2690. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أُنَاسًا، مِنْ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ كَانَ بَيْنَهُمْ شَىْءٌ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي أُنَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ يُصْلِحُ بَيْنَهُمْ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ، وَلَمْ يَأْتِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ بِلاَلٌ، فَأَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ، وَلَمْ يَأْتِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حُبِسَ، وَقَدْ حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَهَلْ لَكَ أَنْ تَؤُمَّ النَّاسَ فَقَالَ نَعَمْ إِنْ شِئْتَ. فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَتَقَدَّمَ أَبُو بَكْرٍ، ثُمَّ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي فِي الصُّفُوفِ، حَتَّى قَامَ فِي الصَّفِّ الأَوَّلِ، فَأَخَذَ النَّاسُ بِالتَّصْفِيحِ حَتَّى أَكْثَرُوا، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ لاَ يَكَادُ يَلْتَفِتُ فِي الصَّلاَةِ، فَالْتَفَتَ فَإِذَا هُوَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرَاءَهُ فَأَشَارَ إِلَيْهِ بِيَدِهِ، فَأَمَرَهُ يُصَلِّي كَمَا هُوَ، فَرَفَعَ أَبُو بَكْرٍ يَدَهُ، فَحَمِدَ اللَّهَ، ثُمَّ رَجَعَ الْقَهْقَرَى وَرَاءَهُ حَتَّى دَخَلَ فِي الصَّفِّ، وَتَقَدَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِالنَّاسِ، فَلَمَّا فَرَغَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ مَا لَكُمْ إِذَا نَابَكُمْ شَىْءٌ فِي صَلاَتِكُمْ أَخَذْتُمْ بِالتَّصْفِيحِ، إِنَّمَا التَّصْفِيحُ لِلنِّسَاءِ، مَنْ نَابَهُ شَىْءٌ فِي صَلاَتِهِ فَلْيَقُلْ سُبْحَانَ اللَّهِ، فَإِنَّهُ لا يَسْمَعُهُ أَحَدٌ إِلاَّ الْتَفَتَ، يَا أَبَا بَكْرٍ مَا مَنَعَكَ حِينَ أَشَرْتُ إِلَيْكَ لَمْ تُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَقَالَ مَا كَانَ يَنْبَغِي لاِبْنِ أَبِي قُحَافَةَ أَنْ يُصَلِّيَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Said b. Ebi Meryem bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebu Gassân bize tahdis etti. [O] dedi ki: Ebu Hâzim, Sehl b. Sa'd —radıyallahu anh—'dan [naklen] bana tahdis etti ki; Amr b. Avf oğullarından bir grup insanın aralarında [ihtilaf] çıkmıştı. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— yanına bir grup ashabını alarak onların arasını bulmak [barıştırmak] için çıktı. [O sırada] namaz vakti geldi fakat Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— henüz dönmemişti. Bilâl gelip namaz için ezan okudu, Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— hala gelmeyince de Ebu Bekir'in yanına giderek: “Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— [orada] alıkonuldu; namaz vakti de geldi. İnsanlara imamlık yapmak ister misin?” dedi. [Ebu Bekir]: “Evet, istersen yaparım,” dedi. Namaz için kâmet getirildi ve Ebu Bekir öne geçti. Sonra Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— gelip safların arasından geçerek birinci safa kadar ilerleyip durdu. İnsanlar [Ebu Bekir'i haberdar etmek için] ellerini birbirine vurmaya [tasfih] başladılar ve bunu artırdılar. Ebu Bekir namazda sağa sola bakmazdı; [fakat sesler artınca] dönüp baktı ve arkasında Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'i gördü. [Resulullah] ona eliyle işaret ederek, olduğu gibi namaza devam etmesini emretti. Bunun üzerine Ebu Bekir elini kaldırıp Allah'a hamdetti, sonra geri geri yürüyerek safa girdi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— de öne geçip insanlara namazı kıldırdı. [Namazı] bitirince insanlara döndü ve: “Ey insanlar! Namazda bir durum oluştuğunda ne diye el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse 'Sübhânallah' desin; zira bunu işiten [imam] mutlaka [duruma] dikkat eder. Ey Ebu Bekir! Ben sana işaret ettiğim halde, insanlara namazı kıldırmana ne engel oldu?” buyurdu. Ebu Bekir: “Ebu Kuhâfe'nin oğluna, Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in önünde namaz kıldırmak yaraşmazdı,” dedi.
2691. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي أَنَّ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَوْ أَتَيْتَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ. فَانْطَلَقَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَرَكِبَ حِمَارًا، فَانْطَلَقَ الْمُسْلِمُونَ يَمْشُونَ مَعَهُ، وَهْىَ أَرْضٌ سَبِخَةٌ، فَلَمَّا أَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِلَيْكَ عَنِّي، وَاللَّهِ لَقَدْ آذَانِي نَتْنُ حِمَارِكَ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ مِنْهُمْ وَاللَّهِ لَحِمَارُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْيَبُ رِيحًا مِنْكَ. فَغَضِبَ لِعَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَشَتَمَا، فَغَضِبَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَصْحَابُهُ، فَكَانَ بَيْنَهُمَا ضَرْبٌ بِالْجَرِيدِ وَالأَيْدِي وَالنِّعَالِ، فَبَلَغَنَا أَنَّهَا أُنْزِلَتْ {وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا}.
Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Mu'temir bize tahdis etti. [O] dedi ki: Babamı [şöyle derken] işittim: Enes —radıyallahu anh— şöyle demiştir: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e: “Abdullah b. Übeyy'in yanına bir gitseniz,” denildi. Bunun üzerine Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— bir eşeğe binerek onun yanına doğru yola çıktı; Müslümanlar da onunla beraber yaya olarak yürüdüler. [Gidilen yer] çorak bir araziydi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— onun yanına vardığında, [Abdullah b. Übeyy]: “Benden uzak dur! Vallahi eşeğinin kokusu beni rahatsız etti,” dedi. Bunun üzerine [Müslümanların] içinden Ensar'dan bir adam: “Vallahi Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in eşeği, kokusu itibarıyla senden çok daha güzeldir!” dedi. Buna karşılık Abdullah [b. Übeyy]'in kavminden biri öfkelenip [Ensar'dan adama] sövdü; her iki taraftan da arkadaşları [birbirlerine] öfkelendiler. Aralarında hurma dalları, eller ve pabuçlarla kavga çıktı. Bize ulaştığına göre şu ayet bunun üzerine nazil olmuştur: { وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا } “Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını bulun.” [Hucurât, 9]
2692. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ حُمَيْدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أُمَّهُ أُمَّ كُلْثُومٍ بِنْتَ عُقْبَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا، سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَيْسَ الْكَذَّابُ الَّذِي يُصْلِحُ بَيْنَ النَّاسِ، فَيَنْمِي خَيْرًا، أَوْ يَقُولُ خَيْرًا ".
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O] Salih'den, [o] İbn Şihab'dan [nakletti]. [İbn Şihab dedi ki]: Humeyd b. Abdürrahman, annesi Ümmü Gülsüm bint Ukbe'nin kendisine şöyle haber verdiğini bildirdi. [Ümmü Gülsüm], Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'i şöyle buyururken işitmiştir: “İnsanların arasını bulmak [barıştırmak] için hayırlı söz ulaştıran [veya hayra yoran] ya da hayır söyleyen kimse yalancı değildir.”
2693. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، قُبَاءٍ اقْتَتَلُوا حَتَّى تَرَامَوْا بِالْحِجَارَةِ، فَأُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ " اذْهَبُوا بِنَا نُصْلِحُ بَيْنَهُمْ ".
Muhammed b. Abdullah bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülaziz b. Abdullah el-Üveysî ve İshak b. Muhammed el-Fervî bize tahdis ettiler. [Her ikisi de] dediler ki: Muhammed b. Cafer bize tahdis etti. [O] Ebu Hâzim'den, [o da] Sehl b. Sa'd —radıyallahu anh—'dan [nakletti] ki; Kuba halkı birbirlerine taş atacak kadar kavga ettiler. Bu durum Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e haber verilince: “Gelin bizimle beraber gidin de aralarını bulalım [onları barıştıralım],” buyurdu.
2694. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – {وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا} قَالَتْ هُوَ الرَّجُلُ يَرَى مِنِ امْرَأَتِهِ مَا لاَ يُعْجِبُهُ، كِبَرًا أَوْ غَيْرَهُ، فَيُرِيدُ فِرَاقَهَا فَتَقُولُ أَمْسِكْنِي، وَاقْسِمْ لِي مَا شِئْتَ. قَالَتْ فَلاَ بَأْسَ إِذَا تَرَاضَيَا.
Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süfyan bize tahdis etti. [O] Hişam b. Urve'den, [o] babasından, [o da] Aişe —radıyallahu anha—'dan [nakletti]. [Aişe]: { وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا } “Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa...” [Nisâ, 128] ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu [durum], bir adamın karısında yaşlılık veya başka bir sebeple hoşuna gitmeyen bir hal görüp ondan ayrılmak istemesi halidir. [Bunun üzerine] kadının: 'Beni nikahında tut, [ancak karşılığında] bana ayıracağın vakti dilediğin gibi belirle,' demesidir. [Aişe devamla]: Eğer her ikisi de [bu hususta] karşılıklı rıza gösterirlerse bunda bir sakınca yoktur, demiştir.
2695. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، رضى الله عنهما قَالاَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ. فَقَامَ خَصْمُهُ فَقَالَ صَدَقَ، اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ. فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا، فَزَنَى بِامْرَأَتِهِ، فَقَالُوا لِي عَلَى ابْنِكَ الرَّجْمُ. فَفَدَيْتُ ابْنِي مِنْهُ بِمِائَةٍ مِنَ الْغَنَمِ وَوَلِيدَةٍ، ثُمَّ سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ، فَقَالُوا إِنَّمَا عَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ، أَمَّا الْوَلِيدَةُ وَالْغَنَمُ فَرَدٌّ عَلَيْكَ، وَعَلَى ابْنِكَ جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ، وَأَمَّا أَنْتَ يَا أُنَيْسُ ـ لِرَجُلٍ ـ فَاغْدُ عَلَى امْرَأَةِ هَذَا فَارْجُمْهَا ". فَغَدَا عَلَيْهَا أُنَيْسٌ فَرَجَمَهَا.
Âdem bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbn Ebi Zi'b bize tahdis etti. [Dedi ki]: Zühri bize tahdis etti. [O] Ubeydullah b. Abdullah'tan, [o da] Ebu Hureyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cühenî —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Şöyle dediler: Bir bedevi gelip: “Ey Allah'ın Resulü! Aramızda Allah'ın kitabına göre hükmet,” dedi. Hasmı da ayağa kalkıp: “Doğru söyledi; aramızda Allah'ın kitabına göre hükmet,” dedi. Bedevi [devamla] şöyle dedi: “Benim oğlum bu adamın yanında ücretli bir işçi [asîf] olarak çalışıyordu; [bu sırada] karısıyla zina etmiş. Bana: 'Oğlunun cezası recimdir [taşlanarak öldürülmektir],' dediler. Ben de [bu cezaya karşılık] oğlumu kurtarmak için yüz koyun ve bir cariye fidye verdim. Sonra ilim ehline sordum; onlar: 'Oğluna sadece yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası vardır,' dediler.” Bunun üzerine Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Vallahi aranızda Allah'ın kitabına göre hükmedeceğim: Cariye ve koyunlar sana iade edilecektir. Oğluna ise yüz sopa ve bir yıl sürgün cezası vardır. Sen de ey Üneys! —ashaptan birine hitaben— bu adamın karısına git; [eğer zina ettiğini itiraf ederse] onu recmet!” Üneys kadına gitti ve [itirafı üzerine] onu recmetti.
2697. Hadis
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ فَهُوَ رَدٌّ ". رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الْمَخْرَمِيُّ وَعَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَبِي عَوْنٍ عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ.
Yakup bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. [O] babasından, [o] el-Kasım b. Muhammed'den, [o da] Aişe —radıyallahu anha—'dan [nakletti] ki; Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Kim bizim şu [dinî] işimizde ondan olmayan bir şey ihdas ederse [yeni bir uygulama sokuşturursa], o [ihdas ettiği şey] reddedilmiştir.” Bu hadisi ayrıca Abdullah b. Cafer el-Mahramî ve Abdülvâhid b. Ebi Avn, Sa'd b. İbrahim üzerinden [naklen] rivayet etmişlerdir.
2698. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا صَالَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ الْحُدَيْبِيَةِ كَتَبَ عَلِيٌّ بَيْنَهُمْ كِتَابًا فَكَتَبَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ لاَ تَكْتُبْ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ، لَوْ كُنْتَ رَسُولاً لَمْ نُقَاتِلْكَ. فَقَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُهُ ". فَقَالَ عَلِيٌّ مَا أَنَا بِالَّذِي أَمْحَاهُ. فَمَحَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ، وَصَالَحَهُمْ عَلَى أَنْ يَدْخُلَ هُوَ وَأَصْحَابُهُ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلُوهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ، فَسَأَلُوهُ مَا جُلُبَّانُ السِّلاَحِ فَقَالَ الْقِرَابُ بِمَا فِيهِ.
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti. [Dedi ki]: Gunder bize tahdis etti. [Dedi ki]: Şu'be bize tahdis etti. [O] Ebu İshak'tan [nakletti]. [Ebu İshak] dedi ki: Berâ b. Âzib —radıyallahu anhumâ—'yı şöyle derken işitmiş: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Hudeybiye halkı [Mekkeli müşrikler] ile sulh yapınca, [Hz.] Ali aralarında [sulh] metnini yazdı. Metne: “Allah'ın Resulü Muhammed” diye yazdı. Müşrikler ise: “'Allah'ın Resulü Muhammed' diye yazma! Eğer senin [gerçekten] elçi olduğunu kabul etseydik seninle savaşmazdık,” dediler. Bunun üzerine [Resulullah], Ali'ye: “Onu sil!” buyurdu. Ali ise: “Onu silen kişi ben olmayacağım,” dedi. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— onu kendi eliyle sildi. Onlarla; kendisi ve ashabının [Mekke'ye] üç günlüğüne girmeleri ve oraya sadece kınındaki silahlarla [cülubbâni's-silâh] girmeleri şartıyla sulh yaptı. [Hadis ravilerine] “Cülubbâni's-silâh nedir?” diye sorulunca: “İçindekiyle beraber kındır,” cevabını verdiler.
2699. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ، فَأَبَى أَهْلُ مَكَّةَ أَنْ يَدَعُوهُ يَدْخُلُ مَكَّةَ، حَتَّى قَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، فَلَمَّا كَتَبُوا الْكِتَابَ كَتَبُوا هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالُوا لاَ نُقِرُّ بِهَا، فَلَوْ نَعْلَمُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ مَا مَنَعْنَاكَ، لَكِنْ أَنْتَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ. قَالَ " أَنَا رَسُولُ اللَّهِ وَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ". ثُمَّ قَالَ لِعَلِيٍّ " امْحُ رَسُولُ اللَّهِ ". قَالَ لاَ، وَاللَّهِ لاَ أَمْحُوكَ أَبَدًا، فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْكِتَابَ، فَكَتَبَ هَذَا مَا قَاضَى عَلَيْهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، لاَ يَدْخُلُ مَكَّةَ سِلاَحٌ إِلاَّ فِي الْقِرَابِ، وَأَنْ لاَ يَخْرُجَ مِنْ أَهْلِهَا بِأَحَدٍ، إِنْ أَرَادَ أَنْ يَتَّبِعَهُ، وَأَنْ لاَ يَمْنَعَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ أَرَادَ أَنْ يُقِيمَ بِهَا. فَلَمَّا دَخَلَهَا، وَمَضَى الأَجَلُ أَتَوْا عَلِيًّا، فَقَالُوا قُلْ لِصَاحِبِكَ اخْرُجْ عَنَّا فَقَدْ مَضَى الأَجَلُ. فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَتَبِعَتْهُمُ ابْنَةُ حَمْزَةَ يَا عَمِّ يَا عَمِّ. فَتَنَاوَلَهَا عَلِيٌّ فَأَخَذَ بِيَدِهَا، وَقَالَ لِفَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ دُونَكِ ابْنَةَ عَمِّكِ، احْمِلِيهَا. فَاخْتَصَمَ فِيهَا عَلِيٌّ وَزَيْدٌ وَجَعْفَرٌ، فَقَالَ عَلِيٌّ أَنَا أَحَقُّ بِهَا وَهْىَ ابْنَةُ عَمِّي. وَقَالَ جَعْفَرٌ ابْنَةُ عَمِّي وَخَالَتُهَا تَحْتِي. وَقَالَ زَيْدٌ ابْنَةُ أَخِي. فَقَضَى بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِخَالَتِهَا. وَقَالَ " الْخَالَةُ بِمَنْزِلَةِ الأُمِّ ". وَقَالَ لِعَلِيٍّ " أَنْتَ مِنِّي وَأَنَا مِنْكَ ". وَقَالَ لِجَعْفَرٍ " أَشْبَهْتَ خَلْقِي وَخُلُقِي ". وَقَالَ لِزَيْدٍ " أَنْتَ أَخُونَا وَمَوْلاَنَا ".
Ubeydullah b. Musa bize tahdis etti. [O] İsrail'den, [o] Ebu İshak'tan, [o da] Berâ —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Berâ] şöyle demiştir: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— Zilkade ayında umreye çıkmıştı. Mekke halkı onun Mekke'ye girmesine izin vermediler; nihayetinde orada üç gün kalması şartıyla onunla antlaşma yaptılar. Metni yazdıklarında oraya: “Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in yaptığı antlaşmadır,” diye yazdılar. [Müşrikler]: “Bunu kabul etmiyoruz. Eğer senin Allah'ın elçisi olduğunu bilseydik seni zaten menetmezdik. Lakin sen, Muhammed b. Abdullah'sın!” dediler. [Resulullah]: “Ben hem Allah'ın elçisiyim hem de Muhammed b. Abdullah'ım!” buyurdu. Sonra [Hz.] Ali'ye: “'Allah'ın Resulü' ibaresini sil!” dedi. Ali: “Hayır, vallahi seni [isminin yanından] asla silmem!” dedi. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— metni aldı ve: “Bu, Muhammed b. Abdullah'ın yaptığı antlaşmadır: Mekke'ye kınındaki silahlar dışında hiçbir silah sokulmayacak; oradan [Müslüman olup da] peşine takılmak isteyen hiç kimseyi beraberinde götürmeyecek ve ashabından orada kalmak isteyen kimseye de mani olmayacaktır,” diye yazdı. [Nebi] Mekke'ye girdi ve süre dolunca [Müşrikler] Ali'ye gelip: “Arkadaşına söyle, yanımızdan çıksın; süre bitti,” dediler. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— [Mekke'den] çıktı; peşine [Hz.] Hamza'nın kızı: “Amcacığım! Amcacığım!” diye seslenerek takıldı. Ali hemen onu tutup elinden yakaladı ve Fatıma —aleyhisselâm—'a: “Amcanın kızını al, onu götür,” dedi. Ali, Zeyd ve Cafer kızın [bakımı] hakkında davalaştılar. Ali: “O benim amcamın kızıdır, ona [bakmaya] en layık olan benim,” dedi. Cafer: “O benim amcamın kızıdır ve teyzesi nikahım altındadır,” dedi. Zeyd ise: “O benim kardeşimin kızıdır,” dedi. Bunun üzerine Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— kızın teyzesinde kalmasına hükmetti ve: “Teyze anne makamındadır,” buyurdu. Sonra Ali'ye: “Sen bendensin, ben de sendenim;” Cafer'e: “Suretin ve siretinle (yaratılış ve ahlakınla) bana benzedin;” Zeyd'e ise: “Sen bizim kardeşimiz ve mevlâmızsın,” buyurdu.
2700. Hadis
وَقَالَ مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَالَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ عَلَى ثَلاَثَةِ أَشْيَاءَ عَلَى أَنَّ مَنْ أَتَاهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ رَدَّهُ إِلَيْهِمْ، وَمَنْ أَتَاهُمْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ لَمْ يَرُدُّوهُ، وَعَلَى أَنْ يَدْخُلَهَا مِنْ قَابِلٍ وَيُقِيمَ بِهَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، وَلاَ يَدْخُلَهَا إِلاَّ بِجُلُبَّانِ السِّلاَحِ السَّيْفِ وَالْقَوْسِ وَنَحْوِهِ. فَجَاءَ أَبُو جَنْدَلٍ يَحْجُلُ فِي قُيُودِهِ فَرَدَّهُ إِلَيْهِمْ. قَالَ لَمْ يَذْكُرْ مُؤَمَّلٌ عَنْ سُفْيَانَ أَبَا جَنْدَلٍ وَقَالَ إِلاَّ بِجُلُبِّ السِّلاَحِ.
Musa b. Mes'ûd şöyle dedi: Süfyan b. Said bize tahdis etti. [O] Ebu İshak'tan, [o da] Berâ b. Âzib —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [Berâ] şöyle demiştir: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— Hudeybiye günü müşriklerle üç madde üzerine sulh yaptı: [Birincisi], müşriklerden kim [Müslüman olup] ona gelirse onu [müşriklere] geri verecek; [ikincisi], Müslümanlardan kim onlara giderse onu [Müslümanlara] geri vermeyecekler; [üçüncüsü ise Mekke'ye] gelecek yıl girecek ve orada üç gün kalacak, oraya sadece kınındaki silahlarla (kılıç, yay ve benzerleriyle) gireceklerdi. [Antlaşma metni yazıldığı sırada] Ebu Cendel zincirleri içinde seke seke çıkageldi; [ancak Resulullah şart gereği] onu onlara geri verdi. [Ravi dedi ki]: Müemmel, Süfyan'dan yaptığı rivayette Ebu Cendel'i zikretmedi ve “cülubbü's-silah” (silah kını) tabirini kullandı.
2701. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ مُعْتَمِرًا، فَحَالَ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْبَيْتِ، فَنَحَرَ هَدْيَهُ، وَحَلَقَ رَأْسَهُ بِالْحُدَيْبِيَةِ، وَقَاضَاهُمْ عَلَى أَنْ يَعْتَمِرَ الْعَامَ الْمُقْبِلَ، وَلاَ يَحْمِلَ سِلاَحًا عَلَيْهِمْ إِلاَّ سُيُوفًا، وَلاَ يُقِيمَ بِهَا إِلاَّ مَا أَحَبُّوا، فَاعْتَمَرَ مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ فَدَخَلَهَا كَمَا كَانَ صَالَحَهُمْ، فَلَمَّا أَقَامَ بِهَا ثَلاَثًا أَمَرُوهُ أَنْ يَخْرُجَ فَخَرَجَ.
Muhammed b. Râfi' bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süreyc b. en-Nu'mân bize tahdis etti. [Dedi ki]: Füleyh bize tahdis etti. [O] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti] ki; Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— umre yapmak üzere [Medine'den] çıkmıştı. Kureyş kâfirleri onunla Beytullah arasına girerek [Mekke'ye girişine] engel oldular. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Hudeybiye'de kurbanını kesti ve başını tıraş etti. Onlarla; gelecek yıl umre yapması, onlara karşı kılıçlar dışında hiçbir silah taşımaması ve orada ancak onların razı oldukları süre kadar kalması üzerine antlaşma yaptı. Gelecek yıl umresini yaptı ve Mekke'ye onlarla sulh olduğu şartlarda girdi. Orada üç gün kalınca müşrikler ondan çıkmasını istediler; o da çıkıp gitti.
2702. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ انْطَلَقَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ إِلَى خَيْبَرَ، وَهْىَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ.
Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Bişr bize tahdis etti. [Dedi ki]: Yahya, Büşeyr b. Yesâr'dan, [o da] Sehl b. Ebi Hasme'den [naklen] bize tahdis etti ki; [Sehl] şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl ve Muhayyisa b. Mes'ûd b. Zeyd, Hayber'e gittiler. O günlerde [Hayber halkı ile Müslümanlar arasında] sulh (barış antlaşması) vardı.
2703. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ أَنَّ الرُّبَيِّعَ ـ وَهْىَ ابْنَةُ النَّضْرِ ـ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا الأَرْشَ وَطَلَبُوا الْعَفْوَ، فَأَبَوْا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُمْ بِالْقِصَاصِ. فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا فَقَالَ " يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ". فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَعَفَوْا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ". زَادَ الْفَزَارِيُّ عَنْ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَقَبِلُوا الأَرْشَ.
Muhammed b. Abdullah el-Ensârî bize tahdis etti. [Dedi ki]: Humeyd bana tahdis etti ki; Enes [b. Malik] onlara şöyle tahdis etmiştir: er-Rubeyyi' —ki o en-Nadr'ın kızıdır— bir cariyenin ön dişini kırdı. [Rubeyyi'nin ailesi karşı tarafa] tazminat [arş] ödemeyi veya kendilerini affetmelerini teklif ettilerse de onlar bunu reddedip durumu Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e götürdüler. [Resulullah] kısas yapılmasına hükmetti. Bunun üzerine [Rubeyyi'nin kardeşi] Enes b. en-Nadr: “Ey Allah'ın Resulü! er-Rubeyyi'nin ön dişi mi kırılacak? Hayır, seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki onun dişi kırılmayacaktır!” dedi. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—: “Ey Enes! Allah'ın hükmü/kitabı kısastır,” buyurdu. [Bu söz üzerine karşı taraf] razı olup affettiler. Bunun üzerine Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—: “Allah'ın kullarından öyleleri vardır ki, bir konuda Allah adına yemin etse, Allah onu yemininde haklı çıkarır,” buyurdu. el-Fezârî'nin rivayetinde ise: “Topluluk razı oldular ve tazminatı kabul ettiler,” denilmiştir.
2704. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ اسْتَقْبَلَ وَاللَّهِ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ مُعَاوِيَةَ بِكَتَائِبَ أَمْثَالِ الْجِبَالِ فَقَالَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ إِنِّي لأَرَى كَتَائِبَ لاَ تُوَلِّي حَتَّى تَقْتُلَ أَقْرَانَهَا. فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ ـ وَكَانَ وَاللَّهِ خَيْرَ الرَّجُلَيْنِ ـ أَىْ عَمْرُو إِنْ قَتَلَ هَؤُلاَءِ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ هَؤُلاَءِ مَنْ لِي بِأُمُورِ النَّاسِ مَنْ لِي بِنِسَائِهِمْ، مَنْ لِي بِضَيْعَتِهِمْ فَبَعَثَ إِلَيْهِ رَجُلَيْنِ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ سَمُرَةَ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَامِرِ بْنِ كُرَيْزٍ، فَقَالَ اذْهَبَا إِلَى هَذَا الرَّجُلِ فَاعْرِضَا عَلَيْهِ، وَقُولاَ لَهُ، وَاطْلُبَا إِلَيْهِ. فَأَتَيَاهُ، فَدَخَلاَ عَلَيْهِ فَتَكَلَّمَا، وَقَالاَ لَهُ، فَطَلَبَا إِلَيْهِ، فَقَالَ لَهُمَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ إِنَّا بَنُو عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، قَدْ أَصَبْنَا مِنْ هَذَا الْمَالِ، وَإِنَّ هَذِهِ الأُمَّةَ قَدْ عَاثَتْ فِي دِمَائِهَا. قَالاَ فَإِنَّهُ يَعْرِضُ عَلَيْكَ كَذَا وَكَذَا وَيَطْلُبُ إِلَيْكَ وَيَسْأَلُكَ. قَالَ فَمَنْ لِي بِهَذَا قَالاَ نَحْنُ لَكَ بِهِ. فَمَا سَأَلَهُمَا شَيْئًا إِلاَّ قَالاَ نَحْنُ لَكَ بِهِ. فَصَالَحَهُ، فَقَالَ الْحَسَنُ وَلَقَدْ سَمِعْتُ أَبَا بَكْرَةَ يَقُولُ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ إِلَى جَنْبِهِ، وَهْوَ يُقْبِلُ عَلَى النَّاسِ مَرَّةً وَعَلَيْهِ أُخْرَى وَيَقُولُ " إِنَّ ابْنِي هَذَا سَيِّدٌ، وَلَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يُصْلِحَ بِهِ بَيْنَ فِئَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ". قَالَ لِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِنَّمَا ثَبَتَ لَنَا سَمَاعُ الْحَسَنِ مِنْ أَبِي بَكْرَةَ بِهَذَا الْحَدِيثِ.
Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süfyan bize tahdis etti. [O] Ebu Musa'dan [nakletti]. [Ebu Musa] dedi ki: Hasan el-Basrî'yi şöyle derken işitmiş: Vallahi Hasan b. Ali, [Muâviye'nin üzerine] dağlar gibi devasa ordularla yürüdü. [Bunu gören] Amr b. el-As: “Ben öyle ordular görüyorum ki, akranlarını [karşılarındakileri] yok etmeden geri dönmezler!” dedi. Muâviye —ki vallahi o ikisi arasından [o fitne anında kamu yararını düşünerek] daha hayırlı davrananıydı— ona şöyle dedi: “Ey Amr! Şayet bunlar şunları, şunlar da bunları öldürürse; o zaman insanların işlerini kim üstlenecek? Kim onların hanımlarına kefil olacak? Kim onların mallarına/işlerine bakacak?” Bunun üzerine Muâviye, Kureyş'in Abdüşemsoğulları kolundan Abdurrahman b. Semure ile Abdullah b. Âmir b. Küreyz'i ona [Hasan'a] gönderdi ve onlara: “Bu adamın yanına gidin, ona [sulhu] teklif edin, konuşun ve barış talep edin,” dedi. İkisi Hasan'ın yanına gelip huzuruna girdiler; meseleyi konuştular ve sulh talep ettiler. Hasan b. Ali onlara: “Biz Abdülmuttaliboğullarıyız; biz bu dünya malına [devlet bütçesine/harcamalarına] alıştık [muhtacız], halbuki bu ümmet birbirinin kanına bulaştı!” dedi. O iki kişi: “[Muâviye] sana şöyle şöyle tekliflerde bulunuyor, sulh istiyor ve ricada bulunuyor,” dediler. Hasan: “Peki buna [sözlerin tutulacağına] bana kim kefil olacak?” deyince, onlar: “Biz senin için buna kefiliz,” dediler. Hasan onlara ne sorduysa hepsi için: “Biz kefiliz,” dediler. Böylece Hasan [Muâviye ile] sulh yaptı. Hasan [Basrî devamla] dedi ki: Ebu Bekre'yi şöyle derken işittim: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'i minberde, Hasan b. Ali de yanında iken gördüm. [Peygamber] bir insanlara bir de ona bakıyor ve: “Bu benim oğlum bir efendidir [seyyid]; umulur ki Allah onun vesilesiyle Müslümanlardan iki büyük topluluğu barıştırır,” buyuruyordu. [Ali b. el-Medînî]: “Bana Ali b. Abdullah [el-Medînî] şöyle dedi: Hasan el-Basrî'nin Ebu Bekre'den bu hadisi bizzat işittiği bizim nezdimizde bu rivayetle sabit olmuştur.”
2705. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي الرِّجَالِ، مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أُمَّهُ، عَمْرَةَ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَتْ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَقُولُ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَوْتَ خُصُومٍ بِالْبَابِ عَالِيَةٍ أَصْوَاتُهُمَا، وَإِذَا أَحَدُهُمَا يَسْتَوْضِعُ الآخَرَ، وَيَسْتَرْفِقُهُ فِي شَىْءٍ وَهْوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَفْعَلُ. فَخَرَجَ عَلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَيْنَ الْمُتَأَلِّي عَلَى اللَّهِ لاَ يَفْعَلُ الْمَعْرُوفَ ". فَقَالَ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَلَهُ أَىُّ ذَلِكَ أَحَبَّ.
İsmail b. Ebi Üveys bize tahdis etti. [Dedi ki]: Kardeşim [Abdülhamid] bana tahdis etti. [O] Süleyman'dan, [o] Yahya b. Said'den, [o da] Ebu'r-Ricâl Muhammed b. Abdurrahman'dan [nakletti]. [Muhammed b. Abdurrahman'ın] annesi Amre bint Abdurrahman şöyle demiştir: Aişe —radıyallahu anha—'yı şöyle derken işittim: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— kapı önünde birbirlerine karşı sesleri yükselen davacıların sesini işitti. O sırada taraflardan biri [borçlusundan], borcun bir kısmını indirmesini [vaz'] ve [ödeme hususunda] kendisine kolaylık göstermesini [rıfk] istiyor; öbürü ise: “Vallahi yapmam!” diyordu. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— onların yanına çıktı ve: “İyilik yapmayacağına dair Allah adına yemin eden kişi nerede?” buyurdu. [O kişi]: “Benim ey Allah'ın Resulü! Hasmım o iki isteğinden hangisini severse öyle olsun [onun için o olsun],” dedi.
2706. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ كَانَ لَهُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حَدْرَدٍ الأَسْلَمِيِّ مَالٌ، فَلَقِيَهُ فَلَزِمَهُ حَتَّى ارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا، فَمَرَّ بِهِمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا كَعْبُ ". فَأَشَارَ بِيَدِهِ كَأَنَّهُ يَقُولُ النِّصْفَ. فَأَخَذَ نِصْفَ مَا عَلَيْهِ وَتَرَكَ نِصْفًا.
Yahya b. Bukeyr bize tahdis etti. [Dedi ki]: Leys bize tahdis etti. [O] Cafer b. Rebîa'dan, [o] el-A'rec'den [nakletti]. [el-A'rec] dedi ki: Abdullah b. Ka'b b. Malik bana tahdis etti. [O da] babası Ka'b b. Malik'ten [nakletti] ki; kendisinin Abdullah b. Ebi Hadred el-Eslemî'den alacağı [borcu] vardı. [Ka'b] onunla karşılaşınca borcunu ödetmek için peşini bırakmadı, hatta sesleri iyice yükseldi. [Bu sırada] yanlarından Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— geçti ve: “Ey Ka'b!” diye seslendi. Sonra eliyle [alacağının] yarısını [indirmesini] işaret etti. Bunun üzerine Ka'b, borcun yarısını aldı ve diğer yarısından vazgeçti.
2707. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُّ سُلاَمَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ يَعْدِلُ بَيْنَ النَّاسِ صَدَقَةٌ ".
İshak bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdürrezzak bize haber verdi. [Dedi ki]: Ma'mer bize haber verdi. [O] Hemmâm'dan, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [nakletti] ki; Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Güneşin doğduğu her gün için, insanların her bir eklemi [sulâmâ] için bir sadaka [borcu] vardır: İki kişinin arasını bulup onları barıştırmak da bir sadakadır.”
2708. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الزُّبَيْرَ، كَانَ يُحَدِّثُ أَنَّهُ خَاصَمَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي شِرَاجٍ مِنَ الْحَرَّةِ كَانَا يَسْقِيَانِ بِهِ كِلاَهُمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلْ إِلَى جَارِكَ ". فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ آنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " اسْقِ ثُمَّ احْبِسْ حَتَّى يَبْلُغَ الْجَدْرَ ". فَاسْتَوْعَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَئِذٍ حَقَّهُ لِلزُّبَيْرِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ ذَلِكَ أَشَارَ عَلَى الزُّبَيْرِ بِرَأْىٍ سَعَةٍ لَهُ وَلِلأَنْصَارِيِّ، فَلَمَّا أَحْفَظَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَوْعَى لِلزُّبَيْرِ حَقَّهُ فِي صَرِيحِ الْحُكْمِ. قَالَ عُرْوَةُ قَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ مَا أَحْسِبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ إِلاَّ فِي ذَلِكَ {فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ} الآيَةَ.
Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [Dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O] Zühri'den [nakletti]. [Zühri] dedi ki: Urve b. ez-Zübeyr bana, [babası] Zübeyr'in şöyle tahdis ettiğini haber verdi: Zübeyr, Harre bölgesindeki su kanalları [şirâc] sebebiyle Bedir ashabından Ensarî bir adamla Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in huzurunda davalaştı. Her ikisi de bu kanalla arazilerini suluyorlardı. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Zübeyr'e [hitaben]: “Ey Zübeyr! Sen sula, sonra suyu komşuna bırak,” buyurdu. Ensarî [adam] buna öfkelenerek: “Ey Allah'ın Resulü! [Halanın oğlu] olduğu için mi [böyle hükmettin]?” dedi. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in yüzünün rengi [öfkeden] değişti ve: “Sula; sonra su [ağaç diplerindeki] sedde ulaşana kadar onu tut!” buyurdu. Böylece Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— o anda açık hükmüyle Zübeyr'in hakkını eksiksiz verdirdi. Halbuki Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— daha önce Zübeyr'e, hem kendisine hem de Ensarî'ye kolaylık sağlayacak esnek bir sulh yoluyla işaret buyurmuştu. Fakat Ensarî adam Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'i öfkelendirince, [Resulullah] sarih hükmüyle Zübeyr'in hakkını tam olarak iade ettirdi. Zübeyr: “Vallahi şu ayetin sadece bu olay üzerine nazil olduğunu düşünüyorum,” demiştir: { فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ } “Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” [Nisâ, 65]
2709. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ تُوُفِّيَ أَبِي وَعَلَيْهِ دَيْنٌ، فَعَرَضْتُ عَلَى غُرَمَائِهِ أَنْ يَأْخُذُوا التَّمْرَ بِمَا عَلَيْهِ، فَأَبَوْا وَلَمْ يَرَوْا أَنَّ فِيهِ وَفَاءً، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ " إِذَا جَدَدْتَهُ فَوَضَعْتَهُ فِي الْمِرْبَدِ آذَنْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ". فَجَاءَ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَجَلَسَ عَلَيْهِ، وَدَعَا بِالْبَرَكَةِ ثُمَّ قَالَ " ادْعُ غُرَمَاءَكَ، فَأَوْفِهِمْ ". فَمَا تَرَكْتُ أَحَدًا لَهُ عَلَى أَبِي دَيْنٌ إِلاَّ قَضَيْتُهُ، وَفَضَلَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ وَسْقًا سَبْعَةٌ عَجْوَةٌ، وَسِتَّةٌ لَوْنٌ أَوْ سِتَّةٌ عَجْوَةٌ وَسَبْعَةٌ لَوْنٌ، فَوَافَيْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَغْرِبَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَضَحِكَ فَقَالَ " ائْتِ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَأَخْبِرْهُمَا ". فَقَالاَ لَقَدْ عَلِمْنَا إِذْ صَنَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا صَنَعَ أَنْ سَيَكُونُ ذَلِكَ. وَقَالَ هِشَامٌ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ صَلاَةَ الْعَصْرِ. وَلَمْ يَذْكُرْ أَبَا بَكْرٍ وَلاَ ضَحِكَ، وَقَالَ وَتَرَكَ أَبِي عَلَيْهِ ثَلاَثِينَ وَسْقًا دَيْنًا. وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ وَهْبٍ عَنْ جَابِرٍ صَلاَةَ الظُّهْرِ.
Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülvehhâb bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ubeydullah bize tahdis etti. [O] Vehb b. Keysân'dan, [o da] Câbir b. Abdullah —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [Câbir] şöyle demiştir: Babam [şehit olduğunda] üzerinde borç bırakmıştı. Ben de alacaklılarına, borca karşılık hurmaları almalarını teklif ettim; fakat borcun tamamını karşılamayacağını düşünerek kabul etmediler. Bunun üzerine Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelip durumu anlattım. [Efendimiz]: “Hurmaları topladığında ve onları harman yerine [mirbed] koyduğunda bana haber ver,” buyurdu. [Haber verince] yanına Ebu Bekir ve Ömer'i de alarak geldi ve [hurma yığınının] üzerine oturdu; ardından bereket duası etti. Sonra: “Alacaklılarını çağır ve onlara borçlarını öde!” buyurdu. Babamın üzerinde alacağı olan hiç kimse kalmayacak şekilde borçların tamamını ödedim. Hatta geriye on üç vesk arttı: Bunların yedisi acve, altısı levin [karışık hurma] idi —veya altısı acve yedisi levin idi—. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— ile akşam namazında karşılaştığımda durumu ona anlattım. [Efendimiz] güldü ve: “Ebu Bekir ve Ömer'e git, onlara da müjdeyi ver,” buyurdu. [Gidip söylediğimde] onlar: “Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— o işlemi [duayı] yapınca böyle bir bereketin tecelli edeceğini zaten anlamıştık,” dediler. Hişam, Vehb kanalıyla Câbir'den yaptığı rivayette vaktin ikindi namazı olduğunu belirtmiş; Ebu Bekir'i ve Peygamber'in gülmesini zikretmemiş, ancak babasının üzerinde otuz vesk borç bıraktığını kaydetmiştir. İbn İshak ise vaktin öğle namazı olduğunu söylemiştir.
2710. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبٍ، أَنَّ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، تَقَاضَى ابْنَ أَبِي حَدْرَدٍ دَيْنًا كَانَ لَهُ عَلَيْهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، فَارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا حَتَّى سَمِعَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي بَيْتٍ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمَا حَتَّى كَشَفَ سِجْفَ حُجْرَتِهِ، فَنَادَى كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ فَقَالَ " يَا كَعْبُ ". فَقَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَأَشَارَ بِيَدِهِ أَنْ ضَعِ الشَّطْرَ. فَقَالَ كَعْبٌ قَدْ فَعَلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُمْ فَاقْضِهِ ".
Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti. [Dedi ki]: Osman b. Ömer bize tahdis etti. [Dedi ki]: Yunus bize haber verdi. Ayrıca Leys: “Yunus, İbn Şihab'dan [naklen] bana tahdis etti,” demiştir. [İbn Şihab] dedi ki: Abdullah b. Ka'b, babası Ka'b b. Malik'in kendisine şöyle haber verdiğini bildirdi: Ka'b b. Malik, Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— zamanında, bir alacağı sebebiyle İbn Ebi Hadred'den mescitte borcunu ödemesini istedi. Bu esnada sesleri o kadar yükseldi ki, evinde bulunan Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— onları işitti. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— hücresinin perdesini [sicf] açarak yanlarına çıktı ve Ka'b b. Malik'e: “Ey Ka'b!” diye seslendi. Ka'b: “Buyur [lebbeyk] ey Allah'ın Resulü!” dedi. Resulullah eliyle [alacağının] yarısını [indirmesini] işaret etti. Ka'b: “İstediğini yaptım [vazgeçtim] ey Allah'ın Resulü!” dedi. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— borçluya: “Haydi kalk, [kalan borcu] ona öde!” buyurdu.