Mezâlim (Zulümler ve Kul Hakları) Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2440. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ النَّاجِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا خَلَصَ الْمُؤْمِنُونَ مِنَ النَّارِ حُبِسُوا بِقَنْطَرَةٍ بَيْنَ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، فَيَتَقَاصُّونَ مَظَالِمَ كَانَتْ بَيْنَهُمْ فِي الدُّنْيَا، حَتَّى إِذَا نُقُّوا وَهُذِّبُوا أُذِنَ لَهُمْ بِدُخُولِ الْجَنَّةِ، فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ لأَحَدُهُمْ بِمَسْكَنِهِ فِي الْجَنَّةِ أَدَلُّ بِمَنْزِلِهِ كَانَ فِي الدُّنْيَا ‏"‏‏.‏ وَقَالَ يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ عَنْ قَتَادَةَ حَدَّثَنَا أَبُو الْمُتَوَكِّلِ‏.‏

İshâk b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Muâz b. Hişâm bize haber verdi, [o] dedi ki: Babam bana tahdis etti. [O] Katâde’den; [o] Ebû’l-Mütevekkil en-Nâcî’den; [o da] Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminler cehennemden kurtulduklarında, cennet ile cehennem arasındaki bir köprüde (kantara) durdurulurlar. Dünyada aralarında geçmiş olan haksızlıkların kısasını birbirlerinden alırlar (yetekâssûne). Nihayet tertemiz ve arınmış hale geldiklerinde onlara cennete girme izni verilir. Muhammed’in canı elinde olan [Allah]’a yemin olsun ki; onlardan her biri, cennetteki meskenini dünyadaki evinden çok daha iyi bilecektir.” Yûnus b. Muhammed [şöyle] dedi: Şeybân bize tahdis etti, [o] Katâde’den [nakletti]; Ebû’l-Mütevekkil bize tahdis etti.

2441. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي قَتَادَةُ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ مُحْرِزٍ الْمَازِنِيِّ، قَالَ بَيْنَمَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ آخِذٌ بِيَدِهِ إِذْ عَرَضَ رَجُلٌ، فَقَالَ كَيْفَ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّجْوَى فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ يُدْنِي الْمُؤْمِنَ فَيَضَعُ عَلَيْهِ كَنَفَهُ، وَيَسْتُرُهُ فَيَقُولُ أَتَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا أَتَعْرِفُ ذَنْبَ كَذَا فَيَقُولُ نَعَمْ أَىْ رَبِّ‏.‏ حَتَّى إِذَا قَرَّرَهُ بِذُنُوبِهِ وَرَأَى فِي نَفْسِهِ أَنَّهُ هَلَكَ قَالَ سَتَرْتُهَا عَلَيْكَ فِي الدُّنْيَا، وَأَنَا أَغْفِرُهَا لَكَ الْيَوْمَ‏.‏ فَيُعْطَى كِتَابَ حَسَنَاتِهِ، وَأَمَّا الْكَافِرُ وَالْمُنَافِقُونَ فَيَقُولُ الأَشْهَادُ هَؤُلاَءِ الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى رَبِّهِمْ، أَلاَ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ ‏"‏‏.‏

Mûsâ b. İsmâîl bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hemmâm bize tahdis etti. [O] şöyle dedi: Katâde bana, Safvân b. Muhriz el-Mâzinî’den [naklederek şöyle] haber verdi: “İbn Ömer radıyallâhu anhumâ ile beraber, elinden tutmuş yürürken bir adam karşımıza çıktı ve: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den necvâ (Allah ile kul arasındaki gizli konuşma) hakkında ne işittin?’ diye sordu. [İbn Ömer] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Allah, mümini [kendisine] yaklaştırır, üzerine himayesini (kenef) örter ve onu [insanlardan] gizler. Sonra: “Şu günahını biliyor musun? Şu günahını hatırlıyor musun?” buyurur. Mümin: “Evet ey Rabbim!” der. Nihayet [Allah] ona bütün günahlarını itiraf ettirince ve mümin de artık helak olduğunu düşündüğünde, [Allah]: “Ben onları dünyada senin için örtmüştüm, bugün de senin için bağışlıyorum” buyurur. Sonra ona hasenat (sevap) kitabı verilir. Kâfirlere ve münafıklara gelince; şahitler [onlar hakkında]: “İşte bunlar, Rableri adına yalan söyleyenlerdir. Dikkat edin; Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir!” derler.’”

2442. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَالِمًا، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرُبَاتِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Yahyâ b. Bükeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti. [O] Ukayl’den; [o] İbn Şihâb’dan [nakletti]. Sâlim ona haber vermiş; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ’nın kendisine [şöyle] haber verdiğini söyledi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez ve onu [zalime] teslim etmez. Kim kardeşinin bir ihtiyacını karşılarsa, Allah da onun bir ihtiyacını karşılar. Kim bir Müslümanın bir sıkıntısını giderirse, Allah da buna karşılık onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslümanın [kusurunu] örterse, Allah da kıyamet günü onun [kusurlarını] örter.”

2443. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَنَسٍ، وَحُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، سَمِعَا أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏"‏‏.‏

Osmân b. Ebî Şeybe bize tahdis etti, [o] dedi ki: Huşeym bize tahdis etti. [O] Ubeydullah b. Ebî Bekir b. Enes ve Humeyd et-Tavîl’den [nakletti]. Her ikisi de Enes b. Mâlik radıyallâhu anh’ı [şöyle] derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et.”

2444. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا نَنْصُرُهُ مَظْلُومًا، فَكَيْفَ نَنْصُرُهُ ظَالِمًا قَالَ ‏"‏ تَأْخُذُ فَوْقَ يَدَيْهِ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mu’temir bize tahdis etti. [O] Humeyd’den; [o da] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım et.” [Ashab]: “Ey Allah’ın Resûlü! Mazlumken ona yardım etmeyi anladık; peki zalimken ona nasıl yardım ederiz?” diye sordular. [Resûlullah]: “Onun [zulüm yapmasına] engel olursun (te’huzü fevka yedeyhi)” buyurdu.

2445. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ سُوَيْدٍ، سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعٍ، وَنَهَانَا عَنْ سَبْعٍ‏.‏ فَذَكَرَ عِيَادَةَ الْمَرِيضِ، وَاتِّبَاعَ الْجَنَائِزِ، وَتَشْمِيتَ الْعَاطِسِ، وَرَدَّ السَّلاَمِ، وَنَصْرَ الْمَظْلُومِ، وَإِجَابَةَ الدَّاعِي، وَإِبْرَارَ الْمُقْسِمِ‏.‏

Saîd b. er-Rebî’ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] el-Eş’as b. Süleym’den [nakletti]. [el-Eş’as], Muâviye b. Süveyd’i; [o da] el-Berâ b. Âzib radıyallâhu anhumâ’yı [şöyle] derken işitmiş: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize yedi şeyi emretti ve yedi şeyi de yasakladı. [Emrettiği şeyler şunlardır]: Hasta ziyareti, cenazeye eşlik etmek, aksırana ‘yerhamukellah’ demek (teşmît), selamı almak, mazluma yardım etmek, davete icabet etmek ve yemin edenin yeminini yerine getirmesine yardımcı olmak (ibrârü’l-muksim).”

2446. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏"‏‏.‏ وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ‏.‏

Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti. [O] Büreyd’den; [o] Ebû Bürde’den; [o da] Ebû Mûsâ [el-Eş’arî] radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mümin mümin için, parçaları birbirini tutan bir bina gibidir.” [Resûlullah bunu söylerken] parmaklarını birbirine geçirdi (şebbeke).”

2447. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏‏.‏

Ahmed b. Yûnus bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülazîz el-Mâcişûn bize haber verdi. [O] Abdullah b. Dînâr’dan; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zulüm, kıyamet gününde [sahibi için] karanlıklardır (zulümât).”

2448. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ ‏ "‏ اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏"‏‏.‏

Yahyâ b. Mûsâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Vekî’ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Zekeriyyâ b. İshâk el-Mekkî bize tahdis etti. [O] Yahyâ b. Abdullah b. Sayfî’den; [o] İbn Abbâs’ın azatlısı Ebû Ma’bed’den; [o da] İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Muâz’ı Yemen’e gönderirken şöyle buyurdu: “Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü onunla Allah arasında [duasının kabulüne engel] hiçbir perde yoktur.”

2449. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لأَحَدٍ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَىْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لاَ يَكُونَ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ إِنَّمَا سُمِّيَ الْمَقْبُرِيَّ لأَنَّهُ كَانَ نَزَلَ نَاحِيَةَ الْمَقَابِرِ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَسَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ هُوَ مَوْلَى بَنِي لَيْثٍ، وَهُوَ سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، وَاسْمُ أَبِي سَعِيدٍ كَيْسَانُ‏.‏

Âdem b. Ebî İyâs bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Şihâb bize tahdis etti, [o] dedi ki: Saîd el-Makburî’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde kardeşinin onuru (irz) veya bir başka şeyiyle ilgili bir hak (mezleme) varsa; ne dinarın ne de dirhemin bulunmayacağı [hesap günü] gelmeden önce bugün ondan helallik alsın (felyetehallelhu). [Aksi takdirde] eğer salih bir ameli varsa, o haksızlığı ölçüsünde [sevaplarından] alınır; eğer hasenatı (sevapları) yoksa, kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yüklenir.” Ebû Abdullah [Buhârî] şöyle dedi: İsmâîl b. Ebî Üveys; Saîd’e ‘el-Makburî’ denilmesinin sebebinin, mezarlıklar (makâbir) civarında konaklaması olduğunu söylemiştir. Ebû Abdullah [devamla] dedi ki: Saîd el-Makburî, Benî Leys’in azatlısıdır; o Saîd b. Ebî Saîd’dir, babasının (Ebû Saîd’in) ismi ise Keysân’dır.

2450. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – ‏{‏وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا‏}‏ قَالَتِ الرَّجُلُ تَكُونُ عِنْدَهُ الْمَرْأَةُ، لَيْسَ بِمُسْتَكْثِرٍ مِنْهَا، يُرِيدُ أَنْ يُفَارِقَهَا، فَتَقُولُ أَجْعَلُكَ مِنْ شَأْنِي فِي حِلٍّ‏.‏ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي ذَلِكَ‏.‏

Muhammed bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdullah bize haber verdi, [o] dedi ki: Hişâm b. Urve bize haber verdi. [O] babasından; [o da] Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek şöyle dedi]: “{ وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا } ‘Eğer bir kadın, kocasının kendisine kötü davranmasından (nuşûz) veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa...’ [ayeti] (Nisâ, 128) hakkında [şöyle] dedi: Bu, bir adamın yanında olup da adamın artık kendisinden hoşlanmadığı ve ayrılmak istediği bir kadın hakkındadır. Kadın [kocasına]: ‘Seninle ilgili haklarımı sana helal ediyorum’ der. İşte bu ayet bu durum hakkında nazil olmuştur.”

2451. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِشَرَابٍ، فَشَرِبَ مِنْهُ وَعَنْ يَمِينِهِ غُلاَمٌ وَعَنْ يَسَارِهِ الأَشْيَاخُ، فَقَالَ لِلْغُلاَمِ ‏ "‏ أَتَأْذَنُ لِي أَنْ أُعْطِيَ هَؤُلاَءِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الْغُلاَمُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ أُوثِرُ بِنَصِيبِي مِنْكَ أَحَدًا‏.‏ قَالَ فَتَلَّهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي يَدِهِ‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bize haber verdi. [O] Ebû Hâzim b. Dînâr’dan; [o da] Sehl b. Sa’d es-Sâidî radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir içecek getirildi ve ondan içti. Sağ tarafında bir çocuk, sol tarafında ise yaşlılar vardı. Çocuğa: “Bunu şunlara (yaşlılara) vermem için bana izin verir misin?” buyurdu. Çocuk: “Hayır, vallahi ey Allah’ın Resûlü! Senden [gelecek olan] nasibimi hiç kimseye tercih etmem” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [kadehi] onun eline verdi (tellehu).

2452. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي طَلْحَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَمْرِو بْنِ سَهْلٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ ظَلَمَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ ‏"‏‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şuayb bize haber verdi. [O] Zührî’den [nakletti]. Talha b. Abdullah bana tahdis etti ki; Abdurrahmân b. Amr b. Sehl ona [şöyle] haber vermiş: Saîd b. Zeyd radıyallâhu anh: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim” demiştir: “Kim bir karış toprağa [haksız yere] zulmederse (gasbederse), o [yer] yedi kat yerden [halkalanarak] onun boynuna dolanır.”

2453. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، كَانَتْ بَيْنَهُ وَبَيْنَ أُنَاسٍ خُصُومَةٌ، فَذَكَرَ لِعَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فَقَالَتْ يَا أَبَا سَلَمَةَ اجْتَنِبِ الأَرْضَ، فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الأَرْضِ طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ ‏"‏‏.‏

Ebû Ma’mer bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülvâris bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hüseyin bize tahdis etti. [O] Yahyâ b. Ebî Kesîr’den; [o] Muhammed b. İbrâhîm’in kendisine [şöyle] tahdis ettiğini söyledi: Ebû Seleme ona, kendisiyle bazı insanlar arasında bir husumet (arazi davası) olduğunu, bunu Âişe radıyallâhu anhâ’ya zikrettiğini, onun da kendisine şöyle dediğini anlattı: “Ey Ebû Seleme! Arazi [davasından] sakın; zira Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Kim bir karış toprak [miktarı] zulmederse (gasbederse), o [yer] yedi kat yerden [halkalanarak] onun boynuna dolanır’ buyurdu.”

2454. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَرْضِ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ خُسِفَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَى سَبْعِ أَرَضِينَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ هَذَا الْحَدِيثُ لَيْسَ بِخُرَاسَانَ فِي كِتَابِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، أَمْلاَهُ عَلَيْهِمْ بِالْبَصْرَةِ‏.‏

Müslim b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdullah b. el-Mübârek bize tahdis etti, [o] dedi ki: Mûsâ b. Ukaybe bize tahdis etti. [O] Sâlim’den; [o da] babasından radıyallâhu anh [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim araziden haksız yere bir şey alırsa, kıyamet günü yedi kat yere kadar batırılır.” Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Bu hadis, İbn el-Mübârek’in Horasan’daki kitabında yoktur; [onun talebelerine] bunu Basra’da yazdırmıştır (emlâhu).”

2455. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَبَلَةَ، كُنَّا بِالْمَدِينَةِ فِي بَعْضِ أَهْلِ الْعِرَاقِ، فَأَصَابَنَا سَنَةٌ، فَكَانَ ابْنُ الزُّبَيْرِ يَرْزُقُنَا التَّمْرَ، فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَمُرُّ بِنَا فَيَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الإِقْرَانِ، إِلاَّ أَنْ يَسْتَأْذِنَ الرَّجُلُ مِنْكُمْ أَخَاهُ‏.‏

Hafs b. Ömer bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti. [O] Cebele’den [nakletti]. [Cebele şöyle dedi]: “Irak ehlinden bazılarıyla beraber Medine’deydik. [O sırada] başımıza kıtlık bir yıl isabet etti. İbnü’z-Zübeyr bize hurma dağıtıyordu. İbn Ömer radıyallâhu anhumâ yanımıza uğrar ve: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; bir kimse [Müslüman] kardeşinden izin almadıkça [ikişer ikişer yeme demek olan] ikrânı yasakladı’ derdi.”

2456. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ أَبُو شُعَيْبٍ كَانَ لَهُ غُلاَمٌ لَحَّامٌ فَقَالَ لَهُ أَبُو شُعَيْبٍ اصْنَعْ لِي طَعَامَ خَمْسَةٍ لَعَلِّي أَدْعُو النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَامِسَ خَمْسَةٍ‏.‏ وَأَبْصَرَ فِي وَجْهِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْجُوعَ ـ فَدَعَاهُ، فَتَبِعَهُمْ رَجُلٌ لَمْ يُدْعَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ هَذَا قَدِ اتَّبَعَنَا أَتَأْذَنُ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ نَعَمْ‏.‏

Ebû’n-Nu’mân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Avâne bize tahdis etti. [O] el-A’meş’ten; [o] Ebû Vâil’den; [o da] Ebû Mes’ûd’dan [naklederek şöyle dedi]: Ensâr’dan Ebû Şuayb adında bir adamın kasaplık yapan bir kölesi vardı. Ebû Şuayb [kölesine]: “Benim için beş kişilik yemek hazırla; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i beşincileri olarak [yemeğe] davet edeyim” dedi. [Ebû Şuayb], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzünde açlık [izleri] görmüştü. Onu davet etti; davet edilmediği halde bir adam da onların peşine takıldı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şu adam peşimize takıldı; ona izin verir misin?” buyurdu. [Ebû Şuayb]: “Evet [izin veririm]” dedi.

2457. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَبْغَضَ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ‏"‏‏.‏

Ebû Âsım bize tahdis etti. [O] İbn Cüreyc’den; [o] İbn Ebî Müleyke’den; [o da] Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kuşkusuz Allah’ın en çok buğzettiği kimse, haksız yere davada direten ve husumette ileri giden (eleddü’l-hasım) kimsedir.”

2458. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّهَا أُمَّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَمِعَ خُصُومَةً بِبَابِ حُجْرَتِهِ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ، فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّهُ يَأْتِينِي الْخَصْمُ، فَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَبْلَغَ مِنْ بَعْضٍ، فَأَحْسِبُ أَنَّهُ صَدَقَ، فَأَقْضِيَ لَهُ بِذَلِكَ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ فَإِنَّمَا هِيَ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ، فَلْيَأْخُذْهَا أَوْ فَلْيَتْرُكْهَا ‏"‏‏.‏

Abdülazîz b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbrâhîm b. Sa’d bana tahdis etti. [O] Sâlih’ten; [o] İbn Şihâb’dan [nakletti]. [İbn Şihâb] şöyle dedi: Urve b. ez-Zübeyr bana, Zeyneb bint Ümmi Seleme’nin kendisine haber verdiğini; annesi Ümmü Seleme radıyallâhu anhâ’nın (Nebi’nin eşi) kendisine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle] haber verdiğini söyledi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hücresinin kapısında bir tartışma işitti ve yanlarına çıktı. Şöyle buyurdu: “Ben ancak bir insanım. Bana davalılar gelir; belki biriniz [derdini anlatmada] diğerinden daha beliğ (ikna edici) olabilir, ben de onun doğru söylediğini sanarak lehine hükmedebilirim. Kime [bu şekilde] bir Müslümanın hakkını [alması için] hükmedersem, o ancak cehennemden bir parçadır; artık dilerse onu alsın dilerse bıraksın.”

2459. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، أَوْ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ أَرْبَعَةٍ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنَ النِّفَاقِ، حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ، وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ ‏"‏‏.‏

Bişr b. Hâlid bize tahdis etti, [o] dedi ki: Muhammed bize haber verdi. [O] Şu’be’den; [o] Süleymân’dan; [o] Abdullah b. Mürre’den; [o] Mesrûk’tan; [o da] Abdullah b. Amr radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dört [özellik] vardır ki, kimde bulunursa o [tam bir] münafık olur. Kimde de bunlardan bir haslet bulunursa, onu terk edinceye kadar kendisinde münafıklıktan bir haslet var demektir: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz (ahlefe), bir anlaşma yaptığında hıyanet eder ve bir davada bulunduğunda (hâsame) haddi aşarak haktan sapar (fecere).”

2460. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَتْ هِنْدُ بِنْتُ عُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ، فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ مِسِّيكٌ، فَهَلْ عَلَىَّ حَرَجٌ أَنْ أُطْعِمَ مِنَ الَّذِي لَهُ عِيَالَنَا فَقَالَ ‏ "‏ لاَ حَرَجَ عَلَيْكِ أَنْ تُطْعِمِيهِمْ بِالْمَعْرُوفِ ‏"‏‏.‏

Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şuayb bize haber verdi. [O] Zührî’den [nakletti]. Urve bana tahdis etti ki; Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi: Utbe b. Rebîa’nın kızı Hind gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Ebû Süfyân malına çok düşkün (cimri) bir adamdır. Onun malından ailemize yedirmemde bana bir beis var mıdır?” diye sordu. [Resûlullah]: “Onlara örfe uygun (bi’l-ma’rûf) olarak yedirmende sana bir günah yoktur” buyurdu.

2461. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ قُلْنَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّكَ تَبْعَثُنَا فَنَنْزِلُ بِقَوْمٍ لاَ يَقْرُونَا فَمَا تَرَى فِيهِ فَقَالَ لَنَا ‏ "‏ إِنْ نَزَلْتُمْ بِقَوْمٍ، فَأُمِرَ لَكُمْ بِمَا يَنْبَغِي لِلضَّيْفِ فَاقْبَلُوا، فَإِنْ لَمْ يَفْعَلُوا فَخُذُوا مِنْهُمْ حَقَّ الضَّيْفِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yûsuf bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti. [O] Yezîd’den; [o] Ebû’l-Hayr’dan; [o da] Ukbe b. Âmir’den [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Sen bizi [göreve] gönderiyorsun; bazen öyle bir topluluğa uğruyoruz ki bizi ağırlamıyorlar (lâ yakrûnâ). Bu konuda ne buyurursunuz?” dedik. [Resûlullah] bize: “Eğer bir topluluğa misafir olursanız ve onlar sizin için bir misafire gereken ikramı yaparlarsa bunu kabul edin. Eğer yapmazlarsa, onlardan misafirin hakkını [kendiniz] alın” buyurdu.

2462. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ،‏.‏ وَأَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ عُمَرَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ حِينَ تَوَفَّى اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم إِنَّ الأَنْصَارَ اجْتَمَعُوا فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ، فَقُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ انْطَلِقْ بِنَا‏.‏ فَجِئْنَاهُمْ فِي سَقِيفَةِ بَنِي سَاعِدَةَ‏.‏

Yahyâ b. Süleymân bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Vehb bana tahdis etti, [o] dedi ki: Mâlik bana tahdis etti. (H) Yûnus bana, İbn Şihâb’dan [naklederek] haber verdi. [İbn Şihâb] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe bana haber verdi ki; İbn Abbâs ona Ömer radıyallâhu anhum’dan [naklederek şöyle] haber vermiş: Ömer radıyallâhu anh, Allah Nebisini vefat ettirdiğinde [yaşananlar hakkında] şöyle dedi: “Şüphesiz Ensâr, Benî Sâide çardağında (sakîfe) toplandılar. Ben de Ebû Bekir’e: ‘Haydi yanlarına gidelim’ dedim. Bunun üzerine Benî Sâide çardağında onların yanına gittik.”

2463. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَمْنَعُ جَارٌ جَارَهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَهُ فِي جِدَارِهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا لِي أَرَاكُمْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ وَاللَّهِ لأَرْمِيَنَّ بِهَا بَيْنَ أَكْتَافِكُمْ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O] Mâlik’ten; [o] İbn Şihâb’dan; [o] el-A’rec’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir komşu, kendi duvarına odun/direk saplamak (çakmak) isteyen komşusuna engel olmasın!” Sonra Ebû Hüreyre [orada bulunanlara]: “Neden sizi bu [sünnetten] yüz çevirmiş görüyorum? Vallahi ben bu [hadisi] omuzlarınızın arasına atacağım (onu size mutlaka kabul ettireceğim)!” dedi.

2464. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ أَبُو يَحْيَى، أَخْبَرَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ كُنْتُ سَاقِيَ الْقَوْمِ فِي مَنْزِلِ أَبِي طَلْحَةَ، وَكَانَ خَمْرُهُمْ يَوْمَئِذٍ الْفَضِيخَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنَادِيًا يُنَادِي ‏"‏ أَلاَ إِنَّ الْخَمْرَ قَدْ حُرِّمَتْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَقَالَ لِي أَبُو طَلْحَةَ اخْرُجْ فَأَهْرِقْهَا، فَخَرَجْتُ فَهَرَقْتُهَا، فَجَرَتْ فِي سِكَكِ الْمَدِينَةِ فَقَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ قَدْ قُتِلَ قَوْمٌ وَهْىَ فِي بُطُونِهِمْ‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا‏}‏ الآيَةَ‏.‏

Muhammed b. Abdürrahîm Ebû Yahyâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Affân bize haber verdi, [o] dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Sâbit bize tahdis etti. [O] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: “Ebû Talha’nın evinde bulunan topluluğun sakisiydim. O gün içtikleri içki fadîh (olgunlaşmamış hurmadan yapılan içki) idi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir münadiye: ‘Dikkat edin; içki haram kılınmıştır!’ diye seslenmesini emretti. Bunun üzerine Ebû Talha bana: ‘Dışarı çık ve o [içkiyi] dök’ dedi. Ben de çıkıp onu döktüm; [içkiler] Medine sokaklarında aktı. Bazı kimseler: ‘Bazı insanlar karınlarında içki varken [savaşta] öldürülmüşlerdi [onların durumu ne olacak]?’ dediler. Bunun üzerine Allah: { لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا } ‘İman edip salih amel işleyenlere, [haram kılınmadan önce] yediklerinden dolayı bir vebal yoktur...’ ayetini (Mâide, 93) indirdi.”

2465. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو عُمَرَ، حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ عَلَى الطُّرُقَاتِ ‏"‏‏.‏ فَقَالُوا مَا لَنَا بُدٌّ، إِنَّمَا هِيَ مَجَالِسُنَا نَتَحَدَّثُ فِيهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِذَا أَبَيْتُمْ إِلاَّ الْمَجَالِسَ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهَا ‏"‏ قَالُوا وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ قَالَ ‏"‏ غَضُّ الْبَصَرِ، وَكَفُّ الأَذَى، وَرَدُّ السَّلاَمِ، وَأَمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهْىٌ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏

Muâz b. Fadâle bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Ömer Hafs b. Meysere bize tahdis etti. [O] Zeyd b. Eslem’den; [o] Atâ b. Yesâr’dan; [o da] Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yol kenarlarında oturmaktan sakının!” [Ashab]: “Bizim için buna bir mecburiyet var; zira oralar bizim [toplanıp] konuştuğumuz meclislerimizdir” dediler. [Resûlullah]: “Eğer oturmaktan vazgeçmiyorsanız, o halde yolun hakkını verin” buyurdu. “Yolun hakkı nedir?” diye sordular. [Resûlullah]: “Gözü haramdan sakınmak (gadd-ı basar), [gelip geçene] eziyet vermekten kaçınmak, selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır” buyurdu.

2466. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَا رَجُلٌ بِطَرِيقٍ، اشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ فَوَجَدَ بِئْرًا فَنَزَلَ فِيهَا فَشَرِبَ، ثُمَّ خَرَجَ، فَإِذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَقَالَ الرَّجُلُ لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الْكَلْبَ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلُ الَّذِي كَانَ بَلَغَ مِنِّي، فَنَزَلَ الْبِئْرَ، فَمَلأَ خُفَّهُ مَاءً، فَسَقَى الْكَلْبَ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِنَّ لَنَا فِي الْبَهَائِمِ لأَجْرًا فَقَالَ ‏"‏ فِي كُلِّ ذَاتِ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أَجْرٌ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O] Mâlik’ten; [o] Ebû Bekir’in azatlısı Sümey’den; [o] Ebû Sâlih es-Semmân’dan; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam yolda [giderken] susuzluğu şiddetlendi. Bir kuyu bulup içine indi ve su içti. Dışarı çıktığında, susuzluktan dolayı toprağı yalayan ve soluyan bir köpek gördü. Adam: ‘Bu köpek de tıpkı benim gibi susuzluk çekmiş’ dedi ve kuyuya [tekrar] inip mestini suyla doldurdu. Sonra köpeği suladı. Allah onun bu davranışından hoşnut oldu ve onu bağışladı.” [Sahabiler]: “Ey Allah’ın Resûlü! Hayvanlara [yaptığımız iyiliklerde] bizim için bir ecir var mıdır?” diye sordular. [Resûlullah]: “Her canlı varlık (zâti kebid-i ratbe) için [yapılan iyilikte] bir ecir vardır” buyurdu.

2467. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى أُطُمٍ مِنْ آطَامِ الْمَدِينَةِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ هَلْ تَرَوْنَ مَا أَرَى إِنِّي أَرَى مَوَاقِعَ الْفِتَنِ خِلاَلَ بُيُوتِكُمْ كَمَوَاقِعِ الْقَطْرِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Uyeyne bize tahdis etti. [O] Zührî’den; [o] Urve’den; [o da] Üsâme b. Zeyd radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Medine köşklerinden (utüm) birinin üzerine çıktı ve sonra: “Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz? Şüphesiz ben, fitnelerin evlerinizin arasına yağmur damlalarının düştüğü yerler gibi düştüğünü görüyorum” buyurdu.

2468. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا عَلَى أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ لَهُمَا ‏{‏إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا‏}‏ فَحَجَجْتُ مَعَهُ فَعَدَلَ وَعَدَلْتُ مَعَهُ بِالإِدَاوَةِ، فَتَبَرَّزَ حَتَّى جَاءَ، فَسَكَبْتُ عَلَى يَدَيْهِ مِنَ الإِدَاوَةِ، فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ لَهُمَا ‏{‏إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ‏}‏ فَقَالَ وَاعَجَبِي لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ، ثُمَّ اسْتَقْبَلَ عُمَرُ الْحَدِيثَ يَسُوقُهُ، فَقَالَ إِنِّي كُنْتُ وَجَارٌ لِي مِنَ الأَنْصَارِ فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ، وَهْىَ مِنْ عَوَالِي الْمَدِينَةِ، وَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا، فَإِذَا نَزَلْتُ جِئْتُهُ مِنْ خَبَرِ ذَلِكَ الْيَوْمِ مِنَ الأَمْرِ وَغَيْرِهِ، وَإِذَا نَزَلَ فَعَلَ مِثْلَهُ، وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى الأَنْصَارِ إِذَا هُمْ قَوْمٌ تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَأْخُذْنَ مِنْ أَدَبِ نِسَاءِ الأَنْصَارِ، فَصِحْتُ عَلَى امْرَأَتِي، فَرَاجَعَتْنِي، فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي، فَقَالَتْ وَلِمَ تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ، وَإِنَّ إِحْدَاهُنَّ لَتَهْجُرُهُ الْيَوْمَ حَتَّى اللَّيْلِ‏.‏ فَأَفْزَعَنِي، فَقُلْتُ خَابَتْ مَنْ فَعَلَ مِنْهُنَّ بِعَظِيمٍ‏.‏ ثُمَّ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي، فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ أَىْ حَفْصَةُ، أَتُغَاضِبُ إِحْدَاكُنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَوْمَ حَتَّى اللَّيْلِ فَقَالَتْ نَعَمْ‏.‏ فَقُلْتُ خَابَتْ وَخَسِرَتْ، أَفَتَأْمَنُ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَتَهْلِكِينَ لاَ تَسْتَكْثِرِي عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تُرَاجِعِيهِ فِي شَىْءٍ وَلاَ تَهْجُرِيهِ، وَاسْأَلِينِي مَا بَدَا لَكِ، وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْضَأَ مِنْكِ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ يُرِيدُ عَائِشَةَ ـ وَكُنَّا تَحَدَّثْنَا أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ النِّعَالَ لِغَزْوِنَا، فَنَزَلَ صَاحِبِي يَوْمَ نَوْبَتِهِ فَرَجَعَ عِشَاءً، فَضَرَبَ بَابِي ضَرْبًا شَدِيدًا، وَقَالَ أَنَائِمٌ هُوَ فَفَزِعْتُ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ‏.‏ وَقَالَ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ‏.‏ قُلْتُ مَا هُوَ أَجَاءَتْ غَسَّانُ قَالَ لاَ، بَلْ أَعْظَمُ مِنْهُ وَأَطْوَلُ، طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ‏.‏ قَالَ قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ، كُنْتُ أَظُنُّ أَنَّ هَذَا يُوشِكُ أَنْ يَكُونَ، فَجَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي، فَصَلَّيْتُ صَلاَةَ الْفَجْرِ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ مَشْرُبَةً لَهُ فَاعْتَزَلَ فِيهَا، فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ، فَإِذَا هِيَ تَبْكِي‏.‏ قُلْتُ مَا يُبْكِيكِ أَوَلَمْ أَكُنْ حَذَّرْتُكِ أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لاَ أَدْرِي هُوَ ذَا فِي الْمَشْرُبَةِ‏.‏ فَخَرَجْتُ، فَجِئْتُ الْمِنْبَرَ، فَإِذَا حَوْلَهُ رَهْطٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ، فَجَلَسْتُ مَعَهُمْ قَلِيلاً ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ، فَجِئْتُ الْمَشْرُبَةَ الَّتِي هُوَ فِيهَا فَقُلْتُ لِغُلاَمٍ لَهُ أَسْوَدَ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ‏.‏ فَدَخَلَ، فَكَلَّمَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ خَرَجَ، فَقَالَ ذَكَرْتُكَ لَهُ، فَصَمَتَ، فَانْصَرَفْتُ حَتَّى جَلَسْتُ مَعَ الرَّهْطِ الَّذِينَ عِنْدَ الْمِنْبَرِ، ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَجِئْتُ، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَجَلَسْتُ مَعَ الرَّهْطِ الَّذِينَ عِنْدَ الْمِنْبَرِ، ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ فَجِئْتُ الْغُلاَمَ‏.‏ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ‏.‏ فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَلَمَّا وَلَّيْتُ مُنْصَرِفًا، فَإِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي قَالَ أَذِنَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَدَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَإِذَا هُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى رِمَالِ حَصِيرٍ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فِرَاشٌ، قَدْ أَثَّرَ الرِّمَالُ بِجَنْبِهِ، مُتَّكِئٌ عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ، ثُمَّ قُلْتُ وَأَنَا قَائِمٌ طَلَّقْتَ نِسَاءَكَ فَرَفَعَ بَصَرَهُ إِلَىَّ، فَقَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قُلْتُ ـ وَأَنَا قَائِمٌ أَسْتَأْنِسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ رَأَيْتَنِي، وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ نَغْلِبُ النِّسَاءَ، فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى قَوْمٍ تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ، فَذَكَرَهُ، فَتَبَسَّمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ قُلْتُ لَوْ رَأَيْتَنِي، وَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ، فَقُلْتُ لاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْضَأَ مِنْكِ وَأَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـ يُرِيدُ عَائِشَةَ ـ فَتَبَسَّمَ أُخْرَى، فَجَلَسْتُ حِينَ رَأَيْتُهُ تَبَسَّمَ، ثُمَّ رَفَعْتُ بَصَرِي فِي بَيْتِهِ، فَوَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ فِيهِ شَيْئًا يَرُدُّ الْبَصَرَ غَيْرَ أَهَبَةٍ ثَلاَثَةٍ‏.‏ فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ فَلْيُوَسِّعْ عَلَى أُمَّتِكَ، فَإِنَّ فَارِسَ وَالرُّومَ وُسِّعَ عَلَيْهِمْ وَأُعْطُوا الدُّنْيَا، وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَ اللَّهَ، وَكَانَ مُتَّكِئًا‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَوَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرْ لِي‏.‏ فَاعْتَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ الْحَدِيثِ حِينَ أَفْشَتْهُ حَفْصَةُ إِلَى عَائِشَةَ، وَكَانَ قَدْ قَالَ ‏"‏ مَا أَنَا بِدَاخِلٍ عَلَيْهِنَّ شَهْرًا ‏"‏‏.‏ مِنْ شِدَّةِ مَوْجَدَتِهِ عَلَيْهِنَّ حِينَ عَاتَبَهُ اللَّهُ‏.‏ فَلَمَّا مَضَتْ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ فَبَدَأَ بِهَا، فَقَالَتْ لَهُ عَائِشَةُ إِنَّكَ أَقْسَمْتَ أَنْ لاَ تَدْخُلَ عَلَيْنَا شَهْرًا، وَإِنَّا أَصْبَحْنَا لِتِسْعٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً، أَعُدُّهَا عَدًّا‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ ذَلِكَ الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَأُنْزِلَتْ آيَةُ التَّخْيِيرِ فَبَدَأَ بِي أَوَّلَ امْرَأَةٍ، فَقَالَ ‏"‏ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا، وَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ قَدْ أَعْلَمُ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا يَأْمُرَانِي بِفِرَاقِكَ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ قَالَ ‏{‏يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ عَظِيمًا‏}‏ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ أَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ‏.‏ ثُمَّ خَيَّرَ نِسَاءَهُ، فَقُلْنَ مِثْلَ مَا قَالَتْ عَائِشَةُ‏.‏

Yahyâ b. Bükeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bize tahdis etti. [O] Ukayl’den; [o] İbn Şihâb’dan [nakletti]. [İbn Şihâb] şöyle dedi: Ubeydullah b. Abdullah b. Ebî Sevr bana, Abdullah b. Abbâs radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek şöyle] haber verdi: “Allah Teâlâ’nın haklarında: { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا } ‘Eğer ikiniz de Allah’a tövbe ederseniz [ne iyi]; çünkü kalpleriniz [haktan] sapmıştı’ (Tahrîm, 4) buyurduğu, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in o iki eşinin kim olduğunu Ömer’e sormayı hep çok istiyordum. Onunla beraber hacca gittim. [Yolda] ana yoldan saptı (ihtiyacını gidermek için ayrıldı), ben de su kabıyla (idâve) beraber onunla saptım. İhtiyacını giderip yanıma gelince ellerine su döktüm, abdest aldı. Ben de: ‘Ey müminlerin emiri! Allah Teâlâ’nın haklarında “Eğer ikiniz de Allah’a tövbe ederseniz...” buyurduğu, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in o iki eşi kimdir?’ diye sordum. Ömer: ‘Hayret doğrusu sana ey İbn Abbâs! [Onlar] Âişe ve Hafsa’dır’ dedi. Sonra Ömer söze başlayıp olayı [şöyle] anlattı: ‘Ben ve Ensâr’dan bir komşum, Medine’nin yukarı kısımlarında (avâlî) Benî Ümeyye b. Zeyd yurdunda kalıyorduk. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına sırayla inerdik; bir gün o inerdi, bir gün ben. Ben indiğim zaman o günün haberlerini (vahiyleri ve diğer meseleleri) ona getirirdim; o indiğinde de aynısını yapardı. Biz Kureyş topluluğu kadınlara hâkim olurduk. Ensâr’ın yanına geldiğimizde ise onların kadınlarının kendilerine hâkim olduğunu gördük. Bizim kadınlarımız da Ensâr kadınlarının bu hallerinden kapmaya başladılar. [Bir gün] karıma kızıp bağırdım, o da bana karşılık verdi. Bana karşılık vermesini yadırgadım. O ise: “Bana karşılık vermemi neden yadırgıyorsun? Vallahi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşleri de ona karşılık veriyorlar; hatta onlardan biri [gün olur] akşama kadar onunla konuşmaz (tehcuruhu)” dedi. Bu durum beni dehşete düşürdü ve: “Onlardan bunu yapan kadın büyük bir hüsrana uğramıştır” dedim. Sonra üzerimi giyinip Hafsa’nın yanına girdim ve: “Ey Hafsa! Sizden biri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e öfkelenip akşama kadar onunla konuşmadığı oluyor mu?” diye sordum. “Evet” dedi. “Hüsrana uğradın ve kaybettin! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in öfkesinden dolayı Allah’ın sana gazap etmeyeceğinden ve böylece helak olmayacağından emin misin? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı bir şeyi çok görme, ona karşı gelme ve onunla konuşmayı kesme. Bir şeye ihtiyacın olursa benden iste. Komşun (Âişe) senden daha güzel ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e daha sevgili diye [ona özenip] aldanma” dedim. O günlerde biz, Gassânîlerin bize saldırmak için atlarına nal çaktırdıklarını konuşuyorduk. Nöbet gününde arkadaşım [Medine’ye] indi ve yatsı vakti döndü. Kapımı şiddetle vurdu ve: “Uyuyor mu?” diye bağırdı. Korkuyla dışarı çıktım. “Büyük bir hadise oldu!” dedi. “Ne oldu, Gassânîler mi geldi?” dedim. “Hayır, ondan daha büyük ve daha önemli: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerini boşadı!” dedi. “Hafsa hüsrana uğradı ve kaybetti! Zaten bunun olacağını tahmin ediyordum” dedim. Üzerimi giyip sabah namazını Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber kıldım. [Namazdan sonra Resûlullah] kendine ait bir çardağa (meşrube) girdi ve orada inzivaya çekildi. Hafsa’nın yanına girdim, ağlıyordu. “Neden ağlıyorsun? Ben seni uyarmamış mıydım? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sizi boşadı mı?” diye sordum. “Bilmiyorum, işte şu çardaktadır” dedi. Dışarı çıkıp minberin yanına geldim; orada bir grup insan vardı, bazısı ağlıyordu. Bir süre onlarla oturdum fakat içimdeki [sıkıntı] ağır bastı ve [Nebi’nin] bulunduğu o çardağa geldim. Siyahî hizmetçisine: “Ömer için izin iste” dedim. İçeri girdi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile konuştu ve sonra çıkıp: “Seni ona zikrettim ama sustu” dedi. Oradan ayrılıp minberin yanındakilerin yanına oturdum. Yine dayanamayıp geldim, [hizmetçi] yine aynı cevabı verdi. Üçüncü kez gidip: “Ömer için izin iste” dedim; yine aynısı oldu. Tam arkamı dönüp giderken o hizmetçi bana seslendi ve: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana izin verdi” dedi. Yanına girdim; bir hasırın (rimâl) üzerinde uzanmış yatıyordu, altında bir döşek yoktu ve hasırın izi böğrüne çıkmıştı. İçi hurma lifiyle dolu deriden bir yastığa yaslanmıştı. Selam verdim ve ayaktayken: “Eşlerini boşadın mı?” diye sordum. Başını kaldırıp bana baktı ve: “Hayır” buyurdu. Bunun üzerine gönlünü ferahlatmak için: “Ey Allah’ın Resûlü! Bir bilsen; biz Kureyş topluluğu kadınlara hâkim olurduk, Ensâr’ın yanına gelince kadınlarının onlara hâkim olduğunu gördük...” diyerek [yukarıdaki olayı] anlattım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem tebessüm etti. Sonra: “Bir bilsen; Hafsa’nın yanına girdim ve ona: ‘Komşun senden daha güzel ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e daha sevgili diye sakın aldanma’ dedim” deyince tekrar tebessüm etti. Tebessüm ettiğini görünce oturdum. Başımı kaldırıp evinin içine baktım; vallahi orada [duvara asılmış] üç adet tabaklanmış deri parçasından başka gözüme çarpacak hiçbir şey görmedim. “Dua et de Allah ümmetine genişlik versin; zira Allah’a ibadet etmedikleri halde Farslara ve Romalılara dünyalıklar verilmiş ve onlara genişlik sağlanmıştır” dedim. Yaslanmış durumdayken [doğruldu] ve: “Ey Hattâb oğlu! Yoksa sen [bundan] şüphede misin? Onlar, dünya hayatında güzellikleri kendilerine aceleyle verilmiş bir topluluktur” buyurdu. Ben de: “Ey Allah’ın Resûlü! Benim için istiğfar et” dedim. Hafsa, [Nebi’nin ona emanet ettiği] sırrı Âişe’ye ifşa ettiği için Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara çok kızmış ve bir ay boyunca yanlarına girmeyeceğine yemin etmişti. Yirmi dokuz gece geçince [Nebi] önce Âişe’nin yanına girdi. Âişe: “Sen yanımıza bir ay boyunca girmeyeceğine yemin etmiştin; biz ise yirmi dokuzuncu geceye girdik, ben günleri bir bir sayıyorum” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ay yirmi dokuz gündür” buyurdu. Gerçekten o ay yirmi dokuz çekmişti. Âişe [devamla] dedi ki: “Tahyîr (eşlerini muhayyer bırakma) ayeti nazil oldu. [Resûlullah] ilk benden başladı ve: ‘Sana bir durum zikredeceğim; anne ve babana danışmadan karar vermekte acele etme’ dedi. Ben [zaten] anne ve babamın senden ayrılmamı emretmeyeceklerini biliyordum. Sonra: ‘Allah Teâlâ: “{ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأزْوَاجِكَ } Ey Peygamber! Eşlerine söyle...” [ayetinden] “azim” [ifadesine] kadar (Ahzâb, 28-29) buyurdu’ dedi. Ben de: ‘Bu konuda mı anne ve babama danışacağım? Ben Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorum’ dedim. Sonra diğer eşlerini de muhayyer bıraktı; onlar da Âişe’nin dediği gibi dediler.”

2469. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، حَدَّثَنَا الْفَزَارِيُّ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ آلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ نِسَائِهِ شَهْرًا، وَكَانَتِ انْفَكَّتْ قَدَمُهُ فَجَلَسَ فِي عِلِّيَّةٍ لَهُ، فَجَاءَ عُمَرُ، فَقَالَ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ قَالَ ‏ "‏ لاَ، وَلَكِنِّي آلَيْتُ مِنْهُنَّ شَهْرًا ‏"‏‏.‏ فَمَكُثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ، ثُمَّ نَزَلَ، فَدَخَلَ عَلَى نِسَائِهِ‏.‏

İbn Selâm bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-Fezârî bize tahdis etti. [O] Humeyd et-Tavîl’den; [o da] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir ay boyunca eşlerine yaklaşmamaya yemin etti (ilâ). [O sırada] ayağı incinmişti (infekket), bu yüzden kendine ait bir çardakta (ulliyye) kaldı. Ömer yanına gelip: ‘Eşlerini boşadın mı?’ diye sordu. [Resûlullah]: ‘Hayır, lakin onlara bir ay yaklaşmamaya yemin ettim’ buyurdu. Yirmi dokuz [gün] orada kaldı, sonra aşağı inip eşlerinin yanına girdi.”

2470. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُتَوَكِّلِ النَّاجِيُّ، قَالَ أَتَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَسْجِدَ، فَدَخَلْتُ إِلَيْهِ، وَعَقَلْتُ الْجَمَلَ فِي نَاحِيَةِ الْبَلاَطِ فَقُلْتُ هَذَا جَمَلُكَ‏.‏ فَخَرَجَ فَجَعَلَ يُطِيفُ بِالْجَمَلِ قَالَ ‏ "‏ الثَّمَنُ وَالْجَمَلُ لَكَ ‏"‏‏.‏

Müslim bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Akîl bize tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû’l-Mütevekkil en-Nâcî [şöyle] dedi: Câbir b. Abdullah radıyallâhu anhumâ’ya geldim, şöyle anlattı: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem mescide girdi, ben de onun yanına girdim. Deveyi mescit avlusunun (balât) bir kenarına bağladım ve: ‘Bu senin devedir’ dedim. [Nebi] dışarı çıktı, devenin etrafında dolaşmaya başladı ve: ‘[Hem] bedeli hem de deve senindir’ buyurdu.”

2471. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، أَوْ قَالَ لَقَدْ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سُبَاطَةَ قَوْمٍ فَبَالَ قَائِمًا‏.‏

Süleymân b. Harb bize tahdis etti. [O] Şu’be’den; [o] Mansûr’dan; [o] Ebû Vâil’den; [o da] Huzeyfe radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördüm —veya: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir topluluğun çöplüğüne (subâte) geldi— ve ayakta küçük abdestini bozdu.”

2472. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ، وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ فَأَخَذَهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ ‏"‏‏.‏

Abdullah bize tahdis etti. [O] Mâlik’ten; [o] Sümey’den; [o] Ebû Sâlih’ten; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam yolda yürürken [üzerinde] dikenler olan bir dal parçası gördü ve onu [kenara] aldı. Allah onun bu davranışından hoşnut oldu ve onu bağışladı.”

2473. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ خِرِّيتٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَضَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا تَشَاجَرُوا فِي الطَّرِيقِ بِسَبْعَةِ أَذْرُعٍ‏.‏

Mûsâ b. İsmâîl bize tahdis etti, [o] dedi ki: Cerîr b. Hâzim bize tahdis etti. [O] ez-Zübeyr b. Hırrît’ten; [o] İkrime’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’ı [şöyle] derken işitmiş: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; [insanlar] yol hakkında ihtilafa düştüklerinde, [yol genişliğinin] yedi arşın (ezru’) olarak bırakılmasına hükmetti.”

2474. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ الأَنْصَارِيّ َ ـ وَهُوَ جَدُّهُ أَبُو أُمِّهِ ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النُّهْبَى وَالْمُثْلَةِ‏.‏

Âdem b. Ebî İyâs bize tahdis etti, [o] dedi ki: Şu’be bize tahdis etti, [o] dedi ki: Adî b. Sâbit bize tahdis etti. [O], Abdullah b. Yezîd el-Ensârî’yi —ki o [Adî’nin] anne tarafından dedesidir— [şöyle] derken işitmiş: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; yağmayı (nuhbâ) ve [canlı birinin azalarını kesmek olan] müsleyi yasakladı.”

2475. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، حَدَّثَنَا عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الْخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهْوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَنْتَهِبُ نُهْبَةً يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهْوَ مُؤْمِنٌ ‏"‏‏.‏ وَعَنْ سَعِيدٍ وَأَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ إِلاَّ النُّهْبَةَ‏.‏

Saîd b. Ufeyr bize tahdis etti, [o] dedi ki: Leys bana tahdis etti, [o] dedi ki: Ukayl bize tahdis etti. [O] İbn Şihâb’dan; [o] Ebû Bekir b. Abdurrahmân’dan; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Zina eden kişi zina ettiği sırada [kâmil bir] mümin olarak zina etmez. İçki içen kişi içtiği sırada mümin olarak içmez. Hırsızlık yapan kişi çaldığı sırada mümin olarak çalmaz. İnsanların gözleri önünde bir şeyi yağmalayan (yen-tehibü) kimse de o yağmayı yaptığı sırada mümin olarak yağmalamaz.” Saîd ve Ebû Seleme de Ebû Hüreyre’den, [onun da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklettiğine göre]; yağma (nuhbe) kısmı hariç bu [hadisin] aynısını rivayet etmişlerdir.

2476. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَنْزِلَ فِيكُمُ ابْنُ مَرْيَمَ حَكَمًا مُقْسِطًا، فَيَكْسِرَ الصَّلِيبَ، وَيَقْتُلَ الْخِنْزِيرَ، وَيَضَعَ الْجِزْيَةَ، وَيَفِيضَ الْمَالُ حَتَّى لاَ يَقْبَلَهُ أَحَدٌ ‏"‏‏.‏

Alî b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti, [o] dedi ki: Zührî bize tahdis etti. [O] şöyle dedi: Saîd b. el-Müseyyeb’in, Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] işittiğine göre; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Meryem oğlu [İsa], adil bir hakem olarak aranıza inmedikçe kıyamet kopmaz. O [indiğinde] haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. [O dönemde] mal o kadar çoğalacak ki, hiç kimse onu kabul etmeyecektir.”

2477. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى نِيرَانًا تُوقَدُ يَوْمَ خَيْبَرَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ عَلَى مَا تُوقَدُ هَذِهِ النِّيرَانُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا عَلَى الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اكْسِرُوهَا، وَأَهْرِقُوهَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا أَلاَ نُهْرِيقُهَا وَنَغْسِلُهَا قَالَ ‏"‏ اغْسِلُوا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ كَانَ ابْنُ أَبِي أُوَيْسٍ يَقُولُ الْحُمُرِ الْأَنْسِيَّةِ بِنَصْبِ الْأَلِفِ وَالنُّونِ

Ebû Âsım ed-Dahhâk b. Mahled bize tahdis etti. [O] Yezîd b. Ebî Ubeyd’den; [o da] Seleme b. el-Ekva’ radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Hayber günü yakılan birtakım ateşler gördü. “Bu ateşler ne için yakılıyor?” diye sordu. “Ehli eşekler [etini pişirmek] için” dediler. [Resûlullah]: “[O kapları] kırın ve içindekileri dökün!” buyurdu. [Oradakiler]: “Döksek de onları yıkasak olmaz mı?” diye sordular. [Resûlullah]: “Yıkayın [o halde]” buyurdu. Ebû Abdullah [Buhârî] şöyle dedi: İbn Ebî Üveys “el-Humuri’l-Ensiyye” (evcil eşekler) ifadesini, elif ve nun harflerini fetha ile okurdu.

2478. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ، وَحَوْلَ الْكَعْبَةِ ثَلاَثُمِائَةٍ وَسِتُّونَ نُصُبًا فَجَعَلَ يَطْعَنُهَا بِعُودٍ فِي يَدِهِ وَجَعَلَ يَقُولُ ‏{‏جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏

Alî b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Ebî Necîh bize tahdis etti. [O] Mücâhid’den; [o] Ebû Ma’mer’den; [o da] Abdullah b. Mes’ûd radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye girdiğinde, Kâbe’nin etrafında üç yüz altmış tane dikili taş (nusub/put) vardı. Elindeki bir değnekle onlara dürtmeye başladı ve: { جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ } ‘Hak geldi, batıl yok oldu...’ ayetini (İsrâ, 81) okuyordu.”

2479. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ الْقَاسِمِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا كَانَتِ اتَّخَذَتْ عَلَى سَهْوَةٍ لَهَا سِتْرًا فِيهِ تَمَاثِيلُ، فَهَتَكَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَاتَّخَذَتْ مِنْهُ نُمْرُقَتَيْنِ، فَكَانَتَا فِي الْبَيْتِ يَجْلِسُ عَلَيْهِمَا‏.‏

İbrâhîm b. el-Münzir bize tahdis etti, [o] dedi ki: Enes b. İyâd bize tahdis etti. [O] Ubeydullah’tan; [o] Abdurrahmân b. el-Kâsım’dan; [o] babası el-Kâsım’dan; [o da] Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek şöyle dedi]: “Kendi odasının (sehve) kapısına üzerinde suretler (temâsîl) bulunan bir perde asmıştı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem o perdeyi yırttı (hetekehu). Âişe de o [perdeden] iki minder (numrukatayn) yaptı; o minderler evde bulunuyordu ve [Resûlullah] onların üzerine oturuyordu.”

2480. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي أَيُّوبَ ـ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الأَسْوَدِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yezîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Saîd —ki o İbn Ebî Eyyûb’dur— bize tahdis etti. [O] şöyle dedi: Ebû’l-Esved bana, İkrime’den; [o da] Abdullah b. Amr radıyallâhu anhumâ’dan [naklederek] şöyle tahdis etti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kim malı uğrunda öldürülürse o şehittir.”

2481. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَ بَعْضِ نِسَائِهِ، فَأَرْسَلَتْ إِحْدَى أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ مَعَ خَادِمٍ بِقَصْعَةٍ فِيهَا طَعَامٌ فَضَرَبَتْ بِيَدِهَا، فَكَسَرَتِ الْقَصْعَةَ، فَضَمَّهَا، وَجَعَلَ فِيهَا الطَّعَامَ وَقَالَ ‏ "‏ كُلُوا ‏"‏‏.‏ وَحَبَسَ الرَّسُولَ وَالْقَصْعَةَ حَتَّى فَرَغُوا، فَدَفَعَ الْقَصْعَةَ الصَّحِيحَةَ وَحَبَسَ الْمَكْسُورَةَ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Yahyâ b. Saîd bize tahdis etti. [O] Humeyd’den; [o da] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden birinin (Âişe’nin) yanındayken, müminlerin annelerinden diğeri bir hizmetçiyle içinde yemek bulunan bir çanak gönderdi. [Yanındaki eşi] eliyle vurup çanağı kırdı. [Nebi] kırılan parçaları bir araya getirip içine yemeği koydu ve: “Yiyin” buyurdu. [Yemeği getiren] elçiyi ve [kırılan] çanağı, [orada bulunanlar yemeklerini] bitirinceye kadar bekletti. Sonra sağlam çanağı [elçiye] verdi, kırık olanı ise [kendi evinde] bıraktı. İbn Ebî Meryem [şöyle] dedi: Yahyâ b. Eyyûb bize haber verdi, Humeyd bize tahdis etti, Enes bize Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] tahdis etti.

2482. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كَانَ رَجُلٌ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، يُقَالُ لَهُ جُرَيْجٌ، يُصَلِّي، فَجَاءَتْهُ أُمُّهُ فَدَعَتْهُ، فَأَبَى أَنْ يُجِيبَهَا، فَقَالَ أُجِيبُهَا أَوْ أُصَلِّي ثُمَّ أَتَتْهُ، فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تُمِتْهُ حَتَّى تُرِيَهُ الْمُومِسَاتِ‏.‏ وَكَانَ جُرَيْجٌ فِي صَوْمَعَتِهِ، فَقَالَتِ امْرَأَةٌ لأَفْتِنَنَّ جُرَيْجًا‏.‏ فَتَعَرَّضَتْ لَهُ فَكَلَّمَتْهُ فَأَبَى، فَأَتَتْ رَاعِيًا، فَأَمْكَنَتْهُ مِنْ نَفْسِهَا فَوَلَدَتْ غُلاَمًا، فَقَالَتْ هُوَ مِنْ جُرَيْجٍ‏.‏ فَأَتَوْهُ، وَكَسَرُوا صَوْمَعَتَهُ فَأَنْزَلُوهُ وَسَبُّوهُ، فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ أَتَى الْغُلاَمَ، فَقَالَ مَنْ أَبُوكَ يَا غُلاَمُ قَالَ الرَّاعِي‏.‏ قَالُوا نَبْنِي صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَبٍ‏.‏ قَالَ لاَ إِلاَّ مِنْ طِينٍ ‏"‏‏.‏

Müslim b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Cerîr b. Hâzim bize tahdis etti. [O] Muhammed b. Sîrîn’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İsrâiloğulları’ndan Cüreyc adında bir adam vardı, namaz kılardı. [Bir gün namazdayken] annesi gelip ona seslendi; o ise annesine cevap vermedi. Kendi kendine: ‘Annesine cevap mı vereyim yoksa namaza mı devam edeyim?’ dedi. Sonra annesi [tekrar] geldi [ve yine cevap alamayınca]: ‘Allah’ım! Kötü kadınları (mûmisât) görmedikçe (onlarla imtihan edilmedikçe) canını alma!’ diye beddua etti. Cüreyc kendi ibadethanesinde (savmea) kalıyordu. Bir kadın: ‘Ben mutlaka Cüreyc’i baştan çıkaracağım’ dedi. Kendini ona arz etti ve onunla konuştu fakat Cüreyc reddetti. Bunun üzerine kadın bir çobana gitti, kendisini ona teslim etti ve bir erkek çocuk doğurdu. Sonra: ‘Bu çocuk Cüreyc’dendir’ dedi. Halk Cüreyc’e geldiler, ibadethanesini yıktılar, onu aşağı indirip ona sövdüler. Cüreyc abdest alıp namaz kıldı, sonra çocuğun yanına gelip: ‘Ey çocuk! Senin baban kim?’ diye sordu. Çocuk: ‘Çobandır’ dedi. Bunun üzerine insanlar: ‘Senin ibadethaneni altından yapalım’ dediler. Cüreyc: ‘Hayır, sadece çamurdan (eskisi gibi) yapın’ dedi.”