Cuma Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

876. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ هُرْمُزَ الأَعْرَجَ، مَوْلَى رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، بَيْدَ أَنَّهُمْ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، ثُمَّ هَذَا يَوْمُهُمُ الَّذِي فُرِضَ عَلَيْهِمْ فَاخْتَلَفُوا فِيهِ، فَهَدَانَا اللَّهُ، فَالنَّاسُ لَنَا فِيهِ تَبَعٌ، الْيَهُودُ غَدًا وَالنَّصَارَى بَعْدَ غَدٍ ‏"‏‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi, dedi ki: Ebû’z-Zinâd bize tahdis etti ki; Rabîa b. Hâris’in azatlısı Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rec kendisine tahdis etmiş, o Ebû Hureyre’yi (r.a.) işitmiş; o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiştir: “Biz [dünyada] sonuncularız, Kıyamet Günü’nde ise öne geçenleriz. Şu kadar var ki, onlara bizden önce Kitap verildi. Sonra, bu [Cuma] günü onlara farz kılındı [belirlendi], fakat onlar bu konuda ihtilafa düştüler. Allah ise bizi ona hidayet etti [iletti]. İnsanlar bu konuda bize tabidir [bizi takip ederler]: Yahudiler yarın [Cumartesi], Hristiyanlar öbür gün [Pazar].”

877. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Nâfi’den, o Abdullah b. Ömer’den (r.anhuma) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz Cumaya geldiği zaman boy abdesti alsın [gusletsin].”

878. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ، قَالَ أَخْبَرَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ فِي الْخُطْبَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُ عُمَرُ أَيَّةُ سَاعَةٍ هَذِهِ قَالَ إِنِّي شُغِلْتُ فَلَمْ أَنْقَلِبْ إِلَى أَهْلِي حَتَّى سَمِعْتُ التَّأْذِينَ، فَلَمْ أَزِدْ أَنْ تَوَضَّأْتُ‏.‏ فَقَالَ وَالْوُضُوءُ أَيْضًا وَقَدْ عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِالْغُسْلِ‏.‏

Abdullah b. Muhammed b. Esmâ bize tahdis etti, dedi ki: Cüveyriye bize haber verdi; Mâlik’ten, o Zührî’den, o Sâlim b. Abdullah b. Ömer’den, o da İbn Ömer’den (r.anhuma) [naklen] ki: Ömer b. Hattâb Cuma günü hutbede ayakta dururken, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, ilk muhacirlerden bir adam [mescide] girdi. Ömer ona seslendi: “[Gelmek için] bu ne vakit [saat]?” [Adam] dedi ki: “Meşguldüm, ezanı işitinceye kadar aileme dönmedim [dönemedim]. Sadece abdest aldım [fazlasını yapamadım].” [Ömer] dedi ki: “Sadece abdest mi? Oysa biliyorsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gusletmeyi emrederdi.”

879. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ غُسْلُ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Safvân b. Süleym’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cuma günü gusletmek [boy abdesti almak], büluğa ermiş her kimseye vaciptir.”

880. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَرَمِيُّ بْنُ عُمَارَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ سُلَيْمٍ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ أَشْهَدُ عَلَى أَبِي سَعِيدٍ قَالَ أَشْهَدُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْغُسْلُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ، وَأَنْ يَسْتَنَّ وَأَنْ يَمَسَّ طِيبًا إِنْ وَجَدَ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَمْرٌو أَمَّا الْغُسْلُ فَأَشْهَدُ أَنَّهُ وَاجِبٌ، وَأَمَّا الاِسْتِنَانُ وَالطِّيبُ فَاللَّهُ أَعْلَمُ أَوَاجِبٌ هُوَ أَمْ لاَ، وَلَكِنْ هَكَذَا فِي الْحَدِيثِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ هُوَ أَخُو مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ وَلَمْ يُسَمَّ أَبُو بَكْرٍ هَذَا‏.‏ رَوَاهُ عَنْهُ بُكَيْرُ بْنُ الأَشَجِّ وَسَعِيدُ بْنُ أَبِي هِلاَلٍ وَعِدَّةٌ‏.‏ وَكَانَ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ يُكْنَى بِأَبِي بَكْرٍ وَأَبِي عَبْدِ اللَّهِ‏.‏

Ali bize tahdis etti, dedi ki: Haramî b. Umâre bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Ebû Bekir b. el-Münkedir’den, dedi ki: Amr b. Süleym el-Ensârî bana tahdis etti. Dedi ki: Ebû Saîd’e şahitlik ederim, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e şahitlik etti ki, şöyle buyurdu: “Cuma günü gusletmek, büluğa ermiş her kimseye vaciptir. Ayrıca —eğer bulursa— misvak kullanması ve koku sürünmesi de [vaciptir/gerekir].” Amr dedi ki: “Gusül [kısmı]na gelince, onun vacip olduğuna şahitlik ederim. Misvak ve kokuya gelince, vacip olup olmadığını Allah en iyi bilir; ancak hadiste böyledir.” Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: O [Ebû Bekir], Muhammed b. el-Münkedir’in kardeşidir. Bu Ebû Bekir isimlendirilmemiştir [adı bilinmemektedir]. Ondan Bükeyr b. el-Eşecc, Saîd b. Ebî Hilâl ve daha birçokları rivayet etmiştir. Muhammed b. el-Münkedir de Ebû Bekir ve Ebû Abdullah künyelerini kullanırdı.

881. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ غُسْلَ الْجَنَابَةِ ثُمَّ رَاحَ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَدَنَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّانِيَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَقَرَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الثَّالِثَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ كَبْشًا أَقْرَنَ، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الرَّابِعَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ دَجَاجَةً، وَمَنْ رَاحَ فِي السَّاعَةِ الْخَامِسَةِ فَكَأَنَّمَا قَرَّبَ بَيْضَةً، فَإِذَا خَرَجَ الإِمَامُ حَضَرَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Ebû Bekir b. Abdurrahman’ın azatlısı Sümeyy’den, o Ebû Sâlih es-Semmân’dan, o da Ebû Hureyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Cuma günü cünüplük guslü gibi gusleder, sonra [erkenden camiye] giderse, sanki [Allah yolunda] bir deve kurban etmiş gibi olur. Kim ikinci saatte giderse, sanki bir sığır kurban etmiş gibi olur. Kim üçüncü saatte giderse, sanki boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi olur. Kim dördüncü saatte giderse, sanki bir tavuk sadaka vermiş [sunmuş] gibi olur. Kim beşinci saatte giderse, sanki bir yumurta sadaka vermiş [sunmuş] gibi olur. İmam [hutbe için] çıktığı zaman ise melekler hazır bulunur ve zikri [hutbeyi] dinlerler.”

882. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ بَيْنَمَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ فَقَالَ عُمَرُ لِمَ تَحْتَبِسُونَ عَنِ الصَّلاَةِ فَقَالَ الرَّجُلُ مَا هُوَ إِلاَّ سَمِعْتُ النِّدَاءَ تَوَضَّأْتُ‏.‏ فَقَالَ أَلَمْ تَسْمَعُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا رَاحَ أَحَدُكُمْ إِلَى الْجُمُعَةِ فَلْيَغْتَسِلْ ‏"‏‏.‏

Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Şeybân bize tahdis etti; Yahya’dan, o Ebû Seleme’den, o Ebû Hureyre’den [naklen] ki: Ömer (r.a.) Cuma günü hutbe okurken bir adam [içeri] girdi. Ömer: “Namaza [gelmekte] neden gecikiyorsunuz?” dedi. Adam dedi ki: “Ezânı işitir işitmez sadece abdest aldım [ve geldim].” Bunun üzerine [Ömer] dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmediniz mi?: ‘Biriniz Cumaya gideceği zaman boy abdesti alsın [gusletsin].’”

883. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنِ ابْنِ وَدِيعَةَ، عَنْ سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَغْتَسِلُ رَجُلٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَيَتَطَهَّرُ مَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ، وَيَدَّهِنُ مِنْ دُهْنِهِ، أَوْ يَمَسُّ مِنْ طِيبِ بَيْتِهِ ثُمَّ يَخْرُجُ، فَلاَ يُفَرِّقُ بَيْنَ اثْنَيْنِ، ثُمَّ يُصَلِّي مَا كُتِبَ لَهُ، ثُمَّ يُنْصِتُ إِذَا تَكَلَّمَ الإِمَامُ، إِلاَّ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ الأُخْرَى ‏"‏‏.‏

Âdem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti; Saîd el-Makburî’den, dedi ki: Babam bana haber verdi; İbn Vedîa’dan, o Selmân-ı Fârisî’den [naklen], dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam Cuma günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, [saçını sakalını] yağlar veya evindeki kokudan [üzerine] sürer; sonra [evinden] çıkar ve [mescitte] iki kişinin arasını ayırmaz [omuzlarını yarıp geçmez], sonra kendisine farz kılınan [veya takdir edilen nafile] namazı kılar, sonra İmam konuştuğu [hutbe okuduğu] zaman susarsa; öbür Cumaya kadar olan [günahları] mutlaka bağışlanır.”

884. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ طَاوُسٌ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ ذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اغْتَسِلُوا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَاغْسِلُوا رُءُوسَكُمْ وَإِنْ لَمْ تَكُونُوا جُنُبًا، وَأَصِيبُوا مِنَ الطِّيبِ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَمَّا الْغُسْلُ فَنَعَمْ، وَأَمَّا الطِّيبُ فَلاَ أَدْرِي‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Tâvus dedi ki: İbn Abbas’a dedim ki: “[İnsanlar] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu zikrettiler [söylüyorlar]: ‘Cuma günü gusledin, cünüp olmasanız bile başlarınızı yıkayın ve koku sürünün.’” İbn Abbas dedi ki: “Gusle gelince, evet [bunu Nebi söylemiştir]. Kokuya gelince, [bunu söylediğini] bilmiyorum.”

885. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ ذَكَرَ قَوْلَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْغُسْلِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ أَيَمَسُّ طِيبًا أَوْ دُهْنًا إِنْ كَانَ عِنْدَ أَهْلِهِ فَقَالَ لاَ أَعْلَمُهُ‏.‏

İbrahim b. Mûsâ bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize haber verdi; İbn Cüreyc’in onlara [şöyle] haber verdiğini [söyledi]: İbrahim b. Meysere bana haber verdi; Tâvus’tan, o İbn Abbas’tan (r.anhuma) [naklen] ki: O [İbn Abbas], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in Cuma günü gusledilmesi hakkındaki sözünü zikretti. İbn Abbas’a: “Eğer ailesinin yanında varsa, koku veya yağ sürünür mü?” dedim. “Bunu bilmiyorum” dedi.

886. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، رَأَى حُلَّةَ سِيَرَاءَ عِنْدَ باب الْمَسْجِدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اشْتَرَيْتَ هَذِهِ فَلَبِسْتَهَا يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَلِلْوَفْدِ إِذَا قَدِمُوا عَلَيْكَ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّمَا يَلْبَسُ هَذِهِ مَنْ لاَ خَلاَقَ لَهُ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا حُلَلٌ، فَأَعْطَى عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ مِنْهَا حُلَّةً فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَسَوْتَنِيهَا وَقَدْ قُلْتَ فِي حُلَّةِ عُطَارِدٍ مَا قُلْتَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي لَمْ أَكْسُكَهَا لِتَلْبَسَهَا ‏"‏‏.‏ فَكَسَاهَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ أَخًا لَهُ بِمَكَّةَ مُشْرِكًا‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Nâfi’den, o Abdullah b. Ömer’den [naklen] ki: Ömer b. Hattâb, mescidin kapısında [satılan] ipekli bir takım elbise [hulle] gördü ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu satın alsan da Cuma günü ve sana elçiler [heyetler] geldiği zaman giysen.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bunu ancak ahirette nasibi olmayanlar giyer” buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bunlardan [birkaç] takım elbise geldi. [Resûlullah] onlardan bir takımı Ömer b. Hattâb’a (r.a.) verdi. Ömer: “Ey Allah’ın Resulü! Bunu bana [giymem için] verdin; oysa sen Utârid’in [sattığı] takım elbise hakkında söyleyeceğini söylemiştin” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben onu sana giyesin diye vermedim” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb (r.a.) onu Mekke’deki müşrik bir kardeşine giydirdi [hediye etti].

887. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي ـ أَوْ عَلَى النَّاسِ ـ لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ مَعَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Ebû’z-Zinâd’dan, o A’rec’den, o Ebû Hureyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer ümmetime —veya insanlara— zorluk çıkarmayacak olsaydım, onlara her namazla beraber [namazda/abdestte] misvak kullanmalarını emrederdim.”

888. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ الْحَبْحَابِ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَكْثَرْتُ عَلَيْكُمْ فِي السِّوَاكِ ‏"‏‏.‏

Ebû Ma’mer bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvâris bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb b. el-Habhâb bize tahdis etti, Enes bize tahdis etti ve dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Misvak konusunda size [sözü/tavsiyeyi] çoğalttım [çok ısrar ettim].”

889. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَحُصَيْنٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَامَ مِنَ اللَّيْلِ يَشُوصُ فَاهُ‏.‏

Muhammed b. Kesîr bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize haber verdi; Mansûr ve Husayn’dan, onlar Ebû Vâil’den, o Huzeyfe’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin [uykudan] kalktığı zaman ağzını [misvakla] ovalardı [temizlerdi].

890. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، قَالَ قَالَ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ دَخَلَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، وَمَعَهُ سِوَاكٌ يَسْتَنُّ بِهِ، فَنَظَرَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَهُ أَعْطِنِي هَذَا السِّوَاكَ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ‏.‏ فَأَعْطَانِيهِ فَقَصَمْتُهُ ثُمَّ مَضَغْتُهُ، فَأَعْطَيْتُهُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَنَّ بِهِ وَهْوَ مُسْتَسْنِدٌ إِلَى صَدْرِي‏.‏

İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Süleyman b. Bilâl bana tahdis etti, dedi ki: Hişâm b. Urve dedi ki: Babam bana haber verdi; Âişe’den (r.anha) [naklen] ki, şöyle dedi: Abdurrahman b. Ebî Bekir [yanımıza] girdi; yanında temizlendiği bir misvak vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona [misvaka] baktı. Ben ona [Abdurrahman’a]: “O misvakı bana ver ey Abdurrahman” dedim. Onu bana verdi. Ben de onu [ucunu] kırdım, sonra çiğnedim [yumuşattım] ve onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e verdim. O göğsüme yaslanmış olduğu halde onunla dişlerini temizledi.

891. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ هُرْمُزَ ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ فِي الْجُمُعَةِ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ ‏{‏الم * تَنْزِيلُ‏}‏ السَّجْدَةَ وَ‏{‏هَلْ أَتَى عَلَى الإِنْسَانِ‏}‏

Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti; Sa’d b. İbrahim’den, o Abdurrahman’dan —ki o İbn Hürmüz’dür—, o Ebû Hureyre’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü sabah namazında “Elif Lâm Mîm. Tenzîl...” [Secde Suresi] ve “Hel etâ alâ’l-insân” [İnsan Suresi] surelerini okurdu.

892. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ الضُّبَعِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ إِنَّ أَوَّلَ جُمُعَةٍ جُمِّعَتْ بَعْدَ جُمُعَةٍ فِي مَسْجِدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَسْجِدِ عَبْدِ الْقَيْسِ بِجُوَاثَى مِنَ الْبَحْرَيْنِ‏.‏

Muhammed b. el-Müsennâ bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Âmir el-Akedî bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. Tahmân bize tahdis etti; Ebû Cemre ed-Dubaiî’den, o İbn Abbas’tan (r.anhuma) [naklen] dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in mescidindeki Cuma[namazı]ndan sonra kılınan [toplanılan] ilk Cuma namazı, Bahreyn [bölgesin]de [bulunan] Cüvâsâ’daki Abdülkays mescidinde idi.”

893. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ ‏"‏‏.‏ وَزَادَ اللَّيْثُ قَالَ يُونُسُ كَتَبَ رُزَيْقُ بْنُ حُكَيْمٍ إِلَى ابْنِ شِهَابٍ ـ وَأَنَا مَعَهُ يَوْمَئِذٍ بِوَادِي الْقُرَى ـ هَلْ تَرَى أَنْ أُجَمِّعَ‏.‏ وَرُزَيْقٌ عَامِلٌ عَلَى أَرْضٍ يَعْمَلُهَا، وَفِيهَا جَمَاعَةٌ مِنَ السُّودَانِ وَغَيْرِهِمْ، وَرُزَيْقٌ يَوْمَئِذٍ عَلَى أَيْلَةَ، فَكَتَبَ ابْنُ شِهَابٍ ـ وَأَنَا أَسْمَعُ ـ يَأْمُرُهُ أَنْ يُجَمِّعَ، يُخْبِرُهُ أَنَّ سَالِمًا حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ، وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهْوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ـ قَالَ وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ ـ وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏‏.‏

Bişr b. Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Yûnus bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Sâlim b. Abdullah bize haber verdi; İbn Ömer’den (r.anhuma) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Hepiniz çobansınız...” Ve Leys [şunu] ekledi: Yûnus dedi ki: Ruzeyk b. Hukeym, İbn Şihâb’a [Zührî’ye] —ki ben o günlerde Vâdi’l-Kurâ’da onunla beraberydim— “Cuma namazı kıldırıp kıldırmayacağını” [sormak için] yazdı. Ruzeyk [o sırada], işlediği bir arazide [görevli] idi ve orada zencilerden ve başkalarından oluşan bir topluluk vardı. Ruzeyk o günlerde Eyle [bölgesi] üzerinde [yetkili] idi. İbn Şihâb —ben [yazdırdığını] işitiyordum— ona Cuma namazı kıldırmasını emrederek [şöyle] yazdı ve ona; Sâlim’in kendisine tahdis edip Abdullah b. Ömer’in şöyle dediğini haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden [yönetiminiz altındakilerden] sorumlusunuz. İmam [devlet başkanı] bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Kişi, ailesi içinde bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinde bir çobandır [gözetleyicidir] ve sürüsünden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. —[Ravi] dedi ki: Sanıyorum şunu da söyledi:— Kişi, babasının malı üzerinde bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. [Kısaca] hepiniz çobansınız ve sürünüzden sorumlusunuz.”

894. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ جَاءَ مِنْكُمُ الْجُمُعَةَ فَلْيَغْتَسِلْ ‏"‏‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Sâlim b. Abdullah bana tahdis etti; Abdullah b. Ömer’i (r.anhuma) şöyle derken işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Sizden kim Cumaya gelirse boy abdesti alsın [gusletsin].”

895. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ غُسْلُ يَوْمِ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti; Mâlik’ten, o Safvân b. Süleym’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cuma günü gusletmek [boy abdesti almak], büluğa ermiş her kimseye vaciptir.”

896. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِنَا، وَأُوتِينَاهُ مِنْ بَعْدِهِمْ، فَهَذَا الْيَوْمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ فَهَدَانَا اللَّهُ، فَغَدًا لِلْيَهُودِ وَبَعْدَ غَدٍ لِلنَّصَارَى ‏"‏‏.‏ فَسَكَتَ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ حَقٌّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ أَنْ يَغْتَسِلَ فِي كُلِّ سَبْعَةِ أَيَّامٍ يَوْمًا يَغْسِلُ فِيهِ رَأْسَهُ وَجَسَدَهُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ حَقٌّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ أَنْ يَغْتَسِلَ فِي كُلِّ سَبْعَةِ أَيَّامٍ يَوْمًا يَغْسِلُ فِيهِ رَأْسَهُ وَجَسَدَهُ ‏"‏‏.‏

Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti, dedi ki: İbn Tâvus bize tahdis etti; babasından, o Ebû Hureyre’den [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biz [dünyada] sonuncularız, Kıyamet Günü’nde ise öne geçenleriz. Onlara bizden önce Kitap verildi, bize ise onlardan sonra verildi. İşte bu [Cuma] günü [hakkında] ihtilafa düştüler; Allah ise bizi ona hidayet etti. Yarın [Cumartesi] Yahudilerin, öbür gün [Pazar] Hristiyanlarındır.” [Sonra] sustu. Sonra şöyle buyurdu: “Her yedi günde bir gün; başını ve bedenini yıkamak [suretiyle] gusletmek, her Müslüman üzerinde bir haktır [görevdir].”

898. Hadis

رَوَاهُ أَبَانُ بْنُ صَالِحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِلَّهِ تَعَالَى عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ حَقٌّ أَنْ يَغْتَسِلَ فِي كُلِّ سَبْعَةِ أَيَّامٍ يَوْمًا ‏"‏‏.‏

Bunu Ebân b. Sâlih; Mücâhid’den, o Tâvus’tan, o Ebû Hureyre’den rivayet etti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ için her Müslüman üzerinde, her yedi günde bir gün gusletmesi bir haktır [görevdir].”

899. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ ائْذَنُوا لِلنِّسَاءِ بِاللَّيْلِ إِلَى الْمَسَاجِدِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Şebâbe bize tahdis etti, dedi ki: Verkâ bize tahdis etti; Amr b. Dînâr’dan, o Mücâhid’den, o İbn Ömer’den (r.anhuma) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Geceleyin mescitlere [gitmeleri için] kadınlara izin verin.”

900. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَتِ امْرَأَةٌ لِعُمَرَ تَشْهَدُ صَلاَةَ الصُّبْحِ وَالْعِشَاءِ فِي الْجَمَاعَةِ فِي الْمَسْجِدِ، فَقِيلَ لَهَا لِمَ تَخْرُجِينَ وَقَدْ تَعْلَمِينَ أَنَّ عُمَرَ يَكْرَهُ ذَلِكَ وَيَغَارُ قَالَتْ وَمَا يَمْنَعُهُ أَنْ يَنْهَانِي قَالَ يَمْنَعُهُ قَوْلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ مَسَاجِدَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Yûsuf b. Mûsâ bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti, dedi ki: Ubeydullah b. Ömer bize tahdis etti; Nâfi’den, o İbn Ömer’den [naklen] dedi ki: Ömer’in bir hanımı [Âtike bint Zeyd], sabah ve yatsı namazlarında mescitte cemaate katılırdı. Ona: “Ömer’in bundan hoşlanmadığını ve kıskandığını bildiğin halde neden çıkıyorsun?” denildi. O da: “Peki onu beni men etmekten alıkoyan nedir?” dedi. [İbn Ömer] dedi ki: “Onu [men etmekten] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şu sözü alıkoymaktadır: ‘Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerinden men etmeyin.’”

901. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ، صَاحِبُ الزِّيَادِيِّ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ ابْنُ عَمِّ، مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِمُؤَذِّنِهِ فِي يَوْمٍ مَطِيرٍ إِذَا قُلْتَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَلاَ تَقُلْ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ‏.‏ قُلْ صَلُّوا فِي بُيُوتِكُمْ‏.‏ فَكَأَنَّ النَّاسَ اسْتَنْكَرُوا، قَالَ فَعَلَهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي، إِنَّ الْجُمُعَةَ عَزْمَةٌ، وَإِنِّي كَرِهْتُ أَنْ أُخْرِجَكُمْ، فَتَمْشُونَ فِي الطِّينِ وَالدَّحْضِ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Ziyâdî’nin arkadaşı Abdülhamid bana haber verdi, dedi ki: Muhammed b. Sîrîn’in amcasının oğlu Abdullah b. Hâris bize tahdis etti [ki], şöyle dedi: İbn Abbas yağmurlu bir günde müezzinine: “‘Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah’ dediğin zaman, ‘Hayye ale’s-salâh’ deme. ‘Evlerinizde namaz kılın’ de” dedi. İnsanlar bunu yadırgamış gibi oldular. [İbn Abbas] dedi ki: “Bunu benden daha hayırlı olan [Resûlullah] yapmıştır. Şüphesiz Cuma [namazı] bir azimet [kesin bir emir]dir. Ben ise sizi [evlerinizden] çıkarmayı, böylece çamurda ve kaygan yerde yürütmeyi kerih gördüm [istemedim].”

902. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ النَّاسُ يَنْتَابُونَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ مَنَازِلِهِمْ وَالْعَوَالِي، فَيَأْتُونَ فِي الْغُبَارِ، يُصِيبُهُمُ الْغُبَارُ وَالْعَرَقُ، فَيَخْرُجُ مِنْهُمُ الْعَرَقُ، فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنْسَانٌ مِنْهُمْ وَهْوَ عِنْدِي، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ أَنَّكُمْ تَطَهَّرْتُمْ لِيَوْمِكُمْ هَذَا ‏"‏‏.‏

Ahmed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. Vehb bize tahdis etti, dedi ki: Amr b. Hâris bana haber verdi; Ubeydullah b. Ebî Cafer’den [ki], Muhammed b. Cafer b. Zübeyr, Urve b. Zübeyr’den, o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Âişe’den (r.anha) [naklen] ona şöyle tahdis etmiştir: İnsanlar Cuma günü [Medine içindeki] evlerinden ve Avâlî’den [üst taraftaki köylerden] nöbetleşe/akın akın gelirlerdi. Toz toprak içinde gelirlerdi; onlara toz ve ter [bulaşır], onlardan ter [kokusu] çıkardı. Onlardan bir insan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e —o benim yanımdayken— geldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Keşke şu [Cuma] gününüz için temizlenseydiniz!” buyurdu.

903. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَأَلَ عَمْرَةَ عَنِ الْغُسْلِ، يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَتْ قَالَتْ عَائِشَةُ ـ رضى الله عنها ـ كَانَ النَّاسُ مَهَنَةَ أَنْفُسِهِمْ، وَكَانُوا إِذَا رَاحُوا إِلَى الْجُمُعَةِ رَاحُوا فِي هَيْئَتِهِمْ فَقِيلَ لَهُمْ لَوِ اغْتَسَلْتُمْ‏.‏

Abdân bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Yahya b. Saîd bize haber verdi; [Yahya] Amre’ye Cuma günü guslünü sormuş. [Amre şöyle] demiş: Âişe (r.anha) dedi ki: İnsanlar kendi işlerini [bizzat] kendileri görürlerdi [işçi idiler]. Cuma’ya gittikleri zaman [işlerinden] o halleriyle giderlerdi. Onlara: “Keşke gusletseydiniz!” denildi.

904. Hadis

حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عُثْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْجُمُعَةَ حِينَ تَمِيلُ الشَّمْسُ‏.‏

Süreyc b. Nu’mân bize tahdis etti, dedi ki: Füleyh b. Süleyman bize tahdis etti; Osman b. Abdurrahman b. Osman et-Teymî’den, o Enes b. Mâlik’ten (r.a.) [naklen] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma namazını güneş [batıya] meylettiği [zevâl vakti olduğu] zaman kılardı.

905. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كُنَّا نُبَكِّرُ بِالْجُمُعَةِ، وَنَقِيلُ بَعْدَ الْجُمُعَةِ‏.‏

Abdân bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Humeyd bize haber verdi; Enes’ten [naklen] dedi ki: “Biz Cuma namazını erkenden kılardık, [öğle] uykusuna [kaylûle] ise Cuma’dan sonra yatardık.”

906. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَرَمِيُّ بْنُ عُمَارَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو خَلْدَةَ ـ هُوَ خَالِدُ بْنُ دِينَارٍ ـ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا اشْتَدَّ الْبَرْدُ بَكَّرَ بِالصَّلاَةِ، وَإِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ أَبْرَدَ بِالصَّلاَةِ، يَعْنِي الْجُمُعَةَ‏.‏ قَالَ يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ أَخْبَرَنَا أَبُو خَلْدَةَ فَقَالَ بِالصَّلاَةِ، وَلَمْ يَذْكُرِ الْجُمُعَةَ‏.‏ وَقَالَ بِشْرُ بْنُ ثَابِتٍ حَدَّثَنَا أَبُو خَلْدَةَ قَالَ صَلَّى بِنَا أَمِيرٌ الْجُمُعَةَ ثُمَّ قَالَ لأَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ كَيْفَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ

Muhammed b. Ebî Bekir el-Mukaddemî bize tahdis etti, dedi ki: Haramî b. Umâre bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Halde —ki o Hâlid b. Dînâr’dır— bize tahdis etti, dedi ki: Enes b. Mâlik’i şöyle derken işittim: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem soğuk şiddetli olduğu zaman namazı erkene alırdı. Sıcak şiddetli olduğu zaman namazı serinliğe bırakırdı.” —Yani Cuma namazını.— Yûnus b. Bükeyr dedi ki: Ebû Halde bize haber verdi ve “namazla” dedi; Cuma’yı zikretmedi. Bişr b. Sâbit dedi ki: Ebû Halde bize tahdis etti, dedi ki: Bir emir bize Cuma namazını kıldırdı, sonra Enes’e (r.a.): “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem öğle namazını nasıl kılardı?” dedi.

907. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبَايَةُ بْنُ رِفَاعَةَ، قَالَ أَدْرَكَنِي أَبُو عَبْسٍ وَأَنَا أَذْهَبُ، إِلَى الْجُمُعَةِ فَقَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنِ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: Velîd b. Müslim bize tahdis etti, dedi ki: Yezîd b. Ebî Meryem bize tahdis etti, dedi ki: Abâye b. Rifa’a bize tahdis etti, dedi ki: Ben Cuma’ya giderken Ebû Abs bana yetişti ve dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah yolunda ayakları tozlanan kimseyi Allah ateşe haram kılar.”

908. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، قَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَعِيدٍ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَحَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَأْتُوهَا تَسْعَوْنَ، وَأْتُوهَا تَمْشُونَ عَلَيْكُمُ السَّكِينَةُ، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا، وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا ‏"‏‏.‏

Âdem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti, Zührî; Saîd ve Ebû Seleme’den, onlar Ebû Hureyre’den (r.a.) [naklen], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. [Şöyle buyurdu]. Ve [diğer tarîk]: Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Ebû Seleme b. Abdurrahman bana haber verdi ki, Ebû Hureyre şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Namaz için kâmet getirildiği zaman ona koşarak gelmeyin; ona yürüyerek gelin. Üzerinizde sekînet [ağırbaşlılık] olsun. Yetiştiğinizi kılın, kaçırdığınızı ise tamamlayın.”

909. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قُتَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ ـ لاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنْ أَبِيهِ ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي، وَعَلَيْكُمُ السَّكِينَةُ ‏"‏‏.‏

Amr b. Ali bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Kuteybe bana tahdis etti, dedi ki: Ali b. Mübârek bize tahdis etti; Yahya b. Ebî Kesîr’den, o Abdullah b. Ebî Katâde’den —o babasından başkasından [nakletmiş] bilmiyorum [büyük ihtimalle babasından]— [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beni görünceye kadar ayağa kalkmayın ve üzerinizde sekînet [ağırbaşlılık] olsun.”

910. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ وَدِيعَةَ، عَنْ سَلْمَانَ الْفَارِسِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنِ اغْتَسَلَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَتَطَهَّرَ بِمَا اسْتَطَاعَ مِنْ طُهْرٍ، ثُمَّ ادَّهَنَ أَوْ مَسَّ مِنْ طِيبٍ، ثُمَّ رَاحَ فَلَمْ يُفَرِّقْ بَيْنَ اثْنَيْنِ، فَصَلَّى مَا كُتِبَ لَهُ، ثُمَّ إِذَا خَرَجَ الإِمَامُ أَنْصَتَ، غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجُمُعَةِ الأُخْرَى ‏"‏‏.‏

Abdân bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize haber verdi; Saîd el-Makburî’den, o babasından, o İbn Vedîa’dan, o Selmân-ı Fârisî’den [naklen], dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim Cuma günü gusleder, elinden geldiği kadar temizlenir, sonra yağlanır veya koku sürünür; sonra [evinden] gider ve iki kişinin arasını ayırmaz, kendisine farz kılınan [veya takdir edilen nafile] namazı kılar, sonra İmam [hutbeye] çıkınca susarsa; o Cuma ile öbür Cuma arasındaki [günahları] bağışlanır.”

911. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُقِيمَ الرَّجُلُ أَخَاهُ مِنْ مَقْعَدِهِ وَيَجْلِسَ فِيهِ‏.‏ قُلْتُ لِنَافِعٍ الْجُمُعَةَ قَالَ الْجُمُعَةَ وَغَيْرَهَا‏.‏

Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Mahled b. Yezîd bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Nâfi’yi şöyle derken işittim: İbn Ömer’i (r.anhuma) şöyle derken işittim: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, kişinin kardeşini oturduğu yerden kaldırıp oraya oturmasını yasakladı.” Nâfi’ye: “Cuma namazında mı?” dedim. “Cuma ve diğerlerinde” dedi.

912. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ كَانَ النِّدَاءُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَوَّلُهُ إِذَا جَلَسَ الإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فَلَمَّا كَانَ عُثْمَانُ ـ رضى الله عنه ـ وَكَثُرَ النَّاسُ زَادَ النِّدَاءَ الثَّالِثَ عَلَى الزَّوْرَاءِ‏.‏

Âdem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti; Zührî’den, o Sâib b. Yezîd’den [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer (r.anhuma) zamanında Cuma günü ilk ezan [çağrı], İmam minberin üzerine oturduğu zamandı. Osman (r.a.) zamanı gelip de insanlar çoğalınca, [Çarşı içindeki] Zevrâ [denilen ev/yer] üzerinde [okunan] üçüncü ezanı [çağrıyı] artırdı.

913. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ الْمَاجِشُونُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّ الَّذِي، زَادَ التَّأْذِينَ الثَّالِثَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ ـ رضى الله عنه ـ حِينَ كَثُرَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ، وَلَمْ يَكُنْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُؤَذِّنٌ غَيْرَ وَاحِدٍ، وَكَانَ التَّأْذِينُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ حِينَ يَجْلِسُ الإِمَامُ، يَعْنِي عَلَى الْمِنْبَرِ‏.‏

Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Abdülaziz b. Ebî Seleme el-Mâcişûn bize tahdis etti; Zührî’den, o Sâib b. Yezîd’den (r.a.) [naklen] ki: Cuma günü üçüncü ezanı artıran kişi, Medine halkı çoğaldığı zaman, Osman b. Affân (r.a.) olmuştur. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in [Cuma günü] bir tek müezzini vardı. Cuma günü ezan [çağrı], İmam oturduğu —yani minberin üzerine— zaman idi.

914. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ،، وَهُوَ جَالِسٌ عَلَى الْمِنْبَرِ، أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏ قَالَ مُعَاوِيَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏ قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ وَأَنَا‏.‏ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ مُعَاوِيَةُ وَأَنَا‏.‏ فَلَمَّا أَنْ قَضَى التَّأْذِينَ قَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى هَذَا الْمَجْلِسِ حِينَ أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ يَقُولُ مَا سَمِعْتُمْ مِنِّي مِنْ مَقَالَتِي‏.‏

İbn Mukatil bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Ebû Bekir b. Osman b. Sehl b. Huneyf bize haber verdi; Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf’ten, dedi ki: Muâviye b. Ebî Süfyan’ı —minber üzerinde otururken— işittim. Müezzin ezan okudu [ve] “Allâhu Ekber, Allâhu Ekber” dedi. Muâviye: “Allâhu Ekber, Allâhu Ekber” dedi. [Müezzin] “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh” dedi. Muâviye: “Ve ben de” dedi. [Müezzin] “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” dedi. Muâviye: “Ve ben de” dedi. Ezanı bitirdiği zaman [Muâviye] dedi ki: “Ey İnsanlar! Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şu oturma yerinde [minberde], müezzin ezan okuduğu zaman, benden duyduğunuz şu sözleri söylerken işittim.”

915. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ التَّأْذِينَ الثَّانِيَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَمَرَ بِهِ عُثْمَانُ حِينَ كَثُرَ أَهْلُ الْمَسْجِدِ، وَكَانَ التَّأْذِينُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ حِينَ يَجْلِسُ الإِمَامُ‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bize tahdis etti; Ukayl’den, o İbn Şihâb’dan [naklen] ki, Sâib b. Yezîd ona şöyle haber vermiştir: Cuma günü ikinci ezanı [dış ezanı], mescit ahalisi çoğaldığı zaman Osman (r.a.) emretmiştir. [Aslında] Cuma günü ezan, İmam oturduğu zaman idi.

916. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، يَقُولُ إِنَّ الأَذَانَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ كَانَ أَوَّلُهُ حِينَ يَجْلِسُ الإِمَامُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ عَلَى الْمِنْبَرِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ فَلَمَّا كَانَ فِي خِلاَفَةِ عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ وَكَثُرُوا، أَمَرَ عُثْمَانُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ بِالأَذَانِ الثَّالِثِ، فَأُذِّنَ بِهِ عَلَى الزَّوْرَاءِ، فَثَبَتَ الأَمْرُ عَلَى ذَلِكَ‏.‏

Muhammed b. Mukatil bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Yûnus bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Sâib b. Yezîd’i şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer (r.anhuma) zamanında Cuma günü ezanın ilki [başlangıcı], İmamın Cuma günü minber üzerine oturduğu zamandı. Osman’ın (r.a.) halifeliği olup da [insanlar] çoğalınca, Osman Cuma günü üçüncü ezanı emretti. Bunun üzerine Zevrâ [denilen yer] üzerinde ezan okundu. Ve iş [uygulama] bunun üzerinde sabit kaldı.

917. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيُّ الْقُرَشِيُّ الإِسْكَنْدَرَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمِ بْنُ دِينَارٍ، أَنَّ رِجَالاً، أَتَوْا سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، وَقَدِ امْتَرَوْا فِي الْمِنْبَرِ مِمَّ عُودُهُ فَسَأَلُوهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْرِفُ مِمَّا هُوَ، وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ أَوَّلَ يَوْمٍ وُضِعَ، وَأَوَّلَ يَوْمٍ جَلَسَ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى فُلاَنَةَ ـ امْرَأَةٍ قَدْ سَمَّاهَا سَهْلٌ ـ ‏"‏ مُرِي غُلاَمَكِ النَّجَّارَ أَنْ يَعْمَلَ لِي أَعْوَادًا أَجْلِسُ عَلَيْهِنَّ إِذَا كَلَّمْتُ النَّاسَ ‏"‏‏.‏ فَأَمَرَتْهُ فَعَمِلَهَا مِنْ طَرْفَاءِ الْغَابَةِ ثُمَّ جَاءَ بِهَا، فَأَرْسَلَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِهَا فَوُضِعَتْ هَا هُنَا، ثُمَّ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى عَلَيْهَا، وَكَبَّرَ وَهْوَ عَلَيْهَا، ثُمَّ رَكَعَ وَهْوَ عَلَيْهَا، ثُمَّ نَزَلَ الْقَهْقَرَى فَسَجَدَ فِي أَصْلِ الْمِنْبَرِ ثُمَّ عَادَ، فَلَمَّا فَرَغَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ فَقَالَ ‏"‏ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا صَنَعْتُ هَذَا لِتَأْتَمُّوا وَلِتَعَلَّمُوا صَلاَتِي ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti, dedi ki: Yakub b. Abdurrahman b. Muhammed b. Abdullah b. Abd el-Kârî el-Kuraşî el-İskenderânî bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Hâzim b. Dînâr bize tahdis etti ki: Bazı adamlar, Sehl b. Sa’d es-Sâidî’ye geldiler. Onlar minberin [malzemesi] hakkında; odununun neyden olduğu konusunda tartışmışlardı. Ona bunu sordular. O da şöyle cevap verdi: “Vallahi ben onun neyden olduğunu biliyorum. Onun ilk konulduğu günü ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in üzerine oturduğu ilk günü gördüm. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, falan kadına —Sehl onun ismini vermişti [ama ravi unuttu/söylemedi]— [haber] gönderdi [ve]: ‘Marangoz olan kölene emret de, insanlarla konuştuğum zaman üzerine oturacağım [tahta] basamaklar/kalaslar yapsın’ buyurdu. Kadın ona emretti. O da onları Gâbe [bölgesinin] ılgın ağacından yaptı. Sonra onları getirdi. Kadın da onları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gönderdi. O emretti ve [minber] işte şuraya konuldu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in onun üzerinde namaz kıldığını gördüm. Üzerindeyken tekbir getirdi, üzerindeyken rükû etti, sonra geri geri inerek minberin dibinde secde etti. Sonra [tekrar minbere] döndü. [Namazı] bitirince insanlara yöneldi ve: ‘Ey İnsanlar! Bunu ancak [bana] uymanız ve namazımı öğrenmeniz için yaptım’ buyurdu.”

918. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَنَسٍ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ جِذْعٌ يَقُومُ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا وُضِعَ لَهُ الْمِنْبَرُ سَمِعْنَا لِلْجِذْعِ مِثْلَ أَصْوَاتِ الْعِشَارِ حَتَّى نَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهِ‏.‏ قَالَ سُلَيْمَانُ عَنْ يَحْيَى أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسٍ أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا‏.‏

Saîd b. Ebî Meryem bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Cafer bize tahdis etti, dedi ki: Yahya b. Saîd bana haber verdi, dedi ki: İbn Enes bana haber verdi ki; o Câbir b. Abdullah’ı (r.a.) şöyle derken işitmiştir: “[Mescitte] bir kütük vardı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [hutbe verirken] onun yanında dururdu. Onun için minber konulunca, kütükten [on aylık] gebe develerin sesleri gibi [inleme/ağlama] sesleri işittik. Tâ ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem indi ve elini onun üzerine koydu.” Süleyman; Yahya’dan: “Hafs b. Ubeydullah b. Enes bana haber verdi ki o Câbir’den işitmiştir” [diye ayrıntı verdi].

919. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏ "‏ مَنْ جَاءَ إِلَى الْجُمُعَةِ فَلْيَغْتَسِلْ ‏"‏‏.‏

Âdem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti; Zührî’den, o Sâlim’den, o babasından [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i minber üzerinde hutbe verirken işittim; şöyle buyurdu: “Kim Cuma’ya gelirse gusletsin [boy abdesti alsın].”

920. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ قَائِمًا ثُمَّ يَقْعُدُ ثُمَّ يَقُومُ، كَمَا تَفْعَلُونَ الآنَ‏.‏

Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî bize tahdis etti, dedi ki: Hâlid b. Hâris bize tahdis etti, dedi ki: Ubeydullah bize tahdis etti; Nâfi’den, o İbn Ömer’den (r.anhuma) [naklen] dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ayakta hutbe verirdi, sonra oturur, sonra [tekrar] kalkardı; şimdi sizin yaptığınız gibi.”

921. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، قَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَلَسَ ذَاتَ يَوْمٍ عَلَى الْمِنْبَرِ وَجَلَسْنَا حَوْلَهُ‏.‏

Muâz b. Fadâle bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize tahdis etti; Yahya’dan, o Hilâl b. Ebî Meymûne’den; Atâ b. Yesâr bize tahdis etti ki; o Ebû Saîd el-Hudrî’yi şöyle derken işitmiştir: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün minberin üzerine oturdu, biz de onun çevresinde oturduk.”

922. Hadis

وَقَالَ مَحْمُودٌ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي فَاطِمَةُ بِنْتُ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَتْ دَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ قُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا إِلَى السَّمَاءِ‏.‏ فَقُلْتُ آيَةٌ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا أَىْ نَعَمْ‏.‏ قَالَتْ فَأَطَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِدًّا حَتَّى تَجَلاَّنِي الْغَشْىُ وَإِلَى جَنْبِي قِرْبَةٌ فِيهَا مَاءٌ فَفَتَحْتُهَا فَجَعَلْتُ أَصُبُّ مِنْهَا عَلَى رَأْسِي، فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ، فَخَطَبَ النَّاسَ، وَحَمِدَ اللَّهَ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ وَلَغِطَ نِسْوَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ، فَانْكَفَأْتُ إِلَيْهِنَّ لأُسَكِّتَهُنَّ فَقُلْتُ لِعَائِشَةَ مَا قَالَ قَالَتْ قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ شَىْءٍ لَمْ أَكُنْ أُرِيتُهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي هَذَا حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ، وَإِنَّهُ قَدْ أُوحِيَ إِلَىَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِي الْقُبُورِ مِثْلَ ـ أَوْ قَرِيبَ مِنْ ـ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، يُؤْتَى أَحَدُكُمْ، فَيُقَالُ لَهُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ ـ أَوْ قَالَ الْمُوقِنُ شَكَّ هِشَامٌ ـ فَيَقُولُ هُوَ رَسُولُ اللَّهِ، هُوَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى فَآمَنَّا وَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا وَصَدَّقْنَا‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ نَمْ صَالِحًا، قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ إِنْ كُنْتَ لَتُؤْمِنُ بِهِ‏.‏ وَأَمَّا الْمُنَافِقُ ـ أَوْ قَالَ الْمُرْتَابُ شَكَّ هِشَامٌ ـ فَيُقَالُ لَهُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ هِشَامٌ فَلَقَدْ قَالَتْ لِي فَاطِمَةُ فَأَوْعَيْتُهُ، غَيْرَ أَنَّهَا ذَكَرَتْ مَا يُغَلِّظُ عَلَيْهِ‏.‏

Mahmud dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm b. Urve bize tahdis etti, dedi ki: Fâtıma bint Münzir bana haber verdi; Esmâ bint Ebî Bekir’den [naklen], dedi ki: Âişe’nin (r.anha) yanına girdim, insanlar namaz kılıyorlardı. “İnsanların nesi var?” dedim. Başıyla göğü işaret etti. “Bir âyet [işaret/alamet] mi?” dedim. Başıyla “evet” [anlamında] işaret etti. [Esmâ] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [kıyamı] o kadar uzattı ki üzerime baygınlık [hissi] çöktü. Yanımda içinde su bulunan bir kırba vardı. Onu açtım ve ondan başımın üzerine [su] dökmeye başladım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı bitirdiğinde güneş açılmıştı. İnsanlara hutbe verdi; Allah’a layık olduğu şekilde hamdetti, sonra: “Bundan sonra [Amma ba’du]” dedi. [Esmâ] dedi ki: Ensâr’dan bazı kadınlar gürültü yaptılar; onları susturmak için onlara doğru döndüm. Âişe’ye: “[Resûlullah] ne söyledi?” dedim. [Âişe] dedi ki: [Şöyle] buyurdu: “Daha önce bana gösterilmeyen hiçbir şey yoktur ki, şu makamımda onu görmüş olmayayım; Cennet ve Cehennem bile. Bana vahyedildi ki, sizler kabirlerde Mesih Deccal’in fitnesi gibi —veya ona yakın, [ravi] Hişâm şüphe etti— bir fitneye [sınava] uğratılacaksınız. Sizden birine [kabirde melek] gelir ve ona: ‘Bu adam hakkındaki bilgin nedir?’ denilir. Mümin —veya yakîn sahibi olan, Hişâm şüphe etti— der ki: ‘O Allah’ın Resulüdür, o Muhammed’dir sallallâhu aleyhi ve sellem. Bize beyyineler [açık deliller] ve hidayet getirdi; biz de iman ettik, icabet ettik, tabi olduk ve tasdik ettik.’ Ona: ‘Salih [iyi] bir kimse olarak uyu. Senin ona kesinlikle iman ettiğini zaten biliyorduk’ denilir. Münafık —veya şüphe eden, Hişâm şüphe etti— ise; ona: ‘Bu adam hakkındaki bilgin nedir?’ denilir. O da: ‘Bilmiyorum. İnsanların bir şeyler söylediğini işittim, ben de [onların dediğini] söyledim’ der.” Hişâm dedi ki: Fâtıma [bunu] bana söyledi ve ben onu ezberledim/kavradım. Ancak o [Fâtıma], [münafığa] sert davranılacağına dair [söylenen] kısmı da zikretti.

923. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يَقُولُ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِمَالٍ أَوْ سَبْىٍ فَقَسَمَهُ، فَأَعْطَى رِجَالاً وَتَرَكَ رِجَالاً فَبَلَغَهُ أَنَّ الَّذِينَ تَرَكَ عَتَبُوا، فَحَمِدَ اللَّهَ ثُمَّ أَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَمَّا بَعْدُ، فَوَاللَّهِ إِنِّي لأُعْطِي الرَّجُلَ، وَأَدَعُ الرَّجُلَ، وَالَّذِي أَدَعُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنَ الَّذِي أُعْطِي وَلَكِنْ أُعْطِي أَقْوَامًا لِمَا أَرَى فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْجَزَعِ وَالْهَلَعِ، وَأَكِلُ أَقْوَامًا إِلَى مَا جَعَلَ اللَّهُ فِي قُلُوبِهِمْ مِنَ الْغِنَى وَالْخَيْرِ، فِيهِمْ عَمْرُو بْنُ تَغْلِبَ ‏"‏‏.‏ فَوَاللَّهِ مَا أُحِبُّ أَنَّ لِي بِكَلِمَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَمِ‏.‏ تَابَعَهُ يُونُسُ‏.‏

Muhammed b. Ma’mer bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Âsım bize tahdis etti; Cerîr b. Hâzim’den, dedi ki: Hasan’ı [Basrî] şöyle derken işittim: Amr b. Tağlib bize tahdis etti ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e mal veya esir[ler] getirildi. O da bunu taksim etti; bazı adamlara verdi, bazı adamları [vermeden] bıraktı. [Vermeden] bıraktığı kimselerin sitem ettiği [haberi] kendisine ulaştı. Bunun üzerine Allah’a hamdetti, sonra O’nu övdü [senâ etti], sonra şöyle buyurdu: “Bundan sonra [Amma ba’du]; Vallahi ben bir adama veriyor, bir [diğer] adamı [vermeden] bırakıyorum. [Vermeden] bıraktığım kimse, benim yanımda kendisine verdiğim kimseden daha sevimlidir. Lakin ben birtakım topluluklara; kalplerinde gördüğüm sabırsızlık/endişe ve hırs/açgözlülük yüzünden veriyorum. Birtakım toplulukları da, Allah’ın onların kalplerine koyduğu zenginlik [kanaat] ve hayıra havale ediyorum [güveniyorum]. Amr b. Tağlib de onlardandır.” [Amr dedi ki:] Vallahi, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [benim hakkımdaki] bu sözüne karşılık [en değerli mal olan] kızıl develerin benim olmasını istemezdim [değişmezdim]. [Bu hadisi] Yûnus [Cerîr’e] mutâbaat etmiştir.

924. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ ذَاتَ لَيْلَةٍ مِنْ جَوْفِ اللَّيْلِ، فَصَلَّى فِي الْمَسْجِدِ، فَصَلَّى رِجَالٌ بِصَلاَتِهِ فَأَصْبَحَ النَّاسُ فَتَحَدَّثُوا، فَاجْتَمَعَ أَكْثَرُ مِنْهُمْ فَصَلَّوْا مَعَهُ، فَأَصْبَحَ النَّاسُ فَتَحَدَّثُوا فَكَثُرَ أَهْلُ الْمَسْجِدِ مِنَ اللَّيْلَةِ الثَّالِثَةِ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّوْا بِصَلاَتِهِ، فَلَمَّا كَانَتِ اللَّيْلَةُ الرَّابِعَةُ عَجَزَ الْمَسْجِدُ عَنْ أَهْلِهِ حَتَّى خَرَجَ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ، فَلَمَّا قَضَى الْفَجْرَ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ، فَتَشَهَّدَ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّهُ لَمْ يَخْفَ عَلَىَّ مَكَانُكُمْ، لَكِنِّي خَشِيتُ أَنْ تُفْرَضَ عَلَيْكُمْ فَتَعْجِزُوا عَنْهَا ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ يُونُسُ‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bize tahdis etti; Ukayl’den, o İbn Şihâb’dan [naklen] dedi ki: Urve bana haber verdi ki: Âişe (r.anha) şöyle haber vermiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gece, gecenin ortasında [evinden] çıktı ve mescitte namaz kıldı. Bazı adamlar da onun namazıyla [ona uyarak] namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar [bunu] konuştular. [Ertesi gece] onlardan daha çoğu toplandı ve onunla beraber namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar [yine] konuştular. Üçüncü gecede mescit ahalisi [iyice] çoğaldı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [yine] çıktı ve onun namazıyla namaz kıldılar. Dördüncü gece olunca, mescit [gelen] insanları almaktan âciz kaldı [sığmadı]. Tâ ki [Nebi] sabah namazı için çıktı. Sabah namazını bitirince insanlara yöneldi, şehadet getirdi [teşehhüd okudu], sonra: “Bundan sonra [Amma ba’du]; Sizin [buradaki] yeriniz/durumunuz bana gizli değildi. Lakin ben, [bu namazın] üzerinize farz kılınmasından ve sizin de buna [devam etmeye] güç yetirememenizden korktum” buyurdu. [Bu hadisi] Yûnus [Ukayl’e] mutâbaat etmiştir.

925. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ عَشِيَّةً بَعْدَ الصَّلاَةِ، فَتَشَهَّدَ وَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ أَبُو مُعَاوِيَةَ وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ الْعَدَنِيُّ عَنْ سُفْيَانَ فِي أَمَّا بَعْدُ‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Urve bana haber verdi; Ebû Humeyd es-Sâidî’den [naklen] ki, o kendisine [şöyle] haber vermiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir akşam namazdan sonra ayağa kalktı, teşehhüd getirdi ve Allah’a layık olduğu şekilde senâ etti, sonra: “Bundan sonra [Amma ba’du]” dedi. Ebû Muâviye ve Ebû Üsâme; Hişâm’dan, o babasından, o Ebû Humeyd’den, o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [gelen rivâyette]; “[Nebi] ‘Amma ba’du’ buyurdu” [diyerek] buna mutâbaat etmişlerdir. El-Adenî de Süfyan’dan [gelen rivâyette]; “Amma ba’du” [lafzı] hakkında buna mutâbaat etmiştir.

926. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعْتُهُ حِينَ تَشَهَّدَ يَقُولُ ‏ "‏ أَمَّا بَعْدُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ الزُّبَيْدِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zührî’den, dedi ki: Ali b. Hüseyin bana tahdis etti; Misver b. Mahreme’den [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalktı. Teşehhüd getirdiği zaman “Amma ba’du” derken onu işittim. Zübeydî, Zührî’den [rivayetle] ona [Şuayb’e] mutâbaat etmiştir.

927. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْغَسِيلِ، قَالَ حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ صَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمِنْبَرَ وَكَانَ آخِرَ مَجْلِسٍ جَلَسَهُ مُتَعَطِّفًا مِلْحَفَةً عَلَى مَنْكِبَيْهِ، قَدْ عَصَبَ رَأْسَهُ بِعِصَابَةٍ دَسِمَةٍ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَيُّهَا النَّاسُ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ فَثَابُوا إِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ هَذَا الْحَىَّ مِنَ الأَنْصَارِ يَقِلُّونَ، وَيَكْثُرُ النَّاسُ، فَمَنْ وَلِيَ شَيْئًا مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَطَاعَ أَنْ يَضُرَّ فِيهِ أَحَدًا أَوْ يَنْفَعَ فِيهِ أَحَدًا، فَلْيَقْبَلْ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَيَتَجَاوَزْ عَنْ مُسِيِّهِمْ ‏"‏‏.‏

İsmail b. Ebân bize tahdis etti, dedi ki: İbnü’l-Gasîl bize tahdis etti, dedi ki: İkrime bize tahdis etti; İbn Abbas’tan (r.anhuma) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem minbere çıktı —bu [onun] oturduğu son meclis idi—. Omuzları üzerinde bir örtüye bürünmüştü, başını da yağlı/kirlenmiş bir sargı ile sarmıştı. Allah’a hamdetti ve O’nu övdü [senâ etti], sonra: “Ey İnsanlar! Bana gelin!” buyurdu. Onlar da ona doğru toplandılar. Sonra şöyle buyurdu: “Bundan sonra [Amma ba’du]; Şu Ensar kabilesi azalacak, insanlar ise çoğalacaktır. Muhammed’in sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinden bir şeyin idaresini üstlenen ve [bu yetkisiyle] birine zarar vermeye veya birine fayda sağlamaya gücü yeten kimse; onların [Ensar’ın] iyilik yapanını kabul etsin, kötülük yapanından da [hata yapanından da] vazgeçsin [onu bağışlasın].”

928. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ خُطْبَتَيْنِ يَقْعُدُ بَيْنَهُمَا‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Bişr b. Mufaddal bize tahdis etti, dedi ki: Ubeydullah bize tahdis etti; Nâfi’den, o Abdullah’tan (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem iki hutbe irad eder, ikisinin arasında [bir miktar] otururdu.

929. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، وَقَفَتِ الْمَلاَئِكَةُ عَلَى باب الْمَسْجِدِ يَكْتُبُونَ الأَوَّلَ فَالأَوَّلَ، وَمَثَلُ الْمُهَجِّرِ كَمَثَلِ الَّذِي يُهْدِي بَدَنَةً، ثُمَّ كَالَّذِي يُهْدِي بَقَرَةً، ثُمَّ كَبْشًا، ثُمَّ دَجَاجَةً، ثُمَّ بَيْضَةً، فَإِذَا خَرَجَ الإِمَامُ طَوَوْا صُحُفَهُمْ، وَيَسْتَمِعُونَ الذِّكْرَ ‏"‏‏.‏

Âdem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti; Zührî’den, o Ebû Abdullah el-Eğarr’dan, o Ebû Hureyre’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cuma günü olduğu zaman, melekler mescidin kapısında durur; ilk geleni, sonra [ondan sonra] geleni yazarlar. Erkenden gelenin [muheccir] misali, [Allah yolunda] bir deve [bedene] hediye eden kimsenin misali gibidir. Sonra bir sığır hediye eden, sonra bir koç, sonra bir tavuk, sonra bir yumurta hediye eden gibidir. İmam [hutbeye] çıktığı zaman ise [melekler] sayfalarını dürerler ve Zikri [hutbeyi] dinlerler.”

930. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ النَّاسَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ ‏"‏ أَصَلَّيْتَ يَا فُلاَنُ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ قُمْ فَارْكَعْ ‏"‏‏.‏

Ebû’n-Nu’mân bize tahdis etti, dedi ki: Hammad b. Zeyd bize tahdis etti; Amr b. Dînâr’dan, o Câbir b. Abdullah’tan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü insanlara hutbe verirken bir adam geldi. [Nebi]: “Namaz kıldın mı ey falan?” buyurdu. [Adam]: “Hayır” dedi. [Nebi]: “Kalk ve rükû et [namaz kıl]” buyurdu.

931. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرًا، قَالَ دَخَلَ رَجُلٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَالَ ‏"‏ أَصَلَّيْتَ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ ‏"‏‏.‏

Ali b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti; Amr’dan, o Câbir’den işitmiştir, dedi ki: Cuma günü, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verirken bir adam [mescide] girdi. [Nebi]: “Namaz kıldın mı?” buyurdu. [Adam]: “Hayır” dedi. [Nebi]: “Öyleyse iki rekât namaz kıl” buyurdu.

932. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ،‏.‏ وَعَنْ يُونُسَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ إِذْ قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَلَكَ الْكُرَاعُ، وَهَلَكَ الشَّاءُ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَسْقِيَنَا‏.‏ فَمَدَّ يَدَيْهِ وَدَعَا‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Hammad b. Zeyd bize tahdis etti; Abdülaziz’den, o Enes’ten [naklen]. Ve [ayrıca Hammad]; Yûnus’tan, o Sâbit’ten, o Enes’ten [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü hutbe verirken bir adam ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resulü! Atlar/binekler [kürâ] helak oldu, koyunlar helak oldu. Bize yağmur yağdırması için Allah’a dua et” dedi. [Nebi] ellerini uzattı [kaldırdı] ve dua etti.

933. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ أَصَابَتِ النَّاسَ سَنَةٌ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَبَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فِي يَوْمِ جُمُعَةٍ قَامَ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلَكَ الْمَالُ وَجَاعَ الْعِيَالُ، فَادْعُ اللَّهَ لَنَا‏.‏ فَرَفَعَ يَدَيْهِ، وَمَا نَرَى فِي السَّمَاءِ قَزَعَةً، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا وَضَعَهَا حَتَّى ثَارَ السَّحَابُ أَمْثَالَ الْجِبَالِ، ثُمَّ لَمْ يَنْزِلْ عَنْ مِنْبَرِهِ حَتَّى رَأَيْتُ الْمَطَرَ يَتَحَادَرُ عَلَى لِحْيَتِهِ صلى الله عليه وسلم فَمُطِرْنَا يَوْمَنَا ذَلِكَ، وَمِنَ الْغَدِ، وَبَعْدَ الْغَدِ وَالَّذِي يَلِيهِ، حَتَّى الْجُمُعَةِ الأُخْرَى، وَقَامَ ذَلِكَ الأَعْرَابِيُّ ـ أَوْ قَالَ غَيْرُهُ ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، تَهَدَّمَ الْبِنَاءُ وَغَرِقَ الْمَالُ، فَادْعُ اللَّهَ لَنَا‏.‏ فَرَفَعَ يَدَيْهِ، فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ حَوَالَيْنَا، وَلاَ عَلَيْنَا ‏"‏‏.‏ فَمَا يُشِيرُ بِيَدِهِ إِلَى نَاحِيَةٍ مِنَ السَّحَابِ إِلاَّ انْفَرَجَتْ، وَصَارَتِ الْمَدِينَةُ مِثْلَ الْجَوْبَةِ، وَسَالَ الْوَادِي قَنَاةُ شَهْرًا، وَلَمْ يَجِئْ أَحَدٌ مِنْ نَاحِيَةٍ إِلاَّ حَدَّثَ بِالْجَوْدِ‏.‏

İbrahim b. Münzir bize tahdis etti, dedi ki: Velîd bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Amr bize tahdis etti, dedi ki: İshak b. Abdullah b. Ebî Talha bana tahdis etti; Enes b. Mâlik’ten [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında insanlara bir kıtlık [sene] isabet etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü hutbe verirken bir bedevi ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resulü! Mal helak oldu, çoluk çocuk aç kaldı. Bizim için Allah’a dua et” dedi. [Nebi] ellerini kaldırdı. Gökyüzünde [tek] bir bulut parçası görmüyorduk. Nefsim elinde olana yemin olsun ki, [ellerini] henüz indirmemişti ki dağlar gibi bulutlar [kopup] geldi. Sonra minberinden inmemişti ki, yağmurun [onun] sakalı üzerinden süzüldüğünü gördüm. O günümüz, ertesi gün, ondan sonraki gün ve onu takip eden [günler] boyunca; tâ öbür Cuma’ya kadar bize yağmur yağdı. [Ertesi Cuma] o bedevi —veya başkası dedi— ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resulü! Bina[lar] yıkıldı, mal [sular altında kalıp] boğuldu. Bizim için Allah’a dua et” dedi. [Nebi] ellerini kaldırdı ve: “Allah’ım! Çevremize [yağdır], üzerimize değil” buyurdu. Eliyle buluttan [oluşan] bir tarafa işaret etmesiyle birlikte orası hemen açılıyordu. Medine [ortası açık, çevresi bulutlu] bir havuz/boşluk [cevbe] gibi oldu. Kanât vadisi bir ay boyunca aktı. Herhangi bir bölgeden gelen kimse yoktu ki bol yağmuru [bolluğu] anlatmış olmasın.

934. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا قُلْتَ لِصَاحِبِكَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ أَنْصِتْ‏.‏ وَالإِمَامُ يَخْطُبُ فَقَدْ لَغَوْتَ ‏"‏‏.‏

Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bize tahdis etti; Ukayl’den, o İbn Şihâb’dan [naklen] dedi ki: Saîd b. Müseyyeb bana haber verdi ki; Ebû Hureyre ona şöyle haber vermiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cuma günü İmam hutbe verirken arkadaşına ‘Sus’ dersen; lağv [boş konuşmuş/hata] etmiş olursun.”

935. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ فَقَالَ ‏ "‏ فِيهِ سَاعَةٌ لاَ يُوَافِقُهَا عَبْدٌ مُسْلِمٌ، وَهْوَ قَائِمٌ يُصَلِّي، يَسْأَلُ اللَّهَ تَعَالَى شَيْئًا إِلاَّ أَعْطَاهُ إِيَّاهُ ‏"‏‏.‏ وَأَشَارَ بِيَدِهِ يُقَلِّلُهَا‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti; Mâlik’ten, o Ebû Zinâd’dan, o A’rec’den, o Ebû Hureyre’den [naklen] ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma gününü zikretti ve şöyle buyurdu: “Onda [öyle] bir saat vardır ki, şayet bir Müslüman kul namaz kılarken [ve] Allah Teâlâ’dan bir şey isterken ona denk gelirse, [Allah] mutlaka ona onu [istediğini] verir.” Ve eliyle onu [o vaktin kısalığını] işaret ediyordu.

936. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، قَالَ حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَقْبَلَتْ عِيرٌ تَحْمِلُ طَعَامًا، فَالْتَفَتُوا إِلَيْهَا حَتَّى مَا بَقِيَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ اثْنَا عَشَرَ رَجُلاً، فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا‏}‏

Muâviye b. Amr bize tahdis etti, dedi ki: Zâide bize tahdis etti; Husayn’dan, o Sâlim b. Ebî Ca’d’dan, dedi ki: Câbir b. Abdullah bize tahdis etti [ve] dedi ki: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber namaz kılarken [hutbe dinlerken/cuma esnasında], yiyecek taşıyan bir kervan geldi. [İnsanlar] ona doğru yöneldiler; tâ ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber on iki adamdan başka kimse kalmadı. Bunun üzerine şu ayet indi: {Onlar bir ticaret veya bir eğlence gördükleri zaman, [hemen] ona akın ettiler ve seni ayakta bıraktılar...} [Cuma: 11].

937. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي قَبْلَ الظُّهْرِ رَكْعَتَيْنِ، وَبَعْدَهَا رَكْعَتَيْنِ، وَبَعْدَ الْمَغْرِبِ رَكْعَتَيْنِ فِي بَيْتِهِ، وَبَعْدَ الْعِشَاءِ رَكْعَتَيْنِ وَكَانَ لاَ يُصَلِّي بَعْدَ الْجُمُعَةِ حَتَّى يَنْصَرِفَ فَيُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, dedi ki: Mâlik bize haber verdi; Nâfi’den, o Abdullah b. Ömer’den [naklen] ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğleden önce iki rekât, ondan sonra iki rekât, akşamdan sonra evinde iki rekât ve yatsıdan sonra iki rekât [nafile] kılardı. Cuma’dan sonra ise [mescitten] ayrılıncaya kadar [bir şey] kılmaz; [evine dönünce] iki rekât kılardı.

938. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ كَانَتْ فِينَا امْرَأَةٌ تَجْعَلُ عَلَى أَرْبِعَاءَ فِي مَزْرَعَةٍ لَهَا سِلْقًا، فَكَانَتْ إِذَا كَانَ يَوْمُ جُمُعَةٍ تَنْزِعُ أُصُولَ السِّلْقِ فَتَجْعَلُهُ فِي قِدْرٍ، ثُمَّ تَجْعَلُ عَلَيْهِ قَبْضَةً مِنْ شَعِيرٍ تَطْحَنُهَا، فَتَكُونُ أُصُولُ السِّلْقِ عَرْقَهُ، وَكُنَّا نَنْصَرِفُ مِنْ صَلاَةِ الْجُمُعَةِ فَنُسَلِّمُ عَلَيْهَا، فَتُقَرِّبُ ذَلِكَ الطَّعَامَ إِلَيْنَا فَنَلْعَقُهُ، وَكُنَّا نَتَمَنَّى يَوْمَ الْجُمُعَةِ لِطَعَامِهَا ذَلِكَ‏.‏

Saîd b. Ebî Meryem bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Gassân bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Hâzim bana tahdis etti; Sehl’den [naklen] dedi ki: İçimizde bir kadın vardı; tarlasındaki su yolları kenarına pazı [silk] dikerdi. Cuma günü olduğu zaman pazının köklerini söker, bir tencereye koyar, sonra üzerine öğüttüğü bir avuç arpayı [ununu] atardı. Pazının kökleri, o yemeğin eti/kemiği [gibi] olurdu [onun yerini tutardı]. Biz Cuma namazından döner, ona selam verirdik. O da o yemeği bize yaklaştırır [ikram eder], biz de onu yerdik [kaşıklardık]. O kadının bu yemeğinden dolayı Cuma gününü iple çekerdik [temenni ederdik].

939. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، بِهَذَا وَقَالَ مَا كُنَّا نَقِيلُ وَلاَ نَتَغَدَّى إِلاَّ بَعْدَ الْجُمُعَةِ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Hâzim bize tahdis etti; babasından, o Sehl’den [naklen] (önceki hadisin) aynısını [anlattı]. Ve dedi ki: “Biz ancak Cuma’dan sonra öğle uykusuna yatar ve yemek yerdik.”

940. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُقْبَةَ الشَّيْبَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، يَقُولُ كُنَّا نُبَكِّرُ إِلَى الْجُمُعَةِ ثُمَّ نَقِيلُ‏.‏

Muhammed b. Ukbe eş-Şeybânî bize tahdis etti, dedi ki: Ebû İshak el-Fezârî bize tahdis etti; Humeyd’den, dedi ki: Enes’i şöyle derken işittim: “Biz Cuma’ya erkenden giderdik, sonra kaylûle [öğle] uykusuna yatardık.”

941. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْجُمُعَةَ ثُمَّ تَكُونُ الْقَائِلَةُ‏.‏

Saîd b. Ebî Meryem bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Gassân bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Hâzim bana tahdis etti; Sehl’den [naklen] dedi ki: “Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Cuma’yı kılardık, kaylûle [öğle] uykusu ondan sonra olurdu.”