Talâk ve Liân Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1175. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنْ رَجُلٍ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَقَالَ هَلْ تَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَيُعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ قَالَ فَمَهْ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı. Bize Hammâd b. Zeyd anlattı. (O) Eyyûb'dan, (o) Muhammed b. Sîrîn'den, (o) Yûnus b. Cübeyr'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: İbn Ömer'e, karısını hayızlı iken boşayan adamın durumunu sordum. Dedi ki: "Abdullah b. Ömer'i tanıyor musun? O karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e (durumu) sordu. O da ona, eşine dönmesini emretti." (Yûnus dedi ki): "O boşama sayılır mı?" dedim. Dedi ki: "Ya ne olacaktı? Aciz kalır veya ahmaklık ederse (sayılmayacak mıydı?)"

1176. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى آلِ طَلْحَةَ عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ فِي الْحَيْضِ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا أَوْ حَامِلاً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَكَذَلِكَ حَدِيثُ سَالِمٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ طَلاَقَ السُّنَّةِ أَنْ يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا مِنْ غَيْرِ جِمَاعٍ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنْ طَلَّقَهَا ثَلاَثًا وَهِيَ طَاهِرٌ فَإِنَّهُ يَكُونُ لِلسُّنَّةِ أَيْضًا ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَكُونُ ثَلاَثًا لِلسُّنَّةِ إِلاَّ أَنْ يُطَلِّقَهَا وَاحِدَةً وَاحِدَةً ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالُوا فِي طَلاَقِ الْحَامِلِ يُطَلِّقُهَا مَتَى شَاءَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ يُطَلِّقُهَا عِنْدَ كُلِّ شَهْرٍ تَطْلِيقَةً ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. Bize Vekî' anlattı. (O) Süfyân'dan, (o) Talha ailesinin azatlısı Muhammed b. Abdurrahman'dan, (o) Sâlim'den, (o da) babasından (naklettiğine göre); Babası (Abdullah b. Ömer), karısını hayız halinde iken boşamıştı. Ömer, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e (bunu) sordu. Buyurdu ki: "Ona emret, karısına dönsün. Sonra onu temiz iken veya hamile iken boşasın." Ebû Îsâ dedi ki: Yûnus b. Cübeyr'in İbn Ömer'den rivayet ettiği hadis hasen sahihtir. Aynı şekilde Sâlim'in İbn Ömer'den hadisi de böyledir. Bu hadis İbn Ömer'den, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e isnad edilerek (merfû olarak) birçok vecihle rivayet edilmiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehli katında amel buna göredir; sünnet olan talâk, kadını cinsel ilişkiye girmediği temizlik döneminde boşamaktır. Bazıları, kadın temiz iken onu üç talâkla boşarsa, bunun da sünnet üzere (bir boşama) olacağını söylemiştir. Bu Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Diğer bazıları ise şöyle demiştir: Onu birer birer (ayrı zamanlarda) boşamadıkça, üç talâk sünnet üzere olmaz. Bu Süfyân es-Sevrî ve İshâk'ın görüşüdür. Onlar, hamile kadının talâkı hakkında; "Onu dilediği zaman boşar" dediler. Bu Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür. Bazıları ise; "Onu her ay bir talâkla boşar" demişlerdir.

1177. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ رُكَانَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي طَلَّقْتُ امْرَأَتِي الْبَتَّةَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا أَرَدْتَ بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَاحِدَةً ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَاللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَاللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهُوَ مَا أَرَدْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ فِيهِ اضْطِرَابٌ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رُكَانَةَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا ‏.‏ - وَقَدِ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ فِي طَلاَقِ الْبَتَّةِ فَرُوِيَ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّهُ جَعَلَ الْبَتَّةَ وَاحِدَةً وَرُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ أَنَّهُ جَعَلَهَا ثَلاَثًا ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ فِيهِ نِيَّةُ الرَّجُلِ إِنْ نَوَى وَاحِدَةً فَوَاحِدَةٌ وَإِنْ نَوَى ثَلاَثًا فَثَلاَثٌ وَإِنْ نَوَى ثِنْتَيْنِ لَمْ تَكُنْ إِلاَّ وَاحِدَةً ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ ‏.‏ وَقَالَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ فِي الْبَتَّةِ إِنْ كَانَ قَدْ دَخَلَ بِهَا فَهِيَ ثَلاَثُ تَطْلِيقَاتٍ ‏.‏ وَقَالَ الشَّافِعِيُّ إِنْ نَوَى وَاحِدَةً فَوَاحِدَةٌ يَمْلِكُ الرَّجْعَةَ وَإِنْ نَوَى ثِنْتَيْنِ فَثِنْتَانِ وَإِنْ نَوَى ثَلاَثًا فَثَلاَثٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. Bize Kabîsa anlattı. (O) Cerîr b. Hâzim'den, (o) Zübeyr b. Saîd'den, (o) Abdullah b. Yezîd b. Rükâne'den, (o) babasından, (o da) dedesinden (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben karımı 'el-bette' (kesinlikle/bütünüyle) boşadım" dedim. Buyurdu ki: "Onunla neyi kastettin?" "Bir talâkı" dedim. "Vallahi mi?" buyurdu. "Vallahi" dedim. Buyurdu ki: "O senin kastettiğin gibidir." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi sadece bu veçhiyle biliyoruz. Muhammed'e (Buhârî'ye) bu hadisi sordum. Dedi ki: "Onda ızdırap (karışıklık) vardır." İkrime'den, (o) İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre; Rükâne karısını üç talâkla boşamıştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehli, "el-bette" (kesin) talâkı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ömer b. El-Hattâb'dan rivayet edildiğine göre o, 'el-bette'yi bir talâk saymıştır. Ali'den ise onu üç talâk saydığı rivayet edilmiştir. İlim ehlinden bazıları şöyle demiştir: Bunda kişinin niyeti (esas)tır. Eğer bir talâka niyet ettiyse birdir, üç talâka niyet ettiyse üçtür. Eğer ikiye niyet ettiyse o ancak bir sayılır (çünkü talâkta iki diye bir sınır yoktur, ya birdir ya üçtür). Bu Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşüdür. Mâlik b. Enes, "el-bette" talâkı hakkında şöyle demiştir: "Eğer kadınla zifafa girmişse bu üç talâk sayılır." Şâfiî ise şöyle demiştir: "Eğer bir talâka niyet ederse birdir ve ric'at hakkına (dönüş hakkına) sahiptir. Eğer ikiye niyet ederse ikidir, üçe niyet ederse üçtür."

1178. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ نَصْرِ بْنِ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ قُلْتُ لأَيُّوبَ هَلْ عَلِمْتَ أَنَّ أَحَدًا قَالَ فِي أَمْرُكِ بِيَدِكِ أَنَّهَا ثَلاَثٌ إِلاَّ الْحَسَنَ فَقَالَ لاَ إِلاَّ الْحَسَنَ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ اللَّهُمَّ غَفْرًا إِلاَّ مَا حَدَّثَنِي قَتَادَةُ عَنْ كَثِيرٍ مَوْلَى ابْنِ سَمُرَةَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ ثَلاَثٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ فَلَقِيتُ كَثِيرًا - مَوْلَى ابْنِ سَمُرَةَ فَسَأَلْتُهُ فَلَمْ يَعْرِفْهُ فَرَجَعْتُ إِلَى قَتَادَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ نَسِيَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سُلَيْمَانَ بْنِ حَرْبٍ عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ ‏.‏ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، فَقَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، بِهَذَا وَإِنَّمَا هُوَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، مَوْقُوفٌ ‏.‏ وَلَمْ يُعْرَفْ حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ مَرْفُوعًا ‏.‏ وَكَانَ عَلِيُّ بْنُ نَصْرٍ حَافِظًا صَاحِبَ حَدِيثٍ ‏.‏ وَقَدِ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي أَمْرُكِ بِيَدِكِ فَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ مِنْهُمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ هِيَ وَاحِدَةٌ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنَ التَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ ‏.‏ وَقَالَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ الْقَضَاءُ مَا قَضَتْ ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا جَعَلَ أَمْرَهَا بِيَدِهَا وَطَلَّقَتْ نَفْسَهَا ثَلاَثًا وَأَنْكَرَ الزَّوْجُ وَقَالَ لَمْ أَجْعَلْ أَمْرَهَا بِيَدِهَا إِلاَّ فِي وَاحِدَةٍ اسْتُحْلِفَ الزَّوْجُ وَكَانَ الْقَوْلُ قَوْلَهُ مَعَ يَمِينِهِ ‏.‏ وَذَهَبَ سُفْيَانُ وَأَهْلُ الْكُوفَةِ إِلَى قَوْلِ عُمَرَ وَعَبْدِ اللَّهِ ‏.‏ وَأَمَّا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ فَقَالَ الْقَضَاءُ مَا قَضَتْ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ ‏.‏ وَأَمَّا إِسْحَاقُ فَذَهَبَ إِلَى قَوْلِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏

Bize Ali b. Nasr b. Ali anlattı. Bize Süleyman b. Harb anlattı. Bize Hammâd b. Zeyd anlattı. Dedi ki: Eyyûb'a: "Hasan (el-Basrî) dışında herhangi birinin, 'İşin (kararın) senin elindedir' (sözü) hakkında; 'Bu üç talâktır' dediğini biliyor musun?" dedim. Dedi ki: "Hayır, sadece Hasan (böyle demiştir)." Sonra (şöyle ekledi): "Allah'ım bağışla! Ancak Katâde'nin bana Kesîr -İbn Semüre'nin azatlısı- kanalıyla, Ebû Seleme'den, (o) Ebû Hureyre'den, (o da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklettiği şu hadis hariç: O (Nebi s.a.v), 'Üçtür' buyurmuştur." Eyyûb dedi ki: "Bunun üzerine İbn Semüre'nin azatlısı Kesîr ile karşılaştım ve ona (bu hadisi) sordum. O bunu tanımadı (bilmediğini söyledi). Katâde'ye dönüp ona haber verdim. 'Unutmuştur' dedi." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece Süleyman b. Harb'in Hammâd b. Zeyd'den rivayetiyle biliyoruz. Muhammed'e (Buhârî'ye) bu hadisi sordum. Dedi ki: "Bize Süleyman b. Harb, Hammâd b. Zeyd'den bunu anlattı. Ancak bu (merfû değil) Ebû Hureyre'den mevkûf olarak (onun kendi sözü şeklinde) gelmiştir. Ebû Hureyre hadisinin merfû olduğu bilinmemektedir." Ali b. Nasr, hafız ve hadis ehli (sahibu'l-hadis) bir zattı. İlim ehli, "İşin senin elindedir" sözü hakkında ihtilaf etmişlerdir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden -Ömer b. El-Hattâb ve Abdullah b. Mes'ûd da dahil olmak üzere- bazı ilim ehli şöyle demiştir: "O bir talâktır." Bu, Tâbiîn ve ondan sonrakilerden birçok ilim ehlinin görüşüdür. Osman b. Affân ve Zeyd b. Sâbit ise: "Hüküm, kadının verdiği hükme göredir (neye karar verirse o olur)" demişlerdir. İbn Ömer şöyle demiştir: "Eğer işini onun eline verir, o da nefsini üç talâkla boşarsa, koca da bunu inkar edip; 'Ben işini eline verirken sadece bir talâkı kastetmiştim' derse, kocaya yemin ettirilir ve yeminiyle birlikte onun sözü geçerli olur." Süfyân ve Kûfe ehli, Ömer ve Abdullah'ın görüşüne gitmişlerdir. Mâlik b. Enes: "Hüküm, kadının verdiği hükme göredir" demiştir. Bu Ahmed'in de görüşüdür. İshâk ise İbn Ömer'in görüşüne gitmiştir.

1179. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ أَفَكَانَ طَلاَقًا؟ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، بِمِثْلِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي الْخِيَارِ فَرُوِيَ عَنْ عُمَرَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ أَنَّهُمَا قَالاَ إِنِ اخْتَارَتْ نَفْسَهَا فَوَاحِدَةٌ بَائِنَةٌ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنْهُمَا أَنَّهُمَا قَالاَ أَيْضًا وَاحِدَةٌ يَمْلِكُ الرَّجْعَةَ وَإِنِ اخْتَارَتْ زَوْجَهَا فَلاَ شَىْءَ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ أَنَّهُ قَالَ إِنِ اخْتَارَتْ نَفْسَهَا فَوَاحِدَةٌ بَائِنَةٌ وَإِنِ اخْتَارَتْ زَوْجَهَا فَوَاحِدَةٌ يَمْلِكُ الرَّجْعَةَ ‏.‏ وَقَالَ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ إِنِ اخْتَارَتْ زَوْجَهَا فَوَاحِدَةٌ وَإِنِ اخْتَارَتْ نَفْسَهَا فَثَلاَثٌ ‏.‏ وَذَهَبَ أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ وَالْفِقْهِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ فِي هَذَا الْبَابِ إِلَى قَوْلِ عُمَرَ وَعَبْدِ اللَّهِ وَهُوَ قَوْلُ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ وَأَمَّا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ فَذَهَبَ إِلَى قَوْلِ عَلِيٍّ رضى الله عنه ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. Bize Süfyân anlattı. (O) İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, (o) Şa'bî'den, (o) Mesrûk'tan, (o da) Âişe'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi (dünya ile kendisi arasında) muhayyer bıraktı (seçim hakkı tanıdı), biz de O'nu seçtik. (Bu seçimimiz) bir talâk oldu mu? (Hayır olmadı). Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. Bize Süfyân anlattı. (O) A'meş'ten, (o) Ebu'd-Duhâ'dan, (o) Mesrûk'tan, (o da) Âişe'den benzerini nakletti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehli "muhayyerlik" (hıyar) konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ömer ve Abdullah b. Mes'ûd'dan rivayet edildiğine göre ikisi şöyle demişlerdir: "Eğer kadın (seçim hakkını kullanıp) nefsini seçerse, bu bir bâin (kesin) talâk sayılır." Yine o ikisinden rivayet edildiğine göre şöyle de demişlerdir: "Bu, kocanın ric'at (dönüş) hakkına sahip olduğu bir talâktır. Eğer kocasını seçerse, hiçbir şey (talâk) olmaz." Ali'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Eğer nefsini seçerse bu bir bâin talâktır. Eğer kocasını seçerse, bu (kocanın) ric'at hakkına sahip olduğu bir talâktır." Zeyd b. Sâbit ise: "Eğer kocasını seçerse bir talâk, nefsini seçerse üç talâktır" demiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve onlardan sonra gelen ilim ve fıkıh ehlinin çoğunluğu bu konuda Ömer ve Abdullah'ın görüşüne gitmişlerdir. Bu Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşüdür. Ahmed b. Hanbel ise Ali radıyallahu anh'in görüşüne gitmiştir.

1180. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ قَالَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ قَيْسٍ طَلَّقَنِي زَوْجِي ثَلاَثًا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ سُكْنَى لَكِ وَلاَ نَفَقَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مُغِيرَةُ فَذَكَرْتُهُ لإِبْرَاهِيمَ فَقَالَ قَالَ عُمَرُ لاَ نَدَعُ كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم لِقَوْلِ امْرَأَةٍ لاَ نَدْرِي أَحَفِظَتْ أَمْ نَسِيَتْ ‏.‏ وَكَانَ عُمَرُ يَجْعَلُ لَهَا السُّكْنَى وَالنَّفَقَةَ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا حُصَيْنٌ، وَإِسْمَاعِيلُ، وَمُجَالِدٌ، قَالَ هُشَيْمٌ وَحَدَّثَنَا دَاوُدُ، أَيْضًا عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَسَأَلْتُهَا عَنْ قَضَاءِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهَا فَقَالَتْ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ فَخَاصَمَتْهُ فِي السُّكْنَى وَالنَّفَقَةِ فَلَمْ يَجْعَلْ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ دَاوُدَ قَالَتْ وَأَمَرَنِي أَنْ أَعْتَدَّ فِي بَيْتِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْهُمُ الْحَسَنُ الْبَصْرِيُّ وَعَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ وَالشَّعْبِيُّ وَبِهِ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالُوا لَيْسَ لِلْمُطَلَّقَةِ سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةٌ إِذَا لَمْ يَمْلِكْ زَوْجُهَا الرَّجْعَةَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمْ عُمَرُ وَعَبْدُ اللَّهِ إِنَّ الْمُطَلَّقَةَ ثَلاَثًا لَهَا السُّكْنَى وَالنَّفَقَةُ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ لَهَا السُّكْنَى وَلاَ نَفَقَةَ لَهَا ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَاللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ وَالشَّافِعِيِّ ‏.‏ وَقَالَ الشَّافِعِيُّ إِنَّمَا جَعَلْنَا لَهَا السُّكْنَى بِكِتَابِ اللَّهِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى‏:‏ ‏(‏لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلاَ يَخْرُجْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ ‏)‏ قَالُوا هُوَ الْبَذَاءُ أَنْ تَبْذُوَ عَلَى أَهْلِهَا ‏.‏ وَاعْتَلَّ بِأَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ لَمْ يَجْعَلْ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم السُّكْنَى لِمَا كَانَتْ تَبْذُو عَلَى أَهْلِهَا ‏.‏ قَالَ الشَّافِعِيُّ وَلاَ نَفَقَةَ لَهَا لِحَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي قِصَّةِ حَدِيثِ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. Bize Cerîr anlattı. (O) Muğîre'den, (o) Şa'bî'den (naklettiğine göre) Fâtıma bint Kays şöyle demiştir: "Kocam beni Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında üç talâkla boşadı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Senin için sükna (kalacak yer hakkı) ve nafaka yoktur' buyurdu." Muğîre dedi ki: Bunu İbrahim'e (en-Nehaî) zikrettim. Dedi ki: Ömer şöyle demiştir: "Biz Allah'ın Kitabı'nı ve Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sünnetini, (ezberledi mi yoksa) unuttu mu bilmediğimiz bir kadının sözüyle terk etmeyiz." Ömer o kadına (üç talâkla boşansa bile) sükna ve nafaka verirdi. Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize Hüşeym anlattı. Bize Husayn, İsmâîl ve Mücâlid haber verdi. Hüşeym dedi ki: Ayrıca bize Dâvûd da Şa'bî'den anlattı. (Şa'bî) dedi ki: Fâtıma bint Kays'ın yanına girdim ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisi hakkındaki hükmünü sordum. Dedi ki: "Kocası onu 'el-bette' (kesin) olarak boşamıştı. Sükna ve nafaka konusunda onunla davalaştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun lehine ne sükna ne de nafakaya hükmetti." Dâvûd hadisinde (Fâtıma) şunu da söyledi: "Ve (Rasûlullah) bana İbn Ümmü Mektûm'un evinde iddet beklememi emretti." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu, Hasan el-Basrî, Atâ b. Ebî Rabâh, Şa'bî gibi bazı ilim ehlinin görüşüdür. Ahmed ve İshâk da böyle söylerler. Onlar dediler ki: "Kocasının ric'at (dönüş) hakkına sahip olmadığı (bâin/üç talâkla) boşanmış kadın için sükna ve nafaka yoktur." Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Ömer ve Abdullah (b. Mes'ûd)'ın da aralarında bulunduğu bazı ilim ehli ise: "Üç talâkla boşanmış kadının sükna ve nafaka hakkı vardır" demişlerdir. Bu Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşüdür. Diğer bazı ilim ehli ise: "Onun sükna hakkı vardır ancak nafaka hakkı yoktur" demişlerdir. Bu Mâlik b. Enes, Leys b. Sa'd ve Şâfiî'nin görüşüdür. Şâfiî dedi ki: "Biz ona Allah'ın Kitabı sebebiyle sükna (oturma hakkı) tanıdık. Allah Teâlâ: { Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar. Ancak apaçık bir hayâsızlık yaparlarsa başka } (Talâk: 1) buyurmuştur." (Şâfiî ve görüşündekiler) dediler ki: "(Ayetin istisna ettiği) o hayâsızlık; kadının dil uzatması (bezâ), ailesine karşı kötü söz söylemesidir." (Şâfiî) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Fâtıma bint Kays'a sükna hakkı tanımamasını, onun ailesine karşı diliyle eziyet vermesi sebebiyledir, şeklinde illetlendirmiştir (gerekçelendirmiştir). Şâfiî: "Onun nafaka hakkı da yoktur. Çünkü (bunu destekleyen) Fâtıma bint Kays kıssasındaki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hadisi vardır" demiştir.

1181. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا عَامِرٌ الأَحْوَلُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ نَذْرَ لاِبْنِ آدَمَ فِيمَا لاَ يَمْلِكُ وَلاَ عِتْقَ لَهُ فِيمَا لاَ يَمْلِكُ وَلاَ طَلاَقَ لَهُ فِيمَا لاَ يَمْلِكُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ وَجَابِرٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَهُوَ أَحْسَنُ شَيْءٍ رُوِيَ فِي هَذَا الْبَابِ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ رُوِيَ ذَلِكَ عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ وَالْحَسَنِ وَسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ وَعَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ وَشُرَيْحٍ وَجَابِرِ بْنِ زَيْدٍ وَغَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ فُقَهَاءِ التَّابِعِينَ وَبِهِ يَقُولُ الشَّافِعِيُّ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ أَنَّهُ قَالَ فِي الْمَنْصُوبَةِ إِنَّهَا تَطْلُقُ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ النَّخَعِيِّ وَالشَّعْبِيِّ وَغَيْرِهِمَا مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُمْ قَالُوا إِذَا وَقَّتَ نُزِّلَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ أَنَّهُ إِذَا سَمَّى امْرَأَةً بِعَيْنِهَا أَوْ وَقَّتَ وَقْتًا أَوْ قَالَ إِنْ تَزَوَّجْتُ مِنْ كُورَةِ كَذَا فَإِنَّهُ إِنْ تَزَوَّجَ فَإِنَّهَا تَطْلُقُ ‏.‏ وَأَمَّا ابْنُ الْمُبَارَكِ فَشَدَّدَ فِي هَذَا الْبَابِ وَقَالَ إِنْ فَعَلَ لاَ أَقُولُ هِيَ حَرَامٌ ‏.‏ وَقَالَ أَحْمَدُ إِنْ تَزَوَّجَ لاَ آمُرُهُ أَنْ يُفَارِقَ امْرَأَتَهُ ‏.‏ وَقَالَ إِسْحَاقُ أَنَا أُجِيزُ فِي الْمَنْصُوبَةِ لِحَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَإِنْ تَزَوَّجَهَا لاَ أَقُولُ تَحْرُمُ عَلَيْهِ امْرَأَتُهُ ‏.‏ وَوَسَّعَ إِسْحَاقُ فِي غَيْرِ الْمَنْصُوبَةِ ‏.‏ وَذُكِرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ رَجُلٍ حَلَفَ بِالطَّلاَقِ أَنَّهُ لاَ يَتَزَوَّجُ ثُمَّ بَدَا لَهُ أَنْ يَتَزَوَّجَ هَلْ لَهُ رُخْصَةٌ بِأَنْ يَأْخُذَ بِقَوْلِ الْفُقَهَاءِ الَّذِينَ رَخَّصُوا فِي هَذَا فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ إِنْ كَانَ يَرَى هَذَا الْقَوْلَ حَقًّا مِنْ قَبْلِ أَنْ يُبْتَلَى بِهَذِهِ الْمَسْأَلَةِ فَلَهُ أَنْ يَأْخُذَ بِقَوْلِهِمْ فَأَمَّا مَنْ لَمْ يَرْضَ بِهَذَا فَلَمَّا ابْتُلِيَ أَحَبَّ أَنْ يَأْخُذَ بِقَوْلِهِمْ فَلاَ أَرَى لَهُ ذَلِكَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize Hüşeym anlattı. Bize Âmir el-Ahvel anlattı. (O) Amr b. Şuayb'dan, (o) babasından, (o da) dedesinden (naklettiğine göre); Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ademoğlunun malik olmadığı şeyde nezir (adak) yoktur. Malik olmadığı şeyde azat etme (ıtâk) yoktur. Ve malik olmadığı şeyde boşama (talâk) yoktur." Dedi ki: Bu konuda Ali, Muâz b. Cebel, Câbir, İbn Abbâs ve Âişe'den de rivayetler vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Abdullah b. Amr hadisi hasen sahihtir. Bu konuda rivayet edilen en güzel (en sağlam) hadis budur. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin çoğunluğunun görüşü budur. Bu görüş Ali b. Ebî Tâlib, İbn Abbâs, Câbir b. Abdullah, Saîd b. El-Müseyyeb, Hasan, Saîd b. Cübeyr, Ali b. El-Hüseyin, Şurayh, Câbir b. Zeyd ve Tâbiîn fakihlerinden birçoğundan rivayet edilmiştir. Şâfiî de bu görüştedir. İbn Mes'ûd'dan, (şarta) bağlanmış (mensûbe) talâk hakkında; "(Şart gerçekleşince) o kadın boş olur" dediği rivayet edilmiştir. İbrâhîm en-Nehaî, Şa'bî ve diğer bazı ilim ehlinden de şöyle dedikleri rivayet edilmiştir: "Eğer zaman belirlerse (şarta bağlarsa talâk) vaki olur." Bu Süfyân es-Sevrî ve Mâlik b. Enes'in görüşüdür: "Eğer belli bir kadının ismini verirse veya bir vakit tayin ederse veya 'Şu beldeden evlenirsem (o kadın boştur)' derse, eğer (dediği gibi) evlenirse o kadın boş olur." İbnü'l-Mübârek ise bu konuda zorluğu (ihtiyatı) tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Eğer böyle yaparsa (evlenmeden boşarsa), ona 'haramdır' demem (ancak şüphelidir)." Ahmed: "Eğer evlenirse karısından ayrılmasını emretmem" demiştir. İshâk ise şöyle demiştir: "İbn Mes'ûd hadisi sebebiyle, (şarta) bağlanmış (mensûbe) talâkın geçerli olmasına cevaz veriyorum. Eğer o kadınla evlenirse, 'karısı ona haram olur' demem." İshâk, şarta bağlanmamış (genel) talâk konusunda genişlik (kolaylık/geçersizlik) tanımıştır. Abdullah b. El-Mübârek'ten zikredildiğine göre; kendisine: "Talâk üzerine, evlenmeyeceğine dair yemin eden, sonra evlenmek isteyen bir adama, bu konuda ruhsat veren fakihlerin sözünü alması için bir ruhsat var mıdır?" diye soruldu. Abdullah b. El-Mübârek şöyle dedi: "Eğer bu mesele başına gelmeden önce bu görüşün hak (doğru) olduğuna inanıyorsa, onların görüşünü alabilir. Ancak kim bu görüşe razı değilken, (bu dert) başına gelince (işine geldiği için) onların görüşünü almak isterse, ben onun için bunu (uygun) görmem."

1182. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُظَاهِرُ بْنُ أَسْلَمَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ طَلاَقُ الأَمَةِ تَطْلِيقَتَانِ وَعِدَّتُهَا حَيْضَتَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى وَحَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَنْبَأَنَا مُظَاهِرٌ، بِهَذَا ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَائِشَةَ حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُظَاهِرِ بْنِ أَسْلَمَ وَمُظَاهِرٌ لاَ نَعْرِفُ لَهُ فِي الْعِلْمِ غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ en-Nîsâbûrî anlattı. Bize Ebû Âsım anlattı. (O) İbn Cüreyc'den, dedi ki: Bana Muzâhir b. Eslem anlattı. Dedi ki: Bana Kâsım anlattı. (O) Âişe'den (naklettiğine göre); Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cariyenin talâkı iki talâktır, iddeti de iki hayız süresidir." Muhammed b. Yahyâ dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, bize Muzâhir bu hadisi haber verdi. Dedi ki: Bu konuda Abdullah b. Ömer'den de hadis vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Âişe hadisi gariptir. Bunu merfû olarak sadece Muzâhir b. Eslem hadisinden biliyoruz. Muzâhir'in ilimde bu hadisten başka bir hadisini de bilmiyoruz. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehli katında amel buna göredir. Bu Süfyân es-Sevrî, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür.

1183. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَجَاوَزَ اللَّهُ لأُمَّتِي مَا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَا لَمْ تَكَلَّمْ بِهِ أَوْ تَعْمَلْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا حَدَّثَ نَفْسَهُ بِالطَّلاَقِ لَمْ يَكُنْ شَيْءٌ حَتَّى يَتَكَلَّمَ بِهِ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı. Bize Ebû Avâne anlattı. (O) Katâde'den, (o) Zürâre b. Evfâ'dan, (o da) Ebû Hureyre'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah, konuşmadıkları veya (gereğince) amel etmedikleri sürece, ümmetimin içlerinden geçirdikleri şeyleri (vesvese ve düşünceleri) bağışlamıştır (sorumlu tutmamıştır)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehli katında amel buna göredir: Bir kimse içinden boşamayı geçirse bile, onu (diliyle) konuşmadığı sürece hiçbir şey (boşama) gerçekleşmez.

1184. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَرْدَكَ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ مَاهَكَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ثَلاَثٌ جِدُّهُنَّ جِدٌّ وَهَزْلُهُنَّ جِدٌّ النِّكَاحُ وَالطَّلاَقُ وَالرَّجْعَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ هُوَ ابْنُ حَبِيبِ بْنِ أَرْدَكَ الْمَدَنِيُّ وَابْنُ مَاهَكَ هُوَ عِنْدِي يُوسُفُ بْنُ مَاهَكَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı. Bize Hâtim b. İsmâîl anlattı. (O) Abdurrahman b. Erde'den, (o) Atâ'dan, (o) İbn Mâhek'ten, (o da) Ebû Hureyre'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üç şey vardır ki bunların ciddisi de ciddidir, şakası da ciddidir: Nikah, talâk ve ric'at (dönüş)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehli katında amel buna göredir. Ebû Îsâ dedi ki: Abdurrahman; İbn Habîb b. Erde el-Medenî'dir. İbn Mâhek ise bana göre Yûsuf b. Mâhek'tir.

1185. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ سُفْيَانَ، أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَهُوَ مَوْلَى آلِ طَلْحَةَ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ بْنِ عَفْرَاءَ، أَنَّهَا اخْتَلَعَتْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم - أَوْ أُمِرَتْ - أَنْ تَعْتَدَّ بِحَيْضَةٍ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ الرُّبَيِّعِ الصَّحِيحُ أَنَّهَا أُمِرَتْ أَنْ تَعْتَدَّ بِحَيْضَةٍ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. Bize Fadl b. Mûsâ haber verdi. (O) Süfyân'dan, (o) Talha ailesinin azatlısı Muhammed b. Abdurrahman'dan, (o) Süleyman b. Yesâr'dan, (o) Rubeyyi' bint Muavviz b. Afrâ'dan (naklettiğine göre); O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında (kocasından bedel ödeyerek) hul' (boşanma) yaptı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona -veya ona emredildi ki- bir hayız süresi iddet beklemesini emretti. Dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Rubeyyi' hadisinin sahih olanı; ona bir hayız süresi iddet beklemesinin emredilmiş olmasıdır.

1185_2. Hadis

أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ الْبَغْدَادِيُّ، أَنْبَأَنَا عَلِيُّ بْنُ بَحْرٍ، أَنْبَأَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ امْرَأَةَ، ثَابِتِ بْنِ قَيْسٍ اخْتَلَعَتْ مِنْ زَوْجِهَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تَعْتَدَّ بِحَيْضَةٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي عِدَّةِ الْمُخْتَلِعَةِ فَقَالَ أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ إِنَّ عِدَّةَ الْمُخْتَلِعَةِ عِدَّةُ الْمُطَلَّقَةِ ثَلاَثُ حِيَضٍ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ وَبِهِ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ إِنَّ عِدَّةَ الْمُخْتَلِعَةِ حَيْضَةٌ ‏.‏ قَالَ إِسْحَاقُ وَإِنْ ذَهَبَ ذَاهِبٌ إِلَى هَذَا فَهُوَ مَذْهَبٌ قَوِيٌّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdurrahim el-Bağdâdî haber verdi. Bize Ali b. Bahr haber verdi. Bize Hişâm b. Yûsuf haber verdi. (O) Ma'mer'den, (o) Amr b. Müslim'den, (o) İkrime'den, (o da) İbn Abbâs'tan (naklettiğine göre); Sâbit b. Kays'ın karısı, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında kocasından hul' yoluyla boşandı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona bir hayız süresi iddet beklemesini emretti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. İlim ehli, hul' yapan kadının iddeti konusunda ihtilaf etmişlerdir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin çoğu şöyle demiştir: "Hul' yapan kadının iddeti, (normal) boşanan kadının iddeti gibidir; yani üç hayız süresidir." Bu Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşüdür. Ahmed ve İshâk da böyle söylerler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden bazı ilim ehli ise: "Hul' yapan kadının iddeti bir hayız süresidir" demişlerdir. İshâk dedi ki: "Eğer bir kimse bu görüşe giderse, bu da kuvvetli bir mezheptir (görüştür)."

1186. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُزَاحِمُ بْنُ ذَوَّادِ بْنِ عُلْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ لَيْثٍ، عَنْ أَبِي الْخَطَّابِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ ثَوْبَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الْمُخْتَلِعَاتُ هُنَّ الْمُنَافِقَاتُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَلَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيِّ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ اخْتَلَعَتْ مِنْ زَوْجِهَا مِنْ غَيْرِ بَأْسٍ لَمْ تَرِحْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ ‏"‏

Bize Ebû Kurayb anlattı. Bize Müzâhim b. Zevvâd b. Ulbe anlattı. (O) babasından, (o) Leys'ten, (o) Ebu'l-Hattâb'dan, (o) Ebû Zür'a'dan, (o) Ebû İdrîs'ten, (o da) Sevbân'dan (naklettiğine göre); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Mazeretsiz yere) hul' yapan (boşanma isteyen) kadınlar, münafıkların ta kendileridir." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle gariptir. İsnadı pek kuvvetli değildir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Hangi kadın, bir sıkıntı (bais) olmaksızın kocasından hul' (boşanma) talep ederse, cennetin kokusunu alamaz."

1187. Hadis

أَنْبَأَنَا بِذَلِكَ بُنْدَارٌ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ أَنْبَأَنَا أَيُّوبُ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ عَمَّنْ حَدَّثَهُ عَنْ ثَوْبَانَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ سَأَلَتْ زَوْجَهَا طَلاَقًا مِنْ غَيْرِ بَأْسٍ فَحَرَامٌ عَلَيْهَا رَائِحَةُ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَيُرْوَى هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ عَنْ ثَوْبَانَ ‏.‏ وَرَوَاهُ بَعْضُهُمْ عَنْ أَيُّوبَ بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏

Bize bunu Bündâr haber verdi. Bize Abdulvehhâb haber verdi. Bize Eyyûb haber verdi. (O) Ebû Kılâbe'den, (o) kendisine anlatan birinden, (o da) Sevbân'dan (naklettiğine göre); Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hangi kadın, bir sıkıntı (bais/zorluk) olmaksızın kocasından boşanma (talâk) isterse, cennetin kokusu ona haramdır." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Bu hadis Eyyûb -> Ebû Kılâbe -> Ebû Esmâ -> Sevbân yoluyla da rivayet edilmiştir. Bazıları bunu Eyyûb'dan bu isnadla rivayet etmiş ancak merfû olarak zikretmemiştir.

1188. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْمَرْأَةَ كَالضِّلَعِ إِنْ ذَهَبْتَ تُقِيمُهَا كَسَرْتَهَا وَإِنْ تَرَكْتَهَا اسْتَمْتَعْتَ بِهَا عَلَى عِوَجٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي ذَرٍّ وَسَمُرَةَ وَعَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ebî Ziyâd anlattı. Bize Ya'kûb b. İbrahim b. Sa'd anlattı. Bize İbn Şihâb'ın kardeşinin oğlu, amcasından (Zührî'den), (o) Saîd b. El-Müseyyeb'den, (o da) Ebû Hureyre'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz kadın kaburga kemiği gibidir. Eğer onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın. Eğer (kendi haline) bırakırsan, (o) eğrilik üzere (kaldığı halde) ondan faydalanırsın." Dedi ki: Bu konuda Ebû Zer, Semüre ve Âişe'den de rivayetler vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi bu veçhiyle hasen sahih gariptir.

1189. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَنْبَأَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَنْبَأَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ تَحْتِي امْرَأَةٌ أُحِبُّهَا وَكَانَ أَبِي يَكْرَهُهَا فَأَمَرَنِي أَبِي أَنْ أُطَلِّقَهَا فَأَبَيْتُ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ طَلِّقِ امْرَأَتَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Muhammed anlattı. Bize İbnü'l-Mübârek haber verdi. Bize İbn Ebî Zi'b haber verdi. (O) Hâris b. Abdurrahman'dan, (o) Hamza b. Abdullah b. Ömer'den, (o da) İbn Ömer'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: "Nikahım altında sevdiğim bir kadın vardı. Babam ise onu sevmiyordu (hoşlanmıyordu). Babam onu boşamami emretti, ben ise kaçındım (reddettim). Durumu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikrettim. Buyurdu ki: 'Ey Abdullah b. Ömer! Karını boşa.'" Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bunu sadece İbn Ebî Zi'b hadisinden biliyoruz.

1190. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَسْأَلُ الْمَرْأَةُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَكْتَفِئَ مَا فِي إِنَائِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı. Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı. (O) Zührî'den, (o) Saîd b. El-Müseyyeb'den, (o) Ebû Hureyre'den (naklettiğine göre); O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu ulaştırdı: "Kadın, (kuma) kardeşinin çanağındakini (kendi kabına) boşaltmak için onun boşanmasını istemesin." Dedi ki: Bu konuda Ümmü Seleme'den de hadis vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir.

1191. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الصَّنْعَانِيُّ، أَنْبَأَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ الْمَخْزُومِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلُّ طَلاَقٍ جَائِزٌ إِلاَّ طَلاَقَ الْمَعْتُوهِ الْمَغْلُوبِ عَلَى عَقْلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ لاَ نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَطَاءِ بْنِ عَجْلاَنَ ‏.‏ وَعَطَاءُ بْنُ عَجْلاَنَ ضَعِيفٌ ذَاهِبُ الْحَدِيثِ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ طَلاَقَ الْمَعْتُوهِ الْمَغْلُوبِ عَلَى عَقْلِهِ لاَ يَجُوزُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَعْتُوهًا يُفِيقُ الأَحْيَانَ فَيُطَلِّقُ فِي حَالِ إِفَاقَتِهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdilalâ es-San'ânî anlattı. Bize Mervan b. Muâviye el-Fezârî haber verdi. (O) Atâ b. Aclân'dan, (o) İkrime b. Hâlid el-Mahzûmî'den, (o da) Ebû Hureyre'den (naklettiğine göre); Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Aklına mağlup olmuş (aklı dengesi bozuk) ma'tuh kimsenin talâkı hariç, her talâk caizdir (geçerlidir)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi merfû olarak sadece Atâ b. Aclân hadisinden biliyoruz. Atâ b. Aclân ise zayıftır, hadisi (metrûk/terk edilmiş) gitmiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehli katında amel buna göredir; aklına mağlup olmuş ma'tuh kimsenin talâkı geçerli değildir. Ancak zaman zaman ayılan (aklı başına gelen) ma'tuh bunun dışındadır; o ayık olduğu (aklı başında olduğu) halde boşarsa (geçerli olur).

1192. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْلَى بْنُ شَبِيبٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّاسُ وَالرَّجُلُ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ مَا شَاءَ أَنْ يُطَلِّقَهَا وَهِيَ امْرَأَتُهُ إِذَا ارْتَجَعَهَا وَهِيَ فِي الْعِدَّةِ وَإِنْ طَلَّقَهَا مِائَةَ مَرَّةٍ أَوْ أَكْثَرَ حَتَّى قَالَ رَجُلٌ لاِمْرَأَتِهِ وَاللَّهِ لاَ أُطَلِّقُكِ فَتَبِينِي مِنِّي وَلاَ آوِيكِ أَبَدًا ‏.‏ قَالَتْ وَكَيْفَ ذَاكَ قَالَ أُطَلِّقُكِ فَكُلَّمَا هَمَّتْ عِدَّتُكِ أَنْ تَنْقَضِيَ رَاجَعْتُكِ ‏.‏ فَذَهَبَتِ الْمَرْأَةُ حَتَّى دَخَلَتْ عَلَى عَائِشَةَ فَأَخْبَرَتْهَا فَسَكَتَتْ عَائِشَةُ حَتَّى جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَتْهُ فَسَكَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى نَزَلَ الْقُرْآنُ ‏:‏ ‏(‏ الطَّلاَقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ ‏)‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَاسْتَأْنَفَ النَّاسُ الطَّلاَقَ مُسْتَقْبَلاً مَنْ كَانَ طَلَّقَ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ طَلَّقَ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ بِمَعْنَاهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ عَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ يَعْلَى بْنِ شَبِيبٍ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı. Bize Ya'lâ b. Şebîb anlattı. (O) Hişâm b. Urve'den, (o) babasından, (o da) Âişe'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: "İnsanlar (cahiliye devrinde ve İslam'ın ilk yıllarında) karılarını diledikleri kadar boşarlar ve kadın iddet içinde olduğu sürece onu (diledikleri zaman) geri alabilirlerdi. Hatta yüz kere veya daha fazla boşasalar bile (durum böyleydi). Sonunda bir adam karısına: 'Vallahi seni ne (tamamen) boşayacağım ki benden ayrılasın, ne de (tam anlamıyla) barındıracağım' dedi. Kadın: 'Bu nasıl olacak?' dedi. Adam: 'Seni boşayacağım, iddetin bitmek üzereyken sana döneceğim (bu böyle sürüp gidecek)' dedi. Kadın gidip Âişe'nin yanına girdi ve ona durumu haber verdi. Âişe sustu. Sonunda Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geldi. Âişe durumu O'na haber verdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de sustu. Nihayet şu ayet indi: { Boşama iki defadır. (Bundan sonrası) ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. } (Bakara: 229)." Âişe dedi ki: "Bunun üzerine insanlar, daha önce boşamış olsun veya olmasın, talâkı (sınırlı sayı üzerinden) yeniden başlattılar." Bize Ebû Kurayb anlattı. Bize Abdullah b. İdrîs anlattı. (O) Hişâm b. Urve'den, (o) babasından bu hadisin benzerini manen nakletti ancak senedinde Âişe'yi zikretmedi (mürsel olarak rivayet etti). Ebû Îsâ dedi ki: Bu (mürsel) rivayet, Ya'lâ b. Şebîb'in hadisinden daha sahihtir.

1193. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِي السَّنَابِلِ بْنِ بَعْكَكٍ، قَالَ وَضَعَتْ سُبَيْعَةُ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِثَلاَثَةٍ وَعِشْرِينَ أَوْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ يَوْمًا فَلَمَّا تَعَلَّتْ تَشَوَّفَتْ لِلنِّكَاحِ فَأُنْكِرَ عَلَيْهَا ذَلِكَ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنْ تَفْعَلْ فَقَدْ حَلَّ أَجَلُهَا ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي السَّنَابِلِ حَدِيثٌ مَشْهُورٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَلاَ نَعْرِفُ لِلأَسْوَدِ سَمَاعًا مِنْ أَبِي السَّنَابِلِ ‏.‏ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ لاَ أَعْرِفُ أَنَّ أَبَا السَّنَابِلِ عَاشَ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ الْحَامِلَ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا إِذَا وَضَعَتْ فَقَدْ حَلَّ التَّزْوِيجُ لَهَا وَإِنْ لَمْ تَكُنِ انْقَضَتْ عِدَّتُهَا ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ تَعْتَدُّ آخِرَ الأَجَلَيْنِ ‏.‏ وَالْقَوْلُ الأَوَّلُ أَصَحُّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize Hüseyin b. Muhammed anlattı. Bize Şeybân anlattı. (O) Mansûr'dan, (o) İbrâhîm'den, (o) Esved'den, (o da) Ebû Senâbil b. Ba'kek'ten (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Sübey'a, kocasının vefatından yirmi üç veya yirmi beş gün sonra doğum yaptı. Nifastan temizlenince (süslenip) evlenmek istediğini belli etti. Bu davranışı yadırgandı (ayıplandı). Durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikredilince şöyle buyurdu: "Eğer öyle yaparsa (evlenirse haktır), şüphesiz onun süresi (iddeti) dolmuştur." Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize Hasan b. Mûsâ anlattı. Bize Şeybân, Mansûr'dan benzerini anlattı. Dedi ki: Bu konuda Ümmü Seleme'den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Senâbil hadisi bu veçhiyle meşhur bir hadistir. Esved'in Ebû Senâbil'den (doğrudan) hadis işittiğini bilmiyoruz. Muhammed'i (Buhârî'yi) şöyle derken işittim: "Ebû Senâbil'in Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra yaşadığını bilmiyorum." Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden ilim ehlinin çoğunluğu katında amel buna göredir; kocası ölen hamile kadın doğum yaptığında, iddeti (ay olarak) dolmasa bile evlenmesi helal olur. Bu Süfyân es-Sevrî, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden bazı ilim ehli ise: "İki sürenin en uzun olanını (doğum veya 4 ay 10 günden hangisi uzunsa onu) bekler" demişlerdir. Ancak birinci görüş daha sahihtir.

1194. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، وَابْنَ، عَبَّاسٍ وَأَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ تَذَاكَرُوا الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا الْحَامِلَ تَضَعُ عِنْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ تَعْتَدُّ آخِرَ الأَجَلَيْنِ ‏.‏ وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ بَلْ تَحِلُّ حِينَ تَضَعُ ‏.‏ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَا مَعَ ابْنِ أَخِي يَعْنِي أَبَا سَلَمَةَ فَأَرْسَلُوا إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ قَدْ وَضَعَتْ سُبَيْعَةُ الأَسْلَمِيَّةُ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِيَسِيرٍ فَاسْتَفْتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا أَنْ تَتَزَوَّجَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.‏

Bize Kuteybe anlattı. Bize Leys anlattı. (O) Yahyâ b. Saîd'den, (o) Süleyman b. Yesâr'dan (naklettiğine göre); Ebû Hureyre, İbn Abbâs ve Ebû Seleme b. Abdurrahman, kocası ölüp de kocasının vefatı anında (veya hemen sonrasında) doğum yapan hamile kadının durumunu müzakere ettiler. İbn Abbâs: "İki sürenin en uzun olanını bekler" dedi. Ebû Seleme: "Hayır, doğum yaptığı an (evlenmesi) helal olur" dedi. Ebû Hureyre: "Ben yeğenimle (yani Ebû Seleme ile) beraberim" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Ümmü Seleme'ye (sorması için birini) gönderdiler. (Ümmü Seleme) dedi ki: "Sübey'a el-Eslemiyye, kocasının vefatından az bir süre sonra doğum yaptı. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den fetva istedi. O da ona evlenmesini emretti." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

1195. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، أَنْبَأَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ بِهَذِهِ الأَحَادِيثِ الثَّلاَثَةِ، قَالَ قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ فَدَعَتْ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةُ خَلُوقٍ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ بِهِ جَارِيَةً ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ensarî (İshâk b. Mûsâ) anlattı. Bize Ma'n b. Îsâ anlattı. Bize Mâlik b. Enes haber verdi. (O) Abdullah b. Ebî Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan, (o) Humeyd b. Nâfi'den, (o) Zeyneb bint Ebî Seleme'den (naklettiğine göre) Zeyneb ona bu üç hadisi haber vermiştir. Zeyneb dedi ki: Babası Ebû Süfyân b. Harb vefat ettiğinde, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Ümmü Habîbe'nin yanına girdim. İçinde sarı renkli halûk (kokusu) veya başka bir şey bulunan bir koku istedi. Onu bir cariye(nin yüzüne) sürdü, sonra kendi yanaklarına dokundurdu (sürdü). Sonra şöyle dedi: "Vallahi benim kokuya hiçbir ihtiyacım yok. Ancak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasından başkası için üç günden fazla yas tutması (ihdâd) helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün (yas tutar).'"

1196. Hadis

قَالَتْ زَيْنَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي فِي الطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Zeyneb dedi ki: Kardeşi vefat ettiğinde Zeyneb bint Cahş'ın yanına girdim. Koku istedi ve ondan (bir miktar) süründü. Sonra dedi ki: "Vallahi benim kokuya hiçbir ihtiyacım yok. Ancak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasından başkası için üç geceden fazla yas tutması (ihdâd) helal değildir. Kocası için ise dört ay on gün (yas tutar).'"

1197. Hadis

قَالَتْ زَيْنَبُ وَسَمِعْتُ أُمِّي أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنَيْهَا أَفَنَكْحَلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ ‏"‏ لاَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعْرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ فُرَيْعَةَ بِنْتِ مَالِكٍ أُخْتِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَحَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ زَيْنَبَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ - وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا تَتَّقِي فِي عِدَّتِهَا الطِّيبَ وَالزِّينَةَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏

Zeyneb dedi ki: Annem Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Bir kadın Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kızımın kocası vefat etti. Gözleri de rahatsızlandı (hastalandı). Ona sürme çekebilir miyiz?" dedi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki veya üç defa: "Hayır" buyurdu. Her defasında "Hayır" diyordu. Sonra şöyle buyurdu: "Bu (iddet) ancak dört ay on gündür. Oysa sizden biriniz cahiliye devrinde senenin başında (bir tezek alır) sene sonunda o tezeği atardı." Dedi ki: Bu konuda Ebû Saîd el-Hudrî'nin kız kardeşi Fürey'a bint Mâlik ve Hafsa bint Ömer'den de rivayetler vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Zeyneb hadisi hasen sahihtir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden (ilim ehli katında) amel buna göredir; kocası vefat eden kadın iddeti süresince koku ve süsten sakınır. Bu Süfyân es-Sevrî, Mâlik b. Enes, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür.

1198. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ صَخْرٍ الْبَيَاضِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُظَاهِرِ يُوَاقِعُ قَبْلَ أَنْ يُكَفِّرَ قَالَ ‏ "‏ كَفَّارَةٌ وَاحِدَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِذَا وَاقَعَهَا قَبْلَ أَنْ يُكَفِّرَ فَعَلَيْهِ كَفَّارَتَانِ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَهْدِيٍّ ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı. Bize Abdullah b. İdrîs anlattı. (O) Muhammed b. İshâk'tan, (o) Muhammed b. Amr b. Atâ'dan, (o) Süleyman b. Yesâr'dan, (o da) Seleme b. Sahr el-Beyâzî'den (naklettiğine göre); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, keffâret ödemeden (eşiyle) cinsel ilişkiye giren zıhâr yapmış kimse hakkında şöyle buyurdu: "(Sadece) bir keffâret (gerekir)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. İlim ehlinin çoğu katında amel buna göredir. Bu Süfyân es-Sevrî, Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür. Bazıları ise şöyle demiştir: "Keffâret ödemeden önce ilişkiye girerse üzerine iki keffâret gerekir." Bu Abdurrahman b. Mehdî'nin görüşüdür.

1199. Hadis

أَنْبَأَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ أَبَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ ظَاهَرَ مِنِ امْرَأَتِهِ فَوَقَعَ عَلَيْهَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي قَدْ ظَاهَرْتُ مِنْ زَوْجَتِي فَوَقَعْتُ عَلَيْهَا قَبْلَ أَنْ أُكَفِّرَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ وَمَا حَمَلَكَ عَلَى ذَلِكَ يَرْحَمُكَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ رَأَيْتُ خُلْخَالَهَا فِي ضَوْءِ الْقَمَرِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَقْرَبْهَا حَتَّى تَفْعَلَ مَا أَمَرَكَ اللَّهُ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ebû Ammâr Hüseyin b. Hureys haber verdi. Bize Fadl b. Mûsâ haber verdi. (O) Ma'mer'den, (o) Hakem b. Ebân'dan, (o) İkrime'den, (o da) İbn Abbâs'tan (naklettiğine göre); Karısına zıhâr yapmış, (sonra dayanamayıp) onunla ilişkiye girmiş bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben karıma zıhâr yaptım ve keffâret ödemeden önce onunla ilişkiye girdim" dedi. (Rasûlullah) buyurdu ki: "Seni buna iten neydi? Allah sana merhamet etsin." Adam: "Ay ışığında onun halhalını gördüm" dedi. Buyurdu ki: "Allah'ın sana emrettiğini (keffâreti) yerine getirinceye kadar ona yaklaşma." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

1200. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَنْبَأَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الْخَزَّازُ، أَنْبَأَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، أَنْبَأَنَا أَبُو سَلَمَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَوْبَانَ، أَنَّ سَلْمَانَ بْنَ صَخْرٍ الأَنْصَارِيَّ، أَحَدَ بَنِي بَيَاضَةَ جَعَلَ امْرَأَتَهُ عَلَيْهِ كَظَهْرِ أُمِّهِ حَتَّى يَمْضِيَ رَمَضَانُ فَلَمَّا مَضَى نِصْفٌ مِنْ رَمَضَانَ وَقَعَ عَلَيْهَا لَيْلاً فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَعْتِقْ رَقَبَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ أَجِدُهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصُمْ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ أَسْتَطِيعُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ أَجِدُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِفَرْوَةَ بْنِ عَمْرٍو ‏"‏ أَعْطِهِ ذَلِكَ الْعَرَقَ ‏"‏ ‏.‏ وَهُوَ مِكْتَلٌ يَأْخُذُ خَمْسَةَ عَشَرَ صَاعًا أَوْ سِتَّةَ عَشَرَ صَاعًا فَقَالَ ‏"‏ أَطْعِمْ سِتِّينَ مِسْكِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ يُقَالُ سَلْمَانُ بْنُ صَخْرٍ وَيُقَالُ سَلَمَةُ بْنُ صَخْرٍ الْبَيَاضِيُّ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي كَفَّارَةِ الظِّهَارِ ‏.‏

Bize İshâk b. Mansûr anlattı. Bize Hârûn b. İsmâîl el-Hazzâz haber verdi. Bize Ali b. El-Mübârek haber verdi. Bize Yahyâ b. Ebî Kesîr haber verdi. Bize Ebû Seleme ve Muhammed b. Abdurrahman b. Sevbân haber verdi ki; Benî Beyâza'dan Selmân b. Sahr el-Ensârî, Ramazan (ayı) geçinceye kadar karısını kendisine annesinin sırtı gibi (haram) kıldı (zıhâr yaptı). Ramazan'ın yarısı geçince geceleyin karısıyla cinsel ilişkiye girdi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu O'na zikretti. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Bir köle azat et" buyurdu. "Bulamam" dedi. "Öyleyse peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. "Güç yetiremem" dedi. "Altmış yoksulu doyur" buyurdu. "Bulamam" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ferve b. Amr'a: "Şu 'arak'ı (hurma dolu sepeti) buna ver" buyurdu. -O, on beş veya on altı sâ' (ölçek) alan bir sepettir.- (Selmân'a da): "(Bununla) altmış yoksulu doyur" buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. (Raviye) Selmân b. Sahr denildiği gibi Seleme b. Sahr el-Beyâzî de denilir. İlim ehli katında zıhâr keffâreti konusunda amel bu hadise göredir.

1201. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ قَزَعَةَ الْبَصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا مَسْلَمَةُ بْنُ عَلْقَمَةَ، أَنْبَأَنَا دَاوُدُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ آلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ نِسَائِهِ وَحَرَّمَ فَجَعَلَ الْحَرَامَ حَلاَلاً وَجَعَلَ فِي الْيَمِينِ كَفَّارَةً ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَأَبِي مُوسَى ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ مَسْلَمَةَ بْنِ عَلْقَمَةَ عَنْ دَاوُدَ رَوَاهُ عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ وَغَيْرُهُ عَنْ دَاوُدَ عَنِ الشَّعْبِيِّ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ مُرْسَلاً ‏.‏ وَلَيْسَ فِيهِ عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَائِشَةَ وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ مَسْلَمَةَ بْنِ عَلْقَمَةَ ‏.‏ وَالإِيلاَءُ هُوَ أَنْ يَحْلِفَ الرَّجُلُ أَنْ لاَ يَقْرُبَ امْرَأَتَهُ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ فَأَكْثَرَ ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِيهِ إِذَا مَضَتْ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ فَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ إِذَا مَضَتْ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ يُوقَفُ فَإِمَّا أَنْ يَفِيءَ وَإِمَّا أَنْ يُطَلِّقَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ إِذَا مَضَتْ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ فَهِيَ تَطْلِيقَةٌ بَائِنَةٌ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ ‏.‏

Bize Hasan b. Kazea el-Basrî anlattı. Bize Mesleme b. Alkame haber verdi. Bize Dâvûd b. Ali haber verdi. (O) Âmir'den, (o) Mesrûk'tan, (o da) Âişe'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadınlarından (onlara yaklaşmamak üzere) ilâ (yemin) etti ve (kendisine bal şerbetini) haram kıldı. Sonra (o) haramı helal kıldı ve yemin(in bozulması) için keffâret ödedi (veya yemini için bir keffâret kıldı). Dedi ki: Bu konuda Enes ve Ebû Mûsâ'dan da rivayetler vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Mesleme b. Alkame'nin Dâvûd'dan rivayet ettiği bu hadisi, Ali b. Müshir ve başkaları (da) Dâvûd'dan, (o) Şa'bî'den, (o) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Bunda "Mesrûk'tan, (o) Âişe'den" (ifadesi) yoktur. Bu (mürsel rivayet), Mesleme b. Alkame'nin hadisinden daha sahihtir. İlâ; kişinin karısına dört ay veya daha fazla yaklaşmayacağına dair yemin etmesidir. İlim ehli, dört ay geçtiği zaman (ne olacağı) konusunda ihtilaf etmişlerdir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden bazı ilim ehli: "Dört ay geçince (koca) durdurulur; ya (karısına) döner ya da boşar" demişlerdir. Bu Mâlik b. Enes, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden bazı ilim ehli ise: "Dört ay geçince bu bir bâin (kesin) talâk olur" demişlerdir. Bu Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşüdür.

1202. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سُئِلْتُ عَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ، فِي إِمَارَةِ مُصْعَبِ بْنِ الزُّبَيْرِ أَيُفَرَّقُ بَيْنَهُمَا فَمَا دَرَيْتُ مَا أَقُولُ فَقُمْتُ مَكَانِي إِلَى مَنْزِلِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ اسْتَأْذَنْتُ عَلَيْهِ فَقِيلَ لِي إِنَّهُ قَائِلٌ ‏.‏ فَسَمِعَ كَلاَمِي فَقَالَ ابْنُ جُبَيْرٍ ادْخُلْ مَا جَاءَ بِكَ إِلاَّ حَاجَةٌ ‏.‏ قَالَ فَدَخَلْتُ فَإِذَا هُوَ مُفْتَرِشٌ بَرْدَعَةَ رَحْلٍ لَهُ ‏.‏ فَقُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُتَلاَعِنَانِ أَيُفَرَّقُ بَيْنَهُمَا قَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ نَعَمْ إِنَّ أَوَّلَ مَنْ سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ فُلاَنُ بْنُ فُلاَنٍ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ لَوْ أَنَّ أَحَدَنَا رَأَى امْرَأَتَهُ عَلَى فَاحِشَةٍ كَيْفَ يَصْنَعُ إِنْ تَكَلَّمَ تَكَلَّمَ بِأَمْرٍ عَظِيمٍ وَإِنْ سَكَتَ سَكَتَ عَلَى أَمْرٍ عَظِيمٍ ‏.‏ قَالَ فَسَكَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُجِبْهُ فَلَمَّا كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ الَّذِي سَأَلْتُكَ عَنْهُ قَدِ ابْتُلِيتُ بِهِ ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الآيَاتِ الَّتِي فِي سُورَةِ النُّور ‏:‏ ‏(‏وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَاءُ إِلاَّ أَنْفُسُهُمْ ‏)‏ حَتَّى خَتَمَ الآيَاتِ فَدَعَا الرَّجُلَ فَتَلاَ الآيَاتِ عَلَيْهِ وَوَعَظَهُ وَذَكَّرَهُ وَأَخْبَرَهُ أَنَّ عَذَابَ الدُّنْيَا أَهْوَنُ مِنْ عَذَابِ الآخِرَةِ ‏.‏ فَقَالَ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا كَذَبْتُ عَلَيْهَا ‏.‏ ثُمَّ ثَنَّى بِالْمَرْأَةِ فَوَعَظَهَا وَذَكَّرَهَا وَأَخْبَرَهَا أَنَّ عَذَابَ الدُّنْيَا أَهْوَنُ مِنْ عَذَابِ الآخِرَةِ فَقَالَتْ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا صَدَقَ ‏.‏ قَالَ فَبَدَأَ بِالرَّجُلِ فَشَهِدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ ‏.‏ ثُمَّ ثَنَّى بِالْمَرْأَةِ فَشَهِدَتْ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ ‏.‏ ثُمَّ فَرَّقَ بَيْنَهُمَا ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَحُذَيْفَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. Bize Abde b. Süleyman anlattı. (O) Abdülmelik b. Ebî Süleyman'dan, (o) Saîd b. Cübeyr'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Mus'ab b. Zübeyr'in valiliği döneminde bana birbirlerine liân yapan (lanet okuyan) eşlerin durumunu, aralarının ayrılıp ayrılmayacağını sordular. Ne diyeceğimi bilemedim. Bulunduğum yerden kalkıp Abdullah b. Ömer'in evine gittim. Yanına girmek için izin istedim. Bana: "O kaylûle (öğle uykusu) yapıyor" denildi. Sesimi işitince: "İbn Cübeyr! Gir, seni bir ihtiyaçtan başkası (bu saatte buraya) getirmemiştir" dedi. İçeri girdim. Bir de baktım ki bineğinin semer örtüsünü (altına) yaymış (yatıyor). "Ey Ebû Abdurrahman! Birbiriyle liân yapan eşler; araları ayrılır mı?" dedim. Dedi ki: "Subhânallah! Evet. Bu konuda ilk soru soran falan oğlu falandır. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Ne dersin; bizden biri karısını fuhuş üzere (zina ederken) görse ne yapmalı? Eğer konuşsa büyük bir işi (meseleyi) konuşmuş olacak. Eğer sussa büyük bir iş karşısında susmuş olacak' dedi." (İbn Ömer devamla) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sustu ve ona cevap vermedi. Bundan bir süre sonra o adam (tekrar) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Sana sorduğum o şey (mesele) başıma geldi" dedi. Bunun üzerine Allah, Nûr Suresi'ndeki şu ayetleri indirdi: { Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince... } (Nûr: 6). Ayetleri sonuna kadar (okudu/indirdi). (Rasûlullah) adamı çağırdı, ayetleri ona okudu. Ona vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu ve dünya azabının ahiret azabından daha hafif olduğunu haber verdi. Adam: "Hayır! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki ben ona iftira atmadım" dedi. Sonra (Rasûlullah) kadına döndü (ikinci olarak onu çağırdı). Ona da vaaz etti, hatırlatmalarda bulundu ve dünya azabının ahiret azabından daha hafif olduğunu haber verdi. Kadın: "Hayır! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki o doğru söylemiyor" dedi. (Rasûlullah) adama başladı. Adam, kendisinin kesinlikle doğru söyleyenlerden olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlik etti (yemin etti). Beşincisinde ise; eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını (diledi). Sonra kadına döndü (ikinci olarak onu kaldırdı). Kadın da, kocasının kesinlikle yalancılardan olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlik etti. Beşincisinde ise; eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını (diledi). Sonra (Rasûlullah) ikisinin arasını ayırdı. Dedi ki: Bu konuda Sehl b. Sa'd, İbn Abbâs, İbn Mes'ûd ve Huzeyfe'den de rivayetler vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir. İlim ehli katında amel bu hadise göredir.

1203. Hadis

أَنْبَأَنَا قُتَيْبَةُ، أَنْبَأَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لاَعَنَ رَجُلٌ امْرَأَتَهُ وَفَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا وَأَلْحَقَ الْوَلَدَ بِالأُمِّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi. Bize Mâlik b. Enes haber verdi. (O) Nâfi'den, (o) İbn Ömer'den (naklettiğine göre) o şöyle demiştir: Bir adam karısıyla liân (lanetleşme) yaptı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ikisinin arasını ayırdı ve çocuğu anneye verdi (nesebini anneye bağladı). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehli katında amel buna göredir.

1204. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، أَنْبَأَنَا مَعْنٌ، أَنْبَأَنَا مَالِكٌ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِسْحَاقَ بْنِ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، عَنْ عَمَّتِهِ، زَيْنَبَ بِنْتِ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ أَنَّ الْفُرَيْعَةَ بِنْتَ مَالِكِ بْنِ سِنَانٍ، وَهِيَ أُخْتُ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ أَخْبَرَتْهَا أَنَّهَا، جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَسْأَلُهُ أَنْ تَرْجِعَ إِلَى أَهْلِهَا فِي بَنِي خُدْرَةَ وَأَنَّ زَوْجَهَا خَرَجَ فِي طَلَبِ أَعْبُدٍ لَهُ أَبَقُوا حَتَّى إِذَا كَانَ بِطَرَفِ الْقَدُومِ لَحِقَهُمْ فَقَتَلُوهُ ‏.‏ قَالَتْ فَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَرْجِعَ إِلَى أَهْلِي فَإِنَّ زَوْجِي لَمْ يَتْرُكْ لِي مَسْكَنًا يَمْلِكُهُ وَلاَ نَفَقَةً ‏.‏ قَالَتْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَانْصَرَفْتُ حَتَّى إِذَا كُنْتُ فِي الْحُجْرَةِ أَوْ فِي الْمَسْجِدِ نَادَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْ أَمَرَ بِي فَنُودِيتُ لَهُ فَقَالَ ‏"‏ كَيْفَ قُلْتِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَرَدَدْتُ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ الَّتِي ذَكَرْتُ لَهُ مِنْ شَأْنِ زَوْجِي قَالَ ‏"‏ امْكُثِي فِي بَيْتِكِ حَتَّى يَبْلُغَ الْكِتَابُ أَجَلَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَاعْتَدَدْتُ فِيهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏.‏ قَالَتْ فَلَمَّا كَانَ عُثْمَانُ أَرْسَلَ إِلَىَّ فَسَأَلَنِي عَنْ ذَلِكَ فَأَخْبَرْتُهُ فَاتَّبَعَهُ وَقَضَى بِهِ ‏.‏ أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، أَنْبَأَنَا سَعْدُ بْنُ إِسْحَاقَ بْنِ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ لَمْ يَرَوْا لِلْمُعْتَدَّةِ أَنْ تَنْتَقِلَ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا حَتَّى تَنْقَضِيَ عِدَّتُهَا ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ لِلْمَرْأَةِ أَنْ تَعْتَدَّ حَيْثُ شَاءَتْ وَإِنْ لَمْ تَعْتَدَّ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَالْقَوْلُ الأَوَّلُ أَصَحُّ ‏.‏

Bize Ensarî anlattı. (H) Bize Ma'n haber verdi. (H) Bize Mâlik haber verdi. Mâlik, Sa'd b. İshak b. Ka'b b. Ucre'den, o halası Zeyneb bint Ka'b b. Ucre'den, o da Ebu Said el-Hudrî'nin kız kardeşi Furey'a bint Mâlik b. Sinân'dan naklettiğine göre; Furey'a, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek, Beni Hudre yurdundaki ailesinin yanına dönüp dönemeyeceğini sordu. Kocasının, kaçan kölelerini aramak üzere çıktığını, Tarafü'l-Kadûm denilen yere vardığında onlara yetiştiğini ancak kölelerin onu öldürdüğünü anlattı. Furey'a dedi ki: "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den ailemin yanına dönmek için izin istedim. Çünkü kocam bana mülkiyeti kendisine ait bir ev ve bir nafaka bırakmamıştı." Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet" buyurdu. Furey'a devamla şöyle dedi: "Oradan ayrıldım. Odaya veya mescide vardığımda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana seslendi -veya emretti, bana seslenildi-. Bana: 'Nasıl demiştin?' diye sordu. Kocamın durumuna dair ona anlattığım hikâyeyi tekrar ettim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Kitap'taki (Kur'an'daki) süre sona erene kadar evinde bekle.'" Furey'a: "Bunun üzerine dört ay on gün orada iddet bekledim" dedi. Furey'a (devamla) şöyle dedi: "Osman (halife) olunca bana haber gönderip bu konuyu sordu. Ben de ona durumu haber verdim. O da buna uydu ve bununla hükmetti." Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (H) Bize Yahya b. Said anlattı. (H) Bize Sa'd b. İshak b. Ka'b b. Ucre haber verdi ve (yukarıdaki) hadisin manasını zikretti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinin çoğunun, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının ve diğerlerinin uygulaması bu hadis üzerinedir. Onlar, iddet bekleyen kadının iddeti bitene kadar kocasının evinden (başka bir yere) taşınmasını uygun görmezler. Süfyân es-Sevrî, Şâfiî, Ahmed ve İshak'ın görüşü budur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve diğerlerinden bazı ilim ehli ise: "Kadın kocasının evinde iddet beklemese de dilediği yerde iddet bekleyebilir" demişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Birinci görüş daha sahihtir.