448. Hadis
أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ الدَّسْتَوَائِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ صَعْصَعَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا أَنَا عِنْدَ الْبَيْتِ بَيْنَ النَّائِمِ وَالْيَقْظَانِ إِذْ أَقْبَلَ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ بَيْنَ الرَّجُلَيْنِ فَأُتِيتُ بِطَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ مَلآنَ حِكْمَةً وَإِيمَانًا فَشَقَّ مِنَ النَّحْرِ إِلَى مَرَاقِّ الْبَطْنِ فَغَسَلَ الْقَلْبَ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ مُلِئَ حِكْمَةً وَإِيمَانًا ثُمَّ أُتِيتُ بِدَابَّةٍ دُونَ الْبَغْلِ وَفَوْقَ الْحِمَارِ ثُمَّ انْطَلَقْتُ مَعَ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَأَتَيْنَا السَّمَاءَ الدُّنْيَا فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ . قِيلَ وَقَدْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ مَرْحَبًا بِهِ وَنِعْمَ الْمَجِيءُ جَاءَ فَأَتَيْتُ عَلَى آدَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ قَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنِ ابْنٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ الثَّانِيَةَ قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ فَمِثْلُ ذَلِكَ فَأَتَيْتُ عَلَى يَحْيَى وَعِيسَى فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِمَا فَقَالاَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ الثَّالِثَةَ قِيلَ مَنْ هَذَا قَالَ جِبْرِيلُ . قِيلَ وَمَنْ مَعَكَ قَالَ مُحَمَّدٌ فَمِثْلُ ذَلِكَ فَأَتَيْتُ عَلَى يُوسُفَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ قَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ الرَّابِعَةَ فَمِثْلُ ذَلِكَ فَأَتَيْتُ عَلَى إِدْرِيسَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ الْخَامِسَةَ فَمِثْلُ ذَلِكَ فَأَتَيْتُ عَلَى هَارُونَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ قَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ السَّادِسَةَ فَمِثْلُ ذَلِكَ ثُمَّ أَتَيْتُ عَلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنْ أَخٍ وَنَبِيٍّ . فَلَمَّا جَاوَزْتُهُ بَكَى قِيلَ مَا يُبْكِيكَ قَالَ يَا رَبِّ هَذَا الْغُلاَمُ الَّذِي بَعَثْتَهُ بَعْدِي يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِهِ الْجَنَّةَ أَكْثَرُ وَأَفْضَلُ مِمَّا يَدْخُلُ مِنْ أُمَّتِي . ثُمَّ أَتَيْنَا السَّمَاءَ السَّابِعَةَ فَمِثْلُ ذَلِكَ فَأَتَيْتُ عَلَى إِبْرَاهِيمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَرْحَبًا بِكَ مِنِ ابْنٍ وَنَبِيٍّ . ثُمَّ رُفِعَ لِيَ الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ فَسَأَلْتُ جِبْرِيلَ فَقَالَ هَذَا الْبَيْتُ الْمَعْمُورُ يُصَلِّي فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ فَإِذَا خَرَجُوا مِنْهُ لَمْ يَعُودُوا فِيهِ آخِرَ مَا عَلَيْهِمْ ثُمَّ رُفِعَتْ لِي سِدْرَةُ الْمُنْتَهَى فَإِذَا نَبِقُهَا مِثْلُ قِلاَلِ هَجَرٍ وَإِذَا وَرَقُهَا مِثْلُ آذَانِ الْفِيَلَةِ وَإِذَا فِي أَصْلِهَا أَرْبَعَةُ أَنْهَارٍ نَهْرَانِ بَاطِنَانِ وَنَهْرَانِ ظَاهِرَانِ فَسَأَلْتُ جِبْرِيلَ فَقَالَ أَمَّا الْبَاطِنَانِ فَفِي الْجَنَّةِ وَأَمَّا الظَّاهِرَانِ فَالْفُرَاتُ وَالنِّيلُ ثُمَّ فُرِضَتْ عَلَىَّ خَمْسُونَ صَلاَةً فَأَتَيْتُ عَلَى مُوسَى فَقَالَ مَا صَنَعْتَ قُلْتُ فُرِضَتْ عَلَىَّ خَمْسُونَ صَلاَةً . قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ بِالنَّاسِ مِنْكَ إِنِّي عَالَجْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَشَدَّ الْمُعَالَجَةِ وَإِنَّ أُمَّتَكَ لَنْ يُطِيقُوا ذَلِكَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكَ فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي فَسَأَلْتُهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنِّي فَجَعَلَهَا أَرْبَعِينَ ثُمَّ رَجَعْتُ إِلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ مَا صَنَعْتَ قُلْتُ جَعَلَهَا أَرْبَعِينَ . فَقَالَ لِي مِثْلَ مَقَالَتِهِ الأُولَى فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَجَعَلَهَا ثَلاَثِينَ فَأَتَيْتُ عَلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ لِي مِثْلَ مَقَالَتِهِ الأُولَى فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي فَجَعَلَهَا عِشْرِينَ ثُمَّ عَشْرَةً ثُمَّ خَمْسَةً فَأَتَيْتُ عَلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ لِي مِثْلَ مَقَالَتِهِ الأُولَى فَقُلْتُ إِنِّي أَسْتَحِي مِنْ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْهِ فَنُودِيَ أَنْ قَدْ أَمْضَيْتُ فَرِيضَتِي وَخَفَّفْتُ عَنْ عِبَادِي وَأَجْزِي بِالْحَسَنَةِ عَشْرَ أَمْثَالِهَا " .
Bize Ya'kūb b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Hişâm ed-Destevâî anlattı; dedi ki: Bize Katâde, Enes b. Mâlik'den; o da Mâlik b. Sa'sa'dan [naklederek] anlattı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben Beyt’in [Kâbe’nin] yanında uyku ile uyanıklık arasında iken, iki adam arasındaki üç kişiden biri geldi. Bana, içi hikmet ve imanla dolu altın bir leğen getirildi. [Göğsüm] boğaz çukurundan karnın alt kısmına [kasıklarına] kadar yarıldı. Kalp Zemzem suyuyla yıkandı, sonra içi hikmet ve imanla dolduruldu. Ardından bana katırdan küçük, eşekten büyük [Burak adında] bir binek getirildi. Sonra Cebrâîl aleyhisselâm ile birlikte yola çıktık ve dünya semasına geldik. ‘Bu kim?’ denildi. ‘Cebrâîl’ dedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. ‘Muhammed’ dedi. ‘Ona [davet için peygamber olarak] gönderildi mi?’ denildi. ‘Evet’ dedi. ‘Merhaba ona, hoş geldi, ne güzel bir geliş bu!’ denildi. Adem aleyhisselâm’a geldim ve ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey oğul ve ey nebi!’ dedi. Sonra ikinci semaya geldik. ‘Bu kim?’ denildi. ‘Cebrâîl’ dedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. ‘Muhammed’ [dedi]. Öncekinin benzeri [konuşmalar geçti]. Yahyâ ve Îsâ’ya geldim, onlara selam verdim. ‘Merhaba sana ey kardeş ve ey nebi!’ dediler. Sonra üçüncü semaya geldik. ‘Bu kim?’ denildi. ‘Cebrâîl’ dedi. ‘Yanındaki kim?’ denildi. ‘Muhammed’ [dedi]. Öncekinin benzeri [konuşmalar geçti]. Yûsuf aleyhisselâm’a geldim, ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey kardeş ve ey nebi!’ dedi. Sonra dördüncü semaya geldik, benzeri [konuşmalar geçti]. İdrîs aleyhisselâm’a geldim, ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey kardeş ve ey nebi!’ dedi. Sonra beşinci semaya geldik, benzeri [konuşmalar geçti]. Hârûn aleyhisselâm’a geldim, ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey kardeş ve ey nebi!’ dedi. Sonra altıncı semaya geldik, benzeri [konuşmalar geçti]. Mûsâ aleyhisselâm’a geldim, ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey kardeş ve ey nebi!’ dedi. Onu geçtiğimde ağladı. ‘Seni ağlatan nedir?’ denildi. ‘Ey Rabbim! Benden sonra gönderdiğin bu genç [peygamberin] ümmetinden cennete girenler, benim ümmetimden cennete girenlerden sayıca daha çok ve faziletçe daha üstündür’ dedi. Sonra yedinci semaya geldik, benzeri [konuşmalar geçti]. İbrâhîm aleyhisselâm’a geldim, ona selam verdim. ‘Merhaba sana ey oğul ve ey nebi!’ dedi. Sonra Beytü'l-Ma'mûr bana gösterildi. Cebrâîl’e [onu] sordum. ‘Bu Beytü'l-Ma'mûr’dur; burada her gün yetmiş bin melek namaz kılar. Oradan çıktıklarında bir daha oraya dönmezler [sıra onlara bir daha gelmez]’ dedi. Sonra bana Sidretü'l-Müntehâ gösterildi. Onun yemişleri [meyveleri] Hecer [kasabası] testileri gibi, yaprakları ise fil kulakları gibiydi. Kökünde dört nehir vardı; iki gizli, iki açık nehir. Cebrâîl’e sordum. ‘Gizli olanlar cennettedir, açık olanlar ise Fırat ve Nil’dir’ dedi. Sonra üzerime elli [vakit] namaz farz kılındı. Mûsâ’ya geldim. ‘Ne yaptın?’ dedi. ‘Üzerime elli namaz farz kılındı’ dedim. ‘Ben insanları senden daha iyi bilirim. Ben İsrâiloğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetin buna güç yetiremez. Rabbine dön ve ondan [yükünü] hafifletmesini iste’ dedi. Rabbime döndüm ve hafifletmesini istedim. Onu kırka indirdi. Sonra Mûsâ aleyhisselâm’a döndüm. ‘Ne yaptın?’ dedi. ‘Kırka indirdi’ dedim. Bana ilki gibi söyledi. Ben de Azîz ve Celîl olan Rabbime döndüm, otuza indirdi. Mûsâ aleyhisselâm’a gelip haber verdim. Bana ilki gibi söyledi. Rabbime döndüm, yirmiye, sonra ona, sonra beşe indirdi. Mûsâ aleyhisselâm’a geldim, bana ilki gibi söyledi. Bunun üzerine: ‘Azîz ve Celîl olan Rabbime tekrar dönmeye utanıyorum’ dedim. [O sırada]: ‘Farzımı kesinleştirdim, kullarımdan [yüklerini] hafiflettim ve her bir iyiliğe on katıyla karşılık veririm’ diye nida edildi.”
449. Hadis
أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ وَابْنُ حَزْمٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَرَضَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى أُمَّتِي خَمْسِينَ صَلاَةً فَرَجَعْتُ بِذَلِكَ حَتَّى أَمُرَّ بِمُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ مَا فَرَضَ رَبُّكَ عَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسِينَ صَلاَةً . قَالَ لِي مُوسَى فَرَاجِعْ رَبَّكَ عَزَّ وَجَلَّ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ . فَرَاجَعْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَوَضَعَ شَطْرَهَا فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ فَإِنَّ أُمَّتَكَ لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ . فَرَاجَعْتُ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَقَالَ هِيَ خَمْسٌ وَهِيَ خَمْسُونَ لاَ يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَىَّ . فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى فَقَالَ رَاجِعْ رَبَّكَ فَقُلْتُ قَدِ اسْتَحْيَيْتُ مِنْ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ " .
Bize Yûnus b. Abdü'l-A'lâ haber verdi; dedi ki: Bize İbn Vehb anlattı; dedi ki: Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan haber verdi; dedi ki: Enes b. Mâlik ve İbn Hazm [şöyle dediler]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah azze ve celle ümmetime elli namaz farz kıldı. Bununla [farzla] döndüm; Mûsâ aleyhisselâm’a uğradım. ‘Rabbin ümmetine neyi farz kıldı?’ dedi. ‘Onlara elli namaz farz kıldı’ dedim. Mûsâ bana: ‘Rabbine azze ve celle müracaat et, çünkü ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Rabbime azze ve celle müracaat ettim, yarısını indirdi. Mûsâ’ya döndüm ve ona haber verdim. ‘Rabbine müracaat et, çünkü ümmetin buna güç yetiremez’ dedi. Rabbime azze ve celle tekrar müracaat ettim. [Rabbim]: ‘O beştir [vakit olarak], ancak [sevap bakımından] ellidir. Benim katımda söz değişmez’ buyurdu. Mûsâ’ya döndüm, yine ‘Rabbine müracaat et’ dedi. [Ben de]: ‘Rabbim azze ve celle’den artık utandım’ dedim.”
450. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مَخْلَدٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي مَالِكٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أُتِيتُ بِدَابَّةٍ فَوْقَ الْحِمَارِ وَدُونَ الْبَغْلِ خَطْوُهَا عِنْدَ مُنْتَهَى طَرْفِهَا فَرَكِبْتُ وَمَعِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَسِرْتُ فَقَالَ انْزِلْ فَصَلِّ . فَفَعَلْتُ فَقَالَ أَتَدْرِي أَيْنَ صَلَّيْتَ صَلَّيْتَ بِطَيْبَةَ وَإِلَيْهَا الْمُهَاجَرُ ثُمَّ قَالَ انْزِلْ فَصَلِّ . فَصَلَّيْتُ فَقَالَ أَتَدْرِي أَيْنَ صَلَّيْتَ صَلَّيْتَ بِطُورِ سَيْنَاءَ حَيْثُ كَلَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ قَالَ انْزِلْ فَصَلِّ . فَنَزَلْتُ فَصَلَّيْتُ فَقَالَ أَتَدْرِي أَيْنَ صَلَّيْتَ صَلَّيْتَ بِبَيْتِ لَحْمٍ حَيْثُ وُلِدَ عِيسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ . ثُمَّ دَخَلْتُ بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَجُمِعَ لِيَ الأَنْبِيَاءُ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ فَقَدَّمَنِي جِبْرِيلُ حَتَّى أَمَمْتُهُمْ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا فَإِذَا فِيهَا آدَمُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّانِيَةِ فَإِذَا فِيهَا ابْنَا الْخَالَةِ عِيسَى وَيَحْيَى عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ فَإِذَا فِيهَا يُوسُفُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الرَّابِعَةِ فَإِذَا فِيهَا هَارُونُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ الْخَامِسَةِ فَإِذَا فِيهَا إِدْرِيسُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ السَّادِسَةِ فَإِذَا فِيهَا مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ فَإِذَا فِيهَا إِبْرَاهِيمُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ثُمَّ صُعِدَ بِي فَوْقَ سَبْعِ سَمَوَاتٍ فَأَتَيْنَا سِدْرَةَ الْمُنْتَهَى فَغَشِيَتْنِي ضَبَابَةٌ فَخَرَرْتُ سَاجِدًا فَقِيلَ لِي إِنِّي يَوْمَ خَلَقْتُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ فَرَضْتُ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَّتِكَ خَمْسِينَ صَلاَةً فَقُمْ بِهَا أَنْتَ وَأُمَّتُكَ . فَرَجَعْتُ إِلَى إِبْرَاهِيمَ فَلَمْ يَسْأَلْنِي عَنْ شَىْءٍ ثُمَّ أَتَيْتُ عَلَى مُوسَى فَقَالَ كَمْ فَرَضَ اللَّهُ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَّتِكَ قُلْتُ خَمْسِينَ صَلاَةً . قَالَ فَإِنَّكَ لاَ تَسْتَطِيعُ أَنْ تَقُومَ بِهَا أَنْتَ وَلاَ أُمَّتُكَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ . فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي فَخَفَّفَ عَنِّي عَشْرًا ثُمَّ أَتَيْتُ مُوسَى فَأَمَرَنِي بِالرُّجُوعِ فَرَجَعْتُ فَخَفَّفَ عَنِّي عَشْرًا ثُمَّ رُدَّتْ إِلَى خَمْسِ صَلَوَاتٍ . قَالَ فَارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ التَّخْفِيفَ فَإِنَّهُ فَرَضَ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ صَلاَتَيْنِ فَمَا قَامُوا بِهِمَا . فَرَجَعْتُ إِلَى رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ فَسَأَلْتُهُ التَّخْفِيفَ فَقَالَ إِنِّي يَوْمَ خَلَقْتُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ فَرَضْتُ عَلَيْكَ وَعَلَى أُمَّتِكَ خَمْسِينَ صَلاَةً فَخَمْسٌ بِخَمْسِينَ فَقُمْ بِهَا أَنْتَ وَأُمَّتُكَ . فَعَرَفْتُ أَنَّهَا مِنَ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى صِرَّى فَرَجَعْتُ إِلَى مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَقَالَ ارْجِعْ فَعَرَفْتُ أَنَّهَا مِنَ اللَّهِ صِرَّى - أَىْ حَتْمٌ - فَلَمْ أَرْجِعْ .
Bize Amr b. Hişâm haber verdi; dedi ki: Bize Mahled, Saîd b. Abdülazîz'den; o Yezîd b. Ebî Mâlik'ten; o da Enes b. Mâlik'ten [naklederek] anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bana eşekten büyük, katırdan küçük bir binek getirildi; o adımını gözünün ulaştığı en son noktaya atıyordu. Ona bindim, Cebrâîl aleyhisselâm da benimle beraberdi. Yola çıktık. [Cebrâîl]: ‘İn ve namaz kıl’ dedi. Ben de yaptım. ‘Nerede namaz kıldığını biliyor musun? Taybe’de [Medine’de] namaz kıldın; hicret oraya olacaktır’ dedi. Sonra [yine]: ‘İn ve namaz kıl’ dedi. Namaz kıldım. ‘Nerede namaz kıldığını biliyor musun? Tûr-i Sînâ’da, Allah azze ve celle’nin Mûsâ aleyhisselâm ile konuştuğu yerde namaz kıldın’ dedi. Sonra [yine]: ‘İn ve namaz kıl’ dedi. İndim ve namaz kıldım. ‘Nerede namaz kıldığını biliyor musun? Îsâ aleyhisselâm’ın doğduğu Beytü’l-Lahm’de namaz kıldın’ dedi. Sonra Beytü’l-Makdis’e girdim. Peygamberler aleyhisselâm orada benim için toplandılar. Cebrâîl beni öne geçirdi ve onlara imamlık yaptım. Ardından dünya semasına yükseltildim; orada Adem aleyhisselâm vardı. Sonra ikinci semaya yükseltildim; orada teyze oğulları Îsâ ve Yahyâ aleyhisselâm vardı. Sonra üçüncü semaya yükseltildim; orada Yûsuf aleyhisselâm vardı. Sonra dördüncü semaya yükseltildim; orada Hârûn aleyhisselâm vardı. Sonra beşinci semaya yükseltildim; orada İdrîs aleyhisselâm vardı. Sonra altıncı semaya yükseltildim; orada Mûsâ aleyhisselâm vardı. Sonra yedinci semaya yükseltildim; orada İbrâhîm aleyhisselâm vardı. Ardından yedi kat semanın üzerine yükseltildim ve Sidretü’l-Müntehâ’ya geldik. Beni bir sis [bulutu] kapladı ve hemen secdeye kapandım. Bana şöyle denildi: ‘Gökleri ve yeri yarattığım gün, sana ve ümmetine elli namaz farz kıldım. Sen ve ümmetin bunu yerine getirin.’ İbrâhîm’e döndüm, o bana hiçbir şey sormadı. Sonra Mûsâ’ya geldim. ‘Allah sana ve ümmetine kaç namaz farz kıldı?’ dedi. ‘Elli namaz’ dedim. ‘Sen de ümmetin de buna güç yetiremezsiniz. Rabbine dön ve hafifletmesini iste’ dedi. Rabbime döndüm, benden on vaktini indirdi. Sonra Mûsâ’ya geldim; bana [tekrar] dönmemi emretti. Döndüm, benden on vaktini daha indirdi. Sonra [nihayet] beş vakit namaza indirildi. [Mûsâ]: ‘Rabbine dön ve hafifletmesini iste. Çünkü o [Rabbim], İsrâiloğulları’na iki vakit namaz farz kılmıştı da onlar bunu bile yerine getirememişlerdi’ dedi. Ben de Azîz ve Celîl olan Rabbime döndüm ve hafifletmesini istedim. [Rabbim]: ‘Gökleri ve yeri yarattığım gün, sana ve ümmetine elli namaz farz kıldım; beştir ancak ellidir. Sen ve ümmetin bunu yerine getirin’ buyurdu. Anladım ki bu Allah Tebâreke ve Teâlâ’dan bir sırrî (kesinleştirilmiş, geri dönüşü olmayan bir emir)dir. Mûsâ aleyhisselâm’a döndüm, ‘Dön’ dedi. Bunun Allah’tan sırrî -yani kesin bir hüküm- olduğunu anladım ve [bir daha] dönmedim.”
451. Hadis
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا أُسْرِيَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتُهِيَ بِهِ إِلَى سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى وَهِيَ فِي السَّمَاءِ السَّادِسَةِ وَإِلَيْهَا يَنْتَهِي مَا عُرِجَ بِهِ مِنْ تَحْتِهَا وَإِلَيْهَا يَنْتَهِي مَا أُهْبِطَ بِهِ مِنْ فَوْقِهَا حَتَّى يُقْبَضَ مِنْهَا قَالَ { إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى } قَالَ فَرَاشٌ مِنْ ذَهَبٍ فَأُعْطِيَ ثَلاَثًا الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَخَوَاتِيمُ سُورَةِ الْبَقَرَةِ وَيُغْفَرُ لِمَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِهِ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا الْمُقْحِمَاتُ .
Bize Ahmed b. Süleyman haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ b. Adem anlattı; dedi ki: Bize Mâlik b. Migvel, ez-Zübeyr b. Adî'den; o Talha b. Musarrif'ten; o Mürre'den; o da Abdullah'tan [naklederek] anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gece yürütüldüğünde (İsrâ), altıncı semada bulunan Sidretü’l-Müntehâ’ya ulaştırıldı. [Yeryüzünden] oraya yükselen şeyler orada son bulur ve oradan alınır. [Yukarıdan] aşağıya indirilen şeyler de orada son bulur ve oradan teslim alınır. [Ravi Abdullah] { إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى } “Sidre’yi bürüyen bürüyordu” (Necm, 16) ayetini okudu ve: “Altından pervaneler [bürüyordu]” dedi. [Orada Peygamber’e] üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bakara suresinin son ayetleri (Amenerrasulü) ve ümmetinden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölenlerin büyük günahlarının (mukhimât) bağışlanacağı müjdesi.
452. Hadis
أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ عَبْدَ رَبِّهِ بْنَ سَعِيدٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْبُنَانِيَّ حَدَّثَهُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ الصَّلَوَاتِ، فُرِضَتْ بِمَكَّةَ وَأَنَّ مَلَكَيْنِ أَتَيَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَا بِهِ إِلَى زَمْزَمَ فَشَقَّا بَطْنَهُ وَأَخْرَجَا حَشْوَهُ فِي طَسْتٍ مِنْ ذَهَبٍ فَغَسَلاَهُ بِمَاءِ زَمْزَمَ ثُمَّ كَبَسَا جَوْفَهُ حِكْمَةً وَعِلْمًا .
Bize Süleyman b. Dâvûd, İbn Vehb'den haber verdi; dedi ki: Bana Amr b. el-Hâris haber verdi; Abdurabbih b. Saîd’in ona anlattığına göre; el-Bünânî, Enes b. Mâlik'ten [naklederek] ona şöyle anlatmış: “Namaz Mekke’de farz kılındı. İki melek Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip onu Zemzem’e götürdüler. Karnını yarıp içindekileri [kalbini] altın bir leğene çıkardılar ve onu Zemzem suyuyla yıkadılar. Sonra içini hikmet ve ilimle doldurdular.”
453. Hadis
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَوَّلَ مَا فُرِضَتِ الصَّلاَةُ رَكْعَتَيْنِ فَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ وَأُتِمَّتْ صَلاَةُ الْحَضَرِ .
Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Süfyân, ez-Zührî'den; o Urve'den; o da Âişe'den [naklederek] haber verdi; Âişe şöyle demiştir: “Namaz ilk farz kılındığında ikişer rekât idi. [Sonradan] sefer namazı [iki rekât olarak] bırakıldı, hazar (yerleşik hal) namazı ise [dört rekâta] tamamlandı.”
454. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ هَاشِمٍ الْبَعْلَبَكِّيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو عَمْرٍو يَعْنِي الأَوْزَاعِيَّ، أَنَّهُ سَأَلَ الزُّهْرِيَّ عَنْ صَلاَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ قَبْلَ الْهِجْرَةِ إِلَى الْمَدِينَةِ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ فَرَضَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ الصَّلاَةَ عَلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَ مَا فَرَضَهَا رَكْعَتَيْنِ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ أُتِمَّتْ فِي الْحَضَرِ أَرْبَعًا وَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ عَلَى الْفَرِيضَةِ الأُولَى .
Bize Muhammed b. Hâşim el-Ba'lebekkî haber verdi; dedi ki: Bize el-Velîd anlattı; dedi ki: Bana Ebû Amr -yani el-Evzâî- haber verdi; [Evzâî] ez-Zührî’ye, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Medine’ye hicret etmeden önce Mekke’deki namazını sormuş. [Zührî] dedi ki: Bana Urve, Âişe'den [naklederek] haber verdi; Âişe şöyle demiştir: “Allah azze ve celle Resûlüne sallallâhu aleyhi ve sellem namazı ilk farz kıldığında ikişer rekât olarak farz kıldı. Sonra hazar (yerleşik hal) namazı dört [rekâta] tamamlandı, sefer namazı ise ilk farz kılındığı haliyle [iki rekât olarak] bırakıldı.”
455. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فُرِضَتِ الصَّلاَةُ رَكْعَتَيْنِ رَكْعَتَيْنِ فَأُقِرَّتْ صَلاَةُ السَّفَرِ وَزِيدَ فِي صَلاَةِ الْحَضَرِ .
Bize Kuteybe, Mâlik'ten; o Sâlih b. Keysân'den; o Urve'den; o da Âişe'den [naklederek] haber verdi; Âişe şöyle demiştir: “Namaz ikişer rekât olarak farz kılındı. [Sonradan] sefer namazı [iki rekât olarak] bırakıldı, hazar namazında ise artırma yapıldı [dört rekâta çıkarıldı].”
456. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَخْنَسِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ فُرِضَتِ الصَّلاَةُ عَلَى لِسَانِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْحَضَرِ أَرْبَعًا وَفِي السَّفَرِ رَكْعَتَيْنِ وَفِي الْخَوْفِ رَكْعَةً .
Bize Amr b. Alî haber verdi; dedi ki: Yahyâ ve Abdurrahman bize haber verdiler; dediler ki: Bize Ebû Avâne, Bükeyr b. el-Ahnes'ten; o Mücâhid'den; o da İbn Abbâs'tan [naklederek] anlattı; İbn Abbâs şöyle demiştir: “Namaz, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in diliyle hazarda (yerleşik halde) dört, seferde iki, korku (halinde) ise bir rekât olarak farz kılındı.”
457. Hadis
أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الشُّعَيْثِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ أُمَيَّةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَالِدِ بْنِ أَسِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ لاِبْنِ عُمَرَ كَيْفَ تَقْصُرُ الصَّلاَةَ وَإِنَّمَا قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ } فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ يَا ابْنَ أَخِي إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَانَا وَنَحْنُ ضُلاَّلٌ فَعَلَّمَنَا فَكَانَ فِيمَا عَلَّمَنَا أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ أَمَرَنَا أَنْ نُصَلِّيَ رَكْعَتَيْنِ فِي السَّفَرِ . قَالَ الشُّعَيْثِيُّ وَكَانَ الزُّهْرِيُّ يُحَدِّثُ بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ .
Bize Yûsuf b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Abdullah eş-Şuaythî, Abdullah b. Ebî Bekr b. el-Hâris b. Hişâm'dan; o Ümeyye b. Abdullah b. Hâlid b. Esîd'den [naklederek] anlattı; [Ümeyye] İbn Ömer'e: “Allah azze ve celle: { فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ } ‘Eğer (size saldırmalarından) korkarsanız namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur’ (Nisâ, 101) buyurduğu halde sen namazı nasıl kısaltıyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine İbn Ömer: “Ey kardeşimin oğlu! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize geldiğinde biz delalet içindeydik [hiçbir şey bilmiyorduk], o bize öğretti. Bize öğrettikleri arasında; Allah azze ve celle’nin seferde iki rekât kılmamızı emretmesi de vardı.” [Muhammed b. Abdullah] eş-Şuaythî dedi ki: ez-Zührî de bu hadisi Abdullah b. Ebî Bekr'den naklederek anlatırdı.
458. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرَ الرَّأْسِ نَسْمَعُ دَوِيَّ صَوْتِهِ وَلاَ نَفْهَمُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ " . قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُنَّ قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . قَالَ " وَصِيَامُ شَهْرِ رَمَضَانَ " . قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الزَّكَاةَ قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا وَلاَ أَنْقُصُ مِنْهُ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ " .
Bize Kuteybe, Mâlik b. Enes'ten; o Ebû Süheyl'den; o da babasından [naklederek] haber verdi; [babası] Talha b. Ubeydullah’ın şöyle dediğini işitmiş: Necid ahalisinden, saçı başı darmadağın bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi. Sesinin uğultusunu işitiyor ancak yakına gelinceye kadar ne dediğini anlayamıyorduk. Meğer İslam hakkında soruyormuş. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Bir gün ve gecede beş vakit namaz [farzdır]” buyurdu. Adam: “Üzerimde bunlardan başkası var mı?” dedi. [Resûlullah]: “Hayır, ancak kendiliğinden nafile kılarsan o başka” buyurdu. [Resûlullah devamla]: “Bir de Ramazan ayı orucu [farzdır]” buyurdu. Adam: “Üzerimde bundan başkası var mı?” dedi. [Resûlullah]: “Hayır, ancak kendiliğinden nafile tutarsan o başka” buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona zekâtı da zikretti. Adam: “Üzerimde bundan başkası var mı?” dedi. [Resûlullah]: “Hayır, ancak kendiliğinden nafile (sadaka) verirsen o başka” buyurdu. Bunun üzerine adam: “Vallahi bunlara ne bir şey eklerim ne de bunlardan bir şey eksiltirim!” diyerek arkasını dönüp gitti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa ermiştir” buyurdu.
459. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا نُوحُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَمِ افْتَرَضَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى عِبَادِهِ مِنَ الصَّلَوَاتِ قَالَ " افْتَرَضَ اللَّهُ عَلَى عِبَادِهِ صَلَوَاتٍ خَمْسًا " . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ قَبْلَهُنَّ أَوْ بَعْدَهُنَّ شَيْئًا قَالَ " افْتَرَضَ اللَّهُ عَلَى عِبَادِهِ صَلَوَاتٍ خَمْسًا " . فَحَلَفَ الرَّجُلُ لاَ يَزِيدُ عَلَيْهِ شَيْئًا وَلاَ يَنْقُصُ مِنْهُ شَيْئًا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ صَدَقَ لَيَدْخُلَنَّ الْجَنَّةَ " .
Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Nûh b. Kays, Hâlid b. Kays'tan; o Katâde'den; o da Enes'ten [naklederek] anlattı; dedi ki: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordu ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah azze ve celle kullarına kaç vakit namaz farz kıldı?” dedi. [Resûlullah]: “Allah kullarına beş vakit namaz farz kıldı” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Onlardan önce veya sonra [farz olan] başka bir şey var mı?” dedi. [Resûlullah]: “Allah kullarına beş vakit namaz farz kıldı” [diyerek tekrar etti]. Bunun üzerine adam, bunlara hiçbir şey eklemeyeceğine ve bunlardan hiçbir şey eksiltmeyeceğine dair yemin etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer doğru söylüyorsa mutlaka cennete girecektir” buyurdu.
460. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي مُسْلِمٍ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنَا الْحَبِيبُ الأَمِينُ، عَوْفُ بْنُ مَالِكٍ الأَشْجَعِيُّ قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَلاَ تُبَايِعُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " . فَرَدَّدَهَا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ فَقَدَّمْنَا أَيْدِيَنَا فَبَايَعْنَاهُ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَايَعْنَاكَ فَعَلاَمَ قَالَ " عَلَى أَنْ تَعْبُدُوا اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَالصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ وَأَسَرَّ كَلِمَةً خَفِيَّةً أَنْ لاَ تَسْأَلُوا النَّاسَ شَيْئًا " .
Bize Amr b. Mansûr haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Müshir anlattı; dedi ki: Bize Saîd b. Abdülazîz, Rebîa b. Yezîd'den; o Ebû İdrîs el-Havlânî'den; o da Ebû Müslim el-Havlânî'den [naklederek] anlattı; dedi ki: Sevgili ve emin olan Avf b. Mâlik el-Eşcaî bize haber verdi ve şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydık. “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e biat etmez misiniz?” buyurdu. Bunu üç defa tekrarladı. Biz de ellerimizi uzattık ve ona biat ettik. “Ey Allah'ın Resûlü! Sana biat ettik, peki ne üzerine [biat ettik]?” dedik. [Resûlullah]: “Allah'a ibadet edip ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak ve -gizli bir kelime olarak- insanlardan hiçbir şey istememek üzere [biat ettiniz]” buyurdu.
461. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي كِنَانَةَ يُدْعَى الْمُخْدَجِيَّ سَمِعَ رَجُلاً، بِالشَّامِ يُكْنَى أَبَا مُحَمَّدٍ يَقُولُ الْوِتْرُ وَاجِبٌ . قَالَ الْمُخْدَجِيُّ فَرُحْتُ إِلَى عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ فَاعْتَرَضْتُ لَهُ وَهُوَ رَائِحٌ إِلَى الْمَسْجِدِ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي قَالَ أَبُو مُحَمَّدٍ فَقَالَ عُبَادَةُ كَذَبَ أَبُو مُحَمَّدٍ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَمْسُ صَلَوَاتٍ كَتَبَهُنَّ اللَّهُ عَلَى الْعِبَادِ مَنْ جَاءَ بِهِنَّ لَمْ يُضَيِّعْ مِنْهُنَّ شَيْئًا اسْتِخْفَافًا بِحَقِّهِنَّ كَانَ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدٌ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يَأْتِ بِهِنَّ فَلَيْسَ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدٌ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ أَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ " .
Bize Kuteybe, Mâlik'ten; o Yahyâ b. Saîd'den; o Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan; o da İbn Muhayriz'den [naklederek] haber verdi; Benî Kinâne’den Muhdecî denilen bir adam, Şam’da Ebû Muhammed künyeli bir adamın: “Vitir namazı vaciptir [farzdır]” dediğini işitmiş. Muhdecî dedi ki: Bunun üzerine Ubâde b. es-Sâmit mescide giderken yoluna çıkıp ona Ebû Muhammed’in söylediklerini haber verdim. Ubâde şöyle dedi: “Ebû Muhammed yanlış söylemiş! Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Allah kullarına beş vakit namazı farz kıldı. Kim onların hakkını hafife alarak onlardan hiçbir şeyi zayi etmeden [vaktinde ve tam olarak] kılarsa, Allah katında onu cennete sokacağına dair bir ahdi (sözü) vardır. Kim de onları [hakkıyla] yerine getirmezse, Allah katında onun bir ahdi yoktur; dilerse ona azap eder, dilerse onu cennete sokar.’”
462. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ هَلْ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَىْءٌ." قَالُوا لَا يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ قَالَ فَكَذَلِكَ مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ يَمْحُو اللَّهُ بِهِنَّ الْخَطَايَا
Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize el-Leys, İbnü'l-Hâd'dan; o Muhammed b. İbrâhîm'den; o Ebû Seleme'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ne dersiniz; sizden birinin kapısının önünde bir nehir olsa ve o nehirde her gün beş defa yıkansa, onun üzerinde kirden bir şey kalır mı?” [Sahabiler]: “Onun üzerinde kirden hiçbir şey kalmaz” dediler. [Resûlullah]: “İşte beş vakit namazın misali de böyledir; Allah onlarla hataları [günahları] siler” buyurdu.
463. Hadis
أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنِ الْحُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْعَهْدَ الَّذِي بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ الصَّلاَةُ فَمَنْ تَرَكَهَا فَقَدْ كَفَرَ " .
Bize el-Huseyn b. Hureys haber verdi; dedi ki: Bize el-Fadl b. Mûsâ, el-Huseyn b. Vâkıd'dan; o Abdullah b. Büreyde'den; o da babasından [naklederek] haber verdi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bizimle onlar [münafıklar veya kâfirler] arasındaki ahit (ayırıcı vasıf) namazdır. Kim onu terk ederse kâfir olur.”
464. Hadis
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ بَيْنَ الْعَبْدِ وَبَيْنَ الْكُفْرِ إِلاَّ تَرْكُ الصَّلاَةِ " .
Bize Ahmed b. Harb haber verdi; Muhammed b. Rebîa anlattı; o İbn Cüreyc'den; o Ebû'z-Zübeyr'den; o da Câbir'den [naklederek] anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul ile küfür arasında sadece namazın terki vardır.”
465. Hadis
أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا هَارُونُ، - هُوَ ابْنُ إِسْمَاعِيلَ الْخَزَّازُ - قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ حُرَيْثِ بْنِ قَبِيصَةَ، قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ قَالَ قُلْتُ اللَّهُمَّ يَسِّرْ لِي جَلِيسًا صَالِحًا فَجَلَسْتُ إِلَى أَبِي هُرَيْرَةَ - رضى الله عنه - قَالَ فَقُلْتُ إِنِّي دَعَوْتُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يُيَسِّرَ لِي جَلِيسًا صَالِحًا فَحَدِّثْنِي بِحَدِيثٍ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يَنْفَعَنِي بِهِ . قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ بِصَلاَتِهِ فَإِنْ صَلَحَتْ فَقَدْ أَفْلَحَ وَأَنْجَحَ وَإِنْ فَسَدَتْ فَقَدْ خَابَ وَخَسِرَ " . قَالَ هَمَّامٌ لاَ أَدْرِي هَذَا مِنْ كَلاَمِ قَتَادَةَ أَوْ مِنَ الرِّوَايَةِ " فَإِنِ انْتَقَصَ مِنْ فَرِيضَتِهِ شَىْءٌ قَالَ انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ فَيُكَمَّلُ بِهِ مَا نَقَصَ مِنَ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ يَكُونُ سَائِرُ عَمَلِهِ عَلَى نَحْوِ ذَلِكَ " . خَالَفَهُ أَبُو الْعَوَّامِ .
Bize Ebû Dâvûd haber verdi; dedi ki: Bize Hârûn -ki o İbn İsmâîl el-Hazzâz'dır- anlattı; dedi ki: Bize Hemmâm, Katâde'den; o el-Hasen'den; o da Hureys b. Kabîsa'dan [naklederek] anlattı; [Hureys] şöyle demiştir: Medine’ye geldim. “Allah’ım! Bana salih bir meclis arkadaşı nasip eyle” diye dua ettim. Sonra Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın yanına oturdum ve: “Ben Allah azze ve celle’den bana salih bir arkadaş nasip etmesini dilemiştim. Bana, Allah’ın beni faydalandırması ümidiyle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiğin bir hadis anlat” dedim. [Ebû Hüreyre] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kulun [kıyamet günü] hesabı ilk sorulacak ameli namazıdır. Eğer namazı düzgün çıkarsa [hesabı] kurtuluşa ermiş ve kazanmıştır. Eğer namazı bozuk çıkarsa hüsrana uğramış ve kaybetmiştir.” Hemmâm dedi ki: “Şu kısım Katâde’nin sözü mü yoksa rivayetin devamı mı bilmiyorum: ‘Eğer farzlarından bir şey eksik çıkarsa [Rabbi]: Kulun nafileleri var mı bakın, farzlarından eksik olanlar onlarla tamamlansın, buyurur. Sonra diğer amelleri de bu şekilde [hesaba çekilir].’” Ebü’l-Avvâm [bu rivayette Hemmâm’a] muhalefet etmiştir.
466. Hadis
أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، - يَعْنِي ابْنَ زِيَادِ بْنِ مَيْمُونٍ - قَالَ كَتَبَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ عَنْهُ - أَخْبَرَنَا أَبُو الْعَوَّامِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ صَلاَتُهُ فَإِنْ وُجِدَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ تَامَّةً وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَىْءٌ قَالَ انْظُرُوا هَلْ تَجِدُونَ لَهُ مِنْ تَطَوُّعٍ يُكَمِّلُ لَهُ مَا ضَيَّعَ مِنْ فَرِيضَةٍ مِنْ تَطَوُّعِهِ ثُمَّ سَائِرُ الأَعْمَالِ تَجْرِي عَلَى حَسَبِ ذَلِكَ " .
Bize Ebû Dâvûd haber verdi; dedi ki: Bize Şuayb -yani İbn Ziyâd b. Meymûn- anlattı; Alî b. el-Medînî ondan [şu hadisi] yazmıştır: Bize Ebü’l-Avvâm, Katâde'den; o el-Hasen'den; o Ebû Râfi'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] haber verdi; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kulun kıyamet günü hesabı ilk sorulacak ameli namazıdır. Eğer [namazı] tam bulunursa tam olarak kaydedilir. Eğer ondan bir şey eksik çıkarsa [Allah]: Kulun nafileleri var mı bakın, farzlarından zayi ettiklerini nafilelerinden tamamlayın, buyurur. Sonra diğer amelleri de buna göre hesaba çekilir.”
467. Hadis
أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنِ الأَزْرَقِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَوَّلُ مَا يُحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ صَلاَتُهُ فَإِنْ كَانَ أَكْمَلَهَا وَإِلاَّ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ انْظُرُوا لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ فَإِنْ وُجِدَ لَهُ تَطَوُّعٌ قَالَ أَكْمِلُوا بِهِ الْفَرِيضَةَ " .
Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize en-Nadr b. Şümeyl anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, el-Ezrak b. Kays'tan; o Yahyâ b. Ya'mer'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] haber verdi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kulun hesabı ilk sorulacak ameli namazıdır. Eğer onu tamamlamışsa [ne âlâ], yoksa Allah azze ve celle: Kulumun nafileleri var mı bakın, buyurur. Eğer nafileleri bulunursa: Onlarla farzlarını tamamlayın, buyurur.”
468. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي صَفْوَانَ الثَّقَفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَأَبُوهُ، عُثْمَانُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّهُمَا سَمِعَا مُوسَى بْنَ طَلْحَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَعْبُدُ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا وَتُقِيمُ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ وَتَصِلُ الرَّحِمَ ذَرْهَا " كَأَنَّهُ كَانَ عَلَى رَاحِلَتِهِ .
Bize Muhammed b. Osmân b. Ebî Safvân es-Sekafî haber verdi; dedi ki: Bize Behâ b. Esed anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Osmân b. Abdullah ve babası Osmân b. Abdullah anlattı; onlar Mûsâ b. Talha'yı, Ebû Eyyûb'dan [naklederek] anlatırken işitmişler; bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Bana beni cennete sokacak bir amel haber ver” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah'a ibadet eder ve ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılar, zekâtı verir ve akrabalık bağını gözetirsin (sıla-i rahim yaparsın). [Şimdi bineğini] sal!” buyurdu. Sanki [o sırada] devesinin üzerindeydi.
469. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، وَإِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، سَمِعَا أَنَسًا، قَالَ صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الظُّهْرَ بِالْمَدِينَةِ أَرْبَعًا وَبِذِي الْحُلَيْفَةِ الْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ .
Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Süfyân, İbnü'l-Münkedir ve İbrâhîm b. Meysere'den; onlar Enes'i [şöyle derken] işitmişler: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine’de öğle namazını dört rekât, Zülhuleyfe’de ise ikindi namazını iki rekât kıldım.”
470. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْهَاجِرَةِ - قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى إِلَى الْبَطْحَاءِ - فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى الظُّهْرَ رَكْعَتَيْنِ وَالْعَصْرَ رَكْعَتَيْنِ وَبَيْنَ يَدَيْهِ عَنَزَةٌ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr haber verdiler; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, el-Hakem b. Uyeyne'den; o Ebû Cuhayfe'yi [şöyle derken] işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gün ortasında (hâcir) dışarı çıktı -İbnü'l-Müsennâ ‘el-Bathâ’ya’ dedi-, abdest alıp öğle namazını iki rekât, ikindi namazını da iki rekât kıldı. Önünde de bir aneze (kısa mızrak, sütre olarak) vardı.
471. Hadis
أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، وَابْنُ أَبِي خَالِدٍ، وَالْبَخْتَرِيُّ بْنُ أَبِي الْبَخْتَرِيُّ، كُلُّهُمْ سَمِعُوهُ مِنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عُمَارَةَ بْنِ، رُوَيْبَةَ الثَّقَفِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَنْ يَلِجَ النَّارَ مَنْ صَلَّى قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا " .
Bize Mahmûd b. Geylân haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; dedi ki: Bize Mis'ar, İbn Ebî Hâlid ve el-Bahterî b. Ebî'l-Bahterî anlattı; onların tamamı [bu hadis] Ebû Bekr b. Umâre b. Ruveybe es-Sekafî'den; o da babasından [naklederek] işitmiş; babası şöyle demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Güneş doğmadan önce [sabah] ve güneş batmadan önce [ikindi] namaz kılan kimse cehenneme girmeyecektir.”
472. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي يُونُسَ، مَوْلَى عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَمَرَتْنِي عَائِشَةُ أَنْ أَكْتُبَ لَهَا مُصْحَفًا فَقَالَتْ إِذَا بَلَغْتَ هَذِهِ الآيَةَ فَآذِنِّي { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } فَلَمَّا بَلَغْتُهَا آذَنْتُهَا فَأَمْلَتْ عَلَىَّ حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَصَلاَةِ الْعَصْرِ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ . ثُمَّ قَالَتْ سَمِعْتُهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe, Mâlik'ten; o Zeyd b. Eslem'den; o el-Ka'kâ' b. Hakîm'den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Âişe’nin azatlısı Ebû Yûnus'tan [naklederek] haber verdi; [Ebû Yûnus] şöyle demiş: Âişe kendisine bir mushaf yazmamı emretti ve: “ { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } ‘Namazlara ve orta namaza devam edin’ (Bakara, 238) ayetine geldiğinde bana haber ver” dedi. Oraya gelince ona haber verdim. Bana [ayeti şöyle] yazdırdı: “Namazlara, orta namaza ve ikindi namazına devam edin, Allah’ın huzurunda huşuyla durun.” Sonra Âişe: “Ben bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [böyle] işittim” dedi.
473. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي قَتَادَةُ، عَنْ أَبِي حَسَّانَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، - رضى الله عنه - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " شَغَلُونَا عَنِ الصَّلاَةِ الْوُسْطَى حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ " .
Bize Muhammed b. Abdü'l-A'lâ haber verdi; dedi ki: Bize Hâlid anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; dedi ki: Bana Katâde, Ebû Hassân'dan; o Abîde'den; o da Alî radıyallahu anh’tan [naklederek] haber verdi; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [Ahzab Harbi’nde] şöyle buyurdu: “Güneş batıncaya kadar bizi orta namazdan [ikindi namazından] alıkoydular.”
474. Hadis
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الْمَلِيحِ، قَالَ كُنَّا مَعَ بُرَيْدَةَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ فَقَالَ بَكِّرُوا بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ تَرَكَ صَلاَةَ الْعَصْرِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ " .
Bize Ubeydullah b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bana Yahyâ, Hişâm'dan; o bana Yahyâ b. Ebî Kesîr'in haber verdiğini; o Ebû Kilâbe'den; o da Ebû'l-Melîh'in haber verdiğini söyledi; [Ebû'l-Melîh] şöyle demiş: Bulutlu bir günde Büreyde ile beraberdik. [Büreyde]: “Namazı vaktin başında kılın (erken davranın). Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Kim ikindi namazını terk ederse ameli boşa çıkar’ buyurdu” dedi.
475. Hadis
أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَنْصُورُ بْنُ زَاذَانَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي الصِّدِّيقِ النَّاجِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا نَحْزُرُ قِيَامَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ فَحَزَرْنَا قِيَامَهُ فِي الظُّهْرِ قَدْرَ ثَلاَثِينَ آيَةً قَدْرَ سُورَةِ السَّجْدَةِ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ وَفِي الأُخْرَيَيْنِ عَلَى النِّصْفِ مِنْ ذَلِكَ وَحَزَرْنَا قِيَامَهُ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ مِنَ الْعَصْرِ عَلَى قَدْرِ الأُخْرَيَيْنِ مِنَ الظُّهْرِ وَحَزَرْنَا قِيَامَهُ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُخْرَيَيْنِ مِنَ الْعَصْرِ عَلَى النِّصْفِ مِنْ ذَلِكَ .
Bize Ya'kūb b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Huşeym anlattı; dedi ki: Bize Mansûr b. Zâzân, el-Velîd b. Müslim'den; o Ebü's-Sıddîk en-Nâcî'den; o da Ebû Saîd el-Hudrî'den [naklederek] haber verdi; [Ebû Saîd] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in öğle ve ikindi namazlarındaki kıyam [süresini] tahmin ederdik. Öğle namazının ilk iki rekâtındaki kıyamını otuz ayet kadar -Secde suresi kadar- tahmin ettik. Son iki rekâtındaki kıyamı ise bunun yarısı kadardı. İkindi namazının ilk iki rekâtındaki kıyamını, öğlenin son iki rekâtındaki kıyamı kadar; ikindinin son iki rekâtındaki kıyamını ise bunun yarısı kadar tahmin ettik.
476. Hadis
أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ أَبِي عَوَانَةَ، عَنْ مَنْصُورِ بْنِ زَاذَانَ، عَنِ الْوَلِيدِ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُومُ فِي الظُّهْرِ فَيَقْرَأُ قَدْرَ ثَلاَثِينَ آيَةً فِي كُلِّ رَكْعَةٍ ثُمَّ يَقُومُ فِي الْعَصْرِ فِي الرَّكْعَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ قَدْرَ خَمْسَ عَشْرَةَ آيَةً .
Bize Süveyd b. Nasr haber verdi; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek, Ebû Avâne'den; o Mansûr b. Zâzân'dan; o el-Velîd Ebû Bişr'den; o Ebü'l-Mütevekkil'den; o da Ebû Saîd el-Hudrî'den [naklederek] anlattı; [Ebû Saîd] şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğle namazında her rekâtta otuz ayet kadar okuyarak ayakta dururdu. Sonra ikindi namazının ilk iki rekâtında on beş ayet kadar ayakta dururdu.”
477. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الظُّهْرَ بِالْمَدِينَةِ أَرْبَعًا وَصَلَّى الْعَصْرَ بِذِي الْحُلَيْفَةِ رَكْعَتَيْنِ .
Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Hammâd, Eyyûb'dan; o Ebû Kilâbe'den; o da Enes b. Mâlik'ten [naklederek] anlattı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem öğle namazını Medine’de dört rekât, ikindi namazını ise Zülhuleyfe’de iki rekât kıldı.
478. Hadis
أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، أَنَّ عِرَاكَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ نَوْفَلَ بْنَ مُعَاوِيَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ فَاتَتْهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ " . قَالَ عِرَاكٌ وَأَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ فَاتَتْهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ " . خَالَفَهُ يَزِيدُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ .
Bize Süveyd b. Nasr haber verdi; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek, Hayve b. Şureyh'ten; o Ca'fer b. Rebîa'dan haber verdi; Irâk b. Mâlik ona Nevfel b. Muâviye'nin şöyle anlattığını nakletmiş; [Nevfel] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiş: “Kim ikindi namazını kaçırırsa, sanki ailesi ve malı elinden alınmış [tek başına kalmış] gibidir.” Irâk dedi ki: Abdullah b. Ömer de bana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittiğini haber verdi: “Kim ikindi namazını kaçırırsa, sanki ailesi ve malı elinden alınmış gibidir.” Yezîd b. Ebî Habîb bu rivayette [Ca'fer b. Rebîa'ya] muhalefet etmiştir.
479. Hadis
أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، زُغْبَةُ قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ نَوْفَلَ بْنَ مُعَاوِيَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مِنَ الصَّلاَةِ صَلاَةٌ مَنْ فَاتَتْهُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ " . قَالَ ابْنُ عُمَرَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " هِيَ صَلاَةُ الْعَصْرِ " . خَالَفَهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ .
Bize Îsâ b. Hammâd Zugbe haber verdi; dedi ki: Bize el-Leys, Yezîd b. Ebî Habîb'den; o Irâk b. Mâlik'ten [naklederek] anlattı; [Irâk'a] ulaştığına göre Nevfel b. Muâviye şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Namazlardan bir namaz vardır ki, onu kaçıran kimse sanki ailesi ve malı elinden alınmış gibidir.” İbn Ömer [bu hadisi duyunca]: “Ben de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i işittim; o [namaz] ikindi namazıdır” dedi. Muhammed b. İshâk bu rivayette [Yezîd b. Ebî Habîb'e] muhalefet etmiştir.
480. Hadis
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمِّي، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَوْفَلَ بْنَ مُعَاوِيَةَ، يَقُولُ صَلاَةٌ مَنْ فَاتَتْهُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ . قَالَ ابْنُ عُمَرَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هِيَ صَلاَةُ الْعَصْرِ " .
Bize Ubeydullah b. Sa'd b. İbrâhîm b. Sa'd haber verdi; dedi ki: Bana amcam anlattı; dedi ki: Bize babam, Muhammed b. İshâk'tan; o bana Yezîd b. Ebî Habîb'in naklettiğini söyledi; o Irâk b. Mâlik'ten; [naklettiğine göre Irâk] Nevfel b. Muâviye'yi şöyle derken işitmiş: “Bir namaz vardır ki, onu kaçıran kimse sanki ailesi ve malı elinden alınmış gibidir.” İbn Ömer dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘O [namaz] ikindi namazıdır’ buyurdu.”
481. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، قَالَ رَأَيْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ بِجَمْعٍ أَقَامَ فَصَلَّى الْمَغْرِبَ ثَلاَثَ رَكَعَاتٍ ثُمَّ أَقَامَ فَصَلَّى - يَعْنِي - الْعِشَاءَ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ ذَكَرَ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ صَنَعَ بِهِمْ مِثْلَ ذَلِكَ فِي ذَلِكَ الْمَكَانِ وَذَكَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَنَعَ مِثْلَ ذَلِكَ فِي ذَلِكَ الْمَكَانِ .
Bize Muhammed b. Abdü'l-A'lâ haber verdi; dedi ki: Bize Hâlid anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, Seleme b. Küheyl'den [naklederek] anlattı; [Seleme] şöyle demiştir: Saîd b. Cübeyr'i Cem'de [Müzdelife'de] gördüm; kamet getirdi ve akşam namazını üç rekât kıldı. Sonra tekrar kamet getirdi ve yatsı namazını iki rekât kıldı. Ardından İbn Ömer'in de bu mevkide onlara aynı şekilde kıldırdığını, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in de bu mevkide aynı şekilde yaptığını zikretti.
482. Hadis
أَخْبَرَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ نَصْرٍ، عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَعْتَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْعِشَاءِ حَتَّى نَادَاهُ عُمَرُ رضى الله عنه نَامَ النِّسَاءُ وَالصِّبْيَانُ . فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّهُ لَيْسَ أَحَدٌ يُصَلِّي هَذِهِ الصَّلاَةَ غَيْرُكُمْ " . وَلَمْ يَكُنْ يَوْمَئِذٍ أَحَدٌ يُصَلِّي غَيْرَ أَهْلِ الْمَدِينَةِ .
Bize Nasr b. Alî b. Nasr, Abdü'l-A'lâ'dan haber verdi; dedi ki: Bize Ma'mer, ez-Zührî'den; o Urve'den; o da Âişe'den [naklederek] anlattı; Âişe şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazını çok geciktirdi; öyle ki Ömer radıyallahu anh: “Kadınlar ve çocuklar uyudu!” diye ona seslendi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [evinden] çıktı ve: “Sizden başka hiç kimse bu namazı kılmıyor” buyurdu. O günlerde Medine ahalisinden başka [cemaatle] namaz kılan kimse yoktu.
483. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَكَمُ، قَالَ صَلَّى بِنَا سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ بِجَمْعٍ الْمَغْرِبَ ثَلاَثًا بِإِقَامَةٍ ثُمَّ سَلَّمَ ثُمَّ صَلَّى الْعِشَاءَ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ ذَكَرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَعَلَ ذَلِكَ وَذَكَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَلَ ذَلِكَ .
Bize Amr b. Yezîd haber verdi; dedi ki: Bize Behâ b. Esed anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; dedi ki: Bana el-Hakem haber verdi; [Hakem] şöyle demiş: Saîd b. Cübeyr bize Cem'de [Müzdelife'de] bir kametle akşam namazını üç rekât kıldırdı, sonra selam verdi. Ardından yatsı namazını iki rekât kıldırdı. Sonra Abdullah b. Ömer'in böyle yaptığını, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in de böyle yaptığını zikretti.
484. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ رَأَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ صَلَّى بِجَمْعٍ فَأَقَامَ فَصَلَّى الْمَغْرِبَ ثَلاَثًا ثُمَّ صَلَّى الْعِشَاءَ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي هَذَا الْمَكَانِ .
Bize Amr b. Yezîd haber verdi; dedi ki: Bize Behâ b. Esed anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; dedi ki: Bize Seleme b. Küheyl anlattı; dedi ki: Saîd b. Cübeyr'i [şöyle derken] işitmiş: “Abdullah b. Ömer'i Cem'de [Müzdelife'de] namaz kılarken gördüm; kamet getirdi ve akşam namazını üç rekât kıldı. Sonra yatsı namazını iki rekât kıldı ve: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i bu mevkide böyle yaparken gördüm’ dedi.”
485. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَصَلاَةِ الْعَصْرِ ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ فَيَسْأَلُهُمْ وَهُوَ أَعْلَمُ بِهِمْ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ " .
Bize Kuteybe, Mâlik'ten; o Ebû'z-Zinâd'dan; o el-A'rec'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] haber verdi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gece ve gündüz melekleri aranızda nöbetleşe [yer değiştirerek] bulunurlar. Sabah namazı ile ikindi namazında bir araya gelirler. Sonra aranızda geceleyen melekler [semaya] yükselirler. Allah -onların durumunu en iyi bildiği halde- onlara: ‘Kullarımı nasıl bıraktınız?’ diye sorar. Onlar da: ‘Onları namaz kılarken bıraktık ve yanlarına gittiğimizde de namaz kılıyorlardı’ derler.”
486. Hadis
أَخْبَرَنَا كَثِيرُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، عَنِ الزُّبَيْدِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَفْضُلُ صَلاَةُ الْجَمْعِ عَلَى صَلاَةِ أَحَدِكُمْ وَحْدَهُ بِخَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ جُزْءًا وَيَجْتَمِعُ مَلاَئِكَةُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ { وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا } " .
Bize Kesîr b. Ubeyd haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed b. Harb, ez-Zübeydî'den; o ez-Zührî'den; o Saîd b. el-Müseyyeb'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cemaatle kılınan namaz, birinizin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş kat daha faziletlidir. Gece ve gündüz melekleri sabah namazında bir araya gelirler. Dilerseniz [şu ayeti] okuyun: { وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا } ‘Sabah namazını [kıraatini] de kıl; çünkü sabah namazı şahitlidir [melekler tarafından şahitlik edilir].’ (İsrâ, 78)”
487. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، وَيَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عُمَارَةَ بْنِ، رُوَيْبَةَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَلِجُ النَّارَ أَحَدٌ صَلَّى قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ " .
Bize Amr b. Alî ve Ya'kūb b. İbrâhîm haber verdiler; dediler ki: Bize Yahyâ b. Saîd, İsmâîl'den; o bana Ebû Bekr b. Umâre b. Ruveybe'nin haber verdiğini söyledi; o da babasından [naklederek] anlattı; [babası] şöyle demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Güneş doğmadan önce [sabah] ve güneş batmadan önce [ikindi] namaz kılan kimse cehenneme girmeyecektir.”
488. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ صَلَّيْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ شَهْرًا أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ شَهْرًا - شَكَّ سُفْيَانُ - وَصُرِفَ إِلَى الْقِبْلَةِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd anlattı; bize Süfyân anlattı; bize Ebû İshâk, el-Berâ'dan [naklederek] anlattı; [el-Berâ] şöyle demiştir: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte on altı ay veya on yedi ay -Süfyân şüphe etti- Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kıldık. Sonra [yönümüz] Kıble’ye çevrildi.”
489. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَصَلَّى نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ شَهْرًا ثُمَّ إِنَّهُ وُجِّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ فَمَرَّ رَجُلٌ قَدْ كَانَ صَلَّى مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى قَوْمٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ وُجِّهَ إِلَى الْكَعْبَةِ . فَانْحَرَفُوا إِلَى الْكَعْبَةِ .
Bize Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize İshâk b. Yûsuf el-Ezrak, Zekeriyyâ b. Ebî Zâide'den; o Ebû İshâk'tan; o da el-Berâ b. Âzib'den [naklederek] anlattı; [el-Berâ] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde on altı ay boyunca Beytü’l-Makdis’e doğru namaz kıldı. Ardından Kâbe’ye doğru yöneltildi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kılmış olan bir adam, [namaz kılan] Ensâr’dan bir topluluğa uğradı ve: ‘Şehadet ederim ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe’ye doğru yöneltildi’ dedi. Bunun üzerine onlar [namazdayken] Kâbe’ye doğru yöneldiler.”
490. Hadis
أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، زُغْبَةُ وَأَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُسَبِّحُ عَلَى الرَّاحِلَةِ قِبَلَ أَىِّ وَجْهٍ تَتَوَجَّهُ وَيُوتِرُ عَلَيْهَا غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يُصَلِّي عَلَيْهَا الْمَكْتُوبَةَ .
Bize Îsâ b. Hammâd Zugbe, Ahmed b. Amr b. es-Serh ve -lafız ona ait olmak üzere- ben işitirken kendisi okunarak el-Hâris b. Miskîn haber verdiler; onlara İbn Vehb, Yûnus'tan; o İbn Şihâb'dan; o Sâlim'den; o da babasından [naklederek] haber verdi; [babası Abdullah b. Ömer] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bineği üzerinde, yönü hangi tarafa dönerse dönsün nafile namaz (tesbih) kılar ve vitir kılardı. Ancak bineği üzerinde farz namaz kılmazdı.
491. Hadis
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي عَلَى دَابَّتِهِ وَهُوَ مُقْبِلٌ مِنْ مَكَّةَ إِلَى الْمَدِينَةِ وَفِيهِ أُنْزِلَتْ { فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ } .
Bize Amr b. Alî ve Muhammed b. el-Müsennâ, Yahyâ'dan haber verdiler; o Abdülmelik'ten; o bize Saîd b. Cübeyr'in anlattığını söyledi; o da İbn Ömer'den [naklederek] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’den Medine’ye doğru gelirken bineği üzerinde namaz kılardı. { فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ } “Nereye dönerseniz dönün Allah’ın vechi (kıblesi) oradadır” (Bakara, 115) ayeti bu hususta nazil olmuştur.
492. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي عَلَى رَاحِلَتِهِ فِي السَّفَرِ حَيْثُمَا تَوَجَّهَتْ بِهِ . قَالَ مَالِكٌ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُ ذَلِكَ .
Bize Kuteybe b. Saîd, Mâlik'ten; o Abdullah b. Dînâr'dan; o da İbn Ömer'den [naklederek] haber verdi; şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seferdeyken bineği ne tarafa dönerse dönsün onun üzerinde namaz kılardı.” Mâlik dedi ki: Abdullah b. Dînâr, İbn Ömer’in de böyle yaptığını söylemiştir.
493. Hadis
أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَمَا النَّاسُ بِقُبَاءٍ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ جَاءَهُمْ آتٍ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ اللَّيْلَةَ وَقَدْ أُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ فَاسْتَقْبِلُوهَا . وَكَانَتْ وُجُوهُهُمْ إِلَى الشَّامِ فَاسْتَدَارُوا إِلَى الْكَعْبَةِ .
Bize Kuteybe, Mâlik'ten; o Abdullah b. Dînâr'dan; o da İbn Ömer'den [naklederek] haber verdi; şöyle demiştir: İnsanlar Kubâ’da sabah namazını kılarken birisi yanlarına gelip şöyle dedi: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bu gece [vahiy] indirildi ve Kâbe’ye yönelmesi emredildi. Siz de [artık] ona yönelin!’ Onların yönleri o sırada Şam’a [Beytü’l-Makdis’e] doğruydu; [hemen namazdayken] Kâbe’ye doğru döndüler.”