

1682. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ حَبِيبٍ، مَوْلَى سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى الْجُهَنِيِّ، أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ عِنْدَ مَرْوَانَ بْنِ الْحَكَمِ فَدَخَلَ عَلَيْهِ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ فَقَالَ لَهُ مَرْوَانُ بْنُ الْحَكَمِ أَسَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنِ النَّفْخِ فِي الشَّرَابِ فَقَالَ لَهُ أَبُو سَعِيدٍ نَعَمْ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لاَ أَرْوَى مِنْ نَفَسٍ وَاحِدٍ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَأَبِنِ الْقَدَحَ عَنْ فِيكَ ثُمَّ تَنَفَّسْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أَرَى الْقَذَاةَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَهْرِقْهَا ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Sa'd b. Ebî Vakkâs'ın azatlısı Eyyûb b. Habîb'den; Ebû'l-Müsennâ el-Cühenî'den anlattı ki; o şöyle dedi: Mervân b. el-Hakem'in yanındaydım. Ebû Saîd el-Hudrî onun yanına girdi. Mervân ona: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den, içeceğin içine üflemeyi yasakladığını işittin mi?” dedi. Ebû Saîd: “Evet” dedi. (Şöyle ki): Bir adam O’na: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben tek nefeste kanamıyorum” dedi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “O zaman kadehi ağzından uzaklaştır, sonra nefes al” buyurdu. Adam: “Ama ben içinde çerçöp görüyorum” dedi. (Rasûlullah): “O zaman onu (çerçöpü) akıt (dök)” buyurdu.

1683. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، وَعَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، وَعُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، كَانُوا يَشْرَبُونَ قِيَامًا ‏.‏

Bana Mâlik'ten; ona ulaştığına göre; Ömer b. el-Hattâb, Ali b. Ebî Tâlib ve Osman b. Affân ayakta (su) içerlerdi.

1684. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، وَسَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، كَانَا لاَ يَرَيَانِ بِشُرْبِ الإِنْسَانِ وَهُوَ قَائِمٌ بَأْسًا ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; İbn Şihâb'dan anlattı ki; Müminlerin annesi Âişe ve Sa'd b. Ebî Vakkâs, insanın ayakta iken (su) içmesinde bir sakınca görmezlerdi.

1685. Hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ الْقَارِيِّ، أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَشْرَبُ قَائِمًا ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû Ca'fer el-Kâri'den anlattı ki; o şöyle dedi: “Abdullah b. Ömer’i ayakta (su) içerken gördüm.”

1686. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ يَشْرَبُ قَائِمًا ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Âmir b. Abdullah b. ez-Zübeyr'den; babasından anlattı ki; o (Abdullah b. Zübeyr) ayakta (su) içerdi.

1687. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِلَبَنٍ قَدْ شِيبَ بِمَاءٍ مِنَ الْبِئْرِ وَعَنْ يَمِينِهِ أَعْرَابِيٌّ وَعَنْ يَسَارِهِ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ فَشَرِبَ ثُمَّ أَعْطَى الأَعْرَابِيَّ وَقَالَ ‏ "‏ الأَيْمَنَ فَالأَيْمَنَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten; İbn Şihâb'dan; Enes b. Mâlik'ten anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, içine kuyudan su karıştırılmış süt getirildi. Sağında bir bedevi, solunda ise Ebû Bekir es-Sıddîk vardı. (Rasûlullah) içti, sonra (kalanı) bedeviye verdi ve şöyle buyurdu: “Sağdan, sağdan (devam ediniz).”

1688. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِشَرَابٍ فَشَرِبَ مِنْهُ وَعَنْ يَمِينِهِ غُلاَمٌ وَعَنْ يَسَارِهِ الأَشْيَاخُ فَقَالَ لِلْغُلاَمِ ‏ "‏ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أُعْطِيَ هَؤُلاَءِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ الْغُلاَمُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ أُوثِرُ بِنَصِيبِي مِنْكَ أَحَدًا ‏.‏ قَالَ فَتَلَّهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي يَدِهِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû Hâzim b. Dînâr'dan; Sehl b. Sa'd el-Ensârî'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir içecek getirildi, ondan içti. Sağında bir çocuk, solunda ise yaşlılar vardı. Çocuğa: “Bunlara (yaşlılara) vermem için bana izin verir misin?” dedi. Çocuk: “Hayır, vallahi ey Allah'ın Rasûlü! Senden gelen nasibim konusunda kimseyi kendime tercih edemem” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (kabı) onun eline bıraktı (verdi).

1689. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَعِيفًا أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَىْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخَذَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ تَحْتَ يَدِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لِلطَّعَامِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّاسِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مِنَ الطَّعَامِ مَا نُطْعِمُهُمْ ‏.‏ فَقَالَتِ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ عَلَيْهِ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَآدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ بِالدُّخُولِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى أَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ رَجُلاً أَوْ ثَمَانُونَ رَجُلاً ‏.‏

Bana Mâlik'ten; İshâk b. Abdullah b. Ebî Talha'dan anlattı ki; o, Enes b. Mâlik'i şöyle derken işitti: Ebû Talha, Ümmü Süleym'e dedi ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sesini zayıf işittim, onda açlık (olduğunu) anladım. Yanında (yiyecek) bir şey var mı?” (Ümmü Süleym): “Evet” dedi. Arpa ekmekleri çıkardı. Sonra kendisine ait bir başörtüsünü aldı, ekmeği onun bir kısmına sardı, sonra onu koltuğumun (veya elbisemin) altına gizledi ve örtünün bir kısmıyla da beni sardı (veya örttü). Sonra beni Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. (Enes) dedi ki: Onu götürdüm. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i mescitte otururken buldum, yanında insanlar vardı. Başuçlarına dikildim. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Seni Ebû Talha mı gönderdi?” buyurdu. “Evet” dedim. “Yemek için mi?” buyurdu. “Evet” dedim. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanındakilere: “Kalkın” buyurdu. (Enes) dedi ki: O gitti, ben de önlerinden gittim. Nihayet Ebû Talha'ya gelip ona haber verdim. Ebû Talha: “Ey Ümmü Süleym! Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlarla geldi; halbuki yanımızda onlara yedirecek yemeğimiz yok” dedi. (Ümmü Süleym): “Allah ve Rasûlü en iyi bilendir” dedi. Ebû Talha (karşılamaya) gitti, nihayet Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaştı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Talha birlikte yönelip (eve) girdiler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Getir bakalım yanındakini ey Ümmü Süleym!” buyurdu. O ekmeği getirdi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti, ekmek ufalandı. Ümmü Süleym, kendisine ait bir yağ tulumunu onun üzerine sıktı ve onu katık yaptı. Sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (dua olarak) Allah'ın söylemesini dilediği şeyleri söyledi. Sonra: “On kişiye (girmeleri için) izin ver” buyurdu. Onlara izin verdi, doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra: “On kişiye izin ver” buyurdu. Onlara izin verdi, doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra: “On kişiye izin ver” buyurdu. Nihayet topluluğun hepsi yedi ve doydu. Topluluk yetmiş veya seksen kişiydi.

1690. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ طَعَامُ الاِثْنَيْنِ كَافِي الثَّلاَثَةِ وَطَعَامُ الثَّلاَثَةِ كَافِي الأَرْبَعَةِ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû'z-Zinâd'dan; A'rec'den; Ebû Hureyre'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki kişinin yemeği üç kişiye yeter; üç kişinin yemeği de dört kişiye yeter.”

1691. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَغْلِقُوا الْبَابَ وَأَوْكُوا السِّقَاءَ وَأَكْفِئُوا الإِنَاءَ - أَوْ خَمِّرُوا الإِنَاءَ - وَأَطْفِئُوا الْمِصْبَاحَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَفْتَحُ غَلَقًا وَلاَ يَحُلُّ وِكَاءً وَلاَ يَكْشِفُ إِنَاءً وَإِنَّ الْفُوَيْسِقَةَ تُضْرِمُ عَلَى النَّاسِ بَيْتَهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû'z-Zübeyr el-Mekkî'den; Câbir b. Abdullah'tan anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kapıyı kapatın, su kabının (kırbanın) ağzını bağlayın, kabı ters çevirin -veya kabın üzerini örtün- ve kandili söndürün. Çünkü şeytan kapalı kapıyı açamaz, (bağlı) bağı çözemez ve (örtülü) kabı açamaz. Muhakkak ki fuveysika (fare), insanların evini üzerlerine yakar.”

1692. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْكَعْبِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ جَائِزَتُهُ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ وَضِيَافَتُهُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ فَمَا كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ فَهُوَ صَدَقَةٌ وَلاَ يَحِلُّ لَهُ أَنْ يَثْوِيَ عِنْدَهُ حَتَّى يُحْرِجَهُ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî'den; Ebû Şurayh el-Ka'bî'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, komşusuna ikram etsin. Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, misafirine ikram etsin. Onun caizesi (ağırlanması) bir gün ve bir gecedir. Misafirlik (süresi) ise üç gündür. Bundan sonrası sadakadır. Onu zor durumda bırakacak (usandıracak) kadar yanında kalması (misafire) helal değildir.”

1693. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ إِذِ اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ فَوَجَدَ بِئْرًا فَنَزَلَ فِيهَا فَشَرِبَ وَخَرَجَ فَإِذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ فَقَالَ الرَّجُلُ لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الْكَلْبَ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلُ الَّذِي بَلَغَ مِنِّي فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَلأَ خُفَّهُ ثُمَّ أَمْسَكَهُ بِفِيهِ حَتَّى رَقِيَ فَسَقَى الْكَلْبَ فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِنَّ لَنَا فِي الْبَهَائِمِ لأَجْرًا فَقَالَ ‏"‏ فِي كُلِّ ذَاتِ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أَجْرٌ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebû Bekr'in azatlısı Sümey'den; Ebû Sâlih es-Semmân'dan; Ebû Hureyre'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam yolda yürürken kendisine şiddetli bir susuzluk isabet etti (çok susadı). Bir kuyu buldu, içine indi, (su) içti ve çıktı. Bir de baktı ki; bir köpek susuzluktan toprağı yalayarak soluyor. Adam: ‘Yemin olsun ki bu köpeğe de bana isabet eden susuzluk kadar (susuzluk) isabet etmiş’ dedi. Kuyuya indi, mesti (ayakkabısı)ni doldurdu, sonra onu ağzıyla tuttu, (yukarı) çıktı ve köpeği suladı. Allah da ona şükretti (karşılığını verdi) ve onu mağfiret etti.” Dediler ki: “Ey Allah'ın Rasûlü! Hayvanlarda da bizim için ecir var mıdır?” Buyurdu ki: “Her ıslak (canlı) ciğer sahibinde ecir vardır.”

1694. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْثًا قِبَلَ السَّاحِلِ فَأَمَّرَ عَلَيْهِمْ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ وَهُمْ ثَلاَثُمِائَةٍ ‏.‏ قَالَ وَأَنَا فِيهِمْ - قَالَ - فَخَرَجْنَا حَتَّى إِذَا كُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ فَنِيَ الزَّادُ فَأَمَرَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِأَزْوَادِ ذَلِكَ الْجَيْشِ فَجُمِعَ ذَلِكَ كُلُّهُ فَكَانَ مِزْوَدَىْ تَمْرٍ - قَالَ - فَكَانَ يُقَوِّتُنَاهُ كُلَّ يَوْمٍ قَلِيلاً قَلِيلاً حَتَّى فَنِيَ وَلَمْ تُصِبْنَا إِلاَّ تَمْرَةٌ تَمْرَةٌ فَقُلْتُ وَمَا تُغْنِي تَمْرَةٌ فَقَالَ لَقَدْ وَجَدْنَا فَقْدَهَا حِينَ فَنِيَتْ - قَالَ - ثُمَّ انْتَهَيْنَا إِلَى الْبَحْرِ فَإِذَا حُوتٌ مِثْلُ الظَّرِبِ فَأَكَلَ مِنْهُ ذَلِكَ الْجَيْشُ ثَمَانِيَ عَشْرَةَ لَيْلَةً ثُمَّ أَمَرَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِضِلَعَيْنِ مِنْ أَضْلاَعِهِ فَنُصِبَا ثُمَّ أَمَرَ بِرَاحِلَةٍ فَرُحِلَتْ ثُمَّ مَرَّتْ تَحْتَهُمَا وَلَمْ تُصِبْهُمَا

Ve bana Mâlik'ten; Vehb b. Keysân'dan; Câbir b. Abdullah'tan anlattı ki; o şöyle dedi: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem deniz tarafına (sahile) bir askeri birlik gönderdi. Başlarına da Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı komutan tayin etti. Onlar (toplam) üç yüz kişiydi. Câbir dedi ki: Ben de onların içindeydim. Çıktık, yolun bir kısmına geldiğimizde azığımız tükendi. Ebû Ubeyde ordunun azıklarının (getirilmesini) emretti. Hepsi toplandı, iki dağarcık hurma oldu. Ebû Ubeyde onu bize her gün azar azar veriyordu. Nihayet o da tükendi ve bize sadece birer hurma düşmeye başladı. Dedim ki: “Bir hurma neye yarar?” (Câbir) dedi ki: “O tükendiği zaman, onun yokluğunu (acısını) gerçekten hissettik.” Sonra denize vardık. Bir de baktık ki; küçük bir dağ (zarib) gibi bir balık (karaya vurmuş). O ordu on sekiz gece ondan yedi. Sonra Ebû Ubeyde (balığın) kaburgalarından iki kaburga kemiği(nin getirilmesini) emretti. Onlar dikildi. Sonra bir binek devesi(nin hazırlanmasını) emretti. O (binek) hazırlandı, sonra o ikisinin altından geçti ve onlara değmedi.

1695. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ، عَنْ جَدَّتِهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا نِسَاءَ الْمُؤْمِنَاتِ لاَ تَحْقِرَنَّ إِحْدَاكُنَّ لِجَارَتِهَا وَلَوْ كُرَاعَ شَاةٍ مُحْرَقًا ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Zeyd b. Eslem'den; Amr b. Sa'd b. Muâz'dan; ninesinden anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey mümin kadınlar! Biriniz komşusu için -yanmış bir koyun paçası bile olsa- (vereceği şeyi) küçümsemesin.”

1696. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَاتَلَ اللَّهُ الْيَهُودَ نُهُوا عَنْ أَكْلِ الشَّحْمِ فَبَاعُوهُ فَأَكَلُوا ثَمَنَهُ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Abdullah b. Ebî Bekr'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Yahudileri kahretsin! İç yağı yemeleri yasaklandı; onlar da onu sattılar ve parasını yediler.”

1697. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ، كَانَ يَقُولُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَيْكُمْ بِالْمَاءِ الْقَرَاحِ وَالْبَقْلِ الْبَرِّيِّ وَخُبْزِ الشَّعِيرِ وَإِيَّاكُمْ وَخُبْزَ الْبُرِّ فَإِنَّكُمْ لَنْ تَقُومُوا بِشُكْرِهِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; ona ulaştığına göre; Meryem oğlu İsa şöyle derdi: “Ey İsrailoğulları! Size saf su, yabani sebzeler ve arpa ekmeği gerekir (bunlarla yetinin). Buğday ekmeğinden sakının; çünkü (bunu yerseniz) şükrünü eda edemezsiniz.”

1698. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَوَجَدَ فِيهِ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ وَعُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَسَأَلَهُمَا فَقَالاَ أَخْرَجَنَا الْجُوعُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَأَنَا أَخْرَجَنِي الْجُوعُ ‏"‏ ‏.‏ فَذَهَبُوا إِلَى أَبِي الْهَيْثَمِ بْنِ التَّيِّهَانِ الأَنْصَارِيِّ فَأَمَرَ لَهُمْ بِشَعِيرٍ عِنْدَهُ يُعْمَلُ وَقَامَ يَذْبَحُ لَهُمْ شَاةً فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَكِّبْ عَنْ ذَاتِ الدَّرِّ ‏"‏ ‏.‏ فَذَبَحَ لَهُمْ شَاةً وَاسْتَعْذَبَ لَهُمْ مَاءً فَعُلِّقَ فِي نَخْلَةٍ ثُمَّ أُتُوا بِذَلِكَ الطَّعَامِ فَأَكَلُوا مِنْهُ وَشَرِبُوا مِنْ ذَلِكَ الْمَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَتُسْئَلُنَّ عَنْ نَعِيمِ هَذَا الْيَوْمِ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; ona ulaştığına göre; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescide girdi ve orada Ebu Bekir es-Sıddîk ile Ömer b. el-Hattâb'ı buldu. Onlara (neden çıktıklarını) sordu. Onlar da: “Bizi (dışarı) açlık çıkardı” dediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Beni de (dışarı) açlık çıkardı” buyurdu. (Birlikte) Ebu'l-Heysem b. et-Teyyihân el-Ensarî'ye gittiler. (Ebu'l-Heysem) yanındaki arpanın hazırlanmasını emretti ve onlar için bir koyun kesmeye kalktı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sütlü olandan sakın (onu kesme)!” buyurdu. (Ebu'l-Heysem) onlar için bir koyun kesti ve onlar için tatlı su getirtti; (su kabı soğuması için) bir hurma ağacına asıldı. Sonra o yemek onlara getirildi; ondan yediler ve o sudan içtiler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu günün nimetinden mutlaka sorguya çekileceksiniz” buyurdu.

1699. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَأْكُلُ خُبْزًا بِسَمْنٍ فَدَعَا رَجُلاً مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ فَجَعَلَ يَأْكُلُ وَيَتَّبِعُ بِاللُّقْمَةِ وَضَرَ الصَّحْفَةِ فَقَالَ عُمَرُ كَأَنَّكَ مُقْفِرٌ ‏.‏ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا أَكَلْتُ سَمْنًا وَلاَ رَأَيْتُ أَكْلاً بِهِ مُنْذُ كَذَا وَكَذَا ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لاَ آكُلُ السَّمْنَ حَتَّى يَحْيَا النَّاسُ مِنْ أَوَّلِ مَا يَحْيَوْنَ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahya b. Said'den anlattı ki; Ömer b. el-Hattâb yağlı ekmek yiyordu. Çölden bir adamı (yemeğe) çağırdı. Adam yemeye ve lokmasıyla tabağın (dibindeki) yağını sıyırmaya başladı. Ömer: “Sanki sen (yağa) hasret kalmışsın (yoksul düşmüşsün)” dedi. Adam: “Vallahi şu kadar zamandan beri ne yağ yedim ne de yağlı yiyen birini gördüm” dedi. Bunun üzerine Ömer: “İnsanlar (kıtlıktan kurtulup) bolluğa kavuşuncaya kadar ben de yağ yemeyeceğim” dedi.

1700. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ قَالَ رَأَيْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ - وَهُوَ يَوْمَئِذٍ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ - يُطْرَحُ لَهُ صَاعٌ مِنْ تَمْرٍ فَيَأْكُلُهُ حَتَّى يَأْكُلَ حَشَفَهَا ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan; Enes b. Mâlik'ten anlattı ki; o şöyle dedi: “Ömer b. el-Hattâb'ı —o gün Müminlerin Emiri idi— gördüm. Ona bir sâ' hurma atılır (önüne konur), o da (bunu) yer, hatta bozuk (cılız) olanlarını bile yerdi.”

1701. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ قَالَ سُئِلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَنِ الْجَرَادِ، فَقَالَ وَدِدْتُ أَنَّ عِنْدِي، قَفْعَةً نَأْكُلُ مِنْهُ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Abdullah b. Dinar'dan; Abdullah b. Ömer'den anlattı ki; o şöyle dedi: “Ömer b. el-Hattâb'a çekirge (yemenin hükmü) soruldu. O da: ‘Keşke yanımda bir sepet (dolu) olsa da ondan yesek’ dedi.”

1702. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَلْحَلَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ مَالِكِ بْنِ خُثَيْمٍ، أَنَّهُ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ بِأَرْضِهِ بِالْعَقِيقِ فَأَتَاهُ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ عَلَى دَوَابَّ فَنَزَلُوا عِنْدَهُ - قَالَ حُمَيْدٌ - فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ اذْهَبْ إِلَى أُمِّي فَقُلْ إِنَّ ابْنَكِ يُقْرِئُكِ السَّلاَمَ وَيَقُولُ أَطْعِمِينَا شَيْئًا ‏.‏ قَالَ فَوَضَعَتْ ثَلاَثَةَ أَقْرَاصٍ فِي صَحْفَةٍ وَشَيْئًا مِنْ زَيْتٍ وَمِلْحٍ ثُمَّ وَضَعَتْهَا عَلَى رَأْسِي وَحَمَلْتُهَا إِلَيْهِمْ فَلَمَّا وَضَعْتُهَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ كَبَّرَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَشْبَعَنَا مِنَ الْخُبْزِ بَعْدَ أَنْ لَمْ يَكُنْ طَعَامُنَا إِلاَّ الأَسْوَدَيْنِ الْمَاءَ وَالتَّمْرَ ‏.‏ فَلَمْ يُصِبِ الْقَوْمُ مِنَ الطَّعَامِ شَيْئًا فَلَمَّا انْصَرَفُوا قَالَ يَا ابْنَ أَخِي أَحْسِنْ إِلَى غَنَمِكَ وَامْسَحِ الرُّعَامَ عَنْهَا وَأَطِبْ مُرَاحَهَا وَصَلِّ فِي نَاحِيَتِهَا فَإِنَّهَا مِنْ دَوَابِّ الْجَنَّةِ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَيُوشِكُ أَنْ يَأْتِيَ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ تَكُونُ الثُّلَّةُ مِنَ الْغَنَمِ أَحَبَّ إِلَى صَاحِبِهَا مِنْ دَارِ مَرْوَانَ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Muhammed b. Amr b. Halhale'den; Humeyd b. Mâlik b. Huseym'den anlattı ki; o şöyle dedi: “Ebu Hureyre ile birlikte Akîk'teki arazisinde oturuyordum. Medine halkından bir grup binekleri üzerinde ona geldiler ve yanında indiler.” (Humeyd) dedi ki: “Ebu Hureyre: ‘Anneme git, oğlun sana selam söylüyor ve bize yiyecek bir şeyler yedirsin, diyor de’ dedi.” (Humeyd) dedi ki: “(Annesi) bir tabağa üç ekmek (pidesi), biraz zeytinyağı ve tuz koydu. Sonra onu başımın üzerine koydu, ben de onu onlara taşıdım. Önlerine koyduğumda Ebu Hureyre tekbir getirdi ve: ‘Yiyeceğimiz sadece iki siyah şeyden (hurma ve sudan) ibaretken bizi ekmekle doyuran Allah'a hamdolsun’ dedi.” “Gelen topluluk yemekten hiçbir şey yemedi. Geri döndüklerinde (Ebu Hureyre) dedi ki: ‘Ey kardeşimin oğlu! Koyunlarına iyi bak, sümüklerini sil, ağıllarını temiz tut ve onların bulunduğu yerde namaz kıl. Çünkü onlar cennet hayvanlarındandır. Canım elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki, insanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, bir koyun sürüsü sahibine Mervan'ın sarayından daha sevimli gelecektir.’”

1703. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي نُعَيْمٍ، وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِطَعَامٍ وَمَعَهُ رَبِيبُهُ عُمَرُ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَمِّ اللَّهَ وَكُلْ مِمَّا يَلِيكَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Ebu Nuaym Vehb b. Keysan'dan anlattı ki; o şöyle dedi: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir yemek getirildi. Yanında üvey oğlu Ömer b. Ebî Seleme de vardı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ‘Allah'ın ismini an (Besmele çek) ve önünden ye’ buyurdu.”

1704. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَهُ إِنَّ لِي يَتِيمًا وَلَهُ إِبِلٌ أَفَأَشْرَبُ مِنْ لَبَنِ إِبِلِهِ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنْ كُنْتَ تَبْغِي ضَالَّةَ إِبِلِهِ وَتَهْنَأُ جَرْبَاهَا وَتَلُطُّ حَوْضَهَا وَتَسْقِيهَا يَوْمَ وِرْدِهَا فَاشْرَبْ غَيْرَ مُضِرٍّ بِنَسْلٍ وَلاَ نَاهِكٍ فِي الْحَلْبِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahya b. Said'den anlattı ki; o, Kasım b. Muhammed'i şöyle derken işitmiş: “Bir adam Abdullah b. Abbas'a geldi ve: ‘Benim yanımda bir yetim var, onun da develeri var. Develerinin sütünden içebilir miyim?’ diye sordu. İbn Abbas dedi ki: ‘Eğer kaybolan devesini arıyor, uyuz olanı tedavi ediyor, havuzunu onarıyor ve su nöbeti gününde onları suluyorsan; yavrularına zarar vermemek ve sağımda aşırı gitmemek şartıyla iç(ebilirsin).’”

1705. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ لاَ يُؤْتَى أَبَدًا بِطَعَامٍ وَلاَ شَرَابٍ حَتَّى الدَّوَاءُ فَيَطْعَمَهُ أَوْ يَشْرَبَهُ إِلاَّ قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا وَأَطْعَمَنَا وَسَقَانَاوَنَعَّمَنَا اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُمَّ أَلْفَتْنَا نِعْمَتُكَ بِكُلِّ شَرٍّ فَأَصْبَحْنَا مِنْهَا وَأَمْسَيْنَا بِكُلِّ خَيْرٍ نَسْأَلُكَ تَمَامَهَا وَشُكْرَهَا لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُكَ وَلاَ إِلَهَ غَيْرُكَ إِلَهَ الصَّالِحِينَ وَرَبَّ الْعَالَمِينَ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مَا شَاءَ اللَّهُ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيمَا رَزَقْتَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سُئِلَ مَالِكٌ هَلْ تَأْكُلُ الْمَرْأَةُ مَعَ غَيْرِ ذِي مَحْرَمٍ مِنْهَا أَوْ مَعَ غُلاَمِهَا فَقَالَ مَالِكٌ لَيْسَ بِذَلِكَ بَأْسٌ إِذَا كَانَ ذَلِكَ عَلَى وَجْهِ مَا يُعْرَفُ لِلْمَرْأَةِ أَنْ تَأْكُلَ مَعَهُ مِنَ الرِّجَالِ ‏.‏ قَالَ وَقَدْ تَأْكُلُ الْمَرْأَةُ مَعَ زَوْجِهَا وَمَعَ غَيْرِهِ مِمَّنْ يُؤَاكِلُهُ أَوْ مَعَ أَخِيهَا عَلَى مِثْلِ ذَلِكَ وَيُكْرَهُ لِلْمَرْأَةِ أَنْ تَخْلُوَ مَعَ الرَّجُلِ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا حُرْمَةٌ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Hişam b. Urve'den; babasından anlattı ki; ona bir yemek veya içecek, hatta ilaç bile getirilip de onu yediği veya içtiği zaman mutlaka şöyle derdi: “Bize hidayet veren, bizi doyuran, bizi içiren ve bizi nimetlendiren Allah'a hamdolsun. Allah en büyüktür. Allah'ım! Senin nimetin bizi her türlü şer (sıkıntı) içinde iken buldu; biz de o (nimet) sayesinde her türlü hayırla sabahladık ve akşamladık. Senden bu nimetin tamamlanmasını ve şükrünü (eda etmeyi) isteriz. Senden başka hayır, Senden başka ilah yoktur. Salihlerin ilahı, alemlerin Rabbisin. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah ne dilerse o olur. Güç ve kuvvet ancak Allah iledir. Allah'ım! Bize rızık olarak verdiklerini bereketli kıl ve bizi ateş azabından koru.” Yahya dedi ki: Mâlik'e: “Kadın, mahremi olmayan biriyle veya kölesiyle yemek yiyebilir mi?” diye soruldu. Mâlik dedi ki: “Örfte kadının beraber yemek yemesi bilinen (yadırganmayan) erkeklerle, (edebe uygun) bir şekilde olursa bunda bir sakınca yoktur.” (Mâlik) dedi ki: “Kadın, kocasıyla ve kocasının yemeğe aldığı kimselerle veya kardeşiyle bu şekilde yemek yiyebilir. Ancak kadının, arasında mahremiyet olmayan bir erkekle baş başa kalması mekruhtur.”

1706. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ إِيَّاكُمْ وَاللَّحْمَ فَإِنَّ لَهُ ضَرَاوَةً كَضَرَاوَةِ الْخَمْرِ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahya b. Said'den anlattı ki; Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: “(Çok) et yemekten sakının; çünkü onun da şarap gibi bir tiryakiliği vardır.”

1707. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، أَدْرَكَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ وَمَعَهُ حِمَالُ لَحْمٍ فَقَالَ مَا هَذَا فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ قَرِمْنَا إِلَى اللَّحْمِ فَاشْتَرَيْتُ بِدِرْهَمٍ لَحْمًا ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَمَا يُرِيدُ أَحَدُكُمْ أَنْ يَطْوِيَ بَطْنَهُ عَنْ جَارِهِ أَوِ ابْنِ عَمِّهِ أَيْنَ تَذْهَبُ عَنْكُمْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا ‏}‏

Ve bana Mâlik'ten; Yahya b. Said'den anlattı ki; Ömer b. el-Hattâb, (elinde) et taşıyan Cabir b. Abdullah'a rastladı ve: “Bu nedir?” dedi. (Cabir): “Ey Müminlerin Emiri! Canımız et istedi, ben de bir dirhemlik et satın aldım” dedi. Ömer şöyle dedi: “Biriniz (karnını doyururken) komşusu veya amcasının oğlu için karnını (biraz) çekemez mi (onları düşünmez mi)? Şu ayet nereye gitti (unuttunuz mu): ‘{Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz, onlarla sefa sürdünüz...}’ (Ahkaf, 20).”

1708. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَلْبَسُ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ ثُمَّ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَبَذَهُ وَقَالَ ‏ "‏ لاَ أَلْبَسُهُ أَبَدًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَنَبَذَ النَّاسُ خَوَاتِيمَهُمْ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Abdullah b. Dinar'dan; Abdullah b. Ömer'den anlattı ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem altından bir yüzük takardı. Sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalktı, onu (çıkarıp) attı ve: “Bunu ebediyen takmayacağım” buyurdu. (İbn Ömer) dedi ki: “Bunun üzerine insanlar da yüzüklerini attılar.”

1709. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ صَدَقَةَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ قَالَ سَأَلْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ عَنْ لُبْسِ الْخَاتَمِ، فَقَالَ الْبَسْهُ وَأَخْبِرِ النَّاسَ، أَنِّي أَفْتَيْتُكَ بِذَلِكَ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Sadaka b. Yesar'dan anlattı ki; o şöyle dedi: “Said b. el-Müseyyeb'e yüzük takmayı sordum. O da: ‘Tak ve insanlara, sana bu konuda benim fetva verdiğimi haber ver’ dedi.”

1710. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، أَنَّ أَبَا بَشِيرٍ الأَنْصَارِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ - قَالَ - فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ وَالنَّاسُ فِي مَقِيلِهِمْ ‏ "‏ لاَ تَبْقَيَنَّ فِي رَقَبَةِ بَعِيرٍ قِلاَدَةٌ مِنْ وَتَرٍ أَوْ قِلاَدَةٌ إِلاَّ قُطِعَتْ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Mâlik'ten; Abdullah b. Ebî Bekr'den; Abbad b. Temim'den anlattı ki; Ebu Beşir el-Ensarî ona şunu haber vermiş: “O, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte seferlerinin birinde idi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir elçi gönderdi.” Abdullah b. Ebî Bekr dedi ki: “Sanırım, ‘insanlar istirahat yerindeyken’ dedi.” (Elçi şöyle nida etti): “Hiçbir devenin boynunda (nazar boncuğu niyetine takılmış) kirişten bir gerdanlık veya herhangi bir gerdanlık kalmasın, mutlaka kesilsin!”