Vasiyetler Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2738. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ، يُوصِي فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ، إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنْ عَمْرٍو عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize haber verdi. [O] Nâfi'den, [o da] Abdullah b. Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Vasiyet etmesi gereken bir şeyi olan Müslüman bir kimsenin; vasiyetnamesi yanında yazılı olmaksızın üzerinden iki gece geçirmesi helal [layık] olmaz.” Muhammed b. Müslim, Amr kanalıyla İbn Ömer ve Nebi [sav] silsilesinden naklederek bu rivayette [Malik'e] uymuştur.

2739. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، خَتَنِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخِي جُوَيْرِيَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ قَالَ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ مَوْتِهِ دِرْهَمًا وَلاَ دِينَارًا وَلاَ عَبْدًا وَلاَ أَمَةً وَلاَ شَيْئًا، إِلاَّ بَغْلَتَهُ الْبَيْضَاءَ وَسِلاَحَهُ وَأَرْضًا جَعَلَهَا صَدَقَةً‏.‏

İbrahim b. el-Hâris bize tahdis etti. [Dedi ki]: Yahya b. Ebî Bükeyr bize tahdis etti. [Dedi ki]: Züheyr b. Muaviye el-Cu'fî bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebu İshak; Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in hısımı [kayınbiraderi] ve Cüveyriye bint el-Hâris'in kardeşi olan Amr b. el-Hâris'ten [naklederek] bize tahdis etti. [Amr] şöyle demiştir: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— vefat ettiğinde geriye ne bir dirhem, ne bir dinar, ne bir köle, ne bir cariye, ne de [başka] bir şey bıraktı. O sadece beyaz katırını, silahını ve vakıf [sadaka] olarak bıraktığı bir araziyi terk [miras] etti.

2740. Hadis

حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ بْنُ مُصَرِّفٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ هَلْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَوْصَى فَقَالَ لاَ‏.‏ فَقُلْتُ كَيْفَ كُتِبَ عَلَى النَّاسِ الْوَصِيَّةُ أَوْ أُمِرُوا بِالْوَصِيَّةِ قَالَ أَوْصَى بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏

Hallâd b. Yahya bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize tahdis etti. [Dedi ki]: Talha b. Musarrif şöyle demiştir: Abdullah b. Ebî Evfâ —radıyallahu anhumâ—’ya: “Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— vasiyette bulundu mu?” diye sordum. [Abdullah]: “Hayır,” dedi. Ben: “Peki [durum böyleyken] insanlara vasiyet etmek nasıl farz kılındı ya da vasiyet etmeleri nasıl emredildi?” diye sorduğumda; [Abdullah]: “O, Allah’ın Kitabı’na [bağlı kalmayı] vasiyet etti,” dedi.

2741. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ ذَكَرُوا عِنْدَ عَائِشَةَ أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ وَصِيًّا‏.‏ فَقَالَتْ مَتَى أَوْصَى إِلَيْهِ وَقَدْ كُنْتُ مُسْنِدَتَهُ إِلَى صَدْرِي ـ أَوْ قَالَتْ حَجْرِي ـ فَدَعَا بِالطَّسْتِ، فَلَقَدِ انْخَنَثَ فِي حَجْرِي، فَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُ قَدْ مَاتَ، فَمَتَى أَوْصَى إِلَيْهِ

Amr b. Zürâra bize tahdis etti. [Dedi ki]: İsmail bize haber verdi. [O] İbn Avn’dan, [o] İbrahim’den, [o da] el-Esved’den [nakletti]. [Esved] şöyle anlatmıştır: Aişe —radıyallahu anha—’nın yanında Ali —radıyallahu anh—’ın [Peygamber’in vefatından sonra yerine geçmesi için tayin ettiği] bir vasî olduğu iddia edildi. Bunun üzerine Aişe şöyle dedi: “Resulullah ona ne zaman vasiyette bulundu? Ben [vefatı anında] onu göğsüme —veya kucağıma— yaslamış durumdaydım. Bir leğen [tast] istedi; derken kucağımda birden yığılıverdi [inhanese]. Ben onun vefat ettiğini bile o an fark edemedim. [Hal böyleyken] ona ne zaman vasiyet etmiş olabilir?”

2742. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَنَا بِمَكَّةَ، وَهْوَ يَكْرَهُ أَنْ يَمُوتَ بِالأَرْضِ الَّتِي هَاجَرَ مِنْهَا قَالَ ‏"‏ يَرْحَمُ اللَّهُ ابْنَ عَفْرَاءَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالشَّطْرُ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ الثُّلُثُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَالثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ، إِنَّكَ أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ فِي أَيْدِيهِمْ، وَإِنَّكَ مَهْمَا أَنْفَقْتَ مِنْ نَفَقَةٍ فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ، حَتَّى اللُّقْمَةُ الَّتِي تَرْفَعُهَا إِلَى فِي امْرَأَتِكَ، وَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَرْفَعَكَ فَيَنْتَفِعَ بِكَ نَاسٌ وَيُضَرَّ بِكَ آخَرُونَ ‏"‏‏.‏ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ ابْنَةٌ‏.‏

Ebû Nuaym bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süfyan bize tahdis etti. [O] Sa'd b. İbrahim'den, [o] Âmir b. Sa'd'dan, [o da] Sa'd b. Ebî Vakkâs —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Sa'd] şöyle anlatmıştır: Mekke'de bulunduğum [hastalık] günlerinde Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— beni ziyarete geldi. Bir Müslümanın hicret ettiği yerde vefat etmesini hoş karşılamazdı. [Daha önce Mekke'de vefat eden sahabe için]: “Allah İbn Afrâ'ya rahmet etsin,” buyurdu. Ben: “Ey Allah'ın Resulü! Malımın tamamını [sadaka olarak] vasiyet edeyim mi?” diye sordum. “Hayır,” buyurdu. “Peki, yarısı olur mu?” dedim. “Hayır,” buyurdu. “Üçte biri peki?” dedim. Resulullah [sav]: “Üçte biri [olabilir]; ancak üçte bir bile çoktur. Vârislerini zengin [kimseye muhtaç değil] bir halde bırakman, onları insanlara el açacak [yetekaffefûn] kadar muhtaç [âleh] durumda bırakmandan daha hayırlıdır. Sen hangi masrafı yaparsan yap, o senin için bir sadakadır; hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokma bile böyledir. Umulur ki Allah [ömrünü uzatıp] seni yükseltir de, senin vesilenle birtakım insanlar [müminler] yararlanırken, diğerleri [düşmanlar] ise zarar görür,” buyurdu. O günlerde Sa'd'ın bir kızından başka varisi bulunmuyordu.

2743. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَوْ غَضَّ النَّاسُ إِلَى الرُّبْعِ، لأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süfyan bize tahdis etti. [O] Hişam b. Urve'den, [o] babasından, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [İbn Abbas] şöyle demiştir: “Keşke insanlar [vasiyet miktarını üçte birden] dörtte bire indirselerdi! Zira Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—: ‘Üçte bir [olabilir]; ancak üçte bir bile çoktur (veya büyüktür),’ buyurmuştur.”

2744. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، عَنْ هَاشِمِ بْنِ هَاشِمٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَرِضْتُ فَعَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ لاَ يَرُدَّنِي عَلَى عَقِبِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَعَلَّ اللَّهَ يَرْفَعُكَ وَيَنْفَعُ بِكَ نَاسًا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ أُرِيدُ أَنْ أُوصِيَ، وَإِنَّمَا لِي ابْنَةٌ ـ قُلْتُ ـ أُوصِي بِالنِّصْفِ قَالَ ‏"‏ النِّصْفُ كَثِيرٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ، وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَوْصَى النَّاسُ بِالثُّلُثِ، وَجَازَ ذَلِكَ لَهُمْ‏.‏

Muhammed b. Abdürrahim bize tahdis etti. [Dedi ki]: Zekeriya b. Adî bize tahdis etti. [Dedi ki]: Mervân; Hâşim b. Hâşim'den, [o] Âmir b. Sa'd'dan, [o da] babası [Sa'd b. Ebî Vakkâs] —radıyallahu anh—'dan [naklederek] bize tahdis etti. [Sa'd] şöyle anlatmıştır: Hastalandım ve Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— beni ziyarete geldi. Ona: “Ey Allah'ın Resulü! Allah'a dua et de [hicret yurdundan çıkıp Mekke'de ölerek] beni topuklarımın üzerine geri döndürmesin,” dedim. [Efendimiz]: “Umulur ki Allah [ömrünü uzatıp] rütbeni yükseltir ve senin vesilenle birçok insana fayda verir,” buyurdu. Ben: “Vasiyet etmek istiyorum; benim sadece bir kızım var. Malımın yarısını vasiyet edeyim mi?” diye sordum. “Yarısı çoktur,” buyurdu. Ben: “O halde üçte birini vasiyet edeyim?” deyince; [Efendimiz]: “Üçte bir [olur]; ancak üçte bir bile çoktur (veya büyüktür),” buyurdu. Bunun üzerine insanlar [vasiyetlerinde] üçte bir oranını esas aldılar ve bu onlar için caiz görüldü.

2745. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ عُتْبَةُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ عَهِدَ إِلَى أَخِيهِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ أَنَّ ابْنَ وَلِيدَةِ زَمْعَةَ مِنِّي، فَاقْبِضْهُ إِلَيْكَ‏.‏ فَلَمَّا كَانَ عَامُ الْفَتْحِ أَخَذَهُ سَعْدٌ فَقَالَ ابْنُ أَخِي، قَدْ كَانَ عَهِدَ إِلَىَّ فِيهِ‏.‏ فَقَامَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ فَقَالَ أَخِي، وَابْنُ أَمَةِ أَبِي، وُلِدَ عَلَى فِرَاشِهِ‏.‏ فَتَسَاوَقَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ فَقَالَ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ، ابْنُ أَخِي، كَانَ عَهِدَ إِلَىَّ فِيهِ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ أَخِي وَابْنُ وَلِيدَةِ أَبِي‏.‏ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هُوَ لَكَ يَا عَبْدُ ابْنَ زَمْعَةَ، الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ، وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِسَوْدَةَ بِنْتِ زَمْعَةَ ‏"‏ احْتَجِبِي مِنْهُ ‏"‏‏.‏ لِمَا رَأَى مِنْ شَبَهِهِ بِعُتْبَةَ، فَمَا رَآهَا حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O] Malik'ten, [o] İbn Şihab'dan, [o] Urve b. ez-Zübeyr'den, [o da] Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in eşi Aişe —radıyallahu anha—'dan [nakletti]. [Aişe] şöyle demiştir: Utbe b. Ebî Vakkâs, kardeşi Sa'd b. Ebî Vakkâs'a: “Zem'a'nın cariyesinden doğan çocuk bendendir; [vefatımdan sonra] onu yanına al [velayetini üstlen],” diye vasiyet etmişti. Mekke'nin fethi yılı geldiğinde Sa'd çocuğu aldı ve: “Bu kardeşimin oğludur; o bana bu konuda vasiyette bulunmuştu,” dedi. Bunun üzerine Abd b. Zem'a ayağa kalkıp: “O benim kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur; babamın döşeğinde [nikah ve mülkiyeti altında] doğmuştur,” dedi. Çekiçerek Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in huzuruna çıktılar. Sa'd: “Ey Allah'ın Resulü! Bu kardeşimin oğludur, o bana bu konuda vasiyet etmişti,” dedi. Abd b. Zem'a da: “O kardeşimdir ve babamın cariyesinin oğludur,” dedi. Resulullah [sav]: “Ey Abd b. Zem'a! Çocuk senindir. Çocuk döşek sahibine [evlilik bağının kurulduğu kişiye] aittir; zina eden için ise ancak mahrumiyet [hacer] vardır!” buyurdu. Sonra [müminlerin annesi] Sevde bint Zem'a'ya: “Ondan gizlen [örtün]!” buyurdu. Zira çocuğun Utbe'ye olan aşırı benzerliğini görmüştü. Çocuk, Allah'a kavuşana [vefat edene] dek Sevde'yi bir daha görmedi.

2746. Hadis

حَدَّثَنَا حَسَّانُ بْنُ أَبِي عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ يَهُوِدِيًّا، رَضَّ رَأْسَ جَارِيَةٍ بَيْنَ حَجَرَيْنِ، فَقِيلَ لَهَا مَنْ فَعَلَ بِكِ، أَفُلاَنٌ أَوْ فُلاَنٌ حَتَّى سُمِّيَ الْيَهُودِيُّ، فَأَوْمَأَتْ بِرَأْسِهَا، فَجِيءَ بِهِ، فَلَمْ يَزَلْ حَتَّى اعْتَرَفَ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرُضَّ رَأْسُهُ بِالْحِجَارَةِ‏.‏

Hassân b. Ebî Abbâd bize tahdis etti. [Dedi ki]: Hemmâm bize tahdis etti. [O] Katâde'den, [o da] Enes b. Malik —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle anlatmıştır: Yahudi'nin biri, bir genç kızın [cariyenin] başını iki taş arasında ezmişti. Kıza: “Sana bunu kim yaptı; falan mı, filan mı?” diye sorulurken, nihayet o Yahudi'nin ismi zikredildi. Kız başıyla işaret ederek [onayladı]. Bunun üzerine Yahudi getirildi, [sorgulandı] ve sonunda itiraf etti. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— emretti de [kısas olarak] o Yahudi'nin başı da taşlarla ezildi.

2747. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ وَرْقَاءَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الْمَالُ لِلْوَلَدِ، وَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ، فَنَسَخَ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ مَا أَحَبَّ، فَجَعَلَ لِلذَّكَرِ مِثْلَ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ، وَجَعَلَ لِلأَبَوَيْنِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسَ، وَجَعَلَ لِلْمَرْأَةِ الثُّمُنَ وَالرُّبْعَ، وَلِلزَّوْجِ الشَّطْرَ وَالرُّبُعَ‏.‏

Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti. [O] Verkā'dan, [o] İbn Ebî Necîh'den, [o] Atâ'dan, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [İbn Abbas] şöyle anlatmıştır: [İslam'ın başlangıcında] miras malı sadece çocuklara kalır, anne ve babaya ise ancak vasiyet yoluyla pay verilirdi. Daha sonra Allah, bu hükümden dilediği kısımları neshetti [değiştirdi]: Erkeğe, iki kadının payı kadar pay verdi; anne ve babadan her biri için [belirli şartlarda] altıda bir [sudus] hisse tayin etti; eşlerden kadın için [duruma göre] sekizde bir [sümun] veya dörtte bir [rubu], koca için ise yarım [şatr] veya dörtte bir hisse belirledi.

2748. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏ "‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ حَرِيصٌ‏.‏ تَأْمُلُ الْغِنَى، وَتَخْشَى الْفَقْرَ، وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَلِفُلاَنٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebû Üsâme bize tahdis etti. [O] Süfyan'dan, [o] Umâre'den, [o] Ebû Zür'a'dan, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Ebu Hureyre] şöyle anlatmıştır: Bir adam Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelip: “Ey Allah'ın Resulü! Hangi sadaka [sevap cihetiyle] daha faziletlidir?” diye sordu. Resulullah [sav] şöyle buyurdu: “Sağlığın yerinde olduğu, [mala] hırsla bağlı bulunduğun, zenginlik arzusu taşıyıp fakirlikten korktuğun bir zamanda verdiğin sadakadır. Yoksa sadaka vermeyi, can boğaza [hulkûm] gelip de ‘falana şu kadar, filana bu kadar verilsin’ diyeceğin ana kadar geciktirme! Zira [artık çok geçtir ve] o mal zaten falanın [varislerin] olmuştur.”

2749. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ أَبُو سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلاَثٌ، إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وَإِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ، وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ ‏"‏‏.‏

Süleyman b. Davud Ebû’r-Rebî' bize tahdis etti. [Dedi ki]: İsmail b. Cafer bize tahdis etti. [Dedi ki]: Nâfi' b. Malik b. Ebî Âmir Ebû Süheyl, babasından, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [naklederek] bize tahdis etti. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder ve söz verdiği vakit sözünden döner.”

2750. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ قَالَ لِي ‏ "‏ يَا حَكِيمُ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرٌ حُلْوٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ‏"‏‏.‏ قَالَ حَكِيمٌ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا‏.‏ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا لِيُعْطِيَهُ الْعَطَاءَ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَهُ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ، إِنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ الَّذِي قَسَمَ اللَّهُ لَهُ مِنْ هَذَا الْفَىْءِ فَيَأْبَى أَنْ يَأْخُذَهُ‏.‏ فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تُوُفِّيَ رَحِمَهُ اللَّهُ‏.‏

Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti. [Dedi ki]: el-Evzâî bize tahdis etti. [O] Zühri'den, [o] Said b. Müseyyeb ve Urve b. ez-Zübeyr'den [nakletti]. Hakim b. Hizâm —radıyallahu anh— şöyle anlatmıştır: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'den [mal] istedim, bana verdi. Sonra tekrar istedim, yine verdi. Daha sonra bana şöyle buyurdu: “Ey Hakim! Şüphesiz bu dünya malı taze [yeşil] ve tatlıdır. Kim onu gönül hoşluğuyla [sehâvet] ve hırs göstermeden alırsa, o mal kendisi için bereketli kılınır. Kim de ona göz dikerek [işrâf] ve hırsla alırsa, o malda kendisine bereket verilmez; o, yiyip de bir türlü doymayan kimse gibidir. Veren el, alan elden daha hayırlıdır.” Hakim dedi ki: Bunun üzerine ben: “Ey Allah'ın Resulü! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki; senden sonra dünyadan ayrılana dek kimseden hiçbir şey kabul etmeyeceğim,” dedim. Gerçekten de Ebû Bekir, Hakim'i [Beytülmalden] payını vermesi için çağırırdı lakin Hakim bir şey almayı reddederdi. Daha sonra Ömer onu payını alması için çağırdığında yine kabul etmedi. Bunun üzerine Ömer: “Ey Müslüman topluluğu! Ben ona, Allah'ın bu fey' [savaşsız kazanılan ganimet] malından kendisi için taksim ettiği hakkını arz ediyorum ancak o almaktan kaçınıyor,” dedi. Hakim, Nebi [sav]'den sonra vefat edene dek kimseden hiçbir şey almadı (Allah ona rahmet etsin).

2751. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ السَّخْتِيَانِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا رَاعِيَةٌ وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ فِي مَالِ سَيِّدِهِ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ ‏"‏ وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ ‏"‏‏.‏

Bişr b. Muhammed es-Sahtiyânî bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdullah bize haber verdi. [Dedi ki]: Yunus bize haber verdi. [O] Zühri'den, [o] Salim'den, [o da] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [İbn Ömer] şöyle demiştir: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'i şöyle buyururken işittim: “Hepiniz birer gözetleyicisiniz [râî] ve hepiniz gözetiminiz altındakilerden sorumlusunuz. [Devlet] başkanı bir gözetleyicidir ve tebaasından sorumludur. Erkek, ailesi üzerinde bir gözetleyicidir ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evi içinde bir gözetleyicidir ve gözetimi altındakilerden sorumludur. Hizmetçi de efendisinin malı üzerinde bir gözetleyicidir ve ondan sorumludur.” [İbn Ömer] der ki: Sanırım Efendimiz şöyle de buyurdu: “Kişi, babasının malı üzerinde de bir gözetleyicidir ve ondan sorumludur.”

2752. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَبِي طَلْحَةَ ‏"‏ أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَادِي ‏"‏ يَا بَنِي فِهْرٍ، يَا بَنِي عَدِيٍّ ‏"‏‏.‏ لِبُطُونِ قُرَيْشٍ‏.‏ وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize haber verdi. [O] İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, [o da] Enes b. Malik —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle anlatmıştır: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— Ebu Talha'ya [vakfedeceği malı hakkında]: “Onu en yakın akrabalarına tahsis etmeni uygun görüyorum,” buyurdu. Ebu Talha: “Öyle yapacağım ey Allah'ın Resulü,” dedi ve o malı akrabaları ile amcaoğulları arasında paylaştırdı. İbn Abbas şöyle demiştir: { وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ } “[Önce] en yakın hısım ve akrabanı uyar” [Şuarâ, 214] ayeti indiğinde, Nebi [sav] Kureyş’in kollarını [butûn]: “Ey Fihroğulları! Ey Adîoğulları!” diyerek nida etmeye başladı. Ebu Hureyre [ra] da şöyle demiştir: Akrabaları uyarma emri gelince Nebi [sav]: “Ey Kureyş topluluğu!” buyurmuştur.

2753. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ ‏}‏ قَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ ـ أَوْ كَلِمَةً نَحْوَهَا ـ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ، لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، يَا عَبَّاسُ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، وَيَا صَفِيَّةُ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، وَيَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَلِينِي مَا شِئْتِ مِنْ مَالِي لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ أَصْبَغُ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [Dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O] Zühri'den [nakletti]. [Zühri] dedi ki: Said b. Müseyyeb ve Ebû Seleme b. Abdurrahman bana haber verdi ki Ebu Hureyre —radıyallahu anh— şöyle anlatmıştır: Allah Azze ve Celle { وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ } “[Önce] en yakın hısım ve akrabanı uyar” [Şuarâ, 214] ayetini indirdiğinde Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— ayağa kalkıp şöyle nida etti: “Ey Kureyş topluluğu! —veya buna benzer bir söz söyledi— Kendinizi [salih amellerle Allah'ın azabından] satın alın! Allah'ın [hesabına] karşı sizin için hiçbir şey yapamam. Ey Abdümenâfoğulları! Allah'ın huzurunda sizin için hiçbir şey yapamam. Ey Abdülmuttalib oğlu Abbas! Senin için de Allah katında hiçbir şey yapamam. Ey Resulullah'ın halası Safiye! Senin için de Allah huzurunda hiçbir şey yapamam. Ey Muhammed kızı Fatıma! Malımdan dilediğini benden iste [vereyim]; lakin Allah'ın [hesabına] karşı senin için hiçbir şey yapamam.” Asbağ, İbn Vehb aracılığıyla Yunus ve İbn Şihâb'dan naklederek bu rivayete mütâbaat etmiştir [desteklemiştir].

2754. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً، فَقَالَ لَهُ ‏"‏ ارْكَبْهَا ‏"‏‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا بَدَنَةٌ‏.‏ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ أَوِ الرَّابِعَةِ ‏"‏ ارْكَبْهَا، وَيْلَكَ، أَوْ وَيْحَكَ ‏"‏‏.‏

Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebû Avâne bize tahdis etti. [O] Katâde'den, [o da] Enes b. Malik —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— kurbanlık bir deveyi [bedene] önünde sürüp götüren bir adam gördü ve ona: “Ona bin!” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Resulü! O bir kurbanlıktır,” dedi. Efendimiz üçüncü veya dördüncü [ısrarında]: “Ona bin, yazıklar olsun sana! —veya vah sana—” buyurdu.

2755. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً يَسُوقُ بَدَنَةً، فَقَالَ ‏"‏ ارْكَبْهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا بَدَنَةٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْكَبْهَا، وَيْلَكَ ‏"‏‏.‏ فِي الثَّانِيَةِ أَوْ فِي الثَّالِثَةِ‏.‏

İsmail bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize tahdis etti. [O] Ebû’z-Zinâd’dan, [o] el-A'rec'den, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— kurbanlık bir deveyi [bedene] önünde sürüp götüren bir adam gördü ve ona: “Ona bin!” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Resulü! O bir kurbanlıktır,” dedi. Efendimiz ikinci veya üçüncü [ısrarında]: “Ona bin, yazıklar olsun sana!” buyurdu.

2756. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى، أَنَّهُ سَمِعَ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهْوَ غَائِبٌ عَنْهَا، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، أَيَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِي الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا‏.‏

Muhammed bize tahdis etti. [Dedi ki]: Mahled b. Yezîd bize haber verdi. [Dedi ki]: İbn Cüreyc bize haber verdi. [Dedi ki]: Ya'lâ, İkrime'den işittiğini bana haber verdi. [İkrime] şöyle demiştir: İbn Abbas —radıyallahu anhumâ— bize haber verdi ki Sa'd b. Ubâde —radıyallahu anh— yanında değilken annesi vefat etmişti. Sa'd: “Ey Allah'ın Resulü! Ben yanında yokken annem vefat etti. Onun adına bir şey sadaka etsem ona faydası olur mu?” diye sordu. Efendimiz: “Evet,” buyurdu. Sa'd: “Öyleyse şahit olmanı istiyorum ki meyvesi bol olan [el-Mihrâf] bahçem onun adına sadakadır,” dedi.

2757. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ مِنْ تَوْبَتِي أَنْ أَنْخَلِعَ مِنْ مَالِي صَدَقَةً إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏ قَالَ ‏ "‏ أَمْسِكْ عَلَيْكَ بَعْضَ مَالِكَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنِّي أُمْسِكُ سَهْمِي الَّذِي بِخَيْبَرَ‏.‏

Yahya b. Bukeyr bize tahdis etti. [Dedi ki]: el-Leys bize tahdis etti. [O] Ukayl’den, [o] İbn Şihâb’dan [nakletti]. [İbn Şihâb] dedi ki: Abdurrahman b. Abdullah b. Ka‘b bana haber verdi ki Abdullah b. Ka‘b şöyle anlatmıştır: Ka‘b b. Mâlik —radıyallahu anh—’ı şöyle derken işittim: [Tebük seferinden geri kaldığı için tövbesi kabul edilince] şöyle dedim: “Ey Allah’ın Resulü! Tövbe etmemin bir nişanesi olarak tüm malımı Allah ve Resulü için sadaka ederek ondan tamamen ayrılmak [inhi'lâ] istiyorum.” Efendimiz [sav]: “Malının bir kısmını yanında tut; bu senin için daha hayırlıdır,” buyurdu. Ben de: “Öyleyse Hayber’deki düşen hissemi [sahm] elimde tutuyorum,” dedim.

2758. Hadis

وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ،، لاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ جَاءَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي كِتَابِهِ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيرُحَاءَ ـ قَالَ وَكَانَتْ حَدِيقَةً كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَسْتَظِلُّ بِهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَائِهَا ـ فَهِيَ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِلَى رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم أَرْجُو بِرَّهُ وَذُخْرَهُ، فَضَعْهَا أَىْ رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَخْ يَا أَبَا طَلْحَةَ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ، قَبِلْنَاهُ مِنْكَ وَرَدَدْنَاهُ عَلَيْكَ، فَاجْعَلْهُ فِي الأَقْرَبِينَ ‏"‏‏.‏ فَتَصَدَّقَ بِهِ أَبُو طَلْحَةَ عَلَى ذَوِي رَحِمِهِ، قَالَ وَكَانَ مِنْهُمْ أُبَىٌّ وَحَسَّانُ، قَالَ وَبَاعَ حَسَّانُ حِصَّتَهُ مِنْهُ مِنْ مُعَاوِيَةَ، فَقِيلَ لَهُ تَبِيعُ صَدَقَةَ أَبِي طَلْحَةَ فَقَالَ أَلاَ أَبِيعُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ بِصَاعٍ مِنْ دَرَاهِمَ قَالَ وَكَانَتْ تِلْكَ الْحَدِيقَةُ فِي مَوْضِعِ قَصْرِ بَنِي حُدَيْلَةَ الَّذِي بَنَاهُ مُعَاوِيَةُ‏.‏

İsmail şöyle dedi: Abdülaziz b. Abdullah b. Ebî Seleme bana haber verdi. [O] İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, [o da] —bildiğim kadarıyla— Enes b. Malik —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle anlatmıştır: { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ } “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe [el-birr] asla eremezsiniz” [Âl-i İmrân, 92] ayeti nazil olduğunda, Ebu Talha Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelerek: “Ey Allah'ın Resulü! Allah Tebâreke ve Teâlâ Kitabı'nda sevdiğimiz şeylerden harcamadıkça iyiliğe eremeyeceğimizi buyuruyor; benim en sevdiğim malım ise Beyruhâ bahçesidir,” dedi. —Burası, Resulullah [sav]'in içine girip gölgelendiği ve suyundan içtiği bir bahçeydi.— [Ebu Talha devamla]: “O bahçe, Allah ve Resulü yolundadır. Onun [ahiretteki] hayrını ve sevap birikimini [zuhr] ümit ediyorum. Ey Allah'ın Resulü! Onu Allah'ın sana gösterdiği şekilde kullan!” dedi. Bunun üzerine Resulullah [sav]: “Aferin sana [bah] ey Ebu Talha! Bu gerçekten kazançlı [râbih] bir maldır! Onu senden [sadaka olarak] kabul ettik lakin [yönetimini/taksimini] sana geri verdik. Onu en yakın akrabaların [akrabîn] arasında paylaştır,” buyurdu. Ebu Talha da bahçeyi hısımları arasında taksim etti. Onların arasında Ubey b. Ka'b ve Hassân b. Sâbit de vardı. Daha sonra Hassân, payına düşeni Muaviye'ye sattı. Ona: “Ebu Talha'nın bağışladığı yeri mi satıyorsun?” denilince: “Bir sâ' miktarındaki hurmayı, bir sâ' miktarındaki gümüş paralarla [dirhem] neden değiştirmeyeyim?” cevabını verdi. O bahçe, Muaviye'nin [Medine'de] yaptırdığı Hudeyleoğulları Sarayı'nın olduğu yerdeydi.

2759. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ نَاسًا يَزْعُمُونَ أَنَّ هَذِهِ الآيَةَ نُسِخَتْ، وَلاَ وَاللَّهِ مَا نُسِخَتْ، وَلَكِنَّهَا مِمَّا تَهَاوَنَ النَّاسُ، هُمَا وَالِيَانِ وَالٍ يَرِثُ، وَذَاكَ الَّذِي يَرْزُقُ، وَوَالٍ لاَ يَرِثُ، فَذَاكَ الَّذِي يَقُولُ بِالْمَعْرُوفِ، يَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ أَنْ أُعْطِيَكَ‏.‏

Muhammed b. el-Fadl Ebû’n-Nu'mân bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebû Avâne bize tahdis etti. [O] Ebû Bişr’den, [o] Saîd b. Cübeyr’den, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [İbn Abbas] şöyle demiştir: Bazı kimseler bu ayetin [Nisâ, 8] neshedildiğini [hükmünün kaldırıldığını] iddia ederler. Hayır, Allah’a yemin olsun ki o neshedilmemiştir; aksine o, insanların [uygulama hususunda] gevşeklik gösterdiği [tehâvun] hükümlerdendir. [Miras taksiminde] iki tür sorumlu [veli] vardır: Birincisi, mirasçı olan kimsedir; bu kişi [taksim esnasında hazır bulunanlara o maldan] bir şeyler verir. İkincisi ise mirasçı olmayan [mirasçı küçük çocukların velisi/vasisi gibi] kimsedir; o da [hazır bulunanlara] güzel bir söz söyleyip: “Size vermeye [mülkiyeti bana ait olmadığı için] yetkim yok,” der.

2760. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمِّي افْتُلِتَتْ نَفْسَهَا، وَأُرَاهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ، أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ، تَصَدَّقْ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İsmail dedi ki: Malik bana tahdis etti. [O] Hişam'dan, [o] babasından, [o da] Aişe —radıyallahu anha—'dan [nakletti]. Bir adam Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e: “Annem ansızın vefat etti [iftülitet nefsehâ]. Sanıyorum ki konuşabilseydi sadaka verirdi. Onun adına sadaka versem [sevabı] olur mu?” diye sordu. Efendimiz: “Evet, onun adına sadaka ver,” buyurdu.

2761. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنه ـ اسْتَفْتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرٌ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize haber verdi. [O] İbn Şihâb’dan, [o] Ubeydullah b. Abdullah'tan, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Sa'd b. Ubâde —radıyallahu anh—, Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'den fetva isteyerek: “Annem vefat etti, üzerinde de bir adak [borcu] vardı,” dedi. Efendimiz: “Onun adına o adağı yerine getir [kaza et],” buyurdu.

2762. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى، أَنَّهُ سَمِعَ عِكْرِمَةَ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَقُولُ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ ـ رضى الله عنهم ـ أَخَا بَنِي سَاعِدَةَ تُوُفِّيَتْ أُمُّهُ وَهْوَ غَائِبٌ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَأَنَا غَائِبٌ عَنْهَا، فَهَلْ يَنْفَعُهَا شَىْءٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنِّي أُشْهِدُكَ أَنَّ حَائِطِي الْمِخْرَافَ صَدَقَةٌ عَلَيْهَا‏.‏

İbrahim b. Musa bize tahdis etti. [Dedi ki]: Hişam b. Yusuf bize haber verdi. [Dedi ki]: İbn Cüreyc onlara haber verdi. [Dedi ki]: Ya'lâ, İkrime'den —İbn Abbas'ın azatlısı— işittiğini bana haber verdi. [İkrime] şöyle diyordu: İbn Abbas bize haber verdi ki Sa'd b. Ubâde —radıyallahu anhum— —Saideoğulları'nın kardeşi [lideri]— annesi vefat ettiğinde onun yanında değildi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelerek: “Ey Allah'ın Resulü! Ben yanında yokken annem vefat etti. Onun adına bir şey sadaka etsem ona faydası olur mu?” diye sordu. Efendimiz: “Evet,” buyurdu. Sa'd: “Öyleyse seni şahit tutuyorum ki meyvesi bol olan [el-Mihrâf] bahçem onun adına sadakadır,” dedi.

2763. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ يُحَدِّثُ أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏}‏ قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ نِسَائِهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ قَالَتْ عَائِشَةُ ثُمَّ اسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ‏}‏ قَالَتْ فَبَيَّنَ اللَّهُ فِي هَذِهِ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ جَمَالٍ وَمَالٍ رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا، وَلَمْ يُلْحِقُوهَا بِسُنَّتِهَا بِإِكْمَالِ الصَّدَاقِ، فَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبَةً عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ تَرَكُوهَا وَالْتَمَسُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ، قَالَ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا الأَوْفَى مِنَ الصَّدَاقِ وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. [Dedi ki]: Şuayb bize haber verdi. [O] Zühri'den [nakletti]. [Zühri] dedi ki: Urve b. ez-Zübeyr, Aişe —radıyallahu anha—'ya şu ayeti sorduğunu anlatırdı: { وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ } “Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan… nikahlayın” [Nisâ, 3]. Aişe [şöyle cevap verdi]: “Ey kız kardeşim oğlu! Bu [ayet], velisinin himayesinde [ve terbiyesinde] olup malına ve güzelliğine velisinin rağbet ettiği yetim kız hakkındadır. Velisi, o kızı emsallerine verilen mehir miktarından [mehr-i misil] daha düşük bir mehirle nikahlamak ister. İşte bu [velilerin], yetim kızlara mehirlerini tam olarak verip adaletli davranmadıkça onlarla evlenmeleri yasaklanmış ve onlardan başkalarıyla evlenmeleri emredilmiştir.” Aişe devamla dedi ki: “Daha sonra insanlar Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'den fetva istediler de Allah Azze ve Celle { وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ } “Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: Onlarla ilgili fetvayı size Allah veriyor…” [Nisâ, 127] ayetini indirdi. Allah bu ayette şunu beyan etti: Yetim kız güzel ve mal sahibi olduğunda [velileri] onunla evlenmeye rağbet ediyorlar ancak mehrini tamamlayarak onu emsalleri seviyesine yükseltmiyorlar [hakkını vermiyorlar]. Şayet [aynı kız] malı az ve güzelliği de yoksa, o zaman [velileri] ona rağbet etmeyip terk ediyor ve başka kadınlarla evlenmeye yöneliyorlar.” [Aişe] dedi ki: “Nasıl ki rağbet etmedikleri zaman o yetim kızı [başkasına] bırakıyorlarsa, hak ettikleri en yüksek mehri vererek adaletli davranmadıkları sürece, ona rağbet ettiklerinde de o kızla evlenmeye hakları yoktur.”

2764. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ، حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ، مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ حَدَّثَنَا صَخْرُ بْنُ جُوَيْرِيَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، تَصَدَّقَ بِمَالٍ لَهُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ يُقَالُ لَهُ ثَمْغٌ، وَكَانَ نَخْلاً، فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي اسْتَفَدْتُ مَالاً وَهُوَ عِنْدِي نَفِيسٌ فَأَرَدْتُ أَنْ أَتَصَدَّقَ بِهِ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَصَدَّقْ بِأَصْلِهِ، لاَ يُبَاعُ وَلاَ يُوهَبُ وَلاَ يُورَثُ، وَلَكِنْ يُنْفَقُ ثَمَرُهُ ‏"‏‏.‏ فَتَصَدَّقَ بِهِ عُمَرُ، فَصَدَقَتُهُ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَفِي الرِّقَابِ وَالْمَسَاكِينِ وَالضَّيْفِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَلِذِي الْقُرْبَى، وَلاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهُ أَنْ يَأْكُلَ مِنْهُ بِالْمَعْرُوفِ، أَوْ يُوكِلَ صَدِيقَهُ غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ بِهِ‏.‏

Harun bize tahdis etti. [Dedi ki]: Benî Hâşim'in azatlısı Ebû Saîd bize tahdis etti. [Dedi ki]: Sahr b. Cüveyriye bize tahdis etti. [O] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Ömer [b. Hattâb], Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— döneminde, adına "Semğ" denilen hurmalık malını sadaka [vakıf] yapmıştı. Ömer: “Ey Allah'ın Resulü! Nefis/değerli bir mal elde ettim ve onu sadaka yapmak istedim,” dedi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurdu: “Onun aslını [kökünü/kendisini] sadaka et [vakfet]; [öyle ki] o satılmasın, hibe edilmesin ve miras bırakılmasın; lakin meyvesi [geliri] infak edilsin.” Bunun üzerine Ömer o malı tasadduk etti [vakfetti]. Onun bu sadakası; Allah yolunda [cihatta], kölelerin özgürlüğüne kavuşturulmasında, miskinler, misafirler, yolda kalmışlar ve yakın akrabalar için kullanılacaktı. [Vakıf şartına göre] o malın idaresini üstlenen kimsenin [mütevelli], ondan örfe uygun [bi'l-ma'rûf] olarak yemsinde veya mal biriktirme amacı gütmeksizin bir dostuna yedirmesinde bir günah yoktur.

2765. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها – ‏{‏وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ‏}‏‏.‏ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي وَالِي الْيَتِيمِ أَنْ يُصِيبَ مِنْ مَالِهِ إِذَا كَانَ مُحْتَاجًا بِقَدْرِ مَالِهِ بِالْمَعْرُوفِ‏.‏

Ubeyd b. İsmail bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ebû Üsâme bize tahdis etti. [O] Hişam'dan, [o] babasından, [o da] Aişe —radıyallahu anha—'dan [nakletti]. [Aişe]; { وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ } “[Velilerden] zengin olan kimse [yetim malına tenezzül etmekten] kaçınsın. Fakir olan ise örfe uygun [bi'l-ma'rûf] olarak yesin” [Nisâ, 6] ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu ayet, yetimin velisi/vasisi hakkında nazil olmuştur. Veli şayet muhtaç durumda ise, yetim için harcadığı emeği/hizmeti karşılığında örfe uygun bir şekilde onun malından alabilir.”

2766. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الْمَدَنِيِّ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَمَا هُنَّ قَالَ ‏"‏ الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ، وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ، وَأَكْلُ الرِّبَا، وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ، وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ، وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ الْغَافِلاَتِ ‏"‏‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti. [Dedi ki]: Süleyman b. Bilal bana tahdis etti. [O] Sevr b. Zeyd el-Medenî'den, [o] Ebu'l-Gays'tan, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—: “Yedi helak edici günahtan [el-mûbikât] sakının!” buyurdu. Sahabeler: “Ey Allah'ın Resulü! Onlar nelerdir?” diye sordular. Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah'a şirk koşmak, sihir [büyü] yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz [riba] yemek, yetim malı yemek, savaş meydanından [yevme'z-zahf] kaçmak ve zinadan habersiz iffetli mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak [hazf].”

2767. Hadis

وَقَالَ لَنَا سُلَيْمَانُ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ مَا رَدَّ ابْنُ عُمَرَ عَلَى أَحَدٍ وَصِيَّةً‏.‏ وَكَانَ ابْنُ سِيرِينَ أَحَبَّ الأَشْيَاءِ إِلَيْهِ فِي مَالِ الْيَتِيمِ أَنْ يَجْتَمِعَ إِلَيْهِ نُصَحَاؤُهُ وَأَوْلِيَاؤُهُ فَيَنْظُرُوا الَّذِي هُوَ خَيْرٌ لَهُ‏.‏ وَكَانَ طَاوُسٌ إِذَا سُئِلَ عَنْ شَىْءٍ مِنْ أَمْرِ الْيَتَامَى قَرَأَ ‏{‏وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ‏}‏‏.‏ وَقَالَ عَطَاءٌ فِي يَتَامَى الصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ يُنْفِقُ الْوَلِيُّ عَلَى كُلِّ إِنْسَانٍ بِقَدْرِهِ مِنْ حِصَّتِهِ‏.‏

Süleyman bize şunu nakletti: Hammad bize tahdis etti. [O] Eyyûb'dan, [o] Nâfi'den [nakletti]. [Nâfi'] dedi ki: İbn Ömer [zina iftirası gibi şüpheli durumlar hariç] hiç kimseden gelen vasiyet [talebi]ni geri çevirmezdi. İbn Sirin'in yetim malı hususunda en sevdiği şey; [yetim] için öğüt verenlerin [nusehâ] ve velilerin bir araya gelip onun için en hayırlı olanı [istişare ile] gözetmeleriydi. Tâvûs'a yetimlerin işlerinden bir şey sorulduğunda şu ayeti okurdu: { وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ } “Allah, işi bozanla [müfsid] düzelteni [muslih] birbirinden ayırıp bilir” [Bakara, 220]. Atâ ise, küçük ve büyük kardeşlerin bulunduğu yetimler hakkında şöyle demiştir: “Veli, her birine kendi hissesi oranında harcama yapar.”

2768. Hadis

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ لَيْسَ لَهُ خَادِمٌ، فَأَخَذَ أَبُو طَلْحَةَ بِيَدِي، فَانْطَلَقَ بِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَنَسًا غُلاَمٌ كَيِّسٌ، فَلْيَخْدُمْكَ‏.‏ قَالَ فَخَدَمْتُهُ فِي السَّفَرِ وَالْحَضَرِ، مَا قَالَ لِي لِشَىْءٍ صَنَعْتُهُ لِمَ صَنَعْتَ هَذَا هَكَذَا وَلاَ لِشَىْءٍ لَمْ أَصْنَعْهُ لِمَ لَمْ تَصْنَعْ هَذَا هَكَذَا

Yakup b. İbrahim b. Kesîr bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbn Uleyye bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülaziz bize tahdis etti. [O] Enes —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle anlatmıştır: Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Medine'ye geldiğinde hizmetçisi yoktu. Ebu Talha elimden tutarak beni Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e götürdü ve: “Ey Allah'ın Resulü! Enes akıllı/becerikli [keyyis] bir çocuktur, sana hizmet etsin,” dedi. Ben de [o günden sonra] seferde ve hazarda [ikamet halinde] ona hizmet ettim. Yaptığım bir şeyden dolayı bana bir kez olsun: “Bunu neden böyle yaptın?” demediği gibi, yapmadığım bir şeyden dolayı da: “Bunu neden böyle yapmadın?” demedi.

2769. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ أَنْصَارِيٍّ بِالْمَدِينَةِ مَالاً مِنْ نَخْلٍ، وَكَانَ أَحَبُّ مَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرَحَاءَ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ‏.‏ قَالَ أَنَسٌ فَلَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ قَامَ أَبُو طَلْحَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ ‏{‏لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ‏}‏ وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بِيرُحَاءَ، وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ، فَضَعْهَا حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ بَخْ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ـ أَوْ رَايِحٌ ـ شَكَّ ابْنُ مَسْلَمَةَ وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أَفْعَلُ ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَفِي بَنِي عَمِّهِ‏.‏ وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَيَحْيَى بْنُ يَحْيَى عَنْ مَالِكٍ ‏"‏ رَايِحٌ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. [O] Malik'ten, [o] İshak b. Abdullah b. Ebî Talha'dan, [o da] Enes b. Malik —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle diyordu: Ebu Talha, hurmalık bakımından Medine'deki Ensarın en zenginlerinden biriydi. En sevdiği malı ise Mescid-i Nebevî'nin karşısında bulunan Beyruhâ [bahçesi] idi. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— oraya girer ve içindeki tatlı sudan içerdi. Enes dedi ki: { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ } “Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe asla eremezsiniz” [Âl-i İmrân, 92] ayeti nazil olduğunda, Ebu Talha kalkıp: “Ey Allah'ın Resulü! Allah { Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe gerçek iyiliğe asla eremezsiniz } buyuruyor. Benim en sevdiğim malım ise Beyruhâ'dır. O, Allah için sadakadır. Onun [ahiretteki] hayrını ve Allah katındaki sevap birikimini [zuhr] ümit ediyorum. Ey Allah'ın Resulü! Onu Allah'ın sana gösterdiği şekilde kullan!” dedi. Efendimiz şöyle buyurdu: “Aferin sana [bah]! Bu gerçekten kazançlı [râbih] —veya gidici/fâni [râyih]— bir maldır!” —İbn Mesleme [bu kelimede] şüphe etmiştir.— [Efendimiz devamla]: “Söylediğini işittim. Ben onu en yakın akrabaların [akrabîn] arasında paylaştırmanı uygun görüyorum.” Ebu Talha da: “Öyle yapacağım ey Allah'ın Resulü,” dedi ve onu akrabaları ile amcaoğulları arasında taksim etti. İsmail, Abdullah b. Yusuf ve Yahya b. Yahya, Malik'ten; [Râbih değil] “Râyih” [gidici/fâni] şeklinde rivayet etmişlerdir.

2770. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمَّهُ تُوُفِّيَتْ أَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنَّ لِي مِخْرَافًا وَأُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا‏.‏

Muhammed b. Abdurrahim bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ravh b. Ubâde bize haber verdi. [Dedi ki]: Zekeriyyâ b. İshak bize tahdis etti. [Dedi ki]: Amr b. Dinar, İkrime'den, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan bana tahdis etti. Bir adam [Sa'd b. Ubâde] Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e: “Annem vefat etti. Onun adına sadaka versem ona faydası olur mu?” diye sordu. Efendimiz: “Evet,” buyurdu. Adam: “Benim [el-Mihrâf denilen] meyveli bir bahçem var. Seni şahit tutuyorum ki ben onu annem adına sadaka ettim,” dedi.

2771. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَقَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ‏.‏ وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülvâris bize tahdis etti. [O] Ebu't-Teyyâh'tan, [o] Enes —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. [Enes] şöyle anlatmıştır: Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— [Medine'ye hicret ettiğinde] Mescid'in inşa edilmesini emretti ve: “Ey Neccâroğulları! Şu bahçenizin bedelini bana söyleyin [satın alayım],” buyurdu. Onlar: “Hayır! Vallahi onun bedelini [kimseden değil] sadece Allah'tan isteriz!” dediler.

2772. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَصَابَ عُمَرُ بِخَيْبَرَ أَرْضًا فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَصَبْتُ أَرْضًا لَمْ أُصِبْ مَالاً قَطُّ أَنْفَسَ مِنْهُ، فَكَيْفَ تَأْمُرُنِي بِهِ قَالَ ‏ "‏ إِنْ شِئْتَ حَبَّسْتَ أَصْلَهَا، وَتَصَدَّقْتَ بِهَا ‏"‏‏.‏ فَتَصَدَّقَ عُمَرُ أَنَّهُ لاَ يُبَاعُ أَصْلُهَا وَلاَ يُوهَبُ وَلاَ يُورَثُ، فِي الْفُقَرَاءِ وَالْقُرْبَى وَالرِّقَابِ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالضَّيْفِ وَابْنِ السَّبِيلِ، وَلاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهَا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا بِالْمَعْرُوفِ، أَوْ يُطْعِمَ صَدِيقًا غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ فِيهِ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Yezid b. Zürey' bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbn Avn bize tahdis etti. [O] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Ömer [b. Hattâb], Hayber'de bir arazi edinmişti. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelerek: “Bundan daha değerli hiçbir mal elde etmemiştim. Bu mal hakkında bana ne emredersin?” diye sordu. Efendimiz: “Dilersen onun aslını [kökünü/kendisini] hapsedersin [vakfedersin], gelirini de sadaka olarak dağıtırsın,” buyurdu. Bunun üzerine Ömer onu; aslı satılmamak, hibe edilmemek ve miras bırakılmamak üzere fakirlere, yakın akrabalara, kölelere [hürriyetleri için], Allah yolunda [cihadda olanlara], misafirlere ve yolda kalmışlara sadaka olarak [vakfetti]. Onu idare eden kimsenin [mütevelli], ondan örfe uygun olarak yemsinde veya mal biriktirme amacı gütmeksizin [gayra mütemevvilin] bir dostuna yedirmesinde bir günah yoktur.

2773. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ، رضى الله عنه وَجَدَ مَالاً بِخَيْبَرَ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ، قَالَ ‏ "‏ إِنْ شِئْتَ تَصَدَّقْتَ بِهَا ‏"‏‏.‏ فَتَصَدَّقَ بِهَا فِي الْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَذِي الْقُرْبَى وَالضَّيْفِ‏.‏

Ebu Âsım bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbn Avn bize tahdis etti. [O] Nâfi'den, [o] İbn Ömer'den [nakletti] ki Ömer —radıyallahu anh— Hayber'de bir mal edinmişti. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e gelip ona [bu durumu] haber verdi. Efendimiz: “Dilersen onu sadaka olarak verirsin [vakfedersin],” buyurdu. Bunun üzerine [Ömer] onu fakirlere, miskinlere, yakın akrabalara ve misafirlere sadaka olarak [vakfetti].

2774. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا أَبُو التَّيَّاحِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ أَمَرَ بِالْمَسْجِدِ وَقَالَ ‏ "‏ يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ‏.‏

İshak bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülsamed bize tahdis etti. [Dedi ki]: Babamdan işittim. [Dedi ki]: Ebu't-Teyyâh bize tahdis etti. [Dedi ki]: Enes b. Malik —radıyallahu anh— bana tahdis etti. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Medine'ye geldiğinde Mescid'in inşa edilmesini emretti ve: “Ey Neccâroğulları! Şu bahçenizin bedelini bana söyleyin,” buyurdu. Onlar: “Hayır! Vallahi onun bedelini [kimseden değil] sadece Allah'tan isteriz!” dediler.

2775. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، حَمَلَ عَلَى فَرَسٍ لَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَعْطَاهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَحْمِلَ عَلَيْهَا رَجُلاً، فَأُخْبِرَ عُمَرُ أَنَّهُ قَدْ وَقَفَهَا يَبِيعُهَا، فَسَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبْتَاعَهَا فَقَالَ ‏ "‏ لاَ تَبْتَعْهَا، وَلاَ تَرْجِعَنَّ فِي صَدَقَتِكَ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Yahya bize tahdis etti. [Dedi ki]: Ubeydullah bize tahdis etti. [Dedi ki]: Nâfi bana tahdis etti. [O] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. Ömer [b. Hattâb], Allah yolunda kullanılmak üzere bir at vermişti [hibe/vakıf etmişti]. Onu, [cihad için] üzerine binmesi için bir adama verdi. Daha sonra Ömer, o adamın atı satılığa çıkardığını [vakfettiği halde satışa arz ettiğini] haber aldı. Bunun üzerine Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e, o atı satın alıp alamayacağını sordu. Efendimiz şöyle buyurdu: “Onu satın alma! Ve sakın sadakana geri dönme!”

2776. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَقْتَسِمْ وَرَثَتِي دِينَارًا، مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمَئُونَةِ عَامِلِي فَهْوَ صَدَقَةٌ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. [Dedi ki]: Malik bize haber verdi. [O] Ebu'z-Zinâd'dan, [o] el-A'rec'den, [o da] Ebu Hureyre —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— şöyle buyurmuştur: “Varislerim [benden kalan] tek bir dinarı bile aralarında taksim etmesinler. Kadınlarımın [eşlerimin] nafakası ve memurumun/işçimin [âmil] ücreti çıktıktan sonra geriye ne bıraktıysam o sadakadır [vakıftır].”

2777. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ عُمَرَ، اشْتَرَطَ فِي وَقْفِهِ أَنْ يَأْكُلَ مَنْ وَلِيَهُ وَيُوكِلَ صَدِيقَهُ غَيْرَ مُتَمَوِّلٍ مَالاً‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti. [Dedi ki]: Hammad bize tahdis etti. [O] Eyyûb'dan, [o] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti] ki Ömer, vakfında şöyle şarta bağlamıştır: “Onu idare eden kimse [mütevelli], ondan [örfe uygun olarak] yiyebilir ve mal biriktirme amacı gütmeksizin [gayra mütemevvilin] bir dostuna yedirebilir.”

2778. Hadis

وَقَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عُثْمَانَ ـ رضى الله عنه ـ حَيْثُ حُوصِرَ أَشْرَفَ عَلَيْهِمْ وَقَالَ أَنْشُدُكُمْ وَلاَ أَنْشُدُ إِلاَّ أَصْحَابَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ حَفَرَ رُومَةَ فَلَهُ الْجَنَّةُ ‏"‏‏.‏ فَحَفَرْتُهَا، أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ مَنْ جَهَّزَ جَيْشَ الْعُسْرَةِ فَلَهُ الْجَنَّةُ ‏"‏‏.‏ فَجَهَّزْتُهُمْ‏.‏ قَالَ فَصَدَّقُوهُ بِمَا قَالَ‏.‏ وَقَالَ عُمَرُ فِي وَقْفِهِ لاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ وَلِيَهُ أَنْ يَأْكُلَ‏.‏ وَقَدْ يَلِيهِ الْوَاقِفُ وَغَيْرُهُ فَهْوَ وَاسِعٌ لِكُلٍّ‏.‏

Abdan bize şunu nakletti: Babam bana haber verdi. [O] Şu'be'den, [o] Ebu İshak'tan, [o] Ebu Abdurrahman [es-Sülemî]'den [nakletti] ki Osman —radıyallahu anh— kuşatıldığı zaman [evinin damından] onlara [isyancılara] bakıp şöyle seslendi: “Size Allah adına soruyorum —ki bunu sadece Peygamber'in ashabına soruyorum—; Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in: ‘Kim Rûme [kuyusunu] kazarsa [satın alıp vakfederse] ona Cennet vardır,’ buyurduğunu bilmiyor musunuz? İşte onu ben kazdım [satın aldım]. Yine onun: ‘Kim Zorluk Ordusu'nu [Ceyşü'l-usra] donatırsa ona Cennet vardır,’ buyurduğunu bilmiyor musunuz? İşte onları ben donattım.” Bunun üzerine [orada bulunan sahabiler] onun söylediğini tasdik ettiler. Ömer de kendi vakfı hakkında: “Onu idare eden kimsenin ondan yiyebileceğini,” söylemişti. Bazen vakfı, vakfedenin kendisi idare eder, bazen de başkası; bu [yeme/faydalanma hakkı] her ikisi için de geniştir [geçerlidir].

2779. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ‏.‏

Müsedded bize tahdis etti. [Dedi ki]: Abdülvâris bize tahdis etti. [O] Ebu't-Teyyâh'tan, [o] Enes —radıyallahu anh—'dan [nakletti]. Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—: “Ey Neccâroğulları! Şu bahçenizin bedelini bana söyleyin,” buyurdu. Onlar: “Onun bedelini [kimseden değil] sadece Allah'tan isteriz!” dediler.

2780. Hadis

وَقَالَ لِي عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي سَهْمٍ مَعَ تَمِيمٍ الدَّارِيِّ وَعَدِيِّ بْنِ بَدَّاءٍ فَمَاتَ السَّهْمِيُّ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا مُسْلِمٌ، فَلَمَّا قَدِمَا بِتَرِكَتِهِ فَقَدُوا جَامًا مِنْ فِضَّةٍ مُخَوَّصًا مِنْ ذَهَبٍ، فَأَحْلَفَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ وُجِدَ الْجَامُ بِمَكَّةَ فَقَالُوا ابْتَعْنَاهُ مِنْ تَمِيمٍ وَعَدِيٍّ‏.‏ فَقَامَ رَجُلاَنِ مِنْ أَوْلِيَائِهِ، فَحَلَفَا لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا، وَإِنَّ الْجَامَ لِصَاحِبِهِمْ‏.‏ قَالَ وَفِيهِمْ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ ‏إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ}‏

Ali b. Abdullah bana şunu söyledi: Yahya b. Adem bize tahdis etti. [Dedi ki]: İbn Ebî Zâide bize tahdis etti. [O] Muhammed b. Ebî'l-Kâsım'dan, [o] Abdülmelik b. Said b. Cübeyr'den, [o] babasından, [o da] İbn Abbas —radıyallahu anhumâ—'dan [nakletti]. [İbn Abbas] şöyle anlatmıştır: Sehmoğulları'ndan bir adam, [o sırada Hristiyan olan] Temîm ed-Dârî ve Adî b. Beddâ ile birlikte yola çıkmıştı. Sehmli adam, içinde Müslüman bulunmayan bir arazide vefat etti. [Temîm ve Adî] onun terekesini [Medine'ye] getirdiklerinde, altın işlemeli gümüş bir tasın kayıp olduğu anlaşıldı. Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— onlara [o tası almadıklarına dair] yemin ettirdi. Daha sonra o tas Mekke'de [birilerinde] bulundu. [Tası ellerinde bulunduranlar]: “Biz bunu Temîm ve Adî'den satın aldık,” dediler. Bunun üzerine vefat eden adamın velilerinden iki kişi kalktı ve: “Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha haktır/geçerlidir; o tas arkadaşımıza [miras bırakanımıza] aittir,” diye yemin ettiler. [İbn Abbas] dedi ki: “Şu ayet onlar hakkında nazil olmuştur: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ... } ‘Ey İman Edenler! Birinize Ölüm Geldiğinde Vasiyet Ederken Aranızdaki Şahitlik… [Sizden Adalet Sahibi İki Kişidir]’ [Mâide, 106].”

2781. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، أَوِ الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ عَنْهُ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ فِرَاسٍ، قَالَ قَالَ الشَّعْبِيُّ حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ أَبَاهُ اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ سِتَّ بَنَاتٍ، وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا، فَلَمَّا حَضَرَ جِدَادُ النَّخْلِ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ وَالِدِي اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا كَثِيرًا، وَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ يَرَاكَ الْغُرَمَاءُ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَبَيْدِرْ كُلَّ تَمْرٍ عَلَى نَاحِيَتِهِ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ ثُمَّ دَعَوْتُهُ، فَلَمَّا نَظَرُوا إِلَيْهِ أُغْرُوا بِي تِلْكَ السَّاعَةَ، فَلَمَّا رَأَى مَا يَصْنَعُونَ أَطَافَ حَوْلَ أَعْظَمِهَا بَيْدَرًا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ادْعُ أَصْحَابَكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّى اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي، وَأَنَا وَاللَّهِ رَاضٍ أَنْ يُؤَدِّيَ اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي وَلاَ أَرْجِعَ إِلَى أَخَوَاتِي بِتَمْرَةٍ، فَسَلِمَ وَاللَّهِ الْبَيَادِرُ كُلُّهَا حَتَّى أَنِّي أَنْظُرُ إِلَى الْبَيْدَرِ الَّذِي عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّهُ لَمْ يَنْقُصْ تَمْرَةً وَاحِدَةً‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ أُغْرُوا بِي يَعْنِي هِيجُوا بِي فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمْ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ

Muhammed b. Sâbık bize tahdis etti —yahut Fadl b. Yakup ondan [Muhammed b. Sâbık'tan] nakletti—. [Dedi ki]: Şeybân Ebû Muâviye bize tahdis etti. [O] Firâs'tan [nakletti]. [Firâs] dedi ki: Şa'bî şöyle dedi: Cabir b. Abdullah el-Ensârî —radıyallahu anhumâ— bana tahdis etti ki babası Uhud günü şehit edilmiş, geride altı kız çocuğu ve [ödenmesi gereken] borç bırakmıştı. Hurmaların devşirilme zamanı geldiğinde Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'e geldim ve: “Ey Allah'ın Resulü! Babamın Uhud günü şehit edildiğini ve geride çokça borç bıraktığını biliyorsun. Alacaklıların seni görmelerini [ve bu sayede bana mühlet vermelerini] istiyorum,” dedim. Efendimiz: “Git, her cins hurmayı ayrı bir yere yığ/harmanla,” buyurdu. Ben de [denileni] yaptım, sonra onu çağırdım. Alacaklılar onu [Peygamber'i] görünce o anda üzerime üşüştüler [beni sıkıştırdılar]. Efendimiz onların bu yaptıklarını görünce, en büyük hurma yığınının etrafında üç kez dolaştı, sonra üzerine oturdu ve: “Alacaklılarını çağır,” buyurdu. [Onlar geldiler]. Allah babamın emanetini [borcunu] ödeyinceye kadar onlara ölçüp vermeye devam etti. Vallahi ben, Allah'ın babamın borcunu ödemesine, kız kardeşlerime bir tek hurma bile götürmesem de razıydım. Ancak yığınların hepsi sapasağlam kaldı [hiç eksilmedi]. Hatta Resulullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—'in üzerinde oturduğu yığına baktığımda, sanki ondan bir tek hurma bile eksilmemiş gibiydi. Ebu Abdullah [Buhari] dedi ki: “Uğrû bî”; “Bana karşı kışkırtıldılar/harekete geçirildiler” demektir. { Fe ağreynâ beynehumu'l-adâvete ve'l-bağdâe } [Maide, 14] “Aralarına düşmanlık ve kin saldık” ayetindeki kullanım gibidir.