Hudûd (Cezalar) Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1500. Hadis

حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَتِ الْيَهُودُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرُوا لَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنْهُمْ وَامْرَأَةً زَنَيَا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَجِدُونَ فِي التَّوْرَاةِ فِي شَأْنِ الرَّجْمِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا نَفْضَحُهُمْ وَيُجْلَدُونَ ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ كَذَبْتُمْ إِنَّ فِيهَا الرَّجْمَ ‏.‏ فَأَتَوْا بِالتَّوْرَاةِ فَنَشَرُوهَا فَوَضَعَ أَحَدُهُمْ يَدَهُ عَلَى آيَةِ الرَّجْمِ ثُمَّ قَرَأَ مَا قَبْلَهَا وَمَا بَعْدَهَا فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ارْفَعْ يَدَكَ فَرَفَعَ يَدَهُ فَإِذَا فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ فَقَالُوا صَدَقَ يَا مُحَمَّدُ فِيهَا آيَةُ الرَّجْمِ ‏.‏ فَأَمَرَ بِهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَا ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَرَأَيْتُ الرَّجُلَ يَحْنِي عَلَى الْمَرْأَةِ يَقِيهَا الْحِجَارَةَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Nâfi'den, o Abdullah b. Ömer'den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Yahudiler Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem geldiler ve kendilerinden bir erkek ve bir kadının zina ettiğini söylediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Recm (taşlayarak öldürme) konusunda Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu. Onlar: "Onları teşhir ederiz ve sopalanırlar" dediler. Abdullah b. Selâm: "Yalan söylediniz. Tevrat'ta recm vardır" dedi. Tevrat'ı getirip açtılar. Onlardan biri elini recm ayetinin üzerine koydu ve ondan öncesini ve sonrasını okudu. Abdullah b. Selâm ona: "Elini kaldır" dedi. Elini kaldırınca recm ayeti göründü. Bunun üzerine: "Doğru söyledi ey Muhammed, onda recm ayeti vardır" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve ikisi de recmedildi. Abdullah b. Ömer dedi ki: "Erkeğin, kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını gördüm."

1501. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ جَاءَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَقَالَ لَهُ إِنَّ الأَخِرَ زَنَا ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ هَلْ ذَكَرْتَ هَذَا لأَحَدٍ غَيْرِي فَقَالَ لاَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَتُبْ إِلَى اللَّهِ وَاسْتَتِرْ بِسِتْرِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ‏.‏ فَلَمْ تُقْرِرْهُ نَفْسُهُ حَتَّى أَتَى عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لأَبِي بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ مِثْلَ مَا قَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ فَلَمْ تُقْرِرْهُ نَفْسُهُ حَتَّى جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ إِنَّ الأَخِرَ زَنَا فَقَالَ سَعِيدٌ فَأَعْرَضَ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلُّ ذَلِكَ يُعْرِضُ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا أَكْثَرَ عَلَيْهِ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَهْلِهِ فَقَالَ ‏"‏ أَيَشْتَكِي أَمْ بِهِ جِنَّةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ إِنَّهُ لَصَحِيحٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَبِكْرٌ أَمْ ثَيِّبٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا بَلْ ثَيِّبٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Said'den, o Said b. el-Müseyyeb'den rivayet edildiğine göre: Eslem kabilesinden bir adam Ebû Bekir es-Sıddîk'a geldi ve ona: "Şu kişi (kendini kastederek) zina etti" dedi. Ebû Bekir ona: "Bunu benden başka kimseye söyledin mi?" dedi. Adam: "Hayır" dedi. Ebû Bekir: "Allah'a tövbe et ve Allah'ın örtüsüyle örtün (gizle). Şüphesiz Allah kullarının tövbesini kabul eder" dedi. Ancak adamın içi rahat etmedi ve Ömer b. el-Hattâb'a gidip Ebû Bekir'e söylediğinin aynısını ona da söyledi. Ömer de ona Ebû Bekir'in dediğinin aynısını söyledi. Adamın içi yine rahat etmedi ve Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem gelerek: "Şu kişi (ben) zina etti" dedi. Said dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ondan yüz çevirdi. Adam üç kere tekrar etti, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem her defasında ondan yüz çevirdi. Adam ısrar edince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ailesine haber gönderip: "Onun bir şikayeti (hastalığı) veya deliliği var mı?" diye sordu. Onlar: "Ey Allah'ın Resûlü! Vallahi o gayet sağlıklıdır" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bekâr mı yoksa evli (dul/seyyib) mi?" diye sordu. Onlar: "Bilakis evlidir ey Allah'ın Resûlü" dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve adam recmedildi.

1502. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ بَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِرَجُلٍ مِنْ أَسْلَمَ يُقَالُ لَهُ هَزَّالٌ ‏ "‏ يَا هَزَّالُ لَوْ سَتَرْتَهُ بِرِدَائِكَ لَكَانَ خَيْرًا لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ فَحَدَّثْتُ بِهَذَا الْحَدِيثِ فِي مَجْلِسٍ فِيهِ يَزِيدُ بْنُ نُعَيْمِ بْنِ هَزَّالٍ الأَسْلَمِيِّ فَقَالَ يَزِيدُ هَزَّالٌ جَدِّي وَهَذَا الْحَدِيثُ حَقٌّ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Said'den, o da Said b. el-Müseyyeb'den, ona ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Eslem kabilesinden Hezzâl denilen bir adama şöyle buyurdu: "Ey Hezzâl! Eğer onu (suç işleyen kişiyi) elbisenle örtseydin, senin için daha hayırlı olurdu." Yahyâ b. Said dedi ki: Bu hadisi, içinde (Hezzâl'in torunu) Yezid b. Nuaym b. Hezzâl el-Eslemî'nin de bulunduğu bir mecliste anlattım. Yezid dedi ki: "Hezzâl benim dedemdir ve bu hadis haktır (doğrudur)."

1503. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ ‏.‏ أَنَّ رَجُلاً اعْتَرَفَ عَلَى نَفْسِهِ بِالزِّنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَشَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ مَرَّاتٍ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ يُؤْخَذُ الرَّجُلُ بِاعْتِرَافِهِ عَلَى نَفْسِهِ

Bana Mâlik'ten, ona İbn Şihâb'ın şöyle haber verdiği rivayet edildi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde bir adam, kendi aleyhine zina itirafında bulundu ve kendisi aleyhine dört defa şahitlik etti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve o recmedildi. İbn Şihâb dedi ki: "İşte bu sebeple kişi, kendi aleyhine itirafıyla sorumlu tutulur (cezalandırılır)."

1504. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ زَيْدِ بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِيهِ، زَيْدِ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً جَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا زَنَتْ وَهِيَ حَامِلٌ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اذْهَبِي حَتَّى تَضَعِي ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا وَضَعَتْ جَاءَتْهُ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اذْهَبِي حَتَّى تُرْضِعِيهِ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا أَرْضَعَتْهُ جَاءَتْهُ فَقَالَ ‏"‏ اذْهَبِي فَاسْتَوْدِعِيهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَاسْتَوْدَعَتْهُ ثُمَّ جَاءَتْ فَأَمَرَ بِهَا فَرُجِمَتْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yakub b. Zeyd b. Talha'dan, o babası Zeyd b. Talha'dan, o da Abdullah b. Ebî Müleyke'den, ona şöyle haber verdiği rivayet edildi: Bir kadın Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem gelerek zina ettiğini ve hamile olduğunu haber verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Git, doğuruncaya kadar bekle" dedi. Kadın doğurunca tekrar geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Git, onu emzirinceye kadar bekle" dedi. Emzirmeyi tamamlayınca tekrar geldi. Resûlullah: "Git, onu (birine) emanet et" dedi. Ravi dedi ki: Kadın çocuğu emanet etti ve geldi. Bunun üzerine Resûlullah emretti ve kadın recmedildi.

1505. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّهُمَا أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَجُلَيْنِ اخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَحَدُهُمَا يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ وَقَالَ الآخَرُ وَهُوَ أَفْقَهُهُمَا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْضِ بَيْنَنَا بِكِتَابِ اللَّهِ وَائْذَنْ لِي أَنْ أَتَكَلَّمَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تَكَلَّمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّ ابْنِي كَانَ عَسِيفًا عَلَى هَذَا فَزَنَا بِامْرَأَتِهِ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ عَلَى ابْنِي الرَّجْمَ فَافْتَدَيْتُ مِنْهُ بِمِائَةِ شَاةٍ وَبِجَارِيَةٍ لِي ثُمَّ إِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَ الْعِلْمِ فَأَخْبَرُونِي أَنَّ مَا عَلَى ابْنِي جَلْدُ مِائَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ وَأَخْبَرُونِي أَنَّمَا الرَّجْمُ عَلَى امْرَأَتِهِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ أَمَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَقْضِيَنَّ بَيْنَكُمَا بِكِتَابِ اللَّهِ أَمَّا غَنَمُكَ وَجَارِيَتُكَ فَرَدٌّ عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ وَجَلَدَ ابْنَهُ مِائَةً وَغَرَّبَهُ عَامًا وَأَمَرَ أُنَيْسًا الأَسْلَمِيَّ أَنْ يَأْتِيَ امْرَأَةَ الآخَرِ فَإِنِ اعْتَرَفَتْ رَجَمَهَا فَاعْتَرَفَتْ فَرَجَمَهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan, o Ebû Hureyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den, ikisinin ona şöyle haber verdikleri rivayet edildi: İki adam davalaşmak üzere Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem geldiler. Onlardan biri: "Ey Allah'ın Resûlü! Aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet" dedi. Diğeri -ki o daha fakih (anlayışlı) idi-: "Evet ey Allah'ın Resûlü, aramızda Allah'ın Kitabı ile hükmet ve (önce) konuşmam için bana izin ver" dedi. Resûlullah: "Konuş" buyurdu. Adam şöyle dedi: "Benim oğlum bu adamın yanında asîf (ücretli işçi) idi. Onun karısıyla zina etti. Bana, oğluma recm cezası gerektiği söylendi. Ben de (buna karşılık) yüz koyun ve bir cariyemi fidye olarak verdim. Sonra ilim ehline sordum; bana oğluma yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası gerektiğini, recm cezasının ise bu adamın karısına gerektiğini söylediler." Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki, aranızda mutlaka Allah'ın Kitabı ile hükmedeceğim. Koyunların ve cariyen sana iade edilmiştir." (Sonra) oğluna yüz değnek vurdu ve onu bir yıl sürgüne gönderdi. Ve Üneys el-Eslemî'ye: "Bu adamın karısına git, eğer itiraf ederse onu recmet" diye emretti. Kadın itiraf etti, o da onu recmetti.

1506. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ، قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَأَيْتَ لَوْ أَنِّي وَجَدْتُ مَعَ امْرَأَتِي رَجُلاً أَأُمْهِلُهُ حَتَّى آتِيَ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, o babasından, o da Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre: Sa'd b. Ubâde, Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem: "Eğer karımla birlikte bir adam bulursam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi vereceğim (dokunmayacak mıyım)?" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet" buyurdu.

1507. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ الرَّجْمُ فِي كِتَابِ اللَّهِ حَقٌّ عَلَى مَنْ زَنَى مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ إِذَا أُحْصِنَ إِذَا قَامَتِ الْبَيِّنَةُ أَوْ كَانَ الْحَبَلُ أَوْ الاِعْتِرَافُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan, o da Abdullah b. Abbas'tan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Ömer b. el-Hattâb'ı şöyle derken işittim: "Allah'ın Kitabı'nda recm (taşlayarak öldürme cezası), evli (muhsan) olup da zina eden erkek ve kadınlar üzerine haktır; şayet (zina hakkında) delil (şahitler) kaim olur veya hamilelik belirir ya da itiraf gerçekleşirse."

1508. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، أَتَاهُ رَجُلٌ وَهُوَ بِالشَّامِ فَذَكَرَ لَهُ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً فَبَعَثَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَبَا وَاقِدٍ اللَّيْثِيَّ إِلَى امْرَأَتِهِ يَسْأَلُهَا عَنْ ذَلِكَ فَأَتَاهَا وَعِنْدَهَا نِسْوَةٌ حَوْلَهَا فَذَكَرَ لَهَا الَّذِي قَالَ زَوْجُهَا لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَأَخْبَرَهَا أَنَّهَا لاَ تُؤْخَذُ بِقَوْلِهِ وَجَعَلَ يُلَقِّنُهَا أَشْبَاهَ ذَلِكَ لِتَنْزِعَ فَأَبَتْ أَنْ تَنْزِعَ وَتَمَّتْ عَلَى الاِعْتِرَافِ فَأَمَرَ بِهَا عُمَرُ فَرُجِمَتْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Said'den, o Süleyman b. Yesâr'dan, o da Ebû Vâkıd el-Leysî'den rivayet edildiğine göre: Ömer b. el-Hattâb Şam'da iken ona bir adam geldi ve karısıyla birlikte bir adam bulduğunu (zina halinde yakaladığını) söyledi. Ömer b. el-Hattâb, (durumu) sorması için Ebû Vâkıd el-Leysî'yi kadına gönderdi. Ebû Vâkıd kadının yanına gittiğinde etrafında başka kadınlar da vardı. Kocasının Ömer b. el-Hattâb'a söylediklerini kadına anlattı ve (kocası şahit getirmediği sürece) sadece onun sözüyle cezalandırılmayacağını haber verdi. (Hatta) vazgeçmesi (inkar etmesi) için ona telkinlerde bulundu. Ancak kadın vazgeçmeyi reddetti ve itirafında ısrar etti. Bunun üzerine Ömer emretti ve kadın recmedildi.

1509. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ لَمَّا صَدَرَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ مِنْ مِنًى أَنَاخَ بِالأَبْطَحِ ثُمَّ كَوَّمَ كَوْمَةً بَطْحَاءَ ثُمَّ طَرَحَ عَلَيْهَا رِدَاءَهُ وَاسْتَلْقَى ثُمَّ مَدَّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ فَقَالَ اللَّهُمَّ كَبِرَتْ سِنِّي وَضَعُفَتْ قُوَّتِي وَانْتَشَرَتْ رَعِيَّتِي ‏.‏ فَاقْبِضْنِي إِلَيْكَ غَيْرَ مُضَيِّعٍ وَلاَ مُفَرِّطٍ ‏.‏ ثُمَّ قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَخَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ سُنَّتْ لَكُمُ السُّنَنُ وَفُرِضَتْ لَكُمُ الْفَرَائِضُ وَتُرِكْتُمْ عَلَى الْوَاضِحَةِ إِلاَّ أَنْ تَضِلُّوا بِالنَّاسِ يَمِينًا وَشِمَالاً وَضَرَبَ بِإِحْدَى يَدَيْهِ عَلَى الأُخْرَى ثُمَّ قَالَ إِيَّاكُمْ أَنْ تَهْلِكُوا عَنْ آيَةِ الرَّجْمِ أَنْ يَقُولَ قَائِلٌ لاَ نَجِدُ حَدَّيْنِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَقَدْ رَجَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَجَمْنَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْلاَ أَنْ يَقُولَ النَّاسُ زَادَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فِي كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى ‏.‏ لَكَتَبْتُهَا الشَّيْخُ وَالشَّيْخَةُ فَارْجُمُوهُمَا الْبَتَّةَ ‏.‏ فَإِنَّا قَدْ قَرَأْنَاهَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ فَمَا انْسَلَخَ ذُو الْحِجَّةِ حَتَّى قُتِلَ عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ قَوْلُهُ الشَّيْخُ وَالشَّيْخَةُ يَعْنِي الثَّيِّبَ وَالثَّيِّبَةَ فَارْجُمُوهُمَا الْبَتَّةَ ‏.‏ حَدَّثَنِي مَالِكٌ أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ شِهَابٍ عَنِ الَّذِي يَعْمَلُ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ فَقَالَ ابْنُ شِهَابٍ عَلَيْهِ الرَّجْمُ أَحْصَنَ أَوْ لَمْ يُحْصِنْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Said'den, o da Said b. el-Müseyyeb'den şöyle dediğini işittiği rivayet edildi: Ömer b. el-Hattâb Mina'dan döndüğünde Ebtah mevkiinde devesini ıhtırdı. Sonra çakıllardan bir yığın yaptı, ridasını (cübbesini) üzerine atıp sırtüstü yattı ve ellerini göğe kaldırıp şöyle dedi: "Allah'ım! Yaşım ilerledi, gücüm zayıfladı ve tebam (sorumluluğum altındakiler) yayıldı. Artık beni zayi etmeden ve (emirlerinde) kusur işlemeden kendi katına al." Sonra Medine'ye geldi ve insanlara hitap ederek şöyle dedi: "Ey İnsanlar! Sizin için sünnetler belirlenmiş, farzlar konulmuştur. Apaçık bir yol üzerinde bırakıldınız. (Sakın) insanları sağa sola saptırmayın." (Bunu söylerken) bir elini diğerine vurdu. Sonra şöyle dedi: "Recm ayeti konusunda (şüpheye düşüp) helak olmaktan sakının. Birileri çıkıp: 'Biz Allah'ın Kitabı'nda iki had (hem celde hem recm) bulamıyoruz' diyebilir. Oysa Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem recmetti, biz de recmettik. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki; insanlar 'Ömer, Allah'ın Kitabı'na ilave yaptı' demeyecek olsalardı, o ayeti (Mushaf'a) şöyle yazardım: { İhtiyar erkek ve ihtiyar kadın (yani evli erkek ve kadın) zina ettiklerinde onları mutlaka recmedin. } Biz bu ayeti (zamanında) okuyorduk." Mâlik dedi ki: Yahyâ b. Said, Said b. el-Müseyyeb'in şöyle dediğini söyledi: "Zilhicce ayı çıkmadan Ömer -Allah ona rahmet etsin- şehit edildi." Yahyâ dedi ki: Mâlik'in şöyle dediğini işittim: "Ayette geçen 'Şeyh ve Şeyha (ihtiyar erkek ve kadın)' ifadesi, 'Seyyib ve Seyyibe (evli/dul erkek ve kadın)' demektir: Onları mutlaka recmedin." Bana Mâlik'ten rivayet edildiğine göre o, İbn Şihâb'a Lut kavminin amelini (eşcinsellik) yapan kişi hakkında sordu. İbn Şihâb: "İster evli (muhsan) olsun ister olmasın, ona recm cezası uygulanır" dedi.

1510. Hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، أُتِيَ بِامْرَأَةٍ قَدْ وَلَدَتْ فِي سِتَّةِ أَشْهُرٍ فَأَمَرَ بِهَا أَنْ تُرْجَمَ فَقَالَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ لَيْسَ ذَلِكَ عَلَيْهَا إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ ‏{‏وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلاَثُونَ شَهْرًا‏}‏ وَقَالَ ‏{‏وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ‏}‏ فَالْحَمْلُ يَكُونُ سِتَّةَ أَشْهُرٍ فَلاَ رَجْمَ عَلَيْهَا ‏.‏ فَبَعَثَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فِي أَثَرِهَا فَوَجَدَهَا قَدْ رُجِمَتْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, ona ulaştığına göre: Osman b. Affân'a, (evlendikten) altı ay sonra doğum yapmış bir kadın getirildi. Osman onun recmedilmesini emretti. Ali b. Ebî Tâlib: "Bunu yapamazsın (onun aleyhine delil yok). Allah Tebâreke ve Teâlâ kitabında: { Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır } (Ahkaf Suresi, 15. Ayet) buyurmuştur. Yine: { Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler; (bu) emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir } (Bakara Suresi, 233. Ayet) buyurmuştur. (Otuz aydan iki yıl çıkarılınca) hamilelik süresi altı ay olabilir. Dolayısıyla ona recm cezası yoktur" dedi. Bunun üzerine Osman b. Affân (onu geri getirmek için) arkasından adam gönderdi, ancak kadın çoktan recmedilmişti.

1511. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ رَجُلاً، اعْتَرَفَ عَلَى نَفْسِهِ بِالزِّنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَوْطٍ فَأُتِيَ بِسَوْطٍ مَكْسُورٍ فَقَالَ ‏"‏ فَوْقَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَأُتِيَ بِسَوْطٍ جَدِيدٍ لَمْ تُقْطَعْ ثَمَرَتُهُ فَقَالَ ‏"‏ دُونَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَأُتِيَ بِسَوْطٍ قَدْ رُكِبَ بِهِ وَلاَنَ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجُلِدَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ آنَ لَكُمْ أَنْ تَنْتَهُوا عَنْ حُدُودِ اللَّهِ مَنْ أَصَابَ مِنْ هَذِهِ الْقَاذُورَاتِ شَيْئًا فَلْيَسْتَتِرْ بِسِتْرِ اللَّهِ فَإِنَّهُ مَنْ يُبْدِي لَنَا صَفْحَتَهُ نُقِمْ عَلَيْهِ كِتَابَ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Zeyd b. Eslem'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde bir adam kendi aleyhine zina itirafında bulundu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun için bir kırbaç istedi. Kendisine kırık bir kırbaç getirildi. "Bundan daha iyisi(ni getirin)" buyurdu. (Bu sefer) ucu kesilmemiş (budakları duran) yeni bir kırbaç getirildi. "Bundan daha aşağısı(nı getirin)" buyurdu. Sonra kullanılmış ve yumuşamış bir kırbaç getirildi. Resûlullah emretti ve adama (bu kırbaçla) celde (sopa) vuruldu. Sonra şöyle buyurdu: "Ey İnsanlar! Allah'ın sınırlarını (çiğnemekten) vazgeçmenizin zamanı gelmiştir. Kim bu pisliklerden bir şey işlerse, Allah'ın örtüsüyle örtünsün (gizlesin). Çünkü kim bize yüzünü (işlediği suçun sayfasını) açarsa, ona Allah'ın Kitabı'nı (cezasını) uygularız."

1512. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ صَفِيَّةَ بِنْتَ أَبِي عُبَيْدٍ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ أُتِيَ بِرَجُلٍ قَدْ وَقَعَ عَلَى جَارِيَةٍ بِكْرٍ فَأَحْبَلَهَا ثُمَّ اعْتَرَفَ عَلَى نَفْسِهِ بِالزِّنَا وَلَمْ يَكُنْ أَحْصَنَ فَأَمَرَ بِهِ أَبُو بَكْرٍ فَجُلِدَ الْحَدَّ ثُمَّ نُفِيَ إِلَى فَدَكَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Nâfi'den, o Safiyye bint Ebî Ubeyd'den, onun şöyle haber verdiği rivayet edildi: Ebû Bekir es-Sıddîk'a, bakire bir kızla (veya cariyeyle) ilişkiye girip onu hamile bırakan bir adam getirildi. Adam kendi aleyhine zina itirafında bulundu ve muhsan (evli) değildi. Ebû Bekir onun hakkında emretti; adama had (celde) cezası uygulandı ve sonra Fedek'e sürgün edildi.

1513. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنِ الأَمَةِ إِذَا زَنَتْ وَلَمْ تُحْصِنْ فَقَالَ ‏ "‏ إِنْ زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا ثُمَّ إِنْ زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا ثُمَّ إِنْ زَنَتْ فَاجْلِدُوهَا ثُمَّ بِيعُوهَا وَلَوْ بِضَفِيرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ لاَ أَدْرِي أَبَعْدَ الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan, o Ebû Hureyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem, evli olmayan bir cariye zina ettiğinde (ne yapılacağı) soruldu. Resûlullah: "Eğer zina ederse ona celde (sopa) vurun. Sonra yine zina ederse celde vurun. Sonra yine zina ederse celde vurun. Sonra (yine yaparsa) onu kıldan bir ip (bedeli) karşılığında bile olsa satın" buyurdu. İbn Şihâb dedi ki: "(Satın emrini) üçüncüden sonra mı yoksa dördüncüden sonra mı (söyledi) bilmiyorum."

1514. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدًا، كَانَ يَقُومُ عَلَى رَقِيقِ الْخُمُسِ وَأَنَّهُ اسْتَكْرَهَ جَارِيَةً مِنْ ذَلِكَ الرَّقِيقِ فَوَقَعَ بِهَا فَجَلَدَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَنَفَاهُ وَلَمْ يَجْلِدِ الْوَلِيدَةَ لأَنَّهُ اسْتَكْرَهَهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Nâfi'den rivayet edildiğine göre, humus (devlet hazinesine ait) kölelerinin başında duran (görevli) bir köle, o kölelerden bir cariyeyi zorladı ve onunla ilişkiye girdi. Ömer b. el-Hattâb onu celdeledi (sopa cezası verdi) ve sürgün etti. Cariyeye ise celde vurmadı çünkü (adam) onu zorlamıştı.

1515. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَيَّاشِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ الْمَخْزُومِيَّ قَالَ أَمَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فِي فِتْيَةٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَجَلَدْنَا وَلاَئِدَ مِنْ وَلاَئِدِ الإِمَارَةِ خَمْسِينَ خَمْسِينَ فِي الزِّنَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den, o Süleymân b. Yesâr'dan, o da Abdullâh b. Ayyâş b. Ebî Rabîa el-Mahzûmî'den rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Ömer b. el-Hattâb, Kureyş'ten bir grup genç arasında bana da emretti ve (devlet) idaresine ait cariyelerden bazılarına zina suçundan dolayı ellişer değnek vurduk.

1516. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، أَنَّهُ قَالَ جَلَدَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَبْدًا فِي فِرْيَةٍ ثَمَانِينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو الزِّنَادِ فَسَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ أَدْرَكْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ وَعُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ وَالْخُلَفَاءَ هَلُمَّ جَرًّا فَمَا رَأَيْتُ أَحَدًا جَلَدَ عَبْدًا فِي فِرْيَةٍ أَكْثَرَ مِنْ أَرْبَعِينَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Ebu'z-Zinâd'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Ömer b. Abdülazîz, iftira (kazf) suçundan dolayı bir köleye seksen değnek vurdu. Ebu'z-Zinâd dedi ki: Bunun üzerine Abdullâh b. Âmir b. Rabîa'ya bu durumu sordum. O şöyle dedi: "Ömer b. el-Hattâb'a, Osman b. Affân'a ve onlardan sonra gelen halifelere yetiştim; hiçbirinin iftira suçundan dolayı bir köleye kırktan fazla değnek vurduğunu görmedim."

1517. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زُرَيْقِ بْنِ حَكِيمٍ الأَيْلِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، يُقَالُ لَهُ مِصْبَاحٌ اسْتَعَانَ ابْنًا لَهُ فَكَأَنَّهُ اسْتَبْطَأَهُ فَلَمَّا جَاءَهُ قَالَ لَهُ يَا زَانٍ ‏.‏ قَالَ زُرَيْقٌ فَاسْتَعْدَانِي عَلَيْهِ فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَجْلِدَهُ قَالَ ابْنُهُ وَاللَّهِ لَئِنْ جَلَدْتَهُ لأَبُوأَنَّ عَلَى نَفْسِي بِالزِّنَا ‏.‏ فَلَمَّا قَالَ ذَلِكَ أَشْكَلَ عَلَىَّ أَمْرُهُ فَكَتَبْتُ فِيهِ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ - وَهُوَ الْوَالِي يَوْمَئِذٍ - أَذْكُرُ لَهُ ذَلِكَ فَكَتَبَ إِلَىَّ عُمَرُ أَنْ أَجِزْ عَفْوَهُ ‏.‏ قَالَ زُرَيْقٌ وَكَتَبْتُ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَيْضًا أَرَأَيْتَ رَجُلاً افْتُرِيَ عَلَيْهِ أَوْ عَلَى أَبَوَيْهِ وَقَدْ هَلَكَا أَوْ أَحَدُهُمَا ‏.‏ قَالَ فَكَتَبَ إِلَىَّ عُمَرُ إِنْ عَفَا فَأَجِزْ عَفْوَهُ فِي نَفْسِهِ وَإِنِ افْتُرِيَ عَلَى أَبَوَيْهِ وَقَدْ هَلَكَا أَوْ أَحَدُهُمَا فَخُذْ لَهُ بِكِتَابِ اللَّهِ إِلاَّ أَنْ يُرِيدَ سِتْرًا ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ وَذَلِكَ أَنْ يَكُونَ الرَّجُلُ الْمُفْتَرَى عَلَيْهِ يَخَافُ إِنْ كُشِفَ ذَلِكَ مِنْهُ أَنْ تَقُومَ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَإِذَا كَانَ عَلَى مَا وَصَفْتُ فَعَفَا جَازَ عَفْوُهُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Züreyk b. Hakîm el-Eylî'den rivayet edildiğine göre: Misbâh denilen bir adam oğlundan yardım istedi. Oğlu biraz gecikince (babası) ona: "Ey Zâni (zina eden)!" dedi. Züreyk dedi ki: (Oğlu) babasına karşı benden yardım (hüküm) istedi. Babasına (iftira cezası olarak) değnek vurmak istediğimde oğlu şöyle dedi: "Vallahi eğer ona vurursan, ben de kendi aleyhime zina suçunu kabul ederim (böylece o doğru söylemiş olur ve ceza düşer)." O böyle deyince durum bana karışık geldi. Bunun üzerine o gün vali olan Ömer b. Abdülazîz'e bu durumu anlatan bir mektup yazdım. Ömer bana: "Onun (oğlunun babasını) affetmesini geçerli say" diye yazdı. Züreyk dedi ki: Ömer b. Abdülazîz'e ayrıca şöyle yazdım: "Bir adama iftira edilse, yahut ölmüş olan anne-babasına veya onlardan birine iftira edilse (hüküm nedir)?" Ömer bana şöyle yazdı: "Eğer (adam) kendi şahsı adına affederse, affını geçerli say. Eğer ölmüş olan anne-babasına veya onlardan birine iftira edilmişse, (varis) örtbas edilmesini (gizlenmesini) istemedikçe, onun hakkında Allah'ın Kitabı'nı (hükmünü) uygula." Yahyâ dedi ki: Mâlik'in şöyle dediğini işittim: "(Ömer'in örtbas etme istisnası şudur:) İftiraya uğrayan kişi, eğer bu durum açığa çıkarsa aleyhine delil (beyyine) getirilmesinden korkuyor olabilir. Eğer durum anlattığım gibiyse ve affederse, affı geçerli olur."

1518. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ فِي رَجُلٍ قَذَفَ قَوْمًا جَمَاعَةً أَنَّهُ لَيْسَ عَلَيْهِ إِلاَّ حَدٌّ وَاحِدٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَإِنْ تَفَرَّقُوا فَلَيْسَ عَلَيْهِ إِلاَّ حَدٌّ وَاحِدٌ ‏.‏ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الرِّجَالِ، مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَارِثَةَ بْنِ النُّعْمَانِ الأَنْصَارِيِّ ثُمَّ مِنْ بَنِي النَّجَّارِ عَنْ أُمِّهِ، عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ رَجُلَيْنِ، اسْتَبَّا فِي زَمَانِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِلآخَرِ وَاللَّهِ مَا أَبِي بِزَانٍ وَلاَ أُمِّي بِزَانِيَةٍ ‏.‏ فَاسْتَشَارَ فِي ذَلِكَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ قَائِلٌ مَدَحَ أَبَاهُ وَأُمَّهُ وَقَالَ آخَرُونَ قَدْ كَانَ لأَبِيهِ وَأُمِّهِ مَدْحٌ غَيْرُ هَذَا نَرَى أَنْ تَجْلِدَهُ الْحَدَّ ‏.‏ فَجَلَدَهُ عُمَرُ الْحَدَّ ثَمَانِينَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ لاَ حَدَّ عِنْدَنَا إِلاَّ فِي نَفْىٍ أَوْ قَذْفٍ أَوْ تَعْرِيضٍ يُرَى أَنَّ قَائِلَهُ إِنَّمَا أَرَادَ بِذَلِكَ نَفْيًا أَوْ قَذْفًا فَعَلَى مَنْ قَالَ ذَلِكَ الْحَدُّ تَامًّا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ إِذَا نَفَى رَجُلٌ رَجُلاً مِنْ أَبِيهِ فَإِنَّ عَلَيْهِ الْحَدَّ وَإِنْ كَانَتْ أُمُّ الَّذِي نُفِيَ مَمْلُوكَةً فَإِنَّ عَلَيْهِ الْحَدَّ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Hişâm b. Urve'den, o babasından rivayet edildiğine göre o, bir topluluğa (birden) iftira atan kimse hakkında şöyle dedi: "Onun aleyhine sadece bir had (cezası) gerekir." Mâlik dedi ki: "(İftira atılanlar) ayrı ayrı da olsalar, (iftira eden kişiye) sadece bir had gerekir." Bana Mâlik'ten, o Ebu'r-Ricâl Muhammed b. Abdurrahmân b. Hârise b. en-Nu'mân el-Ensârî'den, o da annesi Amre bint Abdurrahmân'dan rivayet ettiğine göre: Ömer b. el-Hattâb zamanında iki adam birbirlerine sövdüler. Onlardan biri diğerine: "Vallahi benim babam zâni (zina eden) değildir, annem de zâniye değildir" dedi. Ömer b. el-Hattâb bu konuda (insanlara) danıştı. Birisi: "(Bu sözüyle) babasını ve annesini övdü" dedi. Diğerleri ise: "Babasını ve annesini övecek bundan başka sözler de vardı. Biz senin ona had (iftira) cezası uygulamanı uygun görüyoruz" dediler. Bunun üzerine Ömer ona seksen değnek had cezası uyguladı. Mâlik dedi ki: Bizim nezdimizde had cezası ancak; nesebi reddetmek (nefy), zina isnadında bulunmak (kazf) veya söyleyenin maksadının nefy ya da kazf olduğu anlaşılan imalı sözler (ta'rîz) sebebiyle gerekir. Kim böyle söylerse ona had cezası tam olarak uygulanır. Mâlik dedi ki: Bize göre durum şudur: Bir kişi, bir başkasının babasından olmadığını (nesebini) iddia ederse (nefyederse), kendisine had cezası gerekir. Nesebi reddedilen kişinin annesi köle (cariye) olsa bile, (söyleyene) had cezası gerekir.

1520. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ لِرَجُلٍ خَرَجَ بِجَارِيَةٍ لاِمْرَأَتِهِ مَعَهُ فِي سَفَرٍ فَأَصَابَهَا فَغَارَتِ امْرَأَتُهُ ‏.‏ فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَسَأَلَهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ وَهَبَتْهَا لِي ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ لَتَأْتِينِي بِالْبَيِّنَةِ أَوْ لأَرْمِيَنَّكَ بِالْحِجَارَةِ ‏.‏ قَالَ فَاعْتَرَفَتِ امْرَأَتُهُ أَنَّهَا وَهَبَتْهَا لَهُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Rabîa b. Ebî Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre: Ömer b. el-Hattâb, karısına ait bir cariyeyi de yanına alarak yolculuğa çıkan ve onunla ilişkiye giren bir adama şöyle dedi -ki karısı onu kıskanmış ve durumu Ömer b. el-Hattâb'a anlatmıştı- : Ömer ona (nedenini) sordu. Adam: "(Karım) onu bana hibe etti" dedi. Ömer: "Ya bana bir delil (şahit) getirirsin ya da seni recmederim (taşlayarak öldürürüm)" dedi. (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine karısı, cariyeyi ona hibe ettiğini itiraf etti.

1521. Hadis

حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ فِي مِجَنٍّ ثَمَنُهُ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Nâfi'den, o Abdullâh b. Ömer'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, değeri üç dirhem olan bir kalkan (çalınması) sebebiyle (hırsızın elini) kesti.

1522. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ الْمَكِّيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ قَطْعَ فِي ثَمَرٍ مُعَلَّقٍ وَلاَ فِي حَرِيسَةِ جَبَلٍ ‏"‏ فَإِذَا آوَاهُ الْمُرَاحُ أَوِ الْجَرِينُ فَالْقَطْعُ فِيمَا يَبْلُغُ ثَمَنَ الْمِجَنِّ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Abdullâh b. Abdurrahmân b. Ebî Huseyn el-Mekkî'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Ağaçta) asılı duran meyve ve dağda korunan (otlayan) davar (çalınması) sebebiyle el kesme cezası yoktur. Ancak (meyve toplanıp) kurutma yerine (cerîn) veya (hayvanlar) ağıla (murâh) alındığında, (çalınan malın) değeri bir kalkan fiyatına ulaşırsa el kesme cezası uygulanır."

1523. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ سَارِقًا، سَرَقَ فِي زَمَانِ عُثْمَانَ أُتْرُجَّةً فَأَمَرَ بِهَا عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ أَنْ تُقَوَّمَ فَقُوِّمَتْ بِثَلاَثَةِ دَرَاهِمَ مِنْ صَرْفِ اثْنَىْ عَشَرَ دِرْهَمًا بِدِينَارٍ فَقَطَعَ عُثْمَانُ يَدَهُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Abdullâh b. Ebî Bekir'den, o babasından, o da Amre bint Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre: Osman (b. Affân) zamanında bir hırsız bir ağaç kavunu (turunçgillerden bir meyve) çaldı. Osman b. Affân, onun (meyvenin) kıymetinin takdir edilmesini emretti. On iki dirhemin bir dinar olduğu döviz kuruna göre, (meyveye) üç dirhem değer biçildi. Bunun üzerine Osman onun elini kesti.

1524. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ مَا طَالَ عَلَىَّ وَمَا نَسِيتُ ‏ "‏ الْقَطْعُ فِي رُبُعِ دِينَارٍ فَصَاعِدًا ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den, o Amre bint Abdurrahmân'dan, o da Nebi'nin sallallâhu aleyhi ve sellem eşi Âişe'den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: "(Zaman) bana o kadar uzamadı ve ben unutmadım: El kesme cezası, çeyrek dinar ve yukarısı (miktarlar) içindir."

1525. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهَا قَالَتْ خَرَجَتْ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى مَكَّةَ وَمَعَهَا مَوْلاَتَانِ لَهَا وَمَعَهَا غُلاَمٌ لِبَنِي عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَبَعَثَتْ مَعَ الْمَوْلاَتَيْنِ بِبُرْدٍ مُرَجَّلٍ قَدْ خِيطَ عَلَيْهِ خِرْقَةٌ خَضْرَاءُ قَالَتْ فَأَخَذَ الْغُلاَمُ الْبُرْدَ فَفَتَقَ عَنْهُ فَاسْتَخْرَجَهُ وَجَعَلَ مَكَانَهُ لِبْدًا أَوْ فَرْوَةً وَخَاطَ عَلَيْهِ فَلَمَّا قَدِمَتِ الْمَوْلاَتَانِ الْمَدِينَةَ دَفَعَتَا ذَلِكَ إِلَى أَهْلِهِ فَلَمَّا فَتَقُوا عَنْهُ وَجَدُوا فِيهِ اللِّبْدَ وَلَمْ يَجِدُوا الْبُرْدَ فَكَلَّمُوا الْمَرْأَتَيْنِ فَكَلَّمَتَا عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ كَتَبَتَا إِلَيْهَا وَاتَّهَمَتَا الْعَبْدَ فَسُئِلَ الْعَبْدُ عَنْ ذَلِكَ فَاعْتَرَفَ فَأَمَرَتْ بِهِ عَائِشَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُطِعَتْ يَدُهُ وَقَالَتْ عَائِشَةُ الْقَطْعُ فِي رُبُعِ دِينَارٍ فَصَاعِدًا ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Abdullâh b. Ebî Bekir b. Hazm'dan, o Amre bint Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Nebi'nin sallallâhu aleyhi ve sellem eşi Âişe, beraberinde kendisine ait iki azatlı cariye ve Abdullâh b. Ebî Bekir es-Sıddîk oğullarına ait bir köle ile Mekke'ye gitti. (Âişe), o iki kadınla beraber, üzerine yeşil bir bez dikilmiş (kese içinde, nakışlı) bir kumaş gönderdi. (Amre) dedi ki: Köle kumaşı aldı, dikişini söktü, onu çıkardı ve yerine keçe veya post parçası koyarak üzerini dikti. O iki kadın Medine'ye vardıklarında bunu (paketi) sahiplerine verdiler. Sahipleri dikişi açtıklarında içinde keçeyi buldular, kumaşı bulamadılar. Bunun üzerine o iki kadınla konuştular. Onlar da durumu Nebi'nin sallallâhu aleyhi ve sellem eşi Âişe'ye anlattılar (veya yazdılar) ve köleyi itham ettiler. Köleye bu durum soruldu ve o da suçunu itiraf etti. Bunun üzerine Nebi'nin sallallâhu aleyhi ve sellem eşi Âişe emretti ve onun eli kesildi. Âişe şöyle dedi: "El kesme cezası çeyrek dinar ve yukarısı içindir."

1526. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدًا، لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ سَرَقَ وَهُوَ آبِقٌ فَأَرْسَلَ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ إِلَى سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ - وَهُوَ أَمِيرُ الْمَدِينَةِ - لِيَقْطَعَ يَدَهُ فَأَبَى سَعِيدٌ أَنْ يَقْطَعَ يَدَهُ وَقَالَ لاَ تُقْطَعُ يَدُ الآبِقِ السَّارِقِ إِذَا سَرَقَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فِي أَىِّ كِتَابِ اللَّهِ وَجَدْتَ هَذَا ثُمَّ أَمَرَ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَقُطِعَتْ يَدُهُ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Nâfi'den rivayet edildiğine göre: Abdullâh b. Ömer'e ait bir köle, kaçak durumdayken hırsızlık yaptı. Abdullâh b. Ömer, elinin kesilmesi için onu -Medine valisi olan- Saîd b. el-Âs'a gönderdi. Saîd onun elini kesmeyi reddetti ve: "Kaçak kölenin, hırsızlık yaptığında eli kesilmez" dedi. Bunun üzerine Abdullâh b. Ömer ona: "Bunu Allah'ın kitabının neresinde buldun?" dedi. Sonra Abdullâh b. Ömer emretti ve (kölenin) eli kesildi.

1527. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زُرَيْقِ بْنِ حَكِيمٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، أَخَذَ عَبْدًا آبِقًا قَدْ سَرَقَ قَالَ فَأَشْكَلَ عَلَىَّ أَمْرُهُ - قَالَ - فَكَتَبْتُ فِيهِ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَسْأَلُهُ عَنْ ذَلِكَ وَهُوَ الْوَالِي يَوْمَئِذٍ - قَالَ - فَأَخْبَرْتُهُ أَنَّنِي كُنْتُ أَسْمَعُ أَنَّ الْعَبْدَ الآبِقَ إِذَا سَرَقَ وَهُوَ آبِقٌ لَمْ تُقْطَعْ يَدُهُ - قَالَ - فَكَتَبَ إِلَىَّ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ نَقِيضَ كِتَابِي يَقُولُ كَتَبْتَ إِلَىَّ أَنَّكَ كُنْتَ تَسْمَعُ أَنَّ الْعَبْدَ الآبِقَ إِذَا سَرَقَ لَمْ تُقْطَعْ يَدُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ ‏{‏وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ‏}‏ ‏.‏ فَإِنْ بَلَغَتْ سَرِقَتُهُ رُبُعَ دِينَارٍ فَصَاعِدًا فَاقْطَعْ يَدَهُ ‏.‏ وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، وَسَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، وَعُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، كَانُوا يَقُولُونَ إِذَا سَرَقَ الْعَبْدُ الآبِقُ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ قُطِعَ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ الأَمْرُ الَّذِي لاَ اخْتِلاَفَ فِيهِ عِنْدَنَا أَنَّ الْعَبْدَ الآبِقَ إِذَا سَرَقَ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ قُطِعَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Züreyk b. Hakîm'den rivayet edildiğine göre o şöyle haber verdi: Kendisi, hırsızlık yapmış olan kaçak bir köleyi yakaladı. (Züreyk) dedi ki: Durumu bana karışık geldi (ne yapacağımı bilemedim). Bunun üzerine o günkü vali olan Ömer b. Abdülazîz'e bu konuyu soran bir mektup yazdım. (Mektupta) ona, kaçak kölenin hırsızlık yaptığında elinin kesilmeyeceğine dair (bir görüş) işittiğimi bildirdim. Ömer b. Abdülazîz bana, yazdığımın aksini emreden bir mektup gönderdi ve şöyle dedi: "Sen bana, kaçak kölenin hırsızlık yaptığında elinin kesilmeyeceğini işittiğini yazmışsın. Oysa Allah Teâlâ kitabında şöyle buyurur: 'Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.' (Mâide, 38). Eğer çaldığı mal çeyrek dinar ve yukarısına ulaşırsa onun elini kes." Bana Mâlik'ten, ona ulaştığına göre, Kâsım b. Muhammed, Sâlim b. Abdullâh ve Urve b. Zübeyr (şöyle) diyorlardı: "Kaçak köle, el kesmeyi gerektiren bir malı çalarsa eli kesilir." Mâlik dedi ki: "Bizim yanımızda kendisinde ihtilaf olmayan hüküm şudur: Kaçak köle el kesmeyi gerektiren bir mal çalarsa eli kesilir."

1529. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَفْوَانَ، أَنَّ صَفْوَانَ بْنَ أُمَيَّةَ، قِيلَ لَهُ إِنَّهُ مَنْ لَمْ يُهَاجِرْ هَلَكَ ‏.‏ فَقَدِمَ صَفْوَانُ بْنُ أُمَيَّةَ الْمَدِينَةَ فَنَامَ فِي الْمَسْجِدِ وَتَوَسَّدَ رِدَاءَهُ فَجَاءَ سَارِقٌ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ فَأَخَذَ صَفْوَانُ السَّارِقَ فَجَاءَ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَسَرَقْتَ رِدَاءَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُقْطَعَ يَدُهُ فَقَالَ لَهُ صَفْوَانُ إِنِّي لَمْ أُرِدْ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هُوَ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَهَلاَّ قَبْلَ أَنْ تَأْتِيَنِي بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Safvân b. Abdullâh b. Safvân'dan rivayet edildiğine göre: Safvân b. Ümeyye'ye: "Hicret etmeyen kişi helak olur" denildi. Bunun üzerine Safvân b. Ümeyye (Mekke'den) Medine'ye geldi. Mescitte uyudu ve ridasını (üst giysisini) yastık yaptı. Bir hırsız geldi ve ridasını aldı. Safvân hırsızı yakaladı ve Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem getirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hırsıza: "Bunun ridasını sen mi çaldın?" dedi. Hırsız: "Evet" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun elinin kesilmesini emretti. Safvân O'na: "Ben bunu (elinin kesilmesini) istememiştim ey Allah'ın Resûlü! Rida ona sadaka olsun (helal ediyorum)" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onu bana getirmeden önce yapsaydın ya!" buyurdu.

1530. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ الزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ، لَقِيَ رَجُلاً قَدْ أَخَذَ سَارِقًا وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يَذْهَبَ بِهِ إِلَى السُّلْطَانِ فَشَفَعَ لَهُ الزُّبَيْرُ لِيُرْسِلَهُ فَقَالَ لاَ حَتَّى أَبْلُغَ بِهِ السُّلْطَانَ ‏.‏ فَقَالَ الزُّبَيْرُ إِذَا بَلَغْتَ بِهِ السُّلْطَانَ فَلَعَنَ اللَّهُ الشَّافِعَ وَالْمُشَفِّعَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Rabîa b. Ebî Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre: Zübeyr b. el-Avvâm, bir hırsızı yakalamış ve onu sultana (yetkiliye) götürmekte olan bir adamla karşılaştı. Zübeyr, hırsızı serbest bırakması için ona şefaat etti (aracı oldu). Adam: "Hayır, onu sultana götürünceye kadar (bırakmam)" dedi. Bunun üzerine Zübeyr: "Onu sultana götürdüğün zaman (artık) şefaat edene de, şefaati kabul edene de Allah lanet etsin" dedi.

1531. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ أَقْطَعَ الْيَدِ وَالرِّجْلِ قَدِمَ فَنَزَلَ عَلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَشَكَا إِلَيْهِ أَنَّ عَامِلَ الْيَمَنِ قَدْ ظَلَمَهُ فَكَانَ يُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ فَيَقُولُ أَبُو بَكْرٍ وَأَبِيكَ مَا لَيْلُكَ بِلَيْلِ سَارِقٍ ‏.‏ ثُمَّ إِنَّهُمْ فَقَدُوا عِقْدًا لأَسْمَاءَ بِنْتِ عُمَيْسٍ امْرَأَةِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَطُوفُ مَعَهُمْ وَيَقُولُ اللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِمَنْ بَيَّتَ أَهْلَ هَذَا الْبَيْتِ الصَّالِحِ ‏.‏ فَوَجَدُوا الْحُلِيَّ عِنْدَ صَائِغٍ زَعَمَ أَنَّ الأَقْطَعَ جَاءَهُ بِهِ فَاعْتَرَفَ بِهِ الأَقْطَعُ أَوْ شُهِدَ عَلَيْهِ بِهِ فَأَمَرَ بِهِ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ فَقُطِعَتْ يَدُهُ الْيُسْرَى وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَاللَّهِ لَدُعَاؤُهُ عَلَى نَفْسِهِ أَشَدُّ عِنْدِي عَلَيْهِ مِنْ سَرِقَتِهِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الَّذِي يَسْرِقُ مِرَارًا ثُمَّ يُسْتَعْدَى عَلَيْهِ إِنَّهُ لَيْسَ عَلَيْهِ إِلاَّ أَنْ تُقْطَعَ يَدُهُ لِجَمِيعِ مَنْ سَرَقَ مِنْهُ إِذَا لَمْ يَكُنْ أُقِيمَ عَلَيْهِ الْحَدُّ فَإِنْ كَانَ قَدْ أُقِيمَ عَلَيْهِ الْحَدُّ قَبْلَ ذَلِكَ ثُمَّ سَرَقَ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ قُطِعَ أَيْضًا ‏.‏

Bana Yahyâ'dan, o Mâlik'ten, o Abdurrahmân b. el-Kâsım'dan, o babasından rivayet edildiğine göre: Yemen halkından, (daha önce) eli ve ayağı kesilmiş bir adam geldi ve Ebû Bekir es-Sıddîk'a misafir oldu. Ona, Yemen valisinin kendisine zulmettiğinden yakındı. (Adam geceleri ibadet ediyordu.) Gece namaz kılarken Ebû Bekir (onu gördü ve): "Babana yemin olsun ki, senin gecen bir hırsızın gecesi değildir" dedi. Sonra Ebû Bekir es-Sıddîk'ın hanımı Esmâ bint Umeys'e ait bir gerdanlığı kaybettiler. Adam da onlarla beraber (gerdanlığı) aramaya başladı ve: "Allah'ım! Bu salih ailenin evine geceleyin ihanet edenin cezasını ver" diyordu. Sonunda takıları bir kuyumcunun yanında buldular. Kuyumcu, bunları kendisine o kesik (uzuvlu) adamın getirdiğini iddia etti. Adam da suçunu itiraf etti (veya aleyhine şahitlik yapıldı). Bunun üzerine Ebû Bekir es-Sıddîk emretti ve adamın sol eli kesildi. Ebû Bekir şöyle dedi: "Vallahi onun kendi aleyhine dua etmesi, bana hırsızlığından daha ağır geldi." Yahyâ dedi ki Mâlik şöyle buyurdu: Bizim nezdimizde, birçok defa hırsızlık yapıp sonra aleyhine dava açılan kişi hakkındaki hüküm şudur: Eğer daha önce kendisine had cezası uygulanmamışsa, çaldığı herkes için (tüm suçları bir sayılarak) sadece bir eli kesilir. Ancak daha önce had cezası uygulanmışsa ve sonra tekrar el kesmeyi gerektiren bir hırsızlık yapmışsa, yine (diğer) eli/ayağı kesilir.

1532. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا الزِّنَادِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَامِلاً لِعُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ أَخَذَ نَاسًا فِي حِرَابَةٍ وَلَمْ يَقْتُلُوا أَحَدًا فَأَرَادَ أَنْ يَقْطَعَ أَيْدِيَهُمْ أَوْ يَقْتُلَ فَكَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي ذَلِكَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ لَوْ أَخَذْتَ بِأَيْسَرِ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى وَسَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ الأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الَّذِي يَسْرِقُ أَمْتِعَةَ النَّاسِ الَّتِي تَكُونُ مَوْضُوعَةً بِالأَسْوَاقِ مُحْرَزَةً قَدْ أَحْرَزَهَا أَهْلُهَا فِي أَوْعِيَتِهِمْ وَضَمُّوا بَعْضَهَا إِلَى بَعْضٍ إِنَّهُ مَنْ سَرَقَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا مِنْ حِرْزِهِ فَبَلَغَ قِيمَتُهُ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَإِنَّ عَلَيْهِ الْقَطْعَ كَانَ صَاحِبُ الْمَتَاعِ عِنْدَ مَتَاعِهِ أَوْ لَمْ يَكُنْ لَيْلاً ذَلِكَ أَوْ نَهَارًا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الَّذِي يَسْرِقُ مَا يَجِبُ عَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ ثُمَّ يُوجَدُ مَعَهُ مَا سَرَقَ فَيُرَدُّ إِلَى صَاحِبِهِ إِنَّهُ تُقْطَعُ يَدُهُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فَإِنْ قَالَ قَائِلٌ كَيْفَ تُقْطَعُ يَدُهُ وَقَدْ أُخِذَ الْمَتَاعُ مِنْهُ وَدُفِعَ إِلَى صَاحِبِهِ فَإِنَّمَا هُوَ بِمَنْزِلَةِ الشَّارِبِ يُوجَدُ مِنْهُ رِيحُ الشَّرَابِ الْمُسْكِرِ وَلَيْسَ بِهِ سُكْرٌ فَيُجْلَدُ الْحَدَّ ‏.‏ قَالَ وَإِنَّمَا يُجْلَدُ الْحَدَّ فِي الْمُسْكِرِ إِذَا شَرِبَهُ وَإِنْ لَمْ يُسْكِرْهُ وَذَلِكَ أَنَّهُ إِنَّمَا شَرِبَهُ لِيُسْكِرَهُ فَكَذَلِكَ تُقْطَعُ يَدُ السَّارِقِ فِي السَّرِقَةِ الَّتِي أُخِذَتْ مِنْهُ وَلَوْ لَمْ يَنْتَفِعْ بِهَا وَرَجَعَتْ إِلَى صَاحِبِهَا وَإِنَّمَا سَرَقَهَا حِينَ سَرَقَهَا لِيَذْهَبَ بِهَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الْقَوْمِ يَأْتُونَ إِلَى الْبَيْتِ فَيَسْرِقُونَ مِنْهُ جَمِيعًا فَيَخْرُجُونَ بِالْعِدْلِ يَحْمِلُونَهُ جَمِيعًا أَوِ الصُّنْدُوقِ أَوِ الْخَشَبَةِ أَوْ بِالْمِكْتَلِ أَوْ مَا أَشْبَهَ ذَلِكَ مِمَّا يَحْمِلُهُ الْقَوْمُ جَمِيعًا إِنَّهُمْ إِذَا أَخْرَجُوا ذَلِكَ مِنْ حِرْزِهِ وَهُمْ يَحْمِلُونَهُ جَمِيعًا فَبَلَغَ ثَمَنُ مَا خَرَجُوا بِهِ مِنْ ذَلِكَ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ - وَذَلِكَ ثَلاَثَةُ دَرَاهِمَ فَصَاعِدًا - فَعَلَيْهِمُ الْقَطْعُ جَمِيعًا ‏.‏ قَالَ وَإِنْ خَرَجَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ بِمَتَاعٍ عَلَى حِدَتِهِ فَمَنْ خَرَجَ مِنْهُمْ بِمَا تَبْلُغُ قِيمَتُهُ ثَلاَثَةَ دَرَاهِمَ فَصَاعِدًا فَعَلَيْهِ الْقَطْعُ وَمَنْ لَمْ يَخْرُجْ مِنْهُمْ بِمَا تَبْلُغُ قِيمَتُهُ ثَلاَثَةَ دَرَاهِمَ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ عِنْدَنَا أَنَّهُ إِذَا كَانَتْ دَارُ رَجُلٍ مُغْلَقَةً عَلَيْهِ لَيْسَ مَعَهُ فِيهَا غَيْرُهُ فَإِنَّهُ لاَ يَجِبُ عَلَى مَنْ سَرَقَ مِنْهَا شَيْئًا الْقَطْعُ حَتَّى يَخْرُجَ بِهِ مِنَ الدَّارِ كُلِّهَا وَذَلِكَ أَنَّ الدَّارَ كُلَّهَا هِيَ حِرْزُهُ فَإِنْ كَانَ مَعَهُ فِي الدَّارِ سَاكِنٌ غَيْرُهُ وَكَانَ كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ يُغْلِقُ عَلَيْهِ بَابَهُ وَكَانَتْ حِرْزًا لَهُمْ جَمِيعًا فَمَنْ سَرَقَ مِنْ بُيُوتِ تِلْكَ الدَّارِ شَيْئًا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَخَرَجَ بِهِ إِلَى الدَّارِ فَقَدْ أَخْرَجَهُ مِنْ حِرْزِهِ إِلَى غَيْرِ حِرْزِهِ وَوَجَبَ عَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الْعَبْدِ يَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهِ أَنَّهُ إِنْ كَانَ لَيْسَ مِنْ خَدَمِهِ وَلاَ مِمَّنْ يَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهِ ثُمَّ دَخَلَ سِرًّا فَسَرَقَ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهِ وَكَذَلِكَ الأَمَةُ إِذَا سَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدِهَا لاَ قَطْعَ عَلَيْهَا ‏.‏ وَقَالَ فِي الْعَبْدِ لاَ يَكُونُ مِنْ خَدَمِهِ وَلاَ مِمَّنْ يَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهِ فَدَخَلَ سِرًّا فَسَرَقَ مِنْ مَتَاعِ امْرَأَةِ سَيِّدِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ إِنَّهُ تُقْطَعُ يَدُهُ ‏.‏ قَالَ وَكَذَلِكَ أَمَةُ الْمَرْأَةِ إِذَا كَانَتْ لَيْسَتْ بِخَادِمٍ لَهَا وَلاَ لِزَوْجِهَا وَلاَ مِمَّنْ تَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهَا فَدَخَلَتْ سِرًّا فَسَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ سَيِّدَتِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَلاَ قَطْعَ عَلَيْهَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ أَمَةُ الْمَرْأَةِ الَّتِي لاَ تَكُونُ مِنْ خَدَمِهَا وَلاَ مِمَّنْ تَأْمَنُ عَلَى بَيْتِهَا فَدَخَلَتْ سِرًّا فَسَرَقَتْ مِنْ مَتَاعِ زَوْجِ سَيِّدَتِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ أَنَّهَا تُقْطَعُ يَدُهَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَكَذَلِكَ الرَّجُلُ يَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ امْرَأَتِهِ أَوِ الْمَرْأَةُ تَسْرِقُ مِنْ مَتَاعِ زَوْجِهَا مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ إِنْ كَانَ الَّذِي سَرَقَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِنْ مَتَاعِ صَاحِبِهِ فِي بَيْتٍ سِوَى الْبَيْتِ الَّذِي يُغْلِقَانِ عَلَيْهِمَا وَكَانَ فِي حِرْزٍ سِوَى الْبَيْتِ الَّذِي هُمَا فِيهِ فَإِنَّ مَنْ سَرَقَ مِنْهُمَا مِنْ مَتَاعِ صَاحِبِهِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَعَلَيْهِ الْقَطْعُ فِيهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الصَّبِيِّ الصَّغِيرِ وَالأَعْجَمِيِّ الَّذِي لاَ يُفْصِحُ أَنَّهُمَا إِذَا سُرِقَا مِنْ حِرْزِهِمَا أَوْ غَلْقِهِمَا فَعَلَى مَنْ سَرَقَهُمَا الْقَطْعُ وَإِنْ خَرَجَا مِنْ حِرْزِهِمَا وَغَلْقِهِمَا فَلَيْسَ عَلَى مَنْ سَرَقَهُمَا قَطْعٌ ‏.‏ قَالَ وَإِنَّمَا هُمَا بِمَنْزِلَةِ حَرِيسَةِ الْجَبَلِ وَالثَّمَرِ الْمُعَلَّقِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ عِنْدَنَا فِي الَّذِي يَنْبِشُ الْقُبُورَ أَنَّهُ إِذَا بَلَغَ مَا أَخْرَجَ مِنَ الْقَبْرِ مَا يَجِبُ فِيهِ الْقَطْعُ فَعَلَيْهِ فِيهِ الْقَطْعُ ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَنَّ الْقَبْرَ حِرْزٌ لِمَا فِيهِ كَمَا أَنَّ الْبُيُوتَ حِرْزٌ لِمَا فِيهَا ‏.‏ قَالَ وَلاَ يَجِبُ عَلَيْهِ الْقَطْعُ حَتَّى يَخْرُجَ بِهِ مِنَ الْقَبْرِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, ona Ebu'z-Zinâd'ın şöyle haber verdiğine göre: Ömer b. Abdülazîz'in valilerinden biri, yol kesme (hırâbe) suçundan bazı insanları yakaladı. Bunlar kimseyi öldürmemişlerdi. Vali onların ellerini kesmek veya onları öldürmek istedi. Bu konuda Ömer b. Abdülazîz'e mektup yazdı. Ömer b. Abdülazîz ona: "En hafif cezayı (el kesmeyi) uygula" diye yazdı. Yahyâ dedi ki Mâlik'in şöyle dediğini işittim: Bizim nezdimizde, insanların pazarlarda muhafaza altına aldıkları, kaplarına koyup istifledikleri malları çalan kişi hakkındaki hüküm şudur: Kim koruma altındaki (hırz) bu yerden el kesmeyi gerektiren miktarda bir mal çalarsa, mal sahibi malının başında olsun veya olmasın, gece olsun veya gündüz olsun, o kimseye el kesme cezası uygulanır. Mâlik, el kesmeyi gerektiren bir malı çalıp da çaldığı malla birlikte yakalanan ve malı sahibine iade edilen kişi hakkında şöyle dedi: "Onun eli kesilir." Mâlik dedi ki: Eğer biri: "Mal ondan alınıp sahibine verildiği halde eli nasıl kesilir?" derse, (cevabı şudur): O, tıpkı sarhoş olmadığı halde kendisinde içki kokusu bulunan ve (bu sebeple) had cezası vurulan kişi gibidir. Kişiye içki içtiği zaman, sarhoş olmasa bile had cezası uygulanır. Çünkü o, sarhoş olmak için içmiştir. Aynı şekilde hırsızın eli de, kendisinden alınan ve (henüz) faydalanmadığı, sahibine iade edilen mal sebebiyle kesilir. Çünkü o, malı çaldığı zaman onu alıp götürmek için çalmıştır. Mâlik, bir eve gelip hep birlikte oradan hırsızlık yapan topluluk hakkında şöyle dedi: Eğer çaldıkları malı hep birlikte taşıdıkları bir denk, sandık, kütük, sepet veya benzeri bir şey içinde, koruma altındaki yerden (hırzdan) hep beraber çıkarırlarsa ve çıkardıkları malın değeri el kesmeyi gerektiren miktara -ki bu üç dirhem ve yukarısıdır- ulaşırsa, hepsinin eli kesilir. Eğer her biri ayrı ayrı birer mal alıp çıkarsa; aldığının değeri üç dirhem ve yukarısı olanın eli kesilir, değeri üç dirheme ulaşmayan bir mal alanın eli kesilmez. Yahyâ dedi ki Mâlik şöyle buyurdu: Bize göre hüküm şudur: Bir kişinin evi üzerine kilitli ise ve içeride ondan başka kimse yoksa, o evden bir şey çalan kimsenin eli, malı evin tamamından dışarı çıkarıncaya kadar kesilmez. Çünkü evin tamamı o mal için hırzdır (korunaklı yerdir). Eğer evde onunla beraber başka bir oturan varsa ve her biri kendi odasını kilitliyorsa, (ev) hepsi için bir hırz sayılır. Kim o evin odalarından, el kesmeyi gerektiren bir mal çalar ve onu evin (ortasına/avlusuna) çıkarırsa, onu hırzdan hırz olmayan yere çıkarmış olur ve elinin kesilmesi gerekir. Mâlik dedi ki: Bize göre, efendisinin malından çalan köle hakkındaki hüküm şudur: Eğer köle hizmetçilerden değilse ve eve girip çıkması konusunda güvenilen kişilerden de değilse, sonra gizlice girip efendisinin malından el kesmeyi gerektiren bir şey çalarsa, onun eli kesilmez. Aynı şekilde efendisinin malından çalan cariyenin de eli kesilmez. (Mâlik) dedi ki: Hizmetçilerden olmayan ve eve girmesi konusunda güvenilmeyen bir köle gizlice girip efendisinin hanımının malından el kesmeyi gerektiren bir şey çalarsa, onun eli kesilir. Aynı şekilde, kadının hizmetçisi olmayan, kocasına da hizmet etmeyen ve eve girmesi konusunda güvenilmeyen bir cariye, gizlice girip hanımefendisinin malından el kesmeyi gerektiren bir şey çalarsa, onun eli kesilmez. (Ancak) Mâlik dedi ki: Kadının hizmetçisi olmayan ve eve girmesi konusunda güvenilmeyen bir cariye, gizlice girip hanımefendisinin kocasının malından el kesmeyi gerektiren bir şey çalarsa, onun eli kesilir. Mâlik dedi ki: Aynı şekilde bir erkek karısının malından veya bir kadın kocasının malından el kesmeyi gerektiren bir şey çalarsa (durum şöyledir): Eğer her biri, eşinin malını, ortak kullandıkları kilitli odanın dışındaki bir odadan ve bulundukları yerin haricindeki bir hırzdan (korunaklı yerden) çalmışsa, el kesmeyi gerektiren malı çalanın eli kesilir. Mâlik, küçük çocuk ve meramını anlatamayacak durumdaki yabancı (a'cemî) hakkında şöyle dedi: Eğer bunlar, bulundukları hırzdan veya kilitli yerden çalınırlarsa (kaçırılırlarsa), onları çalan/kaçıran kişinin eli kesilir. Eğer (çocuk veya a'cemî) kendi hırzlarından ve kilitli yerlerinden (kendileri) çıkarlarsa, onları (dışarıda bulup) çalan/kaçıran kişiye el kesme cezası uygulanmaz. Onlar bu durumda dağda korunan (otlayan) hayvan veya (ağaçta) asılı meyve gibidirler. Mâlik dedi ki: Bize göre kabir soyguncusu (nebbaş) hakkındaki hüküm şudur: Kabirden çıkardığı mal el kesmeyi gerektiren miktara ulaşırsa, onun eli kesilir. Mâlik dedi ki: Çünkü evler içindekiler için nasıl hırz (korunak) ise, kabir de içindekiler için öyle hırzdır. (Ancak) malı kabirden dışarı çıkarmadıkça eli kesilmez.

1533. Hadis

وَحَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، أَنَّ عَبْدًا، سَرَقَ وَدِيًّا مِنْ حَائِطِ رَجُلٍ فَغَرَسَهُ فِي حَائِطِ سَيِّدِهِ فَخَرَجَ صَاحِبُ الْوَدِيِّ يَلْتَمِسُ وَدِيَّهُ فَوَجَدَهُ فَاسْتَعْدَى عَلَى الْعَبْدِ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ فَسَجَنَ مَرْوَانُ الْعَبْدَ وَأَرَادَ قَطْعَ يَدِهِ فَانْطَلَقَ سَيِّدُ الْعَبْدِ إِلَى رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ فَسَأَلَهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَخْبَرَهُ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ قَطْعَ فِي ثَمَرٍ وَلاَ كَثَرٍ ‏"‏ ‏.‏ وَالْكَثَرُ الْجُمَّارُ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ فَإِنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ أَخَذَ غُلاَمًا لِي وَهُوَ يُرِيدُ قَطْعَهُ وَأَنَا أُحِبُّ أَنْ تَمْشِيَ مَعِيَ إِلَيْهِ فَتُخْبِرَهُ بِالَّذِي سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَمَشَى مَعَهُ رَافِعٌ إِلَى مَرْوَانَ بْنِ الْحَكَمِ فَقَالَ أَخَذْتَ غُلاَمًا لِهَذَا فَقَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ فَمَا أَنْتَ صَانِعٌ بِهِ قَالَ أَرَدْتُ قَطْعَ يَدِهِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَافِعٌ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ قَطْعَ فِي ثَمَرٍ وَلاَ كَثَرٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَمَرَ مَرْوَانُ بِالْعَبْدِ فَأُرْسِلَ ‏.‏

Bana Yahyâ'dan, o Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den, o Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan rivayet edildiğine göre: Bir köle, bir adamın bahçesinden hurma fidanı çaldı ve onu efendisinin bahçesine dikti. Fidanın sahibi fidanını aramaya çıktı ve onu buldu. Köleyi Mervân b. el-Hakem'e şikayet etti. Mervân köleyi hapsetti ve elini kesmek istedi. Kölenin efendisi Râfi' b. Hadîc'e gitti ve ona bu durumu sordu. (Râfi') ona, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu işittiğini haber verdi: "Meyve ve hurma özü (koruk/tomurcuk) sebebiyle el kesme cezası yoktur." (Ravi dedi ki:) "Keser", hurma özüdür (cümmâr). Adam Râfi'e: "Mervân b. el-Hakem kölemi yakaladı, elini kesmek istiyor. Senin de benimle gelip Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem işittiğin bu hadisi ona haber vermeni istiyorum" dedi. Râfi' onunla beraber Mervân b. el-Hakem'e gitti ve: "Bu adamın kölesini yakaladın mı?" dedi. Mervân: "Evet" dedi. Râfi': "Ona ne yapacaksın?" dedi. Mervân: "Elini kesmek istedim" dedi. Bunun üzerine Râfi' ona şöyle dedi: "Ben Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğunu işittim: 'Meyve ve hurma özü sebebiyle el kesme cezası yoktur.'" Bunun üzerine Mervân köle hakkında emir verdi ve köle serbest bırakıldı.

1534. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْحَضْرَمِيِّ، جَاءَ بِغُلاَمٍ لَهُ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَقَالَ لَهُ اقْطَعْ يَدَ غُلاَمِي هَذَا فَإِنَّهُ سَرَقَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ مَاذَا سَرَقَ فَقَالَ سَرَقَ مِرْآةً لاِمْرَأَتِي ثَمَنُهَا سِتُّونَ دِرْهَمًا ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ أَرْسِلْهُ فَلَيْسَ عَلَيْهِ قَطْعٌ خَادِمُكُمْ سَرَقَ مَتَاعَكُمْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Sâib b. Yezîd'den rivayet edildiğine göre: Abdullâh b. Amr b. el-Hadramî kendisine ait bir köleyi Ömer b. el-Hattâb'a getirdi ve ona: "Bu kölemin elini kes, çünkü o hırsızlık yaptı" dedi. Ömer ona: "Ne çaldı?" diye sordu. O da: "Karıma ait, değeri altmış dirhem olan bir ayna çaldı" dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Onu serbest bırak, onun elinin kesilmesi gerekmez. (Çünkü o) sizin hizmetçinizdir, sizin malınızı çalmıştır."

1535. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، أُتِيَ بِإِنْسَانٍ قَدِ اخْتَلَسَ مَتَاعًا فَأَرَادَ قَطْعَ يَدِهِ فَأَرْسَلَ إِلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ يَسْأَلُهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ لَيْسَ فِي الْخُلْسَةِ قَطْعٌ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan rivayet edildiğine göre: Mervân b. el-Hakem'e, malı kapkaç (ihtilâs) yoluyla çalan bir insan getirildi. Mervân onun elini kesmek istedi. Bu konuda sormak üzere Zeyd b. Sâbit'e haber gönderdi. Zeyd b. Sâbit: "Kapkaç (hulse) suçunda el kesme cezası yoktur" dedi.

1536. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، أَنَّهُ أَخَذَ نَبَطِيًّا قَدْ سَرَقَ خَوَاتِمَ مِنْ حَدِيدٍ فَحَبَسَهُ لِيَقْطَعَ يَدَهُ فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ عَمْرَةُ بِنْتُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ مَوْلاَةً لَهَا يُقَالُ لَهَا أُمَيَّةُ قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَجَاءَتْنِي وَأَنَا بَيْنَ ظَهْرَانَىِ النَّاسِ فَقَالَتْ تَقُولُ لَكَ خَالَتُكَ عَمْرَةُ يَا ابْنَ أُخْتِي أَخَذْتَ نَبَطِيًّا فِي شَىْءٍ يَسِيرٍ ذُكِرَ لِي فَأَرَدْتَ قَطْعَ يَدِهِ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَتْ فَإِنَّ عَمْرَةَ تَقُولُ لَكَ لاَ قَطْعَ إِلاَّ فِي رُبُعِ دِينَارٍ فَصَاعِدًا ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَأَرْسَلْتُ النَّبَطِيَّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِي اعْتِرَافِ الْعَبِيدِ أَنَّهُ مَنِ اعْتَرَفَ مِنْهُمْ عَلَى نَفْسِهِ بِشَىْءٍ يَقَعُ الْحَدُّ وَالْعُقُوبَةُ فِيهِ فِي جَسَدِهِ ‏.‏ فَإِنَّ اعْتِرَافَهُ جَائِزٌ عَلَيْهِ وَلاَ يُتَّهَمُ أَنْ يُوقِعَ عَلَى نَفْسِهِ هَذَا ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَأَمَّا مَنِ اعْتَرَفَ مِنْهُمْ بِأَمْرٍ يَكُونُ غُرْمًا عَلَى سَيِّدِهِ فَإِنَّ اعْتِرَافَهُ غَيْرُ جَائِزٍ عَلَى سَيِّدِهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ لَيْسَ عَلَى الأَجِيرِ وَلاَ عَلَى الرَّجُلِ يَكُونَانِ مَعَ الْقَوْمِ يَخْدُمَانِهِمْ إِنْ سَرَقَاهُمْ قَطْعٌ لأَنَّ حَالَهُمَا لَيْسَتْ بِحَالِ السَّارِقِ وَإِنَّمَا حَالُهُمَا حَالُ الْخَائِنِ وَلَيْسَ عَلَى الْخَائِنِ قَطْعٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الَّذِي يَسْتَعِيرُ الْعَارِيَةَ فَيَجْحَدُهَا إِنَّهُ لَيْسَ عَلَيْهِ قَطْعٌ وَإِنَّمَا مَثَلُ ذَلِكَ مَثَلُ رَجُلٍ كَانَ لَهُ عَلَى رَجُلٍ دَيْنٌ فَجَحَدَهُ ذَلِكَ فَلَيْسَ عَلَيْهِ فِيمَا جَحَدَهُ قَطْعٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا فِي السَّارِقِ يُوجَدُ فِي الْبَيْتِ قَدْ جَمَعَ الْمَتَاعَ وَلَمْ يَخْرُجْ بِهِ إِنَّهُ لَيْسَ عَلَيْهِ قَطْعٌ وَإِنَّمَا مَثَلُ ذَلِكَ كَمَثَلِ رَجُلٍ وَضَعَ بَيْنَ يَدَيْهِ خَمْرًا لِيَشْرَبَهَا فَلَمْ يَفْعَلْ فَلَيْسَ عَلَيْهِ حَدٌّ وَمِثْلُ ذَلِكَ رَجُلٌ جَلَسَ مِنِ امْرَأَةٍ مَجْلِسًا وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يُصِيبَهَا حَرَامًا فَلَمْ يَفْعَلْ وَلَمْ يَبْلُغْ ذَلِكَ مِنْهَا فَلَيْسَ عَلَيْهِ أَيْضًا فِي ذَلِكَ حَدٌّ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ الأَمْرُ الْمُجْتَمَعُ عَلَيْهِ عِنْدَنَا أَنَّهُ لَيْسَ فِي الْخُلْسَةِ قَطْعٌ بَلَغَ ثَمَنُهَا مَا يُقْطَعُ فِيهِ أَوْ لَمْ يَبْلُغْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten, o Yahyâ b. Saîd'den rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Ebû Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm bana şöyle haber verdi: O, demir yüzükler çalmış olan bir Nabatîyi yakaladı. Elini kesmek üzere onu hapsetti. Bunun üzerine (teyzesi) Amre bint Abdurrahmân, Ümeyye denilen azatlı cariyesini (haberci olarak) Ebû Bekir'e gönderdi. Ebû Bekir dedi ki: Ben insanların arasındayken o (Ümeyye) bana geldi ve şöyle dedi: "Teyzen Amre sana diyor ki: Ey kız kardeşimin oğlu! Bana zikredildiğine göre sen değersiz bir şey çalan bir Nabatîyi yakalamışsın ve onun elini kesmek istiyormuşsun (öyle mi)?" Ben: "Evet" dedim. Kadın: "Amre sana, 'Çeyrek dinar ve yukarısı olmadıkça el kesme cezası yoktur' diyor" dedi. Ebû Bekir dedi ki: "Bunun üzerine Nabatîyi serbest bıraktım." Mâlik dedi ki: Bizim nezdimizde kölelerin itirafı konusunda üzerinde ittifak edilen görüş şudur: Kölelerden kim, kendi aleyhine, bedeniyle ilgili bir had veya cezayı gerektirecek bir suç itiraf ederse (bu kabul edilir ve) ceza uygulanır. Çünkü onun (bedeni aleyhine olan) itirafı geçerlidir ve kişinin kendi aleyhine (zararına) olacak böyle bir şeyi yapacağı ithamında bulunulmaz. Mâlik dedi ki: Ancak kölelerden kim, efendisine tazminat (para) ödemeyi gerektirecek bir durumu itiraf ederse, onun bu itirafı efendisi aleyhine geçerli değildir. Mâlik dedi ki: Bir toplulukla beraber olup onlara hizmet eden ücretli işçi veya (yol arkadaşı gibi) kişi, onlardan (hizmet ettiklerinden) bir şey çalarsa eli kesilmez. Çünkü onların durumu hırsızın durumu gibi değildir. Onların durumu hainin (emanete ihanet edenin) durumu gibidir. Hainin ise eli kesilmez. Mâlik, ödünç (âriyet) mal alıp sonra onu inkâr eden kişi hakkında şöyle dedi: "Onun eli kesilmez. Bunun durumu, bir kişiye borçlanıp sonra borcunu inkâr eden kişinin durumu gibidir. İnkâr ettiği (borç) sebebiyle onun eli kesilmez." Mâlik dedi ki: Bizim nezdimizde, evde (hırsızlık yaparken) yakalanan, eşyaları toplamış fakat henüz onlarla (evden) çıkmamış hırsız hakkındaki üzerinde ittifak edilen hüküm şudur: Onun eli kesilmez. Bunun durumu, önüne içmek için şarap koyup henüz içmemiş olan kişinin durumu gibidir; ona had cezası uygulanmaz. Yine bunun durumu, haram yoldan ilişkiye girmek üzere bir kadının yanına oturan fakat henüz (ilişkiye) girmemiş ve amacına ulaşmamış kişinin durumu gibidir; buna da had cezası uygulanmaz. Mâlik dedi ki: Bizim nezdimizde üzerinde ittifak edilen görüşe göre; değeri el kesme miktarını bulsun veya bulmasın, kapkaç (hulse) suçunda el kesme cezası yoktur.