5640. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ مُصِيبَةٍ تُصِيبُ الْمُسْلِمَ إِلاَّ كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا عَنْهُ، حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا ".
Bize Ebu'l-Yemân el-Hakem bin Nâfi' tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den, (dedi ki:) bana Urve bin Zübeyr haber verdi ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Müslümanın başına gelen hiçbir musibet yoktur ki -ona batan bir diken bile olsa- Allah onunla (o musibetle) ondan (günahlarını) örtmüş/kefaret kılmış olmasın."
5641. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَلْحَلَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حُزْنٍ وَلاَ أَذًى وَلاَ غَمٍّ حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا، إِلاَّ كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ ".
Bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Abdülmelik bin Amr tahdis etti, bize Züheyr bin Muhammed tahdis etti, Muhammed bin Amr bin Halhale'den, [o] Atâ bin Yesâr'dan, [o] Ebû Said el-Hudrî'den ve Ebû Hureyre'den (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslümanın başına gelen hiçbir yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü, eziyet ve gam yoktur ki -ona batan bir diken bile olsa- Allah muhakkak onunla (o musibetle) onun hatalarından bir kısmını (günahlarını) örtmüş/kefaret kılmış olmasın."
5643. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَالْخَامَةِ مِنَ الزَّرْعِ تُفَيِّئُهَا الرِّيحُ مَرَّةً، وَتَعْدِلُهَا مَرَّةً، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَالأَرْزَةِ لاَ تَزَالُ حَتَّى يَكُونَ انْجِعَافُهَا مَرَّةً وَاحِدَةً ". وَقَالَ زَكَرِيَّاءُ حَدَّثَنِي سَعْدٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, Süfyan'dan, [o] Sa'd'dan, [o] Abdullah bin Ka'b'tan, [o] babasından (Ka'b bin Mâlik'ten) (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mü'minin misali, rüzgarın bir kere eğdiği (yatırdığı), bir kere de (rüzgar kesilince) doğrulttuğu taze ekin gibidir. Münafığın misali ise bir kerede (kökünden sökülüp) devrilinceye kadar (eğilmeyen/sabit kalan) erz (sedir vb.) ağacı gibidir." Zekeriyya dedi ki: Bana Sa'd tahdis etti... [o] Ka'b'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (bu şekilde rivayet etti).
5644. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، مِنْ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الْخَامَةِ مِنَ الزَّرْعِ مِنْ حَيْثُ أَتَتْهَا الرِّيحُ كَفَأَتْهَا، فَإِذَا اعْتَدَلَتْ تَكَفَّأُ بِالْبَلاَءِ، وَالْفَاجِرُ كَالأَرْزَةِ صَمَّاءَ مُعْتَدِلَةً حَتَّى يَقْصِمَهَا اللَّهُ إِذَا شَاءَ ".
Bize İbrahim bin Münzir tahdis etti, dedi ki: Bana Muhammed bin Füleyh tahdis etti, dedi ki: Bana babam tahdis etti, Benî Âmir bin Lüey'den olan Hilâl bin Ali'den, [o] Atâ bin Yesâr'dan, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mü'minin misali, rüzgarın kendisine gelip (onu) eğdiği taze ekin gibidir. (Rüzgar) doğrulduğu zaman (kesildiği zaman ekin de doğrulur), bela ile (tekrar) eğilir. Facirin (günahkar/kafir) misali ise, Allah dilediği zaman onu kırıncaya (kökünden sökünceye) kadar dimdik duran (sert) erz (sedir vb.) ağacı gibidir."
5645. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ يَسَارٍ أَبَا الْحُبَابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُصِبْ مِنْهُ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Mâlik haber verdi, Muhammed bin Abdillah bin Abdirrahman bin Ebi Sa'saa'dan; o Said bin Yesâr Ebu'l-Hubâb'ı şöyle derken işitmiş: Ben Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Allah her kime hayır dilerse, ona musibet verir (ondan/bedeninden veya malından bir şey eksiltir/imtihan eder)."
5646. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ،. حَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَشَدَّ عَلَيْهِ الْوَجَعُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, A'meş'ten... (ve yine) bana Bişr bin Muhammed tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, bize Şu'be haber verdi, A'meş'ten, [o] Ebû Vâil'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe radıyallahu anha'dan; dedi ki: "Ben (hayatımda) ağrısı (hastalığı) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den daha şiddetli olan hiç kimse görmedim."
5647. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ وَهْوَ يُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا، وَقُلْتُ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قُلْتُ إِنَّ ذَاكَ بِأَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ. قَالَ " أَجَلْ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى، إِلاَّ حَاتَّ اللَّهُ عَنْهُ خَطَايَاهُ، كَمَا تَحَاتُّ وَرَقُ الشَّجَرِ ".
Bize Muhammed bin Yusuf tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, A'meş'ten, [o] İbrahim et-Teymî'den, [o] Hâris bin Süveyd'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'tan; (dedi ki:) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in hastalığında (yanına) geldim. Şiddetli bir şekilde humma (sıtma) nöbeti geçiriyordu. Dedim ki: "(Ya Resûlallah!) Muhakkak ki sen şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyorsun. Bu (şunun içindir); sana iki ecir vardır." (Resûlullah): "Evet. Kendisine bir eziyet isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onunla (o eziyetle) onun hatalarını (günahlarını) -ağacın yapraklarını döktüğü gibi- dökmesin" buyurdu.
5648. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُوعَكُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ تُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قَالَ " أَجَلْ إِنِّي أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلاَنِ مِنْكُمْ ". قُلْتُ ذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ قَالَ " أَجَلْ ذَلِكَ كَذَلِكَ، مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى شَوْكَةٌ فَمَا فَوْقَهَا، إِلاَّ كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا سَيِّئَاتِهِ، كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا ".
Bize Abdan tahdis etti, Ebu Hamza'dan, [o] A'meş'ten, [o] İbrahim et-Teymî'den, [o] Hâris bin Süveyd'den, [o] Abdullah'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. Humma nöbeti geçiriyordu. Dedim ki: "Ya Resûlallah! Muhakkak ki sen şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyorsun." Buyurdu ki: "Evet. Ben sizden iki adamın (çektiği ağrı kadar) ağrı çekiyorum/humma nöbeti geçiriyorum." Dedim ki: "Bu, senin için iki ecir olmasındandır." Buyurdu ki: "Evet, bu böyledir. Kendisine bir eziyet, bir diken veya daha ötesi (büyüğü) isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onunla (o eziyetle) onun kötülüklerini (günahlarını) -ağacın yaprağını döktüğü gibi- örtmüş/kefaret kılmış olmasın."
5649. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَطْعِمُوا الْجَائِعَ، وَعُودُوا الْمَرِيضَ، وَفُكُّوا الْعَانِيَ ".
Bize Kuteybe bin Said tahdis etti, bize Ebu Avâne tahdis etti, Mansûr'dan, [o] Ebû Vâil'den, [o] Ebû Musa el-Eş'arî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Açı doyurun, hastayı ziyaret edin ve esiri (bağından) çözün (kurtarın)."
5650. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَشْعَثُ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدِ بْنِ مُقَرِّنٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ، نَهَانَا عَنْ خَاتَمِ الذَّهَبِ، وَلُبْسِ الْحَرِيرِ، وَالدِّيبَاجِ، وَالإِسْتَبْرَقِ، وَعَنِ الْقَسِّيِّ، وَالْمِيثَرَةِ، وَأَمَرَنَا أَنْ نَتْبَعَ الْجَنَائِزَ، وَنَعُودَ الْمَرِيضَ، وَنُفْشِيَ السَّلاَمَ.
Bize Hafs bin Ömer tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, dedi ki: Bana Eş'as bin Süleyman haber verdi, dedi ki: Muaviye bin Süveyd bin Mukarrin'i, Berâ bin Âzib radıyallahu anhuma'dan şöyle tahdis ederken işittim; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize yedi şeyi emretti ve bizi yedi şeyden nehyetti. Bizi altın yüzük(ten), ipek, dîbâc, istebrak ve kassî (giymekten) ve eyer yastıklarından (meyâsir, kullanmaktan) nehyetti. Ve bize cenazeleri takip etmeyi (cenazeye katılmayı), hastayı ziyaret etmeyi ve selamı yaymayı emretti.
5651. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ مَرِضْتُ مَرَضًا، فَأَتَانِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَبُو بَكْرٍ وَهُمَا مَاشِيَانِ، فَوَجَدَانِي أُغْمِيَ عَلَىَّ، فَتَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَبَّ وَضُوءَهُ عَلَىَّ، فَأَفَقْتُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أَصْنَعُ فِي مَالِي كَيْفَ أَقْضِي فِي مَالِي فَلَمْ يُجِبْنِي بِشَىْءٍ حَتَّى نَزَلَتْ آيَةُ الْمِيرَاثِ.
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, İbnü'l-Münkedir'den; o Câbir bin Abdullah radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işitmiş: Ben (bir ara) hastalandım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir yürüyerek beni ziyarete geldiler. Beni baygın halde buldular. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı, sonra abdest suyunu üzerime döktü. Ayıldım, bir de baktım ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (baş ucumda). "Ya Resûlallah! Malım hakkında ne yapayım? Malım hakkında (vasiyet gibi hususlarda) nasıl hükmedeyim?" dedim. Bana hiçbir cevap vermedi. Nihayet miras ayeti indi.
5652. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عِمْرَانَ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ أَلاَ أُرِيكَ امْرَأَةً مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ قُلْتُ بَلَى. قَالَ هَذِهِ الْمَرْأَةُ السَّوْدَاءُ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنِّي أُصْرَعُ، وَإِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللَّهَ لِي. قَالَ " إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الْجَنَّةُ وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ ". فَقَالَتْ أَصْبِرُ. فَقَالَتْ إِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللَّهَ أَنْ لاَ أَتَكَشَّفَ، فَدَعَا لَهَا. حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَنَّهُ رَأَى أُمَّ زُفَرَ تِلْكَ، امْرَأَةٌ طَوِيلَةٌ سَوْدَاءُ عَلَى سِتْرِ الْكَعْبَةِ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, İmran Ebu Bekir'den, [o] Atâ bin Ebi Rabah'tan; dedi ki: İbn Abbas bana: "Sana Cennet ehlinden bir kadını göstereyim mi?" dedi. Ben: "Evet" dedim. Dedi ki: "Şu siyah kadın (var ya!); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: 'Ben saraya tutuluyorum (bayılıyorum) ve (bayılınca) üzerim açılıyor. Benim için Allah'a dua et' dedi. (Nebi): 'Dilersen sabredersin ve sana Cennet vardır (verilir). Dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edeyim' buyurdu. Kadın: 'Sabredeceğim' dedi. (Sonra): '(Ancak, bayılınca) üzerim açılıyor. Üzerimin açılmaması için Allah'a dua et' dedi. (Nebi de) onun için dua etti."
5653. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَمْرٍو، مَوْلَى الْمُطَّلِبِ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ قَالَ إِذَا ابْتَلَيْتُ عَبْدِي بِحَبِيبَتَيْهِ فَصَبَرَ عَوَّضْتُهُ مِنْهُمَا الْجَنَّةَ ". يُرِيدُ عَيْنَيْهِ. تَابَعَهُ أَشْعَثُ بْنُ جَابِرٍ وَأَبُو ظِلاَلٍ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Leys tahdis etti, dedi ki: Bana İbnü'l-Hâd tahdis etti, Amr'dan, el-Muttalib'in mevlasından, [o] Enes bin Mâlik radıyallahu anh'tan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: "Muhakkak ki Allah buyurdu ki: 'Kulumu iki sevgilisiyle (iki gözüyle) imtihan ettiğimde sabrederse, o ikisine bedel olarak (karşılık) ona Cennet'i veririm.'" (Resûlullah bununla) onun iki gözünü kastediyor. Eş'as bin Câbir ve Ebû Zılâl, Enes'ten (rivayetle) ona (İbnü'l-Hâd'a) mutabaat ettiler.
5654. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ وُعِكَ أَبُو بَكْرٍ وَبِلاَلٌ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ فَدَخَلْتُ عَلَيْهِمَا قُلْتُ يَا أَبَتِ كَيْفَ تَجِدُكَ وَيَا بِلاَلُ كَيْفَ تَجِدُكَ قَالَتْ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ إِذَا أَخَذَتْهُ الْحُمَّى يَقُولُ كُلُّ امْرِئٍ مُصَبَّحٌ فِي أَهْلِهِ وَالْمَوْتُ أَدْنَى مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ وَكَانَ بِلاَلٌ إِذَا أَقْلَعَتْ عَنْهُ يَقُولُ أَلاَ لَيْتَ شِعْرِي هَلْ أَبِيتَنَّ لَيْلَةً بَوَادٍ وَحَوْلِي إِذْخِرٌ وَجَلِيلُ وَهَلْ أَرِدَنْ يَوْمًا مِيَاهَ مِجَنَّةٍ وَهَلْ تَبْدُوَنْ لِي شَامَةٌ وَطَفِيلُ قَالَتْ عَائِشَةُ فَجِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ " اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ كَحُبِّنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ، اللَّهُمَّ وَصَحِّحْهَا، وَبَارِكْ لَنَا فِي مُدِّهَا وَصَاعِهَا، وَانْقُلْ حُمَّاهَا فَاجْعَلْهَا بِالْجُحْفَةِ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, Mâlik'ten, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Aişe'den (rivayetle) ki; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye gelince Ebû Bekir ve Bilal radıyallahu anhuma hastalandılar (sıtma oldular). Dedi ki: Onların yanına girdim ve: "Ey babacığım! Kendini nasıl buluyorsun (nasıl hissediyorsun)? Ey Bilal! Kendini nasıl buluyorsun?" dedim. Dedi ki: Ebû Bekir sıtma nöbeti tutunca şöyle derdi: "Her kişi ailesi içinde sabahlar (ama) ölüm ona ayakkabısının tasmasından daha yakındır." Bilal de (sıtma nöbeti) ondan gidince şöyle derdi: "Ah, keşke bilseydim! Etrafımda izhir ve celîl (otları) olduğu halde bir vadide geceleyecek miyim? Mecenne sularına bir gün inecek (içecek) miyim? Şâme ve Tafîl (dağları) bana görünecek mi?" Aişe dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve O'na (bunları) haber verdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allahım! Mekke'yi bize sevdirdiğin gibi -veya daha şiddetli (fazla)- Medine'yi bize sevdir. Allahım! Onu (havasını) sıhhatli kıl. Onun müddünde ve sa'ında (ölçeklerinde) bize bereket ver. Onun hummasını (sıtmasını) naklet ve onu Cuhfe'de (Cuhfe'ye) kıl."
5655. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَاصِمٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ ابْنَةً لِلنَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَيْهِ وَهْوَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَسَعْدٍ وَأُبَىٍّ نَحْسِبُ أَنَّ ابْنَتِي قَدْ حُضِرَتْ فَاشْهَدْنَا فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا السَّلاَمَ وَيَقُولُ " إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ وَمَا أَعْطَى وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ مُسَمًّى فَلْتَحْتَسِبْ وَلْتَصْبِرْ ". فَأَرْسَلَتْ تُقْسِمُ عَلَيْهِ، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقُمْنَا، فَرُفِعَ الصَّبِيُّ فِي حَجْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَفْسُهُ تَقَعْقَعُ فَفَاضَتْ عَيْنَا النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ مَا هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " هَذِهِ رَحْمَةٌ وَضَعَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ مَنْ شَاءَ مِنْ عِبَادِهِ، وَلاَ يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ إِلاَّ الرُّحَمَاءَ ".
Bize Haccâc bin Minhâl tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, dedi ki: Bana Âsım haber verdi, dedi ki: Ebû Osman'ı, Üsâme bin Zeyd radıyallahu anhuma'dan şöyle (rivayet ederken) işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı (Zeyneb), O Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Sa'd (bin Ubâde) ve Übeyy (bin Ka'b) ile beraberken O'na (şöyle) haber gönderdi: "Kızım (veya oğlum) ölmek üzeredir, bize gel (hazır bulun)." (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) ona selam gönderdi ve: "Muhakkak ki aldığı da verdiği de Allah'a aittir. Her şey O'nun katında belirli bir ecelledir. Sabretsin ve (ecrini Allah'tan) beklesin" buyurdu. Kız tekrar O'na yemin ederek (gelmesi için) haber gönderdi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı, biz de kalktık. Çocuk Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in kucağına konuldu, nefesi hırıldıyordu (ses çıkarıyordu/can çekişiyordu). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in iki gözü yaş döktü. Sa'd O'na: "Bu (gözyaşı) nedir ya Resûlallah?" dedi. Buyurdu ki: "Bu bir rahmettir ki; Allah onu dilediği kullarının kalbine koymuştur. Allah ancak kullarından merhametli olanlara merhamet eder."
5656. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُخْتَارٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى أَعْرَابِيٍّ يَعُودُهُ ـ قَالَ ـ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ عَلَى مَرِيضٍ يَعُودُهُ فَقَالَ لَهُ " لاَ بَأْسَ طَهُورٌ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". قَالَ قُلْتَ طَهُورٌ، كَلاَّ بَلْ هِيَ حُمَّى تَفُورُ ـ أَوْ تَثُورُ ـ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ، تُزِيرُهُ الْقُبُورَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَنَعَمْ إِذًا ".
Bize Muallâ bin Esed tahdis etti, bize Abdülaziz bin Muhtâr tahdis etti, bize Hâlid tahdis etti, İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hastalanan bir bedeviyi ziyaret etmek üzere yanına girdi. -Dedi ki:- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir hastayı ziyaret etmek üzere yanına girdiği zaman ona: "Lâ be'se tahûrun inşâallah (Bir beis/zarar yok, inşallah günahlardan temizleyicidir)" derdi. Bedeviye (de): "Lâ be'se tahûrun inşâallah" buyurdu. (Bedevi): "Temizleyici mi? Asla! Bilakis o yaşlı bir ihtiyar üzerinde kaynayan -veya coşan- ve onu kabirlere ziyarete götürecek (öldürecek) olan bir hummadır (sıtmadır)" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Öyleyse, evet (dediğin gibi olsun)" buyurdu.
5657. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ غُلاَمًا، لِيَهُودَ كَانَ يَخْدُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَمَرِضَ. فَأَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُهُ فَقَالَ " أَسْلِمْ ". فَأَسْلَمَ. وَقَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِيهِ، لَمَّا حُضِرَ أَبُو طَالِبٍ جَاءَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, bize Hammad bin Zeyd tahdis etti, Sâbit'ten, [o] Enes radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e hizmet eden Yahudi bir çocuk vardı. Hastalandı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu ziyarete geldi ve: "Müslüman ol" buyurdu. O da Müslüman oldu. Said bin Müseyyeb babasından (şöyle rivayet etti): Ebû Talib'e ölüm (hali) gelince Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona geldi.
5658. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهِ نَاسٌ يَعُودُونَهُ فِي مَرَضِهِ فَصَلَّى بِهِمْ جَالِسًا فَجَعَلُوا يُصَلُّونَ قِيَامًا، فَأَشَارَ إِلَيْهِمِ اجْلِسُوا، فَلَمَّا فَرَغَ قَالَ " إِنَّ الإِمَامَ لَيُؤْتَمُّ بِهِ، فَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا وَإِذَا رَفَعَ فَارْفَعُوا، وَإِنْ صَلَّى جَالِسًا فَصَلُّوا جُلُوسًا ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ الْحُمَيْدِيُّ هَذَا الْحَدِيثُ مَنْسُوخٌ لأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم آخِرَ مَا صَلَّى صَلَّى قَاعِدًا وَالنَّاسُ خَلْفَهُ قِيَامٌ.
Bize Muhammed bin Müsenna tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, dedi ki: Bana babam haber verdi, Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına hastalığı sırasında Onu ziyaret eden bazı insanlar girdi. (Nebi) onlara oturarak namaz kıldırdı. Onlar ise (arkasında) ayakta kılmaya başladılar. (Nebi) onlara "Oturun" diye işaret etti. (Namazı) bitirince şöyle buyurdu: "İmam ancak kendisine uyulsun diye (imam) yapılmıştır. Rükû ettiği zaman rükû edin, (başını) kaldırdığı zaman kaldırın. Oturarak kıldığı zaman da oturarak kılın." Ebû Abdullah (Buhârî) dedi ki: el-Humeydî dedi ki: Bu hadis mensuhtur. Çünkü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem en son namazını oturarak kıldı, insanlar ise arkasında ayakta idiler.
5659. Hadis
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا الْجُعَيْدُ، عَنْ عَائِشَةَ بِنْتِ سَعْدٍ، أَنَّ أَبَاهَا، قَالَ تَشَكَّيْتُ بِمَكَّةَ شَكْوًا شَدِيدًا، فَجَاءَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي، فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنِّي أَتْرُكُ مَالاً وَإِنِّي لَمْ أَتْرُكْ إِلاَّ ابْنَةً وَاحِدَةً، فَأُوصِي بِثُلُثَىْ مَالِي وَأَتْرُكُ الثُّلُثَ فَقَالَ " لاَ ". قُلْتُ فَأُوصِي بِالنِّصْفِ وَأَتْرُكُ النِّصْفَ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ فَأُوصِي بِالثُّلُثِ وَأَتْرُكُ لَهَا الثُّلُثَيْنِ قَالَ " الثُّلُثُ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ ". ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ عَلَى جَبْهَتِهِ، ثُمَّ مَسَحَ يَدَهُ عَلَى وَجْهِي وَبَطْنِي ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ اشْفِ سَعْدًا وَأَتْمِمْ لَهُ هِجْرَتَهُ ". فَمَا زِلْتُ أَجِدُ بَرْدَهُ عَلَى كَبِدِي فِيمَا يُخَالُ إِلَىَّ حَتَّى السَّاعَةِ.
Bize Mekkî bin İbrahim tahdis etti, bize Cuayd haber verdi, Aişe bint Sa'd'dan (rivayetle); o babasının (Sa'd'ın) şöyle dediğini (nakletti): "Mekke'de şiddetli bir hastalığa yakalandım (hastalandım). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ziyaretime geldi. 'Ey Allah'ın Nebisi! Ben geride mal bırakıyorum ve bir tek kızımdan başka mirasçım yok. Malımın üçte ikisini vasiyet edeyim de (kızıma) üçte birini mi bırakayım?' dedim. 'Hayır' buyurdu. 'Yarısını vasiyet edeyim de yarısını mı bırakayım?' dedim. 'Hayır' buyurdu. 'Üçte birini vasiyet edeyim de ona üçte ikisini mi bırakayım?' dedim. 'Üçte bir (olur), ama üçte bir de çoktur' buyurdu. Sonra elini alnıma koydu, sonra elini yüzüme ve karnıma sürdü (meshetti). Sonra: 'Allahım! Sa'd'a şifa ver ve onun hicretini tamamla' buyurdu. Şu ana kadar onun (elinin) serinliğini sanki ciğerimde hissediyorum."
5660. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُوعَكُ فَمَسِسْتُهُ بِيَدِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ تُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَجَلْ إِنِّي أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلاَنِ مِنْكُمْ ". فَقُلْتُ ذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَجَلْ ". ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى مَرَضٌ فَمَا سِوَاهُ إِلاَّ حَطَّ اللَّهُ لَهُ سَيِّئَاتِهِ كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا ".
Bize Kuteybe tahdis etti, bize Cerir tahdis etti, A'meş'ten, [o] İbrahim et-Teymî'den, [o] Hâris bin Süveyd'den; dedi ki: Abdullah bin Mes'ud: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. Humma nöbeti geçiriyordu. Elimle O'na dokundum ve: 'Ya Resûlallah! Muhakkak ki sen şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyorsun' dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Evet. Ben sizden iki adamın (çektiği ağrı kadar) ağrı çekiyorum/humma nöbeti geçiriyorum' buyurdu. 'Bu, senin için iki ecir olmasındandır' dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Evet' buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kendisine bir eziyet, hastalık veya başka bir şey isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onun seyyiatını (günahlarını) -ağacın yaprağını döktüğü gibi- dökmesin (affetmesin).'" (buyurdu).
5661. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ فَمَسِسْتُهُ وَهْوَ يُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا فَقُلْتُ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا، وَذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ. قَالَ " أَجَلْ، وَمَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى إِلاَّ حَاتَّتْ عَنْهُ خَطَايَاهُ كَمَا تَحَاتُّ وَرَقُ الشَّجَرِ ".
Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, A'meş'ten, [o] İbrahim et-Teymî'den, [o] Hâris bin Süveyd'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'tan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e hastalığında (yanına) geldim. Dokundum, şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyordu. Dedim ki: "Muhakkak ki sen şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyorsun. Bu (şunun içindir); sana iki ecir vardır." (Resûlullah): "Evet. Kendisine bir eziyet isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onunla (o eziyetle) onun hatalarını (günahlarını) -ağacın yapraklarını döktüğü gibi- dökmesin" buyurdu.
5662. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى رَجُلٍ يَعُودُهُ فَقَالَ " لاَ بَأْسَ طَهُورٌ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". فَقَالَ كَلاَّ بَلْ حُمَّى تَفُورُ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ كَيْمَا تُزِيرَهُ الْقُبُورَ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَنَعَمْ إِذًا ".
Bize İshâk tahdis etti, bize Hâlid bin Abdullah tahdis etti, Hâlid'den, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hastalanan bir adamı ziyaret etmek üzere yanına girdi ve: "Lâ be'se tahûrun inşâallah (Bir beis/zarar yok, inşallah günahlardan temizleyicidir)" buyurdu. Adam: "Asla! Bilakis o yaşlı bir ihtiyar üzerinde kaynayan (veya coşan) ve onu kabirlere ziyarete götürecek (öldürecek) olan bir hummadır (sıtmadır)" dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Öyleyse, evet (dediğin gibi olsun)" buyurdu.
5663. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَكِبَ عَلَى حِمَارٍ عَلَى إِكَافٍ عَلَى قَطِيفَةٍ فَدَكِيَّةٍ، وَأَرْدَفَ أُسَامَةَ وَرَاءَهُ يَعُودُ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ فَسَارَ حَتَّى مَرَّ بِمَجْلِسٍ فِيهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ عَبْدُ اللَّهِ، وَفِي الْمَجْلِسِ أَخْلاَطٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ عَبَدَةِ الأَوْثَانِ وَالْيَهُودِ، وَفِي الْمَجْلِسِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَوَاحَةَ، فَلَمَّا غَشِيَتِ الْمَجْلِسَ عَجَاجَةُ الدَّابَّةِ خَمَّرَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ أَنْفَهُ بِرِدَائِهِ، قَالَ لاَ تُغَيِّرُوا عَلَيْنَا فَسَلَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَوَقَفَ وَنَزَلَ فَدَعَاهُمْ إِلَى اللَّهِ فَقَرَأَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنَ، فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ يَا أَيُّهَا الْمَرْءُ إِنَّهُ لاَ أَحْسَنَ مِمَّا تَقُولُ إِنْ كَانَ حَقًّا، فَلاَ تُؤْذِنَا بِهِ فِي مَجْلِسِنَا، وَارْجِعْ إِلَى رَحْلِكَ فَمَنْ جَاءَكَ فَاقْصُصْ عَلَيْهِ. قَالَ ابْنُ رَوَاحَةَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاغْشَنَا بِهِ فِي مَجَالِسِنَا فَإِنَّا نُحِبُّ ذَلِكَ فَاسْتَبَّ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْرِكُونَ وَالْيَهُودُ حَتَّى كَادُوا يَتَثَاوَرُونَ فَلَمْ يَزَلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى سَكَتُوا فَرَكِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم دَابَّتَهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ فَقَالَ لَهُ " أَىْ سَعْدُ أَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالَ أَبُو حُبَابٍ ". يُرِيدُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ. قَالَ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ اعْفُ عَنْهُ وَاصْفَحْ فَلَقَدْ أَعْطَاكَ اللَّهُ مَا أَعْطَاكَ وَلَقَدِ اجْتَمَعَ أَهْلُ هَذِهِ الْبَحْرَةِ أَنْ يُتَوِّجُوهُ فَيُعَصِّبُوهُ فَلَمَّا رَدَّ ذَلِكَ بِالْحَقِّ الَّذِي أَعْطَاكَ شَرِقَ بِذَلِكَ، فَذَلِكَ الَّذِي فَعَلَ بِهِ مَا رَأَيْتَ.
Bana Yahya bin Bükeyr tahdis etti, bize Leys tahdis etti, Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'tan, [o] Urve'den; Üsâme bin Zeyd ona haber vermiş ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir eşeğe bindi -üzerinde (semer olarak) bir palan ve onun üzerinde de Fedek kadifesi vardı-, Üsâme'yi de arkasına bindirdi. (Nebi) Bedir vak'asından önce Sa'd bin Ubâde'yi ziyarete gidiyordu. (Yolda) içinde Abdullah bin Übeyy İbn Selûl'ün de bulunduğu bir meclise uğradı. Bu (olay), Abdullah'ın Müslüman olmasından önceydi. Mecliste Müslümanlardan, müşriklerden, putperestlerden ve Yahudilerden karışık kimseler vardı. Mecliste Abdullah bin Revâha da vardı. Hayvanın (kaldırdığı) toz meclisi kaplayınca, Abdullah bin Übeyy burnunu ridasıyla kapattı (ve): "Üzerimizi tozlatmayın" dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem selam verdi, durdu ve indi. Onları Allah'a davet etti ve onlara Kur'an okudu. Abdullah bin Übeyy O'na: "Ey kişi! Eğer (dediklerin) hak ise, senin bu söylediklerinden daha güzeli yoktur. (Ancak) meclisimizde bizi bununla rahatsız etme. Bineğine (konak yerine) dön. Sana gelene onu anlat" dedi. İbn Revâha: "Bilakis ya Resûlallah! Meclislerimizde bize onu (Kur'an'ı/sohbeti) yap (getir). Çünkü biz bunu seviyoruz" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler (birbirlerine) sövüp saydılar. Hatta birbirlerine saldırmaya/öldürmeye yeltendiler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (onları teskin etmek için) durmadan devam etti (çabaladı), nihayet sustular. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayvanına bindi ve Sa'd bin Ubâde'nin yanına girdi. Ona: "Ey Sa'd! Ebû Hubâb'ın -Abdullah bin Übeyy'i kastediyor- ne dediğini işitmedin mi?" buyurdu. Sa'd: "Ya Resûlallah! Onu affet ve hoş gör. Allah sana vereceğini vermiştir (nübüvveti). Andolsun ki şu (Medine) havzasının halkı ona (krallık) tacı giydirmek ve sarık sarmak (onu emir yapmak) üzere birleşmişlerdi. Allah sana verdiği hak ile bunu (onun krallığını) reddedince (bozunca), bu durum onun boğazında kaldı (onu kederlendirdi). Gördüğün (bu davranışı) yapması bundandır" dedi.
5664. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدٍ ـ هُوَ ابْنُ الْمُنْكَدِرِ ـ عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي لَيْسَ بِرَاكِبِ بَغْلٍ وَلاَ بِرْذَوْنٍ.
Bize Amr bin Abbas tahdis etti, bize Abdurrahman tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Muhammed -ki o İbnü'l-Münkedir'dir-den, [o] Câbir radıyallahu anh'tan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem beni ziyarete geldi; katıra bindiği halde de değil, (yük) atına (bindiği halde) de değil (yürüyerek geldi).
5665. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، وَأَيُّوبَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ ـ رضى الله عنه. مَرَّ بِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أُوقِدُ تَحْتَ الْقِدْرِ فَقَالَ " أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّ رَأْسِكَ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَدَعَا الْحَلاَّقَ فَحَلَقَهُ ثُمَّ أَمَرَنِي بِالْفِدَاءِ.
Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, İbn Ebi Necih ve Eyyûb'dan, [onlar] Mücahid'den, [o] Abdurrahman bin Ebi Leylâ'dan, [o] Ka'b bin Ucre radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (Hudeybiye'de) bana uğradı, ben de (o sırada yemek) tenceresinin altını yakıyordum (ateşliyordum). (Nebi): "Başının haşereleri (bitleri) sana eziyet veriyor mu?" buyurdu. "Evet" dedim. Bunun üzerine berberi çağırdı ve (başını) tıraş etti (ettirdi). Sonra bana (ceza/kefaret olarak) fidye vermemi emretti.
5666. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى أَبُو زَكَرِيَّاءَ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ وَارَأْسَاهْ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَاكِ لَوْ كَانَ وَأَنَا حَىٌّ، فَأَسْتَغْفِرُ لَكِ وَأَدْعُو لَكِ ". فَقَالَتْ عَائِشَةُ وَاثُكْلِيَاهْ، وَاللَّهِ إِنِّي لأَظُنُّكَ تُحِبُّ مَوْتِي، وَلَوْ كَانَ ذَاكَ لَظَلِلْتَ آخِرَ يَوْمِكَ مُعَرِّسًا بِبَعْضِ أَزْوَاجِكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَلْ أَنَا وَارَأْسَاهْ لَقَدْ هَمَمْتُ أَوْ أَرَدْتُ أَنْ أُرْسِلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَابْنِهِ، وَأَعْهَدَ أَنْ يَقُولَ الْقَائِلُونَ أَوْ يَتَمَنَّى الْمُتَمَنُّونَ، ثُمَّ قُلْتُ يَأْبَى اللَّهُ وَيَدْفَعُ الْمُؤْمِنُونَ، أَوْ يَدْفَعُ اللَّهُ وَيَأْبَى الْمُؤْمِنُونَ ".
Bize Yahya bin Yahya Ebu Zekeriyya tahdis etti, bize Süleyman bin Bilal haber verdi, Yahya bin Said'den; dedi ki: Kasım bin Muhammed'i şöyle derken işittim: Aişe: "Vay başım!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "O (ölüm), ben hayatta iken olsa da senin için istiğfar etsem ve senin için dua etsem (ne iyi olurdu)!" buyurdu. Aişe: "Vay başıma gelen felaket! Vallahi senin benim ölümümü sevdiğini/istediğini zannediyorum. Eğer o (benim ölümüm) olsaydı, gününün sonunda (o gün) hanımlarından bazısıyla zifafa girerek (geceleyerek) geçirirdin" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bilakis ben, vay (benim) başım(a)! (Asıl benim başım ağrıyor/benim ecelim yaklaştı). Ebû Bekir'e ve oğluna (haber) göndermeyi ve (emirliği) ahdetmeyi (vasiyet etmeyi) istedim/kastettim -ki söyleyenler (bir şeyler) söylemesin veya temenni edenler (hilafeti) temenni etmesin-. Sonra (kendi kendime) dedim ki: Allah (başkasına) razı olmaz (diyet) ve müminler de (Ebu Bekir'den başkasını) defeder (kabul etmez) -veya Allah (başkasına gitmesini) defeder ve müminler (başkasına) razı olmaz-." (buyurdu).
5667. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُوعَكُ فَمَسِسْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قَالَ " أَجَلْ كَمَا يُوعَكُ رَجُلاَنِ مِنْكُمْ ". قَالَ لَكَ أَجْرَانِ قَالَ " نَعَمْ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى مَرَضٌ فَمَا سِوَاهُ إِلاَّ حَطَّ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِ كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا ".
Bize Musa tahdis etti, bize Abdülaziz bin Müslim tahdis etti, bize Süleyman tahdis etti, İbrahim et-Teymî'den, [o] Hâris bin Süveyd'den, [o] İbn Mes'ud radıyallahu anh'tan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. Humma nöbeti geçiriyordu. O'na dokundum ve: "Muhakkak ki sen şiddetli bir şekilde humma nöbeti geçiriyorsun" dedim. buyurdu ki: "Evet, (ben) sizden iki adamın (çektiği ağrı kadar) ağrı çekiyorum/humma nöbeti geçiriyorum." (İbn Mes'ud) dedi ki: "Sana iki ecir vardır." (Resûlullah): "Evet. Kendisine bir eziyet, hastalık veya başka bir şey isabet eden hiçbir Müslüman yoktur ki; Allah onun seyyiatını (günahlarını) -ağacın yaprağını döktüğü gibi- dökmesin (affetmesin)" buyurdu.
5668. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي زَمَنَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَقُلْتُ بَلَغَ بِي مَا تَرَى وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ " لاَ ". قُلْتُ بِالشَّطْرِ قَالَ " لاَ ". قُلْتُ الثُّلُثُ قَالَ " الثُّلُثُ كَثِيرٌ، أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَلَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ".
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Abdülaziz bin Abdullah bin Ebi Seleme tahdis etti, bize Zührî haber verdi, Âmir bin Sa'd'dan, [o] babasından; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Veda Haccı senesinde, yakalandığım şiddetli bir ağrıdan dolayı beni ziyarete geldi. Dedim ki: "(Hastalık) gördüğün gibi bana ulaştı (ilerledi/beni zorladı). Ben mal sahibiyim ve bir tek kızımdan başka mirasçım yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak vereyim mi?" "Hayır" buyurdu. "Yarısını (vereyim mi)?" dedim. "Hayır" buyurdu. "Üçte birini (vereyim mi)?" dedim. Buyurdu ki: "Üçte bir (olur), ama üçte bir de çoktur. Muhakkak ki senin mirasçılarını zengin (varlıklı) bırakman, onları insanlara el açan (isteyen) fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Sen Allah'ın rızasını gözeterek yapacağın hiçbir infak yoktur ki; onun sebebiyle ecir almayasın. Hatta (yedirmek için) hanımının ağzına koyduğun (lokma)da bile (ecir vardır)."
5669. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا حُضِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي الْبَيْتِ رِجَالٌ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَلُمَّ أَكْتُبْ لَكُمْ كِتَابًا لاَ تَضِلُّوا بَعْدَهُ ". فَقَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ غَلَبَ عَلَيْهِ الْوَجَعُ وَعِنْدَكُمُ الْقُرْآنُ، حَسْبُنَا كِتَابُ اللَّهِ فَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْبَيْتِ فَاخْتَصَمُوا، مِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ قَرِّبُوا يَكْتُبْ لَكُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا لَنْ تَضِلُّوا بَعْدَهُ، وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ مَا قَالَ عُمَرُ فَلَمَّا أَكْثَرُوا اللَّغْوَ وَالاِخْتِلاَفَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُومُوا ". قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ أَنْ يَكْتُبَ لَهُمْ ذَلِكَ الْكِتَابَ مِنِ اخْتِلاَفِهِمْ وَلَغَطِهِمْ.
Bize İbrahim bin Musa tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, Ma'mer'den... (ve yine) bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Abdürrezzâk tahdis etti, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den, [o] Ubeydullah bin Abdullah'tan, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in vefat vakti (hastalığı) gelince -evde içlerinde Ömer bin Hattab'ın da olduğu bazı adamlar vardı- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Gelin (yaklaşın), size bir kitap (yazı) yazayım ki ondan sonra (asla) sapmayasınız" buyurdu. Ömer dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ağrı (hastalık) galebe çaldı. Yanınızda Kur'an var. Allah'ın kitabı bize yeter." Bunun üzerine ev halkı ihtilaf etti ve çekişti/tartıştı. Onlardan kimi: "Yaklaşın (kalem getirin), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem size (bir daha) sapmayacağınız bir kitap yazsın" diyordu. Onlardan kimi de Ömer'in dediğini söylüyordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında gürültü ve ihtilaf çoğalınca, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kalkın (yanımdan)!" buyurdu. Ubeydullah dedi ki: İbn Abbas şöyle derdi: "Bütün musibet (en büyük felaket), onların ihtilafı ve gürültüsü sebebiyle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile o kitabı yazması arasına (engel) giren şeydir."
5670. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ ـ هُوَ ابْنُ إِسْمَاعِيلَ ـ عَنِ الْجُعَيْدِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ، يَقُولُ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي وَجِعٌ فَمَسَحَ رَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ، ثُمَّ تَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ وَقُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى خَاتَمِ النُّبُوَّةِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ مِثْلَ زِرِّ الْحَجَلَةِ.
Bize İbrahim bin Hamza tahdis etti, bize Hâtim -ki o İbn İsmail'dir- tahdis etti, Cuayd'dan; dedi ki: es-Sâib'i şöyle derken işittim: Teyzem beni Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdü ve: "Ya Resûlallah! Kız kardeşimin oğlu (yeğenim) rahatsızdır (hastadır)" dedi. (Nebi) başımı meshetti ve bana bereketle dua etti. Sonra abdest aldı, abdest suyundan içtim ve sırtının arkasına geçip kalktım (durdum). İki küreğinin arasında keklik yumurtası (veya düğmesi) gibi olan Nübüvvet Mührüne baktım.
5671. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدُكُمُ الْمَوْتَ مِنْ ضُرٍّ أَصَابَهُ، فَإِنْ كَانَ لاَ بُدَّ فَاعِلاً فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ أَحْيِنِي مَا كَانَتِ الْحَيَاةُ خَيْرًا لِي، وَتَوَفَّنِي إِذَا كَانَتِ الْوَفَاةُ خَيْرًا لِي ".
Bize Adem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, bize Sâbit el-Bünânî tahdis etti, Enes bin Mâlik radıyallahu anh'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden hiç kimse, kendisine isabet eden bir zarardan (hastalıktan) dolayı ölümü temenni etmesin. Eğer mutlaka (temenni) edecekse şöyle desin: 'Allahım! Hayat (yaşamak) benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölüm benim için hayırlı olduğu zaman da beni vefat ettir.'"
5672. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى خَبَّابٍ نَعُودُهُ وَقَدِ اكْتَوَى سَبْعَ كَيَّاتٍ فَقَالَ إِنَّ أَصْحَابَنَا الَّذِينَ سَلَفُوا مَضَوْا وَلَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا وَإِنَّا أَصَبْنَا مَا لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ وَلَوْلاَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَانَا أَنْ نَدْعُوَ بِالْمَوْتِ لَدَعَوْتُ بِهِ، ثُمَّ أَتَيْنَاهُ مَرَّةً أُخْرَى وَهْوَ يَبْنِي حَائِطًا لَهُ فَقَالَ إِنَّ الْمُسْلِمَ لَيُوجَرُ فِي كُلِّ شَىْءٍ يُنْفِقُهُ إِلاَّ فِي شَىْءٍ يَجْعَلُهُ فِي هَذَا التُّرَابِ.
Bize Adem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, İsmail bin Ebi Hâlid'den, [o] Kays bin Ebi Hâzim'den; dedi ki: Habbâb'ı -ki o yedi kere (vücudunu) dağlamıştı- ziyaret etmek üzere yanına girdik. Dedi ki: "Önceden gelip geçen arkadaşlarımız (sahabiler) göçüp gittiler ve dünya(lık) onlardan (ecirlerinden) hiçbir şeyi eksiltmedi. Biz ise (o kadar çok) mala nail olduk ki, onu koyacak topraktan başka bir yer bulamıyoruz. Eğer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bizi ölümü dua etmekten (istemekten) nehyetmeseydi, muhakkak (ölmek için) dua ederdim." Sonra ona (Habbâb'a) başka bir sefer daha geldik, o kendisine ait bir duvarı(nı) inşa ediyordu. Dedi ki: "Muhakkak ki Müslüman, infak ettiği her şeyde ecir alır; ancak şu toprağa (inşaata) koyduğu şey müstesna."
5673. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو عُبَيْدٍ، مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَنْ يُدْخِلَ أَحَدًا عَمَلُهُ الْجَنَّةَ ". قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لاَ، وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِفَضْلٍ وَرَحْمَةٍ فَسَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَلاَ يَتَمَنَّيَنَّ أَحَدُكُمُ الْمَوْتَ إِمَّا مُحْسِنًا فَلَعَلَّهُ أَنْ يَزْدَادَ خَيْرًا، وَإِمَّا مُسِيئًا فَلَعَلَّهُ أَنْ يَسْتَعْتِبَ ".
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den, (dedi ki:) bana Abdurrahman bin Avf'ın mevlası Ebû Ubeyd haber verdi ki; Ebû Hureyre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: "(Sizden) hiçbir kimseyi, ameli Cennet'e girdirmez." (Sahabeler): "Seni de mi (amelin girdirmez) ya Resûlallah?" dediler. (Resûlullah) buyurdu ki: "Beni de. Ancak Allah'ın beni (katından) bir fazl (lütuf) ve rahmetle bürümesi (örtmesi) müstesna. Öyleyse (amellerinizde ve ibadetlerinizde) ifrat ve tefritten sakınıp orta yolu tutunuz (mükafatı yalnız Allah'tan bekleyiniz / doğru ve dürüst olunuz) ve (Allah'a) yaklaşınız. Sizden hiç kimse ölümü temenni etmesin; (çünkü) ya muhsindir (iyilik sahibidir), umulur ki hayrını artırır. Veya kötülük edicidir, umulur ki (tevbe edip) Allah'ın rızasını ister."
5674. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُسْتَنِدٌ إِلَىَّ يَقُولُ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَأَلْحِقْنِي بِالرَّفِيقِ الأَعْلَى ".
Bize Abdullah bin Ebi Şeybe tahdis etti, bize Ebû Üsâme tahdis etti, Hişâm'dan, [o] Abbâd bin Abdillah bin Zübeyr'den; dedi ki: Aişe radıyallahu anha'yı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bana yaslanmış olduğu halde şöyle derken işittim: "Allahım! Beni bağışla, bana merhamet et ve beni Refik-i A'lâ'ya (Yüce Dost'a / en yüce makamdaki dostlar grubuna) ilhak et (kavuştur)."
5675. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَتَى مَرِيضًا ـ أَوْ أُتِيَ بِهِ ـ قَالَ " أَذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ، اشْفِ وَأَنْتَ الشَّافِي لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا ". قَالَ عَمْرُو بْنُ أَبِي قَيْسٍ وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ وَأَبِي الضُّحَى إِذَا أُتِيَ بِالْمَرِيضِ، وَقَالَ جَرِيرٌ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ أَبِي الضُّحَى وَحْدَهُ، وَقَالَ إِذَا أَتَى مَرِيضًا.
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Ebu Avâne tahdis etti, Mansûr'dan, [o] İbrahim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir hastayı ziyaret ettiğinde -veya O'na bir hasta getirildiğinde- şöyle derdi: "Be'si (hastalığı/zararı) gider ey insanların Rabbi! Şifa ver, şifa veren sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. (Öyle) bir şifa (ver ki); hiçbir hastalığı (geride) bırakmasın." Amr bin Ebi Kays ve İbrahim bin Tahmân, Mansûr'dan, [o] İbrahim ve Ebû Duhâ'dan (rivayetle): "(O'na) hasta getirildiğinde" (lafzıyla mutabaat ettiler). Ve Cerir, Mansûr'dan, [o] sadece Ebû Duhâ'dan (şöyle rivayet etti): "Bir hastayı ziyaret ettiğinde" dedi.
5676. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَرِيضٌ فَتَوَضَّأَ فَصَبَّ عَلَىَّ أَوْ قَالَ صُبُّوا عَلَيْهِ فَعَقَلْتُ فَقُلْتُ لاَ يَرِثُنِي إِلاَّ كَلاَلَةٌ، فَكَيْفَ الْمِيرَاثُ فَنَزَلَتْ آيَةُ الْفَرَائِضِ.
Bize Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, bize Gunder tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Muhammed bin el-Münkedir'den; dedi ki: Câbir bin Abdullah radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, ben hasta iken yanıma girdi ve abdest aldı. Sonra (abdest suyunu) üzerime döktü -veya 'üzerine dökün' dedi-. Bunun üzerine ayıldım ve: "Bana kelâleden başka kimse mirasçı olmuyor. Miras (taksimi) nasıldır?" dedim. Bunun üzerine feraiz (miras) ayeti nazil oldu.
5677. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وُعِكَ أَبُو بَكْرٍ وَبِلاَلٌ قَالَتْ فَدَخَلْتُ عَلَيْهِمَا فَقُلْتُ يَا أَبَتِ كَيْفَ تَجِدُكَ وَيَا بِلاَلُ كَيْفَ تَجِدُكَ قَالَتْ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ إِذَا أَخَذَتْهُ الْحُمَّى يَقُولُ كُلُّ امْرِئٍ مُصَبَّحٌ فِي أَهْلِهِ وَالْمَوْتُ أَدْنَى مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ وَكَانَ بِلاَلٌ إِذَا أُقْلِعَ عَنْهُ يَرْفَعُ عَقِيرَتَهُ فَيَقُولُ أَلاَ لَيْتَ شِعْرِي هَلْ أَبِيتَنَّ لَيْلَةً بِوَادٍ وَحَوْلِي إِذْخِرٌ وَجَلِيلُ وَهَلْ أَرِدَنْ يَوْمًا مِيَاهَ مِجَنَّةٍ وَهَلْ تَبْدُوَنْ لِي شَامَةٌ وَطَفِيلُ قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ " اللَّهُمَّ حَبِّبْ إِلَيْنَا الْمَدِينَةَ كَحُبِّنَا مَكَّةَ أَوْ أَشَدَّ وَصَحِّحْهَا وَبَارِكْ لَنَا فِي صَاعِهَا وَمُدِّهَا وَانْقُلْ حُمَّاهَا فَاجْعَلْهَا بِالْجُحْفَةِ ".
Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Medine'ye) geldiğinde Ebû Bekir ve Bilal sıtma oldular. Dedi ki: Yanlarına girdim ve: "Ey babacığım! Kendini nasıl buluyorsun? Ey Bilal! Kendini nasıl buluyorsun?" dedim. Dedi ki: Ebû Bekir sıtma nöbeti tutunca; "Her kişi ailesi içinde sabahlar (ama) ölüm ona ayakkabısının tasmasından daha yakındır" derdi. Bilal de (humma) ondan gidince (sesini) yükseltir ve şöyle derdi: "Ah, keşke bilseydim! Etrafımda izhir ve celîl (otları) olduğu halde bir vadide geceleyecek miyim? Mecenne sularına bir gün inecek miyim? Şâme ve Tafîl (dağları) bana görünecek mi?" dedi. Aişe dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve O'na haber verdim. Bunun üzerine: "Allahım! Mekke'yi bize sevdirdiğin gibi -veya daha şiddetli- Medine'yi bize sevdir. Ve onu sıhhatli kıl. Onun sa'ında ve müddünde bize bereket ver. Onun hummasını naklet ve onu Cuhfe'de (Cuhfe'ye) kıl" buyurdu.