2862. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدُ بْنُ مُسَرْهَدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ عُمَرَ - عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصِي فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ " .
Müsedded b. Müserhed bize anlattı; Yahyâ b. Saîd bize anlattı; Ubeydullah’tan; Nâfi’ bana anlattı; Abdullah’tan -yani İbn Ömer’den- naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vasiyet edeceği bir malı bulunan Müslüman bir kimsenin, vasiyeti yanında yazılı olmaksızın iki gece geçirmeye hakkı yoktur.”
2863. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِينَارًا وَلاَ دِرْهَمًا وَلاَ بَعِيرًا وَلاَ شَاةً وَلاَ أَوْصَى بِشَىْءٍ .
Müsedded ve Muhammed b. el-Alâ bize anlattılar; Ebû Muâviye bize anlattı; el-A’meş’ten; Ebû Vâil’den; Mesrûk’tan; o da Âişe’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne bir dinar, ne bir dirhem, ne bir deve, ne de bir koyun bıraktı; ne de bir şey vasiyet etti.
2864. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَرِضَ مَرَضًا - قَالَ ابْنُ أَبِي خَلَفٍ - بِمَكَّةَ - ثُمَّ اتَّفَقَا - أَشْفَى فِيهِ فَعَادَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي مَالاً كَثِيرًا وَلَيْسَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَتِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِالثُّلُثَيْنِ قَالَ " لاَ " . قَالَ فَبِالشَّطْرِ قَالَ " لاَ " . قَالَ فَبِالثُّلُثِ قَالَ " الثُّلُثُ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَتْرُكَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَإِنَّكَ لَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً إِلاَّ أُجِرْتَ بِهَا حَتَّى اللُّقْمَةَ تَرْفَعُهَا إِلَى فِي امْرَأَتِكَ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَخَلَّفُ عَنْ هِجْرَتِي قَالَ " إِنَّكَ إِنْ تُخَلَّفْ بَعْدِي فَتَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحًا تُرِيدُ بِهِ وَجْهَ اللَّهِ لاَ تَزْدَادُ بِهِ إِلاَّ رِفْعَةً وَدَرَجَةً لَعَلَّكَ أَنْ تُخَلَّفَ حَتَّى يَنْتَفِعَ بِكَ أَقْوَامٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ " . ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ أَمْضِ لأَصْحَابِي هِجْرَتَهُمْ وَلاَ تَرُدَّهُمْ عَلَى أَعْقَابِهِمْ لَكِنِ الْبَائِسُ سَعْدُ ابْنُ خَوْلَةَ يَرْثِي لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ مَاتَ بِمَكَّةَ " .
Osmân b. Ebî Şeybe ve İbn Ebî Halef bize anlattılar; Süfyân bize anlattı; ez-Zührî’den; Âmir b. Sa’d’dan; o da babasından -naklettiğine göre- babası (Sa'd b. Ebî Vakkâs) Mekke'de -İbn Ebî Halef 'Mekke'de' dedi- şifa bulması umulmayan ağır bir hastalığa yakalanmıştı; (iki râvi bundan sonrasında ittifak ettiler) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu ziyarete geldi. (Sa'd) dedi ki: “Yâ Resûlallah! Benim çok malım var; varisim olarak da sadece bir kızım var. Malımın üçte ikisini sadaka olarak vasiyet edeyim mi?” “Hayır” buyurdu. “Yarısını (vasiyet edeyim mi?)” dedi. “Hayır” buyurdu. “Üçte birini (vasiyet edeyim mi?)” dedi. Buyurdu ki: “Üçte bir (olabilir); ancak üçte bir bile çoktur. Senin varislerini zengin olarak bırakman, onları insanlara el açan muhtaç kimseler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Yaptığın her harcama için sana mutlaka ecir/sevap verilir; hatta hanımının ağzına koyduğun bir lokma için bile...” (Sa'd:) “Yâ Resûlallah! Hicret arkadaşlarımdan geri mi kalacağım? (Burada mı öleceğim?)” dedim. Buyurdu ki: “Benden sonra hayatta kalıp da Allah’ın rızasını gözeterek salih bir amel işlersen, mutlaka derecen ve merteben artar. Umulur ki sen hayatta kalırsın da seninle birtakım kavimler fayda görür, diğer birtakım (düşman) kavimler ise zarar görür.” Sonra (Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle dua etti: “Allah’ım! Ashabımın hicretlerini tamamla ve onları ökçeleri üzere geri döndürme! Lakin asıl acınacak durumda olan Sa'd b. Havle’dir.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun Mekke’de ölmüş olmasına üzülmüştü (veya ona acımıştı).
2865. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ " أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ حَرِيصٌ تَأْمُلُ الْبَقَاءَ وَتَخْشَى الْفَقْرَ وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَلِفُلاَنٍ كَذَا وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ " .
Müsedded bize anlattı; Abdülvâhid b. Ziyâd bize anlattı; Umâre b. el-Ka’kâ’ bize anlattı; Ebû Zür’a b. Amr b. Cerîr’den; o da Ebû Hüreyre’den -naklettiğine göre- bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Yâ Resûlallah! Hangi sadaka daha faziletlidir?” dedi. Buyurdu ki: “Sağlıklıyken, (maldan kopmaya kıyamayacak kadar) hırslıyken, yaşama arzun varken ve fakirlikten korkarken verdiğin sadakadır. (Sadaka vermeyi) Can boğaza gelip de 'Falan kimseye şu kadar, filan kimseye bu kadar kalsın' diyeceğin zamana kadar erteleme! Zira zaten (o mal) falan kimsenin (mirasçının) olmuştur.”
2866. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ شُرَحْبِيلَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لأَنْ يَتَصَدَّقَ الْمَرْءُ فِي حَيَاتِهِ بِدِرْهَمٍ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَتَصَدَّقَ بِمِائَةٍ عِنْدَ مَوْتِهِ " .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; İbn Ebî Füdeyk bize anlattı; İbn Ebî Zi’b bana haber verdi; Şurahbîl’den; o da Ebû Saîd el-Hudrî’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin sağlığında bir dirhem sadaka vermesi, ölümü anında yüz (dirhem) sadaka vermesinden kendisi için daha hayırlıdır.”
2867. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُدَّانِيُّ، حَدَّثَنَا الأَشْعَثُ بْنُ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي شَهْرُ بْنُ حَوْشَبٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ وَالْمَرْأَةَ بِطَاعَةِ اللَّهِ سِتِّينَ سَنَةً ثُمَّ يَحْضُرُهُمَا الْمَوْتُ فَيُضَارَّانِ فِي الْوَصِيَّةِ فَتَجِبُ لَهُمَا النَّارُ " . قَالَ وَقَرَأَ عَلَىَّ أَبُو هُرَيْرَةَ مِنْ هَا هُنَا { مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَى بِهَا أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ } حَتَّى بَلَغَ { ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ } . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَذَا - يَعْنِي الأَشْعَثَ بْنَ جَابِرٍ - جَدُّ نَصْرِ بْنِ عَلِيٍّ .
Abde b. Abdullah bize bildirdi; Abdüssamed bize bildirdi; Nasr b. Alî el-Huddânî bize anlattı; el-Eş'as b. Câbir bize anlattı; Şehr b. Havşeb bana anlattı; Ebû Hüreyre ona Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: “Kişi ve kadın altmış sene Allah’a itaatle amel ederler. Sonra onlara ölüm gelip çatar da vasiyet ederken (varislerine) zarar verirlerse, ikisine de ateş (cehennem) vacip olur.” (Şehr der ki:) Ebû Hüreyre bana şu ayetten itibaren okudu: (Bu hükümler) yapılan vasiyetten veya borçtan sonradır. (Bu vasiyet ise varisleri) zarara uğratıcı olmamalıdır... ayetinden, ...İşte bu, büyük bir kurtuluştur. (Nisa 4/12-13) kısmına kadar okudu. Ebû Dâvud dedi ki: Bu (isnadındaki) el-Eş'as b. Câbir, Nasr b. Alî’nin dedesidir.
2868. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي سَالِمٍ الْجَيْشَانِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا ذَرٍّ إِنِّي أَرَاكَ ضَعِيفًا وَإِنِّي أُحِبُّ لَكَ مَا أُحِبُّ لِنَفْسِي فَلاَ تَأَمَّرَنَّ عَلَى اثْنَيْنِ وَلاَ تَوَلَّيَنَّ مَالَ يَتِيمٍ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ تَفَرَّدَ بِهِ أَهْلُ مِصْرَ .
Hasen b. Alî bize anlattı; Ebû Abdurrahman el-Mukri’ bize anlattı; Saîd b. Ebî Eyyûb bize anlattı; Ubeydullah b. Ebî Ca’fer’den; Sâlim b. Ebî Sâlim el-Ceyşânî’den; babasından; o da Ebû Zer’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurmuştur: “Ey Ebû Zer! Seni zayıf görüyorum ve kendim için ne seviyorsam senin için de onu seviyorum. Sakın iki kişi üzerine bile olsa emir (yönetici) olma! Sakın yetim malının veliliğini (yönetimini) de üstlenme!” Ebû Dâvud dedi ki: Bu hadisi sadece Mısırlılar rivayet etmiştir.
2869. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، { إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ } فَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ كَذَلِكَ حَتَّى نَسَخَتْهَا آيَةُ الْمِيرَاثِ .
Ahmed b. Muhammed el-Mervezî bize anlattı; Alî b. Hüseyin b. Vâkid bana anlattı; babasından; Yezîd en-Nahvî’den; İkrime’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o: (Sizden birine ölüm geldiğinde) “Eğer bir hayır (mal) bırakacaksa anaya, babaya ve yakınlara vasiyet (yapması farz kılındı)” (Bakara 2/180) ayeti hakkında şöyle demiştir: “Vasiyet (hükmü), miras ayeti onu neshedene (yürürlükten kaldırana) kadar bu şekildeydi.”
2870. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ نَجْدَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ شُرَحْبِيلَ بْنِ مُسْلِمٍ، سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَعْطَى كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ فَلاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ " .
Abdülvehhâb b. Necde bize anlattı; İbn Ayyaş bize anlattı; Şurahbîl b. Müslim’den; o şöyle demiştir: Ebû Ümâme’yi (şöyle derken) işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz ki Allah, her hak sahibine hakkını (miras ayetleriyle) vermiştir. Bu sebeple (mirasçı olan) bir varise vasiyet yoktur.”
2871. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا أَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ } وَ { إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا } الآيَةَ انْطَلَقَ مَنْ كَانَ عِنْدَهُ يَتِيمٌ فَعَزَلَ طَعَامَهُ مِنْ طَعَامِهِ وَشَرَابَهُ مِنْ شَرَابِهِ فَجَعَلَ يَفْضُلُ مِنْ طَعَامِهِ فَيُحْبَسُ لَهُ حَتَّى يَأْكُلَهُ أَوْ يَفْسُدَ فَاشْتَدَّ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ فَذَكَرُوا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلاَحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ } فَخَلَطُوا طَعَامَهُمْ بِطَعَامِهِ وَشَرَابَهُمْ بِشَرَابِهِ .
Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Cerîr bize anlattı; Atâ’dan; Saîd b. Cubeyr’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Allah Azze ve Celle; “Rüştüne erinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın!” (En'âm 6/152) ve “Şüphesiz yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler...” (Nisâ 4/10) ayetlerini indirince, yanında yetim bulunan kimseler yetimin yiyeceğini kendi yiyeceğinden, içeceğini de kendi içeceğinden ayırmaya başladılar. (Hal böyle olunca) Yetimin yemeğinden bir şeyler artıyor, ya yetim onu yiyene kadar ya da yemek bozulana kadar o yemek yetim için saklanıyordu. Bu durum onlara (Müslümanlara) ağır gelince, durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlattılar. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle; “Sana yetimleri soruyorlar. De ki: Onlar için (mallarını yönetip) ıslah etmek hayırlıdır. Eğer onlarla (mallarınızı ve yaşayışınızı) karıştırırsanız, (onlar da) sizin kardeşlerinizdir...” (Bakara 2/220) ayetini indirdi. Bundan sonra (müminler) kendi yiyecek ve içeceklerini (yetimin) yiyecek ve içecekleriyle karıştırdılar.
2872. Hadis
حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، أَنَّ خَالِدَ بْنَ الْحَارِثِ، حَدَّثَهُمْ حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، - يَعْنِي الْمُعَلِّمَ - عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي فَقِيرٌ لَيْسَ لِي شَىْءٌ وَلِي يَتِيمٌ . قَالَ فَقَالَ " كُلْ مِنْ مَالِ يَتِيمِكَ غَيْرَ مُسْرِفٍ وَلاَ مُبَادِرٍ وَلاَ مُتَأَثِّلٍ " .
Humeyd b. Mes'ade bize haber verdi; Hâlid b. el-Hâris onlara anlattı; Hüseyin -yani el-Muallim- bize anlattı; Amr b. Şuayb’dan; babasından; o da dedesinden -naklettiğine göre- bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ben fakirim, hiçbir şeyim yok; (yanımda da) bir yetim var” dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: “İsraf etmeden, (yetim büyüyüp malını elinden alacak diye) acele etmeden ve (kendine mal/sermaye) edinmeden yetiminin malından ye!”
2873. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَدِينِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَالِدِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ رُقَيْشٍ، أَنَّهُ سَمِعَ شُيُوخًا، مِنْ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ وَمِنْ خَالِهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَحْمَدَ قَالَ قَالَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ حَفِظْتُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُتْمَ بَعْدَ احْتِلاَمٍ وَلاَ صُمَاتَ يَوْمٍ إِلَى اللَّيْلِ " .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Yahyâ b. Muhammed el-Medînî bize anlattı; Abdullah b. Hâlid b. Saîd b. Ebî Meryem bize anlattı; babasından; Saîd b. Abdurrahman b. Yezîd b. Rukayş’tan -naklettiğine göre- o, hem Benî Amr b. Avf (kabilesinden) bazı şeyhlerden hem de dayısı Abdullah b. Ebî Ahmed’den (şu hadisi) işitmiştir: Alî b. Ebî Tâlib şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den şunu belledim: “Buluğ çağına (ihtilam) erdikten sonra yetimlik kalmaz. (İbadet maksadıyla) Akşama kadar gün boyu susmak da yoktur.”
2874. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا هُنَّ قَالَ " الشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَأَكْلُ الرِّبَا وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو الْغَيْثِ سَالِمٌ مَوْلَى ابْنِ مُطِيعٍ .
Ahmed b. Saîd el-Hemdânî bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Süleyman b. Bilâl’den; Sevr b. Zeyd’den; Ebû’l-Gays’tan; o da Ebû Hüreyre’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yedi helak edici günahtan (mûbikât) sakının!” “Yâ Resûlallah! Onlar nelerdir?” diye soruldu. Buyurdu ki: “Allah’a ortak koşmak (şirk), büyü yapmak (sihir), Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz (ribâ) yemek, yetim malı yemek, (savaşta düşman karşısından) kaçmak ve (kötülükten habersiz) iffetli mümin kadınlara zina iftirası (kazf) atmaktır.” Ebû Dâvud dedi ki: Ebû’l-Gays, İbn Mutî’in azatlısı Sâlim’dir.
2875. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يَعْقُوبَ الْجُوزَجَانِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هَانِئٍ، حَدَّثَنَا حَرْبُ بْنُ شَدَّادٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ سِنَانٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ - وَكَانَتْ، لَهُ صُحْبَةٌ - أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْكَبَائِرُ فَقَالَ " هُنَّ تِسْعٌ " . فَذَكَرَ مَعْنَاهُ زَادَ " وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ الْمُسْلِمَيْنِ وَاسْتِحْلاَلُ الْبَيْتِ الْحَرَامِ قِبْلَتِكُمْ أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا " .
İbrâhîm b. Ya’kûb el-Cûzecânî bize anlattı; Muâz b. Hânî bize anlattı; Harb b. Şeddâd bize anlattı; Yahyâ b. Ebî Kesîr bize anlattı; Abdülhamîd b. Sinân’dan; Ubeyd b. Umeyr’den; o da babasından -ki kendisi sahabîdir- naklettiğine göre; bir adam ona sordu ve: “Yâ Resûlallah! Büyük günahlar (kebâir) nelerdir?” dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: “Onlar dokuzdur.” de (bir önceki hadisteki maddeleri) zikrederek şu fazlalığı ekledi: “Müslüman anne-babaya isyan etmek ve hayatta iken de öldükten sonra da kıbleniz olan Beyt-i Harâm’ın hürmetini helal saymaktır (hürmetini ihlal etmektir).”
2876. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ خَبَّابٍ، قَالَ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ إِلاَّ نَمِرَةٌ كُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ خَرَجَتْ رِجْلاَهُ وَإِذَا غَطَّيْنَا رِجْلَيْهِ خَرَجَ رَأْسُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " غَطُّوا بِهَا رَأْسَهُ وَاجْعَلُوا عَلَى رِجْلَيْهِ مِنَ الإِذْخِرِ " .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Süfyân bize bildirdi; el-A’meş’ten; Ebû Vâil’den; o da Habbâb’dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Mus'ab b. Umeyr, Uhud günü şehit edildiğinde (üzerinde) çizgili bir hırkadan (nemire) başka bir şeyi yoktu. Onunla başını örttüğümüzde ayakları açılıyor, ayaklarını örttüğümüzde ise başı açılıyordu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onunla başını örtün, ayaklarının üzerine de izhir (otu) koyun!” buyurdu.
2877. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَطَاءٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، بُرَيْدَةَ أَنَّ امْرَأَةً، أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ كُنْتُ تَصَدَّقْتُ عَلَى أُمِّي بِوَلِيدَةٍ وَإِنَّهَا مَاتَتْ وَتَرَكَتْ تِلْكَ الْوَلِيدَةَ . قَالَ " قَدْ وَجَبَ أَجْرُكِ وَرَجَعَتْ إِلَيْكِ فِي الْمِيرَاثِ " . قَالَتْ وَإِنَّهَا مَاتَتْ وَعَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ أَفَيُجْزِئُ - أَوْ يَقْضِي - عَنْهَا أَنْ أَصُومَ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ " . قَالَتْ وَإِنَّهَا لَمْ تَحُجَّ أَفَيُجْزِئُ - أَوْ يَقْضِي - عَنْهَا أَنْ أَحُجَّ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ " .
Ahmed b. Yûnus bize anlattı; Züheyr bize anlattı; Abdullah b. Atâ’dan; o da Abdullah b. Bureyde’den; o da babası Bureyde’den -naklettiğine göre- bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Anneme bir cariye tasadduk etmiştim. Annem vefat etti ve geriye o cariyeyi bıraktı (hükmü nedir?)” dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: “Sevabın kesinleşmiştir; cariye de miras yoluyla sana geri dönmüştür.” (Kadın:) “Annem, üzerinde bir aylık oruç borcu varken vefat etti. Onun adına oruç tutsam (borcu) ödenmiş olur mu?” dedi. “Evet” buyurdu. (Kadın:) “Annem hiç hac yapmamıştı; onun adına hac yapsam olur mu?” dedi. (Resûlullah) “Evet” buyurdu.
2878. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ أَصَابَ عُمَرُ أَرْضًا بِخَيْبَرَ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَصَبْتُ أَرْضًا لَمْ أُصِبْ مَالاً قَطُّ أَنْفَسَ عِنْدِي مِنْهُ فَكَيْفَ تَأْمُرُنِي بِهِ قَالَ " إِنْ شِئْتَ حَبَّسْتَ أَصْلَهَا وَتَصَدَّقْتَ بِهَا " . فَتَصَدَّقَ بِهَا عُمَرُ أَنَّهُ لاَ يُبَاعُ أَصْلُهَا وَلاَ يُوهَبُ وَلاَ يُورَثُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْقُرْبَى وَالرِّقَابِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ - وَزَادَ عَنْ بِشْرٍ - وَالضَّيْفِ - ثُمَّ اتَّفَقُوا - لاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا بِالْمَعْرُوفِ وَيُطْعِمَ صَدِيقًا غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ فِيهِ . زَادَ عَنْ بِشْرٍ قَالَ وَقَالَ مُحَمَّدٌ غَيْرَ مُتَأَثِّلٍ مَالاً .
Müsedded bize anlattı; Yezîd b. Zurey’ bize anlattı. (H) Yine Müsedded bize anlattı; Bişr b. el-Mufaddal bize anlattı. (H) Yine Müsedded bize anlattı; Yahyâ bize anlattı; İbn Avn’dan; Nâfi’den; o da İbn Ömer’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Ömer, Hayber’den bir arazi elde etmişti. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ben öyle bir arazi elde ettim ki şimdiye kadar yanımda ondan daha kıymetli bir malım hiç olmamıştı. Bu arazi hakkında bana ne buyurursunuz?” dedi. Buyurdu ki: “Dilersen onun asıl mülkiyetini alıkoyar ve (gelirini) sadaka olarak verirsin.” Bunun üzerine Ömer o araziyi; asıl mülkiyeti satılmamak, hibe edilmemek ve miras kalmamak üzere fakirlere, akrabalara, kölelere, Allah yolundakilere ve yolculara -Bişr, “misafirlere” fazlalığını ekledi- vakfetti. Orayı yöneten kimsenin, (kendisine mal edinmeksizin) ondan meşru ölçülerde yemesinde ve bir dostuna yedirmesinde bir günah yoktur. Bişr rivayetinde şunları ekledi: Muhammed (b. Sîrîn) şöyle demiştir: “(Orayı yöneten kişi) oradan mal biriktirip servet edinmeden (yiyebilir).”
2879. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ صَدَقَةِ، عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضى الله عنه قَالَ نَسَخَهَا لِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ هَذَا مَا كَتَبَ عَبْدُ اللَّهِ عُمَرُ فِي ثَمْغٍ فَقَصَّ مِنْ خَبَرِهِ نَحْوَ حَدِيثِ نَافِعٍ قَالَ غَيْرَ مُتَأَثِّلٍ مَالاً فَمَا عَفَا عَنْهُ مِنْ ثَمَرِهِ فَهُوَ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ - قَالَ وَسَاقَ الْقِصَّةَ - قَالَ وَإِنْ شَاءَ وَلِيُّ ثَمْغٍ اشْتَرَى مِنْ ثَمَرِهِ رَقِيقًا لِعَمَلِهِ وَكَتَبَ مُعَيْقِيبٌ وَشَهِدَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الأَرْقَمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ هَذَا مَا أَوْصَى بِهِ عَبْدُ اللَّهِ عُمَرُ أَمِيرُ الْمُؤْمِنِينَ إِنْ حَدَثَ بِهِ حَدَثٌ أَنَّ ثَمْغًا وَصِرْمَةَ بْنَ الأَكْوَعِ وَالْعَبْدَ الَّذِي فِيهِ وَالْمِائَةَ سَهْمٍ الَّتِي بِخَيْبَرَ وَرَقِيقَهُ الَّذِي فِيهِ وَالْمِائَةَ الَّتِي أَطْعَمَهُ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم بِالْوَادِي تَلِيهِ حَفْصَةُ مَا عَاشَتْ ثُمَّ يَلِيهِ ذُو الرَّأْىِ مِنْ أَهْلِهَا أَنْ لاَ يُبَاعَ وَلاَ يُشْتَرَى يُنْفِقُهُ حَيْثُ رَأَى مِنَ السَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ وَذِي الْقُرْبَى وَلاَ حَرَجَ عَلَى مَنْ وَلِيَهُ إِنْ أَكَلَ أَوْ آكَلَ أَوِ اشْتَرَى رَقِيقًا مِنْهُ .
Süleyman b. Dâvud el-Mehrî bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; el-Leys bize bildirdi; Yahyâ b. Saîd’den; Ömer b. el-Hattâb’ın radiyallâhu anh sadakası (vakfı) hakkında şunu söylemiştir: Abdülhamîd b. Abdullah b. Abdullah b. Ömer b. el-Hattâb benim için şu belgeyi kopyalayıp verdi: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu, Abdullah Ömer’in (Hayber'deki) Semğ (arazisi) hakkında yazdığı (vasiyettir).” (Râvi) sonra haberi Nâfi’nin hadisi gibi anlattı ve: “(Vakfın meyvesinden) mal edinmemek kaydıyla; meyvesinden artan kısım isteyenlere ve yoksullara aittir” dedi. (Râvi) kıssayı anlatmaya devam etti ve (Ömer’in şöyle bildirdiğini ekledi): “Semğ’ın yöneticisi dilerse, oranın mahsulüyle (arazide) çalıştırılmak üzere köle satın alabilir. Bu vakfiyeyi Muaykîb yazdı, Abdullah b. Erkam da şahitlik etti.” “Bismillâhirrahmânirrahîm. Bu, müminlerin emiri Abdullah Ömer’in, başına bir hal gelirse (ölürse diye) vasiyet ettiği şeydir: Semğ, Sirme b. el-Ekva’ (mevkii), ordaki köle, Hayber’deki yüz hisse ve ordaki köleler ile Vâdi’l-Kurâ’da Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in ona tahsis ettiği yüz (vessaklık/hisselik mahsulü), hayatta olduğu sürece Hafsa yönetecektir; ondan sonra da ailesinden görüş sahibi (akıllı) biri yönetecektir. (Bu malların aslı) Satılamaz ve satın alınamaz. (Yönetici) oranın gelirini uygun gördüğü şekilde isteyenlere, yoksullara ve akrabalara harcar. Orayı yöneten kimsenin (servet edinmeksizin) oradan yemesinde, yedirmesinde veya oradan (çalıştırılmak üzere) köle satın almasında bir beis yoktur.”
2880. Hadis
حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُؤَذِّنُ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أُرَاهُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا مَاتَ الإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةِ أَشْيَاءَ مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ " .
er-Rabî’ b. Süleyman el-Müezzin bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Süleyman -yani İbn Bilâl-’den; el-Alâ b. Abdurrahman’dan; öyle sanıyorum ki babasından; o da Ebû Hüreyre’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsan öldüğü zaman amel (defteri) kesilir; ancak üç şeyden dolayı kesilmez: Sadaka-i cariye (sürekli sadaka), faydalanılan ilim veya kendisine dua eden salih evlat.”
2881. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ نَفْسُهَا وَلَوْلاَ ذَلِكَ لَتَصَدَّقَتْ وَأَعْطَتْ أَفَيُجْزِئُ أَنْ أَتَصَدَّقَ عَنْهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " نَعَمْ فَتَصَدَّقِي عَنْهَا " .
Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Hişâm’dan; babasından; o da Âişe’den -naklettiğine göre- bir kadın: “Yâ Resûlallah! Annem ansızın (bir şey söyleyemeden) vefat etti. Eğer (vakti olsaydı) konuşur, sadaka verir ve bağışta bulunurdu. Onun adına sadaka versem (borcu) ödenmiş olur mu?” dedi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet, onun adına sadaka ver!” buyurdu.
2882. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ أَفَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا فَقَالَ " نَعَمْ " . قَالَ فَإِنَّ لِي مَخْرَفًا وَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا .
Ahmed b. Menî’ bize anlattı; Ravh b. Ubâde bize anlattı; Zekeriyyâ b. İshâk bize anlattı; Amr b. Dînâr bize haber verdi; İkrime’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- bir adam: “Yâ Resûlallah! Annem vefat etti; onun adına sadaka versem ona faydası olur mu?” dedi. (Resûlullah) “Evet” buyurdu. (Adam:) “Benim bir meyve bahçem (mahrif) var; seni şahit tutuyorum ki onu annem adına sadaka olarak bağışladım” dedi.
2883. Hadis
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ مَزْيَدٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ الْعَاصَ بْنَ وَائِلٍ، أَوْصَى أَنْ يُعْتَقَ، عَنْهُ مِائَةُ رَقَبَةٍ فَأَعْتَقَ ابْنُهُ هِشَامٌ خَمْسِينَ رَقَبَةً فَأَرَادَ ابْنُهُ عَمْرٌو أَنْ يَعْتِقَ عَنْهُ الْخَمْسِينَ الْبَاقِيَةَ فَقَالَ حَتَّى أَسْأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبِي أَوْصَى بِعِتْقِ مِائَةِ رَقَبَةٍ وَإِنَّ هِشَامًا أَعْتَقَ عَنْهُ خَمْسِينَ وَبَقِيَتْ عَلَيْهِ خَمْسُونَ رَقَبَةً أَفَأُعْتِقُ عَنْهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ لَوْ كَانَ مُسْلِمًا فَأَعْتَقْتُمْ عَنْهُ أَوْ تَصَدَّقْتُمْ عَنْهُ أَوْ حَجَجْتُمْ عَنْهُ بَلَغَهُ ذَلِكَ " .
el-Abbâs b. el-Velîd b. Mezyed bize bildirdi; babası bana bildirdi; el-Evzâî bize anlattı; Hassân b. Atiyye bana anlattı; Amr b. Şuayb’dan; babasından; o da dedesinden -naklettiğine göre- el-Âs b. Vâil (ölürken) yüz köle azat edilmesini vasiyet etmişti. Oğlu Hişâm onun adına elli köle azat etti. (Diğer) oğlu Amr da geri kalan elli köleyi azat etmek istedi ancak: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sormadan (bu işi yapmayayım)” dedi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Yâ Resûlallah! Babam yüz köle azat edilmesini vasiyet etmişti. Hişâm onun adına elli tanesini azat etti; geriye elli köle kaldı. Onun adına (kalanları da) azat edeyim mi?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer o Müslüman olsaydı da siz onun adına (köle) azat etseydiniz veya sadaka verseydiniz yahut hac yapsaydınız, (sevabı) ona ulaşırdı.”
2884. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، أَنَّ شُعَيْبَ بْنَ إِسْحَاقَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ تُوُفِّيَ وَتَرَكَ عَلَيْهِ ثَلاَثِينَ وَسْقًا لِرَجُلٍ مِنْ يَهُودَ فَاسْتَنْظَرَهُ جَابِرٌ فَأَبَى فَكَلَّمَ جَابِرٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَشْفَعَ لَهُ إِلَيْهِ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَلَّمَ الْيَهُودِيَّ لِيَأْخُذَ ثَمَرَ نَخْلِهِ بِالَّذِي لَهُ عَلَيْهِ فَأَبَى عَلَيْهِ وَكَلَّمَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُنْظِرَهُ فَأَبَى . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Muhammed b. el-Alâ bize anlattı; Şuayb b. İshâk onlara bildirdi; Hişâm b. Urve’den; Vehb b. Keysân’dan; o da Câbir b. Abdullah’tan -naklettiğine göre- o şöyle haber vermiştir: Babası (Uhud günü) vefat etmiş ve bir Yahudiye otuz vessak borç bırakmıştı. Câbir (Yahudiden borcu ödemek için) mühlet istedi ancak o reddetti. Bunun üzerine Câbir, Yahudiye şefaatçi (aracı) olması için Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile konuştu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gelerek Yahudiye, alacağı karşılığında (Câbir’in) hurma ağaçlarının mahsulünü almasını teklif etti; ancak Yahudi bunu kabul etmedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona mühlet vermesini rica ettiğinde de yine reddetti. (Râvi hadisin kalan kısmını anlattı.)