Cihad Kitabı

Malik b. Enes · Muvatta Malik (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

959. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ الصَّائِمِ الْقَائِمِ الدَّائِمِ الَّذِي لا يَفْتُرُ مِنْ صَلاَةٍ وَلاَ صِيَامٍ حَتَّى يَرْجِعَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; A'rec'den; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Allah yolundaki mücahidin misali, (evine) dönünceye kadar namazdan ve oruçtan gevşemeyen (sürekli) oruç tutan ve kıyamda duran kimsenin misali gibidir.’”

960. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ - لاَ يُخْرِجُهُ مِنْ بَيْتِهِ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ وَتَصْدِيقُ كَلِمَاتِهِ - أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ يَرُدَّهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ مَعَ مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; A'rec'den; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Allah, kendi yolunda cihad eden kimseye —ki onu evinden ancak kendi yolunda cihad ve kelimelerini tasdik çıkarmıştır— kefil olmuştur: Onu cennete koyacak veya elde ettiği ecir yahut ganimetle birlikte çıktığı evine geri döndürecektir.’”

961. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الْخَيْلُ لِرَجُلٍ أَجْرٌ وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ وَعَلَى رَجُلٍ وِزْرٌ فَأَمَّا الَّذِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأَطَالَ لَهَا فِي مَرْجٍ أَوْ رَوْضَةٍ فَمَا أَصَابَتْ فِي طِيَلِهَا ذَلِكَ مِنَ الْمَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ كَانَ لَهُ حَسَنَاتٌ وَلَوْ أَنَّهَا قَطَعَتْ طِيَلَهَا ذَلِكَ فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كَانَتْ آثَارُهَا وَأَرْوَاثُهَا حَسَنَاتٍ لَهُ وَلَوْ أَنَّهَا مَرَّتْ بِنَهَرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلَمْ يُرِدْ أَنْ يَسْقِيَ بِهِ كَانَ ذَلِكَ لَهُ حَسَنَاتٍ فَهِيَ لَهُ أَجْرٌ وَرَجُلٌ رَبَطَهَا تَغَنِّيًا وَتَعَفُّفًا وَلَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي رِقَابِهَا وَلاَ فِي ظُهُورِهَا فَهِيَ لِذَلِكَ سِتْرٌ وَرَجُلٌ رَبَطَهَا فَخْرًا وَرِيَاءً وَنِوَاءً لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فَهِيَ عَلَى ذَلِكَ وِزْرٌ ‏"‏ ‏.‏ وَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْحُمُرِ فَقَالَ ‏"‏ لَمْ يَنْزِلْ عَلَىَّ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْجَامِعَةُ الْفَاذَّةُ ‏{‏فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ ‏}‏‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Zeyd b. Eslem'den; Ebu Salih es-Semman'dan; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Atlar (üç sınıf) kişi içindir: Bir kişiye ecir, bir kişiye örtü (sitr), bir kişiye de yüktür (vebaldir). Kendisine ecir olan kişiye gelince; o, atını Allah yolunda bağlamış ve ipini bir çayır veya bahçeye uzatmıştır. Atın ipinin uzandığı o çayır veya bahçeden yediği her şey, sahibi için iyilik (sevap) olur. Eğer at ipini koparıp da bir veya iki tepeyi (koşarak) aşarsa, onun izleri ve gübreleri sahibi için iyilik olur. Eğer bir nehre uğrayıp da sahibi sulamak istemediği halde ondan içerse, bu da sahibi için iyilik olur. İşte bu at, onun için bir ecirdir. Bir kişi de onu (insanlara muhtaç olmamak için) zenginlik ve iffetini korumak amacıyla bağlar ve boyunlarında ve sırtlarında olan Allah’ın hakkını unutmazsa, bu at onun için bir örtüdür. Bir kişi de onu övünmek, gösteriş yapmak ve İslam ehline düşmanlık olsun diye bağlarsa, bu at onun üzerine bir yüktür.’ Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e eşekler(in hükmü) soruldu. O da: ‘Bana onlar hakkında şu kapsamlı ve eşsiz ayetten başka bir şey indirilmedi: { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ } “Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun karşılığını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun karşılığını görecektir.”’ buyurdu.”

962. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَعْمَرٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ النَّاسِ مَنْزِلاً رَجُلٌ آخِذٌ بِعِنَانِ فَرَسِهِ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ النَّاسِ مَنْزِلاً بَعْدَهُ رَجُلٌ مُعْتَزِلٌ فِي غُنَيْمَتِهِ يُقِيمُ الصَّلاَةَ وَيُؤْتِي الزَّكَاةَ وَيَعْبُدُ اللَّهَ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏

Bana Abdullah b. Abdurrahman b. Ma'mer el-Ensarî'den anlattı; Ata b. Yesar'dan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Size insanların derece bakımından en hayırlısını haber vereyim mi? Allah yolunda cihad eden, atının dizginini tutmuş kimsedir. Size ondan sonra insanların derece bakımından en hayırlısını haber vereyim mi? Küçük bir koyun sürüsü içinde (insanlardan) ayrılmış, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet eden kimsedir.’”

963. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَادَةُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِي الْيُسْرِ وَالْعُسْرِ وَالْمَنْشَطِ وَالْمَكْرَهِ وَأَنْ لاَ نُنَازِعَ الأَمْرَ أَهْلَهُ وَأَنْ نَقُولَ أَوْ نَقُومَ بِالْحَقِّ حَيْثُمَا كُنَّا لاَ نَخَافُ فِي اللَّهِ لَوْمَةَ لاَئِمٍ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; dedi ki: Bana Ubade b. Velid b. Ubade b. Samit haber verdi; babasından; dedesinden; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e; zorlukta ve kolaylıkta, neşeli (istekli) olduğumuzda ve hoşlanmadığımız durumlarda dinleyip itaat etmek, emri (yönetimi) ehline karşı çekişmemek, nerede olursak olalım hakkı söylemek —veya hakkı ayakta tutmak— ve Allah hakkında hiçbir kınayıcının kınamasından korkmamak üzere biat ettik.”

964. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، قَالَ كَتَبَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَذْكُرُ لَهُ جُمُوعًا مِنَ الرُّومِ وَمَا يَتَخَوَّفُ مِنْهُمْ فَكَتَبَ إِلَيْهِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّهُ مَهْمَا يَنْزِلْ بِعَبْدٍ مُؤْمِنٍ مِنْ مُنْزَلِ شِدَّةٍ يَجْعَلِ اللَّهُ بَعْدَهُ فَرَجًا وَإِنَّهُ لَنْ يَغْلِبَ عُسْرٌ يُسْرَيْنِ وَأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ فِي كِتَابِهِ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ‏}‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Zeyd b. Eslem'den; dedi ki: “Ebu Ubeyde b. Cerrah, Ömer b. Hattab’a (bir mektup) yazarak Rumların toplandığını ve onlardan endişe ettiğini zikretti. Bunun üzerine Ömer b. Hattab ona şöyle yazdı: ‘Bundan sonra; mümin bir kulun başına ne kadar şiddetli bir durum gelirse gelsin, Allah ondan sonra mutlaka bir ferahlık (çıkış) yaratır. Muhakkak ki bir zorluk, iki kolaylığa asla galip gelemez. Allah Teâlâ Kitabında şöyle buyurmaktadır: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ } “Ey iman edenler! Sabredin, sabırda direnin, (sınırlarda) nöbet bekleyin ve Allah’tan sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”’”

965. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُسَافَرَ بِالْقُرْآنِ إِلَى أَرْضِ الْعَدُوِّ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Kur’an ile düşman toprağına yolculuk yapılmasını yasakladı.”

966. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنٍ لِكَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، - قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّهُ - قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِينَ قَتَلُوا ابْنَ أَبِي الْحُقَيْقِ عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ - قَالَ - فَكَانَ رَجُلٌ مِنْهُمْ يَقُولُ بَرَّحَتْ بِنَا امْرَأَةُ ابْنِ أَبِي الْحُقَيْقِ بِالصِّيَاحِ فَأَرْفَعُ السَّيْفَ عَلَيْهَا ثُمَّ أَذْكُرُ نَهْىَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكُفُّ وَلَوْلاَ ذَلِكَ اسْتَرَحْنَا مِنْهَا ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; İbn Şihab'dan; Ka'b b. Mâlik'in bir oğlundan —(Mâlik) dedi ki: “Sanırım Abdurrahman b. Ka’b (olduğunu söyledi)”—; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, İbn Ebi’l-Hukayk’ı öldürenlere, kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı. (O seriyyeden) bir adam şöyle dedi: ‘İbn Ebi’l-Hukayk’ın karısı bağırmasıyla bizi çok zor durumda bıraktı. Kılıcı ona kaldırıyor, sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yasağını hatırlayıp (elimi) çekiyordum. Eğer bu (yasak) olmasaydı ondan kurtulurduk.’”

967. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى فِي بَعْضِ مَغَازِيهِ امْرَأَةً مَقْتُولَةً فَأَنْكَرَ ذَلِكَ وَنَهَى عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, gazvelerinden birinde öldürülmüş bir kadın gördü. Bunu kınadı (reddetti) ve kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı.”

968. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ، بَعَثَ جُيُوشًا إِلَى الشَّامِ فَخَرَجَ يَمْشِي مَعَ يَزِيدَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ - وَكَانَ أَمِيرَ رُبْعٍ مِنْ تِلْكَ الأَرْبَاعِ - فَزَعَمُوا أَنَّ يَزِيدَ قَالَ لأَبِي بَكْرٍ إِمَّا أَنْ تَرْكَبَ وَإِمَّا أَنْ أَنْزِلَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ مَا أَنْتَ بِنَازِلٍ وَمَا أَنَا بِرَاكِبٍ إِنِّي أَحْتَسِبُ خُطَاىَ هَذِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قَالَ لَهُ إِنَّكَ سَتَجِدُ قَوْمًا زَعَمُوا أَنَّهُمْ حَبَّسُوا أَنْفُسَهُمْ لِلَّهِ فَذَرْهُمْ وَمَا زَعَمُوا أَنَّهُمْ حَبَّسُوا أَنْفُسَهُمْ لَهُ وَسَتَجِدُ قَوْمًا فَحَصُوا عَنْ أَوْسَاطِ رُءُوسِهِمْ مِنَ الشَّعَرِ فَاضْرِبْ مَا فَحَصُوا عَنْهُ بِالسَّيْفِ وَإِنِّي مُوصِيكَ بِعَشْرٍ لاَ تَقْتُلَنَّ امْرَأَةً وَلاَ صَبِيًّا وَلاَ كَبِيرًا هَرِمًا وَلاَ تَقْطَعَنَّ شَجَرًا مُثْمِرًا وَلاَ تُخَرِّبَنَّ عَامِرًا وَلاَ تَعْقِرَنَّ شَاةً وَلاَ بَعِيرًا إِلاَّ لِمَأْكُلَةٍ وَلاَ تَحْرِقَنَّ نَحْلاً وَلاَ تُفَرِّقَنَّهُ وَلاَ تَغْلُلْ وَلاَ تَجْبُنْ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Ebu Bekir es-Sıddık’ın Şam’a ordular gönderdiği (zaman); “Yezid b. Ebi Süfyan ile birlikte yürüyerek çıktı. —Yezid, o dört (birliğin) birinin komutanıydı.— Anlattıklarına göre Yezid, Ebu Bekir’e: ‘Ya sen binersin ya da ben inerim,’ dedi. Ebu Bekir dedi ki: ‘Ne sen ineceksin ne de ben bineceğim. Ben bu adımlarımı Allah yolunda (ecrini umarak) sayıyorum.’ Sonra ona şöyle dedi: ‘Sen, kendilerini Allah’a adadıklarını iddia eden bir topluluk bulacaksın. Onları ve kendilerini ona adadıkları şeyi (ibadetlerini) baş başa bırak. Yine, başlarının ortasındaki saçı kazıtmış bir topluluk bulacaksın. Onların o kazıttıkları yere kılıçla vur. Sana on şeyi tavsiye ediyorum: Sakın ne bir kadını, ne bir çocuğu, ne de yaşlı bir ihtiyarı öldürme. Meyve veren hiçbir ağacı kesme. Mamur bir yeri tahrip etme. Yemek için (kesmek) dışında, koyun veya deve boğazlama. Arıları yakma ve onları dağıtma (kovanlarını bozma). Ganimetten çalma (hıyanet etme) ve korkaklık gösterme.’”

969. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، كَتَبَ إِلَى عَامِلٍ مِنْ عُمَّالِهِ أَنَّهُ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا بَعَثَ سَرِيَّةً يَقُولُ لَهُمُ ‏ "‏ اغْزُوا بِاسْمِ اللَّهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ تُقَاتِلُونَ مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ لاَ تَغُلُّوا وَلاَ تَغْدِرُوا وَلاَ تُمَثِّلُوا وَلاَ تَقْتُلُوا وَلِيدًا وَقُلْ ذَلِكَ لِجِيُوشِكَ وَسَرَايَاكَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ وَالسَّلاَمُ عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; kendisine ulaştığına göre Ömer b. Abdülaziz, valilerinden birine (şöyle) yazmış: “Bize ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir seriyye gönderdiği zaman onlara şöyle derdi: ‘Allah’ın adıyla, Allah yolunda gaza edin. Allah’ı inkar edenlerle savaşın. Ganimetten çalmayın (hıyanet etmeyin). Ahdi bozmayın (ihanet etmeyin). Müsle yapmayın (cesetlerin azalarını kesmeyin). Çocukları öldürmeyin.’ Sen de bunu, inşallah ordularına ve seriyyelerine söyle. Allah’ın selamı üzerine olsun.”

970. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَتَبَ إِلَى عَامِلِ جَيْشٍ كَانَ بَعَثَهُ إِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ رِجَالاً مِنْكُمْ يَطْلُبُونَ الْعِلْجَ حَتَّى إِذَا أَسْنَدَ فِي الْجَبَلِ وَامْتَنَعَ قَالَ رَجُلٌ مَطْرَسْ - يَقُولَ لاَ تَخَفْ - فَإِذَا أَدْرَكَهُ قَتَلَهُ وَإِنِّي وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ أَعْلَمُ مَكَانَ وَاحِدٍ فَعَلَ ذَلِكَ إِلاَّ ضَرَبْتُ عُنُقَهُ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ مَالِكًا يَقُولُ لَيْسَ هَذَا الْحَدِيثُ بِالْمُجْتَمَعِ عَلَيْهِ وَلَيْسَ عَلَيْهِ الْعَمَلُ ‏.‏ وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ الإِشَارَةِ بِالأَمَانِ أَهِيَ بِمَنْزِلَةِ الْكَلاَمِ فَقَالَ نَعَمْ وَإِنِّي أَرَى أَنْ يُتَقَدَّمَ إِلَى الْجُيُوشِ أَنْ لاَ تَقْتُلُوا أَحَدًا أَشَارُوا إِلَيْهِ بِالأَمَانِ لأَنَّ الإِشَارَةَ عِنْدِي بِمَنْزِلَةِ الْكَلاَمِ وَإِنَّهُ بَلَغَنِي أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ قَالَ مَا خَتَرَ قَوْمٌ بِالْعَهْدِ إِلاَّ سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْعَدُوَّ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Kufe halkından bir adamdan; Ömer b. Hattab, gönderdiği bir ordunun komutanına (şöyle) yazmış: “Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar, (düşman askeri olan) kafiri kovalıyor. O, dağa sığınıp kendini korumaya alınca, (sizden) bir adam ‘metres’ —yani ‘korkma’— diyor. Sonra onu yakaladığında öldürüyor. Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, böyle yapan birini bilirsem mutlaka boynunu vururum.” Yahya dedi ki: Mâlik’in şöyle dediğini işittim: “Bu hadis üzerinde ittifak edilmemiştir ve amel buna göre değildir.” Mâlik’e, eman vermek için yapılan işaretin söz yerine geçip geçmeyeceği soruldu. “Evet,” dedi. “Bence ordulara, eman işareti verdikleri hiç kimseyi öldürmemeleri emredilmelidir. Çünkü işaret benim yanımda söz mesabesindedir. Bana ulaştığına göre Abdullah b. Abbas şöyle demiş: ‘Bir kavim ahdi bozarsa (hıyanet ederse), Allah mutlaka düşmanı onlara musallat eder.’”

971. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَانَ إِذَا أَعْطَى شَيْئًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ إِذَا بَلَغْتَ وَادِيَ الْقُرَى فَشَأْنَكَ بِهِ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den; “O, Allah yolunda bir şey verdiği zaman, arkadaşına (sahibine): ‘Vadi’l-Kura’ya ulaştığında artık o senindir (dilediğin gibi tasarruf et),’ derdi.”

972. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، كَانَ يَقُولُ إِذَا أُعْطِيَ الرَّجُلُ الشَّىْءَ فِي الْغَزْوِ فَيَبْلُغُ بِهِ رَأْسَ مَغْزَاتِهِ فَهُوَ لَهُ ‏.‏ وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنْ رَجُلٍ أَوْجَبَ عَلَى نَفْسِهِ الْغَزْوَ فَتَجَهَّزَ حَتَّى إِذَا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ مَنَعَهُ أَبَوَاهُ أَوْ أَحَدُهُمَا فَقَالَ لاَ يُكَابِرْهُمَا وَلَكِنْ يُؤَخِّرُ ذَلِكَ إِلَى عَامٍ آخَرَ فَأَمَّا الْجِهَازُ فَإِنِّي أَرَى أَنْ يَرْفَعَهُ حَتَّى يَخْرُجَ بِهِ فَإِنْ خَشِيَ أَنْ يَفْسُدَ بَاعَهُ وَأَمْسَكَ ثَمَنَهُ حَتَّى يَشْتَرِيَ بِهِ مَا يُصْلِحُهُ لِلْغَزْوِ فَإِنْ كَانَ مُوسِرًا يَجِدُ مِثْلَ جِهَازِهِ إِذَا خَرَجَ فَلْيَصْنَعْ بِجِهَازِهِ مَا شَاءَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Said b. Müseyyeb'in şöyle dediği (nakledildi): “Kişiye gaza için bir şey verildiğinde, onunla gazanın (hedef) noktasına ulaşırsa, o (mal) artık onundur.” Mâlik’e, kendisine gazayı vacip kılan ve hazırlığını yapan, ancak yola çıkmak istediğinde anne babası veya onlardan biri ona engel olan bir adam hakkında soruldu. (Mâlik) dedi ki: “Onlara karşı diklenmez (inatlaşmaz). Fakat bunu (gazayı) başka bir yıla erteler. Teçhizata gelince; görüşüme göre onu, sefere çıkıncaya kadar saklamalıdır. Eğer bozulmasından korkarsa onu satar ve parasını, gaza için işine yarayacak bir şey satın alıncaya kadar tutar. Eğer eli geniş olup yola çıkacağı zaman teçhizatının bir benzerini bulabilecekse, teçhizatı ile dilediğini yapar.”

973. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً فِيهَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ قِبَلَ نَجْدٍ فَغَنِمُوا إِبِلاً كَثِيرَةً فَكَانَ سُهْمَانُهُمُ اثْنَىْ عَشَرَ بَعِيرًا أَوْ أَحَدَ عَشَرَ بَعِيرًا وَنُفِّلُوا بَعِيرًا بَعِيرًا ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, içinde Abdullah b. Ömer’in de bulunduğu bir seriyyeyi Necd tarafına gönderdi. Pek çok deve ganimet aldılar. Hisseleri on iki deve —veya on bir deve— tuttu ve (ayrıca) onlara birer deve de nafile (fazladan) verildi.”

974. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ كَانَ النَّاسُ فِي الْغَزْوِ إِذَا اقْتَسَمُوا غَنَائِمَهُمْ يَعْدِلُونَ الْبَعِيرَ بِعَشْرِ شِيَاهٍ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ فِي الأَجِيرِ فِي الْغَزْوِ إِنَّهُ إِنْ كَانَ شَهِدَ الْقِتَالَ وَكَانَ مَعَ النَّاسِ عِنْدَ الْقِتَالِ وَكَانَ حُرًّا فَلَهُ سَهْمُهُ وَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلاَ سَهْمَ لَهُ وَأَرَى أَنْ لاَ يُقْسَمَ إِلاَّ لِمَنْ شَهِدَ الْقِتَالَ مِنَ الأَحْرَارِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini işitmiş: “İnsanlar gazada ganimetlerini taksim ettiklerinde, deveyi on koyuna denk tutarlardı.” Mâlik, gazadaki ücretli (ecir) hakkında şöyle dedi: “Eğer savaşa katılır ve savaş esnasında insanlarla beraber bulunursa ve hür ise, onun için (ganimetten) hissesi vardır. Eğer böyle yapmazsa onun için hisse yoktur. (Ganimetin) sadece savaşa katılan hür kimseler için taksim edilmesi gerektiği görüşündeyim.”

975. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عَبْدًا، لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَبَقَ وَأَنَّ فَرَسًا لَهُ عَارَ فَأَصَابَهُمَا الْمُشْرِكُونَ ثُمَّ غَنِمَهُمَا الْمُسْلِمُونَ فَرُدَّا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ تُصِيبَهُمَا الْمَقَاسِمُ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; kendisine ulaştığına göre Abdullah b. Ömer’in bir kölesi kaçtı ve (yine) ona ait bir at da kaçtı. Müşrikler ikisini de ele geçirdi. Sonra Müslümanlar onları (ganimet olarak) geri aldı. Bunlar Abdullah b. Ömer’e iade edildi. Bu, taksim onlara isabet etmeden (pay edilmeden) önceydi.

976. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ كَثِيرِ بْنِ أَفْلَحَ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ بْنِ رِبْعِيٍّ، أَنَّهُ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حُنَيْنٍ فَلَمَّا الْتَقَيْنَا كَانَتْ لِلْمُسْلِمِينَ جَوْلَةٌ - قَالَ - فَرَأَيْتُ رَجُلاً مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَدْ عَلاَ رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ - قَالَ - فَاسْتَدَرْتُ لَهُ حَتَّى أَتَيْتُهُ مِنْ وَرَائِهِ فَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ عَلَى حَبْلِ عَاتِقِهِ فَأَقْبَلَ عَلَىَّ فَضَمَّنِي ضَمَّةً وَجَدْتُ مِنْهَا رِيحَ الْمَوْتِ ثُمَّ أَدْرَكَهُ الْمَوْتُ فَأَرْسَلَنِي - قَالَ - فَلَقِيتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقُلْتُ مَا بَالُ النَّاسِ فَقَالَ أَمْرُ اللَّهِ ‏.‏ ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ رَجَعُوا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُمْتُ ثُمَّ قُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُمْتُ ثُمَّ قُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ثُمَّ قَالَ ذَلِكَ الثَّالِثَةَ فَقُمْتُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا لَكَ يَا أَبَا قَتَادَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَاقْتَصَصْتُ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ صَدَقَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَلَبُ ذَلِكَ الْقَتِيلِ عِنْدِي فَأَرْضِهِ عَنْهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لاَ هَاءَ اللَّهِ إِذًا لاَ يَعْمِدُ إِلَى أَسَدٍ مِنْ أُسْدِ اللَّهِ يُقَاتِلُ عَنِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَيُعْطِيكَ سَلَبَهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ فَأَعْطِهِ إِيَّاهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَعْطَانِيهِ فَبِعْتُ الدِّرْعَ فَاشْتَرَيْتُ بِهِ مَخْرَفًا فِي بَنِي سَلِمَةَ فَإِنَّهُ لأَوَّلُ مَالٍ تَأَثَّلْتُهُ فِي الإِسْلاَمِ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Ömer b. Kesir b. Efleh'ten; Ebu Katade'nin azatlısı Ebu Muhammed'den; Ebu Katade b. Rib'î'den; dedi ki: “Huneyn yılında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (sefere) çıktık. (Düşmanla) karşılaştığımızda Müslümanlar bir bozguna uğradı. Müşriklerden bir adamın Müslümanlardan bir adamın üzerine çıktığını (onu altına aldığını) gördüm. Hemen ona doğru döndüm, arkasından geldim ve kılıçla boynuna vurdum. O da bana döndü ve beni öyle bir sıktı ki ondan ölüm kokusunu hissettim. Sonra ölüm onu yakaladı ve beni bıraktı. Sonra Ömer b. Hattab ile karşılaştım ve: ‘İnsanların hali nedir?’ dedim. ‘Allah’ın emri (takdiri),’ dedi. Sonra insanlar geri döndü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Kim bir (düşman) öldürür ve buna dair beyinesi (şahidi) olursa, onun üzerindeki eşyalar (seleb) onundur,’ buyurdu. Ben kalktım ve: ‘Benim için kim şahitlik eder?’ dedim, sonra oturdum. Sonra (Resûlullah) bunu üçüncü defa söyledi, ben yine kalktım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Neyin var ey Ebu Katade?’ dedi. Ben de ona olayı anlattım. Topluluktan bir adam: ‘Doğru söyledi ey Allah’ın Resûlü! O ölünün eşyaları benim yanımdadır. Onu benden razı et (bana bağışlasın),’ dedi. Ebu Bekir dedi ki: ‘Hayır, Allah’a yemin olsun ki (böyle bir şey olmaz). Allah’ın aslanlarından, Allah ve Resûlü uğrunda savaşan bir aslana yönelip (hakkını vermeyip), onun eşyasını sana verecek değildir.’ Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘(Ebu Bekir) doğru söyledi, onu ona ver,’ buyurdu. O da bana verdi. Ben de o zırhı sattım ve onunla Beni Selime’de bir hurma bahçesi satın aldım. İşte İslam’da edindiğim ilk mal budur.”

977. Hadis

وَحَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ رَجُلاً، يَسْأَلُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ عَنِ الأَنْفَالِ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ الْفَرَسُ مِنَ النَّفَلِ وَالسَّلَبُ مِنَ النَّفَلِ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ عَادَ الرَّجُلُ لِمَسْأَلَتِهِ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ذَلِكَ أَيْضًا ثُمَّ قَالَ الرَّجُلُ الأَنْفَالُ الَّتِي قَالَ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ مَا هِيَ قَالَ الْقَاسِمُ فَلَمْ يَزَلْ يَسْأَلُهُ حَتَّى كَادَ أَنْ يُحْرِجَهُ ثُمَّ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ أَتَدْرُونَ مَا مَثَلُ هَذَا مَثَلُ صَبِيغٍ الَّذِي ضَرَبَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ‏.‏ قَالَ وَسُئِلَ مَالِكٌ عَمَّنْ قَتَلَ قَتِيلاً مِنَ الْعَدُوِّ أَيَكُونُ لَهُ سَلَبُهُ بِغَيْرِ إِذْنِ الإِمَامِ قَالَ لاَ يَكُونُ ذَلِكَ لأَحَدٍ بِغَيْرِ إِذْنِ الإِمَامِ وَلاَ يَكُونُ ذَلِكَ مِنَ الإِمَامِ إِلاَّ عَلَى وَجْهِ الاِجْتِهَادِ وَلَمْ يَبْلُغْنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً فَلَهُ سَلَبُهُ ‏"‏ ‏.‏ إِلاَّ يَوْمَ حُنَيْنٍ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; İbn Şihab'dan; Kasım b. Muhammed'den; dedi ki: “Bir adamın Abdullah b. Abbas’a Enfal (ganimetler) hakkında soru sorduğunu işittim. İbn Abbas: ‘At nefeldendir, seleb (öldürülen düşmanın eşyası) nefeldendir,’ dedi. Sonra adam sorusunu tekrarladı. İbn Abbas yine aynı şeyi söyledi. Sonra adam: ‘Allah’ın Kitabında zikrettiği Enfal nedir?’ dedi. (Kasım) dedi ki: Adam sormaya o kadar devam etti ki neredeyse onu bunaltacaktı. Sonra İbn Abbas dedi ki: ‘Bunun misalinin ne olduğunu biliyor musunuz? (Bu,) Ömer b. Hattab’ın dövdüğü Sabîğ’in misali gibidir.’” Mâlik’e, düşmandan birini öldüren kimsenin, imamın izni olmadan onun selebini alıp alamayacağı soruldu. (Mâlik): “İmamın izni olmadan bu kimse için olmaz. Bu, ancak imamın içtihadına göre olur. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Huneyn günü hariç, ‘Kim birini öldürürse selebi onundur,’ dediği bana ulaşmadı,” dedi.

978. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ النَّاسُ يُعْطَوْنَ النَّفَلَ مِنَ الْخُمُسِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَذَلِكَ أَحْسَنُ مَا سَمِعْتُ إِلَىَّ فِي ذَلِكَ ‏.‏ وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنِ النَّفَلِ هَلْ يَكُونُ فِي أَوَّلِ مَغْنَمٍ قَالَ ذَلِكَ عَلَى وَجْهِ الاِجْتِهَادِ مِنَ الإِمَامِ وَلَيْسَ عِنْدَنَا فِي ذَلِكَ أَمْرٌ مَعْرُوفٌ مَوْثُوقٌ إِلاَّ اجْتِهَادُ السُّلْطَانِ وَلَمْ يَبْلُغْنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفَّلَ فِي مَغَازِيهِ كُلِّهَا وَقَدْ بَلَغَنِي أَنَّهُ نَفَّلَ فِي بَعْضِهَا يَوْمَ حُنَيْنٍ وَإِنَّمَا ذَلِكَ عَلَى وَجْهِ الاِجْتِهَادِ مِنَ الإِمَامِ فِي أَوَّلِ مَغْنَمٍ وَفِيمَا بَعْدَهُ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; Said b. Müseyyeb'den; dedi ki: “İnsanlara nefel (fazladan pay), humustan (ganimetin beşte birinden) verilirdi.” Mâlik dedi ki: “Bu konuda işittiğim en güzel şey budur.” Mâlik’e nefel hakkında, “Ganimetin evvelinden (henüz taksim edilmeden) verilir mi?” diye soruldu. (Mâlik) dedi ki: “Bu, imamın içtihadına bağlıdır. Bizim yanımızda bu konuda sultanın içtihadından başka bilinen ve güvenilen bir emir (uygulama) yoktur. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bütün gazvelerinde nafile dağıttığı bana ulaşmadı. Ancak bazılarında, (mesela) Huneyn gününde nafile dağıttığı bana ulaştı. Bu da ganimetin evvelinde olsun veya sonrasında olsun, tamamen imamın içtihadına göredir.”

979. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، أَنَّهُ قَالَ بَلَغَنِي أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، كَانَ يَقُولُ لِلْفَرَسِ سَهْمَانِ وَلِلرَّجُلِ سَهْمٌ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَلَمْ أَزَلْ أَسْمَعُ ذَلِكَ ‏.‏ وَسُئِلَ مَالِكٌ عَنْ رَجُلٍ يَحْضُرُ بِأَفْرَاسٍ كَثِيرَةٍ فَهَلْ يُقْسَمُ لَهَا كُلِّهَا فَقَالَ لَمْ أَسْمَعْ بِذَلِكَ وَلاَ أَرَى أَنْ يُقْسَمَ إِلاَّ لِفَرَسٍ وَاحِدٍ الَّذِي يُقَاتِلُ عَلَيْهِ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ لاَ أَرَى الْبَرَاذِينَ وَالْهُجُنَ إِلاَّ مِنَ الْخَيْلِ لأَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ فِي كِتَابِهِ ‏{‏وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً‏}‏ وَقَالَ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ‏}‏ فَأَنَا أَرَى الْبَرَاذِينَ وَالْهُجُنَ مِنَ الْخَيْلِ إِذَا أَجَازَهَا الْوَالِي وَقَدْ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ وَسُئِلَ عَنِ الْبَرَاذِينَ هَلْ فِيهَا مِنْ صَدَقَةٍ فَقَالَ وَهَلْ فِي الْخَيْلِ مِنْ صَدَقَةٍ

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; kendisine ulaştığına göre Ömer b. Abdülaziz şöyle dermiş: “At için iki hisse, adam için bir hisse vardır.” Mâlik dedi ki: “Bunu hep (böyle) işitirim.” Mâlik’e, birçok atla (savaşa) katılan kişi hakkında, hepsi için pay verilip verilmeyeceği soruldu. Dedi ki: “Böyle bir şey işitmedim. Sadece üzerinde savaştığı bir at için pay verilmesi gerektiği görüşündeyim.” Mâlik dedi ki: “Berazin (yük beygirleri) ve hücün (melez atlar) ancak (normal) atlardan sayılır. Çünkü Allah Tebareke ve Teâlâ Kitabında: { وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً } “Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve süs olması için (yarattı)...” buyurdu. Ve yine Azze ve Celle: { وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ } “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanını ve sizin düşmanınızı korkutursunuz.” buyurdu. Ben, vali (komutan) onayladığı takdirde berazin ve hücün cinslerini de (savaş) atlarından sayarım. Said b. Müseyyeb’e ‘Berazinde zekat var mıdır?’ diye sorulduğunda, ‘(Normal) atlarda zekat var mıdır ki?’ dedi.”

980. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ صَدَرَ مِنْ حُنَيْنٍ وَهُوَ يُرِيدُ الْجِعِرَّانَةَ سَأَلَهُ النَّاسُ حَتَّى دَنَتْ بِهِ نَاقَتُهُ مِنْ شَجَرَةٍ فَتَشَبَّكَتْ بِرِدَائِهِ حَتَّى نَزَعَتْهُ عَنْ ظَهْرِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ رُدُّوا عَلَىَّ رِدَائِي أَتَخَافُونَ أَنْ لاَ أَقْسِمَ بَيْنَكُمْ مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ سَمُرِ تِهَامَةَ نَعَمًا لَقَسَمْتُهُ بَيْنَكُمْ ثُمَّ لاَ تَجِدُونِي بَخِيلاً وَلاَ جَبَانًا وَلاَ كَذَّابًا ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا نَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ فِي النَّاسِ فَقَالَ ‏"‏ أَدُّوا الْخِيَاطَ وَالْمِخْيَطَ فَإِنَّ الْغُلُولَ عَارٌ وَنَارٌ وَشَنَارٌ عَلَى أَهْلِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ تَنَاوَلَ مِنَ الأَرْضِ وَبَرَةً مِنْ بَعِيرٍ أَوْ شَيْئًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا لِي مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ وَلاَ مِثْلَ هَذِهِ إِلاَّ الْخُمُسُ وَالْخُمُسُ مَرْدُودٌ عَلَيْكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Abdu Rabbih b. Said'den; Amr b. Şuayb'dan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem... “Huneyn’den dönüp Ci’râne’ye gitmek isterken insanlar ondan (ganimet) istediler. Hatta devesi onu bir ağaca yaklaştırdı, (ağaç) ridasına takıldı ve sırtından çekip aldı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ridamı bana geri verin! Allah’ın size ihsan ettiği malları aranızda taksim etmeyeceğimden mi korkuyorsunuz? Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, Allah size Tihame ağaçları kadar (çok) mal verseydi, onu aranızda taksim ederdim. Sonra beni ne cimri, ne korkak, ne de yalancı bulurdunuz,’ buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (konaklayacağı yere) inince insanlar arasında ayağa kalktı ve: ‘İğne ve ipliği (bile) ödeyin (teslim edin). Çünkü ganimetten çalmak, kıyamet gününde sahibi için bir utanç, ateş ve rezilliktir,’ buyurdu. Sonra yerden bir deve tüyü —veya bir şey— aldı ve dedi ki: ‘Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, Allah’ın size verdiği bu mallardan benim için şu kadar bile (hak) yoktur; ancak humus (beşte bir) hariç. O humus da size (tekrar) iade edilir (sizin için harcanır).’”

981. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ خَالِدٍ الْجُهَنِيَّ، قَالَ تُوُفِّيَ رَجُلٌ يَوْمَ حُنَيْنٍ وَإِنَّهُمْ ذَكَرُوهُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَزَعَمَ زَيْدٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ صَلُّوا عَلَى صَاحِبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَتَغَيَّرَتْ وُجُوهُ النَّاسِ لِذَلِكَ فَزَعَمَ زَيْدٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ صَاحِبَكُمْ قَدْ غَلَّ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَفَتَحْنَا مَتَاعَهُ فَوَجَدْنَا خَرَزَاتٍ مِنْ خَرَزِ يَهُودَ مَا تُسَاوِينَ دِرْهَمَيْنِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Muhammed b. Yahya b. Habbân'dan; Zeyd b. Halid el-Cühenî'nin şöyle dediğini (nakletti): “Huneyn günü bir adam vefat etti. Onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e (namazını kılması için) zikrettiler. Zeyd’in anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Arkadaşınızın namazını siz kılın,’ buyurdu. Bundan dolayı insanların yüzü değişti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Muhakkak ki arkadaşınız Allah yolunda (ganimetten) çaldı,’ buyurdu. (Zeyd) dedi ki: Eşyasını açtık ve Yahudi boncuklarından, iki dirhem bile etmeyen boncuklar bulduk.”

982. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ الْكِنَانِيِّ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَى النَّاسَ فِي قَبَائِلِهِمْ يَدْعُو لَهُمْ وَأَنَّهُ تَرَكَ قَبِيلَةً مِنَ الْقَبَائِلِ - قَالَ - وَإِنَّ الْقَبِيلَةَ وَجَدُوا فِي بَرْدَعَةِ رَجُلٍ مِنْهُمْ عِقْدَ جَزْعٍ غُلُولاً فَأَتَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَبَّرَ عَلَيْهِمْ كَمَا يُكَبِّرُ عَلَى الْمَيِّتِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Abdullah b. Muğire b. Ebi Bürde el-Kinânî'den; kendisine ulaştığına göre: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kabilelerinde bulunan insanlara gelip onlara dua ediyordu. Kabilelerden bir kabileye dua etmeyi terk etti. (Ravi) dedi ki: O kabile, aralarından bir adamın semerinde ganimetten çalınmış bir boncuk kolyesi buldular. (Bunu giderdikten) sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara geldi ve ölüye tekbir getirdiği gibi üzerlerine tekbir getirdi.”

983. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الدِّيلِيِّ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، سَالِمٍ مَوْلَى ابْنِ مُطِيعٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حُنَيْنٍ فَلَمْ نَغْنَمْ ذَهَبًا وَلاَ وَرِقًا إِلاَّ الأَمْوَالَ الثِّيَابَ وَالْمَتَاعَ - قَالَ - فَأَهْدَى رِفَاعَةُ بْنُ زَيْدٍ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غُلاَمًا أَسْوَدَ يُقَالُ لَهُ مِدْعَمٌ فَوَجَّهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى وَادِي الْقُرَى حَتَّى إِذَا كُنَّا بِوَادِي الْقُرَى بَيْنَمَا مِدْعَمٌ يَحُطُّ رَحْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ سَهْمٌ عَائِرٌ فَأَصَابَهُ فَقَتَلَهُ فَقَالَ النَّاسُ هَنِيئًا لَهُ الْجَنَّةُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَلاَّ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ الشَّمْلَةَ الَّتِي أَخَذَ يَوْمَ حُنَيْنٍ مِنَ الْمَغَانِمِ لَمْ تُصِبْهَا الْمَقَاسِمُ لَتَشْتَعِلُ عَلَيْهِ نَارًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلَمَّا سَمِعَ النَّاسُ ذَلِكَ جَاءَ رَجُلٌ بِشِرَاكٍ أَوْ شِرَاكَيْنِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ شِرَاكٌ أَوْ شِرَاكَانِ مِنْ نَارٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Sevr b. Zeyd ed-Dîlî'den; İbn Mutî'nin azatlısı Salim Ebu’l-Ğays'tan; Ebu Hureyre'den; dedi ki: “Huneyn yılında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktık. Altın ve gümüş ganimet almadık. Ancak mallar; elbiseler ve eşyalar ganimet aldık. Rifâa b. Zeyd, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Mid’am denilen siyah bir köle hediye etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Vadi’l-Kura’ya yöneldi. Vadi’l-Kura’ya vardığımızda, Mid’am Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yükünü indirirken, nereden geldiği belli olmayan bir ok ona isabet etti ve onu öldürdü. İnsanlar: ‘Cennet ona kutlu olsun,’ dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Hayır! Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, Huneyn günü ganimetlerden aldığı ve henüz taksim edilmemiş olan o şemle (örtü), (şu an) üzerinde alev alev yanmaktadır.’ İnsanlar bunu işitince, bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir ayakkabı bağı veya iki ayakkabı bağı getirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ateşten bir bağ veya ateşten iki bağ,’ buyurdu.”

984. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ بَلَغَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ مَا ظَهَرَ الْغُلُولُ فِي قَوْمٍ قَطُّ إِلاَّ أُلْقِيَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبُ وَلاَ فَشَا الزِّنَا فِي قَوْمٍ قَطُّ إِلاَّ كَثُرَ فِيهِمُ الْمَوْتُ وَلاَ نَقَصَ قَوْمٌ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِلاَّ قُطِعَ عَنْهُمُ الرِّزْقُ وَلاَ حَكَمَ قَوْمٌ بِغَيْرِ الْحَقِّ إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الدَّمُ وَلاَ خَتَرَ قَوْمٌ بِالْعَهْدِ إِلاَّ سَلَّطَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْعَدُوَّ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; kendisine ulaştığına göre Abdullah b. Abbas şöyle dermiş: “Hiçbir kavimde gulül (ganimetten çalma) ortaya çıkmamıştır ki, kalplerine korku salınmış olmasın. Hiçbir kavimde zina yayılmamıştır ki, aralarında ölüm çoğalmış olmasın. Hiçbir kavim ölçü ve tartıyı eksiltmemiştir ki, onlardan rızık kesilmiş olmasın. Hiçbir kavim hak dışı hükmetmemiştir ki, aralarında kan (dökülmesi) yayılmış olmasın. Hiçbir kavim ahdi bozmamıştır ki, Allah düşmanı onlara musallat etmiş olmasın.”

985. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوَدِدْتُ أَنِّي أُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا فَأُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا فَأُقْتَلُ ‏"‏ ‏.‏ فَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَقُولُ ثَلاَثًا أَشْهَدُ بِاللَّهِ ‏.‏

Bana Yahya, Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; A'rec'den; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi, sonra öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi ve sonra (tekrar) öldürülmeyi ne kadar isterdim.’ Ebu Hureyre (bunu rivayet ederken) üç defa: ‘Allah’a şahitlik ederim,’ derdi.

986. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَضْحَكُ اللَّهُ إِلَى رَجُلَيْنِ يَقْتُلُ أَحَدُهُمَا الآخَرَ كِلاَهُمَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُ هَذَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُقْتَلُ ثُمَّ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَى الْقَاتِلِ فَيُقَاتِلُ فَيُسْتَشْهَدُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; A'rec'den; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Allah, (birbirini öldürüp) her ikisi de cennete giren iki adama güler (razı olur). Biri Allah yolunda savaşır ve öldürülür. Sonra Allah katile tevbe nasip eder (Müslüman olur), o da (Allah yolunda) savaşır ve şehit olur.’”

987. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يُكْلَمُ أَحَدٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ - وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَنْ يُكْلَمُ فِي سَبِيلِهِ - إِلاَّ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَجُرْحُهُ يَثْعَبُ دَمًا اللَّوْنُ لَوْنُ دَمٍ وَالرِّيحُ رِيحُ الْمِسْكِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Ebu Zinad'dan; A'rec'den; Ebu Hureyre'den; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, hiç kimse Allah yolunda yaralanmaz ki —Allah kendi yolunda yaralananı en iyi bilendir— kıyamet günü yarası kanayarak gelmesin. Rengi kan rengi, kokusu ise misk kokusudur.’”

988. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَقُولُ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْ قَتْلِي بِيَدِ رَجُلٍ صَلَّى لَكَ سَجْدَةً وَاحِدَةً يُحَاجُّنِي بِهَا عِنْدَكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Zeyd b. Eslem'den; “Ömer b. Hattab şöyle dua ederdi: ‘Allah’ım! Benim ölümümü, kıyamet günü senin huzurunda benimle tartışacak (delil getirecek), sana bir secde bile olsa secde etmiş bir adamın eliyle yapma.’”

989. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ صَابِرًا مُحْتَسِبًا مُقْبِلاً غَيْرَ مُدْبِرٍ أَيُكَفِّرُ اللَّهُ عَنِّي خَطَايَاىَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا أَدْبَرَ الرَّجُلُ نَادَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْ أَمَرَ بِهِ فَنُودِيَ لَهُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَيْفَ قُلْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَعَادَ عَلَيْهِ قَوْلَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ إِلاَّ الدَّيْنَ كَذَلِكَ قَالَ لِي جِبْرِيلُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Said b. Ebî Said el-Makburî'den; Abdullah b. Ebî Katade'den; babasından; dedi ki: “Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Eğer Allah yolunda sabrederek, ecrini (Allah’tan) umarak, (düşmana) yönelip arkamı dönmeden öldürülürsem, Allah benim hatalarımı örter mi?’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Evet,’ buyurdu. Adam gidince, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona seslendi —veya çağrılmasını emretti— ve ona seslenildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ‘Nasıl demiştin?’ dedi. O da sözünü ona tekrarladı. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: ‘Evet, ancak borç hariç. Cebrail bunu bana şimdi söyledi.’”

990. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِشُهَدَاءِ أُحُدٍ ‏"‏ هَؤُلاَءِ أَشْهَدُ عَلَيْهِمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ أَلَسْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ بِإِخْوَانِهِمْ أَسْلَمْنَا كَمَا أَسْلَمُوا وَجَاهَدْنَا كَمَا جَاهَدُوا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَلَى وَلَكِنْ لاَ أَدْرِي مَا تُحْدِثُونَ بَعْدِي ‏"‏ ‏.‏ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ بَكَى ثُمَّ قَالَ أَئِنَّا لَكَائِنُونَ بَعْدَكَ

Bana Mâlik'ten anlattı; Ömer b. Ubeydullah'ın azatlısı Ebu'n-Nadr'dan; kendisine ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Uhud şehitleri için şöyle buyurmuş: “‘Bunlara ben şahitlik ederim.’ Ebu Bekir es-Sıddık: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Biz onların kardeşleri değil miyiz? Onların İslam olduğu gibi İslam olduk, onların cihad ettiği gibi cihad ettik,’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Evet (öylesiniz), lakin benden sonra (neler) çıkaracağınızı bilmiyorum,’ buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı, sonra (yine) ağladı ve: ‘Biz senden sonraya mı kalacağız?’ dedi.”

991. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا وَقَبْرٌ يُحْفَرُ بِالْمَدِينَةِ فَاطَّلَعَ رَجُلٌ فِي الْقَبْرِ فَقَالَ بِئْسَ مَضْجَعُ الْمُؤْمِنِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بِئْسَ مَا قُلْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ إِنِّي لَمْ أُرِدْ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا أَرَدْتُ الْقَتْلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ مِثْلَ لِلْقَتْلِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا عَلَى الأَرْضِ بُقْعَةٌ هِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ يَكُونَ قَبْرِي بِهَا مِنْهَا ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ يَعْنِي الْمَدِينَةَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den rivayet edildiğine göre; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturuyordu ve Medine'de bir kabir kazılıyordu. Bir adam kabre baktı ve dedi ki: "Mümin için ne kötü bir yatacak yer." Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ne kötü bir şey söyledin" buyurdu. Adam: "Ben bunu kastetmedim ey Allah'ın Resulü, ben ancak Allah yolunda öldürülmeyi kastettim" dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah yolunda öldürülmenin bir benzeri yoktur. Yeryüzünde kabrimin içinde bulunmasını en çok sevdiğim yer burasıdır" buyurdu. Bunu üç defa tekrarladı; yani Medine'yi kastediyordu.

992. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ شَهَادَةً فِي سَبِيلِكَ وَوَفَاةً بِبَلَدِ رَسُولِكَ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten, o da Zeyd b. Eslem'den anlattı: Ömer b. Hattab şöyle dua ederdi: "Allah'ım, Senden yolunda şehitlik ve Resulünün beldesinde vefat etmeyi istiyorum."

993. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، قَالَ كَرَمُ الْمُؤْمِنِ تَقْوَاهُ وَدِينُهُ حَسَبُهُ وَمُرُوءَتُهُ خُلُقُهُ وَالْجُرْأَةُ وَالْجُبْنُ غَرَائِزُ يَضَعُهَا اللَّهُ حَيْثُ شَاءَ فَالْجَبَانُ يَفِرُّ عَنْ أَبِيهِ وَأُمِّهِ وَالْجَرِيءُ يُقَاتِلُ عَمَّا لاَ يَؤُوبُ بِهِ إِلَى رَحْلِهِ وَالْقَتْلُ حَتْفٌ مِنَ الْحُتُوفِ وَالشَّهِيدُ مَنِ احْتَسَبَ نَفْسَهُ عَلَى اللَّهِ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Ömer b. Hattab'ın şöyle dediğini rivayet etti: "Müminin keremi (değeri) takvasıdır; dini onun hasebidir (asaletidir); mürüvveti (insanlığı) ahlakıdır. Cesaret ve korkaklık, Allah'ın dilediği kimselere koyduğu huylardır. Korkak olan, (savaşta) babasından ve anasından bile kaçar. Cesur olan ise, evine dönemeyeceği (kendisine bir fayda sağlamayacak) şeyler uğruna bile savaşır. Öldürülmek, ölümlerden bir ölümdür. (Gerçek) Şehit ise, nefsini Allah'a adayan (karşılığını Allah'tan bekleyen) kimsedir."

994. Hadis

995. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَحْمِلُ فِي الْعَامِ الْوَاحِدِ عَلَى أَرْبَعِينَ أَلْفِ بَعِيرٍ يَحْمِلُ الرَّجُلَ إِلَى الشَّامِ عَلَى بَعِيرٍ وَيَحْمِلُ الرَّجُلَيْنِ إِلَى الْعِرَاقِ عَلَى بَعِيرٍ فَجَاءَهُ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ فَقَالَ احْمِلْنِي وَسُحَيْمًا ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ نَشَدْتُكَ اللَّهَ أَسُحَيْمٌ زِقٌّ قَالَ لَهُ نَعَمْ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten, o da Yahya b. Said'den anlattı: Ömer b. Hattab, bir yılda kırk bin deveyi (cihad için) donatırdı. Şam'a giden her bir kişiye bir deve verir, Irak'a giden her iki kişiye bir deve verirdi. Irak halkından bir adam geldi ve: "Beni ve Süheym'i bindir" dedi. Ömer b. Hattab ona: "Allah aşkına söyle, Süheym dediğin bir tulum mudur?" dedi. Adam ona: "Evet" dedi.

996. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ إِلَى قُبَاءٍ يَدْخُلُ عَلَى أُمِّ حَرَامٍ بِنْتِ مِلْحَانَ فَتُطْعِمُهُ وَكَانَتْ أُمُّ حَرَامٍ تَحْتَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ فَدَخَلَ عَلَيْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَأَطْعَمَتْهُ وَجَلَسَتْ تَفْلِي فِي رَأْسِهِ فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه

Bana Mâlik'ten anlattı; İshak b. Abdullah b. Ebi Talha'dan; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kuba'ya gittiği zaman Ümmü Haram bint Milhan'ın yanına girerdi, o da ona yemek ikram ederdi. Ümmü Haram, Ubade b. Samit'in nikahı altındaydı. Bir gün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanına girdi. (Ümmü Haram) ona yemek ikram etti ve oturup onun başını taramaya (bitlerini ayıklamaya) başladı. Derken Resulullah sallallâhu aleyhi...

997. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَحْبَبْتُ أَنْ لاَ أَتَخَلَّفَ عَنْ سَرِيَّةٍ تَخْرُجُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَكِنِّي لاَ أَجِدُ مَا أَحْمِلُهُمْ عَلَيْهِ وَلاَ يَجِدُونَ مَا يَتَحَمَّلُونَ عَلَيْهِ فَيَخْرُجُونَ وَيَشُقُّ عَلَيْهِمْ أَنْ يَتَخَلَّفُوا بَعْدِي فَوَدِدْتُ أَنِّي أُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا فَأُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا فَأُقْتَلُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Ebu Salih es-Semman'dan; Ebu Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (nakletti): "Ümmetime zorluk vermeyecek olsam, Allah yolunda çıkan hiçbir seriyyeden geri kalmamayı arzu ederdim. Lakin ben onları bindirecek (binek) bulamıyorum, onlar da binecek bir şey bulamıyorlar. Benden sonra geri kalmak ise onlara ağır geliyor. Yemin olsun ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra diriltilip (tekrar) öldürülmeyi, sonra diriltilip (tekrar) öldürülmeyi ne çok isterdim."

998. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ يَأْتِينِي بِخَبَرِ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ فَذَهَبَ الرَّجُلُ يَطُوفُ بَيْنَ الْقَتْلَى فَقَالَ لَهُ سَعْدُ بْنُ الرَّبِيعِ مَا شَأْنُكَ فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ بَعَثَنِي إِلَيْكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لآتِيَهُ بِخَبَرِكَ ‏.‏ قَالَ فَاذْهَبْ إِلَيْهِ فَأَقْرِئْهُ مِنِّي السَّلاَمَ وَأَخْبِرْهُ أَنِّي قَدْ طُعِنْتُ اثْنَتَىْ عَشْرَةَ طَعْنَةً وَأَنِّي قَدْ أُنْفِذَتْ مَقَاتِلِي وَأَخْبِرْ قَوْمَكَ أَنَّهُ لاَ عُذْرَ لَهُمْ عِنْدَ اللَّهِ إِنْ قُتِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَاحِدٌ مِنْهُمْ حَىٌّ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; dedi ki: Uhud günü olduğunda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kim bana Sa'd b. Rebi' el-Ensari'den haber getirecek?" buyurdu. Bir adam: "Ben, ey Allah'ın Resulü" dedi. Adam gitti, ölüler arasında dolaşmaya başladı. Sa'd b. Rebi' ona: "Neyin var (ne arıyorsun)?" dedi. Adam ona: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni sana gönderdi, ona senden haber götüreyim diye" dedi. (Sa'd) dedi ki: "Ona git ve benden selam söyle. Ona bildir ki ben on iki yerimden mızraklandım (yara aldım) ve artık ölümcül yerlerimden vuruldum. Kavmine de haber ver ki; eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem öldürülür de onlardan biri hayatta kalırsa, Allah katında onların hiçbir mazeretleri yoktur."

999. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَغَّبَ فِي الْجِهَادِ وَذَكَرَ الْجَنَّةَ وَرَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ يَأْكُلُ تَمَرَاتٍ فِي يَدِهِ فَقَالَ إِنِّي لَحَرِيصُ عَلَى الدُّنْيَا إِنْ جَلَسْتُ حَتَّى أَفْرُغَ مِنْهُنَّ ‏.‏ فَرَمَى مَا فِي يَدِهِ فَحَمَلَ بِسَيْفِهِ فَقَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem cihada teşvik etti ve cenneti zikretti. O sırada Ensar'dan bir adam elindeki hurmaları yiyordu. Dedi ki: "Eğer bunları bitirinceye kadar oturursam (beklersem), ben dünyaya çok düşkünüm demektir." Elindekileri attı, kılıcını alıp saldırdı ve öldürülünceye kadar savaştı.

1000. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، أَنَّهُ قَالَ الْغَزْوُ غَزْوَانِ فَغَزْوٌ تُنْفَقُ فِيهِ الْكَرِيمَةُ وَيُيَاسَرُ فِيهِ الشَّرِيكُ وَيُطَاعُ فِيهِ ذُو الأَمْرِ وَيُجْتَنَبُ فِيهِ الْفَسَادُ فَذَلِكَ الْغَزْوُ خَيْرٌ كُلُّهُ وَغَزْوٌ لاَ تُنْفَقُ فِيهِ الْكَرِيمَةُ وَلاَ يُيَاسَرُ فِيهِ الشَّرِيكُ وَلاَ يُطَاعُ فِيهِ ذُو الأَمْرِ وَلاَ يُجْتَنَبُ فِيهِ الْفَسَادُ فَذَلِكَ الْغَزْوُ لاَ يَرْجِعُ صَاحِبُهُ كَفَافًا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini (rivayet etti): "Gaza iki türlüdür: Bir gaza vardır ki onda en kıymetli mal infak edilir, ortağa kolaylık gösterilir, emir sahibine itaat edilir ve fesattan kaçınılır. İşte bu gaza, tamamen hayırdır. Bir gaza da vardır ki onda kıymetli mal infak edilmez, ortağa kolaylık gösterilmez, emir sahibine itaat edilmez ve fesattan kaçınılmaz. İşte bu gaza sahibi, (sevap ve günah bakımından) başa baş olarak dönemez (zarardadır)."

1001. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْخَيْلُ فِي نَوَاصِيهَا الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten, o da Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den anlattı: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Atların alınlarında (perçemlerinde) kıyamet gününe kadar hayır vardır."

1002. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَابَقَ بَيْنَ الْخَيْلِ الَّتِي قَدْ أُضْمِرَتْ مِنَ الْحَفْيَاءِ وَكَانَ أَمَدُهَا ثَنِيَّةَ الْوَدَاعِ وَسَابَقَ بَيْنَ الْخَيْلِ الَّتِي لَمْ تُضَمَّرْ مِنَ الثَّنِيَّةِ إِلَى مَسْجِدِ بَنِي زُرَيْقٍ وَأَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ كَانَ مِمَّنْ سَابَقَ بِهَا ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, idmana çekilmiş (zayıflatılmış) atlar arasında el-Hafyâ'dan Seniyyetü'l-Veda'a kadar yarış düzenledi. İdmana çekilmemiş atlar arasında ise Seniyye'den Beni Zureyk mescidine kadar yarış düzenledi. Abdullah b. Ömer de bu yarışa katılanlar arasındaydı.

1003. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ لَيْسَ بِرِهَانِ الْخَيْلِ بَأْسٌ إِذَا دَخَلَ فِيهَا مُحَلِّلٌ فَإِنْ سَبَقَ أَخَذَ السَّبَقَ وَإِنْ سُبِقَ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهِ شَىْءٌ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini işitmiş: "Eğer araya bir 'muhallil' (üçüncü bir yarışçı) girerse, at yarışında bahis koymakta bir sakınca yoktur. Eğer (muhallil) geçerse ödülü o alır, eğer geçilirse ona bir şey (borç) olmaz."

1004. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رُئِيَ وَهُوَ يَمْسَحُ وَجْهَ فَرَسِهِ بِرِدَائِهِ فَسُئِلَ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي عُوتِبْتُ اللَّيْلَةَ فِي الْخَيْلِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Yahya b. Said'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, atının yüzünü ridasıyla silerken görüldü. Bunun sebebi sorulunca: "Bu gece at(lar) hakkında (onlara bakmadığım için) azarlandım" buyurdu.

1005. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ خَرَجَ إِلَى خَيْبَرَ أَتَاهَا لَيْلاً وَكَانَ إِذَا أَتَى قَوْمًا بِلَيْلٍ لَمْ يُغِرْ حَتَّى يُصْبِحَ فَخَرَجَتْ يَهُودُ بِمَسَاحِيهِمْ وَمَكَاتِلِهِمْ فَلَمَّا رَأَوْهُ قَالُوا مُحَمَّدٌ وَاللَّهِ مُحَمَّدٌ وَالْخَمِيسُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ إِنَّا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Humeyd et-Tavil'den; Enes b. Mâlik'ten; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber'e (savaş için) çıktığında oraya geceleyin vardı. Bir kavme geceleyin geldiği zaman sabaha kadar baskın yapmazdı. (Sabah olunca) Yahudiler ellerinde kazmaları ve zembilleriyle (işlerine) çıktılar. Onu görünce: "Muhammed! Vallahi Muhammed ve ordusu!" dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allahu Ekber! Harab oldu Hayber! Biz bir kavmin sahasına indiğimiz zaman, uyarılanların sabahı ne kötü olur!" buyurdu.

1006. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ نُودِيَ فِي الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا عَلَى مَنْ يُدْعَى مِنْ هَذِهِ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ فَهَلْ يُدْعَى أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الأَبْوَابِ كُلِّهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; İbn Şihab'dan; Humeyd b. Abdurrahman b. Avf'tan; Ebu Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (nakletti): "Kim Allah yolunda bir çiftten (iki şeyden) infak ederse cennette: 'Ey Allah'ın kulu! Bu hayırdır (gel bu kapıdan gir)' diye çağrılır. Namaz ehlinden olan namaz kapısından çağrılır. Cihad ehlinden olan cihad kapısından çağrılır. Sadaka ehlinden olan sadaka kapısından çağrılır. Oruç ehlinden olan Reyyan kapısından çağrılır." Ebu Bekir es-Sıddık: "Ey Allah'ın Resulü! Bu kapıların hepsinden çağrılan bir kimse için bir zaruret yoktur (mutlaka girer), peki bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimse var mıdır?" dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet, senin onlardan olmanı umuyorum" buyurdu.

1007. Hadis

حَدَّثَنِي يَحْيَى، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ الْجَمُوحِ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو الأَنْصَارِيَّيْنِ، ثُمَّ السَّلَمِيَّيْنِ كَانَا قَدْ حَفَرَ السَّيْلُ قَبْرَهُمَا وَكَانَ قَبْرُهُمَا مِمَّا يَلِي السَّيْلَ وَكَانَا فِي قَبْرٍ وَاحِدٍ وَهُمَا مِمَّنِ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ فَحُفِرَ عَنْهُمَا لِيُغَيَّرَا مِنْ مَكَانِهِمَا فَوُجِدَا لَمْ يَتَغَيَّرَا كَأَنَّهُمَا مَاتَا بِالأَمْسِ وَكَانَ أَحَدُهُمَا قَدْ جُرِحَ فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَى جُرْحِهِ فَدُفِنَ وَهُوَ كَذَلِكَ فَأُمِيطَتْ يَدُهُ عَنْ جُرْحِهِ ثُمَّ أُرْسِلَتْ فَرَجَعَتْ كَمَا كَانَتْ وَكَانَ بَيْنَ أُحُدٍ وَبَيْنَ يَوْمَ حُفِرَ عَنْهُمَا سِتٌّ وَأَرْبَعُونَ سَنَةً ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ لاَ بَأْسَ أَنْ يُدْفَنَ الرَّجُلاَنِ وَالثَّلاَثَةُ فِي قَبْرٍ وَاحِدٍ مِنْ ضَرُورَةٍ وَيُجْعَلَ الأَكْبَرُ مِمَّا يَلِي الْقِبْلَةَ ‏.‏

Yahya bana Mâlik'ten, o da Abdurrahman b. Ebi Sa'saa'dan anlattı: Kendisine ulaştığına göre; Amr b. Cemuh ve Abdullah b. Amr el-Ensarî (sonra el-Selemî) —ki sel suları kabirlerini açmıştı ve kabirleri sel yatağına yakındı; ikisi bir kabirdeydiler ve Uhud günü şehit olanlardandılar. Yerlerini değiştirmek için mezarları açıldığında, sanki dün ölmüşler gibi (cesetlerinin) bozulmadığı görüldü. Onlardan biri yaralanmış ve elini yarasının üzerine koymuştu. O şekilde gömülmüştü. Eli yarasının üzerinden çekildi, sonra bırakılınca eski haline (yarasının üzerine) döndü. Uhud savaşı ile mezarlarının açıldığı gün arasında kırk altı yıl vardı. Mâlik dedi ki: "Zaruret halinde iki veya üç kişinin bir kabre gömülmesinde ve en faziletli (büyük) olanın kıble tarafına konulmasında bir sakınca yoktur."

1008. Hadis

حَدَّثَنِي عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ قَالَ قَدِمَ عَلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ مَالٌ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَقَالَ مَنْ كَانَ لَهُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأْىٌ أَوْ عِدَةٌ فَلْيَأْتِنِي فَجَاءَهُ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ فَحَفَنَ لَهُ ثَلاَثَ حَفَنَاتٍ ‏.‏

Bana Mâlik'ten anlattı; Rabia b. Ebi Abdurrahman'dan; dedi ki: Ebu Bekir es-Sıddık'a Bahreyn'den mal geldi. Ebu Bekir: "Kimin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem katında bir alacağı veya (ona verilmiş) bir söz varsa bana gelsin" dedi. Cabir b. Abdullah ona geldi, (Ebu Bekir) onun için iki avucuyla üç kez (mal) avuçlayıp verdi.