2133. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ الْبَصْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا صَالِحٌ الْمُرِّيُّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَتَنَازَعُ فِي الْقَدَرِ فَغَضِبَ حَتَّى احْمَرَّ وَجْهُهُ حَتَّى كَأَنَّمَا فُقِئَ فِي وَجْنَتَيْهِ الرُّمَّانُ فَقَالَ " أَبِهَذَا أُمِرْتُمْ أَمْ بِهَذَا أُرْسِلْتُ إِلَيْكُمْ إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ حِينَ تَنَازَعُوا فِي هَذَا الأَمْرِ عَزَمْتُ عَلَيْكُمْ أَلاَّ تَتَنَازَعُوا فِيهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَعَائِشَةَ وَأَنَسٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ صَالِحٍ الْمُرِّيِّ . وَصَالِحٌ الْمُرِّيُّ لَهُ غَرَائِبُ يَنْفَرِدُ بِهَا لاَ يُتَابَعُ عَلَيْهَا .
Bize Abdullah b. Muâviye el-Cumahî el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Salih el-Murrî anlattı, Hişâm b. Hassân’dan, o Muhammed b. Sîrîn’den, o Ebû Hureyre’den. (Dedi ki): Biz kader hakkında tartışırken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı. (Bu durumdan dolayı) o kadar öfkelendi ki yüzü kıpkırmızı kesildi; sanki yanaklarında nar taneleri patlatılmıştı. Şöyle buyurdu: “Bununla mı emrolundunuz, yoksa ben size bunun için mi gönderildim? Sizden öncekiler ancak bu meselede tartıştıkları zaman helak oldular. Bu konuda tartışmamanız hususunda size kesinlikle emrediyorum (azimet veriyorum).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ömer, Âişe ve Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis gariptir; Salih el-Murrî’nin rivayeti olması dışında bu vechinden (başka bir yolla) bilmiyoruz. Salih el-Murrî’nin tek kaldığı (münferid) ve başkaları tarafından desteklenmeyen (mütâbaat edilmeyen) garip rivayetleri vardır.
2134. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى فَقَالَ مُوسَى يَا آدَمُ أَنْتَ الَّذِي خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ أَغْوَيْتَ النَّاسَ وَأَخْرَجْتَهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ . قَالَ فَقَالَ آدَمُ وَأَنْتَ مُوسَى الَّذِي اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِكَلاَمِهِ أَتَلُومُنِي عَلَى عَمَلٍ عَمِلْتُهُ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ قَالَ فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَجُنْدَبٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ عَنِ الأَعْمَشِ . وَقَدْ رَوَى بَعْضُ أَصْحَابِ الأَعْمَشِ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Yahya b. Habîb b. Arabî anlattı. (Dedi ki): Bize Mu’temir b. Süleyman anlattı. (Dedi ki): Bize babam anlattı, Süleyman el-A’meş’ten, o Ebû Salih’ten, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. (Şöyle) buyurdu: “Âdem ve Mûsâ (Rablerinin huzurunda) tartıştılar (hüccetleştiler). Mûsâ dedi ki: ‘Sen o Âdem’sin ki Allah seni eliyle yarattı ve sana ruhundan üfledi. (Fakat) insanları azdırdın (sapmalarına sebep oldun) ve onları cennetten çıkardın.’ (Ravi) dedi ki: Âdem (şöyle) cevap verdi: ‘Sen de o Mûsâ’sın ki Allah seni kelamıyla (konuşmasıyla) seçkin kıldı. Allah’ın gökleri ve yeri yaratmadan önce üzerime yazdığı (takdir ettiği) bir işi işlediğimden dolayı beni kınıyor musun?’ (Resûlullah) buyurdu ki: ‘Böylece Âdem Mûsâ’yı (delil getirmede) yendi.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ömer ve Cündeb’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis, Süleyman et-Teymî’nin A’meş’ten rivayeti olarak bu vechinden hasen sahih gariptir. A’meş’in bazı arkadaşları (bu hadisi) A’meş’ten, o Ebû Salih’ten, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (buradakine) benzer şekilde rivayet etmişlerdir. Bazıları ise A’meş’ten, o Ebû Salih’ten, o Ebû Saîd’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den diye rivayet etmişlerdir. Bu hadis Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (gelen) başka vecihlerle de rivayet edilmiştir.
2135. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ مَا نَعْمَلُ فِيهِ أَمْرٌ مُبْتَدَعٌ أَوْ مُبْتَدَأٌ أَوْ فِيمَا قَدْ فُرِغَ مِنْهُ فَقَالَ " فِيمَا قَدْ فُرِغَ مِنْهُ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ وَكُلٌّ مُيَسَّرٌ أَمَّا مَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ السَّعَادَةِ فَإِنَّهُ يَعْمَلُ لِلسَّعَادَةِ وَأَمَّا مَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الشَّقَاءِ فَإِنَّهُ يَعْمَلُ لِلشَّقَاءِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَحُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ وَأَنَسٍ وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be anlattı, Âsım b. Ubeydullah’tan. (Dedi ki): Sâlim b. Abdullah’ı babasından hadis rivayet ederken işittim. (Abdullah b. Ömer) dedi ki: Ömer, “Ey Allah’ın Resûlü! Yapmakta olduğumuz işler hakkında ne dersin? (Bu işler) yeni başlayan (bizim irademizle oluşan) bir iş midir, yoksa önceden bitirilmiş (takdir edilmiş) bir iş midir?” diye sordu. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bilakis bitirilmiş (hükmü verilmiş) bir iştir, ey Hattâb’ın oğlu! Herkes (yaratıldığı şeye) kolaylaştırılmıştır. Saadet (cennetlik) ehlinden olan kimse saadet için amel eder. Şekâvet (cehennemlik) ehlinden olan kimse ise şekâvet için amel eder.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ali, Huzeyfe b. Esîd, Enes ve İmrân b. Husayn’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2136. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ،قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَنْكُتُ فِي الأَرْضِ إِذْ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ قَالَ " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ قَدْ عُلِمَ وَقَالَ وَكِيعٌ إِلاَّ قَدْ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ وَمَقْعَدُهُ مِنَ الْجَنَّةِ " . قَالُوا أَفَلاَ نَتَّكِلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hasen b. Ali el-Hulvânî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Nümeyr ve Vekî’ anlattı, A’meş’ten, o Sa’d b. Ubeyde’den, o Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den, o Ali’den. (Dedi ki): Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. O, (elindeki bir çubukla) yeri çiziyordu (eşeliyordu). Başını göğe kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Sizden hiç kimse yoktur ki, ateşteki yeri ve cennetteki yeri bilinmiş (Vekî’nin rivayetinde: yazılmış) olmasın.” (Ashab): “Ey Allah’ın Resûlü! (Öyleyse yazgımıza) güvenip dayanmayalım mı (tevekkül etmeyelim mi)?” dediler. (Resûlullah) buyurdu ki: “Hayır, amel edin! Çünkü herkes ne için yaratıldıysa ona o kolaylaştırılır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2137. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، قَالَ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ " إِنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ فِي أَرْبَعِينَ يَوْمًا ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يُرْسِلُ اللَّهُ إِلَيْهِ الْمَلَكَ فَيَنْفُخُ فِيهِ وَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعٍ يَكْتُبُ رِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَعَمَلَهُ وَشَقِيٌّ أَوْ سَعِيدٌ فَوَالَّذِي لاَ إِلَهَ غَيْرُهُ إِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلاَّ ذِرَاعٌ ثُمَّ يَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيُخْتَمُ لَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُهَا وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلاَّ ذِرَاعٌ ثُمَّ يَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيُخْتَمُ لَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ مِثْلَهُ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ وَالثَّوْرِيُّ عَنِ الأَعْمَشِ نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَنَسٍ . وَسَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ الْحَسَنِ قَالَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ يَقُولُ مَا رَأَيْتُ بِعَيْنِي مِثْلَ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الْقَطَّانِ و هذا حديث حسن صحيح. وقد روى شعبة والثوري عن عن الأعمش نحوه. حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدٍ، نَحْوَهُ .
Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye anlattı. (Dedi ki): A’meş’ten, o Zeyd b. Vehb’den, o Abdullah b. Mes’ûd’dan. (Dedi ki): Doğru söyleyen ve doğruluğu tasdik edilen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize anlattı: “Sizden birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk günde toplanır. Sonra bunun gibi (kırk günde) alaka (pıhtılaşmış kan) olur. Sonra bunun gibi (kırk günde) mudga (bir çiğnem et) olur. Sonra Allah ona meleği gönderir ve melek ona ruh üfler. Ve (meleğe) dört kelime (husus) emredilir: Rızkını, ecelini, amelini ve şaki mi (mutsuz/cehennemlik) yoksa said mi (mutlu/cennetlik) olduğunu yazması. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin olsun ki, sizden biri cennet ehlinin amelini işler, öyle ki kendisiyle cennet arasında sadece bir arşın (mesafe) kalır. Sonra (kader) defteri onun aleyhine geçer (yazgı onu geçer), o da cehennem ehlinin amelini işler ve oraya girer. Ve yine sizden biri cehennem ehlinin amelini işler, öyle ki kendisiyle cehennem arasında sadece bir arşın (mesafe) kalır. Sonra (kader) defteri onun aleyhine geçer (yazgı onu geçer), o da cennet ehlinin amelini işler ve oraya girer.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd anlattı. (Dedi ki): Bize A’meş anlattı. (Dedi ki): Bize Zeyd b. Vehb anlattı, Abdullah b. Mes’ûd’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize anlattı... diyerek (önceki hadisin) benzerini zikretti. Bu hadis hasen sahihtir. Şu’be ve Sevrî de bu hadisi A’meş’ten ve benzer şekilde rivayet etmişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Hureyre ve Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Ahmed b. el-Hasen’i (şöyle derken) işittim: Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini işittim: “Gözümle Yahya b. Saîd el-Kattân gibisini görmedim.” Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı. (Dedi ki): Bize Vekî’ anlattı, A’meş’ten, o Zeyd’den (öncekinin) benzerini rivayet etti.
2138. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الْقُطَعِيُّ الْبَصْرِيُّ، قال: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ رَبِيعَةَ الْبُنَانِيُّ، قال: حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلَى الْمِلَّةِ فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ أَوْ يُشَرِّكَانِهِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَنْ هَلَكَ قَبْلَ ذَلِكَ قَالَ " اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا عَامِلِينَ بِهِ " . حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَالْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ وَقَالَ " يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ وَغَيْرُهُ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ . وَفِي الْبَابِ عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ سَرِيعٍ .
Bize Muhammed b. Yahya el-Kutaî el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdulaziz b. Rebîa el-Bünânî anlattı. (Dedi ki): Bize A’meş anlattı, Ebû Salih’ten, o Ebû Hureyre’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her doğan (çocuk) millet (İslam fıtratı) üzere doğar. Sonra ebeveyni onu Yahudi, Hristiyan veya Müşrik yapar.” (Ashab tarafından): “Ey Allah’ın Resûlü! (Büyüyüp de dinini değiştirmeden) bundan önce ölenler hakkında ne buyurursun?” denildi. (Resûlullah) şöyle buyurdu: “(Yaşasalardı) ne amel işleyeceklerini Allah en iyi bilendir.” Bize Ebû Kureyb ve Hüseyin b. Hureys anlattılar. (Dediler ki): Bize Vekî’ anlattı, A’meş’ten, o Ebû Salih’ten, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (öncekinin) bir benzerini ve manasını rivayet etti. Ve (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bu rivayette): “Fıtrat üzere doğar” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şu’be ve başkaları da bu hadisi A’meş’ten, o Ebû Salih’ten, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve manasıyla rivayet etmişlerdir. Bu konuda Esved b. Serî’den de hadis rivayet edilmiştir.
2139. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ، وَسَعِيدُ بْنُ يَعْقُوبَ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الضُّرَيْسِ، عَنْ أَبِي مَوْدُودٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَرُدُّ الْقَضَاءَ إِلاَّ الدُّعَاءُ وَلاَ يَزِيدُ فِي الْعُمُرِ إِلاَّ الْبِرُّ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ سَلْمَانَ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ الضُّرَيْسِ . وَأَبُو مَوْدُودٍ اثْنَانِ أَحَدُهُمَا يُقَالُ لَهُ فِضَّةٌ وَهُوَ الَّذِي رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ اسْمُهُ فِضَّةٌ بَصْرِيٌّ وَالآخَرُ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ أَحَدُهُمَا بَصْرِيٌّ وَالآخَرُ مَدَنِيٌّ وَكَانَا فِي عَصْرٍ وَاحِدٍ وابو مودود الذي روى هذا الحديث أسمه فضة بصري.
Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî ve Saîd b. Ya’kûb anlattılar. (Dediler ki): Bize Yahya b. Durays anlattı, Ebû Mevdûd’dan, o Süleyman et-Teymî’den, o Ebû Osman en-Nehdî’den, o Selmân’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kazayı (kaderi) ancak dua geri çevirir. Ömrü ise ancak iyilik (birr) artırır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Üseyd’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis, Selmân rivayeti olarak hasen gariptir. Biz bunu sadece Yahya b. Durays’ın hadisinden biliyoruz. Ebû Mevdûd (künyeli) iki kişi vardır: Birine Fıdda denilir ki bu hadisi rivayet eden odur; ismi Fıdda’dır ve Basralıdır. Diğeri ise Abdulaziz b. Ebî Süleyman’dır. Bunlardan biri Basralı, diğeri Medinelidir ve aynı asırda yaşamışlardır.
2140. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، قال حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ " يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ آمَنَّا بِكَ وَبِمَا جِئْتَ بِهِ فَهَلْ تَخَافُ عَلَيْنَا قَالَ " نَعَمْ إِنَّ الْقُلُوبَ بَيْنَ أَصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللَّهِ يُقَلِّبُهَا كَيْفَ يَشَاءُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعَائِشَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَهَكَذَا رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي سُفْيَانَ عَنْ أَنَسٍ . وَرَوَى بَعْضُهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي سُفْيَانَ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَحَدِيثُ أَبِي سُفْيَانَ عَنْ أَنَسٍ أَصَحُّ .
Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye anlattı, A’meş’ten, o Ebû Süfyân’dan, o Enes’ten. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu duayı çok yapardı: “Ey kalpleri çeviren (Allahım)! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl.” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Biz sana ve senin getirdiklerine iman ettik. Bizim için (hâlâ) korkuyor musun?” Şöyle buyurdu: “Evet, şüphesiz kalpler Allah’ın parmaklarından iki parmağın arasındadır. Onları dilediği gibi çevirir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Nevvâs b. Sem’ân, Ümmü Seleme, Abdullah b. Amr ve Âişe’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasendir. Birçok ravi bu hadisi A’meş’ten, o Ebû Süfyân’dan, o Enes’ten bu şekilde rivayet etmiştir. Bazıları ise A’meş’ten, o Ebû Süfyân’dan, o Câbir’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. Ebû Süfyân’ın Enes’ten rivayeti (olan bu hadis) daha sahihtir.
2141. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قال: حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ أَبِي قَبِيلٍ، عَنْ شُفَىِّ بْنِ مَاتِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِي، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي يَدِهِ كِتَابَانِ فَقَالَ " أَتَدْرُونَ مَا هَذَانِ الْكِتَابَانِ " . فَقُلْنَا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ أَنْ تُخْبِرَنَا . فَقَالَ لِلَّذِي فِي يَدِهِ الْيُمْنَى " هَذَا كِتَابٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ فِيهِ أَسْمَاءُ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَأَسْمَاءُ آبَائِهِمْ وَقَبَائِلِهِمْ ثُمَّ أُجْمِلَ عَلَى آخِرِهِمْ فَلاَ يُزَادُ فِيهِمْ وَلاَ يُنْقَصُ مِنْهُمْ أَبَدًا " . ثُمَّ قَالَ لِلَّذِي فِي شِمَالِهِ " هَذَا كِتَابٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ فِيهِ أَسْمَاءُ أَهْلِ النَّارِ وَأَسْمَاءُ آبَائِهِمْ وَقَبَائِلِهِمْ ثُمَّ أُجْمِلَ عَلَى آخِرِهِمْ فَلاَ يُزَادُ فِيهِمْ وَلاَ يُنْقَصُ مِنْهُمْ أَبَدًا " . فَقَالَ أَصْحَابُهُ فَفِيمَ الْعَمَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ كَانَ أَمْرٌ قَدْ فُرِغَ مِنْهُ فَقَالَ " سَدِّدُوا وَقَارِبُوا فَإِنَّ صَاحِبَ الْجَنَّةِ يُخْتَمُ لَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَإِنْ عَمِلَ أَىَّ عَمَلٍ وَإِنَّ صَاحِبَ النَّارِ يُخْتَمُ لَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ وَإِنْ عَمِلَ أَىَّ عَمَلٍ " . ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدَيْهِ فَنَبَذَهُمَا ثُمَّ قَالَ " فَرَغَ رَبُّكُمْ مِنَ الْعِبَادِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ " . حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ عَنْ أَبِي قَبِيلٍ نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو قَبِيلٍ اسْمُهُ حُيَىُّ بْنُ هَانِئٍ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı. (Dedi ki): Bize Leys anlattı, Ebû Kabîl’den, o Şufey b. Mâti’den, o Abdullah b. Amr b. el-Âs’tan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elinde iki kitap olduğu halde yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: “Bu iki kitabın ne olduğunu biliyor musunuz?” Biz: “Hayır ey Allah’ın Resûlü, ancak bize haber verirsen (biliriz)” dedik. Sağ elindeki kitap için şöyle buyurdu: “Bu, Âlemlerin Rabbinden (gelen) bir kitaptır. İçinde cennet ehlinin isimleri, babalarının isimleri ve kabileleri vardır. Sonra (isimler) en sonuncularıyla toplanıp icmal edilmiştir (özetlenip bitirilmiştir). Artık onlara ebediyen (kimse) eklenmeyecek ve onlardan (kimse) eksilmeyecektir.” Sonra sol elindeki kitap için şöyle buyurdu: “Bu da Âlemlerin Rabbinden (gelen) bir kitaptır. İçinde ateş (cehennem) ehlinin isimleri, babalarının isimleri ve kabileleri vardır. Sonra (isimler) en sonuncularıyla toplanıp icmal edilmiştir. Artık onlara ebediyen (kimse) eklenmeyecek ve onlardan (kimse) eksilmeyecektir.” Ashabı: “Ey Allah’ın Resûlü! Madem iş bitirilmiş (takdir edilmiş), o halde amel niye (ne işe yarar)?” dediler. (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Doğru olun ve (doğruya) yaklaşın! Çünkü cennetlik olan kimsenin (sonu), hangi ameli işlerse işlesin (sonunda) cennet ehlinin ameliyle mühürlenir. Cehennemlik olan kimsenin (sonu da), hangi ameli işlerse işlesin (sonunda) cehennem ehlinin ameliyle mühürlenir.” Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elleriyle işaret edip o iki kitabı attı (veya bıraktı) ve şöyle buyurdu: “Rabbiniz kullar(ın kaderin)den ferâgat etti (işini bitirdi); bir grup cennette, bir grup da alevli ateştedir.” Bize Kuteybe anlattı, Bekr b. Mudar’dan, o Ebû Kabîl’den (bu hadisin) benzerini (rivayet etti). Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen garip sahihtir. Ebû Kabîl’in ismi Huyey b. Hâni’dir.
2142. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قال: حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدٍ خَيْرًا اسْتَعْمَلَهُ " . فَقِيلَ كَيْفَ يَسْتَعْمِلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " يُوَفِّقُهُ لِعَمَلٍ صَالِحٍ قَبْلَ الْمَوْتِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Ali b. Hucr anlattı. (Dedi ki): Bize İsmail b. Cafer anlattı, Humeyd’den, o Enes’ten. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah bir kul hakkında hayır murad ederse onu kullanır (istihdam eder).” Kendisine: “Onu nasıl kullanır ey Allah’ın Resûlü?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Ölümden önce onu salih bir amele muvaffak kılar.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2143. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، قال: حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا صَاحِبٌ، لَنَا عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ يُعْدِي شَيْءٌ شَيْئًا " . فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ الْبَعِيرُ الْجَرِبُ الْحَشَفَةُ نُدْبِنُهُ فَيُجْرِبُ الإِبِلَ كُلَّهَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ أَجْرَبَ الأَوَّلَ لاَ عَدْوَى وَلاَ صَفَرَ خَلَقَ اللَّهُ كُلَّ نَفْسٍ وَكَتَبَ حَيَاتَهَا وَرِزْقَهَا وَمَصَائِبَهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَأَنَسٍ . قَالَ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ صَفْوَانَ الثَّقَفِيَّ الْبَصْرِيَّ قَالَ سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ الْمَدِينِيِّ يَقُولُ لَوْ حَلَفْتُ بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْمَقَامِ لَحَلفْتُ أَنِّي لَمْ أَرَ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَهْدِيٍّ .
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı, Umâre b. el-Ka’kâ’dan. (Dedi ki): Bize Ebû Zür’a b. Amr b. Cerîr anlattı. (Dedi ki): Bize bir arkadaşımız İbn Mes’ûd’dan anlattı. (İbn Mes’ûd) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem içimizde ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: “Hiçbir şey (kendi kendine) başka bir şeye hastalık bulaştırmaz.” Bunun üzerine bir bedevi: “Ey Allah’ın Resûlü! Uyuz olmuş, dudakları (veya cinsel organı) kurumuş bir deve (sürünün içine giriyor) ve onu deveden (sayıp aralarına) alıyoruz da bütün develer uyuz oluyor (buna ne dersin)?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Peki ilkini kim uyuz etti? Hastalık bulaşması (adva) yoktur, Safer (ayının uğursuzluğu) yoktur. Allah her nefsi yaratmış ve onun hayatını, rızkını ve başına gelecek musibetleri yazmıştır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Hureyre, İbn Abbâs ve Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. (Ebû Îsâ) dedi ki: Muhammed b. Amr b. Safvân es-Sekafî el-Basrî’den işittim, (şöyle) dedi: Ali b. el-Medînî’nin şöyle dediğini işittim: “Rükün ile Makam arasında yemin etsem, yemin ederim ki Abdurrahman b. Mehdî’den daha âlim (bilgili) bir kimse görmedim.”
2144. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْخَطَّابِ، زِيَادُ بْنُ يَحْيَى الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ حَتَّى يَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَهُ وَأَنَّ مَا أَخْطَأَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُبَادَةَ وَجَابِرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَيْمُونٍ . وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَيْمُونٍ مُنْكَرُ الْحَدِيثِ .
Bize Ebû Hattâb Ziyâd b. Yahya el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Meymûn anlattı, Cafer b. Muhammed’den, o babasından, o Câbir b. Abdullah’tan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kul kaderin hayrına ve şerrine iman etmedikçe; başına gelenin şaşmasına (kendisine isabet etmemesine) imkan olmadığını, başına gelmeyenin de kendisine isabet etmesine imkan olmadığını bilmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olmaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ubâde, Câbir ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis gariptir; sadece Abdullah b. Meymûn’un hadisinden biliyoruz. Abdullah b. Meymûn ise münkeru’l-hadis (rivayetleri reddedilen/zayıf) bir ravidir.
2145. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قال: حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ حَتَّى يُؤْمِنَ بِأَرْبَعٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ بَعَثَنِي بِالْحَقِّ وَيُؤْمِنُ بِالْمَوْتِ وَبِالْبَعْثِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَيُؤْمِنُ بِالْقَدَرِ " . حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، عَنْ شُعْبَةَ، نَحْوَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ رِبْعِيٌّ عَنْ رَجُلٍ، عَنْ عَلِيٍّ، . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي دَاوُدَ عَنْ شُعْبَةَ، عِنْدِي أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ النَّضْرِ وَهَكَذَا رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ رِبْعِيٍّ عَنْ عَلِيٍّ . حَدَّثَنَا الْجَارُودُ قَالَ سَمِعْتُ وَكِيعًا يَقُولُ بَلَغَنَا أَنَّ رِبْعِيًّا لَمْ يَكْذِبْ فِي الإِسْلاَمِ كِذْبَةً .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be haber verdi, Mansûr’dan, o Rib’î b. Hirâş’tan, o Ali’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kul dört şeye inanmadıkça iman etmiş olmaz: Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma, beni hak ile gönderdiğine şehadet etmek; ölüme inanmak; ölümden sonra dirilişe inanmak ve kadere inanmak.” Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Nadr b. Şümeyl anlattı, Şu’be’den (öncekinin) benzerini rivayet etti. Ancak (bu rivayette Şu’be): “Rib’î, bir adamdan, o da Ali’den” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Benim yanımda Ebû Dâvûd’un Şu’be’den rivayeti, Nadr’ın rivayetinden daha sahihtir. Birçok ravi Mansûr’dan, o Rib’î’den, o Ali’den bu şekilde (arada meçhul bir adam zikretmeden) rivayet etmiştir. Bize Cârûd anlattı. (Dedi ki): Vekî’in şöyle dediğini işittim: “Bize ulaştığına göre Rib’î, İslam’da (Müslüman olduktan sonra) asla yalan söylememiştir.”
2146. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ, قَالَ: حَدَّثَنَا مُؤَمَّلٌ، قَالَ: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ مَطَرِ بْنِ عُكَامِسٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا قَضَى اللَّهُ لِعَبْدٍ أَنْ يَمُوتَ بِأَرْضٍ جَعَلَ لَهُ إِلَيْهَا حَاجَةً " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي عَزَّةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَلاَ يُعْرَفُ لِمَطَرِ بْنِ عُكَامِسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ هَذَا الْحَدِيثِ. حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا مُؤَمَّلٌ، وَأَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ عَنْ سُفْيَانَ، نَحْوَهُ .
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Müemmel anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı, Ebû İshak’tan, o Matar b. Ukâmis’ten. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir ettiğinde, onun için orada bir ihtiyaç yaratır (ve o kul oraya gider).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Azze’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Matar b. Ukâmis’in Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisten başka bir rivayeti bilinmemektedir. Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı, bize Müemmel ve Ebû Dâvûd el-Haferî anlattılar, Süfyân’dan (öncekinin) benzerini rivayet ettiler.
2147. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، - الْمَعْنَى وَاحِدٌ قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ أَبِي عَزَّةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا قَضَى اللَّهُ لِعَبْدٍ أَنْ يَمُوتَ بِأَرْضٍ جَعَلَ لَهُ إِلَيْهَا حَاجَةً أَوْ قَالَ بِهَا حَاجَةً " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو عَزَّةَ لَهُ صُحْبَةٌ وَاسْمُهُ يَسَارُ بْنُ عَبْدٍ وَأَبُو الْمَلِيحِ اسْمُهُ عَامِرُ بْنُ أُسَامَةَ بْنِ عُمَيْرٍ الْهُذَلِيُّ وَيُقَالُ زَيْدُ بْنُ أُسَامَةَ .
Bize Ahmed b. Menî’ ve Ali b. Hucr -mana birdir- anlattılar. (Dediler ki): Bize İsmail b. İbrahim anlattı, Eyyûb’dan, o Ebu’l-Melîh b. Üsâme’den, o Ebû Azze’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah bir kulun bir yerde ölmesini takdir ettiğinde, onun için orada bir ihtiyaç yaratır.” (Veya: Oraya gitmesini gerektiren bir ihtiyaç var eder). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sahihtir. Ebû Azze’nin sahâbîliği vardır ve ismi Yesâr b. Abd’dir. Ebu’l-Melîh’in ismi Âmir b. Üsâme b. Umeyr el-Hüzelî’dir, Zeyd b. Üsâme olduğu da söylenir.
2148. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، قال: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ أَبِي خُزَامَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رُقًى نَسْتَرْقِيهَا وَدَوَاءً نَتَدَاوَى بِهِ وَتُقَاةً نَتَّقِيهَا هَلْ تَرُدُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ شَيْئًا فَقَالَ " هِيَ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ وَقَدْ رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ وَهَذَا أَصَحُّ هَكَذَا قَالَ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ .
Bize Saîd b. Abdurrahman el-Mahzûmî anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı, Zührî’den, o İbn Ebî Huzâme’den, o babasından. (Dedi ki): Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resûlü! Yaptığımız rukyeler (okumalar), tedavi olduğumuz ilaçlar ve (korunmak için) sakındığımız şeyler (hakkında ne dersin)? Bunlar Allah’ın kaderinden bir şeyi geri çevirir mi?” (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Onlar da Allah’ın kaderindendir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi sadece Zührî’nin hadisinden biliyoruz. Birçok kişi bunu Süfyân’dan, o Zührî’den, o Ebû Huzâme’den, o da babasından rivayet etmiştir. Bu (Ebû Huzâme denilmesi) daha sahihtir. Nitekim birçok kimse (bunu) Zührî’den, o Ebû Huzâme’den, o da babasından diye rivayet etmiştir.
2149. Hadis
حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الْكُوفِيُّ، قال: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ حَبِيبٍ، وَعَلِيِّ بْنِ نِزَارٍ، عَنْ نِزَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " صِنْفَانِ مِنْ أُمَّتِي لَيْسَ لَهُمَا فِي الإِسْلاَمِ نَصِيبٌ الْمُرْجِئَةُ وَالْقَدَرِيَّةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَابْنِ عُمَرَ وَرَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قال: حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، قال: حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ وَأَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ نِزَارٍ عَنْ نِزَارٍ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ .
Bize Vâsıl b. Abdulalâ el-Kûfî anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Fudayl anlattı, Kâsım b. Habîb ve Ali b. Nizâr’dan, o Nizâr’dan, o İkrime’den, o İbn Abbâs’tan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki sınıf vardır ki onların İslam’da bir nasibi yoktur: Mürcie ve Kaderiye.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ömer, İbn Ömer ve Râfi’ b. Hadîc’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis garip hasen sahihtir. Bize Muhammed b. Râfi’ anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr anlattı. (Dedi ki): Bize Sellâm b. Ebî Amre anlattı, İkrime’den, o İbn Abbâs’tan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. Muhammed b. Râfi’ dedi ki: Bize Muhammed b. Bişr haber verdi, bize Ali b. Nizâr haber verdi, Nizâr’dan, o İkrime’den, o İbn Abbâs’tan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (öncekinin) benzerini rivayet etti.
2150. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، مُحَمَّدُ بْنُ فِرَاسٍ الْبَصْرِيُّ, قال: حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنَا أَبُو الْعَوَّامِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ ابْنِ آدَمَ وَإِلَى جَنْبِهِ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ مَنِيَّةً إِنْ أَخْطَأَتْهُ الْمَنَايَا وَقَعَ فِي الْهَرَمِ حَتَّى يَمُوتَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ . وَأَبُو الْعَوَّامِ هُوَ عِمْرَانُ وَهُوَ ابْنُ دَاوَرَ الْقَطَّانُ .
Bize Ebû Hureyre Muhammed b. Firâs el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Kuteybe Selm b. Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Ebu’l-Avvâm anlattı, Katâde’den, o Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şihhîr’den, o babasından. (Dedi ki): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ademoğlunun misali şudur: Onun yanı başında doksan dokuz tane ölüm (sebebi/tehlikesi) vardır. Eğer bu ölüm sebepleri onu ıskalarsa, (sonunda) ihtiyarlığa düşer ve ölür.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir; onu sadece bu vechinden biliyoruz. Ebu’l-Avvâm, İmrân’dır; o Dâver el-Kattân’ın oğludur.
2151. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال: حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي حُمَيْدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مِنْ سَعَادَةِ ابْنِ آدَمَ رِضَاهُ بِمَا قَضَى اللَّهُ لَهُ وَمِنْ شَقَاوَةِ ابْنِ آدَمَ تَرْكُهُ اسْتِخَارَةَ اللَّهِ وَمِنْ شَقَاوَةِ ابْنِ آدَمَ سَخَطُهُ بِمَا قَضَى اللَّهُ لَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي حُمَيْدٍ . وَيُقَالُ لَهُ أَيْضًا حَمَّادُ بْنُ أَبِي حُمَيْدٍ وَهُوَ أَبُو إِبْرَاهِيمَ الْمَدَنِيُّ وَلَيْسَ هُوَ بِالْقَوِيِّ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Âmir anlattı, Muhammed b. Ebî Humeyd’den, o İsmail b. Muhammed b. Sa’d b. Ebî Vakkâs’tan, o babasından, o Sa’d’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ademoğlunun saadeti(nin sebeplerinden biri), Allah’ın kendisi için hükmettiğine (kaderine) razı olmasıdır. Ademoğlunun şekâveti(nin/mutsuzluğunun sebeplerinden biri), Allah’tan hayırlısını istemeyi (istikâreyi) terk etmesidir. Yine Ademoğlunun şekâveti(nin sebeplerinden biri), Allah’ın kendisi için hükmettiğine (kaderine) öfkelenmesidir (razı olmamasıdır).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir; bunu sadece Muhammed b. Ebî Humeyd’in hadisinden biliyoruz. Ona Hammâd b. Ebî Humeyd de denilir; o Ebû İbrahim el-Medenî’dir. Hadis ehline göre (rivayette) güçlü (biri) değildir.
2152. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال: حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، قال: حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو صَخْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، جَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ إِنَّ فُلاَنًا يَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلاَمَ . فَقَالَ لَهُ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّهُ قَدْ أَحْدَثَ فَإِنْ كَانَ قَدْ أَحْدَثَ فَلاَ تُقْرِئْهُ مِنِّي السَّلاَمَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَكُونُ فِي هَذِهِ الأُمَّةِ أَوْ فِي أُمَّتِي الشَّكُّ مِنْهُ خَسْفٌ أَوْ مَسْخٌ أَوْ قَذْفٌ فِي أَهْلِ الْقَدَرِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ . وَأَبُو صَخْرٍ اسْمُهُ حُمَيْدُ بْنُ زِيَادٍ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Âsım anlattı. (Dedi ki): Bize Hayve b. Şureyh anlattı. (Dedi ki): Bana Ebû Sahr haber verdi. (Dedi ki): Bana Nâfi’ anlattı ki İbn Ömer’e bir adam gelip: “Filanca sana selam söylüyor” dedi. (İbn Ömer) ona şöyle dedi: “Bana ulaştığına göre o (dinde) bir bidat ortaya çıkarmış. Eğer bir bidat çıkardıysa benden ona selam söyleme. Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Bu ümmette -veya ümmetimde- (şüphesi raviden) kader ehli (kaderi inkar edenler) hakkında yere batırılma (hasf), suret değişmesi (mesh) veya (gökten taş vs.) atılması (kazf) olacaktır.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Ebû Sahr’ın ismi Humeyd b. Ziyad’dır.
2153. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قال: حَدَّثَنَا رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي صَخْرٍ، حُمَيْدِ بْنِ زِيَادٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ فِي أُمَّتِي خَسْفٌ وَمَسْخٌ وَذَلِكَ فِي الْمُكَذِّبِينَ بِالْقَدَرِ " .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Rişdîn b. Sa’d anlattı, Ebû Sahr Humeyd b. Ziyâd’dan, o Nâfi’den, o İbn Ömer’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. (Şöyle) buyurdu: “Ümmetimde yere batırılma (hasf) ve suret değişmesi (mesh) olacaktır. Bu da kaderi yalanlayanlar (kaderiye) hakkında olacaktır.”
2154. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قال: حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الْمَوَالِي الْمُزَنِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَوْهَبٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سِتَّةٌ لَعَنْتُهُمْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ وَكُلُّ نَبِيٍّ كَانَ الزَّائِدُ فِي كِتَابِ اللَّهِ وَالْمُكَذِّبُ بِقَدَرِ اللَّهِ وَالْمُتَسَلِّطُ بِالْجَبَرُوتِ لِيُعِزَّ بِذَلِكَ مَنْ أَذَلَّ اللَّهُ وَيُذِلَّ مَنْ أَعَزَّ اللَّهُ وَالْمُسْتَحِلُّ لِحَرَمِ اللَّهِ وَالْمُسْتَحِلُّ مِنْ عِتْرَتِي مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَالتَّارِكُ لِسُنَّتِي " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَكَذَا رَوَى عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِي هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَوْهَبٍ عَنْ عَمْرَةَ عَنْ عَائِشَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَرَوَاهُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَحَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَوْهَبٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً وَهَذَا أَصَحُّ .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Zeyd b. Ebi’l-Mevâlî el-Müzenî anlattı, Ubeydullah b. Abdurrahman b. Mevheb’den, o Amre’den, o Âişe’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Altı kişi vardır ki ben onlara lanet ettim, Allah da onlara lanet etti ve (gelmiş geçmiş) her peygamber de (bu lanete) katıldı: Allah’ın Kitabına ilave yapan, Allah’ın kaderini yalanlayan, Allah’ın zelil kıldığını aziz, aziz kıldığını da zelil kılmak için zorbalıkla (ceberut ile) musallat olan (yönetime gelen), Allah’ın haram kıldığını helal sayan, itretimden (ehlibeytimden/soyumdan) Allah’ın haram kıldığı şeyi helal sayan ve sünnetimi terk eden kimse.” Ebû Îsâ dedi ki: Abdurrahman b. Ebi’l-Mevâlî bu hadisi Ubeydullah b. Abdurrahman b. Mevheb’den, o Amre’den, o Âişe’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu şekilde rivayet etmiştir. Süfyân es-Sevrî, Hafs b. Gıyâs ve birçok kişi ise bunu Ubeydullah b. Abdurrahman b. Mevheb’den, o Ali b. Hüseyin’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Bu (mürsel rivayet) daha sahihtir.
2155. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، قال: حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، قال: حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ قَدِمْتُ مَكَّةَ فَلَقِيتُ عَطَاءَ بْنَ أَبِي رَبَاحٍ فَقُلْتُ لَهُ يَا أَبَا مُحَمَّدٍ إِنَّ أَهْلَ الْبَصْرَةِ يَقُولُونَ فِي الْقَدَرِ . قَالَ يَا بُنَىَّ أَتَقْرَأُ الْقُرْآنَ قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ فَاقْرَإِ الزُّخْرُفَ . قَالَ فَقَرَأْتُ : (حم* وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ * إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ * وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ ) فَقَالَ أَتَدْرِي مَا أُمُّ الْكِتَابِ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ فَإِنَّهُ كِتَابٌ كَتَبَهُ اللَّهُ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ السَّمَوَاتِ وَقَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ الأَرْضَ فِيهِ إِنَّ فِرْعَوْنَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ وَفِيهِ : (تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ ) قَالَ عَطَاءٌ فَلَقِيتُ الْوَلِيدَ بْنَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ صَاحِبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ مَا كَانَ وَصِيَّةُ أَبِيكَ عِنْدَ الْمَوْتِ قَالَ دَعَانِي أَبِي فَقَالَ لِي يَا بُنَىَّ اتَّقِ اللَّهَ وَاعْلَمْ أَنَّكَ لَنْ تَتَّقِيَ اللَّهَ حَتَّى تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ كُلِّهِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ فَإِنْ مُتَّ عَلَى غَيْرِ هَذَا دَخَلْتَ النَّارَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ أَوَّلَ مَا خَلَقَ اللَّهُ الْقَلَمَ فَقَالَ اكْتُبْ . فَقَالَ مَا أَكْتُبُ قَالَ اكْتُبِ الْقَدَرَ مَا كَانَ وَمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى الأَبَدِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Bize Yahya b. Musa anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdulvâhid b. Süleym anlattı. (Dedi ki): Mekke’ye geldim ve Atâ b. Ebî Rebâh ile karşılaştım. Ona: “Ey Ebû Muhammed! Basra ehli kader hakkında konuşuyorlar (ne dersin)?” dedim. (O da): “Ey oğulcuğum! Kuran okuyor musun?” dedi. “Evet” dedim. “Öyleyse Zuhruf suresini oku” dedi. Ben de: “Hâ Mîm. Apaçık Kitaba andolsun ki, Biz onu akıl erciresiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık. Şüphesiz o, Katımızdaki Ana Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, yücedir, hikmet doludur.” (Zuhruf, 1-4) ayetlerini okudum. (Atâ) dedi ki: “Ana Kitab’ın (Ümmü’l-Kitâb) ne olduğunu biliyor musun?” Ben: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dedim. (Atâ) şöyle dedi: “O, Allah’ın gökleri ve yeri yaratmadan önce yazdığı bir kitaptır. Firavun’un cehennem ehlinden olduğu onda (yazılıdır). ‘Ebû Leheb’in iki eli kurusun ve kurudu da’ (hükmü) onda (yazılıdır).” Atâ dedi ki: Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sahabisi Velîd b. Ubâde b. es-Sâmit ile karşılaştım ve ona: “Babanın ölüm anındaki vasiyeti neydi?” diye sordum. O da şöyle dedi: Babam beni çağırdı ve bana şöyle dedi: “Ey oğulcuğum! Allah’tan kork. Bil ki, Allah’a ve kaderin tamamına; hayrına ve şerrine inanmadıkça (gerçek manada) Allah’tan korkmuş (takvaya ermiş) olmazsın. Eğer bundan başka bir inanç üzere ölürsen ateşe girersin. Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona: Yaz! buyurdu. (Kalem): Ne yazayım? dedi. (Allah): Kaderi; olanı ve ebediyete kadar olacak olanı yaz! buyurdu.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu vechinden gariptir.
2156. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُنْذِرِ الْبَاهِلِيُّ الصَّنْعَانِيُّ، قال: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، قال: حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، قال: حَدَّثَنِي أَبُو هَانِئٍ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " قَدَّرَ اللَّهُ الْمَقَادِيرَ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ بِخَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ .
Bize İbrahim b. Abdullah b. el-Münzir el-Bâhilî es-San’ânî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Yezîd el-Mukri’ anlattı. (Dedi ki): Bize Hayve b. Şureyh anlattı. (Dedi ki): Bana Ebû Hâni el-Havlânî anlattı ki o, Ebû Abdurrahman el-Hubulî’yi şöyle derken işitmiş: Abdullah b. Amr’ı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah, gökleri ve yeri yaratmadan elli bin sene önce (kainatın) kaderlerini (takdir edilecek şeyleri) takdir etti (yazdı).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.
2157. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ زِيَادِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبَّادِ بْنِ جَعْفَرٍ الْمَخْزُومِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ مُشْرِكُو قُرَيْشٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخَاصِمُونَ فِي الْقَدَرِ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ : (يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ * إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ) . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. el-Alâ ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar. (Dediler ki): Bize Vekî’ anlattı, Süfyân es-Sevrî’den, o Ziyâd b. İsmail’den, o Muhammed b. Abbâd b. Cafer el-Mahzûmî’den, o Ebû Hureyre’den. (Dedi ki): Kureyş müşrikleri, kader hakkında tartışarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler. Bunun üzerine şu ayet indi: “Yüzüstü ateşe sürüklendikleri gün, ‘Sekar’ın (cehennemin) dokunuşunu tadın!’ (denir). Şüphesiz Biz her şeyi bir kaderle (ölçüyle/takdirle) yarattık.” (Kamer, 48-49) Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2298. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ زِيَادٍ الدِّمَشْقِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَجُوزُ شَهَادَةُ خَائِنٍ وَلاَ خَائِنَةٍ وَلاَ مَجْلُودٍ حَدًّا وَلاَ مَجْلُودَةٍ وَلاَ ذِي غِمْرٍ لأَخِيهِ وَلاَ مُجَرَّبِ شَهَادَةٍ وَلاَ الْقَانِعِ أَهْلَ الْبَيْتِ لَهُمْ وَلاَ ظَنِينٍ فِي وَلاَءٍ وَلاَ قَرَابَةٍ " . قَالَ الْفَزَارِيُّ الْقَانِعُ التَّابِعُ . هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَزِيدَ بْنِ زِيَادٍ الدِّمَشْقِيِّ . وَيَزِيدُ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ وَلاَ يُعْرَفُ هَذَا الْحَدِيِثُ مِنْ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِهِ . وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . قَالَ وَلاَ نَعْرِفُ مَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ وَلاَ يَصِحُّ عِنْدِي مِنْ قِبَلِ إِسْنَادِهِ . وَالْعَمَلُ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي هَذَا أَنَّ شَهَادَةَ الْقَرِيبِ جَائِزَةٌ لِقَرَابَتِهِ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي شَهَادَةِ الْوَالِدِ لِلْوَلَدِ وَالْوَلَدِ لِوَالِدِهِ وَلَمْ يُجِزْ أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ شَهَادَةَ الْوَالِدِ لِلْوَلَدِ وَلاَ الْوَلَدِ لِلْوَالِدِ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ إِذَا كَانَ عَدْلاً فَشَهَادَةُ الْوَالِدِ لِلْوَلَدِ جَائِزَةٌ وَكَذَلِكَ شَهَادَةُ الْوَلَدِ لِلْوَالِدِ . وَلَمْ يَخْتَلِفُوا فِي شَهَادَةِ الأَخِ لأَخِيهِ أَنَّهَا جَائِزَةٌ وَكَذَلِكَ شَهَادَةُ كُلِّ قَرِيبٍ لِقَرِيبِهِ . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ لاَ تَجُوزُ شَهَادَةٌ لِرَجُلٍ عَلَى الآخَرِ وَإِنْ كَانَ عَدْلاً إِذَا كَانَتْ بَيْنَهُمَا عَدَاوَةٌ . وَذَهَبَ إِلَى حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً " لاَ تَجُوزُ شَهَادَةُ صَاحِبِ إِحْنَةٍ " . يَعْنِي صَاحِبَ عَدَاوَةٍ وَكَذَلِكَ مَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ حَيْثُ قَالَ " لاَ تَجُوزُ شَهَادَةُ صَاحِبِ غِمْرٍ لأَخِيهِ " يَعْنِي صَاحِبَ عَدَاوَةٍ .
Bize Kuteybe anlattı; bize Mervân b. Muâviye el-Fezârî anlattı; Yezîd b. Ziyâd ed-Dımaşkî’den; Zührî’den; Urve’den; Âişe’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hain erkek ve hain kadının, had cezası ile kırbaçlanmış erkek ve kadının, din kardeşine karşı kin/düşmanlık besleyen kimsenin, yalan şahitliği tecrübe edilmiş kimsenin, bir ev halkına tabi olup onlara hizmet eden kimsenin (hizmetkârın onlar lehine) şahitliği ve velâ (azatlık bağı) veya akrabalık konusunda töhmet altında olan kimsenin şahitliği caiz değildir.” el-Fezârî dedi ki: Kâni’, [ev halkına] tabi olan hizmetkâr kimsedir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir, onu sadece Yezîd b. Ziyâd ed-Dımaşkî’nin hadisi olarak bilmekteyiz. Yezîd hadiste zayıf sayılmıştır ve bu hadis Zührî’den sadece onun rivayetiyle bilinir. Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisin [akrabalıkla ilgili son kısmının] manasını sahih kabul etmiyoruz ve senedi bakımından bana göre sahih değildir. İlim ehli nezdinde bu konudaki uygulama; akrabanın akrabası lehine şahitliğinin caiz olduğu yönündedir. İlim ehli, babanın evladı lehine ve evladın babası lehine şahitliğinde ihtilaf etmişlerdir; ilim ehlinin çoğu babanın evladına, evladın da babasına şahitliğini caiz görmemiştir. Bazı ilim ehli ise şahit adaletli olduğu takdirde babanın evlada, evladın da babaya şahitliğinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Kardeşin kardeşi lehine ve aynı şekilde her akrabanın akrabası lehine şahitliğinin caiz olduğu hususunda ise ihtilaf etmemişlerdir. Şâfiî şöyle demiştir: Bir kimse adil olsa bile, aralarında düşmanlık bulunduğu takdirde diğer kişi aleyhine şahitliği caiz değildir. Şâfiî, Abdurrahman el-A’rec’in Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak rivayet ettiği: “Düşmanlık besleyen kimsenin şahitliği caiz değildir” hadisini delil almıştır; yani husumet sahibini kastetmiştir. Nitekim bu hadiste geçen: “Kardeşine karşı kin besleyen kimsenin şahitliği caiz değildir” ifadesinin anlamı da düşmanlık sahibi demektir.