2573. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ خَالِدٍ الْكَاهِلِيِّ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لَهَا سَبْعُونَ أَلْفَ زِمَامٍ مَعَ كُلِّ زِمَامٍ سَبْعُونَ أَلْفَ مَلَكٍ يَجُرُّونَهَا " . قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالثَّوْرِيُّ لاَ يَرْفَعُهُ . حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ خَالِدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ .
Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs haber verdi; dedi ki: Babam anlattı; Alâ b. Hâlid el-Kâhilî'den; Şakîk b. Seleme'den; Abdullah b. Mes'ûd'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "O gün Cehennem getirilir. Onun yetmiş bin yuları vardır. Her yularla beraber onu çeken yetmiş bin melek vardır." (Abdullah b. Abdurrahman dedi ki: Sevrî bunu ref etmiyor (Peygamber'e dayandırmıyor). Bize Abd b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Abdulmelik b. Amr Ebû Âmir el-Akadî anlattı; Süfyân'dan; Alâ b. Hâlid'den; bu senetle (hadisin) benzerini (rivayet etti) ve onu ref etmedi.)
2574. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَخْرُجُ عُنُقٌ مِنَ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَهُ عَيْنَانِ تُبْصِرَانِ وَأُذُنَانِ تَسْمَعَانِ وَلِسَانٌ يَنْطِقُ يَقُولُ إِنِّي وُكِّلْتُ بِثَلاَثَةٍ بِكُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ وَبِكُلِّ مَنْ دَعَا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَبِالْمُصَوِّرِينَ " . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَاهُ بَعْضُهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا وَرَوَى أَشْعَثُ بْنُ سَوَّارٍ عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ .
Bize Abdullah b. Muâviye el-Cumahî anlattı; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Müslim anlattı; A'meş'ten; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hüreyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet günü ateşten bir boyun çıkar. Onun gören iki gözü, işiten iki kulağı ve konuşan bir dili vardır. Şöyle der: 'Ben üç (grup) ile görevlendirildim: Her inatçı zorba ile, Allah ile beraber başka bir ilaha dua eden (tapan) herkesle ve suret yapanlarla (tasvircilerle).'" (Ebû Îsâ der ki: Bu konuda Ebû Saîd'den de rivayet vardır. Bu hadis hasen garip sahihtir. Bazıları bunu A'meş'ten; Atıyye'den; Ebû Saîd'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisin benzeri olarak rivayet etmişlerdir. Eş'as b. Sevvâr da Atıyye'den; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bunun benzerini rivayet etmiştir.)
2575. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْجُعْفِيُّ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ عِيَاضٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ قَالَ عُتْبَةُ بْنُ غَزْوَانَ عَلَى مِنْبَرِنَا هَذَا مِنْبَرِ الْبَصْرَةِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الصَّخْرَةَ الْعَظِيمَةَ لَتُلْقَى مِنْ شَفِيرِ جَهَنَّمَ فَتَهْوِي فِيهَا سَبْعِينَ عَامًا وَمَا تُفْضِي إِلَى قَرَارِهَا " . قَالَ وَكَانَ عُمَرُ يَقُولُ أَكْثِرُوا ذِكْرَ النَّارِ فَإِنَّ حَرَّهَا شَدِيدٌ وَإِنَّ قَعْرَهَا بَعِيدٌ وَإِنَّ مَقَامِعَهَا حَدِيدٌ . قَالَ أَبُو عِيسَى لاَ نَعْرِفُ لِلْحَسَنِ سَمَاعًا مِنْ عُتْبَةَ بْنِ غَزْوَانَ وَإِنَّمَا قَدِمَ عُتْبَةُ بْنُ غَزْوَانَ الْبَصْرَةَ فِي زَمَنِ عُمَرَ وَوُلِدَ الْحَسَنُ لِسَنَتَيْنِ بَقِيَتَا مِنْ خِلاَفَةِ عُمَرَ .
Bize Abd b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Hüseyin b. Alî el-Cu'fî anlattı; Fudayl b. İyâz'dan; Hişâm'dan; Hasan'dan; dedi ki: Utbe b. Gazvân, şu minberimizde -Basra minberinde- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklen) şöyle dedi: "(Muhakkak ki) büyük bir kaya cehennemin kenarından atılır da, orada yetmiş yıl (boyunca) aşağı düşer ve (hala) onun dibine ulaşmaz." (Ravi) dedi ki: Ömer şöyle derdi: "Ateşi çokça zikredin. Çünkü onun sıcağı şiddetlidir, dibi derindir ve topuzları demirdendir." (Ebû Îsâ der ki: Hasan'ın Utbe b. Gazvân'dan (hadis) işittiğini bilmiyoruz. Utbe b. Gazvân Basra'ya Ömer zamanında gelmiştir. Hasan ise Ömer'in halifeliğinden iki yıl kala doğmuştur.)
2576. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى، عَنِ ابْنِ لَهِيعَةَ، عَنْ دَرَّاجٍ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الصَّعُودُ جَبَلٌ مِنْ نَارٍ يُتَصَعَّدُ فِيهِ الْكَافِرُ سَبْعِينَ خَرِيفًا وَيَهْوِي فِيهِ كَذَلِكَ أَبَدًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ لَهِيعَةَ .
Bize Abd b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Hasan b. Mûsâ anlattı; İbn Lehîa'dan; Derrâc'dan; Ebu'l-Heysem'den; Ebû Saîd'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Saûd, ateşten bir dağdır. Kâfir orada yetmiş yıl (boyunca) yukarı tırmanır (tırmandırılır), sonra (yine) böylece ebediyen oradan aşağı düşer." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis gariptir. Bunu merfu olarak sadece İbn Lehîa'nın hadisinden biliyoruz.)
2577. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الدُّورِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا شَيْبَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ غِلَظَ جِلْدِ الْكَافِرِ اثْنَانِ وَأَرْبَعُونَ ذِرَاعًا وَإِنَّ ضِرْسَهُ مِثْلُ أُحُدٍ وَإِنَّ مَجْلِسَهُ مِنْ جَهَنَّمَ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ " . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الأَعْمَشِ .
Bize Abbâs ed-Dûrî anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı; dedi ki: Bize Şeybân haber verdi; A'meş'ten; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "(Cehennemde) kâfirin derisinin kalınlığı kırk iki arşındır (zira'dır). Dişi (azı dişi), Uhud (dağı) gibidir. Cehennemdeki oturma yeri (kapladığı alan) ise Mekke ile Medine arası kadardır." (Ebû Îsâ der ki: Bu, A'meş'in hadisinden hasen sahih garip bir hadistir.)
2578. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي جَدِّي، مُحَمَّدُ بْنُ عَمَّارٍ وَصَالِحٌ مَوْلَى التَّوْأَمَةِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ضِرْسُ الْكَافِرِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِثْلُ أُحُدٍ وَفَخِذُهُ مِثْلُ الْبَيْضَاءِ وَمَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ مَسِيرَةَ ثَلاَثٍ مِثْلُ الرَّبَذَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . " وَمِثْلُ الرَّبَذَةِ " كَمَا بَيْنَ الْمَدِينَةِ وَالرَّبَذَةِ . وَالْبَيْضَاءُ جَبَلٌ مِثْلُ أُحُدٍ .
Bize Alî b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ammâr haber verdi; dedi ki: Dedem Muhammed b. Ammâr ve Tev'eme'nin azatlısı Sâlih anlattı; Ebû Hüreyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet günü kâfirin azı dişi Uhud (dağı) gibidir. Uyluğu (baldırı) Beydâ (dağı) gibidir. Ateşteki oturma yeri (kapladığı alan) Rebeze (mesafesi) gibi üç günlük yoldur." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen gariptir. "Rebeze gibi" demek, Medine ile Rebeze arası kadardır demektir. Beydâ, Uhud gibi bir dağdır.)
2579. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُصْعَبُ بْنُ الْمِقْدَامِ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رَفَعَهُ قَالَ " ضِرْسُ الْكَافِرِ مِثْلُ أُحُدٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَأَبُو حَازِمٍ هُوَ الأَشْجَعِيُّ اسْمُهُ سَلْمَانُ مَوْلَى عَزَّةَ الأَشْجَعِيَّةِ .
Bize Ebû Küreyb anlattı; dedi ki: Bize Mus'ab b. el-Mikdâm anlattı; Fudayl b. Gazvân'dan; Ebû Hâzim'den; Ebû Hüreyre'den; onu ref ederek (Peygamber'e dayandırarak) şöyle dedi: "Kâfirin azı dişi Uhud (dağı) gibidir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasendir. Ebû Hâzim el-Eşcaî'dir; ismi Selmân'dır, Azze el-Eşcaîyye'nin azatlısıdır.)
2580. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْمُخَارِقِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْكَافِرَ لَيُسْحَبُ لِسَانُهُ الْفَرْسَخَ وَالْفَرْسَخَيْنِ يَتَوَطَّؤُهُ النَّاسُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ . وَالْفَضْلُ بْنُ يَزِيدَ هُوَ كُوفِيٌّ قَدْ رَوَى عَنْهُ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الأَئِمَّةِ وَأَبُو الْمُخَارِقِ لَيْسَ بِمَعْرُوفٍ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Alî b. Müshir anlattı; Fadl b. Yezîd'den; Ebû'l-Muhârik'tan; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz kâfirin dili, bir fersah ve iki fersah (boyunca) sürüklenir. İnsanlar onu çiğnerler." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece bu vecihten biliyoruz. Fadl b. Yezîd Kûfelidir; kendisinden birden çok imam (hadis) rivayet etmiştir. Ebû'l-Muhârik ise bilinen (maruf) biri değildir.)
2581. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ دَرَّاجٍ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي قَوْلِهِ: (كَالْمُهْلِ ) قَالَ " كَعَكَرِ الزَّيْتِ فَإِذَا قَرَّبَهُ إِلَى وَجْهِهِ سَقَطَتْ فَرْوَةُ وَجْهِهِ فِيهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ رِشْدِينَ بْنِ سَعْدٍ . وَرِشْدِينُ قَدْ تُكُلِّمَ فِيهِ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ .
Bize Ebû Küreyb anlattı; dedi ki: Bize Rişdîn b. Sa'd anlattı; Amr b. el-Hâris'ten; Derrâc'dan; Ebu'l-Heysem'den; Ebû Saîd'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (Allah'ın): { Erimiş maden (Muhl) gibidir } sözü hakkında (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "(Muhl) zeytinyağı tortusu gibidir. Onu (içmek için) yüzüne yaklaştırdığı zaman, yüzünün derisi onun içine düşer." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadisi sadece Rişdîn b. Sa'd'ın hadisinden biliyoruz. Rişdîn hakkında hafızası yönünden (bazı tenkitler) konuşulmuştur.)
2582. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي السَّمْحِ، عَنِ ابْنِ حُجَيْرَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْحَمِيمَ لَيُصَبُّ عَلَى رُءُوسِهِمْ فَيَنْفُذُ الْحَمِيمُ حَتَّى يَخْلُصَ إِلَى جَوْفِهِ فَيَسْلِتَ مَا فِي جَوْفِهِ حَتَّى يَمْرُقَ مِنْ قَدَمَيْهِ وَهُوَ الصَّهْرُ ثُمَّ يُعَادُ كَمَا كَانَ " . وَسَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ يُكْنَى أَبَا شُجَاعٍ وَهُوَ مِصْرِيٌّ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ . وَابْنُ حُجَيْرَةَ هُوَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ حُجَيْرَةَ الْمِصْرِيُّ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Saîd b. Yezîd haber verdi; Ebu's-Semh'ten; İbn Huceyra'dan; Ebû Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Muhakkak ki kaynar su (hamîm) onların (cehennem ehlinin) başlarına dökülür. Kaynar su (kafatasını delip) geçer, nihayet karnına ulaşır. Karnındakileri (bağırsakları ve organları) söker (eritir) ve ayaklarından çıkar. İşte bu (ayette geçen) 'es-Sahr'dır (erimektir). Sonra (bedeni) olduğu gibi eski haline getirilir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Saîd b. Yezîd'in künyesi Ebû Şucâ'dır ve Mısırlıdır; kendisinden Leys b. Sa'd rivayet etmiştir. İbn Huceyra ise Abdurrahman b. Huceyra el-Mısrî'dir.)
2583. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا صَفْوَانُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي قَوْلِهِ: (يُسْقَى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ * يَتَجَرَّعُهُ ) قَالَ " يُقَرَّبُ إِلَى فِيهِ فَيَكْرَهُهُ فَإِذَا أُدْنِيَ مِنْهُ شَوَى وَجْهَهُ وَوَقَعَتْ فَرْوَةُ رَأْسِهِ فَإِذَا شَرِبَهُ قَطَّعَ أَمْعَاءَهُ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْ دُبُرِهِ يَقُولُ اللَّهُ: (وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ ) وَيَقُولُ: (وَإِنْ يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ ) " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ . وَهَكَذَا قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ وَلاَ نَعْرِفُ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ بُسْرٍ إِلاَّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ وَقَدْ رَوَى صَفْوَانُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ صَاحِبِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُسْرٍ لَهُ أَخٌ قَدْ سَمِعَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَأُخْتُهُ قَدْ سَمِعَتْ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ بُسْرٍ الَّذِي رَوَى عَنْهُ صَفْوَانُ بْنُ عَمْرٍو حَدِيثَ أَبِي أُمَامَةَ لَعَلَّهُ أَنْ يَكُونَ أَخَا عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Safvân b. Amr haber verdi; Ubeydullah b. Büsr'den; Ebû Ümâme'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (Allah'ın): { Ona irinli sudan (sadîd) içirilir * Onu yudumlamaya çalışır } sözü hakkında (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "(Bu su) ağzına yaklaştırılır, fakat o bundan tiksinir. Ona yaklaştırıldığında yüzünü kavurur ve başının derisi (içine) düşer. Onu içtiği zaman bağırsaklarını parçalar, nihayet (bağırsakları) arkasından (dübüründen) çıkar. Allah (şöyle) buyurur: { Onlara kaynar su içirilir de bağırsaklarını parçalar. } Ve yine (şöyle) buyurur: { Eğer yardım dileseler, (yardımlarına) yüzleri kavuran erimiş maden gibi bir su ile cevap verilir. O ne kötü bir içecektir! }" (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis gariptir. Muhammed b. İsmâîl de Ubeydullah b. Büsr'den diyerek böyle söylemiştir. Ubeydullah b. Büsr'ü sadece bu hadiste biliyoruz. Safvân b. Amr, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Abdullah b. Büsr'den bu hadisten başkasını da rivayet etmiştir. Abdullah b. Büsr'ün, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den hadis işiten bir kardeşi vardır; kız kardeşi de Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den hadis işitmiştir. Safvân b. Amr'ın kendisinden Ebû Ümâme hadisini rivayet ettiği Ubeydullah b. Büsr, belki de Abdullah b. Büsr'ün kardeşidir.)
2584. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ دَرَّاجٍ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: (كَالْمُهْلِ ) كَعَكَرِ الزَّيْتِ فَإِذَا قُرِّبَ إِلَيْهِ سَقَطَتْ فَرْوَةُ وَجْهِهِ فِيهِ " . وَبِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِسُرَادِقِ النَّارِ أَرْبَعَةُ جُدُرٍ كِثَفُ كُلِّ جِدَارٍ مِثْلُ مَسِيرَةِ أَرْبَعِينَ سَنَةً " . وَبِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَوْ أَنَّ دَلْوًا مِنْ غَسَّاقٍ يُهَرَاقُ فِي الدُّنْيَا لأَنْتَنَ أَهْلُ الدُّنْيَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ رِشْدِينَ بْنِ سَعْدٍ وَفِي رِشْدِينَ مَقَالٌ وَقَدْ تُكُلِّمَ فِيهِ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ . وَمَعْنَى قَوْلِهِ " كِثَفُ كُلِّ جِدَارٍ " يَعْنِي غِلَظَهُ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Rişdîn b. Sa'd haber verdi; bana Amr b. el-Hâris anlattı; Derrâc'dan; Ebu'l-Heysem'den; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "(Ayet-i kerimedeki) { Erimiş maden (Muhl) gibidir } (ifadesi), zeytinyağı tortusu gibidir demektir. Ona (o kişiye) yaklaştırıldığında, yüzünün derisi onun içine düşer." Yine bu senetle Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayet edildiğine göre) şöyle buyurdu: "Ateşin (cehennemin) çardağının (suradik) dört duvarı vardır. Her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüyüş mesafesi kadardır." Yine bu senetle Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayet edildiğine göre) şöyle buyurdu: "Eğer Gussâk'tan (cehennem ehlinin irinlerinden) bir kova dünyaya dökülseydi, dünya ehlini (kokusuyla) kokuştururdu." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadisi sadece Rişdîn b. Sa'd'ın hadisinden biliyoruz. Rişdîn hakkında söz edilmiş ve hafızası yönünden (bazı şeyler) söylenmiştir. Hadisteki "Kisef" kelimesi, kalınlığı demektir.)
2585. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ: (اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ) قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّ قَطْرَةً مِنَ الزَّقُّومِ قُطِرَتْ فِي دَارِ الدُّنْيَا لأَفْسَدَتْ عَلَى أَهْلِ الدُّنْيَا مَعَايِشَهُمْ فَكَيْفَ بِمَنْ يَكُونُ طَعَامَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; dedi ki: Bize Şu'be haber verdi; A'meş'ten; Mücâhid'den; İbn Abbâs'tan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu ayeti okuduğunu (rivayet etti): { Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak ölün. } Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (şöyle) buyurdu: "Eğer Zakkum'dan bir damla dünya yurduna damlatılsaydı, dünya ehlinin geçimlerini (yaşantılarını) ifsat ederdi. Ya yiyeceği o (Zakkum) olan kimsenin hali nice olur?" (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)
2586. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا قُطْبَةُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شِمْرِ بْنِ عَطِيَّةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُلْقَى عَلَى أَهْلِ النَّارِ الْجُوعُ فَيَعْدِلُ مَا هُمْ فِيهِ مِنَ الْعَذَابِ فَيَسْتَغِيثُونَ فَيُغَاثُونَ بِطَعَامٍ مِنْ ضَرِيعٍ لاَ يُسْمِنُ وَلاَ يُغْنِي مِنْ جُوعٍ فَيَسْتَغِيثُونَ بِالطَّعَامِ فَيُغَاثُونَ بِطَعَامٍ ذِي غُصَّةٍ فَيَذْكُرُونَ أَنَّهُمْ كَانُوا يُجِيزُونَ الْغُصَصَ فِي الدُّنْيَا بِالشَّرَابِ فَيَسْتَغِيثُونَ بِالشَّرَابِ فَيُرْفَعُ إِلَيْهِمُ الْحَمِيمُ بِكَلاَلِيبِ الْحَدِيدِ فَإِذَا دَنَتْ مِنْ وُجُوهِهِمْ شَوَتْ وُجُوهَهُمْ فَإِذَا دَخَلَتْ بُطُونَهُمْ قَطَّعَتْ مَا فِي بُطُونِهِمْ فَيَقُولُونَ ادْعُوا خَزَنَةَ جَهَنَّمَ فَيَقُولُونَ أَلَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلَى . قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَلٍ . قَالَ فَيَقُولُونَ ادْعُوا مَالِكًا فَيَقُولُونَ: (يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ ) قَالَ فَيُجِيبُهُمْ: (إِنَّكُمْ مَاكِثُونَ ) " . قَالَ الأَعْمَشُ نُبِّئْتُ أَنَّ بَيْنَ دُعَائِهِمْ وَبَيْنَ إِجَابَةِ مَالِكٍ إِيَّاهُمْ أَلْفَ عَامٍ . قَالَ " فَيَقُولُونَ ادْعُوا رَبَّكُمْ فَلاَ أَحَدَ خَيْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَيَقُولُونَ: (رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ * رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ ) قَالَ فَيُجِيبُهُمْ: (اخْسَؤُوا فِيهَا وَلاَ تُكَلِّمُونِ ) قَالَ فَعِنْدَ ذَلِكَ يَئِسُوا مِنْ كُلِّ خَيْرٍ وَعِنْدَ ذَلِكَ يَأْخُذُونَ فِي الزَّفِيرِ وَالْحَسْرَةِ وَالْوَيْلِ " . قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالنَّاسُ لاَ يَرْفَعُونَ هَذَا الْحَدِيثَ . قَالَ أَبُو عِيسَى إِنَّمَا نَعْرِفُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ شِمْرِ بْنِ عَطِيَّةَ عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ قَوْلَهُ وَلَيْسَ بِمَرْفُوعٍ . وَقُطْبَةُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ هُوَ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ .
Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Âsım b. Yûsuf haber verdi; dedi ki: Bize Kutbe b. Abdülazîz anlattı; A'meş'ten; Şimr b. Atıyye'den; Şehr b. Havşeb'den; Ümmü'd-Derdâ'dan; Ebu'd-Derdâ'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cehennem ehlinin üzerine açlık bırakılır. Bu (açlık azabı), içinde bulundukları (diğer) azaba denk olur. Yardım (yiyecek) isterler. Onlara darî'den (dikenden) bir yiyecek verilir ki; o ne semirtir ne de açlığı giderir. (Tekrar) yemek isterler. Onlara boğazda tıkanan bir yiyecek verilir. (O anda) dünyadayken tıkanan lokmaları içecekle geçirdiklerini hatırlarlar ve içecek isterler. Onlara demir kancalarla kaynar su (hamîm) yükseltilir (uzatılır). Yüzlerine yaklaştığı zaman yüzlerini kavurur. Karınlarına girdiği zaman karınlarında ne varsa parçalar. Derler ki: 'Cehennem bekçilerini çağırın.' (Bekçiler) derler ki: 'Size resulleriniz apaçık delillerle gelmedi mi?' Onlar: 'Evet (geldi)' derler. (Bekçiler): 'Öyleyse (kendiniz) dua edin; kâfirlerin duası sapıklıktan (zayi olmaktan) başka bir şey değildir' derler." (Resûlullah devamla) buyurdu ki: "(Sonra) derler ki: 'Mâlik'i çağırın.' (Ve şöyle seslenirler): '{ Ey Mâlik! Rabbin bizim üzerimize hükmünü versin (bizi öldürsün). }' (Mâlik) onlara cevap verir: '{ Şüphesiz siz (burada) kalıcılarsınız. }'" (A'meş dedi ki: Bana haber verildiğine göre, onların bu çağrısı ile Mâlik'in onlara cevap vermesi arasında bin yıl vardır.) (Resûlullah devamla) buyurdu ki: "(Sonra) derler ki: 'Rabbinizi çağırın; çünkü Rabbinizden daha hayırlı kimse yoktur.' Ve derler ki: '{ Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galip geldi ve biz sapık bir topluluk olduk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz biz zalimleriz. }' (Allah) onlara (şöyle) cevap verir: '{ Orada sinin (susun)! Ve benimle konuşmayın. }'" (Resûlullah) buyurdu ki: "İşte o zaman her türlü hayırdan ümitlerini keserler; ve o zaman hıçkıra hıçkıra ağlamaya, hasrete ve pişmanlığa başlarlar." (Abdullah b. Abdurrahman dedi ki: İnsanlar (muhaddisler) bu hadisi ref etmiyorlar (Peygamber'e dayandırmıyorlar). Ebû Îsâ der ki: Biz bu hadisi sadece A'meş'in, Şimr b. Atıyye'den; Şehr b. Havşeb'den; Ümmü'd-Derdâ'dan; Ebu'd-Derdâ'dan, onun (kendi) sözü olarak biliyoruz; merfu değildir. Kutbe b. Abdülazîz hadis ehline göre sika (güvenilir) biridir.)
2587. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَزِيدَ أَبِي شُجَاعٍ، عَنْ أَبِي السَّمْحِ، عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: (وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ) قَالَ " تَشْوِيهِ النَّارُ فَتَقَلَّصُ شَفَتُهُ الْعُلْيَا حَتَّى تَبْلُغَ وَسَطَ رَأْسِهِ وَتَسْتَرْخِي شَفَتُهُ السُّفْلَى حَتَّى تَضْرِبَ سُرَّتَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ . وَأَبُو الْهَيْثَمِ اسْمُهُ سُلَيْمَانُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبْدٍ الْعُتْوَارِيُّ وَكَانَ يَتِيمًا فِي حِجْرِ أَبِي سَعِيدٍ .
Bize Süveyd anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Saîd b. Yezîd Ebû Şucâ'dan; Ebu's-Semh'ten; Ebu'l-Heysem'den; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (Allah'ın): { Onlar orada (dişleri sırıtarak) surat asarlar (kâlihûn) } sözü hakkında (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Ateş onu (yüzünü) öyle bir kavurur ki, üst dudağı başının ortasına kadar büzülür (çekilir), alt dudağı ise göbeğine değecek kadar sarkar." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Ebu'l-Heysem'in ismi Süleymân b. Amr b. Abd el-Utvârî'dir; o Ebû Saîd'in himayesinde bir yetimdi.)
2588. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي السَّمْحِ، عَنْ عِيسَى بْنِ هِلاَلٍ الصَّدَفِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِي، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّ رُصَاصَةً مِثْلَ هَذِهِ وَأَشَارَ إِلَى مِثْلِ الْجُمْجُمَةِ أُرْسِلَتْ مِنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ وَهِيَ مَسِيرَةُ خَمْسِمِائَةِ سَنَةٍ لَبَلَغَتِ الأَرْضَ قَبْلَ اللَّيْلِ وَلَوْ أَنَّهَا أُرْسِلَتْ مِنْ رَأْسِ السِّلْسِلَةِ لَصَارَتْ أَرْبَعِينَ خَرِيفًا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ قَبْلَ أَنْ تَبْلُغَ أَصْلَهَا أَوْ قَعْرَهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ إِسْنَادُهُ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَسَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ هُوَ مِصْرِيٌّ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الأَئِمَّةِ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah (b. el-Mübârek) haber verdi; dedi ki: Bize Saîd b. Yezîd haber verdi; Ebu's-Semh'ten; Îsâ b. Hilâl es-Sadefî'den; Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Eğer şu büyüklükte bir kurşun (parçası) -ve (eliyle) bir kafatası büyüklüğüne işaret etti- gökten dünyaya atılmış olsaydı -ki arası beş yüz yıllık yürüme mesafesidir-, gece olmadan yere ulaşırdı. Şayet o (kurşun), (cehennemdeki) zincirin başından (aşağı) bırakılmış olsaydı, onun aslına veya dibine ulaşmadan önce gece ve gündüz (durmadan düşerek) kırk yıl geçerdi." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadisin isnadı hasen sahihtir. Saîd b. Yezîd Mısırlıdır; kendisinden Leys b. Sa'd ve imamlardan birden çok kişi rivayet etmiştir.)
2589. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نَارُكُمْ هَذِهِ الَّتِي يُوقِدُ بَنُو آدَمَ جُزْءٌ وَاحِدٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزءًا مِنْ حَرِّ جَهَنَّمَ " . قَالُوا وَاللَّهِ إِنْ كَانَتْ لَكَافِيَةً يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " فَإِنَّهَا فُضِّلَتْ بِتِسْعَةٍ وَسِتِّينَ جُزْءًا كُلُّهُنَّ مِثْلُ حَرِّهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهَمَّامُ بْنُ مُنَبِّهٍ هُوَ أَخُو وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ وَهْبٌ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah haber verdi; dedi ki: Bize Ma'mer haber verdi; Hemmâm b. Münebbih'ten; Ebû Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Sizin şu (dünyadaki) ateşiniz, insanoğlunun yaktığı (bu ateş), cehennemin hararetinden (sıcaklığından) yetmiş cüzden bir cüzdür." (Sahabeler) dediler ki: "Vallahi ey Allah'ın Resûlü! Bu (dünya ateşi bile azap için) yeterliydi." Buyurdu ki: "O (cehennem ateşi), buna (dünya ateşine) altmış dokuz derece daha üstün kılındı. Bunların her birinin harareti bunun (dünya ateşinin) misli kadardır." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Hemmâm b. Münebbih, Vehb b. Münebbih'in kardeşidir ve Vehb ondan hadis rivayet etmiştir.)
2590. Hadis
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " نَارُكُمْ هَذِهِ جُزْءٌ مِنْ سَبْعِينَ جُزْءًا مِنْ نَارِ جَهَنَّمَ لِكُلِّ جُزْءٍ مِنْهَا حَرُّهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ أَبِي سَعِيدٍ .
Bize Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı; dedi ki: Bize Şeybân anlattı; Firâs'tan; Atıyye'den; Ebû Saîd'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Sizin şu (dünyadaki) ateşiniz, cehennem ateşinden yetmiş cüzden bir cüzdür. (O yetmiş cüzden) her bir cüzün, bunun (dünya ateşinin) kadar sıcaklığı vardır." (Ebû Îsâ der ki: Bu, Ebû Saîd'in hadisinden hasen garip bir hadistir.)
2591. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَاصِمٍ، هُوَ ابْنُ بَهْدَلَةَ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أُوقِدَ عَلَى النَّارِ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى احْمَرَّتْ ثُمَّ أُوقِدَ عَلَيْهَا أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى ابْيَضَّتْ ثُمَّ أُوقِدَ عَلَيْهَا أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى اسْوَدَّتْ فَهِيَ سَوْدَاءُ مُظْلِمَةٌ " . حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، أَوْ رَجُلٍ آخَرَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ فِي هَذَا مَوْقُوفٌ أَصَحُّ وَلاَ أَعْلَمُ أَحَدًا رَفَعَهُ غَيْرَ يَحْيَى بْنِ أَبِي بُكَيْرٍ عَنْ شَرِيكٍ .
Bize Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî el-Bağdâdî anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Ebî Bükeyr anlattı; dedi ki: Bize Şerîk anlattı; Âsım -ki o İbn Behdele'dir-'den; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Ateş (cehennem), bin yıl yakıldı, öyle ki kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl (daha) yakıldı, öyle ki bembeyaz oldu. Sonra bin yıl (daha) yakıldı, öyle ki simsiyah oldu. O şimdi zifiri karanlık (ve) siyahtır." Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Şerîk'ten; Âsım'dan; Ebû Sâlih'ten veya başka bir adamdan; Ebû Hüreyre'den; bu hadisin benzerini (rivayet etti) ve onu ref etmedi. (Ebû Îsâ der ki: Ebû Hüreyre'nin bu konudaki mevkuf hadisi daha sahihtir. Yahyâ b. Ebî Bükeyr'den başka hiç kimsenin bunu Şerîk'ten ref ettiğini (Peygamber'e dayandırdığını) bilmiyorum.)
2592. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ الْوَلِيدِ الْكِنْدِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُفَضَّلُ بْنُ صَالِحٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اشْتَكَتِ النَّارُ إِلَى رَبِّهَا وَقَالَتْ أَكَلَ بَعْضِي بَعْضًا فَجَعَلَ لَهَا نَفَسَيْنِ نَفَسًا فِي الشِّتَاءِ وَنَفَسًا فِي الصَّيْفِ فَأَمَّا نَفَسُهَا فِي الشِّتَاءِ فَزَمْهَرِيرٌ وَأَمَّا نَفَسُهَا فِي الصَّيْفِ فَسَمُومٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ قَدْ رُوِيَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ . وَالْمُفَضَّلُ بْنُ صَالِحٍ لَيْسَ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ بِذَلِكَ الْحَافِظِ .
Bize Muhammed b. Ömer b. el-Velîd el-Kindî el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize Mufaddal b. Sâlih anlattı; A'meş'ten; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hüreyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cehennem Rabbine şikayette bulundu ve dedi ki: 'Bir kısmım bir kısmımı yedi.' (Allah) ona iki nefes (alma izni) verdi: Bir nefes kışın, bir nefes de yazın. Kışın olan nefesi zemherîr (şiddetli soğuk), yazın olan nefesi ise semûm (şiddetli sıcak)tur." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Ebû Hüreyre'den, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir. Mufaddal b. Sâlih, hadis ehline göre o kadar da hafız (güçlü) değildir.)
2593. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، وَهِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ - قَالَ هِشَامٌ " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ " . وَقَالَ شُعْبَةُ " أَخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ شَعِيرَةً أَخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ بُرَّةً أَخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ ذَرَّةً " . وَقَالَ شُعْبَةُ " مَا يَزِنُ ذُرَةً " . مُخَفَّفَةً . وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; dedi ki: Bize Şu'be ve Hişâm anlattı; Katâde'den; Enes'ten; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (rivayet etti): -Hişâm (rivayetinde): "Ateşten çıkar" dedi. Şu'be ise (şöyle) dedi:- "Kalbinde bir arpa ağırlığınca hayır olup da 'Lâ ilâhe illallâh' diyen kimseyi ateşten çıkarın! Kalbinde bir buğday ağırlığınca hayır olup da 'Lâ ilâhe illallâh' diyen kimseyi ateşten çıkarın! Kalbinde bir zerre ağırlığınca hayır olup da 'Lâ ilâhe illallâh' diyen kimseyi ateşten çıkarın!" Şu'be (rivayetinde şeddesiz olarak): "Züre (mısır/darı) ağırlığınca" dedi. (Hafifletilmiş olarak). (Ebû Îsâ der ki: Bu konuda Câbir ve İmrân b. Husayn'dan da rivayet vardır. Bu hadis hasen sahihtir.)
2594. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ مُبَارَكِ بْنِ فَضَالَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ اللَّهُ أَخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ ذَكَرَنِي يَوْمًا أَوْ خَافَنِي فِي مَقَامٍ " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Bize Muhammed b. Râfi' anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; Mübârek b. Fadâle'den; Ubeydullah b. Ebî Bekr b. Enes'ten; Enes'ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Allah (şöyle) buyurur: 'Beni bir gün zikreden (anmsayan) veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıkarın.'" (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen gariptir.)
2595. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ السَّلْمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنْهَا زَحْفًا فَيَقُولُ يَا رَبِّ قَدْ أَخَذَ النَّاسُ الْمَنَازِلَ . قَالَ فَيُقَالُ لَهُ انْطَلِقْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ . قَالَ فَيَذْهَبُ لِيَدْخُلَ فَيَجِدُ النَّاسَ قَدْ أَخَذُوا الْمَنَازِلَ فَيَرْجِعُ فَيَقُولُ يَا رَبِّ قَدْ أَخَذَ النَّاسُ الْمَنَازِلَ . قَالَ فَيُقَالُ لَهُ أَتَذْكُرُ الزَّمَانَ الَّذِي كُنْتَ فِيهِ فَيَقُولُ نَعَمْ . فَيُقَالُ لَهُ تَمَنَّ . قَالَ فَيَتَمَنَّى فَيُقَالُ لَهُ فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَعَشَرَةَ أَضْعَافِ الدُّنْيَا . قَالَ فَيَقُولُ أَتَسْخَرُ بِي وَأَنْتَ الْمَلِكُ " . قَالَ فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; A'meş'ten; İbrâhîm'den; Abîde es-Selmânî'den; Abdullah b. Mes'ûd'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben cehennem ehlinin ateşten en son çıkacak olanını biliyorum. (O), oradan emekleyerek çıkan bir adamdır. Der ki: 'Ey Rabbim! İnsanlar (cennetteki) yerleri(ni) aldılar.'" (Resûlullah) buyurdu ki: "Ona: 'Git ve cennete gir' denilir." (Resûlullah) buyurdu ki: "(Adam) gider, girmek ister; fakat insanların yerleri almış olduklarını görür (zanneder). Döner ve der ki: 'Ey Rabbim! İnsanlar yerleri aldılar.'" (Resûlullah) buyurdu ki: "Ona: '(Cehennemde) içinde bulunduğun zamanı hatırlıyor musun?' denilir. 'Evet' der. Ona: 'Temenni et' denilir." (Resûlullah) buyurdu ki: "O da temenni eder. Ona: 'Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şey ve dünyanın on katı vardır' denilir." (Resûlullah) buyurdu ki: "O (kul) der ki: 'Sen Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun?'" (İbn Mes'ûd) dedi ki: Andolsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)
2596. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا مِنَ النَّارِ وَآخِرَ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ يُؤْتَى بِرَجُلٍ فَيَقُولُ سَلُوا عَنْ صِغَارِ ذُنُوبِهِ وَاخْبَئُوا كِبَارَهَا . فَيُقَالُ لَهُ عَمِلْتَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا عَمِلْتَ كَذَا وَكَذَا فِي يَوْمِ كَذَا وَكَذَا . قَالَ فَيُقَالُ لَهُ فَإِنَّ لَكَ مَكَانَ كُلِّ سَيِّئَةٍ حَسَنَةً . قَالَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ لَقَدْ عَمِلْتُ أَشْيَاءَ مَا أَرَاهَا هَا هُنَا " . قَالَ فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَضْحَكُ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; A'meş'ten; Ma'rûr b. Süveyd'den; Ebû Zer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben cehennem ehlinin ateşten en son çıkacak olanını ve cennet ehlinin cennete en son girecek olanını biliyorum. Bir adam getirilir ve (Allah) der ki: 'Ona küçük günahlarını sorun, büyüklerini ise gizleyin.' Ona denilir ki: 'Sen falan gün falan falan işleri yaptın; falan günde de falan falan işleri yaptın.'" (Resûlullah) buyurdu ki: "Ona: 'Şüphesiz senin için her kötülüğün yerine bir iyilik vardır' denilir." (Resûlullah) buyurdu ki: "O (kul) der ki: 'Ey Rabbim! Ben (bazı) şeyler yaptım ki onları burada görmüyorum.'" (Ebû Zer) dedi ki: Andolsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)
2597. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُعَذَّبُ نَاسٌ مِنْ أَهْلِ التَّوْحِيدِ فِي النَّارِ حَتَّى يَكُونُوا فِيهَا حُمَمًا ثُمَّ تُدْرِكُهُمُ الرَّحْمَةُ فَيُخْرَجُونَ وَيُطْرَحُونَ عَلَى أَبْوَابِ الْجَنَّةِ . قَالَ فَيَرُشُّ عَلَيْهِمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْمَاءَ فَيَنْبُتُونَ كَمَا يَنْبُتُ الْغُثَاءُ فِي حِمَالَةِ السَّيْلِ ثُمَّ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ جَابِرٍ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; A'meş'ten; Ebû Süfyân'dan; Câbir'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Tevhid ehlinden (bazı) insanlar ateşte azap görürler; hatta orada kömür (gibi) olurlar. Sonra onlara rahmet ulaşır; (oradan) çıkarılırlar ve cennetin kapılarına atılırlar." (Resûlullah) buyurdu ki: "Cennet ehli onların üzerine su serperler. Onlar da selin getirdiği (milli) toprakta biten (otlar) gibi biterler (yeniden canlanırlar). Sonra cennete girerler." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Câbir'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir.)
2598. Hadis
حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُخْرَجُ مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنَ الإِيمَانِ " . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَمَنْ شَكَّ فَلْيَقْرَأْ: (إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ) . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Seleme b. Şebîb anlattı; dedi ki: Bize Abdürrezzâk anlattı; dedi ki: Bize Ma'mer haber verdi; Zeyd b. Eslem'den; Atâ b. Yesâr'dan; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (rivayet etti): "Kalbinde zerre ağırlığınca iman olan kimse ateşten çıkarılır." Ebû Saîd dedi ki: "Kim şüphe ederse şunu okusun: { Şüphesiz Allah, zerre ağırlığınca bile haksızlık yapmaz. }" (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)
2599. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَنْعُمَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ رَجُلَيْنِ مِمَّنْ دَخَلَ النَّارَ اشْتَدَّ صِيَاحُهُمَا فَقَالَ الرَّبُّ عَزَّ وَجَلَّ أَخْرِجُوهُمَا . فَلَمَّا أُخْرِجَا قَالَ لَهُمَا لأَىِّ شَيْءٍ اشْتَدَّ صِيَاحُكُمَا قَالاَ فَعَلْنَا ذَلِكَ لِتَرْحَمَنَا . قَالَ إِنَّ رَحْمَتِي لَكُمَا أَنْ تَنْطَلِقَا فَتُلْقِيَا أَنْفُسَكُمَا حَيْثُ كُنْتُمَا مِنَ النَّارِ . فَيَنْطَلِقَانِ فَيُلْقِي أَحَدُهُمَا نَفْسَهُ فَيَجْعَلُهَا عَلَيْهِ بَرْدًا وَسَلاَمًا وَيَقُومُ الآخَرُ فَلاَ يُلْقِي نَفْسَهُ فَيَقُولُ لَهُ الرَّبُّ عَزَّ وَجَلَّ مَا مَنَعَكَ أَنْ تُلْقِيَ نَفْسَكَ كَمَا أَلْقَى صَاحِبُكَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ إِنِّي لأَرْجُو أَنْ لاَ تُعِيدَنِي فِيهَا بَعْدَ مَا أَخْرَجْتَنِي . فَيَقُولُ لَهُ الرَّبُّ لَكَ رَجَاؤُكَ . فَيَدْخُلاَنِ جَمِيعًا الْجَنَّةَ بِرَحْمَةِ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى إِسْنَادُ هَذَا الْحَدِيثِ ضَعِيفٌ لأَنَّهُ عَنْ رِشْدِينَ بْنِ سَعْدٍ . وَرِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ هُوَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ عَنِ ابْنِ أَنْعُمَ وَهُوَ الإِفْرِيقِيُّ وَالإِفْرِيقِيُّ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah (b. el-Mübârek) haber verdi; dedi ki: Bize Rişdîn b. Sa'd haber verdi; bana İbn En'um anlattı; Ebû Osmân'dan; o ona Ebû Hüreyre'den naklederek anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Ateşe girenlerden iki adamın bağırışları şiddetlendi. Rab -azze ve celle- dedi ki: 'O ikisini çıkarın.' Çıkarıldıkları zaman onlara dedi ki: 'Bağırışınız neden şiddetlendi?' Dediler ki: 'Bize merhamet etmen için böyle yaptık.' (Allah) buyurdu ki: 'Sizin için rahmetim, gidip kendinizi ateşte bulunduğunuz yere atmanızdır.'" (Resûlullah) buyurdu ki: "Giderler. Onlardan biri kendini atar ve (ateş) ona serin ve selamet olur. Diğeri ise ayakta durur ve kendini atmaz. Rab -azze ve celle- ona der ki: 'Arkadaşının attığı gibi kendini atmaktan seni alıkoyan nedir?' Der ki: 'Ya Rabbi! Beni oradan çıkardıktan sonra tekrar oraya döndürmeyeceğini umuyorum.' Rab ona: 'Senin umduğun senindir (sana verilmiştir)' buyurur." (Resûlullah) buyurdu ki: "Allah'ın rahmetiyle ikisi de cennete girerler." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadisin senedi zayıftır. Çünkü o Rişdîn b. Sa'd yoluyla gelmiştir. Rişdîn b. Sa'd; İbn En'um'dan (rivayetinde) hadis ehline göre zayıftır. İbn En'um, el-İfrîkî'dir; el-İfrîkî de hadis ehline göre zayıftır.)
2600. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيِّ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيَخْرُجَنَّ قَوْمٌ مِنْ أُمَّتِي مِنَ النَّارِ بِشَفَاعَتِي يُسَمَّوْنَ الْجَهَنَّمِيُّونَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ اسْمُهُ عِمْرَانُ بْنُ تَيْمٍ وَيُقَالُ ابْنُ مِلْحَانَ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Hasan b. Zekvân anlattı; Ebû Recâ el-Utâridî'den; İmrân b. Husayn'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (şöyle) buyurduğu (rivayet edildi): "Ümmetimden bir topluluk, şefaatimle mutlaka ateşten çıkarılacaktır. Onlara 'Cehennemiyyûn' (cehennemlikler) denilir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Recâ el-Utâridî'nin ismi İmrân b. Teym'dir; İbn Milhân da denilir.)
2601. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا رَأَيْتُ مِثْلَ النَّارِ نَامَ هَارِبُهَا وَلاَ مِثْلَ الْجَنَّةِ نَامَ طَالِبُهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ . وَيَحْيَى بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ تَكَلَّمَ فِيهِ شُعْبَةُ وَيَحْيَى بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ هُوَ ابْنُ مَوْهَبٍ وَهُوَ مَدَنِيٌّ .
Bize Süveyd b. Nasr anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Yahyâ b. Ubeydullah'tan; babasından; Ebû Hüreyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben ateş (cehennem) gibi, ondan kaçanın uyuduğu; cennet gibi de onu isteyenin uyuduğu bir şey görmedim." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadisi sadece Yahyâ b. Ubeydullah'ın hadisinden biliyoruz. Yahyâ b. Ubeydullah, hadis ehline göre zayıftır; Şu'be onun hakkında (tenkitte) konuşmuştur. Yahyâ b. Ubeydullah, İbn Mevheb'in oğludur ve Medinelidir.)
2602. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اطَّلَعْتُ فِي الْجَنَّةِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الْفُقَرَاءَ وَاطَّلَعْتُ فِي النَّارِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا النِّسَاءَ " .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl b. İbrâhîm anlattı; dedi ki: Bize Eyyûb anlattı; Ebû Recâ el-Utâridî'den; İbn Abbâs'tan, şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cennete muttali oldum (baktım); gördüm ki ehlinin çoğu fakirlerdir. Ve ateşe (cehenneme) muttali oldum; gördüm ki ehlinin çoğu kadınlardır."
2603. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَوْفٌ، هُوَ ابْنُ أَبِي جَمِيلَةَ عَنْ أَبِي رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيِّ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اطَّلَعْتُ فِي النَّارِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا النِّسَاءَ وَاطَّلَعْتُ فِي الْجَنَّةِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الْفُقَرَاءَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهَكَذَا يَقُولُ عَوْفٌ عَنْ أَبِي رَجَاءٍ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَيَقُولُ أَيُّوبُ عَنْ أَبِي رَجَاءٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَكِلاَ الإِسْنَادَيْنِ لَيْسَ فِيهِمَا مَقَالٌ وَيُحْتَمَلُ أَنْ يَكُونَ أَبُو رَجَاءٍ سَمِعَ مِنْهُمَا جَمِيعًا وَقَدْ رَوَى غَيْرُ عَوْفٍ أَيْضًا هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي رَجَاءٍ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize İbn Ebî Adî, Muhammed b. Ca'fer ve Abdülvehhâb es-Sekafî anlattılar; dediler ki: Bize Avf -ki o İbn Ebî Cemîle'dir- anlattı; Ebû Recâ el-Utâridî'den; İmrân b. Husayn'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ateşe (cehenneme) muttali oldum (baktım); gördüm ki ehlinin çoğu kadınlardır. Ve cennete muttali oldum; gördüm ki ehlinin çoğu fakirlerdir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Avf, Ebû Recâ'dan, o İmrân b. Husayn'dan diyerek böyle (bu lafızla) rivayet ediyor. Eyyûb ise Ebû Recâ'dan, o İbn Abbâs'tan (diye rivayet ediyor). Her iki isnadda da bir sorun (makal) yoktur. Ebû Recâ'nın her ikisinden de işitmiş olması muhtemeldir. Avf'tan başkası da bu hadisi Ebû Recâ'dan, o İmrân b. Husayn'dan (naklederek) rivayet etmiştir.)
2604. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ أَهْوَنَ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ رَجُلٌ فِي إِخْمَصِ قَدَمَيْهِ جَمْرَتَانِ يَغْلِي مِنْهُمَا دِمَاغُهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَفِي الْبَابِ عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَأَبِي هُرَيْرَةَ .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı; Şu'be'den; Ebû İshâk'tan; Nu'mân b. Beşîr'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (rivayet etti): "Kıyamet günü cehennem ehlinin azap bakımından en hafifi (öyle) bir adamdır ki; ayaklarının tabanlarında iki kor (ateş parçası) vardır da beyni onlardan dolayı kaynar." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Abbâs b. Abdülmuttalib, Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hüreyre'den de rivayet vardır.)
2605. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ الْخُزَاعِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعِّفٍ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُتَكَبِّرٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Nuaym anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Ma'bed b. Hâlid'den; dedi ki: Hârise b. Vehb el-Huzâî'yi şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Size cennet ehlini haber vereyim mi? Her zayıf ve (halk tarafından) zayıf görülen (horlanan) kimsedir ki; eğer Allah'a yemin etse, Allah onu yemininde haklı çıkarır (isteğini verir). Size cehennem ehlini haber vereyim mi? Her kaba (utul), kurumlu (cevvâz) ve kibirli kimsedir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)
2795. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ زُرْعَةَ بْنِ مُسْلِمِ بْنِ جَرْهَدٍ الأَسْلَمِيِّ، عَنْ جَدِّهِ، جَرْهَدٍ قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِجَرْهَدٍ فِي الْمَسْجِدِ وَقَدِ انْكَشَفَ فَخِذُهُ فَقَالَ " إِنَّ الْفَخِذَ عَوْرَةٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ مَا أَرَى إِسْنَادَهُ بِمُتَّصِلٍ .
Bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Ebu'n-Nadr'dan; Ömer b. Ubeydullah'ın azatlısı; Zür'a b. Müslim b. Cerhed el-Eslemî'den; dedesi Cerhed'den. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte Cerhed'in yanına uğradı. (O sırada Cerhed'in) uyluğu açılmış vaziyetteydi. Bunun üzerine (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz uyluk avrettir." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. İsnadının muttasıl olduğu görüşünde değilim.