Binûn

Fitneler ve Savaşlar Kitabı

Ebu Davud · Sünen-i Ebu Davud (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

4240. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا فَمَا تَرَكَ شَيْئًا يَكُونُ فِي مَقَامِهِ ذَلِكَ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ إِلاَّ حَدَّثَهُ حَفِظَهُ مَنْ حَفِظَهُ وَنَسِيَهُ مَنْ نَسِيَهُ قَدْ عَلِمَهُ أَصْحَابُهُ هَؤُلاَءِ وَإِنَّهُ لَيَكُونُ مِنْهُ الشَّىْءُ فَأَذْكُرُهُ كَمَا يَذْكُرُ الرَّجُلُ وَجْهَ الرَّجُلِ إِذَا غَابَ عَنْهُ ثُمَّ إِذَا رَآهُ عَرَفَهُ ‏.‏

Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı; bize Cerîr anlattı; A'meş'ten; Ebu Vâil'den; Huzeyfe'den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem içimizde (hutbe vermek üzere) bir makamda durdu. O makamında, Kıyamet kopuncaya kadar olacak hiçbir şeyi bırakmadan anlattı. Onu ezberleyen ezberledi, unutan unuttu. Muhakkak ki şu arkadaşları onu bilmiştir. (Bazen) ondan bir şey olur (gerçekleşir), ben de onu, bir adamın kendisinden (bir süre) kaybolup sonra onu gördüğünde tanıdığı gibi hatırlarım.”

4241. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ، عَنْ بَدْرِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَكُونُ فِي هَذِهِ الأُمَّةِ أَرْبَعُ فِتَنٍ فِي آخِرِهَا الْفَنَاءُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Harun b. Abdullah anlattı; bize Ebu Davud el-Haferî anlattı; Bedr b. Osman'dan; Âmir'den; bir adamdan; Abdullah'tan [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bu ümmetin içinde dört fitne olacaktır. Onların sonuncusunda fena (yok oluş/kırıp geçirme) vardır.”

4242. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدٍ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَالِمٍ، حَدَّثَنِي الْعَلاَءُ بْنُ عُتْبَةَ، عَنْ عُمَيْرِ بْنِ هَانِئٍ الْعَنْسِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ كُنَّا قُعُودًا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ الْفِتَنَ فَأَكْثَرَ فِي ذِكْرِهَا حَتَّى ذَكَرَ فِتْنَةَ الأَحْلاَسِ فَقَالَ قَائِلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا فِتْنَةُ الأَحْلاَسِ قَالَ ‏ "‏ هِيَ هَرَبٌ وَحَرْبٌ ثُمَّ فِتْنَةُ السَّرَّاءِ دَخَنُهَا مِنْ تَحْتِ قَدَمَىْ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يَزْعُمُ أَنَّهُ مِنِّي وَلَيْسَ مِنِّي وَإِنَّمَا أَوْلِيَائِيَ الْمُتَّقُونَ ثُمَّ يَصْطَلِحُ النَّاسُ عَلَى رَجُلٍ كَوَرِكٍ عَلَى ضِلَعٍ ثُمَّ فِتْنَةُ الدُّهَيْمَاءِ لاَ تَدَعُ أَحَدًا مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ إِلاَّ لَطَمَتْهُ لَطْمَةً فَإِذَا قِيلَ انْقَضَتْ تَمَادَتْ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا حَتَّى يَصِيرَ النَّاسُ إِلَى فُسْطَاطَيْنِ فُسْطَاطِ إِيمَانٍ لاَ نِفَاقَ فِيهِ وَفُسْطَاطِ نِفَاقٍ لاَ إِيمَانَ فِيهِ فَإِذَا كَانَ ذَاكُمْ فَانْتَظِرُوا الدَّجَّالَ مِنْ يَوْمِهِ أَوْ مِنْ غَدِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Osman b. Said el-Hımsî anlattı; bize Ebu'l-Muğîre anlattı; bana Abdullah b. Sâlim anlattı; bana Alâ b. Utbe anlattı; Umeyr b. Hâni' el-Ansî'den; dedi ki: Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işittim: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyorduk. Fitneleri zikretti ve onlar hakkında (konuşmayı) o kadar çoğalttı ki, nihayet 'Ahlâs fitnesi'ni zikretti. Birisi: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Ahlâs fitnesi nedir?’ dedi. Buyurdu ki: ‘O (insanların birbirinden) kaçışması ve mallarının yağmalanmasıdır. Sonra Sarrâ (bolluk/zevk) fitnesi gelir. Onun dumanı (tozu), ehl-i beytimden olan, benden olduğunu iddia eden ama benden olmayan bir adamın ayaklarının altından tüter. Benim dostlarım ancak takva sahipleridir. Sonra insanlar, kaburga kemiği üzerindeki (eğreti duran) kalça kemiği gibi (istikrarsız) bir adam üzerinde anlaşırlar (birleşirler). Sonra Duhaymâ (karanlık/kör) fitnesi gelir. Bu ümmetten, kendisine (tokat) vurmadığı hiç kimseyi bırakmaz. Ne zaman bitti denilse, devam eder (uzar). Kişi o fitne içinde mümin olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar. Nihayet insanlar iki fustata (çadıra/gruba) ayrılır: İçinde nifak olmayan iman fustatı (grubu) ve içinde iman olmayan nifak fustatı. İşte bu olduğu zaman, o gün veya ertesi gün Deccâl'i bekleyin.’”

4243. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ فَرُّوخَ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، أَخْبَرَنِي ابْنٌ لِقَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ حُذَيْفَةُ بْنُ الْيَمَانِ وَاللَّهِ مَا أَدْرِي أَنَسِيَ أَصْحَابِي أَمْ تَنَاسَوْا وَاللَّهِ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قَائِدِ فِتْنَةٍ إِلَى أَنْ تَنْقَضِيَ الدُّنْيَا يَبْلُغُ مَنْ مَعَهُ ثَلاَثَمِائَةٍ فَصَاعِدًا إِلاَّ قَدْ سَمَّاهُ لَنَا بِاسْمِهِ وَاسْمِ أَبِيهِ وَاسْمِ قَبِيلَتِهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris anlattı; bize İbn Ebi Meryem anlattı; bize İbn Ferruh haber verdi; bana Üsame b. Zeyd haber verdi; bana Kabîsa b. Züeys'in bir oğlu haber verdi; babasından [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Huzeyfe b. el-Yemân dedi ki: “Allah'a yemin olsun ki, arkadaşlarım unuttular mı yoksa unutmuş gibi mi göründüler bilmiyorum. Vallahi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (kendisinden sonra) dünya sona erinceye kadar gelecek olan ve kendisine uyanların sayısı üç yüz ve daha fazlasına ulaşacak olan hiçbir fitne önderini bırakmadı; muhakkak bize onun ismini, babasının ismini ve kabilesinin ismini söyleyerek onu ismen zikretti.”

4244. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ نَصْرِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ سُبَيْعِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ أَتَيْتُ الْكُوفَةَ فِي زَمَنِ فُتِحَتْ تُسْتَرُ أَجْلُبُ مِنْهَا بِغَالاً فَدَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا صَدْعٌ مِنَ الرِّجَالِ وَإِذَا رَجُلٌ جَالِسٌ تَعْرِفُ إِذَا رَأَيْتَهُ أَنَّهُ مِنْ رِجَالِ أَهْلِ الْحِجَازِ قَالَ قُلْتُ مَنْ هَذَا فَتَجَهَّمَنِي الْقَوْمُ وَقَالُوا أَمَا تَعْرِفُ هَذَا هَذَا حُذَيْفَةُ بْنُ الْيَمَانِ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ حُذَيْفَةُ إِنَّ النَّاسَ كَانُوا يَسْأَلُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَيْرِ وَكُنْتُ أَسْأَلُهُ عَنِ الشَّرِّ فَأَحْدَقَهُ الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ فَقَالَ إِنِّي قَدْ أَرَى الَّذِي تُنْكِرُونَ إِنِّي قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ هَذَا الْخَيْرَ الَّذِي أَعْطَانَا اللَّهُ أَيَكُونُ بَعْدَهُ شَرٌّ كَمَا كَانَ قَبْلَهُ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا الْعِصْمَةُ مِنْ ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ السَّيْفُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ثُمَّ مَاذَا يَكُونُ قَالَ ‏"‏ إِنْ كَانَ لِلَّهِ خَلِيفَةٌ فِي الأَرْضِ فَضَرَبَ ظَهْرَكَ وَأَخَذَ مَالَكَ فَأَطِعْهُ وَإِلاَّ فَمُتْ وَأَنْتَ عَاضٌّ بِجِذْلِ شَجَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏"‏ ثُمَّ يَخْرُجُ الدَّجَّالُ مَعَهُ نَهْرٌ وَنَارٌ فَمَنْ وَقَعَ فِي نَارِهِ وَجَبَ أَجْرُهُ وَحُطَّ وِزْرُهُ وَمَنْ وَقَعَ فِي نَهْرِهِ وَجَبَ وِزْرُهُ وَحُطَّ أَجْرُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ ثُمَّ مَاذَا قَالَ ‏"‏ ثُمَّ هِيَ قِيَامُ السَّاعَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Ebu Avâne anlattı; Katâde'den; Nasr b. Âsım'dan; Sübey' b. Hâlid'den; dedi ki: “Tüster'in fethedildiği dönemde katır getirmek (veya satın almak) üzere Kûfe'ye geldim. Mescide girdim; baktım ki (etrafında toplanmış) adamlardan oluşan bir halka ve (ortalarında) oturan bir adam var. Onu görünce Hicaz ehlinden birisi olduğunu anlarsın. (Yanımdakilere): ‘Bu kimdir?’ dedim. Topluluk bana sertçe baktı ve: ‘Bunu tanımıyor musun? Bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sahabesi Huzeyfe b. el-Yemân'dır,’ dediler. Huzeyfe (şöyle) dedi: ‘İnsanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e hayrı sorarlardı, ben ise O'na şerri sorardım.’ Topluluk gözlerini ona dikti. O da: ‘Sizin yadırgadığınızı (bu sözüme şaşırdığınızı) görüyorum. Ben (Resûlullah'a şöyle) dedim: Ey Allah'ın Resûlü! Allah'ın bize verdiği bu hayrı görüyor musun? (Biliyoruz). Acaba bundan önce (şer) olduğu gibi, bundan sonra da şer olacak mı? Buyurdu ki: Evet. Dedim ki: Ondan korunma(nın yolu) nedir? Buyurdu ki: Kılıçtır. Dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü! Sonra ne olacak? Buyurdu ki: Eğer yeryüzünde Allah'ın bir halifesi olur da sırtına vursa ve malını alsa bile ona itaat et. Aksi takdirde bir ağaç kökünü ısırarak (bile olsa) öl. Dedim ki: Sonra ne olacak? Buyurdu ki: Sonra Deccâl çıkar. Onunla beraber bir nehir ve bir ateş vardır. Kim onun ateşine düşerse ecri vacip olur (kesinleşir) ve günahı silinir. Kim onun nehrine düşerse günahı vacip olur ve ecri silinir. Dedim ki: Sonra ne olacak? Buyurdu ki: Sonra Kıyamet'in kopuşudur.’”

4245. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ نَصْرِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ خَالِدٍ الْيَشْكُرِيِّ، بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ قُلْتُ بَعْدَ السَّيْفِ قَالَ ‏"‏ بَقِيَّةٌ عَلَى أَقْذَاءٍ وَهُدْنَةٌ عَلَى دَخَنٍ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ سَاقَ الْحَدِيثَ قَالَ كَانَ قَتَادَةُ يَضَعُهُ عَلَى الرِّدَّةِ الَّتِي فِي زَمَنِ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ عَلَى أَقْذَاءٍ ‏"‏ ‏.‏ يَقُولُ قَذَى ‏.‏ ‏"‏ وَهُدْنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ يَقُولُ صُلْحٌ ‏"‏ عَلَى دَخَنٍ ‏"‏ ‏.‏ عَلَى ضَغَائِنَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris anlattı; bize Abdurrazzâk anlattı; Ma'mer'den; Katâde'den; Nasr b. Âsım'dan; Hâlid b. Hâlid el-Yeşkurî'den; (bu isnadla) bu hadisi (önceki hadis gibi rivayet etti). [Ravi dedi ki:] (Huzeyfe şöyle) dedi: Ben (Resûlullah'a): ‘Kılıçtan sonra (ne var)?’ dedim. Buyurdu ki: ‘Bulanıklık (gözdeki çerçöp) üzerinde (devam eden) bir kalıntı ve duman (kin) üzerinde bir sulh.’ Sonra hadisi (önceki gibi) sevk etti. [Ravi dedi ki:] Katâde bu hadisi(n "kılıç" kısmını), Ebu Bekir zamanındaki Ridde (dinden dönme) olaylarına yorardı. "Ala akzâ" (çerçöp üzerinde), (gözdeki) çöp/bulanıklık demektir. "Ve hudnetun" sulh demektir. "Ala dehan" (duman üzerinde), kinler/gizli düşmanlıklar üzerinde demektir.

4246. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ نَصْرِ بْنِ عَاصِمٍ اللَّيْثِيِّ، قَالَ أَتَيْنَا الْيَشْكُرِيَّ فِي رَهْطٍ مِنْ بَنِي لَيْثٍ فَقَالَ مَنِ الْقَوْمُ فَقُلْنَا بَنُو لَيْثٍ أَتَيْنَاكَ نَسْأَلُكَ عَنْ حَدِيثِ حُذَيْفَةَ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ بَعْدَ هَذَا الْخَيْرِ شَرٌّ قَالَ ‏"‏ فِتْنَةٌ وَشَرٌّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ بَعْدَ هَذَا الشَّرِّ خَيْرٌ قَالَ ‏"‏ يَا حُذَيْفَةُ تَعَلَّمْ كِتَابَ اللَّهِ وَاتَّبِعْ مَا فِيهِ ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثَ مِرَارٍ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ بَعْدَ هَذَا الشَّرِّ خَيْرٌ قَالَ ‏"‏ هُدْنَةٌ عَلَى دَخَنٍ وَجَمَاعَةٌ عَلَى أَقْذَاءٍ فِيهَا أَوْ فِيهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ الْهُدْنَةُ عَلَى الدَّخَنِ مَا هِيَ قَالَ ‏"‏ لاَ تَرْجِعُ قُلُوبُ أَقْوَامٍ عَلَى الَّذِي كَانَتْ عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبَعْدَ هَذَا الْخَيْرِ شَرٌّ قَالَ ‏"‏ فِتْنَةٌ عَمْيَاءُ صَمَّاءُ عَلَيْهَا دُعَاةٌ عَلَى أَبْوَابِ النَّارِ فَإِنْ تَمُتْ يَا حُذَيْفَةُ وَأَنْتَ عَاضٌّ عَلَى جِذْلٍ خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ تَتَّبِعَ أَحَدًا مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî anlattı; bize Süleyman —yani İbn el-Muğîre— anlattı; Humeyd'den; Nasr b. Âsım el-Leysî'den; dedi ki: Beni Leys'ten bir toplulukla birlikte el-Yeşkurî'ye geldik. Dedi ki: ‘Siz kimlerdensiniz?’ Biz de: ‘Beni Leys'teniz; sana Huzeyfe'nin hadisini sormak için geldik,’ dedik. Bunun üzerine hadisi zikredip (şöyle) dedi: “(Huzeyfe) dedi ki: Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bu hayırdan sonra şer var mı?’ Buyurdu ki: ‘Fitne ve şer vardır.’ Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bu şerden sonra hayır var mı?’ Buyurdu ki: ‘Ey Huzeyfe! Allah'ın Kitabı'nı öğren ve içindekilere uy.’ Bunu üç defa (tekrarladı). Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bu şerden sonra hayır var mı?’ Buyurdu ki: ‘Duman (kin) üzerine bir sulh ve çerçöp (bulanıklık) üzerine bir cemaat (topluluk).’ Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Duman üzerine sulh nedir?’ Buyurdu ki: ‘İnsanların kalpleri eski hallerine (safiyetine) dönemez.’ Dedim ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bu hayırdan sonra şer var mı?’ Buyurdu ki: ‘Kör ve sağır bir fitne! Onun üzerinde Cehennem kapılarına (çağıran) davetçiler vardır. Ey Huzeyfe! Bir ağaç kökünü ısırarak ölmen, onlardan herhangi birine uymandan senin için daha hayırlıdır.’”

4247. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، عَنْ صَخْرِ بْنِ بَدْرٍ الْعِجْلِيِّ، عَنْ سُبَيْعِ بْنِ خَالِدٍ، بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنْ حُذَيْفَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَإِنْ لَمْ تَجِدْ يَوْمَئِذٍ خَلِيفَةً فَاهْرَبْ حَتَّى تَمُوتَ فَإِنْ تَمُتْ وَأَنْتَ عَاضٌّ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ فِي آخِرِهِ قَالَ قُلْتُ فَمَا يَكُونُ بَعْدَ ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ لَوْ أَنَّ رَجُلاً نَتَجَ فَرَسًا لَمْ تُنْتَجْ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Abdulvâris anlattı; bize Ebu't-Teyyâh anlattı; Sahr b. Bedr el-İclî'den; Sübey' b. Hâlid'den; bu hadisi (önceki hadisler gibi) Huzeyfe'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklederek şöyle) anlattı: Buyurdu ki: “Eğer o gün bir halife bulamazsan, ölünceye kadar kaç! Hatta (bir ağaç kökünü) ısırarak ölsen bile.” (Ravi) hadisin sonunda şunu da (ekleyip) dedi: (Huzeyfe) dedi ki: ‘Dedim ki: Ondan sonra ne olacak?’ Buyurdu ki: ‘Eğer bir adamın kısrağı doğuracak olsa, (o tay) Kıyamet kopuncaya kadar (büyüyüp) binilecek hale gelmez.’”

4248. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ رَبِّ الْكَعْبَةِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ بَايَعَ إِمَامًا فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ مَا اسْتَطَاعَ فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ فَاضْرِبُوا رَقَبَةَ الآخَرِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ أَنْتَ سَمِعْتَ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَمِعَتْهُ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِي ‏.‏ قُلْتُ هَذَا ابْنُ عَمِّكَ مُعَاوِيَةُ يَأْمُرُنَا أَنْ نَفْعَلَ وَنَفْعَلَ ‏.‏ قَالَ أَطِعْهُ فِي طَاعَةِ اللَّهِ وَاعْصِهِ فِي مَعْصِيَةِ اللَّهِ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize İsa b. Yunus anlattı; bize A'meş anlattı; Zeyd b. Vehb'den; Abdurrahman b. Abd Rabb el-Kâbe'den; Abdullah b. Amr'dan [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim bir imama biat eder, elinin tokasını (sadakatini) ve kalbinin meyvesini (içtenliğini) ona verirse, gücü yettiğince ona itaat etsin. Eğer bir başkası gelir de onunla (iktidar konusunda) çekişirse, o diğerinin boynunu vurun.” (Abdurrahman dedi ki:) Dedim ki: ‘Sen bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den mi işittin?’ Dedi ki: ‘(Evet), kulaklarım onu işitti ve kalbim onu ezberledi (kavradı).’ Dedim ki: ‘İşte şu amcanın oğlu Muâviye, bize şöyle şöyle yapmamızı (mallarımızı haksız yere yememizi vs.) emrediyor.’ Dedi ki: ‘Allah'a itaat konusunda ona itaat et, Allah'a isyan konusunda ise ona karşı gel (itaat etme).’

4249. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ أَفْلَحَ مَنْ كَفَّ يَدَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris anlattı; bize Ubeydullah b. Musa anlattı; Şeybân'dan; A'meş'ten; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yaklaşan bir şerden dolayı vay Arapların haline! Elini (fitneden) çeken kimse kurtuluşa ermiştir.”

4250. Hadis

قَالَ أَبُو دَاوُدَ حُدِّثْتُ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُوشِكُ الْمُسْلِمُونَ أَنْ يُحَاصَرُوا إِلَى الْمَدِينَةِ حَتَّى يَكُونَ أَبْعَدُ مَسَالِحِهِمْ سَلاَحَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Davud dedi ki: Bana İbn Vehb'den şöyle rivayet edildi: Bize Cerîr b. Hâzim anlattı; Ubeydullah b. Ömer'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanların (kuşatılarak/sıkıştırılarak) Medine'ye çekilmeleri yakındır. Öyle ki onların en uzak sınır karakolu (mesâlih) ‘Selâh’ olacaktır.”

4251. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَنْبَسَةَ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ وَسَلاَحُ قَرِيبٌ مِنْ خَيْبَرَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Salih anlattı; Anbese'den; Yunus'tan; Zührî'den (nakledildiğine göre) o şöyle demiştir: “Selâh, Hayber'e yakın (bir yer)dir.”

4252. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِيَ الأَرْضَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ إِنَّ رَبِّي زَوَى لِيَ الأَرْضَ فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَإِنَّ مُلْكَ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا وَأُعْطِيتُ الْكَنْزَيْنِ الأَحْمَرَ وَالأَبْيَضَ وَإِنِّي سَأَلْتُ رَبِّي لأُمَّتِي أَنْ لاَ يُهْلِكَهَا بِسَنَةٍ بِعَامَّةٍ وَلاَ يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ وَإِنَّ رَبِّي قَالَ لِي يَا مُحَمَّدُ إِنِّي إِذَا قَضَيْتُ قَضَاءً فَإِنَّهُ لاَ يُرَدُّ وَلاَ أُهْلِكُهُمْ بِسَنَةٍ بِعَامَّةٍ وَلاَ أُسَلِّطُ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ وَلَوِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِمْ مَنْ بَيْنَ أَقْطَارِهَا أَوْ قَالَ بِأَقْطَارِهَا حَتَّى يَكُونَ بَعْضُهُمْ يُهْلِكُ بَعْضًا وَحَتَّى يَكُونَ بَعْضُهُمْ يَسْبِي بَعْضًا وَإِنَّمَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي الأَئِمَّةَ الْمُضِلِّينَ وَإِذَا وُضِعَ السَّيْفُ فِي أُمَّتِي لَمْ يُرْفَعْ عَنْهَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَلْحَقَ قَبَائِلُ مِنْ أُمَّتِي بِالْمُشْرِكِينَ وَحَتَّى تَعْبُدَ قَبَائِلُ مِنْ أُمَّتِي الأَوْثَانَ وَإِنَّهُ سَيَكُونُ فِي أُمَّتِي كَذَّابُونَ ثَلاَثُونَ كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ وَأَنَا خَاتَمُ النَّبِيِّينَ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي وَلاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عِيسَى ‏"‏ ظَاهِرِينَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ اتَّفَقَا ‏"‏ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Süleyman b. Harb ve Muhammed b. İsa anlattı; dediler ki: Bize Hammad b. Zeyd anlattı; Eyyûb'dan; Ebu Kılâbe'den; Ebu Esmâ'dan; Sevbân'dan [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah yeryüzünü benim için dürdü (küçülttü/topladı) —veya: Rabbim yeryüzünü benim için dürdü— de ben onun doğularını ve batılarını gördüm. Ümmetimin mülkü (hakimiyeti), bana (dürülüp) gösterilen yerlere kadar ulaşacaktır. Bana iki hazine verildi: Kırmızı ve Beyaz (hazine). Ben Rabbimden ümmetim için; onları (kıtlık getiren) genel bir sene ile helak etmemesini ve üzerlerine kendilerinden olmayan, onların kökünü kazıyacak (birliğini dağıtacak) bir düşman musallat etmemesini istedim. Rabbim bana şöyle buyurdu: ‘Ey Muhammed! Ben bir hüküm verdiğim zaman o geri çevrilmez. Ben senin ümmetine (şunları) verdim: Onları genel bir sene (kıtlık) ile helak etmeyeceğim. Üzerlerine, —yeryüzünün her yanından (onları yok etmek için) bir araya gelseler bile— kendilerinden olmayan, onların kökünü kazıyacak (birliğini dağıtacak) bir düşman musallat etmeyeceğim. Ta ki onlar birbirlerini helak edinceye ve birbirlerini esir alıncaya kadar.’ Ben ümmetim için ancak saptırıcı imamlardan korkarım. Ümmetimin arasına kılıç (bir kere) konuldu mu, artık Kıyamet gününe kadar onlardan kaldırılmaz. Ümmetimden bazı kabileler müşriklere katılmadıkça ve ümmetimden bazı kabileler putlara tapmadıkça Kıyamet kopmaz. Ümmetim içinde otuz tane yalancı (deccâl) çıkacak, hepsi de kendisinin nebi olduğunu iddia edecektir. Oysa ben nebilerin sonuncusuyum (mühürüyüm); benden sonra nebi yoktur. Ümmetimden bir taife hak üzere olmaya...” —İbn İsa (rivayetinde): “galip gelmeye (üstün olmaya)” (ilavesini yaptı); sonra (şu ifadede) birleştiler:— “...devam edecektir. Onlara muhalefet edenler, Allah'ın emri (Kıyamet) gelinceye kadar onlara zarar veremezler.”

4253. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَوْفٍ الطَّائِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنِي أَبِي، - قَالَ ابْنُ عَوْفٍ وَقَرَأْتُ فِي أَصْلِ إِسْمَاعِيلَ - قَالَ حَدَّثَنِي ضَمْضَمٌ، عَنْ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ، - يَعْنِي الأَشْعَرِيَّ - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ أَجَارَكُمْ مِنْ ثَلاَثِ خِلاَلٍ أَنْ لاَ يَدْعُوَ عَلَيْكُمْ نَبِيُّكُمْ فَتَهْلِكُوا جَمِيعًا وَأَنْ لاَ يَظْهَرَ أَهْلُ الْبَاطِلِ عَلَى أَهْلِ الْحَقِّ وَأَنْ لاَ تَجْتَمِعُوا عَلَى ضَلاَلَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Avf et-Tâî anlattı; bize Muhammed b. İsmail anlattı; bana babam anlattı —İbn Avf dedi ki: Ben (bunu) İsmail'in asıl nüshasında okudum—; dedi ki: Bana Damdam anlattı; Şureyh'ten; Ebu Mâlik —yani el-Eş'arî—'den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah sizi üç hasletten korudu: Nebinizin aleyhinize dua edip de toptan helak olmanızdan; batıl ehlinin hak ehline (tamamen) galip gelmesinden ve dalalet (sapıklık) üzerinde birleşmenizden.”

4254. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ نَاجِيَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَدُورُ رَحَى الإِسْلاَمِ لِخَمْسٍ وَثَلاَثِينَ أَوْ سِتٍّ وَثَلاَثِينَ أَوْ سَبْعٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ يَهْلِكُوا فَسَبِيلُ مَنْ هَلَكَ وَإِنْ يَقُمْ لَهُمْ دِينُهُمْ يَقُمْ لَهُمْ سَبْعِينَ عَامًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ أَمِمَّا بَقِيَ أَوْ مِمَّا مَضَى قَالَ ‏"‏ مِمَّا مَضَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ مَنْ قَالَ خِرَاشٍ فَقَدْ أَخْطَأَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Süleyman el-Enbârî anlattı; bize Abdurrahman anlattı; Süfyan'dan; Mansur'dan; Rib'î b. Hırâş'tan; Berâ b. Nâciye'den; Abdullah b. Mes'ûd'dan [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İslam'ın değirmeni otuz beş, otuz altı veya otuz yedi (yıl) dönecektir. Eğer helak olurlarsa, bu (daha önce) helak olanların yoludur. Eğer dinleri onlar için (ayakta) durursa, yetmiş yıl (daha) onlar için ayakta durur.” (Ravi) dedi ki: Dedim ki: ‘(Bu yetmiş yıl) kalan zamandan mı, yoksa geçen zamandan mı?’ Buyurdu ki: ‘Geçen zamandan (sayılarak).’ Ebu Davud dedi ki: Kim (Rib'î b. Hırâş yerine) "Hırâş" (diye Hâ harfiyle) söylerse hata etmiştir.

4255. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَتَقَارَبُ الزَّمَانُ وَيَنْقُصُ الْعِلْمُ وَتَظْهَرُ الْفِتَنُ وَيُلْقَى الشُّحُّ وَيَكْثُرُ الْهَرْجُ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيَّةُ هُوَ قَالَ ‏"‏ الْقَتْلُ الْقَتْلُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Salih anlattı; bize Anbese anlattı; bana Yunus anlattı; İbn Şihâb'dan; (o da) bana Humeyd b. Abdurrahman'ın anlattığına göre Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Zaman birbirine yaklaşır (bereket azalır/çabuk geçer), ilim eksilir, fitneler ortaya çıkar, (kalplere) cimrilik atılır ve 'herc' çoğalır.” Denildi ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! O (herc) nedir?’ Buyurdu ki: ‘Ölümdür, ölümdür (öldürmektir).’

4256. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عُثْمَانَ الشَّحَّامِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهَا سَتَكُونُ فِتْنَةٌ يَكُونُ الْمُضْطَجِعُ فِيهَا خَيْرًا مِنَ الْجَالِسِ وَالْجَالِسُ خَيْرًا مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ خَيْرًا مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي خَيْرًا مِنَ السَّاعِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا تَأْمُرُنِي قَالَ ‏"‏ مَنْ كَانَتْ لَهُ إِبِلٌ فَلْيَلْحَقْ بِإِبِلِهِ وَمَنْ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ فَلْيَلْحَقْ بِغَنَمِهِ وَمَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَلْحَقْ بِأَرْضِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ شَىْءٌ مِنْ ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ فَلْيَعْمِدْ إِلَى سَيْفِهِ فَلْيَضْرِبْ بِحَدِّهِ عَلَى حَرَّةٍ ثُمَّ لِيَنْجُ مَا اسْتَطَاعَ النَّجَاءَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı; bize Vekî' anlattı; Osman eş-Şahhâm'dan; bana Müslim b. Ebi Bekre anlattı; babasından [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak bir fitne olacaktır. O fitne içinde (olaya karışmayıp) yatan oturan kimseden hayırlıdır. Oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran, yürüyenden hayırlıdır. Yürüyen de (fitneye) koşandan hayırlıdır.” (Ebu Bekre) dedi ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bana ne emredersin?’ Buyurdu ki: ‘Kimin devesi varsa devesinin yanına gitsin. Kimin koyunu varsa koyununun yanına gitsin. Kimin arazisi varsa arazisinin yanına gitsin.’ Dedi ki: ‘Bunlardan hiçbir şeyi olmayan kimse (ne yapsın)?’ Buyurdu ki: ‘Kılıcına yönelsin ve onun keskin tarafını bir taşa vursun (köreltsin/kırsın); sonra gücü yettiğince (fitneden) kurtulsun.’”

4257. Hadis

حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدٍ الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُفَضَّلٌ، عَنْ عَيَّاشٍ، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُسَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَشْجَعِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ دَخَلَ عَلَىَّ بَيْتِي وَبَسَطَ يَدَهُ لِيَقْتُلَنِي قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كُنْ كَابْنَىْ آدَمَ ‏"‏ ‏.‏ وَتَلاَ يَزِيدُ ‏{‏ لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَىَّ يَدَكَ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏

Bize Yezîd b. Hâlid er-Ramlî anlattı; bize Mufaddal anlattı; Ayyaş'tan; Bükeyr'den; Büsr b. Said'den; Hüseyin b. Abdurrahman el-Eşceî'den; Sa'd b. Ebi Vakkâs'ı bu hadis hakkında (şöyle derken) işittiği nakledilmiştir: Ben: ‘Ey Allah'ın Resûlü! (Biri) evime girer ve beni öldürmek için elini bana uzatırsa ne dersin?’ dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Adem'in iki oğlundan (hayırlı) biri gibi ol,’ buyurdu. Yezîd (b. Hâlid, şu) ayeti okudu: { Eğer beni öldürmek için elini bana uzatırsan... } (Mâide, 28).

4258. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ خِرَاشٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ رَاشِدٍ الْجَزَرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ وَابِصَةَ الأَسَدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، وَابِصَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فَذَكَرَ بَعْضَ حَدِيثِ أَبِي بَكْرَةَ قَالَ ‏ "‏ قَتْلاَهَا كُلُّهُمْ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فِيهِ قُلْتُ مَتَى ذَلِكَ يَا ابْنَ مَسْعُودٍ قَالَ تِلْكَ أَيَّامُ الْهَرْجِ حَيْثُ لاَ يَأْمَنُ الرَّجُلُ جَلِيسَهُ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ الزَّمَانُ قَالَ تَكُفُّ لِسَانَكَ وَيَدَكَ وَتَكُونُ حِلْسًا مِنْ أَحْلاَسِ بَيْتِكَ ‏.‏ فَلَمَّا قُتِلَ عُثْمَانُ طَارَ قَلْبِي مَطَارَهُ فَرَكِبْتُ حَتَّى أَتَيْتُ دِمَشْقَ فَلَقِيتُ خُرَيْمَ بْنَ فَاتِكٍ فَحَدَّثْتُهُ فَحَلَفَ بِاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَسَمِعَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا حَدَّثَنِيهِ ابْنُ مَسْعُودٍ ‏.‏

Bize Amr b. Osman anlattı; bize babam anlattı; bize Şihâb b. Hırâş anlattı; Kâsım b. Gazvân'dan; İshak b. Râşid el-Cezerî'den; Sâlim'den; bana Amr b. Vâbisa el-Esedî anlattı; babası Vâbisa'dan; İbn Mes'ûd'dan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim deyip (önceki) Ebu Bekre hadisinin bir kısmını zikretti. (Şunu da ekledi): “O fitnede öldürülenlerin hepsi ateştedir.” (Vâbisa) dedi ki: Dedim ki: ‘Ey İbn Mes'ûd! Bu ne zamandır?’ Dedi ki: ‘Bu, kişinin birlikte oturduğu arkadaşından bile emin olamayacağı 'Herc' (kargaşa/ölüm) günleridir.’ Dedim ki: ‘O zamana erişirsem bana ne emredersin?’ Dedi ki: ‘Dilini ve elini tut (karışma) ve evinin demirbaş eşyalarından (çullarından) bir çul ol (evinden çıkma).’ (Ravi Amr b. Vâbisa dedi ki): Osman (b. Affân) öldürülünce kalbim yerinden oynadı (çok etkilendim). Bineğime atlayıp Şam'a geldim ve Hureym b. Fâtik ile karşılaşıp ona (bunu) anlattım. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin etti ki, bunu (bu hadisi), İbn Mes'ûd'un bana anlattığı gibi bizzat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işitmişti.

4259. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَرْوَانَ، عَنْ هُزَيْلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي فَكَسِّرُوا قِسِيَّكُمْ وَقَطِّعُوا أَوْتَارَكُمْ وَاضْرِبُوا سُيُوفَكُمْ بِالْحِجَارَةِ فَإِنْ دُخِلَ - يَعْنِي عَلَى أَحَدٍ مِنْكُمْ - فَلْيَكُنْ كَخَيْرِ ابْنَىْ آدَمَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Abdulvâris b. Said anlattı; Muhammed b. Cuhâde'den; Abdurrahman b. Servân'dan; Hüzeyl'den; Ebu Musa el-Eş'arî'den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyametin önünde karanlık gece parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o vakitte mümin olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar; mümin olarak akşamlar, kâfir olarak sabahlar. O fitnede oturan ayakta durandan hayırlıdır; yürüyen, (fitneye) koşandan hayırlıdır. Yaylarınızı kırın, kirişlerinizi (iplerini) koparın ve kılıçlarınızı taşlara vurun (köreltin). Eğer —sizden birinin üzerine— girilirse (saldırılırsa), Adem'in iki oğlunun hayırlısı gibi olsun.”

4260. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ رَقَبَةَ بْنِ مَصْقَلَةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، - يَعْنِي ابْنَ سَمُرَةَ - قَالَ كُنْتُ آخِذًا بِيَدِ ابْنِ عُمَرَ فِي طَرِيقٍ مِنْ طُرُقِ الْمَدِينَةِ إِذْ أَتَى عَلَى رَأْسٍ مَنْصُوبٍ فَقَالَ شَقِيَ قَاتِلُ هَذَا ‏.‏ فَلَمَّا مَضَى قَالَ وَمَا أَرَى هَذَا إِلاَّ قَدْ شَقِيَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ مَشَى إِلَى رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي لِيَقْتُلَهُ فَلْيَقُلْ هَكَذَا فَالْقَاتِلُ فِي النَّارِ وَالْمَقْتُولُ فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ الثَّوْرِيُّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سُمَيْرٍ أَوْ سُمَيْرَةَ وَرَوَاهُ لَيْثُ بْنُ أَبِي سُلَيْمٍ عَنْ عَوْنٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سُمَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ لِي الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ - يَعْنِي بِهَذَا الْحَدِيثِ - عَنْ أَبِي عَوَانَةَ وَقَالَ هُوَ فِي كِتَابِي ابْنُ سَبْرَةَ وَقَالُوا سَمُرَةَ وَقَالُوا سُمَيْرَةَ هَذَا كَلاَمُ أَبِي الْوَلِيدِ ‏.‏

Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; bize Ebu Avâne anlattı; Rakabe b. Maskala'dan; Avn b. Ebi Cuhayfe'den; Abdurrahman —yani İbn Semüre—'den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Medine yollarından bir yolda İbn Ömer'in elinden tutuyordum. Derken (kesilmiş ve direğe) dikilmiş bir başa rastladı. (İbn Ömer): ‘Bunun katili şakî oldu (bedbaht oldu/mahvoldu),’ dedi. (Oradan) geçince de şöyle dedi: ‘Bunu (bu maktulü) de şakî olmuş görüyorum. (Zira) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: Ümmetimden bir adamı öldürmek üzere ona yürüyen kimse(ye karşı o adam) şöyle desin (karşılık vermesin/teslim olsun). Zira katil ateştedir, öldürülen ise Cennettedir.’” Ebu Davud dedi ki: Bunu Sevrî, Abdurrahman b. Sümeyr —veya Sümeyre—'den rivayet etti. Leys b. Ebi Süleym de, Avn vasıtasıyla Abdurrahman b. Sümeyre'den rivayet etti. Ebu Davud dedi ki: Bana Hasan b. Ali, Ebu'l-Velîd'den —yani bu hadisi— Ebu Avâne kanalıyla rivayet ederek anlattı ve dedi ki: “O (Abdurrahman), benim kitabımda İbn Sebre'dir.” (Başkaları) “Semüre” dediler, (başkaları da) “Sümeyre” dediler. Bu, Ebu'l-Velîd'in sözüdür.

4261. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنِ الْمُشَعَّثِ بْنِ طَرِيفٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا أَبَا ذَرٍّ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ ‏.‏ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قَالَ فِيهِ ‏"‏ كَيْفَ أَنْتَ إِذَا أَصَابَ النَّاسَ مَوْتٌ يَكُونُ الْبَيْتُ فِيهِ بِالْوَصِيفِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ أَوْ قَالَ مَا خَارَ اللَّهُ لِي وَرَسُولُهُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عَلَيْكَ بِالصَّبْرِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ تَصْبِرُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي ‏"‏ يَا أَبَا ذَرٍّ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ أَنْتَ إِذَا رَأَيْتَ أَحْجَارَ الزَّيْتِ قَدْ غَرِقَتْ بِالدَّمِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ مَا خَارَ اللَّهُ لِي وَرَسُولُهُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عَلَيْكَ بِمَنْ أَنْتَ مِنْهُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ آخُذُ سَيْفِي وَأَضَعُهُ عَلَى عَاتِقِي قَالَ ‏"‏ شَارَكْتَ الْقَوْمَ إِذًا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي قَالَ ‏"‏ تَلْزَمُ بَيْتَكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ دُخِلَ عَلَىَّ بَيْتِي قَالَ ‏"‏ فَإِنْ خَشِيتَ أَنْ يَبْهَرَكَ شُعَاعُ السَّيْفِ فَأَلْقِ ثَوْبَكَ عَلَى وَجْهِكَ يَبُوءُ بِإِثْمِكَ وَإِثْمِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ لَمْ يَذْكُرِ الْمُشَعَّثَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ غَيْرُ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Hammad b. Zeyd anlattı; Ebu İmrân el-Cevnî'den; el-Muşa'b b. Tarîf'ten; Abdullah b. Sâmit'ten; Ebu Zer'den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Ey Ebu Zer!” buyurdu. Ben: “Buyur Ey Allah'ın Resûlü! Emrine amadeyim,” dedim. (Ravi) hadisi zikretti. (Resûlullah) hadisin içinde şöyle buyurdu: “İnsanlara öyle bir ölüm (kıran) isabet edip de, (kabir olarak kullanılan) bir ev(in) bir köle (fiyatına) olduğu zaman halin nice olur?” Ben: “Allah ve Resûlü en doğrusunu bilir,” —veya: “Allah ve Resûlü benim için neyi seçerse (o olur),” dedlm. Buyurdu ki: “Sabretmelisin!” —veya: “Sabredersin,” dedi.— Sonra bana: “Ey Ebu Zer!” buyurdu. Ben: “Buyur, emrine amadeyim,” dedim. Buyurdu ki: “Ahcâru'z-Zeyt (denilen yerin) kanda boğulduğunu (kana bulandığını) gördüğün zaman halin nice olur?” Ben: “Allah ve Resûlü benim için neyi seçerse,” dedim. Buyurdu ki: “Kendilerinden olduğun kimselerin (ailenin/kabîlenin) yanından ayrılma.” Ben: “Ey Allah'ın Resûlü! Kılıcımı alıp omzuma koymayayım mı (onlarla savaşmayayım mı)?” dedim. Buyurdu ki: “O zaman (fitneci) kavme ortak olmuş olursun.” Dedim ki: “Peki bana ne emredersin?” Buyurdu ki: “Evine kapan.” Dedim ki: “Eğer evime girilirse?” Buyurdu ki: “Eğer kılıcın parıltısının gözünü almasından (seni şaşırtmasından/korkutmasından) korkarsan, elbiseni yüzüne ört. (Bırak katil) senin günahınla ve kendi günahıyla dönsün (onları yüklensin).” Ebu Davud dedi ki: Bu hadiste el-Muşa'b'ı, Hammad b. Zeyd'den başka zikreden olmamıştır.

4262. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُوسَى، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ ‏"‏ كُونُوا أَحْلاَسَ بُيُوتِكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris anlattı; bize Affân b. Müslim anlattı; bize Abdulvâhid b. Ziyad anlattı; Âsım el-Ahvel anlattı; Ebu Kebşe'den; o da Ebu Musa'yı şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kıyametin önünde karanlık gece parçaları gibi fitneler vardır. Kişi o vakitte mümin olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar; mümin olarak akşamlar, kâfir olarak sabahlar. O fitnede oturan ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran, yürüyenden hayırlıdır. Yürüyen de (fitneye) koşandan hayırlıdır.” (Sahabiler): “Bize ne emredersin?” dediler. Buyurdu ki: “Evlerinizin demirbaş eşyası (çulu) olun.”

4263. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ الْمِصِّيصِيُّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ جُبَيْرٍ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ، قَالَ ايْمُ اللَّهِ لَقَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ السَّعِيدَ لَمَنْ جُنِّبَ الْفِتَنَ إِنَّ السَّعِيدَ لَمَنْ جُنِّبَ الْفِتَنَ إِنَّ السَّعِيدَ لَمَنْ جُنِّبَ الْفِتَنَ وَلَمَنِ ابْتُلِيَ فَصَبَرَ فَوَاهًا ‏"‏ ‏.‏

Bize İbrahim b. el-Hasan el-Massîsî anlattı; bize Haccâc —yani İbn Muhammed— anlattı; bize Leys b. Sa'd anlattı; dedi ki: Bana Muâviye b. Salih anlattı; Abdurrahman b. Cübeyr'in babasından ona anlattığına göre; Mikdâd b. el-Esved şöyle demiştir: Allah'a yemin olsun ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Mutlu kişi, fitnelerden uzak tutulan kimsedir. Mutlu kişi, fitnelerden uzak tutulan kimsedir. Mutlu kişi, fitnelerden uzak tutulan kimsedir. Bir de (fitne ile) imtihan edilip de sabreden kişi; ne güzeldir o!”

4264. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ خَالِدُ بْنُ أَبِي عِمْرَانَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْبَيْلَمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ سَتَكُونُ فِتْنَةٌ صَمَّاءُ بَكْمَاءُ عَمْيَاءُ مَنْ أَشْرَفَ لَهَا اسْتَشْرَفَتْ لَهُ وَإِشْرَافُ اللِّسَانِ فِيهَا كَوُقُوعِ السَّيْفِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdulmelik b. Şuayb b. el-Leys anlattı; bana İbn Vehb anlattı; bana Leys anlattı; Yahya b. Said'den; dedi ki: Hâlid b. Ebi İmran, Abdurrahman b. el-Beylemânî'den; (o da) Abdurrahman b. Hürmüz'den; (o da) Ebu Hureyre'den [nakletmiştir ki]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sağır, dilsiz ve kör bir fitne olacaktır. Kim ona (o fitneye) gözünü dikip bakarsa, o fitne de ona gözünü diker (kendine çeker). O fitnede dilini uzatmak (ileri geri konuşmak), kılıç darbesi (vurmak) gibidir.”

4265. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ رَجُلٍ، يُقَالُ لَهُ زِيَادٌ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّهَا سَتَكُونُ فِتْنَةٌ تَسْتَنْظِفُ الْعَرَبَ قَتْلاَهَا فِي النَّارِ اللِّسَانُ فِيهَا أَشَدُّ مِنْ وَقْعِ السَّيْفِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ الثَّوْرِيُّ عَنْ لَيْثٍ عَنْ طَاوُسٍ عَنِ الأَعْجَمِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ubeyd anlattı; bize Hammad b. Zeyd anlattı; bize Leys anlattı; Tâvûs'tan; Ziyad denilen bir adamdan; Abdullah b. Amr'dan [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Arapların kökünü kazıyacak bir fitne olacaktır. Onun ölüleri (o fitnede öldürülenler) ateştedir. O fitnede dil (söz söylemek), kılıç darbesinden daha şiddetlidir (tehlikelidir).” Ebu Davud dedi ki: Bunu Sevrî, Leys'ten; (o) Tâvûs'tan; (o da) A'cem'den rivayet etmiştir.

4266. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى بْنِ الطَّبَّاعِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْقُدُّوسِ، قَالَ زِيَادٌ سِيمِينْ كُوشْ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsa b. et-Tabbâ' anlattı; bize Abdullah b. Abdul-Kuddûs anlattı; (dedi ki: Önceki hadiste geçen) Ziyad, Sîmîn Kûş (Gümüş Kulaklı)'dır.

4267. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُوشِكُ أَنْ يَكُونَ خَيْرُ مَالِ الْمُسْلِمِ غَنَمًا يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ وَمَوَاقِعَ الْقَطْرِ يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Mesleme anlattı; Malik'ten; Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a'dan; babasından; Ebu Said el-Hudrî'den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslümanın en hayırlı malının, dinini fitnelerden kaçırmak için dağların zirvelerinde ve yağmur düşen yerlerde (otlaklarda) peşinden gittiği koyunlar olması yakındır.”

4268. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، وَيُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ خَرَجْتُ وَأَنَا أُرِيدُ، - يَعْنِي فِي الْقِتَالِ - فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرَةَ فَقَالَ ارْجِعْ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ إِذَا تَوَاجَهَ الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْقَاتِلُ فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ قَالَ ‏"‏ إِنَّهُ أَرَادَ قَتْلَ صَاحِبِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Kâmil anlattı; bize Hammad b. Zeyd anlattı; Eyyûb ve Yunus'tan; Hasan'dan; Ahnef b. Kays'tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: (Savaşmak) isteğiyle —yani (Cemel/Sıffin) savaşında— çıkmıştım. Ebu Bekre benimle karşılaştı ve: ‘Geri dön! Zira ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: İki Müslüman kılıçlarıyla birbirlerine karşı (savaşa) durdukları zaman, öldüren de öldürülen de ateştedir,’ dedi. (Ebu Bekre) dedi ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Şu katildir (anladık), peki maktulün durumu (suçu) nedir?’ Buyurdu ki: ‘(Çünkü) o da arkadaşını öldürmek istemişti.’

4269. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُتَوَكِّلِ الْعَسْقَلاَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ الْحَسَنِ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ مُخْتَصَرًا ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ لِمُحَمَّدٍ - يَعْنِي ابْنَ الْمُتَوَكِّلِ - أَخٌ ضَعِيفٌ يُقَالُ لَهُ الْحُسَيْنُ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Mütevekkil el-Askalânî anlattı; bize Abdurrazzâk anlattı; Ma'mer'den; Eyyûb'dan; Hasan'dan; (önceki hadisin) senediyle ve (benzer) manasıyla kısaca (rivayet etmiştir). Ebu Davud dedi ki: Muhammed'in —yani İbn el-Mütevekkil'in— Hüseyin adında zayıf (ravi) olan bir kardeşi vardır.

4270. Hadis

حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ دِهْقَانَ، قَالَ كُنَّا فِي غَزْوَةِ الْقُسْطَنْطِينِيَّةِ بِذُلُقْيَةَ فَأَقْبَلَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ فِلَسْطِينَ - مِنْ أَشْرَافِهِمْ وَخِيَارِهِمْ يَعْرِفُونَ ذَلِكَ لَهُ يُقَالُ لَهُ هَانِئُ بْنُ كُلْثُومِ بْنِ شَرِيكٍ الْكِنَانِيُّ - فَسَلَّمَ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي زَكَرِيَّا وَكَانَ يَعْرِفُ لَهُ حَقَّهُ قَالَ لَنَا خَالِدٌ فَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زَكَرِيَّا قَالَ سَمِعْتُ أُمَّ الدَّرْدَاءِ تَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا الدَّرْدَاءِ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّ ذَنْبٍ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَغْفِرَهُ إِلاَّ مَنْ مَاتَ مُشْرِكًا أَوْ مُؤْمِنٌ قَتَلَ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ هَانِئُ بْنُ كُلْثُومٍ سَمِعْتُ مَحْمُودَ بْنَ الرَّبِيعِ يُحَدِّثُ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ أَنَّهُ سَمِعَهُ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ مَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا فَاعْتَبَطَ بِقَتْلِهِ لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ مِنْهُ صَرْفًا وَلاَ عَدْلاً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لَنَا خَالِدٌ ثُمَّ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي زَكَرِيَّا عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ يَزَالُ الْمُؤْمِنُ مُعْنِقًا صَالِحًا مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا فَإِذَا أَصَابَ دَمًا حَرَامًا بَلَّحَ ‏"‏ ‏.‏ وَحَدَّثَ هَانِئُ بْنُ كُلْثُومٍ عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ سَوَاءً ‏.‏

Bize Müemmel b. el-Fadl el-Harrânî anlattı; bize Muhammed b. Şuayb anlattı; Hâlid b. Dihkân'dan; dedi ki: Biz "Dulukye"de Kostantiniyye gazasında idik. Filistin ehlinden —eşrafından ve hayırlılarından olup kendisine (bu vasıfları) tanıdıkları— Hâni' b. Külsûm b. Şerîk el-Kinânî denilen bir adam geldi ve (alim) Abdullah b. Ebi Zekeriyya'ya selam verdi. (Hani), onun (Abdullah'ın) hakkını (kıymetini) bilirdi. Hâlid bize dedi ki: Abdullah b. Ebi Zekeriyya bize şöyle anlattı: Ümmü Derdâ'yı şöyle derken işittim: Ebu Derdâ'yı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Allah'ın her günahı bağışlaması umulur; ancak müşrik olarak ölen kimse veya bir mümini kasten öldüren mümin müstesna.” Bunun üzerine Hâni' b. Külsûm şöyle dedi: Ben Mahmud b. er-Rabî'i, Ubâde b. es-Sâmit'ten rivayet ederken işittim ki, o (Ubâde), Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiş: “Her kim bir mümini öldürür ve öldürdüğü için sevinirse (veya haksız yere/zulmen öldürürse), Allah ondan ne bir sarf (nafile/tevbe) ne de bir adl (farz/fidye) kabul eder.” Hâlid bize dedi ki: Sonra İbn Ebi Zekeriyya bana, Ümmü Derdâ'dan; (o) Ebu Derdâ'dan; (o da) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: “Mümin, haram bir kan dökmediği sürece (amelinde) hızlı ve salih olmaya devam eder. Haram bir kan döktüğü zaman ise (yorulup kalmış deve gibi) çakılıp kalır (helak olur).” Hâni' b. Külsûm da; Mahmud b. er-Rabî'den; (o) Ubâde b. es-Sâmit'ten; (o da) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bunun aynısını rivayet etti.

4271. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ مُبَارَكٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، أَوْ غَيْرُهُ قَالَ قَالَ خَالِدُ بْنُ دِهْقَانَ سَأَلْتُ يَحْيَى بْنَ يَحْيَى الْغَسَّانِيَّ عَنْ قَوْلِهِ ‏ "‏ اعْتَبَطَ بِقَتْلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي الْفِتْنَةِ فَيَقْتُلُ أَحَدُهُمْ فَيَرَى أَنَّهُ عَلَى هُدًى لاَ يَسْتَغْفِرُ اللَّهَ - يَعْنِي - مِنْ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقَالَ فَاعْتَبَطَ يَصُبُّ دَمَهُ صَبًّا ‏.‏

Bize Abdurrahman b. Amr anlattı; Muhammed b. Mübârek'ten; bize Sadaka b. Hâlid —veya bir başkası— anlattı; dedi ki: Hâlid b. Dihkân şöyle dedi: Yahya b. Yahya el-Ghassânî'ye (hadiste geçen) “i'tabata bi-katlihî” (ifadesinin manasını) sordum. Dedi ki: “Fitne (zamanın)da savaşanlar(dır). Onlardan biri (bir mümini) öldürür de kendisinin hidayet üzere olduğunu (doğru yaptığını) sanır; bu sebeple Allah'tan —yani o öldürme işinden dolayı— bağışlanma dilemez (işte manası budur).” Ebu Davud dedi ki: (Başka bir görüşe göre) “fa'tabata”, kanını (bolca/haksızca) döktü demektir.

4272. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُجَالِدِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ خَارِجَةَ بْنَ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، فِي هَذَا الْمَكَانِ يَقُولُ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا ‏}‏ بَعْدَ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ ‏{‏ وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ‏}‏ بِسِتَّةِ أَشْهُرٍ ‏.‏

Bize Müslim b. İbrahim anlattı; bize Hammad anlattı; bize Abdurrahman b. İshak haber verdi; Ebu'z-Zinâd'dan; Mücâlid b. Avf'tan; Hârice b. Zeyd'den; dedi ki: Zeyd b. Sâbit'i şu mekanda şöyle derken işittim: “{ Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebedî kalacağı Cehennemdir } (Nisa, 93) ayeti, Furkan suresindeki { Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar ve Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar } (Furkan, 68) ayetinden altı ay sonra inmiştir.”

4273. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، أَوْ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَمَّا نَزَلَتِ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ ‏{‏ وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ ‏}‏ قَالَ مُشْرِكُو أَهْلِ مَكَّةَ قَدْ قَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ وَدَعَوْنَا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَأَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏ إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحًا فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ ‏}‏ فَهَذِهِ لأُولَئِكَ قَالَ وَأَمَّا الَّتِي فِي النِّسَاءِ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ ‏}‏ الآيَةُ قَالَ الرَّجُلُ إِذَا عَرَفَ شَرَائِعَ الإِسْلاَمِ ثُمَّ قَتَلَ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ لاَ تَوْبَةَ لَهُ ‏.‏ فَذَكَرْتُ هَذَا لِمُجَاهِدٍ فَقَالَ إِلاَّ مَنْ نَدِمَ ‏.‏

Bize Yusuf b. Musa anlattı; bize Cerîr anlattı; Mansur'dan; Said b. Cübeyr'den —veya bana Hakem, Said b. Cübeyr'den anlattı—; dedi ki: İbn Abbas'a (katilin tevbesini) sordum. Şöyle dedi: “Furkan suresindeki { Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar ve Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar } ayeti inince, Mekke ehli olan müşrikler: ‘Biz Allah'ın haram kıldığı cana kıydık, Allah ile beraber başka ilaha yalvardık ve fuhuş yaptık (bizim halimiz ne olacak)?’ dediler. Bunun üzerine Allah: { Ancak tevbe edip inanan ve salih amel işleyenler müstesna. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir } (Furkan, 70) ayetini indirdi. İşte bu (ayet), onlar içindir.” (İbn Abbas devamla) dedi ki: “Nisa suresindeki { Kim bir mümini kasten öldürürse cezası Cehennemdir } ayetine gelince; kişi İslam şeriatını öğrendikten sonra bir mümini kasten öldürürse, onun cezası Cehennemdir, onun için (kabul edilecek) bir tevbe yoktur.” (Ravi dedi ki:) Ben bunu Mücâhid'e anlattım. (Mücahid): “Pişman olan müstesna,” dedi.

4274. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي يَعْلَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي هَذِهِ الْقِصَّةِ فِي ‏{‏ الَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ ‏}‏ أَهْلُ الشِّرْكِ قَالَ وَنَزَلَ ‏{‏ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ ‏}‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. İbrahim anlattı; bize Haccâc anlattı; İbn Cüreyc'den; bana Ya'lâ anlattı; Said b. Cübeyr'den; İbn Abbas'tan; o, bu { Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar... } ayetindeki kıssa (ve hüküm) hakkında: ‘(Bu ayet), şirke düşenler(in tevbesi) hakkındadır,’ dedi. (Devamla): “Ve { Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım... } (Zümer, 53) ayeti nazil oldu,” dedi.

4275. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا ‏}‏ قَالَ مَا نَسَخَهَا شَىْءٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Abdurrahman anlattı; bize Süfyan anlattı; Muğîre b. Nu'mân'dan; Said b. Cübeyr'den; İbn Abbas'tan; { Kim bir mümini kasten öldürürse... } ayeti hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: “Onu (hükmünü) hiçbir şey neshetmemiştir (kaldırmamıştır).”

4276. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ ‏}‏ قَالَ هِيَ جَزَاؤُهُ فَإِنْ شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَتَجَاوَزَ عَنْهُ فَعَلَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Yunus anlattı; bize Ebu Şihâb anlattı; Süleyman et-Teymî'den; Ebu Miclez'den; { Kim bir mümini kasten öldürürse cezası Cehennemdir } ayeti hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: “Bu onun (hak ettiği) cezasıdır. Fakat Allah onu affetmeyi dilerse, (aff)eder.”

4277. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، سَلاَّمُ بْنُ سُلَيْمٍ عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ فِتْنَةً فَعَظَّمَ أَمْرَهَا فَقُلْنَا أَوْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَئِنْ أَدْرَكَتْنَا هَذِهِ لَتُهْلِكَنَّا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كَلاَّ إِنَّ بِحَسْبِكُمُ الْقَتْلُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سَعِيدٌ فَرَأَيْتُ إِخْوَانِي قُتِلُوا ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Ebu'l-Ahvas Sellâm b. Süleym anlattı; Mansur'dan; Hilâl b. Yisâf'tan; Said b. Zeyd'den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık. Bir fitne zikretti ve onun durumunu (tehlikesini) büyüttü. Biz —veya onlar—: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Eğer bu bize erişirse muhakkak bizi helak eder,’ dedik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Hayır! (Öyle değil). Size (kurtuluş/şehadet için) öldürülmek yeter,’ buyurdu. Said dedi ki: Ben kardeşlerimin öldürüldüklerini gördüm.

4278. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا الْمَسْعُودِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُمَّتِي هَذِهِ أُمَّةٌ مَرْحُومَةٌ لَيْسَ عَلَيْهَا عَذَابٌ فِي الآخِرَةِ عَذَابُهَا فِي الدُّنْيَا الْفِتَنُ وَالزَّلاَزِلُ وَالْقَتْلُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı; bize Kesîr b. Hişâm anlattı; bize Mes'ûdî anlattı; Said b. Ebi Bürde'den; babasından; Ebu Musa'dan [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Benim şu ümmetim, merhamet olunmuş bir ümmettir. Ahirette onlara (ebedî) bir azap yoktur. Onların dünyadaki azabı; fitneler, depremler ve (savaşlarda) öldürülmektir.”