1773. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعُمْرَةُ إِلَى الْعُمْرَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُمَا، وَالْحَجُّ الْمَبْرُورُ لَيْسَ لَهُ جَزَاءٌ إِلاَّ الْجَنَّةُ ".
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, Mâlik bize haber verdi; (Ebû Bekir b. Abdurrahman’ın azatlısı) Sümey’den, o Ebû Sâlih es-Semmân’dan, o da Ebû Hüreyre’den radıyallâhu anh [naklen]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu (haber verdi): “Bir umre, (diğer) bir umreye kadar ikisi arasındaki (günahlar) için bir keffârettir (günahlara kefarettir). Mebrûr (kabul olunmuş) bir haccın ise cennetten başka bir karşılığı yoktur.”
1774. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَنَّ عِكْرِمَةَ بْنَ خَالِدٍ، سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ الْعُمْرَةِ، قَبْلَ الْحَجِّ فَقَالَ لاَ بَأْسَ. قَالَ عِكْرِمَةُ قَالَ ابْنُ عُمَرَ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ يَحُجَّ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي عِكْرِمَةُ بْنُ خَالِدٍ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ مِثْلَهُ. حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ عِكْرِمَةُ بْنُ خَالِدٍ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ مِثْلَهُ.
Ahmed b. Muhammed bize tahdis etti, Abdullah [b. el-Mübârek] bize haber verdi, İbn Cüreyc bize haber verdi; İkrime b. Hâlid’in İbn Ömer’e radıyallâhu anhumâ hacdan önce umre yapmayı sorduğu [nakledildi]. (İbn Ömer): “Bir beis yoktur (sakıncası yoktur)” dedi. İkrime dedi ki: İbn Ömer: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hacca gitmeden önce umre yapmıştı” dedi. İbrahim b. Sa’d, İbn İshak’tan; (o şöyle demiştir): Bana İkrime b. Hâlid tahdis etti ki; İbn Ömer’e bunun bir benzerini sordum. Amr b. Ali bize tahdis etti, Ebû Âsım bize tahdis etti, İbn Cüreyc bize haber verdi; İkrime b. Hâlid (şöyle) dedi: İbn Ömer’e radıyallâhu anh bunun bir benzerini sordum.
1775. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ الْمَسْجِدَ،، فَإِذَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ جَالِسٌ إِلَى حُجْرَةِ عَائِشَةَ، وَإِذَا نَاسٌ يُصَلُّونَ فِي الْمَسْجِدِ صَلاَةَ الضُّحَى. قَالَ فَسَأَلْنَاهُ عَنْ صَلاَتِهِمْ. فَقَالَ بِدْعَةٌ. ثُمَّ قَالَ لَهُ كَمِ اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعً إِحْدَاهُنَّ فِي رَجَبٍ، فَكَرِهْنَا أَنْ نَرُدَّ عَلَيْهِ. قَالَ وَسَمِعْنَا اسْتِنَانَ، عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ فِي الْحُجْرَةِ، فَقَالَ عُرْوَةُ يَا أُمَّاهُ، يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ. أَلاَ تَسْمَعِينَ مَا يَقُولُ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ. قَالَتْ مَا يَقُولُ قَالَ يَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اعْتَمَرَ أَرْبَعَ عُمَرَاتٍ إِحْدَاهُنَّ فِي رَجَبٍ. قَالَتْ يَرْحَمُ اللَّهُ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَا اعْتَمَرَ عُمْرَةً إِلاَّ وَهُوَ شَاهِدُهُ، وَمَا اعْتَمَرَ فِي رَجَبٍ قَطُّ.
Kuteybe bize tahdis etti, Cerîr bize tahdis etti; Mansûr’dan, o Mücâhid’den [naklen]; dedi ki: Ben ve Urve b. ez-Zübeyr mescide girdik. Bir de baktık ki Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ Âişe’nin hücresinin (odalığının) yanında oturuyor; insanlar da mescidde Kuşluk Namazı kılıyorlar. (Mücâhid) dedi ki: (İbn Ömer’e) onların bu namazını sorduk. (İbn Ömer): “Bid’attır” dedi. Sonra (Urve) ona: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kaç umre yaptı?” diye sordu. (İbn Ömer): “Biri Receb ayında olmak üzere dört (umre yaptı)” dedi. (Biz ise) ona itiraz etmekten çekindik. (Mücâhid) dedi ki: Müminlerin annesi Âişe’nin hücresinin içinde misvak kullanma (diş fırçalama) sesini işittik. Bunun üzerine Urve: “Anneciğim! Ey müminlerin annesi! Ebû Abdurrahman’ın (İbn Ömer’in) ne dediğini duymuyor musun?” dedi. (Âişe): “Ne diyor?” buyurdu. (Urve): “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, biri Receb ayında olmak üzere dört umre yaptı diyor” dedi. (Âişe): “Allah Ebû Abdurrahman’a rahmet etsin! (Resûlullah) her ne zaman bir umre yaptıysa o da (O’nunla birlikte) mutlaka hazır bulunmuştur. (Ancak Resûlullah) hiçbir zaman Receb ayında umre yapmamıştır” buyurdu.
1777. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَجَبٍ.
Ebû Âsım bize tahdis etti, İbn Cüreyc bize haber verdi; Atâ bana haber verdi; Urve b. ez-Zübeyr’den [naklen]; dedi ki: Âişe’ye radıyallâhu anhâ [Nebi’nin umrelerini] sordum; şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Receb ayında hiçbir zaman umre yapmamıştır.”
1778. Hadis
حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ حَسَّانٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، سَأَلْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ كَمِ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَرْبَعٌ عُمْرَةُ الْحُدَيْبِيَةِ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، حَيْثُ صَدَّهُ الْمُشْرِكُونَ، وَعُمْرَةٌ مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ فِي ذِي الْقَعْدَةِ، حَيْثُ صَالَحَهُمْ، وَعُمْرَةُ الْجِعْرَانَةِ إِذْ قَسَمَ غَنِيمَةَ أُرَاهُ حُنَيْنٍ. قُلْتُ كَمْ حَجَّ قَالَ وَاحِدَةً.
Hassân b. Hassân bize tahdis etti, Hemmâm bize tahdis etti; Katâde’den [naklen]; Enes’e radıyallâhu anh: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kaç umre yaptı?” diye sordum. (Enes): “Dört (umre yaptı)” dedi (ve şöyle sıraladı): “Müşriklerin O’nu engellediği Zilkade ayındaki Hudeybiye umresi; onlarla sulh yaptığı ertesi yılın yine Zilkade ayındaki umresi; —sanırım Huneyn (ganimeti) kastediliyor— ganimeti taksim ettiği sıradaki Ci’râne umresi [ve haccıyla birlikte yaptığı umre].”. “Peki kaç defa hac yaptı?” dedim. “Bir defa” dedi.
1779. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ اعْتَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَيْثُ رَدُّوهُ، وَمِنَ الْقَابِلِ عُمْرَةَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَعُمْرَةً فِي ذِي الْقَعْدَةِ وَعُمْرَةً مَعَ حَجَّتِهِ.
Ebû’l-Velîd Hişâm b. Abdülmelik bize tahdis etti, Hemmâm bize tahdis etti; Katâde’den [naklen]; dedi ki: Enes’e radıyallâhu anh [Nebi’nin umrelerini] sordum; şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; (müşriklerin) O’nu (Mekke’den) geri çevirdikleri yıl [Hudeybiye’de]; ertesi yıl yine Hudeybiye umresi [yerine kaza olarak]; Zilkade ayında bir umre ve [bir de] haccıyla birlikte [bir] umre yaptı.”
1780. Hadis
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، وَقَالَ، اعْتَمَرَ أَرْبَعَ عُمَرٍ فِي ذِي الْقَعْدَةِ إِلاَّ الَّتِي اعْتَمَرَ مَعَ حَجَّتِهِ عُمْرَتَهُ مِنَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَمِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ، وَمِنَ الْجِعْرَانَةِ، حَيْثُ قَسَمَ غَنَائِمَ حُنَيْنٍ، وَعُمْرَةً مَعَ حَجَّتِهِ.
Hüdbe [b. Hâlid] bize tahdis etti, Hemmâm bize tahdis etti; dedi ki: (Resûlullah), haccıyla birlikte yaptığı umre hariç (diğerlerini) Zilkade ayında olmak üzere (toplam) dört umre yaptı. (Bunlar): Hudeybiye’den [başlayan] umresi, ertesi yılki umresi, Huneyn ganimetlerini taksim ettiği sıradaki Ci’râne umresi ve haccıyla birlikte yaptığı umredir.
1781. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَأَلْتُ مَسْرُوقًا وَعَطَاءً وَمُجَاهِدًا. فَقَالُوا اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ قَبْلَ أَنْ يَحُجَّ. وَقَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذِي الْقَعْدَةِ، قَبْلَ أَنْ يَحُجَّ مَرَّتَيْنِ.
Ahmed b. Osman bize tahdis etti, Şurayh b. Mesleme bize tahdis etti, İbrahim b. Yûsuf bize tahdis etti; babasından, o da Ebû İshak’tan [naklen]; dedi ki: Mesrûk, Atâ ve Mücâhid’e [Nebi’nin umrelerini] sordum. Onlar: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hacca gitmeden önce Zilkade ayında umre yaptı” dediler. (Ebû İshak) şöyle devam etti: Berâ b. Âzib’i radıyallâhu anhumâ şöyle derken işittim: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hacca gitmeden önce Zilkade ayında iki defa umre yaptı.”
1782. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يُخْبِرُنَا يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاِمْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ سَمَّاهَا ابْنُ عَبَّاسٍ، فَنَسِيتُ اسْمَهَا " مَا مَنَعَكِ أَنْ تَحُجِّي مَعَنَا ". قَالَتْ كَانَ لَنَا نَاضِحٌ فَرَكِبَهُ أَبُو فُلاَنٍ وَابْنُهُ ـ لِزَوْجِهَا وَابْنِهَا ـ وَتَرَكَ نَاضِحًا نَنْضَحُ عَلَيْهِ قَالَ " فَإِذَا كَانَ رَمَضَانُ اعْتَمِرِي فِيهِ فَإِنَّ عُمْرَةً فِي رَمَضَانَ حَجَّةٌ ". أَوْ نَحْوًا مِمَّا قَالَ.
Müsedded bize tahdis etti, Yahyâ bize tahdis etti; İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan [naklen]; dedi ki: İbn Abbâs’ı radıyallâhu anhumâ bize (şöyle) haber verirken işittim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem —İbn Abbâs’ın ismini zikrettiği ancak benim unuttuğum— Ensar’dan bir kadına: “Bizimle birlikte hac yapmaktan seni ne alıkoydu?” buyurdu. (Kadın): “Bizim (sadece) iki nâdıhımız (su taşıran/sulama devesi) vardı. Birine Ebû Filân ile oğlu —kocasını ve oğlunu kastediyor— binip [hacca] gittiler; diğer nâdıhı ise üzerinde sulama yapmamız için bıraktılar” dedi. (Bunu üzerine Nebi): “Öyleyse Ramazan geldiği zaman onda [o ayda] umre yap; zira Ramazan’da [yapılan] bir umre, bir hacca [sevap yönünden bedeldir]” buyurdu. —Veya buna benzer bir söz söyledi.—
1783. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَافِينَ لِهِلاَلِ ذِي الْحَجَّةِ فَقَالَ لَنَا " مَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يُهِلَّ بِالْحَجِّ فَلْيُهِلَّ وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُهِلَّ بِعُمْرَةٍ فَلْيُهِلَّ بِعُمْرَةٍ، فَلَوْلاَ أَنِّي أَهْدَيْتُ لأَهْلَلْتُ بِعُمْرَةٍ ". قَالَتْ فَمِنَّا مَنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ، وَمِنَّا مَنْ أَهَلَّ بِحَجٍّ، وَكُنْتُ مِمَّنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ، فَأَظَلَّنِي يَوْمُ عَرَفَةَ، وَأَنَا حَائِضٌ، فَشَكَوْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ارْفُضِي عُمْرَتَكِ، وَانْقُضِي رَأْسَكِ وَامْتَشِطِي، وَأَهِلِّي بِالْحَجِّ ". فَلَمَّا كَانَ لَيْلَةُ الْحَصْبَةِ أَرْسَلَ مَعِي عَبْدَ الرَّحْمَنِ إِلَى التَّنْعِيمِ، فَأَهْلَلْتُ بِعُمْرَةٍ مَكَانَ عُمْرَتِي.
Muhammed b. Selâm bize haber verdi, Ebû Muâviye bize haber verdi; Hişâm’dan, o babasından, o da Âişe’den radıyallâhu anhâ [naklen]; şöyle dedi: Zilhicce hilalinin [görülmesine yakın] bir zamanda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte [yola] çıktık. [Resûlullah] bize: “Sizden kim hac için telbiye getirmek [ihrama girmek] isterse telbiye getirsin; kim de umre için telbiye getirmek isterse telbiye getirsin. Eğer ben yanımda kurbanlık getirmemiş olsaydım, mutlaka umre [niyetiyle] telbiye getirirdim” buyurdu. [Âişe] dedi ki: Bizden kimimiz umre için telbiye getirdi, kimimiz de hac için telbiye getirdi. Ben, umre için telbiye getirenlerdendim. Arefe günü yaklaştığında ben hâlâ hayızlıydım. Durumu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e şikâyet ettim. [Nebi]: “[Şimdilik] umreni bırak, saçını çöz, tara ve hac için telbiye getir [hacca niyet et]” buyurdu. Hasba [Mina dönüşü konaklanan yer] gecesi olunca, [Nebi] kardeşim Abdurrahman’ı benimle birlikte [Ten’im’e] gönderdi. Ben de [yapamadığım o ilk] umremin yerine [orada] umre için telbiye getirdim.
1784. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ عَمْرَو بْنَ أَوْسٍ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يُرْدِفَ عَائِشَةَ، وَيُعْمِرَهَا مِنَ التَّنْعِيمِ. قَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً سَمِعْتُ عَمْرًا، كَمْ سَمِعْتُهُ مِنْ عَمْرٍو.
Ali b. Abdillâh bize tahdis etti, Süfyân bize tahdis etti; Amr’dan [Amr b. Dînâr’dan], o Amr b. Evs’i işitmiş: Abdurrahman b. Ebû Bekir radıyallâhu anhumâ ona [şöyle] haber verdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Âişe’yi [devesinin] arkasına [terkisine] bindirmesini ve Ten’im’den ona umre yaptırmasını [Abdurrahman’a] emretti. Süfyân [b. Uyeyne] bir defasında [şöyle] dedi: [Ben bu hadisi] Amr’dan işittim; [zaten] Amr’dan ne kadar da çok işittim [bilemezsiniz].
1785. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، عَنْ حَبِيبٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ عَطَاءٍ، حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَهَلَّ وَأَصْحَابُهُ بِالْحَجِّ وَلَيْسَ مَعَ أَحَدٍ مِنْهُمْ هَدْىٌ، غَيْرَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَطَلْحَةَ، وَكَانَ عَلِيٌّ قَدِمَ مِنَ الْيَمَنِ، وَمَعَهُ الْهَدْىُ فَقَالَ أَهْلَلْتُ بِمَا أَهَلَّ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَذِنَ لأَصْحَابِهِ أَنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً، يَطُوفُوا بِالْبَيْتِ، ثُمَّ يُقَصِّرُوا وَيَحِلُّوا، إِلاَّ مَنْ مَعَهُ الْهَدْىُ، فَقَالُوا نَنْطَلِقُ إِلَى مِنًى وَذَكَرُ أَحَدِنَا يَقْطُرُ فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَوِ اسْتَقْبَلْتُ مِنْ أَمْرِي مَا اسْتَدْبَرْتُ مَا أَهْدَيْتُ، وَلَوْلاَ أَنَّ مَعِي الْهَدْىَ لأَحْلَلْتُ ". وَأَنَّ عَائِشَةَ حَاضَتْ فَنَسَكَتِ الْمَنَاسِكَ كُلَّهَا، غَيْرَ أَنَّهَا لَمْ تَطُفْ بِالْبَيْتِ قَالَ فَلَمَّا طَهُرَتْ وَطَافَتْ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَنْطَلِقُونَ بِعُمْرَةٍ وَحَجَّةٍ، وَأَنْطَلِقُ بِالْحَجِّ فَأَمَرَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي بَكْرٍ أَنْ يَخْرُجَ مَعَهَا إِلَى التَّنْعِيمِ، فَاعْتَمَرَتْ بَعْدَ الْحَجِّ فِي ذِي الْحَجَّةِ، وَأَنَّ سُرَاقَةَ بْنَ مَالِكِ بْنِ جُعْشُمٍ لَقِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ بِالْعَقَبَةِ، وَهُوَ يَرْمِيهَا، فَقَالَ أَلَكُمْ هَذِهِ خَاصَّةً، يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ، بَلْ لِلأَبَدِ ".
Muhammed b. el-Müsennâ bize tahdis etti, Abdülvehhâb b. Abdülmecîd bize tahdis etti; Habîb el-Muallim’den, o Atâ’dan [naklen]; Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anhumâ bana [şöyle] tahdis etti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı hac için telbiye getirdiler [ihrama girdiler]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve Talha hariç onlardan hiçbirinin yanında kurbanlık [hedy] yoktu. Ali de yanında kurbanlık olduğu hâlde Yemen’den gelmiş ve: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne için telbiye getirdiyse ben de onun için telbiye getirdim” demişti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, yanında kurbanlığı olanlar hariç ashabına; [hac niyetlerini] umreye çevirmelerini, Beyt’i tavaf etmelerini, sonra [saçlarını] kısaltıp ihramdan çıkmalarını emretti [izin verdi]. Bunun üzerine [ashabdan bazıları]: “Bizden birimizin erkeklik organından [meni] damlar bir hâlde mi [cinsel birlikteliğin hemen ardından] Mina’ya gideceğiz?” dediler. Bu [söz] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaşınca şöyle buyurdu: “Eğer şimdiki aklım [bilgim] o zaman olsaydı kurbanlık getirmezdim; yanımda kurbanlık olmasaydı mutlaka ben de ihramdan çıkardım.” [Bu sırada] Âişe hayız oldu ve [ifâza] tavafı hariç bütün menasiki yerine getirdi. [Ravi] dedi ki: Âişe temizlenip tavafını yapınca: “Ey Allah’ın Resûlü! Siz hem umre hem de hac ile [dönüp] gidiyorsunuz, ben ise [sadece] hac ile gidiyorum” dedi. Bunun üzerine O [Nebi], Abdurrahman b. Ebû Bekir’e onunla birlikte Ten’im’e çıkmasını emretti. Böylece Âişe, hacdan sonra Zilhicce ayında umre yaptı. Süraka b. Mâlik b. Cu’şum, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e Akabe’de [cemre] atarken rastladı ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu [hac aylarında umre yapma ruhsatı] sadece size mi mahsustur?” diye sordu. [Nebi]: “Hayır, aksine sonsuza [kıyamete] kadardır” buyurdu.
1786. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، أَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَافِينَ لِهِلاَلِ ذِي الْحَجَّةِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُهِلَّ بِعُمْرَةٍ فَلْيُهِلَّ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُهِلَّ بِحَجَّةِ فَلْيُهِلَّ، وَلَوْلاَ أَنِّي أَهْدَيْتُ لأَهْلَلْتُ بِعُمْرَةٍ ". فَمِنْهُمْ مَنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ، وَمِنْهُمْ مِنْ أَهَلَّ بِحَجَّةٍ، وَكُنْتُ مِمَّنْ أَهَلَّ بِعُمْرَةٍ، فَحِضْتُ قَبْلَ أَنْ أَدْخُلَ مَكَّةَ، فَأَدْرَكَنِي يَوْمُ عَرَفَةَ، وَأَنَا حَائِضٌ، فَشَكَوْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " دَعِي عُمْرَتَكِ، وَانْقُضِي رَأْسَكِ وَامْتَشِطِي، وَأَهِلِّي بِالْحَجِّ ". فَفَعَلْتُ، فَلَمَّا كَانَتْ لَيْلَةُ الْحَصْبَةِ أَرْسَلَ مَعِي عَبْدَ الرَّحْمَنِ إِلَى التَّنْعِيمِ، فَأَرْدَفَهَا، فَأَهَلَّتْ بِعُمْرَةٍ مَكَانَ عُمْرَتِهَا، فَقَضَى اللَّهُ حَجَّهَا وَعُمْرَتَهَا، وَلَمْ يَكُنْ فِي شَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ هَدْىٌ، وَلاَ صَدَقَةٌ، وَلاَ صَوْمٌ.
Muhammed b. el-Müsennâ bize tahdis etti, Yahyâ bize tahdis etti, Hişâm bize tahdis etti; dedi ki: Babam [Urve] bana haber verdi; Âişe radıyallâhu anhâ bana [şöyle] haber verdi: Zilhicce hilalinin [görülmesine yakın] bir zamanda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte [yola] çıktık. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sizden kim umre için telbiye getirmek [ihrama girmek] isterse telbiye getirsin; kim de hac için telbiye getirmek isterse telbiye getirsin. Eğer ben yanımda kurbanlık getirmemiş olsaydım mutlaka umre için telbiye getirirdim” buyurdu. Onlardan kimisi umre için, kimisi de hac için telbiye getirdi. Ben, umre için telbiye getirenlerdendim. Mekke’ye girmeden önce hayız oldum. Arefe günü geldiğinde hâlâ hayızlıydım. Durumu Resûlullah’a sallallâhu aleyhi ve sellem şikâyet ettim. [Nebi]: “[Şimdilik] umreni bırak, saçını çöz, tara ve hac için telbiye getir” buyurdu. Ben de [öyle] yaptım. Hasba gecesi olunca, [Nebi] kardeşim Abdurrahman’ı benimle birlikte Ten’im’e gönderdi; [Abdurrahman] onu [Âişe’yi] terkisine bindirdi. O [Âişe] orada, [yapamadığı] umresinin yerine umre için telbiye getirdi. Böylece Allah onun haccını ve umresini tamamlamış oldu. Tüm bu [uygulamalardan] dolayı ne bir kurbanlık [hedy], ne bir sadaka ne de oruç [gerekli] oldu.
1787. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، وَعَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالاَ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَصْدُرُ النَّاسُ بِنُسُكَيْنِ وَأَصْدُرُ بِنُسُكٍ فَقِيلَ لَهَا " انْتَظِرِي، فَإِذَا طَهُرْتِ فَاخْرُجِي إِلَى التَّنْعِيمِ، فَأَهِلِّي ثُمَّ ائْتِينَا بِمَكَانِ كَذَا، وَلَكِنَّهَا عَلَى قَدْرِ نَفَقَتِكِ، أَوْ نَصَبِكِ ".
Müsedded bize tahdis etti, Yezîd b. Zurey’ bize tahdis etti, İbn Avn bize tahdis etti; [o] hem el-Kâsım b. Muhammed’den hem de İbrahim’den —o da el-Esved’den— [naklederek] her ikisi de [şöyle] dediler: Âişe radıyallâhu anhâ: “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlar iki ibadetle [hem hac hem umre ile Mekke’den] dönüyorlar, ben ise [sadece] bir ibadetle dönüyorum” dedi. Ona: “Bekle; temizlendiğin zaman Ten’im’e çıkıp [umre için] telbiye getir, sonra falan yerde bizimle buluş. Ancak [bil ki] senin [umrenin] sevabı, harcaman veya zahmetin [yorgunluğun] miktarıncadır” buyuruldu.
1788. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا أَفْلَحُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ خَرَجْنَا مُهِلِّينَ بِالْحَجِّ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ، وَحُرُمِ الْحَجِّ، فَنَزَلْنَا سَرِفَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَصْحَابِهِ " مَنْ لَمْ يَكُنْ مَعَهُ هَدْىٌ، فَأَحَبَّ أَنْ يَجْعَلَهَا عُمْرَةً، فَلْيَفْعَلْ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ هَدْىٌ فَلاَ ". وَكَانَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَرِجَالٍ مِنْ أَصْحَابِهِ ذَوِي قُوَّةٍ الْهَدْىُ، فَلَمْ تَكُنْ لَهُمْ عُمْرَةً، فَدَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أَبْكِي فَقَالَ " مَا يُبْكِيكِ ". قُلْتُ سَمِعْتُكَ تَقُولُ لأَصْحَابِكَ مَا قُلْتَ فَمُنِعْتُ الْعُمْرَةَ. قَالَ " وَمَا شَأْنُكِ ". قُلْتُ لاَ أُصَلِّي. قَالَ " فَلاَ يَضُرَّكِ أَنْتِ مِنْ بَنَاتِ آدَمَ، كُتِبَ عَلَيْكِ مَا كُتِبَ عَلَيْهِنَّ، فَكُونِي فِي حَجَّتِكِ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَرْزُقَكِهَا ". قَالَتْ فَكُنْتُ حَتَّى نَفَرْنَا مِنْ مِنًى، فَنَزَلْنَا الْمُحَصَّبَ فَدَعَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ، فَقَالَ " اخْرُجْ بِأُخْتِكَ الْحَرَمَ، فَلْتُهِلَّ بِعُمْرَةٍ، ثُمَّ افْرُغَا مِنْ طَوَافِكُمَا، أَنْتَظِرْكُمَا هَا هُنَا ". فَأَتَيْنَا فِي جَوْفِ اللَّيْلِ. فَقَالَ " فَرَغْتُمَا ". قُلْتُ نَعَمْ. فَنَادَى بِالرَّحِيلِ فِي أَصْحَابِهِ، فَارْتَحَلَ النَّاسُ، وَمَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ، قَبْلَ صَلاَةِ الصُّبْحِ، ثُمَّ خَرَجَ مُوَجِّهًا إِلَى الْمَدِينَةِ.
Ebû Nuaym bize tahdis etti, Eflah b. Humeyd bize tahdis etti; el-Kâsım’dan, o da Âişe’den radıyallâhu anhâ [naklen]; şöyle dedi: Hac aylarında ve hac haramları [yasakları] içinde hac için telbiye getirerek [yola] çıktık. Serif [mevkiine] indik. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ashabına: “Kimin yanında kurbanlığı [hedy] yoksa ve [haccını] umreye çevirmeyi isterse öyle yapsın; yanında kurbanlığı olan ise [bunu] yapmasın” buyurdu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabından [kurbanlık getirmeye] gücü yeten bazı erkeklerin yanında kurbanlık vardı; bu yüzden onlar için umre [yapıp ihramdan çıkma imkânı] olmadı. [Bu sırada] ben ağlıyorken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi. “Seni ağlatan nedir?” buyurdu. Ben: “Ashabına söylediklerini işittim, [hayızlı olduğum için] ben umreden mahrum kaldım” dedim. “Senin durumun nedir [niye engel olsun]?” buyurdu. “Namaz kılamıyorum [hayızlıyım]” dedim. [Nebi]: “Bu sana zarar vermez; sen de Âdem’in kızlarından birisin, Allah onlar için neyi yazdıysa senin için de onu yazmıştır. Sen haccına [menasikine] devam et; umulur ki Allah sana onu [umreyi de] rızık olarak nasip eder” buyurdu. Âişe dedi ki: Nihayet Mina’dan ayrılıncaya kadar [hac menasikini yerine getirdim]. Sonra Muhassab’a indik. [Nebi], Abdurrahman’ı çağırdı ve: “Kız kardeşini Harem’in dışına [Ten’im’e] çıkar, [orada] umre için telbiye getirsin; sonra ikiniz tavafınızdan boşalın [bitirin], ben sizi burada bekleyeceğim” buyurdu. Gecenin yarısında [yanına] geldik. [Nebi]: “İşiniz bitti mi?” buyurdu. Ben: “Evet” dedim. Bunun üzerine ashabı arasında yola çıkış [rahîl] nidasında bulundu. İnsanlar [hazırlanıp] yola koyuldular. Sabah namazından önce Beyt’i tavaf eden [vada tavafını yapan] etti, sonra [Nebi] Medine’ye yönelerek [yola] çıktı.
1789. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ، قَالَ حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ يَعْنِي، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ بِالْجِعْرَانَةِ وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ وَعَلَيْهِ أَثَرُ الْخَلُوقِ أَوْ قَالَ صُفْرَةٍ فَقَالَ كَيْفَ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصْنَعَ فِي عُمْرَتِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَسُتِرَ بِثَوْبٍ وَوَدِدْتُ أَنِّي قَدْ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ. فَقَالَ عُمَرُ تَعَالَ أَيَسُرُّكَ أَنْ تَنْظُرَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ الْوَحْىَ قُلْتُ نَعَمْ. فَرَفَعَ طَرَفَ الثَّوْبِ، فَنَظَرْتُ إِلَيْهِ لَهُ غَطِيطٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ كَغَطِيطِ الْبَكْرِ. فَلَمَّا سُرِّيَ عَنْهُ قَالَ " أَيْنَ السَّائِلُ عَنِ الْعُمْرَةِ اخْلَعْ عَنْكَ الْجُبَّةَ وَاغْسِلْ أَثَرَ الْخَلُوقِ عَنْكَ، وَأَنْقِ الصُّفْرَةَ، وَاصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ كَمَا تَصْنَعُ فِي حَجِّكِ ".
Ebû Nuaym bize tahdis etti, Hemmâm bize tahdis etti, Atâ bize tahdis etti; Safvân b. Ya’lâ b. Ümeyye’den, o da babasından [Ya’lâ’dan] naklederek dedi ki: Bir adam, Ci’râne’de bulunduğu sırada Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi. Üzerinde bir cübbe ve halûk (safranlı koku) izi —veya ‘sarılık’ dedi— vardı. [Adam]: “Umremde ne yapmamı emredersiniz?” diye sordu. Bunun üzerine Allah, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e vahiy indirdi. [Nebi’nin] üzeri bir örtüyle örtüldü. [Ya’lâ dedi ki]: Ben, vahiy indiği sırada Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i görmeyi çok arzuluyordum. Ömer: “Gel, Allah O’na vahiy indirirken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bakmak seni sevindirir mi [ister misin]?” dedi. Ben de: “Evet” dedim. Ömer örtünün bir ucunu kaldırdı; [O’na] baktım, —sanırım [ravi] ‘genç bir devenin soluması gibi’ dedi— [Nebi’den] bir nefes hırıltısı [horultu] geliyordu. Kendisinden vahiy hâli geçince [Nebi]: “Umreyi soran o zat nerede? Üzerindeki o cübbeyi çıkar, üzerindeki o halûk [koku] izini yıka, o sarılığı iyice temizle ve haccında ne yapıyorsan umrende de öyle yap” buyurdu.
1790. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا يَوْمَئِذٍ حَدِيثُ السِّنِّ أَرَأَيْتِ قَوْلَ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} فَلاَ أُرَى عَلَى أَحَدٍ شَيْئًا أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا. فَقَالَتْ عَائِشَةُ كَلاَّ، لَوْ كَانَتْ كَمَا تَقُولُ كَانَتْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا. إِنَّمَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي الأَنْصَارِ كَانُوا يُهِلُّونَ لِمَنَاةَ، وَكَانَتْ مَنَاةُ حَذْوَ قُدَيْدٍ، وَكَانُوا يَتَحَرَّجُونَ أَنْ يَطُوفُوا بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا}. زَادَ سُفْيَانُ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ عَنْ هِشَامٍ مَا أَتَمَّ اللَّهُ حَجَّ امْرِئٍ وَلاَ عُمْرَتَهُ لَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ.
Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, Mâlik bize haber verdi; Hişâm b. Urve’den, o babasından [Urve b. ez-Zübeyr’den] naklederek dedi ki: (O zamanlar) yaşım küçükken, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Âişe’ye radıyallâhu anhâ şöyle dedim: Allah Tabârake ve Teâlâ’nın; { إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا } “Şüphesiz Safâ ile Merve, Allah’ın (ibadet yerleri olarak belirlediği) nişanelerindendir. Kim Beyt’i hacceder veya umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesinde (sa’y yapmasında) kendisine bir günah yoktur” (âyeti) hakkında ne dersin? [Bu ifadeye göre] ben, herhangi bir kimsenin o ikisini tavaf etmemesinde (sa’y yapmamasında) bir sakınca görmüyorum. Âişe (bunun üzerine) şöyle dedi: Hayır, asla! Eğer durum senin dediğin gibi olsaydı [âyet]; “O ikisini tavaf etmemesinde kendisine bir günah yoktur” (şeklinde) olurdu. Halbuki bu âyet ancak Ensar hakkında nazil oldu. Onlar (cahiliye döneminde) Menât [putu] için telbiye getirirlerdi (ihrama girerlerdi). Menât ise Kudeyd [mevkiinin] hizasındaydı. Onlar Safâ ile Merve arasında tavaf etmeyi (sa’y yapmayı) hoş görmezlerdi (bundan çekinirlerdi). İslam gelince bu durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordular da bunun üzerine Allah Teâlâ: { إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا } “Şüphesiz Safâ ile Merve, Allah’ın nişanelerindendir. Kim Beyt’i hacceder veya umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur” (âyetini) indirdi. Süfyân ve Ebû Muâviye, Hişâm’dan (naklen şu ziyadeyi) eklediler: “Allah, Safâ ile Merve arasında tavaf etmeyen (sa’y yapmayan) kimsenin ne haccını ne de umresini tamamlamıştır (onlara geçerlilik vermez).”
1791. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ جَرِيرٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ اعْتَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاعْتَمَرْنَا مَعَهُ فَلَمَّا دَخَلَ مَكَّةَ طَافَ وَطُفْنَا مَعَهُ، وَأَتَى الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ وَأَتَيْنَاهَا مَعَهُ، وَكُنَّا نَسْتُرُهُ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ أَنْ يَرْمِيَهُ أَحَدٌ. فَقَالَ لَهُ صَاحِبٌ لِي أَكَانَ دَخَلَ الْكَعْبَةَ قَالَ لاَ. قَالَ فَحَدِّثْنَا مَا، قَالَ لِخَدِيجَةَ. قَالَ " بَشِّرُوا خَدِيجَةَ بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ ".
İshak b. İbrahim bize [nakletti]; Cerîr’den, o İsmail’den, o da Abdullah b. Ebû Evfâ’dan radıyallâhu anhumâ [naklen]; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem umre yaptı, biz de O’nunla birlikte umre yaptık. Mekke’ye girince O (Tavaf) yaptı, biz de O’nunla birlikte yaptık. Safâ ve Merve’ye geldi, biz de O’nunla birlikte oraya geldik. Mekke halkından [müşriklerden] birinin O’na [bir şey] atmasına (zarar vermesine) karşı O’nu siper alıp koruyorduk. Benim bir arkadaşım ona [Abdullah’a]: “(Nebi o sırada) Kâbe’ye girmiş miydi?” diye sordu. O: “Hayır” dedi. (Arkadaşım): “Peki Hatice radıyallâhu anhâ hakkında (Nebi’den işittiğin) ne varsa bize tahdis et [anlat]” dedi. (Abdullah) şöyle dedi: “[Resûlullah şöyle buyurdu]: Hatice’yi, cennette [içinde] gürültü ve yorgunluk bulunmayan inciden (oyulmuş) bir evle müjdeleyin.”
1793. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، قَالَ سَأَلْنَا ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ رَجُلٍ، طَافَ بِالْبَيْتِ فِي عُمْرَةٍ، وَلَمْ يَطُفْ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، أَيَأْتِي امْرَأَتَهُ فَقَالَ قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَطَافَ بِالْبَيْتِ سَبْعًا، وَصَلَّى خَلْفَ الْمَقَامِ رَكْعَتَيْنِ، وَطَافَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سَبْعًا، وَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ. قَالَ وَسَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ فَقَالَ لاَ يَقْرَبَنَّهَا حَتَّى يَطُوفَ بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ.
Humeydî bize tahdis etti, Süfyân bize tahdis etti; Amr b. Dînâr’dan [naklen]; dedi ki: İbn Ömer’e radıyallâhu anhumâ, umre sırasında Beyt’i (Kâbe’yi) tavaf eden ancak henüz Safâ ve Merve arasını tavaf etmemiş (sa’y yapmamış) olan bir adamın eşine yaklaşıp yaklaşamayacağını (cinsel ilişkide bulunup bulunamayacağını) sorduk. (İbn Ömer) şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (Mekke’ye) geldi, Beyt’i yedi (şavt) tavaf etti, Makâm(-ı İbrahim)’in arkasında iki rekat namaz kıldı ve Safâ ile Merve arasını yedi (şavt) tavaf etti [sa’y yaptı]. Şüphesiz; { لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ } “Andolsun ki Resûlullah’ta sizin için güzel bir örnek vardır” (âyeti gereğince sizin için O’nda örneklik vardır). [Amr b. Dînâr] dedi ki: Câbir b. Abdullâh’a radıyallâhu anhumâ da sorduk; o da: “Safâ ve Merve arasını tavaf etmedikçe (sa’y yapmadıkça) sakın kadına (eşi dâhil) yaklaşmasın!” dedi.
1795. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالْبَطْحَاءِ وَهُوَ مُنِيخٌ فَقَالَ " أَحَجَجْتَ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " بِمَا أَهْلَلْتَ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ بِإِهْلاَلٍ كَإِهْلاَلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَحْسَنْتَ. طُفْ بِالْبَيْتِ وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ ثُمَّ أَحِلَّ ". فَطُفْتُ بِالْبَيْتِ، وَبِالصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، ثُمَّ أَتَيْتُ امْرَأَةً مِنْ قَيْسٍ، فَفَلَتْ رَأْسِي، ثُمَّ أَهْلَلْتُ بِالْحَجِّ. فَكُنْتُ أُفْتِي بِهِ، حَتَّى كَانَ فِي خِلاَفَةِ عُمَرَ فَقَالَ إِنْ أَخَذْنَا بِكِتَابِ اللَّهِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُنَا بِالتَّمَامِ، وَإِنْ أَخَذْنَا بِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَإِنَّهُ لَمْ يَحِلَّ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْىُ مَحِلَّهُ.
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti, Gunder bize tahdis etti, Şu’be bize tahdis etti; Kays b. Müslim’den, o Târık b. Şihâb’dan, o da Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den radıyallâhu anh [naklen]; şöyle dedi: [Bir keresinde] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bathâ’da (devesini) ıhtırmış (konaklamış) bir hâldeyken O’nun yanına geldim. [Resûlullah]: “Hac için mi geldin [niyet ettin]?” buyurdu. Ben: “Evet” dedim. “Ne ile telbiye getirdin [neye niyet ettin]?” buyurdu. Ben: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in telbiye getirdiği gibi [niyet ettim] diyerek lebbeyk çektim” dedim. [Nebi]: “İyi yapmışsın! [Şimdi git] Beyt’i (Kâbe’yi) ve Safâ ile Merve’yi tavaf et [sa’y yap], sonra ihramdan çık” buyurdu. Bunun üzerine Beyt’i ve Safâ ile Merve’yi tavaf ettim. Sonra Kays [kabilesinden] bir kadına geldim; o, başımdaki bitleri ayıkladı [saçımı düzeltti]. Sonra da hac için telbiye getirdim. [Ömer’in caliphate’ine kadar] bu konuda fetva veriyordum; nihayet Ömer’in hilafeti dönemi gelince [Ömer] şöyle dedi: “Eğer Allah’ın Kitâbı’nı esas alacak olursak, O (Kitap) bize [haccı da umreyi de] tamamlamamızı emrediyor { وَأَتِمُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ }; eğer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözünü [uygulamasını] esas alacak olursak; şüphesiz O (Nebi), kurbanlık (hedy) yerine ulaşıncaya kadar [ihramdan] çıkmamıştı.”
1796. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، مَوْلَى أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، كَانَ يَسْمَعُ أَسْمَاءَ تَقُولُ كُلَّمَا مَرَّتْ بِالْحَجُونِ صَلَّى اللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ لَقَدْ نَزَلْنَا مَعَهُ هَا هُنَا، وَنَحْنُ يَوْمَئِذٍ خِفَافٌ، قَلِيلٌ ظَهْرُنَا، قَلِيلَةٌ أَزْوَادُنَا، فَاعْتَمَرْتُ أَنَا وَأُخْتِي عَائِشَةُ وَالزُّبَيْرُ وَفُلاَنٌ وَفُلاَنٌ، فَلَمَّا مَسَحْنَا الْبَيْتَ أَحْلَلْنَا، ثُمَّ أَهْلَلْنَا مِنَ الْعَشِيِّ بِالْحَجِّ.
Ahmed b. Îsâ bize tahdis etti, İbn Vehb bize tahdis etti, Amr [b. el-Hâris] bize haber verdi; Ebû’l-Esved’den [naklen]: Asmâ bint Ebû Bekir’in azatlısı Abdullah ona şöyle tahdis etti; kendisi Asmâ’yı radıyallâhu anhâ Hacûn’dan her geçtiğinde şöyle derken işitirdi: “Salât-u selam [Allah’ın salâtı] Muhammed’in sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine olsun! Yemin olsun ki O’nunla birlikte buraya [Hacûn’a] inmiştik. O günlerde [yükümüz] hafifti; bineklerimiz ve azığımız azdı. Ben, kız kardeşim Âişe, Zübeyr, falan ve falan [hep birlikte] umre yapmıştık. Beyt’i (Kâbe’yi) meshettiğimizde (tavafımızı bitirdiğimizde) ihramdan çıktık, sonra aynı günün akşamında [yeniden] hac için telbiye getirdik [ihrama girdik].”
1797. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا قَفَلَ مِنْ غَزْوٍ أَوْ حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ يُكَبِّرُ عَلَى كُلِّ شَرَفٍ مِنَ الأَرْضِ ثَلاَثَ تَكْبِيرَاتٍ، ثُمَّ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، آيِبُونَ تَائِبُونَ عَابِدُونَ سَاجِدُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ، صَدَقَ اللَّهُ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ ".
Abdullah b. Yûsuf bize haber verdi, Mâlik bize haber verdi; Nâfi’den, o da Abdullah b. Ömer’den radıyallâhu anhumâ [naklen]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gazveden, hacdan veya umreden döndüğünde, yeryüzünün her yüksek yerinde üç defa tekbir getirir, sonra şöyle buyururdu: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır; O her şeye kadirdir. [Bizler evimize/memleketimize] dönenler, tövbe edenler, kulluk edenler, secde edenler ve Rabbimize hamd edenleriz. Allah vaadine sadık kaldı, kuluna yardım etti ve (düşman) grupları [ahzâbı] tek başına bozguna uğrattı.”
1798. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ اسْتَقْبَلَتْهُ أُغَيْلِمَةُ بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، فَحَمَلَ وَاحِدًا بَيْنَ يَدَيْهِ وَآخَرَ خَلْفَهُ.
Muallâ b. Esed bize tahdis etti, Yezîd b. Zurey’ bize tahdis etti, Hâlid [el-Hazzâ] bize tahdis etti; İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan radıyallâhu anhumâ [naklen]; şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye geldiğinde, Abdülmuttalib oğullarının küçük çocukları O’nu karşıladılar. [Nebi] onlardan birini önüne, diğerini de arkasına [bineğine] bindirdi.
1799. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَجَّاجِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا خَرَجَ إِلَى مَكَّةَ يُصَلِّي فِي مَسْجِدِ الشَّجَرَةِ، وَإِذَا رَجَعَ صَلَّى بِذِي الْحُلَيْفَةِ بِبَطْنِ الْوَادِي وَبَاتَ حَتَّى يُصْبِحَ.
Ahmed b. el-Haccâc bize tahdis etti, Enes b. İyâz bize tahdis etti; Ubeydullah [b. Ömer]’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den radıyallâhu anhumâ [naklen]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye [gitmek üzere] çıktığında Şecere Mescidi’nde namaz kılardı; [Mekke’den] dönerken ise Zülhuleyfe’de vadi ortasında [batnü’l-vâdî] namaz kılar ve sabaha kadar orada gecelerdi.
1800. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ يَطْرُقُ أَهْلَهُ، كَانَ لاَ يَدْخُلُ إِلاَّ غُدْوَةً أَوْ عَشِيَّةً.
Mûsâ b. İsmâil bize tahdis etti, Hemmâm bize tahdis etti; İshak b. Abdullah b. Ebû Talha’dan, o da Enes’ten radıyallâhu anh [naklen]; şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in [gece vakti aniden] evine (ailesinin yanına) gelme âdeti yoktu; ancak kuşluk vakti [gudve] veya akşamüzeri [aşiyye] girerdi.
1801. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَارِبٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَطْرُقَ أَهْلَهُ لَيْلاً.
Müslim b. İsmâil bize tahdis etti, Şu’be bize tahdis etti; Muhârib’den, o da Câbir’den radıyallâhu anh [naklen]; şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, (yolculuktan dönen kimsenin) gece vakti [aniden] ailesinin yanına gelmesini yasakladı.
1802. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدٌ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ، فَأَبْصَرَ دَرَجَاتِ الْمَدِينَةِ أَوْضَعَ نَاقَتَهُ، وَإِنْ كَانَتْ دَابَّةً حَرَّكَهَا. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ زَادَ الْحَارِثُ بْنُ عُمَيْرٍ عَنْ حُمَيْدٍ حَرَّكَهَا مِنْ حُبِّهَا. حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جُدُرَاتٍ. تَابَعَهُ الْحَارِثُ بْنُ عُمَيْرٍ.
Saîd b. Ebû Meryem bize tahdis etti, Muhammed b. Ca’fer bize haber verdi; Humeyd’den [naklen], o Enes’i radıyallâhu anh şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculuktan döndüğünde Medine’nin yollarını [evlerini/yükseltilerini] görünce devesini hızlandırırdı; eğer (başka bir) binek üzerinde ise onu (da) hareketlendirir [hızlandırırdı]. Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: el-Hâris b. Umeyr, Humeyd kanalıyla; “ona [Medine’ye] olan sevgisinden dolayı onu [bineğini] hareketlendirirdi” (ziyadesini) ekledi. Kuteybe bize tahdis etti, İsmâil [b. Ca’fer] bize tahdis etti, Humeyd’den, o da Enes’ten [naklen]; “[Medine’nin] duvarlarını [görünce]” dedi. el-Hâris b. Umeyr de [bu rivayete] tabi oldu.
1803. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِينَا، كَانَتِ الأَنْصَارُ إِذَا حَجُّوا فَجَاءُوا لَمْ يَدْخُلُوا مِنْ قِبَلِ أَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ، وَلَكِنْ مِنْ ظُهُورِهَا، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَدَخَلَ مِنْ قِبَلِ بَابِهِ، فَكَأَنَّهُ عُيِّرَ بِذَلِكَ، فَنَزَلَتْ {وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا}.
Ebû’l-Velîd bize tahdis etti, Şu’be bize tahdis etti; Ebû İshak’tan [naklen]; dedi ki: Berâ’yı radıyallâhu anh şöyle derken işittim: Bu âyet biz [Ensar] hakkında nazil oldu. Ensar (câhiliye döneminde) hacca gidip [döndüklerinde] evlerine kapılarından girmezler, [evlerinin] arkalarından girerlerdi. [İslâm gelince] Ensar’dan bir adam geldi ve (evine) kapısından girdi. Sanki bu [davranışından] dolayı kınandı. Bunun üzerine; { وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا } “Evlere arkalarından girmeniz bir iyilik (bir erdem) değildir; asıl iyilik (ve erdem), (günahlardan) sakınan kimsenin erdemidir. Evlere kapılarından girin” (âyeti) nazil oldu.
1804. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " السَّفَرُ قِطْعَةٌ مِنَ الْعَذَابِ، يَمْنَعُ أَحَدَكُمْ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَنَوْمَهُ، فَإِذَا قَضَى نَهْمَتَهُ فَلْيُعَجِّلْ إِلَى أَهْلِهِ ".
Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti, Mâlik bize tahdis etti; Sümey’den, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den radıyallâhu anh [naklen]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu (rivayet etti): “Yolculuk [sefer], azaptan bir parçadır; sizden birinin yemesine, içmesine ve uykusuna [düzenine/rahatına] engel olur. Bu yüzden sizden biriniz [yolculuktaki] işini (amacını) bitirdiğinde ailesine dönmekte acele etsin.”
1805. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ بِطَرِيقِ مَكَّةَ، فَبَلَغَهُ عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ شِدَّةُ وَجَعٍ فَأَسْرَعَ السَّيْرَ، حَتَّى كَانَ بَعْدَ غُرُوبِ الشَّفَقِ نَزَلَ، فَصَلَّى الْمَغْرِبَ وَالْعَتَمَةَ، جَمَعَ بَيْنَهُمَا، ثُمَّ قَالَ إِنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِذَا جَدَّ بِهِ السَّيْرُ أَخَّرَ الْمَغْرِبَ، وَجَمَعَ بَيْنَهُمَا.
Saîd b. Ebû’l-Meryem bize tahdis etti, Muhammed b. Ca’fer bize haber verdi; Zeyd b. Eslem’den, o babasından [Eslem’den] naklederek dedi ki: Mekke yolunda Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ ile birlikteydim. [Safiyye bint Ebû Ubeyd’in (eşinin) hastalığının şiddetlendiği haberi ona [İbn Ömer’e] ulaştı. Bunun üzerine [İbn Ömer] yürüyüşünü hızlandırdı; nihayet akşam karanlığı çöktükten [şafağın kaybolmasından] sonra konakladı ve Akşam ile Yatsı [atame] namazlarını kılarak her ikisini birleştirdi [cem’ yaptı]. Sonra şöyle dedi: “Şüphesiz ben, yolculukta yürüyüşü hızlandığı (şiddetlendiği) zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in akşam [namazını] geciktirip her ikisini [akşam ile yatsıyı] birleştirdiğini görmüştüm.”