Hileler Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

6953. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ يَخْطُبُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ هَاجَرَ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ‏"‏‏.‏

Ebu'n-Numan bize tahdis etti, Hammad b. Zeyd bize tahdis etti; Yahya b. Said’den; Muhammed b. İbrahim’den; Alkame b. Vakkas’tan [naklederek]. Dedi ki: Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh’ı hutbe verirken işittim. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Ey insanlar! Ameller ancak niyetledir. Kişi için ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Resulüne ise, onun hicreti Allah’a ve Resulüne (yapılmış)dir. Kim de elde edeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de kendisine hicret ettiği şeye (yapılmış)dır.”

6954. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ صَلاَةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أَحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ ‏"‏‏.‏

İshak bana tahdis etti, Abdurrezzak bize tahdis etti; Ma'mer’den; Hemmam’dan; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. Buyurdu ki: “Allah sizden birinin namazını, abdesti bozulduğu zaman, abdest almadıkça kabul etmez.”

6955. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَتَبَ لَهُ فَرِيضَةَ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Abdullah el-Ensarî bize tahdis etti, babam bize tahdis etti, Sümame b. Abdullah b. Enes bize tahdis etti. Enes ona tahdis etmiş ki, Ebu Bekir ona Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in farz kıldığı sadaka (zekat) farizasını yazmış (ve mektupta şu ifade yer almış): “Sadaka (verme) korkusuyla ne ayrı olanlar birleştirilir, ne de toplu olanlar ayrılır.”

6956. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَائِرَ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مَاذَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏"‏ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ، إِلاَّ أَنْ تَطَوَّعَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الصِّيَامِ قَالَ ‏"‏ شَهْرَ رَمَضَانَ، إِلاَّ أَنْ تَطَوَّعَ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَخْبِرْنِي بِمَا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ مِنَ الزَّكَاةِ قَالَ فَأَخْبَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ‏.‏ قَالَ وَالَّذِي أَكْرَمَكَ لاَ أَتَطَوَّعُ شَيْئًا وَلاَ أَنْقُصُ مِمَّا فَرَضَ اللَّهُ عَلَىَّ شَيْئًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ دَخَلَ الْجَنَّةَ إِنْ صَدَقَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ فِي عِشْرِينَ وَمِائَةِ بَعِيرٍ حِقَّتَانِ‏.‏ فَإِنْ أَهْلَكَهَا مُتَعَمِّدًا، أَوْ وَهَبَهَا أَوِ احْتَالَ فِيهَا فِرَارًا مِنَ الزَّكَاةِ، فَلاَ شَىْءَ عَلَيْهِ‏.‏

Kuteybe bize tahdis etti, İsmail b. Cafer bize tahdis etti; Ebu Süheyl’den; babasından; Talha b. Ubeydullah’tan [naklederek]. Saçı başı dağınık bir bedevi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın bana namazdan neyi farz kıldığını haber ver” dedi. (Efendimiz): “Beş vakit namazı. Ancak nafile (tatavvu) kılarsan o müstesna” buyurdu. “Allah’ın bana oruçtan neyi farz kıldığını haber ver” dedi. “Ramazan ayını. Ancak nafile tutarsan o müstesna” buyurdu. “Zekattan bana neyi farz kıldığını haber ver” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona İslam’ın şeriatlarını (hükümlerini) haber verdi. (Adam) dedi ki: “Seni ikram ile gönderene (Allah'a) yemin olsun ki, (buna) ne nafile eklerim ne de Allah’ın bana farz kıldığından bir şey eksiltirim.” Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer doğru söylediyse kurtuluşa erdi” —veya: “Eğer doğru söylediyse cennete girdi”— buyurdu. Bazı insanlar “Yüz yirmi devede iki hakka vardır. Eğer (mal sahibi) zekattan kaçmak için onları kasten telef eder, hibe eder veya bir hileye başvurursa, ona bir şey (sorumluluk) yoktur” dediler.

6957. Hadis

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَكُونُ كَنْزُ أَحَدِكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ، يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ فَيَطْلُبُهُ وَيَقُولُ أَنَا كَنْزُكَ‏.‏ قَالَ وَاللَّهِ لَنْ يَزَالَ يَطْلُبُهُ حَتَّى يَبْسُطَ يَدَهُ فَيُلْقِمَهَا فَاهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِذَا مَا رَبُّ النَّعَمِ لَمْ يُعْطِ حَقَّهَا، تُسَلَّطُ عَلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، تَخْبِطُ وَجْهَهُ بِأَخْفَافِهَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ فِي رَجُلٍ لَهُ إِبِلٌ، فَخَافَ أَنْ تَجِبَ عَلَيْهِ الصَّدَقَةُ، فَبَاعَهَا بِإِبِلٍ مِثْلِهَا، أَوْ بِغَنَمٍ، أَوْ بِبَقَرٍ، أَوْ بِدَرَاهِمَ، فِرَارًا مِنَ الصَّدَقَةِ بِيَوْمٍ، احْتِيَالاً فَلاَ بَأْسَ عَلَيْهِ، وَهْوَ يَقُولُ إِنْ زَكَّى إِبِلَهُ قَبْلَ أَنْ يَحُولَ الْحَوْلُ بِيَوْمٍ أَوْ بِسَنَةٍ، جَازَتْ عَنْهُ‏.‏

İshak bana tahdis etti, Abdurrezzak bize tahdis etti, Ma'mer bize tahdis etti; Hemmam’dan; Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden birinin hazinesi (zekatı verilmemiş malı) Kıyamet günü kel (zehirinin şiddetinden başının tüyleri dökülmüş) bir yılan olacaktır. Sahibi ondan kaçacak, o ise onu kovalayacak ve: ‘Ben senin hazinim!’ diyecektir. (Ravi) dedi ki: Vallahi onu kovalamaya devam edecek, ta ki (sahibi) elini uzatacak ve (yılan) onu ağzına alıp yutacaktır (lokma yapacaktır).” (Yine) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deve ve sığır (ne'am) sahibi onun hakkını (zekatını) vermezse, Kıyamet günü (hayvanlar) ona musallat edilir ve yüzünü tırnaklarıyla (veya tabanlarıyla) ezerler.” Bazı insanlar dedi ki: “Bir adamın develeri olsa ve (üzerine) zekatın vacip olmasından korksa, zekattan kaçmak için (senenin dolmasına) bir gün kala hile yaparak onları benzeri develerle veya koyunla veya sığırla veya dirhemlerle değiştirse (satsa), ona bir beis (sorumluluk) yoktur.” Ve (yine o kimse) diyor ki: “Eğer develerinin zekatını sene dolmadan bir gün veya bir sene önce verirse, (bu) ondan geçerli olur (kabul edilir).”

6959. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ اسْتَفْتَى سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ، تُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِذَا بَلَغَتِ الإِبِلُ عِشْرِينَ، فَفِيهَا أَرْبَعُ شِيَاهٍ، فَإِنْ وَهَبَهَا قَبْلَ الْحَوْلِ أَوْ بَاعَهَا، فِرَارًا وَاحْتِيَالاً لإِسْقَاطِ الزَّكَاةِ، فَلاَ شَىْءَ عَلَيْهِ، وَكَذَلِكَ إِنْ أَتْلَفَهَا فَمَاتَ، فَلاَ شَىْءَ فِي مَالِهِ‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti, Leys bize tahdis etti; İbn Şihab’dan; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den; İbn Abbas’tan [naklederek]. Dedi ki: Sa'd b. Ubade el-Ensarî, annesinin üzerinde bulunan ve onu yerine getiremeden vefat ettiği bir adak (nezir) hakkında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den fetva istedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onun adına (adağını) yerine getir” buyurdu. Bazı insanlar dedi ki: “Develer yirmiye ulaşınca onlarda dört koyun (zekat) vardır. Eğer (sahibi), zekatı düşürmek amacıyla bir hile ve kaçış olarak, sene dolmadan önce onları hibe eder veya satarsa, kendisine bir şey (sorumluluk) yoktur. Aynı şekilde eğer onları telef eder ve ölürse, malından bir şey (zekat) alınmaz.”

6960. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الشِّغَارِ‏.‏ قُلْتُ لِنَافِعٍ مَا الشِّغَارُ قَالَ يَنْكِحُ ابْنَةَ الرَّجُلِ وَيُنْكِحُهُ ابْنَتَهُ بِغَيْرِ صَدَاقٍ، وَيَنْكِحُ أُخْتَ الرَّجُلِ وَيُنْكِحُهُ أُخْتَهُ بِغَيْرِ صَدَاقٍ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ حَتَّى تَزَوَّجَ عَلَى الشِّغَارِ، فَهْوَ جَائِزٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ‏.‏ وَقَالَ فِي الْمُتْعَةِ النِّكَاحُ فَاسِدٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمُ الْمُتْعَةُ وَالشِّغَارُ جَائِزٌ، وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, Yahya b. Said bize tahdis etti; Ubeydullah’tan. Dedi ki: Nafi bana tahdis etti; Abdullah radıyallahu anh’tan [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şigardan (değişik yaparak evlenmekten) nehyetti. Nafi'e: “Şigar nedir?” dedim. Dedi ki: “Kişinin bir adamın kızıyla evlenmesi ve (buna karşılık) ona kendi kızını nikahlaması ve arada mehir olmamasıdır. Ve kişinin bir adamın kız kardeşiyle evlenmesi ve (buna karşılık) ona kendi kız kardeşini nikahlaması ve arada mehir olmamasıdır.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer hile yaparak şigar üzerine evlenirse bu caizdir, şart ise batıldır.” (Yine o kimse) mut'a hakkında: “Nikah fasittir, şart batıldır” dedi. Bazıları da: “Mut'a ve şigar caizdir, şart batıldır” dediler.

6961. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنِ الْحَسَنِ، وَعَبْدِ اللَّهِ، ابْنَىْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ أَبِيهِمَا، أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ قِيلَ لَهُ إِنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ لاَ يَرَى بِمُتْعَةِ النِّسَاءِ بَأْسًا‏.‏ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْهَا يَوْمَ خَيْبَرَ، وَعَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ حَتَّى تَمَتَّعَ، فَالنِّكَاحُ فَاسِدٌ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمُ النِّكَاحُ جَائِزٌ وَالشَّرْطُ بَاطِلٌ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, Yahya bize tahdis etti; Ubeydullah b. Ömer’den, Zühri bize tahdis etti; Muhammed b. Ali’nin (İbnü'l-Hanefiyye) oğulları Hasan ve Abdullah’tan; babalarından [naklederek]. Ali radıyallahu anh’a: “İbn Abbas kadınlarla mut'a (nikahı) yapmakta bir sakınca görmüyor” denildi. Bunun üzerine (Ali) dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü ondan ve evcil eşek etlerinden (yemekten) nehyetti.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer hile yaparak mut'a yaparsa, nikah fasittir.” Bazıları da: “Nikah caizdir, şart batıldır” dediler.

6962. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يُمْنَعُ فَضْلُ الْمَاءِ لِيُمْنَعَ بِهِ فَضْلُ الْكَلإِ ‏"‏‏.‏

İsmail bize tahdis etti, Malik bize tahdis etti; Ebu'z-Zinad’dan; A'rec’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Fazla otu (başkasına) vermemek (otlatmamak) için fazla su engellenmez.”

6963. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ النَّجْشِ‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti; Malik’ten; Nafi’den; İbn Ömer’den [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem neceşten (fiyat kızıştırmaktan) nehyetti.

6964. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَجُلاً، ذَكَرَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ يُخْدَعُ فِي الْبُيُوعِ فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا بَايَعْتَ فَقُلْ لاَ خِلاَبَةَ ‏"‏‏.‏

İsmail bize tahdis etti, Malik bize tahdis etti; Abdullah b. Dinar’dan; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e alışverişlerde aldatıldığını zikretti (söyledi). (Efendimiz): “Alışveriş yaptığın zaman ‘La hilâbe (aldatma yok)’ de” buyurdu.

6965. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ عُرْوَةُ يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏}‏‏.‏ قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا، فَيُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ نِسَائِهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، ثُمَّ اسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ‏}‏ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti, Şuayb bize tahdis etti; Zühri’den. Dedi ki: Urve, Aişe’ye şu ayeti sorduğunu anlatırdı: { Yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sizin için hoş (ve helal) olan kadınlardan (ikişer, üçer, dörder) nikahlayın. } (Nisa, 3). (Aişe) dedi ki: O, velisinin himayesinde (hicr) olan yetim bir kızdır. (Velisi) onun malına ve güzelliğine rağbet eder. Onunla, emsali kadınların mehrinden (sünnetinden) daha aşağı bir mehirle evlenmek ister. Mehrini tamamlayarak onlara adaletli davranmadıkça, onlarla evlenmeleri yasaklandı. Sonra insanlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den fetva istediler. Allah: { Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar } (Nisa, 127) ayetini indirdi...” (Ravi) hadisi (tamamını) zikretti.

6966. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; Abdullah b. Dinar’dan; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Buyurdu ki: “Her vefasız (gaddar) için Kıyamet günü bir sancak vardır, onunla tanınır.”

6967. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ، وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ، وَأَقْضِيَ لَهُ عَلَى نَحْوِ مَا أَسْمَعُ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا، فَلاَ يَأْخُذْ، فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Kesir bize tahdis etti; Süfyan’dan; Hişam’dan; Urve’den; Ümmü Seleme’nin kızı Zeyneb’den; Ümmü Seleme’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Buyurdu ki: “Ben ancak bir beşerim. Siz benim huzurumda davalaşıyorsunuz. Olur ki biriniz delilini anlatmada diğerinden daha düzgün (ikna edici) konuşur, ben de işittiğime göre onun lehine hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şeye hükmetmişsem (onu) almasın. Çünkü ben ona ancak ateşten bir parça ayırmış (olur)um.”

6968. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ، وَلاَ الثَّيِّبُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ ‏"‏‏.‏ فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ إِذْنُهَا قَالَ ‏"‏ إِذَا سَكَتَتْ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنْ لَمْ تُسْتَأْذَنِ الْبِكْرُ وَلَمْ تَزَوَّجْ‏.‏ فَاحْتَالَ رَجُلٌ فَأَقَامَ شَاهِدَىْ زُورٍ أَنَّهُ تَزَوَّجَهَا بِرِضَاهَا، فَأَثْبَتَ الْقَاضِي نِكَاحَهَا، وَالزَّوْجُ يَعْلَمُ أَنَّ الشَّهَادَةَ بَاطِلَةٌ، فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَطَأَهَا، وَهْوَ تَزْوِيجٌ صَحِيحٌ‏.‏

Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, Hişam bize tahdis etti, Yahya b. Ebi Kesir bize tahdis etti; Ebu Seleme’den; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Buyurdu ki: “Bakire (baba evindeki kız), izni alınmadan nikahlanmaz. Dul (seyyib) ise emri (kendi kararı) alınmadan nikahlanmaz.” “Ey Allah’ın Resulü! İzni nasıldır?” denildi. Buyurdu ki: “Sustuğu zaman(dır).” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer bakireden izin istenmez ve evlenmezse; sonra bir adam hile yaparak, (kadının) rızasıyla evlendiğine dair iki yalancı şahit dikerse, kadı (hakim) da nikahını onaylarsa (sabit görürse); koca da şahitliğin batıl (yalan) olduğunu bildiği halde onunla (kadınla) cinsel ilişkiye girmesinde bir sakınca yoktur ve bu sahih bir evliliktir.”

6969. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ، أَنَّ امْرَأَةً، مِنْ وَلَدِ جَعْفَرٍ تَخَوَّفَتْ أَنْ يُزَوِّجَهَا وَلِيُّهَا وَهْىَ كَارِهَةٌ فَأَرْسَلَتْ إِلَى شَيْخَيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَمُجَمِّعٍ ابْنَىْ جَارِيَةَ قَالاَ فَلاَ تَخْشَيْنَ، فَإِنَّ خَنْسَاءَ بِنْتَ خِذَامٍ أَنْكَحَهَا أَبُوهَا وَهْىَ كَارِهَةٌ، فَرَدَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ذَلِكَ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَأَمَّا عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ عَنْ أَبِيهِ إِنَّ خَنْسَاءَ‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti, Yahya b. Said bize tahdis etti; Kasım’dan [naklederek]. Cafer’in çocuklarından (soyundan) bir kadın, velisinin kendisini istemediği halde evlendirmesinden korktu. Ensar’ın şeyhlerinden (ileri gelenlerinden) iki kişiye, Cariye’nin oğulları Abdurrahman ve Mücemmi’e (haber) gönderdi. İkisi dediler ki: “Korkma! Çünkü Hansa bint Hizam’ı babası istemediği halde nikahlamıştı da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bunu reddetmişti.” Süfyan dedi ki: Abdurrahman’a gelince, ben onu babasından (naklederek) şöyle derken işittim: “Şüphesiz Hansa...”

6970. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تُنْكَحُ الأَيِّمُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ، وَلاَ تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ ‏"‏‏.‏ قَالُوا كَيْفَ إِذْنُهَا قَالَ ‏"‏ أَنْ تَسْكُتَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ احْتَالَ إِنْسَانٌ بِشَاهِدَىْ زُورٍ عَلَى تَزْوِيجِ امْرَأَةٍ ثَيِّبٍ بِأَمْرِهَا، فَأَثْبَتَ الْقَاضِي نِكَاحَهَا إِيَّاهُ، وَالزَّوْجُ يَعْلَمُ أَنَّهُ لَمْ يَتَزَوَّجْهَا قَطُّ، فَإِنَّهُ يَسَعُهُ هَذَا النِّكَاحُ، وَلاَ بَأْسَ بِالْمُقَامِ لَهُ مَعَهَا‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti, Şeyban bize tahdis etti; Yahya’dan; Ebu Seleme’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dul (eyyim), emri (kendi kararı) alınmadan nikahlanmaz. Bakire de izni alınmadan nikahlanmaz.” “Onun izni nasıldır?” dediler. “Susmasıdır” buyurdu. Bazı insanlar dediler ki: “Eğer bir insan, dul bir kadınla (kadının) emriyle (rızasıyla) evlendiğine dair iki yalancı şahit ile hile yapar, kadı (hakim) da onunla olan nikahını onaylarsa (sabit görürse); koca da onunla asla evlenmediğini (şahitlerin yalan söylediğini) bildiği halde, bu nikah onun için caiz olur ve (adamın) onunla (kadınla) beraber kalmasında bir beis (sakınca) lmaz.”

6971. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْبِكْرُ تُسْتَأْذَنُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنَّ الْبِكْرَ تَسْتَحْيِي قَالَ ‏"‏ إِذْنُهَا صُمَاتُهَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنْ هَوِيَ رَجُلٌ جَارِيَةً يَتِيمَةً أَوْ بِكْرًا، فَأَبَتْ فَاحْتَالَ فَجَاءَ بِشَاهِدَىْ زُورٍ عَلَى أَنَّهُ تَزَوَّجَهَا، فَأَدْرَكَتْ فَرَضِيَتِ الْيَتِيمَةُ، فَقَبِلَ الْقَاضِي شَهَادَةَ الزُّورِ، وَالزَّوْجُ يَعْلَمُ بِبُطْلاَنِ ذَلِكَ، حَلَّ لَهُ الْوَطْءُ‏.‏

Ebu Asım bize tahdis etti; İbn Cüreyc’den; İbn Ebi Müleyke’den; Zekvan’dan; Aişe radıyallahu anha’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bakirenin izni istenir” buyurdu. Dedim ki: “Bakire kız utanır.” Buyurdu ki: “Onun izni susmasıdır.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer bir adam yetim bir kız veya bakire bir kızı arzu eder, o da (evlenmeyi) reddederse; (adam) hile yapıp onunla evlendiğine dair iki yalancı şahit getirse; (kız) büluğa erip yetim (kız bu duruma) razı olsa; kadı (hakim) da yalan şahitliği kabul etse (ve nikahı onaylasa); koca da bunun (şahitliğin) batıl olduğunu bildiği halde, (kadınla) cinsel ilişkiye girmesi ona helal olur.”

6972. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ، وَيُحِبُّ الْعَسَلَ، وَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ أَجَازَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ، فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتِ امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةَ عَسَلٍ، فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً‏.‏ فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ‏.‏ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ قُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لاَ‏.‏ فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ تُوجَدُ مِنْهُ الرِّيحُ، فَإِنَّهُ سَيَقُولُ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ‏.‏ فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ‏.‏ وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ، قُلْتُ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِرَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي، وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ ‏"‏ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ‏.‏ وَدَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ ‏"‏ لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي‏.‏

Ubeyd b. İsmail bize tahdis etti, Ebu Usame bize tahdis etti; Hişam’dan; babasından; Aişe’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem helvayı ve balı severdi. İkindi namazını kılınca kadınlarını (hanımlarını) dolaşır, onlara yaklaşırdı (hal hatır sorardı). Hafsa’nın yanına girdi ve onun yanında (her zaman) kaldığından daha çok kaldı. Bunu sordum. Bana denildi ki: “Kavminden bir kadın ona bir tulum (ukke) bal hediye etti, o da ondan Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir şerbet içirdi.” Dedim ki: “Vallahi ona bir hile (plan) kuracağız.” Bunu Sevde’ye zikrettim (anlattım). Dedim ki: “Senin yanına girdiği zaman —ki sana yaklaşacaktır— ona: ‘Ey Allah’ın Resulü! Meğafir (kötü kokulu bir zamk) mi yedin?’ de. O muhakkak ‘Hayır’ diyecektir. Ona: ‘(O halde) bu koku nedir?’ de. —Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden (kötü) koku hissedilmesinden çok rahatsız olurdu—. O muhakkak: ‘Hafsa bana bir bal şerbeti içirdi’ diyecektir. Ona: ‘Onun arısı urfut (ağacından) yayılmış’ de. Ben de bunu söyleyeceğim. Sen de ey Safiyye, bunu söyle.” (Resulullah) Sevde’nin yanına girince, Sevde dedi ki: —Kendinden başka ilah olmayan (Allah)a yemin ederim ki, senden korktuğumdan dolayı, bana söylediklerini (Resulullah) daha kapıdayken (hemen) ona söylemeye davrandım—. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yaklaşınca (Sevde): “Ey Allah’ın Resulü! Meğafir mi yedin?” dedim. “Hayır” buyurdu. “Peki bu koku nedir?” dedim. “Hafsa bana bir bal şerbeti içirdi” buyurdu. “Onun arısı urfut (ağacından) yayılmış” dedim. Benim yanıma girince ben de ona bunun aynısını söyledim. Safiyye’nin yanına girdi, o da bunun aynısını söyledi. (Resulullah tekrar) Hafsa’nın yanına girince, (Hafsa) ona: “Ey Allah’ın Resulü! Ondan sana (yine) içireyim mi?” dedi. “Ona ihtiyacım yok” buyurdu. (Aişe) dedi ki: Sevde: “Sübhanallah! Onu (baldan) mahrum ettik” dedi. Ona: “Sus!” dedim.

6973. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، فَلَمَّا جَاءَ بِسَرْغَ بَلَغَهُ أَنَّ الْوَبَاءَ وَقَعَ بِالشَّأْمِ فَأَخْبَرَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا سَمِعْتُمْ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ ‏"‏‏.‏ فَرَجَعَ عُمَرُ مِنْ سَرْغَ‏.‏ وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ عُمَرَ إِنَّمَا انْصَرَفَ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti; Malik’ten; İbn Şihab’dan; Abdullah b. Amir b. Rebia’dan [naklederek]. Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh Şam’a (gitmek üzere) yola çıktı. Serğ denilen yere geldiğinde, vebanın Şam’da baş gösterildiği haberi ona ulaştı. Abdurrahman b. Avf ona haber verdi ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir yerde (veba olduğunu) işittiğiniz zaman oraya gitmeyiniz. Bir yerde (veba) baş gösterir, siz de orada bulunursanız ondan kaçarak (oradan) çıkmayınız.” Bunun üzerine Ömer Serğ’den geri döndü. İbn Şihab’dan; Salim b. Abdullah’tan rivayetle: Ömer ancak Abdurrahman’ın hadisinden dolayı geri döndü.

6974. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عَامِرُ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، يُحَدِّثُ سَعْدًا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ الْوَجَعَ فَقَالَ ‏ "‏ رِجْزٌ ـ أَوْ عَذَابٌ ـ عُذِّبَ بِهِ بَعْضُ الأُمَمِ، ثُمَّ بَقِيَ مِنْهُ بَقِيَّةٌ، فَيَذْهَبُ الْمَرَّةَ وَيَأْتِي الأُخْرَى، فَمَنْ سَمِعَ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ يَقْدَمَنَّ عَلَيْهِ، وَمَنْ كَانَ بِأَرْضٍ وَقَعَ بِهَا فَلاَ يَخْرُجْ فِرَارًا مِنْهُ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti, Şuayb bize tahdis etti; Zühri’den, Amir b. Sa'd b. Ebi Vakkas bize tahdis etti. O, Üsame b. Zeyd’i Sa'd’a (şöyle) tahdis ederken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem taun hastalığını (veba) zikretti ve buyurdu ki: “(O) bir ricstir (pisliktir/azaptır) —veya azaptır—, bazı ümmetler onunla azap olundu. Sonra ondan bir kalıntı kaldı. Bazen gider, bazen gelir. Kim bir yerde (çıktığını) işitirse oraya gitmesin. Kim de (taunun) ortaya çıktığı bir yerde bulunursa, ondan kaçarak (oradan) çıkmasın.”

6975. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْعَائِدُ فِي هِبَتِهِ كَالْكَلْبِ يَعُودُ فِي قَيْئِهِ، لَيْسَ لَنَا مَثَلُ السَّوْءِ ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; Eyyub es-Sahtiyanî’den; İkrime’den; İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hibesinden dönen, kusmuğuna dönen köpek gibidir. Kötü örnek bize yakışmaz.”

6976. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ إِنَّمَا جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الشُّفْعَةَ فِي كُلِّ مَا لَمْ يُقْسَمْ، فَإِذَا وَقَعَتِ الْحُدُودُ وَصُرِّفَتِ الطُّرُقُ فَلاَ شُفْعَةَ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ الشُّفْعَةُ لِلْجِوَارِ‏.‏ ثُمَّ عَمَدَ إِلَى مَا شَدَّدَهُ فَأَبْطَلَهُ، وَقَالَ إِنِ اشْتَرَى دَارًا فَخَافَ أَنْ يَأْخُذَ الْجَارُ بِالشُّفْعَةِ، فَاشْتَرَى سَهْمًا مِنْ مِائَةِ سَهْمٍ، ثُمَّ اشْتَرَى الْبَاقِيَ، وَكَانَ لِلْجَارِ الشُّفْعَةُ فِي السَّهْمِ الأَوَّلِ، وَلاَ شُفْعَةَ لَهُ فِي بَاقِي الدَّارِ، وَلَهُ أَنْ يَحْتَالَ فِي ذَلِكَ‏.‏

Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, Hişam b. Yusuf bize tahdis etti, Ma'mer bize haber verdi; Zühri’den; Ebu Seleme’den; Cabir b. Abdullah’tan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şuf'ayı (öncelikli satın alma hakkını) ancak taksim edilmemiş her şeyde kıldı (geçerli saydı). Sınırlar belirlenip yollar ayrıldığında şuf'a yoktur. Bazı insanlar dedi ki: “Şuf'a komşuluk içindir.” Sonra (o kimse) pekiştirdiği (bu) şeye yönelip onu iptal etti ve dedi ki: “Eğer bir ev satın alır da komşunun şuf'a ile (evi elinden) almasından korkarsa, (önce) yüz hisseden bir hisse satın alır, sonra kalanı satın alır. Komşunun ilk hissede şuf'a hakkı olur, ama evin kalanında şuf'a hakkı olmaz. Bu konuda hile yapması caizdir (onun hakkıdır).”

6977. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ الشَّرِيدِ، قَالَ جَاءَ الْمِسْوَرُ بْنُ مَخْرَمَةَ فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَى مَنْكِبِي، فَانْطَلَقْتُ مَعَهُ إِلَى سَعْدٍ فَقَالَ أَبُو رَافِعٍ لِلْمِسْوَرِ أَلاَ تَأْمُرُ هَذَا أَنْ يَشْتَرِيَ مِنِّي بَيْتِي الَّذِي فِي دَارِي‏.‏ فَقَالَ لاَ أَزِيدُهُ عَلَى أَرْبَعِمِائَةٍ، إِمَّا مُقَطَّعَةٍ وَإِمَّا مُنَجَّمَةٍ‏.‏ قَالَ أُعْطِيتُ خَمْسَمِائَةٍ نَقْدًا، فَمَنَعْتُهُ، وَلَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ‏"‏‏.‏ مَا بِعْتُكَهُ أَوْ قَالَ مَا أَعْطَيْتُكَهُ‏.‏ قُلْتُ لِسُفْيَانَ إِنَّ مَعْمَرًا لَمْ يَقُلْ هَكَذَا‏.‏ قَالَ لَكِنَّهُ قَالَ لِي هَكَذَا‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَبِيعَ الشُّفْعَةَ فَلَهُ أَنْ يَحْتَالَ حَتَّى يُبْطِلَ الشُّفْعَةَ فَيَهَبُ الْبَائِعُ لِلْمُشْتَرِي الدَّارَ، وَيَحُدُّهَا وَيَدْفَعُهَا إِلَيْهِ، وَيُعَوِّضُهُ الْمُشْتَرِي أَلْفَ دِرْهَمٍ، فَلاَ يَكُونُ لِلشَّفِيعِ فِيهَا شُفْعَةٌ‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; İbrahim b. Meysere’den [naklederek]. Amr b. eş-Şerid’i (şöyle derken) işittim. Dedi ki: Misver b. Mahreme geldi ve elini omzuma koydu. Onunla birlikte Sa'd’a gittim. Ebu Rafi, Misver’e: “Buna (Sa'd'a) emretmiyor musun, benim arazim (dar) içindeki evimi benden satın alsın?” dedi. (Sa'd) dedi ki: “Ona dörtyüzden fazla vermem —ister parça parça, ister taksitli olsun—.” (Ebu Rafi) dedi ki: “Bana peşin olarak beşyüz verildi de (satmaktan) kaçındım. Eğer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i: ‘Komşu, yakınlığı sebebiyle (şuf'a hakkına) daha layıktır’ derken işitmeseydim, onu sana satmazdım” —veya: “onu sana vermezdim” dedi—. Süfyan’a dedim ki: “Şüphesiz Ma'mer böyle söylemedi.” Dedi ki: “Lakin o (İbrahim) bana böyle söyledi.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer şuf'ayı (konu olan malı) satmak isterse, şuf'ayı iptal etmek için hile yapması (caiz)dir. Satıcı, alıcıya evi hibe eder, sınırlarını belirler ve ona teslim eder. Alıcı da ona (karşılık) bin dirhem verir (hibe eder). (Böylece) şuf'a sahibinin (şefi') onda şuf'a hakkı kalmaz.”

6978. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، أَنَّ سَعْدًا، سَاوَمَهُ بَيْتًا بِأَرْبَعِمِائَةِ مِثْقَالٍ فَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ‏"‏‏.‏ لَمَا أَعْطَيْتُكَ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ اشْتَرَى نَصِيبَ دَارٍ، فَأَرَادَ أَنْ يُبْطِلَ الشُّفْعَةَ، وَهَبَ لاِبْنِهِ الصَّغِيرِ وَلاَ يَكُونُ عَلَيْهِ يَمِينٌ‏.‏

Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; İbrahim b. Meysere’den; Amr b. eş-Şerid’den; Ebu Rafi’den [naklederek]. Sa'd onunla (Ebu Rafi'nin) evi için dörtyüz miskal (altın) üzerinden pazarlık yaptı. (Ebu Rafi) dedi ki: “Eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i: ‘Komşu, yakınlığı sebebiyle (şuf'a hakkına) daha layıktır’ derken işitmeseydim, onu sana vermezdim.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer bir evin hissesini satın alır da şuf'ayı iptal etmek isterse, onu küçük oğluna hibe eder ve ona (babadan) yemin talep edilmez.”

6979. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ اسْتَعْمَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً عَلَى صَدَقَاتِ بَنِي سُلَيْمٍ يُدْعَى ابْنَ اللُّتَبِيَّةِ، فَلَمَّا جَاءَ حَاسَبَهُ قَالَ هَذَا مَالُكُمْ وَهَذَا هَدِيَّةٌ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَهَلاَّ جَلَسْتَ فِي بَيْتِ أَبِيكَ وَأُمِّكَ، حَتَّى تَأْتِيَكَ هَدِيَّتُكَ إِنْ كُنْتَ صَادِقًا ‏"‏‏.‏ ثُمَّ خَطَبَنَا فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، فَإِنِّي أَسْتَعْمِلُ الرَّجُلَ مِنْكُمْ عَلَى الْعَمَلِ مِمَّا وَلاَّنِي اللَّهُ، فَيَأْتِي فَيَقُولُ هَذَا مَالُكُمْ وَهَذَا هَدِيَّةٌ أُهْدِيَتْ لِي‏.‏ أَفَلاَ جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ وَأُمِّهِ حَتَّى تَأْتِيَهُ هَدِيَّتُهُ، وَاللَّهِ لاَ يَأْخُذُ أَحَدٌ مِنْكُمْ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ، إِلاَّ لَقِيَ اللَّهَ يَحْمِلُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَلأَعْرِفَنَّ أَحَدًا مِنْكُمْ لَقِيَ اللَّهَ يَحْمِلُ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ، أَوْ شَاةً تَيْعَرُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ رَفَعَ يَدَهُ حَتَّى رُئِيَ بَيَاضُ إِبْطِهِ يَقُولُ ‏"‏ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏‏.‏ بَصْرَ عَيْنِي وَسَمْعَ أُذُنِي‏.‏

Ubeyd b. İsmail bize tahdis etti, Ebu Usame bize tahdis etti; Hişam’dan; babasından; Ebu Humeyd es-Saidî’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, İbnü'l-Lütbiyye denilen bir adamı Beni Süleym’in zekatlarını (toplamak) üzere görevlendirdi. (Adam) gelince (Resulullah) onu hesaba çekti. Adam: “Bu sizin malınız, bu da (bana verilen) hediyedir” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer doğru söylüyorsan, babanın ve annenin evinde otursaydın da hediyen sana gelseydi ya!” buyurdu. Sonra bize hutbe verdi. Allah’a hamd ve sena etti, sonra şöyle buyurdu: “Amma bad! Ben sizden bir adamı, Allah’ın bana velayetini (yetkisini) verdiği işlerden birinde görevlendiriyorum. O geliyor ve: ‘Bu sizin malınız, bu da bana hediye edildi’ diyor. Babasının ve annesinin evinde otursaydı da hediyesi ona gelseydi ya! Vallahi sizden biri hakkı olmayan bir şeyi alırsa, ancak Kıyamet günü onu (boynunda) taşıyarak Allah’ın huzuruna çıkar. Sizden birini, Allah’ın huzuruna böğüren bir deve veya möğüren bir sığır yahut meleyen bir koyun taşır halde çıkmış olarak kesinlikle tanımayayım (görmeyeyim).” Sonra koltuk altının beyazlığı görülünceye kadar elini kaldırdı ve: “Allah’ım tebliğ ettim mi?” buyurdu. (Ebu Humeyd dedi ki): Gözüm gördü, kulağım işitti.

6980. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ النَّاسِ إِنِ اشْتَرَى دَارًا بِعِشْرِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ، فَلاَ بَأْسَ أَنْ يَحْتَالَ حَتَّى يَشْتَرِيَ الدَّارَ بِعِشْرِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ، وَيَنْقُدَهُ تِسْعَةَ آلاَفِ دِرْهَمٍ وَتِسْعَمِائَةَ دِرْهَمٍ وَتِسْعَةً وَتِسْعِينَ، وَيَنْقُدَهُ دِينَارًا بِمَا بَقِيَ مِنَ الْعِشْرِينَ الأَلْفَ، فَإِنْ طَلَبَ الشَّفِيعُ أَخَذَهَا بِعِشْرِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ، وَإِلاَّ فَلاَ سَبِيلَ لَهُ عَلَى الدَّارِ، فَإِنِ اسْتُحِقَّتِ الدَّارُ، رَجَعَ الْمُشْتَرِي عَلَى الْبَائِعِ بِمَا دَفَعَ إِلَيْهِ، وَهْوَ تِسْعَةُ آلاَفِ دِرْهَمٍ وَتِسْعُمِائَةٍ وَتِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ دِرْهَمًا وَدِينَارٌ، لأَنَّ الْبَيْعَ حِينَ اسْتُحِقَّ انْتَقَضَ الصَّرْفُ فِي الدِّينَارِ، فَإِنْ وَجَدَ بِهَذِهِ الدَّارِ عَيْبًا وَلَمْ تُسْتَحَقَّ، فَإِنَّهُ يَرُدُّهَا عَلَيْهِ بِعِشْرِينَ أَلْفَ دِرْهَمٍ‏.‏ قَالَ فَأَجَازَ هَذَا الْخِدَاعَ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ دَاءَ وَلاَ خِبْثَةَ وَلاَ غَائِلَةَ ‏"‏‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; İbrahim b. Meysere’den; Amr b. eş-Şerid’den; Ebu Rafi’den [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Komşu, yakınlığı sebebiyle (şuf'a hakkına) daha layıktır.” Bazı insanlar dedi ki: “Eğer bir evi yirmi bin dirheme satın alırsa, evi yirmi bin dirheme satın almak (üzere) hile yapmasında (şöyle ki); ona dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz dirhem ve yirmi binden kalan miktar karşılığında bir dinar peşin ödemesinde bir beis yoktur. Eğer şuf'a sahibi (evi) talep ederse, onu yirmi bin dirheme alır. Aksi takdirde ev üzerinde bir hakkı (yolu) kalmaz. Eğer ev (başkası tarafından) hak edilirse (istihkak davası kazanılırsa), alıcı satıcıya ödediği miktarı —ki o dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz dirhem ve bir dinardır— rücu eder (geri alır). Çünkü satış hak edildiği (bozulduğu) zaman, dinar üzerindeki sarf (bozdurma işlemi) da bozulur (hükümsüz kalır). Eğer bu evde bir ayıp bulur da (ev başkası tarafından) hak edilmezse, onu yirmi bin dirhem karşılığında ona (satıcıya) iade eder.” (Buhari) dedi ki: O (bu hileyi öneren kişi), Müslümanlar arasında bu aldatmayı caiz gördü. Oysa Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (satışta): “Hastalık yok, kötülük (huysuzluk) yok, hıyanet (kaçma vb.) yok” buyurmuştur.

6981. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، أَنَّ أَبَا رَافِعٍ، سَاوَمَ سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ بَيْتًا بِأَرْبَعِمِائَةِ مِثْقَالٍ وَقَالَ لَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْجَارُ أَحَقُّ بِصَقَبِهِ ‏"‏‏.‏ مَا أَعْطَيْتُكَ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, Yahya bize tahdis etti; Süfyan’dan. Dedi ki: İbrahim b. Meysere bana tahdis etti; Amr b. eş-Şerid’den [naklederek]. Ebu Rafi, Sa'd b. Malik ile bir ev için dörtyüz miskal (altın) üzerinden pazarlık yaptı ve dedi ki: “Eğer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i: ‘Komşu, yakınlığı sebebiyle (şuf'a hakkına) daha layıktır’ derken işitmeseydim, onu sana vermezdim.”