Miras Hukuku (Ferâiz) Kitabı

Ebu Davud · Sünen-i Ebu Davud (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2885. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ رَافِعٍ التَّنُوخِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْعِلْمُ ثَلاَثَةٌ وَمَا سِوَى ذَلِكَ فَهُوَ فَضْلٌ آيَةٌ مُحْكَمَةٌ أَوْ سُنَّةٌ قَائِمَةٌ أَوْ فَرِيضَةٌ عَادِلَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Ahmed b. Amr b. es-Serh bize bildirdi; İbn Vehb bize bildirdi; Abdurrahman b. Ziyâd bize anlattı; Abdurrahman b. Râfi’ et-Tenûhî’den; o da Abdullah b. Amr b. el-Âs’tan -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İlim (asıl itibariyle) üçtür; bunların dışındakiler ise (bilinmesi güzel olan) fazlalıklardır. (Bu üç ilim:) Hükmü açık ayet (âyet-i muhkeme), (uygulanan) sünnet (sünnet-i kâime) ve adaletli miras hukuku (ferîza-i âdile) bilgisidir.”

2886. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا، يَقُولُ مَرِضْتُ فَأَتَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي هُوَ وَأَبُو بَكْرٍ مَاشِيَيْنِ وَقَدْ أُغْمِيَ عَلَىَّ فَلَمْ أُكَلِّمْهُ فَتَوَضَّأَ وَصَبَّهُ عَلَىَّ فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي وَلِي أَخَوَاتٌ قَالَ فَنَزَلَتْ آيَةُ الْمَوَارِيثِ ‏{‏ يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ ‏}‏ ‏.‏

Ahmed b. Hanbel bize anlattı; Süfyân bize anlattı; İbnü’l-Münkedir’den; o da Câbir’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Hastalanmıştım; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. O sırada baygın olduğum için onlarla konuşamadım. (Resûlullah) abdest aldı ve (kalan suyu) üzerime serpti. Bunun üzerine ayıldım ve: “Yâ Resûlallah! (Vâris olarak) kız kardeşlerim varken malım hakkında nasıl davranayım?” dedim. Bunun üzerine miras (kelâle) ayeti nazil oldu: “Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size 'kelâle' (babası ve çocuğu olmayan kimse) hakkında fetva veriyor...” (Nisâ 4/176).

2887. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، - يَعْنِي الدَّسْتَوَائِيَّ - عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ اشْتَكَيْتُ وَعِنْدِي سَبْعُ أَخَوَاتٍ فَدَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَفَخَ فِي وَجْهِي فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أُوصِي لأَخَوَاتِي بِالثُّلُثِ قَالَ ‏"‏ أَحْسِنْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ الشَّطْرَ قَالَ ‏"‏ أَحْسِنْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ خَرَجَ وَتَرَكَنِي فَقَالَ ‏"‏ يَا جَابِرُ لاَ أُرَاكَ مَيِّتًا مِنْ وَجَعِكَ هَذَا وَإِنَّ اللَّهَ قَدْ أَنْزَلَ فَبَيَّنَ الَّذِي لأَخَوَاتِكَ فَجَعَلَ لَهُنَّ الثُّلُثَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَكَانَ جَابِرٌ يَقُولُ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِيَّ ‏{‏ يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ ‏}‏ ‏.‏

Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Kesîr b. Hişâm bize anlattı; Hişâm -yani ed-Destevâî-’den; Ebû’z-Zübeyr’den; o da Câbir’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Hastalanmıştım; yanımda da yedi (kız) kardeşim vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma geldi ve yüzüme su serpti (veya üfledi/serinletti), bunun üzerine ayıldım. “Yâ Resûlallah! Kız kardeşlerim için malımın üçte birini vasiyet edeyim mi?” dedim. “İyilik et (ihsanda bulun)” buyurdu. “Yarısını (vasiyet edeyim mi?)” dedim. “İyilik et” buyurdu. Sonra yanımdan ayrılırken: “Ey Câbir! Senin bu hastalıktan öleceğini sanmıyorum. Şüphesiz Allah ayet indirerek kız kardeşlerinin (hakkını) açıklamış ve onlara üçte iki pay vermiştir” buyurdu. Câbir: “'Senden fetva istiyorlar...' (Nisâ 4/176) ayeti benim hakkımda nazil oldu” derdi.

2888. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ فِي الْكَلاَلَةِ ‏{‏ يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ ‏}‏ ‏.‏

Müslim b. İbrâhîm bize anlattı; Şu’be bize anlattı; Ebû İshâk’tan; o da Berâ b. Âzib’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: “En son nazil olan ayet kelâle hakkındaki 'Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında fetva veriyor...' (Nisâ 4/176) ayetidir.”

2889. Hadis

حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ أَبِي مُزَاحِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَسْتَفْتُونَكَ فِي الْكَلاَلَةِ فَمَا الْكَلاَلَةُ قَالَ ‏ "‏ تُجْزِيكَ آيَةُ الصَّيْفِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ لأَبِي إِسْحَاقَ هُوَ مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَدَعْ وَلَدًا وَلاَ وَالِدًا قَالَ كَذَلِكَ ظَنُّوا أَنَّهُ كَذَلِكَ ‏.‏

Mansûr b. Ebî Müzâhim bize anlattı; Ebû Bekir bize anlattı; Ebû İshâk’tan; o da Berâ b. Âzib’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Yâ Resûlallah! Senden kelâle hakkında fetva istiyorlar. Kelâle nedir?” dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: “Yaz ayında nazil olan ayet (âyetü’s-sayf) sana kâfidir!” Ebû Bekir der ki: Ebû İshâk’a: “Kelâle, babası ve çocuğu olmadan ölen kimse midir?” dedim. “Onlar da öyle olduğunu düşündüler” dedi.

2890. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ الأَوْدِيِّ، عَنْ هُزَيْلِ بْنِ شُرَحْبِيلَ الأَوْدِيِّ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ وَسَلْمَانَ بْنِ رَبِيعَةَ فَسَأَلَهُمَا عَنِ ابْنَةٍ وَابْنَةِ ابْنٍ وَأُخْتٍ، لأَبٍ وَأُمٍّ فَقَالاَ لاِبْنَتِهِ النِّصْفُ وَلِلأُخْتِ مِنَ الأَبِ وَالأُمِّ النِّصْفُ وَلَمْ يُوَرِّثَا ابْنَةَ الاِبْنِ شَيْئًا وَأْتِ ابْنَ مَسْعُودٍ فَإِنَّهُ سَيُتَابِعُنَا فَأَتَاهُ الرَّجُلُ فَسَأَلَهُ وَأَخْبَرَهُ بِقَوْلِهِمَا فَقَالَ لَقَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ وَلَكِنِّي سَأَقْضِي فِيهَا بِقَضَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لاِبْنَتِهِ النِّصْفُ وَلاِبْنَةِ الاِبْنِ سَهْمٌ تَكْمِلَةُ الثُّلُثَيْنِ وَمَا بَقِيَ فَلِلأُخْتِ مِنَ الأَبِ وَالأُمِّ ‏.‏

Abdullah b. Âmir b. Zürâre bize anlattı; Alî b. Müshir bize anlattı; el-A’meş’ten; Ebû Kays el-Evdî’den; o da Hüzeyl b. Şurahbîl el-Evdî’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Bir adam Ebû Mûsâ el-Eş’arî ile Selmân b. Rabîa’ya gelerek; (geride kalan) bir kız çocuğu, bir erkek torun (oğlun kızı) ve ana-baba bir kız kardeşin miras durumunu sordu. Onlar: “Kıza yarısı, ana-baba bir kız kardeşe de yarısı verilir; oğlun kızına ise bir şey düşmez. İbn Mes’ûd’a da git; o da bize (bu fetvada) tâbi olacaktır” dediler. Adam İbn Mes’ûd’a gidip sordu ve onların cevabını ona iletti. Bunun üzerine (İbn Mes’ûd) şöyle dedi: “Eğer ben de onlar gibi söylersem sapıtmış olurum ve doğru yola gidenlerden olmam! Fakat ben bu konuda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in hükmüyle hükmedeceğim: (Ölenin) Öz kızına yarısı verilir. Oğlun kızına (toruna) ise üçte ikiyi tamamlamak üzere altıda bir verilir. Geriye kalan ise ana-baba bir kız kardeşindir.”

2891. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى جِئْنَا امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ فِي الأَسْوَاقِ فَجَاءَتِ الْمَرْأَةُ بِابْنَتَيْنِ لَهَا فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَاتَانِ بِنْتَا ثَابِتِ بْنِ قَيْسٍ قُتِلَ مَعَكَ يَوْمَ أُحُدٍ وَقَدِ اسْتَفَاءَ عَمُّهُمَا مَالَهُمَا وَمِيرَاثَهُمَا كُلَّهُ فَلَمْ يَدَعْ لَهُمَا مَالاً إِلاَّ أَخَذَهُ فَمَا تَرَى يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ لاَ تُنْكَحَانِ أَبَدًا إِلاَّ وَلَهُمَا مَالٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَقْضِي اللَّهُ فِي ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ ‏{‏ يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ادْعُوا لِيَ الْمَرْأَةَ وَصَاحِبَهَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لِعَمِّهِمَا ‏"‏ أَعْطِهِمَا الثُّلُثَيْنِ وَأَعْطِ أُمَّهُمَا الثُّمُنَ وَمَا بَقِيَ فَلَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَخْطَأَ بِشْرٌ فِيهِ إِنَّمَا هُمَا ابْنَتَا سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ وَثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ قُتِلَ يَوْمَ الْيَمَامَةِ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Bişr b. el-Mufaddal bize anlattı; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; o da Câbir b. Abdullah’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktık ve çarşı bölgesinde oturan Ensar’dan bir kadının yanına geldik. Kadın iki kızıyla beraber yanına gelerek: “Yâ Resûlallah! Bunlar seninle birlikte Uhud günü şehit olan Sâbit b. Kays’ın kızlarıdır. Amcaları onların malları ile miraslarının tamamına el koydu; onlara hiçbir mal bırakmadı, hepsini aldı. Sen bu konuda ne dersin yâ Resûlallah? Vallahi malları olmazsa bunlar asla evlenemezler” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah bu konuda hüküm verecektir” buyurdu. Bilahare Nisâ Sûresi’ndeki “Allah size, çocuklarınız hakkında (şöyle) emreder...” (Nisâ 4/11) ayeti nazil oldu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O kadını ve (kızların amcası olan) adamı bana çağırın!” buyurdu. (Geldiklerinde) amcalarına: “Kızlara (malın) üçte ikisini ver, annelerine sekizde birini ver; geri kalan ise senindir” buyurdu. Ebû Dâvud dedi ki: Bişr bu hadiste hata etmiştir; zira onlar Sa’d b. er-Rabî’in kızlarıdır. Sâbit b. Kays ise Yemâme günü şehit edilmiştir.

2892. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، وَغَيْرُهُ، مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ امْرَأَةَ، سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ سَعْدًا هَلَكَ وَتَرَكَ ابْنَتَيْنِ ‏.‏ وَسَاقَ نَحْوَهُ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا هُوَ الصَّوَابُ ‏.‏

İbnü’s-Serh bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Dâvud b. Kays ve başka ilim sahipleri bize bildirdi; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; o da Câbir b. Abdullah’tan -naklettiğine göre- o şöyle haber vermiştir: Sa’d b. er-Rabî’in hanımı: “Yâ Resûlallah! Sa’d vefat etti ve geriye iki kız bıraktı...” diyerek (bir önceki hadisin) bir benzerini nakletti. Ebû Dâvud dedi ki: Doğru olan budur.

2893. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنِي أَبُو حَسَّانَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، وَرَّثَ أُخْتًا وَابْنَةً فَجَعَلَ لِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا النِّصْفَ وَهُوَ بِالْيَمَنِ وَنَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ حَىٌّ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Abân bize anlattı; Katâde bize anlattı; Ebû Hassân bize bildirdi; el-Esved b. Yezîd’den; o şöyle demiştir: Muâz b. Cebel -Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem o sırada hayatta iken ve kendisi Yemen’de bulunurken- (vefat edenin geride bıraktığı) bir kız kardeş ile bir kıza her birine yarımşar (miras payı) vererek onları vâris kılmıştır.

2894. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ خَرَشَةَ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَتِ الْجَدَّةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى شَىْءٌ وَمَا عَلِمْتُ لَكِ فِي سُنَّةِ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا فَارْجِعِي حَتَّى أَسْأَلَ النَّاسَ ‏.‏ فَسَأَلَ النَّاسَ فَقَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ حَضَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهَا السُّدُسَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ مَعَكَ غَيْرُكَ فَقَامَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ فَقَالَ مِثْلَ مَا قَالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ شُعْبَةَ فَأَنْفَذَهُ لَهَا أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ جَاءَتِ الْجَدَّةُ الأُخْرَى إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضى الله عنه تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا فَقَالَ مَا لَكِ فِي كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى شَىْءٌ وَمَا كَانَ الْقَضَاءُ الَّذِي قُضِيَ بِهِ إِلاَّ لِغَيْرِكِ وَمَا أَنَا بِزَائِدٍ فِي الْفَرَائِضِ وَلَكِنْ هُوَ ذَلِكَ السُّدُسُ فَإِنِ اجْتَمَعْتُمَا فِيهِ فَهُوَ بَيْنَكُمَا وَأَيَّتُكُمَا خَلَتْ بِهِ فَهُوَ لَهَا ‏.‏

el-Ka’nebî, Mâlik’ten; o İbn Şihâb’dan; o Osmân b. İshâk b. Haraşe’den; o da Kabîsa b. Züeyb’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Bir büyükanne (nine), Ebû Bekir es-Sıddîk’a gelerek miras payını sordu. Ebû Bekir: “Allah Teâlâ’nın Kitabı’nda senin için bir şey (pay) yoktur. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetinde de senin için bir hüküm bilmiyorum; o halde sen (şimdi) dön, ben bunu insanlara sorayım” dedi. (Soraınca) Mugîre b. Şu’be: “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında bulundum, o nineye altıda bir pay verdi” dedi. Ebû Bekir: “Seninle beraber (başka şahidin) var mı?” dedi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme kalktı ve Mugîre b. Şu’be’nin söylediği gibi (şahitlik etti). Ebû Bekir de o hisseyle ninenin lehine hükmetti. Sonra (ölenin diğer tarafındaki) büyükanne Ömer b. el-Hattâb’a radiyallâhu anh gelerek miras hakkını sordu. (Ömer:) “Allah Teâlâ’nın Kitabı’nda senin için bir pay yoktur. O verilen hüküm (önceki nine hakkındaki hüküm) sadece başka (taraftaki) nine hakkındadır. Ben ferâizi (belirlenen payları) de artıracak değilim. Lakin bu hak, o altıda bir hisseden ibarettir. Eğer ikiniz bir araya gelirseniz (o payı) aranızda paylaşırsınız; hanginiz tek başına kalırsa o pay onundur” dedi.

2895. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي رِزْمَةَ، أَخْبَرَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ أَبُو الْمُنِيبِ الْعَتَكِيُّ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ لِلْجَدَّةِ السُّدُسَ إِذَا لَمْ تَكُنْ دُونَهَا أُمٌّ ‏.‏

Muhammed b. Abdülaziz b. Ebî Rizme bize bildirdi; babası bana bildirdi; Ubeydullah Ebû’l-Münîb el-Atekî bize anlattı; İbn Bureyde’den; o da babasından -naklettiğine göre- Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, (vefat edenin) annesi hayatta olmadığı takdirde büyükanneye (nineye) altıda bir pay ayırmıştır.

2896. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ ابْنَ ابْنِي مَاتَ فَمَا لِي مِنْ مِيرَاثِهِ فَقَالَ ‏"‏ لَكَ السُّدُسُ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا أَدْبَرَ دَعَاهُ فَقَالَ ‏"‏ لَكَ سُدُسٌ آخَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا أَدْبَرَ دَعَاهُ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ السُّدُسَ الآخَرَ طُعْمَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ فَلاَ يَدْرُونَ مَعَ أَىِّ شَىْءٍ وَرَّثَهُ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ أَقَلُّ شَىْءٍ وَرِثَ الْجَدُّ السُّدُسَ ‏.‏

Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Hemmâm bize bildirdi; Katâde’den; el-Hasen’den; o da İmrân b. Husayn’dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Oğlumun oğlu (torunum) öldü; onun mirasından bana ne kadar (pay) düşer?” dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: “Sana altıda bir pay vardır.” Adam arkasını dönüp giderken (Resûlullah) onu çağırdı ve: “Sana bir altıda bir (pay) daha vardır” buyurdu. Tekrar arkasını dönüp giderken yine onu çağırıp şöyle buyurdu: “Şüphesiz diğer altıda bir, bir ikramdır (artı paydır).” Katâde: “(Râviler) o sırada (dedeyle beraber) kimlerin mirasçı olduğunu bilememişlerdir” demiştir. Yine Katâde: “Dedenin mirastan (kesinleşmiş olarak) alacağı en az miktar altıda birdir” demiştir.

2897. Hadis

حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ أَيُّكُمْ يَعْلَمُ مَا وَرَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْجَدَّ فَقَالَ مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ أَنَا وَرَّثَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم السُّدُسَ ‏.‏ قَالَ مَعَ مَنْ قَالَ لاَ أَدْرِي ‏.‏ قَالَ لاَ دَرَيْتَ فَمَا تُغْنِي إِذًا ‏.‏

Bize Vehb b. Bakiyye anlattı; Hâlid’den; Yûnus’tan; Hasan’dan; Ömer’den; dedi ki: “Hanginiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in dedeye ne miras verdiğini biliyor?” Ma’kıl b. Yesâr dedi ki: “Ben. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona altıda bir miras verdi.” Dedi ki: “Kiminle beraber?” Dedi ki: “Bilmiyorum.” Dedi ki: “Bilemedin; o halde neye yararsın?”

2898. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، وَمَخْلَدُ بْنُ خَالِدٍ، - وَهَذَا حَدِيثُ مَخْلَدٍ وَهُوَ الأَشْبَعُ - قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْسِمِ الْمَالَ بَيْنَ أَهْلِ الْفَرَائِضِ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ فَمَا تَرَكَتِ الْفَرَائِضُ فَلأَوْلَى ذَكَرٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Sâlih ve Mahled b. Hâlid anlattı; -bu Mahled’in hadisidir ve o daha kapsamlıdır-; dedi ki: Bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma’mer anlattı; İbn Tâvûs’tan; babasından; İbn Abbâs’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Malı, Allah’ın Kitabı’na göre farz sahipleri (payı belli olanlar) arasında taksim et. Farz (hisseler)den geriye ne kalırsa, o en yakın erkeğindir.”

2899. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ بُدَيْلٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي عَامِرٍ الْهَوْزَنِيِّ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ لُحَىٍّ، عَنِ الْمِقْدَامِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ تَرَكَ كَلاًّ فَإِلَىَّ ‏"‏ ‏.‏ وَرُبَّمَا قَالَ ‏"‏ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ ‏"‏ ‏.‏ ‏"‏ وَمَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ وَأَنَا وَارِثُ مَنْ لاَ وَارِثَ لَهُ أَعْقِلُ لَهُ وَأَرِثُهُ وَالْخَالُ وَارِثُ مَنْ لاَ وَارِثَ لَهُ يَعْقِلُ عَنْهُ وَيَرِثُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be anlattı; Büdeyl’den; Ali b. Ebî Talha’dan; Râşid b. Sa’d’dan; Ebû Âmir el-Hevzenî Abdullah b. Luhay’dan; Mikdâm’dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir yük (borç veya bakıma muhtaç kimse) bırakırsa, o bana aittir.” —Belki şöyle buyurdu: “Allah’a ve Resûlü’ne (aittir)”— “Kim bir mal bırakırsa, o mirasçılarınadır. Ben, mirasçısı olmayanın mirasçısıyım; onun (adına) diyetini öderim ve ona mirasçı olurum. Dayı da mirasçısı olmayanın mirasçısıdır; onun adına diyet öder ve ona mirasçı olur.”

2900. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، - فِي آخَرِينَ - قَالُوا حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ بُدَيْلٍ، - يَعْنِي ابْنَ مَيْسَرَةَ - عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي عَامِرٍ الْهَوْزَنِيِّ، عَنِ الْمِقْدَامِ الْكِنْدِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا أَوْلَى بِكُلِّ مُؤْمِنٍ مِنْ نَفْسِهِ فَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيْعَةً فَإِلَىَّ وَمَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ وَأَنَا مَوْلَى مَنْ لاَ مَوْلَى لَهُ أَرِثُ مَالَهُ وَأَفُكُّ عَانَهُ وَالْخَالُ مَوْلَى مَنْ لاَ مَوْلَى لَهُ يَرِثُ مَالَهُ وَيَفُكُّ عَانَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ الزُّبَيْدِيُّ عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ عَنِ ابْنِ عَائِذٍ عَنِ الْمِقْدَامِ وَرَوَاهُ مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ عَنْ رَاشِدٍ قَالَ سَمِعْتُ الْمِقْدَامَ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ يَقُولُ الضَّيْعَةُ مَعْنَاهُ عِيَالٌ ‏.‏

Bize Süleyman b. Harb -başkalarıyla birlikte- anlattı; dediler ki: Bize Hammâd anlattı; Büdeyl’den; -yani İbn Meysere-; Ali b. Ebî Talha’dan; Râşid b. Sa’d’dan; Ebû Âmir el-Hevzenî’den; Mikdâm el-Kindî’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben ehl-i iman için kendi nefislerinden daha evlayım. Kim bir borç veya day’a (bakıma muhtaç aile) bırakırsa, o bana aittir. Kim bir mal bırakırsa, o mirasçılarınadır. Ben, mevlâsı olmayanın mevlâsıyım; onun malına mirasçı olurum ve esaret bağını çözerim. Dayı da, mevlâsı olmayanın mevlâsıdır; onun malına mirasçı olur ve esaret bağını çözer.” Ebû Dâvûd dedi ki: Bunu Zübeydî, Râşid b. Sa’d’dan; İbn Âiz’den; Mikdâm’dan rivayet etti. Ve yine bunu Muâviye b. Sâlih, Râşid’den; “Mikdâm’dan işittim” diyerek rivayet etti. Ebû Dâvûd dedi ki: Day’a, iyâl (bakıma muhtaç aile) manasındadır.

2901. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ عَتِيقٍ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ حُجْرٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ يَحْيَى بْنِ الْمِقْدَامِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَنَا وَارِثُ مَنْ لاَ وَارِثَ لَهُ أَفُكُّ عَانِيَهُ وَأَرِثُ مَالَهُ وَالْخَالُ وَارِثُ مَنْ لاَ وَارِثَ لَهُ يَفُكُّ عَانِيَهُ وَيَرِثُ مَالَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdusselâm b. Atîk ed-Dımaşkî anlattı; bize Muhammed b. Mübârek anlattı; bize İsmâil b. Ayyâş anlattı; Yezîd b. Hucr’dan; Sâlih b. Yahyâ b. Mikdâm’dan; babasından; dedesinden; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Ben, mirasçısı olmayanın mirasçısıyım; onun esaret bağını çözerim ve onun malına mirasçı olurum. Dayı, mirasçısı olmayanın mirasçısıdır; onun esaret bağını çözer ve onun malına mirasçı olur.”

2902. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعُ بْنُ الْجَرَّاحِ، عَنْ سُفْيَانَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ مُجَاهِدِ بْنِ وَرْدَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ مَوْلًى، لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَاتَ وَتَرَكَ شَيْئًا وَلَمْ يَدَعْ وَلَدًا وَلاَ حَمِيمًا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْطُوا مِيرَاثَهُ رَجُلاً مِنْ أَهْلِ قَرْيَتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَحَدِيثُ سُفْيَانَ أَتَمُّ وَقَالَ مُسَدَّدٌ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَا هُنَا أَحَدٌ مِنْ أَهْلِ أَرْضِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَعْطُوهُ مِيرَاثَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ anlattı; bize Şu’be anlattı; (H) ve bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Vekî’ b. Cerrâh anlattı; Süfyân’dan; hepsi İbn Asbehânî’den; Mücâhid b. Verdân’dan; Urve’den; Âişe’den radıyallahu anhâ; (rivayet edildiğine göre): Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in bir mevlâsı (azatlısı) öldü ve geriye bir şeyler (miras) bıraktı; ne bir çocuk ne de bir hamîm (yakın akraba) bıraktı. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mirasını kendi köyü halkından bir adama verin.” Ebû Dâvûd dedi ki: Süfyân’ın hadisi daha tamdır. Müsedded dedi ki: (Peygamber) şöyle buyurdu: “Burada onun memleketinin halkından kimse var mı?” (Oradakiler) “Evet” dediler. Buyurdu ki: “Öyleyse mirasını ona verin.”

2903. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ جِبْرِيلَ بْنِ أَحْمَرَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي مِيرَاثَ رَجُلٍ مِنَ الأَزْدِ وَلَسْتُ أَجِدُ أَزْدِيًّا أَدْفَعُهُ إِلَيْهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَالْتَمِسْ أَزْدِيًّا حَوْلاً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَتَاهُ بَعْدَ الْحَوْلِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَمْ أَجِدْ أَزْدِيًّا أَدْفَعُهُ إِلَيْهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَانْطَلِقْ فَانْظُرْ أَوَّلَ خُزَاعِيٍّ تَلْقَاهُ فَادْفَعْهُ إِلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ ‏"‏ عَلَىَّ الرَّجُلَ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا جَاءَ قَالَ ‏"‏ انْظُرْ كُبْرَ خُزَاعَةَ فَادْفَعْهُ إِلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Saîd el-Kindî anlattı; bize Muhâribî anlattı; Cibrîl b. Ahmer’den; Abdullah b. Büreyde’den; babasından; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve dedi ki: “Yanımda Ezd (kabilesin)den bir adamın mirası var. Onu kendisine vereceğim bir Ezdli bulamıyorum.” (Peygamber) buyurdu ki: “Git, bir yıl boyunca bir Ezdli ara.” (Adam) bir yıl sonra O’na geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Onu vereceğim bir Ezdli bulamadım” dedi. Buyurdu ki: “Öyleyse git, karşılaştığın ilk Huzâalıya bak ve onu ona ver.” (Adam) dönüp gidince: “Adamı bana (çağırın)” buyurdu. (Adam) gelince şöyle buyurdu: “Huzâa’nın büyüğüne bak ve onu ona ver.”

2904. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ أَسْوَدَ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ جِبْرِيلَ بْنِ أَحْمَرَ أَبِي بَكْرٍ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَاتَ رَجُلٌ مِنْ خُزَاعَةَ فَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِيرَاثِهِ فَقَالَ ‏"‏ الْتَمِسُوا لَهُ وَارِثًا أَوْ ذَا رَحِمٍ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمْ يَجِدُوا لَهُ وَارِثًا وَلاَ ذَا رَحِمٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْطُوهُ الْكُبْرَ مِنْ خُزَاعَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَدْ سَمِعْتُهُ مَرَّةً يَقُولُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ ‏"‏ انْظُرُوا أَكْبَرَ رَجُلٍ مِنْ خُزَاعَةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hüseyin b. Esved el-Iclî anlattı; bize Yahyâ b. Âdem anlattı; bize Şerîk anlattı; Cibrîl b. Ahmer Ebû Bekir’den; İbn Büreyde’den; babasından; dedi ki: Huzâa’dan bir adam öldü ve mirası Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirildi. Buyurdu ki: “Onun için bir mirasçı veya bir zî-rahim (akraba) arayın.” Ona ne bir mirasçı ne de bir zî-rahim bulamadılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Onu Huzâa’nın büyüğüne verin.” Yahyâ dedi ki: Bir defasında O’nu bu hadis hakkında şöyle derken işittim: “Huzâa’dan en büyük adama bakın.”

2905. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَوْسَجَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مَاتَ وَلَمْ يَدَعْ وَارِثًا إِلاَّ غُلاَمًا لَهُ كَانَ أَعْتَقَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هَلْ لَهُ أَحَدٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ إِلاَّ غُلاَمًا لَهُ كَانَ أَعْتَقَهُ ‏.‏ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِيرَاثَهُ لَهُ ‏.‏

Bize Mûsâ b. İsmâil anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Amr b. Dînâr haber verdi; Avsece’den; İbn Abbâs’tan; (rivayet edildiğine göre): Bir adam öldü ve azat ettiği bir kölesinden başka mirasçı bırakmadı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onun (başka) kimsesi var mı?” diye sordu. “Hayır, sadece azat ettiği bir kölesi var” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mirasını ona verdi.

2906. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ رُؤْبَةَ التَّغْلِبِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ النَّصْرِيِّ، عَنْ وَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمَرْأَةُ تُحْرِزُ ثَلاَثَةَ مَوَارِيثَ عَتِيقَهَا وَلَقِيطَهَا وَوَلَدَهَا الَّذِي لاَعَنَتْ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize İbrâhim b. Mûsâ er-Râzî anlattı; bize Muhammed b. Harb anlattı; bana Ömer b. Ru’be et-Tağlibî anlattı; Abdulvâhid b. Abdullah en-Nasrî’den; Vâsile b. Eskâ’dan; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) buyurdu ki: “Kadın üç (kişinin) mirasını elde eder: Azatlısı, lakîti (buluntu çocuğu) ve liân yaptığı çocuğu.”

2907. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، وَمُوسَى بْنُ عَامِرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جَابِرٍ، حَدَّثَنَا مَكْحُولٌ، قَالَ جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِيرَاثَ ابْنِ الْمُلاَعِنَةِ لأُمِّهِ وَلِوَرَثَتِهَا مِنْ بَعْدِهَا ‏.‏

Bize Mahmûd b. Hâlid ve Mûsâ b. Âmir anlattılar; dediler ki: Bize Velîd anlattı; bize İbn Câbir haber verdi; bize Mekhûl anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, mülâane (liân) yapan kadının oğlunun mirasını annesine ve ondan sonraki mirasçılarına verdi.

2908. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، أَخْبَرَنِي عِيسَى أَبُو مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Mûsâ b. Âmir anlattı; bize Velîd anlattı; bana Îsâ Ebû Muhammed haber verdi; Alâ b. Hâris’ten; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesinden; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) bunun mislini (buyurdu).

2909. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ وَلاَ الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Süfyân anlattı; Zührî’den; Ali b. Hüseyin’den; Amr b. Osman’dan; Üsâme b. Zeyd’den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) dedi ki: “Müslüman kâfire, kâfir de Müslümana mirasçı olamaz.”

2910. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيْنَ تَنْزِلُ غَدًا فِي حَجَّتِهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَهَلْ تَرَكَ لَنَا عَقِيلٌ مَنْزِلاً ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ نَحْنُ نَازِلُونَ بِخَيْفِ بَنِي كِنَانَةَ حَيْثُ تَقَاسَمَتْ قُرَيْشٌ عَلَى الْكُفْرِ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي الْمُحَصَّبَ وَذَاكَ أَنَّ بَنِي كِنَانَةَ حَالَفَتْ قُرَيْشًا عَلَى بَنِي هَاشِمٍ أَنْ لاَ يُنَاكِحُوهُمْ وَلاَ يُبَايِعُوهُمْ وَلاَ يُئْوُوهُمْ ‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَالْخَيْفُ الْوَادِي ‏.‏

Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma’mer haber verdi; Zührî’den; Ali b. Hüseyin’den; Amr b. Osman’dan; Üsâme b. Zeyd’den; dedi ki: (Veda) haccında, “Ey Allah’ın Resûlü! Yarın nerede konaklayacaksın?” dedim. Buyurdu ki: “Akîl bize konaklayacak bir yer bıraktı mı ki?” Sonra buyurdu ki: “Biz Kinâneoğulları Hayf’ında, Kureyş’in küfür üzere ahitleştiği yerde konaklayacağız.” —Muhassab’ı (Mekke ile Mina arasındaki yeri) kastediyordu. Bu, Kinâneoğullarının Kureyş ile Hâşimoğullarına karşı; onlarla nikâhlanmamak, alışveriş yapmamak ve onları barındırmamak üzere anlaşmaları sebebiyle idi.— Zührî dedi ki: Hayf, vadi demektir.

2911. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ حَبِيبٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَتَوَارَثُ أَهْلُ مِلَّتَيْنِ شَتَّى ‏"‏ ‏.‏

Bize Mûsâ b. İsmâil anlattı; bize Hammâd anlattı; Habîb el-Muallim’den; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesi Abdullah b. Amr’dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki ayrı millet (din) halkı birbirine mirasçı olamaz.”

2912. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي حَكِيمٍ الْوَاسِطِيِّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، أَنَّ أَخَوَيْنِ، اخْتَصَمَا إِلَى يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ يَهُودِيٌّ وَمُسْلِمٌ فَوَرَّثَ الْمُسْلِمَ مِنْهُمَا وَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ أَنَّ رَجُلاً حَدَّثَهُ أَنَّ مُعَاذًا حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الإِسْلاَمُ يَزِيدُ وَلاَ يَنْقُصُ ‏"‏ ‏.‏ فَوَرَّثَ الْمُسْلِمَ ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Abdulvâris anlattı; Amr b. Ebî Hakîm el-Vâsıtî’den; bize Abdullah b. Büreyde anlattı; (şöyle ki): Biri Yahudi diğeri Müslüman iki kardeş Yahyâ b. Ya’mer’e (miras davası için) başvurdular. O, bunlardan Müslüman olanı (diğerine) mirasçı yaptı ve dedi ki: Bana Ebu’l-Esved anlattı; ona bir adam anlatmış; ona Muâz anlatmış; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “İslam artırır, eksiltmez.” Bunun üzerine (Yahyâ) Müslümanı mirasçı yaptı.

2913. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي حَكِيمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ الدِّيلِيِّ، أَنَّ مُعَاذًا، أُتِيَ بِمِيرَاثِ يَهُودِيٍّ وَارِثُهُ مُسْلِمٌ بِمَعْنَاهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; Şu’be’den; Amr b. Ebî Hakîm’den; Abdullah b. Büreyde’den; Yahyâ b. Ya’mer’den; Ebu’l-Esved ed-Dîlî’den; (rivayet edildiğine göre): Muâz’a, mirasçısı Müslüman olan bir Yahudi’nin mirası getirildi. (Râvi) bunun manasını (yani bir önceki hadisteki hükmün benzerini) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den nakletti.

2914. Hadis

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ أَبِي يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلُّ قَسْمٍ قُسِمَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَهُوَ عَلَى مَا قُسِمَ لَهُ وَكُلُّ قَسْمٍ أَدْرَكَهُ الإِسْلاَمُ فَهُوَ عَلَى قَسْمِ الإِسْلاَمِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Haccâc b. Ebî Ya’kûb anlattı; bize Mûsâ b. Dâvûd anlattı; bize Muhammed b. Müslim anlattı; Amr b. Dînâr’dan; Ebu’ş-Şa’sâ’dan; İbn Abbâs’tan; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cahiliye döneminde taksim edilen her paylaşım (miras), taksim edildiği hal üzeredir. İslam’ın yetiştiği (henüz taksim edilmemiş) her paylaşım ise İslam’ın taksimine göredir.”

2915. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ قُرِئَ عَلَى مَالِكٍ وَأَنَا حَاضِرٌ، قَالَ مَالِكٌ عَرَضَ عَلَىَّ نَافِعٌ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ أَرَادَتْ أَنْ تَشْتَرِيَ جَارِيَةً تَعْتِقُهَا فَقَالَ أَهْلُهَا نَبِيعُكِهَا عَلَى أَنَّ وَلاَءَهَا لَنَا ‏.‏ فَذَكَرَتْ عَائِشَةُ ذَاكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ لاَ يَمْنَعُكِ ذَلِكَ فَإِنَّ الْوَلاَءَ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; dedi ki: Ben hazır iken Mâlik’e okundu; Mâlik dedi ki: Nâfi’ bana İbn Ömer’den arz etti; (rivayet edildiğine göre): Müminlerin annesi Âişe radıyallahu anhâ bir cariye satın alıp onu azat etmek istedi. (Cariyenin) sahipleri dediler ki: “Onu sana, velâsı (azatlılık hakkı) bize ait olmak şartıyla satarız.” Âişe, bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e zikretti. (Resûlullah) buyurdu ki: “Bu (şart) seni engellemesin; çünkü velâ, azat edene aittir.”

2916. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعُ بْنُ الْجَرَّاحِ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْطَى الثَّمَنَ وَوَلِيَ النِّعْمَةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Vekî’ b. Cerrâh anlattı; Süfyân es-Sevrî’den; Mansûr’dan; İbrâhim’den; Esved’den; Âişe’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Velâ (azatlılık hakkı), parayı (ücreti) veren ve (azat etme) nimetini üstlenen kimseye aittir.”

2917. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ أَبِي الْحَجَّاجِ أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رِئَابَ بْنَ حُذَيْفَةَ، تَزَوَّجَ امْرَأَةً فَوَلَدَتْ لَهُ ثَلاَثَةَ غِلْمَةٍ فَمَاتَتْ أُمُّهُمْ فَوَرِثُوهَا رِبَاعَهَا وَوَلاَءَ مَوَالِيهَا وَكَانَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ عَصَبَةَ بَنِيهَا فَأَخْرَجَهُمْ إِلَى الشَّامِ فَمَاتُوا فَقَدِمَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ وَمَاتَ مَوْلًى لَهَا وَتَرَكَ مَالاً لَهُ فَخَاصَمَهُ إِخْوَتُهَا إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ عُمَرُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أَحْرَزَ الْوَلَدُ أَوِ الْوَالِدُ فَهُوَ لِعَصَبَتِهِ مَنْ كَانَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَكَتَبَ لَهُ كِتَابًا فِيهِ شَهَادَةُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَرَجُلٍ آخَرَ فَلَمَّا اسْتُخْلِفَ عَبْدُ الْمَلِكِ اخْتَصَمُوا إِلَى هِشَامِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ أَوْ إِلَى إِسْمَاعِيلَ بْنِ هِشَامٍ فَرَفَعَهُمْ إِلَى عَبْدِ الْمَلِكِ فَقَالَ هَذَا مِنَ الْقَضَاءِ الَّذِي مَا كُنْتُ أَرَاهُ ‏.‏ قَالَ فَقَضَى لَنَا بِكِتَابِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَنَحْنُ فِيهِ إِلَى السَّاعَةِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Amr b. Ebi’l-Haccâc Ebû Ma’mer anlattı; bize Abdulvâris anlattı; Hüseyin el-Muallim’den; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesinden; (rivayet edildiğine göre): Riâb b. Huzeyfe bir kadınla evlendi. (Kadın) ondan üç erkek çocuk doğurdu. Sonra anneleri öldü. (Çocuklar) annelerinin evlerine ve azatlılarının velâsına mirasçı oldular. Amr b. el-Âs, (Riâb’ın çocuklarının yani) oğullarının asabesi idi. Onları Şam’a götürdü ve orada öldüler. Amr b. el-Âs (geri) geldi. Sonra kadının bir azatlısı öldü ve bir mal bıraktı. Bunun üzerine kadının (erkek) kardeşleri, Amr ile (miras konusunda) Ömer b. el-Hattâb’ın huzurunda çekiştiler. Ömer dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Çocuğun veya babanın (hayatta iken) elde ettiği şey, kim olursa olsun onun asabesine aittir.” (Râvi) dedi ki: (Ömer), onun (Amr) için bir yazı yazdı; onda Abdurrahman b. Avf, Zeyd b. Sâbit ve başka bir adamın şahitliği vardı. Abdülmelik (b. Mervân) halife olunca Hîşâm b. İsmâil’e —veya İsmâil b. Hişâm’a— (tekrar dava için) başvurdular. O da onları Abdülmelik’e sevk etti. (Abdülmelik): “Bu, (var olduğunu) görmediğim (bilmediğim) bir hükümdür” dedi. (Râvi) dedi ki: (Abdülmelik), Ömer b. el-Hattâb’ın yazısına (hükmüne) göre lehimize hüküm verdi; biz şu ana kadar bu (hüküm) üzereyiz.

2918. Hadis

حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ مَوْهَبٍ الرَّمْلِيُّ، وَهِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ ابْنُ حَمْزَةَ - عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَوْهَبٍ، يُحَدِّثُ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ ذُؤَيْبٍ، - قَالَ هِشَامٌ عَنْ تَمِيمٍ الدَّارِيِّ، أَنَّهُ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ وَقَالَ يَزِيدُ - إِنَّ تَمِيمًا قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا السُّنَّةُ فِي الرَّجُلِ يُسْلِمُ عَلَى يَدَىِ الرَّجُلِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ قَالَ ‏ "‏ هُوَ أَوْلَى النَّاسِ بِمَحْيَاهُ وَمَمَاتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yezîd b. Hâlid b. Mevheb er-Remlî ve Hişâm b. Ammâr anlattı; dediler ki: Bize Yahyâ —Ebû Dâvûd: “O (Yahyâ), İbn Hamza’dır” dedi— anlattı; Abdülazîz b. Ömer’den; dedi ki: Abdullah b. Mevheb’i, (bu hadisi) Ömer b. Abdülazîz’e Kabîsa b. Züeyb’den [naklederek] anlatırken işittim. —Hişâm, Temîm ed-Dârî’den; (onun): “Ey Allah’ın Resûlü!” dediğini (rivayet etti). Yezîd ise Temîm’in şöyle dediğini (rivayet etti):— “Ey Allah’ın Resûlü! Müslümanlardan bir adamın elinde İslam’a giren kimse hakkındaki sünnet (hüküm) nedir?” Buyurdu ki: “O (Müslüman olmasına vesile olan) kişi, hayatında da ölümünde de insanların ona en evla (yakınlık ve sorumluluk bakımından hak sahibi) olanıdır.”

2919. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَيْعِ الْوَلاَءِ وَعَنْ هِبَتِهِ ‏.‏

Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be anlattı; Abdullah b. Dînâr’dan; İbn Ömer’den radıyallahu anhumâ; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, velânın (azatlık mirasçılığı hakkının) satılmasını ve hibe edilmesini yasakladı.

2920. Hadis

حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْحَاقَ - عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُسَيْطٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا اسْتَهَلَّ الْمَوْلُودُ وُرِّثَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hüseyin b. Muâz anlattı; bize Abdül’alâ anlattı; bize Muhammed —yani İbn İshak— anlattı; Yezîd b. Abdullah b. Kusayt’tan; Ebû Hüreyre’den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) buyurdu ki: “Yeni doğan çocuk (doğar doğmaz) çığlık atarsa (canlı doğarsa) kendisine miras düşer.”

2921. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ ثَابِتٍ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما قَالَ ‏{‏ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ‏}‏ كَانَ الرَّجُلُ يُحَالِفُ الرَّجُلَ لَيْسَ بَيْنَهُمَا نَسَبٌ فَيَرِثُ أَحَدُهُمَا الآخَرَ فَنَسَخَ ذَلِكَ الأَنْفَالُ فَقَالَ تَعَالَى ‏{‏ وَأُولُو الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ ‏}‏ ‏.‏

Ahmed b. Muhammed b. Sâbit anlattı; bana Ali b. Hüseyin, babasından [naklederek] anlattı; Yezîd en-Nahvî’den; İkrime’den; İbn Abbâs’tan radıyallahu anhumâ; dedi ki: { وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ } “Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin.” (Nisâ, 4/33). Bir adam, aralarında nesep bağı bulunmayan başka bir adamla ahitleşirdi de [bu sebeple] biri diğerine mirasçı olurdu. Sonra Enfâl (Sûresi’ndeki ayet) bunu neshetti. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: { وَأُولُو الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ } “Akrabalar (miras hususunda Allah’ın kitabına göre) birbirlerine daha yakındır.” (Enfâl, 8/75).

2922. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنِي إِدْرِيسُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ بْنُ مُصَرِّفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ‏}‏ قَالَ كَانَ الْمُهَاجِرُونَ حِينَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ تُوَرِّثُ الأَنْصَارَ دُونَ ذَوِي رَحِمِهِ لِلأُخُوَّةِ الَّتِي آخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ فَلَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ ‏}‏ قَالَ نَسَخَتْهَا ‏{‏ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ‏}‏ مِنَ النُّصْرَةِ وَالنَّصِيحَةِ وَالرِّفَادَةِ وَيُوصِي لَهُ وَقَدْ ذَهَبَ الْمِيرَاثُ ‏.‏

Bize Hârûn b. Abdullah anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı; bana İdrîs b. Yezîd anlattı; bize Talha b. Musarrif anlattı; Saîd b. Cübeyr’den; İbn Abbâs’tan; Allah Teâlâ’nın: { وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ } “Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin.” (Nisâ, 4/33) buyruğu hakkında şöyle dedi: Muhacirler Medine’ye geldiklerinde, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in aralarında kurduğu kardeşlik sebebiyle Ensar, kendi akrabaları yerine Muhacirlere mirasçı olurlardı. Ne zaman ki: { وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ } “(Anne, baba ve akrabaların) bıraktıkları her şey için vârisler kıldık.” (Nisâ, 4/33) ayeti nazil oldu; (İbn Abbâs) dedi ki: Bu ayet, { وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ } “Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin.” (hükmünü miras hususunda) neshetti; (onlara verilecek pay) yardım, samimiyet ve dayanışma (olarak kaldı). Kendisine vasiyette de bulunulabilirdi; mirasçılık (hakkı) ise kalkmıştı.

2923. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَعَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ يَحْيَى الْمَعْنَى، - قَالَ أَحْمَدُ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ الْحُصَيْنِ، قَالَ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَى أُمِّ سَعْدٍ بِنْتِ الرَّبِيعِ وَكَانَتْ يَتِيمَةً فِي حِجْرِ أَبِي بَكْرٍ فَقَرَأْتُ ‏{‏ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ ‏}‏ فَقَالَتْ لاَ تَقْرَأْ ‏{‏ وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ ‏}‏ وَلَكِنْ ‏{‏ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ ‏}‏ إِنَّمَا نَزَلَتْ فِي أَبِي بَكْرٍ وَابْنِهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ حِينَ أَبَى الإِسْلاَمَ فَحَلَفَ أَبُو بَكْرٍ أَلاَّ يُوَرِّثَهُ فَلَمَّا أَسْلَمَ أَمَرَ اللَّهُ تَعَالَى نَبِيَّهُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَنْ يُؤْتِيَهُ نَصِيبَهُ ‏.‏ زَادَ عَبْدُ الْعَزِيزِ فَمَا أَسْلَمَ حَتَّى حُمِلَ عَلَى الإِسْلاَمِ بِالسَّيْفِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ مَنْ قَالَ ‏{‏ عَقَدَتْ ‏}‏ جَعَلَهُ حِلْفًا وَمَنْ قَالَ ‏{‏ عَاقَدَتْ ‏}‏ جَعَلَهُ حَالِفًا وَالصَّوَابُ حَدِيثُ طَلْحَةَ ‏{‏ عَاقَدَتْ ‏}‏ ‏.‏

Ahmed b. Hanbel ve Abdülazîz b. Yahyâ mânen anlattılar; —Ahmed:— Bize Muhammed b. Seleme anlattı; İbn İshak’tan; Dâvûd b. el-Husayn’dan; dedi ki: Ebû Bekir’in gözetiminde bir yetim olan Ümmü Sa’d bint er-Rebî’ye (Kur’an) okuyordum. { وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ } ayetine gelip (böyle) okuyunca o: “Sakın { وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ } diye okuma; aksine { وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ } şeklinde oku! Çünkü bu (ayet), İslam’a girmeyi reddettiği zaman Ebû Bekir’in kendisini mirasçı yapmayacağına dair yemin ettiği oğlu Abdurrahman hakkında inmişti. O Müslüman olunca Allah Teâlâ, Peygamberi’ne aleyhisselâm ona payını vermesini emretti.” dedi. Abdülazîz (şu bilgiyi de) ekledi: “(Abdurrahman) kılıç zoruyla karşılaşana dek Müslüman olmamıştı.” Ebû Dâvûd dedi ki: Kim (ayeti) “akadet” (elifsiz) şeklinde okursa bunu bir ahitleşme (hilf) saymış olur; kim de “âkadet” (elifli) şeklinde okursa bunu bir yeminleşme/karşılıklı ahitleşme (hâlif) saymış olur. Doğru olanı Talha’nın hadisindeki “âkadet” (elifli) okuyuşudur.

2924. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَالَّذِينَ، آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَالَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا فَكَانَ الأَعْرَابِيُّ لاَ يَرِثُ الْمُهَاجِرَ وَلاَ يَرِثُهُ الْمُهَاجِرُ فَنَسَخَتْهَا فَقَالَ ‏{‏ وَأُولُو الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ ‏}‏

Ahmed b. Muhammed anlattı; bize Ali b. Hüseyin, babasından [naklederek] anlattı; Yezîd en-Nahvî’den; İkrime’den; İbn Abbâs’tan; (rivayet edildiğine göre): “İman edip hicret edenlere... İman edip hicret etmeyenlere gelince...” (Enfâl, 8/72 ayeti gereğince eskiden) bir bedevi (hicret etmediği için) muhacire mirasçı olamazdı; muhacir de o bedeviye mirasçı olamazdı. Sonra (Allah Teâlâ) şu ayetle bunu neshetti: { وَأُولُو الأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ } “Akrabalar (miras hususunda Allah’ın kitabına göre) birbirlerine daha yakındır.” (Enfâl, 8/75).

2925. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ زَكَرِيَّا، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ حِلْفَ فِي الإِسْلاَمِ وَأَيُّمَا حِلْفٍ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَمْ يَزِدْهُ الإِسْلاَمُ إِلاَّ شِدَّةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Muhammed b. Bişr, İbn Nümeyr ve Ebû Üsâme anlattılar; Zekeriyyâ’dan; Sa’d b. İbrâhim’den; babasından; Cübeyr b. Mut’im’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İslam’da (yeni bir) ahitleşme (hilf) yoktur. Cahiliye devrinde yapılmış olan her türlü ahitleşmeyi ise İslam ancak daha da pekiştirmiştir (kuvvetini artırmıştır).”

2926. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ حَالَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ فِي دَارِنَا ‏.‏ فَقِيلَ لَهُ أَلَيْسَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ حِلْفَ فِي الإِسْلاَمِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ حَالَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ فِي دَارِنَا ‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا

Bize Müsedded anlattı; bize Süfyân anlattı; Âsım el-Ahvel’den; dedi ki: Enes b. Mâlik’i şöyle derken işittim: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Muhacirler ile Ensar arasında bizim evimizde ahitleşme (kardeşlik bağı) kurdu.” Kendisine: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘İslam’da ahitleşme (hilf) yoktur’ buyurmamış mıydı?” denilince, (Enes) iki veya üç defa: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Muhacirler ile Ensar arasında bizim evimizde ahitleşme kurdu.” dedi.

2927. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، قَالَ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَقُولُ الدِّيَةُ لِلْعَاقِلَةِ وَلاَ تَرِثُ الْمَرْأَةُ مِنْ دِيَةِ زَوْجِهَا شَيْئًا حَتَّى قَالَ لَهُ الضَّحَّاكُ بْنُ سُفْيَانَ كَتَبَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أُوَرِّثَ امْرَأَةَ أَشْيَمَ الضِّبَابِيِّ مِنْ دِيَةِ زَوْجِهَا ‏.‏ فَرَجَعَ عُمَرُ ‏.‏ قَالَ أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدٍ وَقَالَ فِيهِ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَهُ عَلَى الأَعْرَابِ ‏.‏

Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Süfyân anlattı; Zührî’den; Saîd’den (b. el-Müseyyeb); dedi ki: Ömer b. el-Hattâb radıyallahu anh: “Diyet, âkıleye (katilin baba tarafından olan erkek akrabalarına) aittir. Kadın, kocasının diyetinden hiçbir miras alamaz.” diyordu. Nihayet Dahhâk b. Süfyân ona: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana, Eşyem ed-Dıbâbî’nin karısını kocasının diyetine mirasçı yapmamı (yazılı olarak) bildirdi.” deyince Ömer (eski görüşünden) vazgeçti. Ahmed b. Sâlih dedi ki: Bize bu hadisi Abdurrezzâk, Ma’mer’den; Zührî’den; Saîd’den [naklederek] anlattı. (Bu rivayette) şunu da ekledi: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onu (Dahhâk’ı) bedeviler üzerine (vali) tayin etmişti.”