Kurbanlar Kitabı

Ebu Davud · Sünen-i Ebu Davud (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2788. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، ح وَحَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَوْنٍ، عَنْ عَامِرٍ أَبِي رَمْلَةَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مِخْنَفُ بْنُ سُلَيْمٍ، قَالَ وَنَحْنُ وُقُوفٌ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعَرَفَاتٍ قَالَ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ عَلَى كُلِّ أَهْلِ بَيْتٍ فِي كُلِّ عَامٍ أُضْحِيَةً وَعَتِيرَةً أَتَدْرُونَ مَا الْعَتِيرَةُ هَذِهِ الَّتِي يَقُولُ النَّاسُ الرَّجَبِيَّةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ الْعَتِيرَةُ مَنْسُوخَةٌ هَذَا خَبَرٌ مَنْسُوخٌ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Yezîd (b. Zürey') bize anlattı. (Bir başka tarikle) bize Humeyd b. Mes'ade anlattı; Bişr (b. el-Mufaddal) bize anlattı; ikisi de Abdullah b. Avn’dan; o da Âmir Ebû Remle’den naklettiğine göre; Mihnef b. Süleym ona şöyle bildirmiştir: Biz Arafat’ta Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber vakfedeyken o şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Her sene, her ev halkı üzerine bir kurban (udhiyye) ve bir atîre (kurbanı) gerekir. Atîre nedir bilir misiniz? O, insanların ‘Recebiyye’ dediği (Receb ayında kesilen) kurbandır.” Ebû Dâvûd der ki: Atîre (hükmü) neshedilmiştir (kaldırılmıştır); bu haber (rivayet) mensuhtur.

2789. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي عَيَّاشُ بْنُ عَبَّاسٍ الْقِتْبَانِيُّ، عَنْ عِيسَى بْنِ هِلاَلٍ الصَّدَفِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أُمِرْتُ بِيَوْمِ الأَضْحَى عِيدًا جَعَلَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لِهَذِهِ الأُمَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الرَّجُلُ أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ أَجِدْ إِلاَّ أُضْحِيَةً أُنْثَى أَفَأُضَحِّي بِهَا قَالَ ‏"‏ لاَ وَلَكِنْ تَأْخُذُ مِنْ شَعْرِكَ وَأَظْفَارِكَ وَتَقُصُّ شَارِبَكَ وَتَحْلِقُ عَانَتَكَ فَتِلْكَ تَمَامُ أُضْحِيَتِكَ عِنْدَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Hârûn b. Abdillâh bize anlattı; Abdullah b. Yezîd bize anlattı; Saîd b. Ebî Eyyûb bana anlattı; Ayyaş b. Abbâs el-Kıtbânî bana bildirdi; Îsâ b. Hilâl es-Sadefî’den; o da Abdullah b. Amr b. el-As’tan -naklettiğine göre- Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kurban Bayramı gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum; Allah Azze ve Celle onu bu ümmet için (bayram) kılmıştır.” buyurdu. Bir adam: “(Ey Allah’ın Elçisi!) Bir de şu yönden baksana; eğer bende (başkasına ait emanet) bir hayvandan başka kurban edecek hiçbir şeyim yoksa, onu kurban edeyim mi?” dedi. (Efendimiz): “Hayır. Lakin saçından ve tırnaklarından (bir parça) alırsın, bıyıklarını kısaltırsın ve etek tıraşı olursun. İşte Allah Azze ve Celle katında senin tam kurbanın budur.” buyurdu.

2790. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي الْحَسْنَاءِ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ حَنَشٍ، قَالَ رَأَيْتُ عَلِيًّا يُضَحِّي بِكَبْشَيْنِ فَقُلْتُ مَا هَذَا فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْصَانِي أَنْ أُضَحِّيَ عَنْهُ فَأَنَا أُضَحِّي عَنْهُ ‏.‏

Osman b. Ebî Şeybe bize anlattı; Şerîk bize anlattı; Ebü'l-Hasnâ'dan; Hakem'den; Haneş'ten -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Ali'yi iki koç kurban ederken gördüm ve: “Bu nedir?” diye sordum. (Ali): “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisi adına kurban kesmemi vasiyet etti; işte bu sebeple onun adına kurban kesiyorum.” dedi.

2791. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُسْلِمٍ اللَّيْثِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ سَمِعْتُ أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ كَانَ لَهُ ذِبْحٌ يَذْبَحُهُ فَإِذَا أَهَلَّ هِلاَلُ ذِي الْحِجَّةِ فَلاَ يَأْخُذَنَّ مِنْ شَعْرِهِ وَلاَ مِنْ أَظْفَارِهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ اخْتَلَفُوا عَلَى مَالِكٍ وَعَلَى مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو فِي عَمْرِو بْنِ مُسْلِمٍ قَالَ بَعْضُهُمْ عُمَرُ وَأَكْثَرُهُمْ قَالَ عَمْرٌو ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ عَمْرُو بْنُ مُسْلِمِ بْنِ أُكَيْمَةَ اللَّيْثِيُّ الْجُنْدَعِيُّ ‏.‏

Ubeydullah b. Muâz bize anlattı; babası bize anlattı; Muhammed b. Amr bize anlattı; Amr b. Müslim el-Leysî bize anlattı; dedi ki: Saîd b. el-Müseyyeb'i şöyle derken işittim: Ümmü Seleme'yi işittim; diyordu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kimin keseceği bir kurbanı varsa, Zilhicce hilali göründüğünde (kurbanını) kesene kadar ne saçından ne de tırnaklarından hiçbir şey almasın.” Ebû Dâvûd der ki: Mâlik ve Muhammed b. Amr'dan (gelen rivayetlerde) Amr b. Müslim'in ismi hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları “Ömer” demişlerse de çoğunluğu “Amr” demiştir. Ebû Dâvûd (ayrıca) der ki: O, Amr b. Müslim b. Ükeyme el-Leysî el-Cündaî'dir.

2792. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، حَدَّثَنِي أَبُو صَخْرٍ، عَنِ ابْنِ قُسَيْطٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِكَبْشٍ أَقْرَنَ يَطَأُ فِي سَوَادٍ وَيَنْظُرُ فِي سَوَادٍ وَيَبْرُكُ فِي سَوَادٍ فَأُتِيَ بِهِ فَضَحَّى بِهِ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ هَلُمِّي الْمُدْيَةَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اشْحَذِيهَا بِحَجَرٍ ‏"‏ ‏.‏ فَفَعَلَتْ فَأَخَذَهَا وَأَخَذَ الْكَبْشَ فَأَضْجَعَهُ وَذَبَحَهُ وَقَالَ ‏"‏ بِسْمِ اللَّهِ اللَّهُمَّ تَقَبَّلْ مِنْ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَمِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ضَحَّى بِهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Hayve bana bildirdi; Ebû Sahr bana anlattı; İbn Kusayt’tan; Urve b. ez-Zübeyr’den; Âişe’den -naklettiğine göre- : Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (kurban etmek üzere) ayakları siyah, göz çevresi siyah ve karnı siyah olan boynuzlu bir koç (getirilmesini) emretti. Koç getirilince onu kurban etmek için: “Ey Âişe! Bana bıçağı getir!” buyurdu. Sonra: “Onu bir taşla bile!” buyurdu. Ben de öyle yaptım. Efendimiz bıçağı aldı, koçu yakalayıp yatırdı ve onu keserken: “Bismillâh! Allah’ım, (şu kurbanı) Muhammed’den, Muhammed’in ailesinden ve Muhammed’in ümmetinden kabul buyur!” dedi ve sonra onu kurban etti.

2793. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَحَرَ سَبْعَ بَدَنَاتٍ بِيَدِهِ قِيَامًا وَضَحَّى بِالْمَدِينَةِ بِكَبْشَيْنِ أَقْرَنَيْنِ أَمْلَحَيْنِ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Vuheyb bize anlattı; Eyyûb’dan; Ebû Kılâbe’den; Enes’ten -naklettiğine göre- : Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem (Hac'da) yedi deveyi ayakta dururken kendi eliyle kesti (nahr etti). Medine'de ise siyahlı beyazlı (alaca) olan iki boynuzlu koç kurban etti.

2794. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ضَحَّى بِكَبْشَيْنِ أَقْرَنَيْنِ أَمْلَحَيْنِ يَذْبَحُ وَيُكَبِّرُ وَيُسَمِّي وَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلَى صَفْحَتِهِمَا ‏.‏

Müslim b. İbrâhim bize anlattı; Hişâm bize anlattı; Katâde’den; Enes’ten -naklettiğine göre- : Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem siyahlı beyazlı (alaca) olan iki boynuzlu koç kurban etti. (Onları keserken) tekbir getiriyor, besmele çekiyor ve ayağını koçların boyunlarının yan tarafına koyuyordu.

2795. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي عَيَّاشٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ ذَبَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الذَّبْحِ كَبْشَيْنِ أَقْرَنَيْنِ أَمْلَحَيْنِ مُوجَأَيْنِ فَلَمَّا وَجَّهَهُمَا قَالَ ‏ "‏ إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ عَلَى مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاىَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ اللَّهُمَّ مِنْكَ وَلَكَ عَنْ مُحَمَّدٍ وَأُمَّتِهِ بِاسْمِ اللَّهِ وَاللَّهُ أَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَبَحَ ‏.‏

İbrâhim b. Mûsâ er-Râzî bize anlattı; Îsâ bize anlattı; Muhammed b. İshâk bize anlattı; Yezîd b. Ebî Habîb’den; Ebû Ayyaş’tan; Câbir b. Abdillâh’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem kurban günü siyahlı beyazlı (alaca), boynuzlu ve burulmuş (hadım edilmiş) iki koç kesti. Onları (kıbleye doğru) yönelttiğinde şöyle dedi: “Ben hanif (muvahhid) olarak, yüzümü gökleri ve yeri yaratan (Allah)’a, İbrâhim’in dini üzere çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur; ben bununla emrolundum ve ben Müslümanlardanım. Allah’ım! (Bu kurban) Sendendir ve Senin (rızan) içindir; Muhammed ve ümmeti adınadır. Bismillâh vallâhu ekber!” dedi ve sonra kesti.

2796. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُضَحِّي بِكَبْشٍ أَقْرَنَ فَحِيلٍ يَنْظُرُ فِي سَوَادٍ وَيَأْكُلُ فِي سَوَادٍ وَيَمْشِي فِي سَوَادٍ ‏.‏

Yahyâ b. Maîn bize anlattı; Hafs bize anlattı; Ca'fer'den; o da babasından; o da Ebû Saîd'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, göz çevresi siyah, ağzı (yediği yer) siyah ve ayakları (yürüdüğü yer) siyah olan boynuzlu ve gösterişli (fahîl) bir koç kurban ederdi.

2797. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَذْبَحُوا إِلاَّ مُسِنَّةً إِلاَّ أَنْ يَعْسُرَ عَلَيْكُمْ فَتَذْبَحُوا جَذَعَةً مِنَ الضَّأْنِ ‏"‏ ‏.‏

Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harrânî bize anlattı; Züheyr b. Muâviye bize anlattı; Ebü’z-Zübeyr bize anlattı; Câbir’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Kurban olarak) Sadece yetişkin (müsinne) hayvanları kesin. Ancak size güç gelirse (bulamazsanız) koyundan bir ceza' (altı ayını doldurmuş iri kuzu) kesebilirsiniz.”

2798. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ صُدْرَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي عُمَارَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ طُعْمَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، قَالَ قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَصْحَابِهِ ضَحَايَا فَأَعْطَانِي عَتُودًا جَذَعًا - قَالَ - فَرَجَعْتُ بِهِ إِلَيْهِ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّهُ جَذَعٌ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ ضَحِّ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَضَحَّيْتُ بِهِ ‏.‏

Muhammed b. Sudrân bize anlattı; Abdülalâ b. Abdilalâ bize anlattı; Muhammed b. İshâk bize anlattı; Umâre b. Abdillâh b. Tu'me bana anlattı; Saîd b. el-Müseyyeb'den; o da Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ashâbı arasında kurbanlıklar paylaştırdı. Bana da (bir yaşını doldurmuş gibi görünen) güçlü bir kuzu (atûd ceza') verdi. -Dedi ki:- Onu kendisine geri götürdüm ve ona; 'O, (henüz bir yaşını doldurmamış) bir kuzu (ceza')' dedim. O (as) da: “Onunla kurban kes!” buyurdu. Ben de onunla kurban kestim.

2799. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا الثَّوْرِيُّ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُقَالُ لَهُ مُجَاشِعٌ مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ فَعَزَّتِ الْغَنَمُ فَأَمَرَ مُنَادِيًا فَنَادَى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ الْجَذَعَ يُوَفِّي مِمَّا يُوَفِّي مِنْهُ الثَّنِيُّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ مُجَاشِعُ بْنُ مَسْعُودٍ ‏.‏

el-Hasen b. Ali bize anlattı; Abdürrezzâk bize anlattı; es-Sevrî bize anlattı; Âsım b. Küleyb’den; o da babasından -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Biz, Süleym oğullarından ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashâbından olan Mücâşi’ adlı bir zât ile birlikteydik. Koyun azaldı (ve fiyatları arttı). Bunun üzerine o (Mücâşi’), bir münâdiye emir verdi; o da: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Koyunun ceza’ olanı (iri kuzusu), senî' (bir yaşını doldurmuş olanı) gibi yeterli olur’ buyururdu” diye seslendi. Ebû Dâvud dedi ki: Bu (zât), Mücâşi’ b. Mes’ûd’dur.

2800. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ النَّحْرِ بَعْدَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏"‏ مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا وَنَسَكَ نُسُكَنَا فَقَدْ أَصَابَ النُّسُكَ وَمَنْ نَسَكَ قَبْلَ الصَّلاَةِ فَتِلْكَ شَاةُ لَحْمٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ أَبُو بُرْدَةَ بْنُ نِيَارٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ نَسَكْتُ قَبْلَ أَنْ أَخْرُجَ إِلَى الصَّلاَةِ وَعَرَفْتُ أَنَّ الْيَوْمَ يَوْمُ أَكْلٍ وَشُرْبٍ فَتَعَجَّلْتُ فَأَكَلْتُ وَأَطْعَمْتُ أَهْلِي وَجِيرَانِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تِلْكَ شَاةُ لَحْمٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي عَنَاقًا جَذَعَةً وَهِيَ خَيْرٌ مِنْ شَاتَىْ لَحْمٍ فَهَلْ تُجْزِئُ عَنِّي قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَلَنْ تُجْزِئَ عَنْ أَحَدٍ بَعْدَكَ ‏"‏ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Ebü’l-Ahvas bize anlattı; Mansûr bize anlattı; eş-Şa’bî’den; o da el-Berâ’dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kurban günü namazdan sonra bize bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Kim bizim kıldığımız (namazı) gibi namaz kılar ve bizim kurban kestiğimiz gibi kurban keserse, kurbanı (ibadetini) tam yapmış olur. Kim de namazdan önce kurban keserse, o ancak bir et koyunudur (kurban sayılmaz).” Bunun üzerine Ebû Bürde b. Niyâr ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Vallâhi ben namaza çıkmadan önce kurbanımı kestim. Bugünün yeme içme günü olduğunu bildiğim için acele ettim; hem kendim yedim hem de aileme ve komşularıma yedirdim” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O, ancak bir et koyunudur” buyurdu. Ebû Bürde: “Yanımda bir yaşını doldurmamış (ceza') dişi bir oğlak var ki, o bence iki et koyunundan daha değerlidir. Bu benim için yeterli olur mu?” diye sordu. Efendimiz: “Evet, ama senden sonra artık hiç kimse için yeterli olmaz” buyurdu.

2801. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ ضَحَّى خَالٌ لِي يُقَالُ لَهُ أَبُو بُرْدَةَ قَبْلَ الصَّلاَةِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ شَاتُكَ شَاةُ لَحْمٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ عِنْدِي دَاجِنًا جَذَعَةً مِنَ الْمَعْزِ فَقَالَ ‏"‏ اذْبَحْهَا وَلاَ تَصْلُحُ لِغَيْرِكَ ‏"‏ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Hâlid bize anlattı; Mutarrif’ten; o da Âmir’den; o da el-Berâ b. Âzib’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Ebû Bürde denilen bir dayım namazdan önce kurban kesti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Senin koyunun bir et koyunudur” buyurdu. Ebû Bürde: “Ey Allah’ın Resûlü! Yanımda evde beslenen (dâcin) bir yaşında olmayan (ceza') bir keçi var” dedi. Efendimiz de: “Onu kes! Ancak bu (yaştaki hayvan), senden başkasına (kurban olarak) uygun olmaz (caiz olmaz)” buyurdu.

2802. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ النَّمَرِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ فَيْرُوزَ، قَالَ سَأَلْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ مَا لاَ يَجُوزُ فِي الأَضَاحِي فَقَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصَابِعِي أَقْصَرُ مِنْ أَصَابِعِهِ وَأَنَامِلِي أَقْصَرُ مِنْ أَنَامِلِهِ فَقَالَ ‏"‏ أَرْبَعٌ لاَ تَجُوزُ فِي الأَضَاحِي الْعَوْرَاءُ بَيِّنٌ عَوَرُهَا وَالْمَرِيضَةُ بَيِّنٌ مَرَضُهَا وَالْعَرْجَاءُ بَيِّنٌ ظَلْعُهَا وَالْكَسِيرُ الَّتِي لاَ تَنْقَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَإِنِّي أَكْرَهُ أَنْ يَكُونَ فِي السِّنِّ نَقْصٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا كَرِهْتَ فَدَعْهُ وَلاَ تُحَرِّمْهُ عَلَى أَحَدٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ لَيْسَ لَهَا مُخٌّ ‏.‏

Hafs b. Ömer en-Nemerî bize anlattı; Şu'be bize anlattı; Süleyman b. Abdurrahman'dan; o da Ubeyd b. Feyrûz'dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: el-Berâ b. Âzib’e kurbanlıklarda nelerin caiz olmayacağını sordum. Şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem -parmaklarım onun parmaklarından, parmak uçlarım da onun parmak uçlarından daha kısa olmasına rağmen o (as) ayağa kalktı ve- aramızda ayağa kalkıp şöyle buyurdu: “Dört (kusur) vardır ki kurbanlıklarda caiz olmaz: Körlüğü belli olan kör, hastalığı belli olan hasta, topallığı belli olan topal ve iliği kalmamış (zayıflıktan dolayı kemiğinden ilik çıkmayan) zayıf (hayvanlar).” (Ubeyd b. Feyrûz) dedi ki: Ben; 'Ben (kulağında veya) dişinde eksiklik olmasını da hoş görmüyorum' dedim. (Berâ b. Âzib) şöyle dedi: “Hoş görmediğin şeyi bırak (kesme), ama onu hiç kimseye de haram kılma!” Ebû Dâvud dedi ki: (Hadis metnindeki) "lâ tunkî" ifadesi, onun (hayvanın) iliğinin kalmaması demektir.

2803. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنَا ح، وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ بَحْرِ بْنِ بَرِّيٍّ، حَدَّثَنَا عِيسَى، - الْمَعْنَى - عَنْ ثَوْرٍ، حَدَّثَنِي أَبُو حُمَيْدٍ الرُّعَيْنِيُّ، أَخْبَرَنِي يَزِيدُ، ذُو مِصْرٍ قَالَ أَتَيْتُ عُتْبَةَ بْنَ عَبْدٍ السُّلَمِيَّ فَقُلْتُ يَا أَبَا الْوَلِيدِ إِنِّي خَرَجْتُ أَلْتَمِسُ الضَّحَايَا فَلَمْ أَجِدْ شَيْئًا يُعْجِبُنِي غَيْرَ ثَرْمَاءَ فَكَرِهْتُهَا فَمَا تَقُولُ قَالَ أَفَلاَ جِئْتَنِي بِهَا ‏.‏ قُلْتُ سُبْحَانَ اللَّهِ تَجُوزُ عَنْكَ وَلاَ تَجُوزُ عَنِّي قَالَ نَعَمْ إِنَّكَ تَشُكُّ وَلاَ أَشُكُّ إِنَّمَا نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمُصْفَرَّةِ وَالْمُسْتَأْصَلَةِ وَالْبَخْقَاءِ وَالْمُشَيَّعَةِ وَالْكَسْرَاءِ فَالْمُصْفَرَّةُ الَّتِي تُسْتَأْصَلُ أُذُنُهَا حَتَّى يَبْدُوَ سِمَاخُهَا وَالْمُسْتَأْصَلَةُ الَّتِي اسْتُؤْصِلَ قَرْنُهَا مِنْ أَصْلِهِ وَالْبَخْقَاءُ الَّتِي تَبْخَقُ عَيْنُهَا وَالْمُشَيَّعَةُ الَّتِي لاَ تَتْبَعُ الْغَنَمَ عَجْفًا وَضَعْفًا وَالْكَسْرَاءُ الْكَسِيرَةُ ‏.‏

İbrâhim b. Mûsâ er-Râzî bize haber verdi (H); Ali b. Bahr b. Berrî bize anlattı; Îsâ bize anlattı -mana olarak-; Sevr'den; Ebû Humeyd er-Ruaynî bana anlattı; Yezîd Zû Mısr bana haber verip şöyle dedi: Utbe b. Abd es-Sülemî'ye gelip: “Ey Ebü'l-Velîd! Kurbanlık aramak için çıktım fakat (ön dişleri dökülmüş) 'sermâ' olan bir hayvandan başkasını bulamadım. Onu da (kurban etmekten) hoşlanmadım. Sen bu konuda ne dersin?” dedim. (Utbe): “Peki onu bana getirmedin mi?” dedi. Ben: “Sübhânallah! Senin için caiz oluyor da benim için caiz olmuyor mu?” dedim. O: “Evet, çünkü sen şüphe ediyorsun, ben ise şüphe etmiyorum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sadece şunları yasakladı: Musfarre, müsta'sale, bahkâ, müşeyye'a ve kesrâ. Musfarre; kulağı delikçik görünecek kadar kökünden kesilmiş olandır. Müsta'sale; boynuzu kökünden kırılmış olandır. Bahkâ; gözü patlamış/kör olmuş olandır. Müşeyye'a; zayıflığı ve güçsüzlüğü sebebiyle sürüye yetişemeyen hayvandır. Kesrâ ise; (yürüyemeyecek kadar) ayağı kırık olandır” dedi.

2804. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ شُرَيْحِ بْنِ النُّعْمَانِ، - وَكَانَ رَجُلَ صِدْقٍ - عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَسْتَشْرِفَ الْعَيْنَ وَالأُذُنَيْنِ وَلاَ نُضَحِّيَ بِعَوْرَاءَ وَلاَ مُقَابَلَةٍ وَلاَ مُدَابَرَةٍ وَلاَ خَرْقَاءَ وَلاَ شَرْقَاءَ ‏.‏ قَالَ زُهَيْرٌ فَقُلْتُ لأَبِي إِسْحَاقَ أَذَكَرَ عَضْبَاءَ قَالَ لاَ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا الْمُقَابَلَةُ قَالَ يُقْطَعُ طَرَفُ الأُذُنِ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا الْمُدَابَرَةُ قَالَ يُقْطَعُ مِنْ مُؤَخَّرِ الأُذُنِ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا الشَّرْقَاءُ قَالَ تُشَقُّ الأُذُنُ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا الْخَرْقَاءُ قَالَ تُخْرَقُ أُذُنُهَا لِلسِّمَةِ ‏.‏

Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî bize anlattı; Züheyr bize anlattı; Ebû İshâk bize anlattı; -sadık bir zât olan- Şüreyh b. en-Nu'mân'dan; o da Ali’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (kurbanlık seçiminde) göz ve kulaklara dikkat etmemizi; tek gözü kör olanı, mukâbele’yi, müdâbere’yi, harkâ’yı ve şarkâ’yı kurban etmememizi bize emretti. Züheyr dedi ki: Ebû İshâk'a; “(Ali) boynuzu kırık olanı (azbâ) da zikretti mi?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben: “Mukâbele nedir?” dedim. O: “Kulağın ucunun (enlemesine) kesilmesidir” dedi. Ben: “Müdâbere nedir?” dedim. O: “Kulağın arka tarafından (enlemesine) kesilmesidir” dedi. Ben: “Şarkâ nedir?” dedim. O: “Kulağın (boylamasına) yarılmasıdır” dedi. Ben: “Harkâ nedir?” dedim. O: “İşaret olsun diye kulağının delinmesidir” dedi.

2805. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الدَّسْتَوَائِيُّ، وَيُقَالُ، لَهُ هِشَامُ بْنُ سَنْبَرٍ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ جُرَىِّ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يُضَحَّى بِعَضْبَاءِ الأُذُنِ وَالْقَرْنِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ جُرَىٌّ سَدُوسِيٌّ بَصْرِيٌّ لَمْ يُحَدِّثْ عَنْهُ إِلاَّ قَتَادَةُ ‏.‏

Müslim b. İbrâhim bize anlattı; Hişâm b. Ebî Abdillâh ed-Destevâî -ona Hişâm b. Senber de denilir- bize anlattı; Katâde'den; o da Cürey b. Küleyb'den; o da Ali'den -naklettiğine göre-: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, kulağı veya boynuzu kırık/kesik (azbâ') olan hayvanların kurban edilmesini yasakladı. Ebû Dâvud dedi ki: Cürey, Basralı bir Sedûsî'dir; ondan sadece Katâde hadis rivayet etmiştir.

2806. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ قُلْتُ لِسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ مَا الأَعْضَبُ قَالَ النِّصْفُ فَمَا فَوْقَهُ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Yahyâ bize anlattı; Hişâm bize anlattı; Katâde'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Saîd b. el-Müseyyeb'e; “'el-A'zab nedir?” diye sordum. O: “(Kulağının veya boynuzunun) Yarısı veya daha fazlası (kırık veya kesik olan)dır” dedi.

2807. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَتَمَتَّعُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَذْبَحُ الْبَقَرَةَ عَنْ سَبْعَةٍ وَالْجَزُورَ عَنْ سَبْعَةٍ نَشْتَرِكُ فِيهَا ‏.‏

Ahmed b. Hanbel bize anlattı; Huşeym bize anlattı; Abdülmelik bize anlattı; Atâ'dan; o da Câbir b. Abdillâh'tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde (hacda) temettü yapardık da bir sığırı yedi kişi adına, bir deveyi de yedi kişi adına ortak olarak keserdik.

2808. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْبَقَرَةُ عَنْ سَبْعَةٍ وَالْجَزُورُ عَنْ سَبْعَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Kays'tan; o da Atâ'dan; o da Câbir b. Abdillâh'tan -naklettiğine göre- Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sığır yedi kişi içindir, deve de yedi kişi içindir.”

2809. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ الْمَكِّيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ قَالَ نَحَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْحُدَيْبِيَةِ الْبَدَنَةَ عَنْ سَبْعَةٍ وَالْبَقَرَةَ عَنْ سَبْعَةٍ ‏.‏

el-Ka'nebî'den; o da Mâlik'ten; o da Ebü’z-Zübeyr el-Mekkî'den; o da Câbir b. Abdillâh’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Hudeybiye'de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bir deveyi yedi kişi adına, bir sığırı da yedi kişi adına kurban ettik.

2810. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي الإِسْكَنْدَرَانِيَّ - عَنْ عَمْرٍو، عَنِ الْمُطَّلِبِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ شَهِدْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الأَضْحَى بِالْمُصَلَّى فَلَمَّا قَضَى خُطْبَتَهُ نَزَلَ مِنْ مِنْبَرِهِ وَأُتِيَ بِكَبْشٍ فَذَبَحَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ وَقَالَ ‏ "‏ بِسْمِ اللَّهِ وَاللَّهُ أَكْبَرُ هَذَا عَنِّي وَعَمَّنْ لَمْ يُضَحِّ مِنْ أُمَّتِي ‏"‏ ‏.‏

Kuteybe b. Saîd bize anlattı; Ya'kûb -yani el-İskenderânî- bize anlattı; Amr'dan; Muttalib'den; o da Câbir b. Abdillâh’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber musallâda (bayram namazı kılınan yer) Kurban Bayramı'nda hazır bulundum. Hutbesini bitirince minberinden indi. Kendisine bir koç getirildi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu kendi eliyle kesti ve: “Bismillâh vallâhu ekber! Bu (kurban) benim adıma ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır” buyurdu.

2811. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، أَنَّ أَبَا أُسَامَةَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ أُسَامَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَذْبَحُ أُضْحِيَتَهُ بِالْمُصَلَّى وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُهُ ‏.‏

Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Ebû Üsâme onlara Üsâme'den; o da Nâfi'den; o da İbn Ömer'den -naklettiğine göre- : Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem kurbanını musallâda (bayram namazı kılınan yerde) keserdi. İbn Ömer de böyle yapardı.

2812. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَتْ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تَقُولُ دَفَّ نَاسٌ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ حَضْرَةَ الأَضْحَى فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ادَّخِرُوا الثُّلُثَ وَتَصَدَّقُوا بِمَا بَقِيَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَلَمَّا كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ قِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ لَقَدْ كَانَ النَّاسُ يَنْتَفِعُونَ مِنْ ضَحَايَاهُمْ وَيَجْمُلُونَ مِنْهَا الْوَدْكَ وَيَتَّخِذُونَ مِنْهَا الأَسْقِيَةَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَمَا ذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ كَمَا قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَهَيْتَ عَنْ إِمْسَاكِ لُحُومِ الضَّحَايَا بَعْدَ ثَلاَثٍ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّمَا نَهَيْتُكُمْ مِنْ أَجْلِ الدَّافَّةِ الَّتِي دَفَّتْ عَلَيْكُمْ فَكُلُوا وَتَصَدَّقُوا وَادَّخِرُوا ‏"‏ ‏.‏

el-Ka'nebî bize anlattı; Mâlik'ten; o da Abdullah b. Ebî Bekir'den; o da Amre bint Abdurrahman'dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Âişe’yi şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında kurban bayramı sırasında bedevîlerden (ihtiyaç sahibi) bir grup şehir sakinlerine doğru çıka geldi (akın ettiler). Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “(Kurban etlerinin) Üçte birini biriktirip saklayın, kalanını ise tasadduk edin (dağıtın)” buyurdu. Âişe devamla şöyle dedi: Aradan bir süre geçtikten sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlar kurbanlarından faydalanıyorlar; onlardan yağ (eritiyorlar) ve onlardan su kırbaları ediniyorlar (halbuki siz kurban etini saklamayı yasakladınız)” denildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Peki buna ne engel var? (veya buna benzer bir ifade)” buyurdu. Onlar: “Ey Allah’ın Resûlü! Siz kurban etlerini üç günden fazla saklamayı yasaklamıştınız” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben size bunu ancak size akın eden o (muhtaç bedevî) grup sebebiyle yasaklamıştım. (Şimdi ise) Yiyin, tasadduk edin ve biriktirip saklayın!” buyurdu.

2813. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ نُبَيْشَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّا كُنَّا نَهَيْنَاكُمْ عَنْ لُحُومِهَا أَنْ تَأْكُلُوهَا فَوْقَ ثَلاَثٍ لِكَىْ تَسَعَكُمْ فَقَدْ جَاءَ اللَّهُ بِالسَّعَةِ فَكُلُوا وَادَّخِرُوا وَاتَّجِرُوا أَلاَ وَإِنَّ هَذِهِ الأَيَّامَ أَيَّامُ أَكْلٍ وَشُرْبٍ وَذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Yezîd b. Zürey' bize anlattı; Hâlid el-Hazzâ' bize anlattı; Ebü’l-Melih’ten; o da Nübeysşe’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biz, (etler) hepinize yetsin diye, kurban etlerini üç günden fazla yemenizi size yasaklamıştık. (Şimdi ise) Allah bolluk getirdi; (artık bu etlerden) yiyin, biriktirip saklayın ve sevabını umarak dağıtın (veya ticaretini yapın/değerlendirin). Şunu bilin ki bu (bayram) günleri; yeme, içme ve Azîz ve Celîl olan Allah'ı zikretme günleridir.”

2814. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ خَالِدٍ الْخَيَّاطُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ أَبِي الزَّاهِرِيَّةِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ ضَحَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ يَا ثَوْبَانُ أَصْلِحْ لَنَا لَحْمَ هَذِهِ الشَّاةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَا زِلْتُ أُطْعِمُهُ مِنْهَا حَتَّى قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ ‏.‏

Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî bize anlattı; Hammâd b. Hâlid el-Hayyât bize anlattı; Muâviye b. Sâlih bize anlattı; Ebü’z-Zâhiriyye’den; o da Cübeyr b. Nüfeyr’den; o da Sevbân’dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (seferdeyken) kurban kesti ve sonra: “Ey Sevbân! Bu koyunun etini bizim için hazırla (kurut/pastırma yap)” buyurdu. (Sevbân) dedi ki: Biz Medine'ye varıncaya kadar o etten ona yedirmeye devam ettim.

2815. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الأَشْعَثِ، عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ، قَالَ خَصْلَتَانِ سَمِعْتُهُمَا مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ غَيْرُ مُسْلِمٍ يَقُولُ ‏"‏ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذَّبْحَ وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Müslim b. İbrâhim bize anlattı; Şu'be bize anlattı; Hâlid el-Hazzâ'dan; o da Ebû Kılâbe'den; o da Ebü’l-Eş’as’tan; o da Şeddâd b. Evs’ten -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiğim iki haslet (söz) vardır: “Şüphesiz Allah, her şeye karşı ihsanı (güzel davranmayı) farz kılmıştır. Öyleyse (bir canlıyı) öldürdüğünüz zaman, öldürmeyi güzel yapın (eziyet etmeyin).” Müslim dışındaki bir râvi şöyle rivayet etmiştir: “(Efendimiz): ‘Öldürmeyi güzel yapın; (hayvan) kestiğiniz zaman da kesimi güzel yapın. Her biriniz bıçağını iyice bilesin ve kurbanını (hayvanını) rahatlatsın’ buyurdu.”

2816. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ أَنَسٍ عَلَى الْحَكَمِ بْنِ أَيُّوبَ فَرَأَى فِتْيَانًا أَوْ غِلْمَانًا قَدْ نَصَبُوا دَجَاجَةً يَرْمُونَهَا فَقَالَ أَنَسٌ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُصْبَرَ الْبَهَائِمُ ‏.‏

Ebû Velîd et-Tayâlisî bize anlattı; Şu'be bize anlattı; Hişâm b. Zeyd'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Enes (b. Mâlik) ile birlikte el-Hakem b. Eyyûb'un yanına girdik. O (Enes), bir tavuğu (hedef olarak) dikmiş ona atış yapan gençler veya çocuklar gördü. Bunun üzerine Enes: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hayvanların (hedef yapılarak/eziyet edilerek) öldürülmesini (sabran) yasakladı” dedi.

2817. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ ثَابِتٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ ‏{‏ فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ ‏}‏ ‏{‏ وَلاَ تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ ‏}‏ فَنُسِخَ وَاسْتَثْنَى مِنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏{‏ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ ‏}‏ ‏.‏

Ahmed b. Muhammed b. Sâbit el-Mervezî bize anlattı; Ali b. Hüseyin bana babasından; o da Yezîd en-Nahvî’den; o da İkrime’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: “(Âyetteki) ‘Üzerine Allah’ın adı anılanlardan yiyin’ (En'âm, 118) ve ‘Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin’ (En'âm, 121) emirleri (bir sonraki hükümle) genişletildi ve bundan istisna yapılarak şöyle buyuruldu: ‘Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği (kestikleri) size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir.’ (Mâide, 5)”

2818. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، حَدَّثَنَا سِمَاكٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ ‏}‏ يَقُولُونَ مَا ذَبَحَ اللَّهُ فَلاَ تَأْكُلُوا وَمَا ذَبَحْتُمْ أَنْتُمْ فَكُلُوا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلاَ تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ ‏}‏ ‏.‏

Muhammed b. Kesîr bize anlattı; İsrâil bize haber verdi; Simâk bize anlattı; İkrime’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: (‘Eğer onlara uyarsanız siz de müşrik olursunuz’) “Şüphesiz şeytanlar kendi dostlarına vahyederler (fısıldarlar)” (En'âm, 121) âyeti hakkında (İbn Abbâs) şöyle demiştir: (Dostlarına); ‘Allah'ın öldürdüğünü (leşi) yemiyoruz da kendi kestiğinizi mi yiyorsunuz?’ derlerdi. Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah: “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin” (En'âm, 121) âyetini indirdi.

2819. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَتِ الْيَهُودُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا نَأْكُلُ مِمَّا قَتَلْنَا وَلاَ نَأْكُلُ مِمَّا قَتَلَ اللَّهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏ وَلاَ تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏

Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; İmrân b. Uyeyne bize anlattı; Atâ b. es-Sâib’den; o da Saîd b. Cübeyr’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Yahudiler Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: “Kendi öldürdüğümüzü (kestiğimizi) yiyoruz da Allah’ın öldürdüğünü (leşi) yemiyoruz (öyle mi?)” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ, âyetin sonuna kadar: “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin...” (En'âm, 121) âyetini indirdi.

2820. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، عَنْ عَوْفٍ، عَنْ أَبِي رَيْحَانَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ مُعَاقَرَةِ الأَعْرَابِ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ اسْمُ أَبِي رَيْحَانَةَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَطَرٍ وَغُنْدَرٌ أَوْقَفَهُ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Hârûn b. Abdillâh bize anlattı; Hammâd b. Mes’ade bize anlattı; Avf’tan; o da Ebû Reyhâne’den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bedevîlerin (övünmek ve gösteriş için birbiriyle yarışarak) kestikleri (muâkere) hayvanların etinden yemeyi yasakladı. Ebû Dâvud dedi ki: Ebû Reyhâne’nin ismi Abdullah b. Matar’dır. Gundar ise bu hadisi İbn Abbâs’ın kendi sözü (mevkuf) olarak rivayet etmiştir.

2821. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَلْقَى الْعَدُوَّ غَدًا وَلَيْسَ مَعَنَا مُدًى أَفَنَذْبَحُ بِالْمَرْوَةِ وَشِقَّةِ الْعَصَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرِنْ أَوْ أَعْجِلْ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ فَكُلُوا مَا لَمْ يَكُنْ سِنًّا أَوْ ظُفْرًا وَسَأُحَدِّثُكُمْ عَنْ ذَلِكَ أَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ وَأَمَّا الظُّفْرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ ‏"‏ ‏.‏ وَتَقَدَّمَ بِهِ سَرَعَانٌ مِنَ النَّاسِ فَتَعَجَّلُوا فَأَصَابُوا مِنَ الْغَنَائِمِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي آخِرِ النَّاسِ فَنَصَبُوا قُدُورًا فَمَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْقُدُورِ فَأَمَرَ بِهَا فَأُكْفِئَتْ وَقَسَمَ بَيْنَهُمْ فَعَدَلَ بَعِيرًا بِعَشْرِ شِيَاهٍ وَنَدَّ بَعِيرٌ مِنْ إِبِلِ الْقَوْمِ وَلَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ خَيْلٌ فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ اللَّهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ لِهَذِهِ الْبَهَائِمِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا فَعَلَ مِنْهَا هَذَا فَافْعَلُوا بِهِ مِثْلَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Ebü’l-Ahvas bize anlattı; Saîd b. Mesrûk’tan; o da Abâye b. Rifâa’dan; o da babasından; o da dedesi Râfi’ b. Hadîc’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Yarın düşmanla karşılaşacağız; yanımızda ise bıçaklar yok. (Keskin) çakmak taşı veya sopa parçasıyla hayvan kesebilir miyiz?” dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kanı akıtan ve üzerine Allah’ın adı anılan her şeyi (hayvanı) yiyin; yeter ki diş ve tırnak olmasın. Bunların (niçin olmayacağını) size anlatayım: Diş bir kemiktir; tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır” buyurdu. (Bu sırada) halkın aceleci olanları öne geçip ganimetlerden aldılar ve hemen (et pişirmek için) tencere kurdular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkadan geliyordu. Tencerelerin yanından geçerken onların dökülmesini emretti; (etler) döküldü. Sonra halk arasında (ganimeti) paylaştırdı; bir deveyi on koyuna denk tutu. Derken halkın develerinden biri kaçtı; yanlarında da at yoktu. Bir adam ona ok attı ve Allah (o ok vesilesiyle) onu durdurdu. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz bu hayvanların da vahşi hayvanlar gibi kaçıp hırçınlaşanları olur. Kim böyle yaparsa (kaçarsa) ona böyle yapın!” buyurdu.

2822. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، أَنَّ عَبْدَ الْوَاحِدِ بْنَ زِيَادٍ، وَحَمَّادًا، حَدَّثَاهُمْ - الْمَعْنَى، وَاحِدٌ، - عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ صَفْوَانَ، أَوْ صَفْوَانَ بْنِ مُحَمَّدٍ قَالَ اصَّدْتُ أَرْنَبَيْنِ فَذَبَحْتُهُمَا بِمَرْوَةٍ فَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمَا فَأَمَرَنِي بِأَكْلِهِمَا ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Abdülvâhid b. Ziyâd ve Hammâd onlara anlattı -mana birdir-; Âsım’dan; eş-Şa’bî’den; Muhammed b. Safvân’dan veya Safvân b. Muhammed’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: İki tavşan avladım ve onları keskin bir taşla kestim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e onları sordum; o da onları yememi emretti.

2823. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي حَارِثَةَ أَنَّهُ كَانَ يَرْعَى لِقْحَةً بِشِعْبٍ مِنْ شِعَابِ أُحُدٍ فَأَخَذَهَا الْمَوْتُ فَلَمْ يَجِدْ شَيْئًا يَنْحَرُهَا بِهِ فَأَخَذَ وَتَدًا فَوَجَأَ بِهِ فِي لَبَّتِهَا حَتَّى أُهْرِيقَ دَمُهَا ثُمَّ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ فَأَمَرَهُ بِأَكْلِهَا ‏.‏

Kuteybe b. Saîd bize anlattı; Ya'kûb bize anlattı; Zeyd b. Eslem'den; Atâ b. Yesâr'dan; Hârise oğullarından bir adamdan -naklettiğine göre-: O adam Uhud’un vadilerinden birinde sütlü bir deve otlatıyordu. Hayvan ölmek üzereyken onu boğazlayacak (yiyecek) bir şey bulamadı. Bunun üzerine bir kazık alıp, kanı akıncaya kadar onun göğsüne sapladı. Sonra durumu Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip haber verdi; o da hayvanın etini yemesini emretti.

2824. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ مُرِّيِّ بْنِ قَطَرِيٍّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ أَحَدُنَا أَصَابَ صَيْدًا وَلَيْسَ مَعَهُ سِكِّينٌ أَيَذْبَحُ بِالْمَرْوَةِ وَشِقَّةِ الْعَصَا فَقَالَ ‏ "‏ أَمْرِرِ الدَّمَ بِمَا شِئْتَ وَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Simâk b. Harb'den; Mürrî b. Katarî'den; o da Adiy b. Hâtim'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: “Ey Allah'ın Resûlü! Birimiz bir av yakalasa ve yanında bıçak olmasa; keskin bir taş veya sopa parçasıyla onu kesebilir mi?” dedim. Buyurdu ki: “Ne ile istersen onunla kanı akıt ve Azîz ve Celîl olan Allah'ın adını zikret (besmele çek)!”

2825. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي الْعُشَرَاءِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمَا تَكُونُ الذَّكَاةُ إِلاَّ مِنَ اللَّبَّةِ أَوِ الْحَلْقِ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ طَعَنْتَ فِي فَخِذِهَا لأَجْزَأَ عَنْكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا لاَ يَصْلُحُ إِلاَّ فِي الْمُتَرَدِّيَةِ وَالْمُتَوَحِّشِ ‏.‏

Ahmed b. Yûnus bize anlattı; Hammâd b. Seleme bize anlattı; Ebü’l-Uşerâ’dan; o da babasından -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: “Ey Allah'ın Resûlü! (Kurbanın) kesimi veya boğazlanması sadece gırtlağından veya boğazından mı olur?” (Efendimiz) buyurdu ki: “Eğer (zaruret halinde) onun buduna saplasaydın o dahi senin için yeterli olurdu.” Ebû Dâvud dedi ki: Bu (hüküm) sadece (kuyuya) düşen veya vahşileşip (yakalanamayan) hayvanlar için uygundur.

2826. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، وَالْحَسَنُ بْنُ عِيسَى، مَوْلَى ابْنِ الْمُبَارَكِ عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - زَادَ ابْنُ عِيسَى - وَأَبِي هُرَيْرَةَ قَالاَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ شَرِيطَةِ الشَّيْطَانِ ‏.‏ زَادَ ابْنُ عِيسَى فِي حَدِيثِهِ وَهِيَ الَّتِي تُذْبَحُ فَيُقْطَعُ الْجِلْدُ وَلاَ تُفْرَى الأَوْدَاجُ ثُمَّ تُتْرَكُ حَتَّى تَمُوتَ ‏.‏

Hennâd b. es-Serî bize anlattı; Hasan b. Îsâ -İbnü'l-Mübârek'in azatlısı- bize İbnü'l-Mübârek'ten; o da Ma'mer'den; o da Amr b. Abdillâh'tan; o da İkrime'den; o da İbn Abbâs'tan -İbn Îsâ şunu da ekledi- ve Ebû Hüreyre'den -naklettiklerine göre- : Onlar (İbn Abbâs ve Ebû Hüreyre); Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in "şeytanın bıraktığı" (şerîtetü’ş-şeytân) kesiminden yasakladığını söylediler. İbn Îsâ kendi rivayetinde şunu ekledi: (Şeytanın bıraktığı kesim); sadece derisi kesilip şah damarları koparılmadan ölmeye terk edilen hayvandır.

2827. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنْ أَبِي الْوَدَّاكِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْجَنِينِ فَقَالَ ‏"‏ كُلُوهُ إِنْ شِئْتُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ مُسَدَّدٌ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَنْحَرُ النَّاقَةَ وَنَذْبَحُ الْبَقَرَةَ وَالشَّاةَ فَنَجِدُ فِي بَطْنِهَا الْجَنِينَ أَنُلْقِيهِ أَمْ نَأْكُلُهُ قَالَ ‏"‏ كُلُوهُ إِنْ شِئْتُمْ فَإِنَّ ذَكَاتَهُ ذَكَاةُ أُمِّهِ ‏"‏ ‏.‏

el-Ka'nebî bize anlattı; İbnü’l-Mübârek bize haber verdi (H); Müsedded bize anlattı; Huşeym bize anlattı; Mücâlid’den; o da Ebü’l-Veddâk’tan; o da Ebû Saîd’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e (anne karnındaki) cenin hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “İsterseniz onu yiyin.” Müsedded (şu fazlalığı) rivayet etti: “Ey Allah’ın Resûlü! Deve, sığır veya koyun kesiyoruz da karnından cenin (yavru) çıkıyor. Onu atalım mı yoksa yiyelim mi?” dedik. Buyurdu ki: “Dilerseniz onu yiyin; çünkü onun (ayrıca) kesilmesine gerek yoktur; annesinin kesilmesi onun da kesilmesi (yerine geçer) sayılır.”

2828. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ رَاهَوَيْهِ، حَدَّثَنَا عَتَّابُ بْنُ بَشِيرٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ الْقَدَّاحُ الْمَكِّيُّ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ ذَكَاةُ الْجَنِينِ ذَكَاةُ أُمِّهِ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Yahyâ b. Fâris bize anlattı; İshâk b. İbrâhim b. Râhaveyh bana anlattı; Attâb b. Beşîr bize anlattı; Ubeydullâh b. Ebî Ziyâd el-Kaddâh el-Mekkî bize anlattı; Ebü’z-Zübeyr’den; o da Câbir b. Abdillâh’tan; o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den -naklettiğine göre- : “Ceninin kesilmiş sayılması (onun için ayrıca besmele çekilip kesilmesi), annesinin kesilmesiyle (olur/tamamdır).”

2829. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، ح وَحَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، ح وَحَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَيَّانَ، وَمُحَاضِرٌ، - الْمَعْنَى - عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، وَلَمْ يَذْكُرَا عَنْ حَمَّادٍ، وَمَالِكٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهُمْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ قَوْمًا حَدِيثُو عَهْدٍ بِالْجَاهِلِيَّةِ يَأْتُونَنَا بِلُحْمَانٍ لاَ نَدْرِي أَذَكَرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا أَمْ لَمْ يَذْكُرُوا أَفَنَأْكُلُ مِنْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ سَمُّوا اللَّهَ وَكُلُوا ‏"‏ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı (H); el-Ka'nebî bize anlattı; Mâlik'ten (H); Yûsuf b. Mûsâ bize anlattı; Süleyman b. Hayyân ve Muhâdir bize anlattı -mana birdir-; Hişâm b. Urve'den; o da babasından; o da Âişe'den -Hammâd ve Mâlik rivayetlerinde "Âişe'den" kısmını zikretmediler- naklettiğine göre; Sahâbe şöyle dediler: “Ey Allah’ın Resûlü! Câhiliye (küfür) döneminden yeni kurtulmuş bir topluluk bize et getiriyorlar. Üzerine Allah’ın adını anıp anmadıklarını (besmele çekip çekmediklerini) bilmiyoruz. Onlardan yiyelim mi?” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Siz (yerken) Allah’ın adını anın (besmele çekin) ve yiyin!” buyurdu.

2830. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، ح وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ بِشْرِ بْنِ الْمُفَضَّلِ، - الْمَعْنَى - حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، قَالَ قَالَ نُبَيْشَةُ نَادَى رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّا كُنَّا نَعْتِرُ عَتِيرَةً فِي الْجَاهِلِيَّةِ فِي رَجَبٍ فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ ‏"‏ اذْبَحُوا لِلَّهِ فِي أَىِّ شَهْرٍ كَانَ وَبَرُّوا اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَأَطْعِمُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِنَّا كُنَّا نُفْرِعُ فَرَعًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ ‏"‏ فِي كُلِّ سَائِمَةٍ فَرَعٌ تَغْذُوهُ مَاشِيَتُكَ حَتَّى إِذَا اسْتَحْمَلَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَصْرٌ ‏"‏ اسْتَحْمَلَ لِلْحَجِيجِ ذَبَحْتَهُ فَتَصَدَّقْتَ بِلَحْمِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ خَالِدٌ أَحْسَبُهُ قَالَ ‏"‏ عَلَى ابْنِ السَّبِيلِ فَإِنَّ ذَلِكَ خَيْرٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ خَالِدٌ قُلْتُ لأَبِي قِلاَبَةَ كَمِ السَّائِمَةُ قَالَ مِائَةٌ ‏.‏

Müsedded bize anlattı (H); Nasr b. Ali bize anlattı; Bişr b. el-Mufaddal’dan -mana birdir-; Hâlid el-Hazzâ’ bize anlattı; Ebû Kılâbe’den; o da Ebü’l-Melih’ten; o da Nübeysşe’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e seslenerek: “Biz câhiliye döneminde receb ayında 'atîre' kurbanı keserdik. Şimdi bize ne emredersiniz?” dedi. Buyurdu ki: “(İstediğiniz zaman) Hangi ayda olursa olsun Allah için (kurban) kesin. Azîz ve Celîl olan Allah için iyilik yapın ve (insanları) doyurun!” O adam: “Biz câhiliye döneminde 'fera'' (hayvanın ilk doğan yavrusunu kurban etmek) kurbanı da keserdik. Şimdi bize ne emredersiniz?” dedi. Buyurdu ki: “Sahip olduğun (yüz adetlik) her sürünün bir 'fera'' kurbanı vardır. Onu, sürünle birlikte büyütürsün; yük taşıyacak (veya binilecek) yaşa gelince,” -Nasr şu fazlalığı nakletti- “Hac yolcuları (ihtiyaç sahipleri) için boğazlar ve etini tasadduk edersin.” Hâlid dedi ki: Sanıyorum şöyle dedi: “(Etini) Yolculara (dağıtırsın), zira bu daha hayırlıdır.” Hâlid dedi ki: Ebû Kılâbe’ye; “Sâime (sürü) ne kadardır?” diye sordum. “Yüz tanedir” dedi.

2831. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ فَرَعَ وَلاَ عَتِيرَةَ ‏"‏ ‏.‏

Ahmed b. Abde bize anlattı; Süfyân bize haber verdi; ez-Zührî'den; o da Saîd'den; o da Ebû Hüreyre'den -naklettiğine göre- : Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “(İslam'da vacip veya sünnet olarak) Ne 'fera'' vardır, ne de 'atîre' (kurbanı) vardır” buyurdu.

2832. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، قَالَ الْفَرَعُ أَوَّلُ النِّتَاجِ كَانَ يُنْتَجُ لَهُمْ فَيَذْبَحُونَهُ ‏.‏

el-Hasen b. Ali bize anlattı; Abdürrezzâk bize anlattı; Ma'mer bize haber verdi; ez-Zührî'den; o da Saîd'den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: 'Fera''; (hayvanın) ilk doğan yavrusudur. Onlar (cahiliye döneminde) kendileri için bir yavru doğduğunda onu keserlerdi.

2833. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ خُثَيْمٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ كُلِّ خَمْسِينَ شَاةً شَاةٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ بَعْضُهُمُ الْفَرَعُ أَوَّلُ مَا تُنْتَجُ الإِبِلُ كَانُوا يَذْبَحُونَهُ لِطَوَاغِيتِهِمْ ثُمَّ يَأْكُلُونَهُ وَيُلْقَى جِلْدُهُ عَلَى الشَّجَرِ وَالْعَتِيرَةُ فِي الْعَشْرِ الأُوَلِ مِنْ رَجَبٍ ‏.‏

Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Abdullah b. Osmân b. Huseym’den; o da Yûsuf b. Mâhek’ten; o da Hafsa bint Abdurrahman’dan; o da Âişe’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize (her doğan fera' yerine veya zekat olarak) her elli koyunda bir koyun (kesmemizi/vermemizi) emretti. Ebû Dâvud dedi ki: Bazıları şöyle demiştir: 'Fera''; develerin ilk doğan yavrusudur. Onlar (cahiliye döneminde) bu yavruyu putları için keserler, sonra onu yerler ve derisini bir ağaca asarlardı. 'Atîre' (kurbanı) ise recep ayının ilk on gününde (kesilirdi).

2834. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ حَبِيبَةَ بِنْتِ مَيْسَرَةَ، عَنْ أُمِّ كُرْزٍ الْكَعْبِيَّةِ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ عَنِ الْغُلاَمِ شَاتَانِ مُكَافِئَتَانِ وَعَنِ الْجَارِيَةِ شَاةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ قَالَ مُكَافِئَتَانِ أَىْ مُسْتَوِيَتَانِ أَوْ مُقَارِبَتَانِ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Süfyân bize anlattı; Amr b. Dînâr’dan; Atâ’dan; Habîbe bint Meysere’den; o da Ümmu Kürz el-Ka’biyye’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Erkek çocuk için birbirine denk (küfüv) iki koyun, kız çocuk için ise bir koyun (akîka kurbanı kesilir).” Ebû Dâvud dedi ki: Ahmed (b. Hanbel)’i şöyle derken işittim: “Mukâfietâni (birbirine denk) ifadesi; (yaş ve büyüklük bakımından) birbirine eşit veya birbirine yakın demektir.”

2835. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سِبَاعِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أُمِّ كُرْزٍ، قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ أَقِرُّوا الطَّيْرَ عَلَى مَكِنَاتِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏"‏ عَنِ الْغُلاَمِ شَاتَانِ وَعَنِ الْجَارِيَةِ شَاةٌ لاَ يَضُرُّكُمْ أَذُكْرَانًا كُنَّ أَمْ إِنَاثًا ‏"‏ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Süfyân bize anlattı; Ubeydullâh b. Ebî Yezîd’den; o da babasından; o da Sibâ’ b. Sâbit’ten; o da Ümmu Kürz’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kuşları yuvalarında rahat bırakın (onları ürküterek uğursuzluk çıkarmaya çalışmayın).” Yine onu şöyle buyururken işittim: “Erkek çocuk için iki koyun, kız çocuk için bir koyun (akîka kurbanı kesilir). Onların (kurbanlıkların) erkek veya dişi olması size bir zarar vermez (fark etmez).”

2836. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، عَنْ سِبَاعِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أُمِّ كُرْزٍ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَنِ الْغُلاَمِ شَاتَانِ مِثْلاَنِ وَعَنِ الْجَارِيَةِ شَاةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَذَا هُوَ الْحَدِيثُ وَحَدِيثُ سُفْيَانَ وَهَمٌ ‏.‏

Müsedded bize anlattı; Hammâd b. Zeyd bize anlattı; Ubeydullâh b. Ebî Yezîd’den; Sibâ’ b. Sâbit’ten; o da Ümmu Kürz’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Erkek çocuk için birbirine denk (mislân) iki koyun, kız çocuk için ise bir koyun (kesilir).” Ebû Dâvud dedi ki: Asıl (rivayet) budur; Süfyân’ın rivayeti ise bir yanılmadır (vehm).

2837. Hadis

حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ النَّمَرِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ كُلُّ غُلاَمٍ رَهِينَةٌ بِعَقِيقَتِهِ تُذْبَحُ عَنْهُ يَوْمَ السَّابِعِ وَيُحْلَقُ رَأْسُهُ وَيُدَمَّى ‏"‏ ‏.‏ فَكَانَ قَتَادَةُ إِذَا سُئِلَ عَنِ الدَّمِ كَيْفَ يُصْنَعُ بِهِ قَالَ إِذَا ذَبَحْتَ الْعَقِيقَةَ أَخَذْتَ مِنْهَا صُوفَةً وَاسْتَقْبَلْتَ بِهِ أَوْدَاجَهَا ثُمَّ تُوضَعُ عَلَى يَافُوخِ الصَّبِيِّ حَتَّى يَسِيلَ عَلَى رَأْسِهِ مِثْلُ الْخَيْطِ ثُمَّ يُغْسَلُ رَأْسُهُ بَعْدُ وَيُحْلَقُ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا وَهَمٌ مِنْ هَمَّامٍ ‏"‏ وَيُدَمَّى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ خُولِفَ هَمَّامٌ فِي هَذَا الْكَلاَمِ وَهُوَ وَهَمٌ مِنْ هَمَّامٍ وَإِنَّمَا قَالُوا ‏"‏ يُسَمَّى ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ هَمَّامٌ ‏"‏ يُدَمَّى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَلَيْسَ يُؤْخَذُ بِهَذَا ‏.‏

Hafs b. Ömer en-Nemerî bize anlattı; Hemmâm bize anlattı; Katâde'den; o da el-Hasen'den; o da Semüre’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Her çocuk (doğumuna şükran olarak kesilecek) akîka kurbanına rehindir. (Doğumunun) yedinci gününde onun adına (kurban) kesilir, başı tıraş edilir ve (başına o kurbanın kanı) sürülür (yüdemmâ)” buyurdu. Katâde'ye, kanın nasıl sürüleceği sorulduğunda şöyle derdi: “Akîka kurbanını kestiğinde ondan bir parça yün alırsın, onu hayvanın şah damarlarına tutarsın, sonra (kanlı yünü) çocuğun bıngıldağına koyarsın; öyle ki çocuğun başında iplik gibi kan izi akar. Daha sonra ise çocuğun başı yıkanır ve tıraş edilir.” Ebû Dâvud dedi ki: Bu (hadiste geçen) “yüdemmâ” (kan sürülür) ifadesi Hemmâm’ın bir yanılmasıdır (vehmidir). Ebû Dâvud (devamla) dedi ki: Bu sözde Hemmâm’a muhalefet edilmiştir; zira o bir yanılma yapmıştır. Diğerleri “yüsemmâ” (ismi konulur) demişlerdir. Hemmâm ise “yüdemmâ” (kan sürülür) demiştir. Ebû Dâvud dedi ki: Bu (kan sürme rivayeti) ile amel edilmez.

2838. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ كُلُّ غُلاَمٍ رَهِينَةٌ بِعَقِيقَتِهِ تُذْبَحُ عَنْهُ يَوْمَ سَابِعِهِ وَيُحْلَقُ وَيُسَمَّى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَيُسَمَّى أَصَحُّ كَذَا قَالَ سَلاَّمُ بْنُ أَبِي مُطِيعٍ عَنْ قَتَادَةَ وَإِيَاسُ بْنُ دَغْفَلٍ وَأَشْعَثُ عَنِ الْحَسَنِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَيُسَمَّى ‏"‏ ‏.‏ وَرَوَاهُ أَشْعَثُ عَنِ الْحَسَنِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَيُسَمَّى ‏"‏ ‏.‏

İbnü'l-Müsennâ bize anlattı; İbn Ebî Adî bize anlattı; Saîd’den; o da Katâde’den; o da el-Hasen’den; o da Semüre b. Cündüb’den -naklettiğine göre- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her çocuk akîka kurbanına rehindir. (Doğumunun) yedinci gününde onun adına (kurban) kesilir, başı tıraş edilir ve ismi konulur (yüsemmâ).” Ebû Dâvud dedi ki: “İsmi konulur” (yüsemmâ) rivayeti daha sahihtir. Sellâm b. Ebî Mutî’ Katâde’den, İyâs b. Dağfel ve Eş’as da el-Hasen’den; “ismi konulur” şeklinde rivayet etmişlerdir. Eş’as, el-Hasen’den; o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den de; “ismi konulur” şeklinde rivayet etmiştir.

2839. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ حَسَّانَ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنِ الرَّبَابِ، عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ الضَّبِّيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَعَ الْغُلاَمِ عَقِيقَتُهُ فَأَهْرِيقُوا عَنْهُ دَمًا وَأَمِيطُوا عَنْهُ الأَذَى ‏"‏ ‏.‏

el-Hasen b. Ali bize anlattı; Abdürrezzâk bize anlattı; Hişâm b. Hassân’dan; o da Hafsa bint Sîrîn’den; o da er-Rebâb’den; o da Selmân b. Âmir ed-Dabbî’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Erkek çocukla beraber akîkası vardır. Onun için kan akıtın ve ondan eziyeti (pisliği/saçları) uzaklaştırın” buyurdu.

2840. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ إِمَاطَةُ الأَذَى حَلْقُ الرَّأْسِ ‏.‏

Yahyâ b. Halef bize anlattı; Abdülalâ bize anlattı; Hişâm’dan; o da el-Hasen’den -naklettiğine göre- o (Hasen-i Basrî) şöyle derdi: “Eziyeti uzaklaştırmak” (metindeki ifade), çocuğun başının tıraş edilmesidir.

2841. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَقَّ عَنِ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ كَبْشًا كَبْشًا ‏.‏

Ebû Ma'mer Abdullah b. Amr bize anlattı; Abdülvâris bize anlattı; Eyyûb'dan; o da İkrime'den; o da İbn Abbâs’tan -naklettiğine göre- : Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (torunları) el-Hasen ve el-Hüseyn için birer koç akîka kurbanı kesti.

2842. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ - يَعْنِي ابْنَ عَمْرٍو - عَنْ دَاوُدَ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ أُرَاهُ عَنْ جَدِّهِ قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْعَقِيقَةِ فَقَالَ ‏"‏ لاَ يُحِبُّ اللَّهُ الْعُقُوقَ ‏"‏ ‏.‏ كَأَنَّهُ كَرِهَ الاِسْمَ وَقَالَ ‏"‏ مَنْ وُلِدَ لَهُ وَلَدٌ فَأَحَبَّ أَنْ يَنْسُكَ عَنْهُ فَلْيَنْسُكْ عَنِ الْغُلاَمِ شَاتَانِ مُكَافِئَتَانِ وَعَنِ الْجَارِيَةِ شَاةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَسُئِلَ عَنِ الْفَرَعِ قَالَ ‏"‏ وَالْفَرَعُ حَقٌّ وَأَنْ تَتْرُكُوهُ حَتَّى يَكُونَ بَكْرًا شُغْزُبًّا ابْنَ مَخَاضٍ أَوِ ابْنَ لَبُونٍ فَتُعْطِيَهُ أَرْمَلَةً أَوْ تَحْمِلَ عَلَيْهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذْبَحَهُ فَيَلْزَقَ لَحْمُهُ بِوَبَرِهِ وَتُكْفِئَ إِنَاءَكَ وَتُوَلِّهَ نَاقَتَكَ ‏"‏ ‏.‏

el-Ka'nebî bize anlattı; Dâvud b. Kays’tan; o da Amr b. Şuayb’dan; o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den (H); Muhammed b. Süleyman el-Enbârî bize anlattı; Abdülmelik -yani İbn Amr- bize anlattı; Dâvud’dan; o da Amr b. Şuayb’dan; o da babasından; -sanıyorum- o da dedesi (Abdullah b. Amr)’dan -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e akîka hakkında soruldu. Buyurdu ki: “Allah 'ukûk'u (ana babaya isyanı/hukuka riayetsizliği) sevmez.” (Efendimiz) sanki bu (akîka) ismini (ukûk kelimesini çağrıştırdığı için) hoş görmemişti. (Devamla) şöyle buyurdu: “Kimin bir çocuğu doğar da onun adına kurban kesmek isterse kessin. Erkek çocuk için birbirine denk iki koyun, kız çocuk için ise bir koyun (kesilir).” Kendisine 'fera'' (hayvanın ilk doğan yavrusu) hakkında sorulunca da şöyle buyurdu: “Fera' haktır (güzel bir şeydir). Onu (hemen küçükken kesmeyip de), 'şuğzub' (semiz) bir deve yavrusu (bekir) oluncaya veya 'ibn-i mahâz' (iki yaşına girmiş) ya da 'ibn-i lebûn' (üç yaşına girmiş) oluncaya kadar bırakmanız, sonra onu bir dula vermeniz veya onu Allah yolunda (cihatta taşıma hayvanı olarak) kullanmanız; onu (küçükken) kesip de etinin tüyüne yapışmasından (az olmasından), tencereni (az etle) devirmenden ve (yavrusunu erkenden kestiğin için) deveyi kederlendirip inletmenden daha hayırlıdır.”

2843. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ ثَابِتٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي بُرَيْدَةَ، يَقُولُ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ إِذَا وُلِدَ لأَحَدِنَا غُلاَمٌ ذَبَحَ شَاةً وَلَطَخَ رَأْسَهُ بِدَمِهَا فَلَمَّا جَاءَ اللَّهُ بِالإِسْلاَمِ كُنَّا نَذْبَحُ شَاةً وَنَحْلِقُ رَأْسَهُ وَنَلْطَخُهُ بِزَعْفَرَانٍ ‏.‏

Ahmed b. Muhammed b. Sâbit bize anlattı; Ali b. el-Hüseyn bize anlattı; babam bana anlattı; Abdullah b. Büreyde bize anlattı; o da babası Büreyde’den -naklettiğine göre- o şöyle demiştir: Câhiliye döneminde birimizin erkek çocuğu doğduğunda bir koyun keser ve (koyunun) kanını çocuğun başına bulaştırırdık. Allah İslam’ı getirince ise (yine) bir koyun kesmeye başladık, çocuğun başını tıraş ettik ve başına (kan yerine) za'ferân (güzel koku) sürdük.