3571. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، أَخْبَرَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ وَلِيَ الْقَضَاءَ فَقَدْ ذُبِحَ بِغَيْرِ سِكِّينٍ " .
Nasr b. Ali anlattı; Fudayl b. Süleyman bildirdi; Amr b. Ebî Amr anlattı; Saîd el-Makburî'den; o da Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kime kadılık (yargıçlık) görevi verilmişse; şüphesiz o kişi bıçaksız boğazlanmış demektir."
3572. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ مُحَمَّدٍ الأَخْنَسِيِّ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، وَالأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ جُعِلَ قَاضِيًا بَيْنَ النَّاسِ فَقَدْ ذُبِحَ بِغَيْرِ سِكِّينٍ " .
Nasr b. Ali anlattı; Bişr b. Ömer bildirdi; Abdullah b. Ca'fer'den; Osman b. Muhammed el-Ahnesî'den; el-Makburî ve el-A'rec'den; onlar da Ebû Hüreyre'den; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizden naklettiğine göre: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İnsanlar arasında kadı (yargıç) tayin edilen kimse; şüphesiz bıçaksız boğazlanmış demektir."
3573. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَسَّانَ السَّمْتِيُّ، حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ خَلِيفَةَ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْقُضَاةُ ثَلاَثَةٌ وَاحِدٌ فِي الْجَنَّةِ وَاثْنَانِ فِي النَّارِ فَأَمَّا الَّذِي فِي الْجَنَّةِ فَرَجُلٌ عَرَفَ الْحَقَّ فَقَضَى بِهِ وَرَجُلٌ عَرَفَ الْحَقَّ فَجَارَ فِي الْحُكْمِ فَهُوَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ قَضَى لِلنَّاسِ عَلَى جَهْلٍ فَهُوَ فِي النَّارِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا أَصَحُّ شَىْءٍ فِيهِ يَعْنِي حَدِيثَ ابْنِ بُرَيْدَةَ " الْقُضَاةُ ثَلاَثَةٌ " .
Muhammed b. Hassân es-Semtî anlattı; Halef b. Halîfe anlattı; Ebû Hâşim'den; İbn Büreyde'den; o da babasından; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizden naklettiğine göre: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kadılar üç kısımdır: Bunlardan biri cennette, ikisi ise ateştedir. Cennette olan; hakkı bilip ona göre hüküm veren kişidir. Hakkı bildiği halde hükmünde haksızlığa sapan kimse ateştedir. İnsanlar arasında cahilce (bilgisizce) hüküm veren kimse de ateştedir." Ebû Dâvud der ki: Bu konuda (İbn Büreyde kanalıyla gelen) en sahih rivayet budur.
3574. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - أَخْبَرَنِي يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ، مَوْلَى عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ فَأَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ وَإِذَا حَكَمَ فَاجْتَهَدَ فَأَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ " . فَحَدَّثْتُ بِهِ أَبَا بَكْرِ بْنَ حَزْمٍ فَقَالَ هَكَذَا حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ .
Ubeydullah b. Ömer b. Meysere anlattı; Abdülaziz -yani İbn Muhammed- anlattı; Yezîd b. Abdullah b. el-Hâd bildirdi; Muhammed b. İbrâhim'den; Busr b. Saîd'den; Amr b. el-As'ın azatlısı Ebû Kays'tan; o da Amr b. el-As'tan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hâkim hüküm verirken içtihat eder ve isabet ederse; onun için iki sevap (ecir) vardır. Eğer hüküm verirken içtihat eder de hata ederse; (yine de) onun için bir sevap vardır." Ravi (Muhammed b. İbrâhim) demiştir ki: "Ben bu hadisi Ebû Bekir b. Hazm'a anlatınca o: 'Aynı şeyi Ebû Seleme de Ebû Hüreyre'den naklen bana anlatmıştı.' dedi."
3575. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا مُلاَزِمُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ نَجْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ، يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - وَهُوَ أَبُو كَثِيرٍ - قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ طَلَبَ قَضَاءَ الْمُسْلِمِينَ حَتَّى يَنَالَهُ ثُمَّ غَلَبَ عَدْلُهُ جَوْرَهُ فَلَهُ الْجَنَّةُ وَمَنْ غَلَبَ جَوْرُهُ عَدْلَهُ فَلَهُ النَّارُ " .
Abbâs el-Anberî anlattı; Ömer b. Yûnus anlattı; Mülâzim b. Amr anlattı; Mûsâ b. Necde dedesi Yezîd b. Abdürrahmân'dan -ki o Ebû Kesîr'dir-; o da Ebû Hüreyre'den naklettiğine göre: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim Müslümanların kadılığını elde edene kadar onu talep eder (ister), sonra da (icraatlarında) adaleti haksızlığına galip gelirse; onun için cennet vardır. Kimin de haksızlığı adaletine baskın gelirse; o da ateştedir."
3576. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ بْنِ أَبِي يَحْيَى الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ { وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ } إِلَى قَوْلِهِ { الْفَاسِقُونَ } هَؤُلاَءِ الآيَاتُ الثَّلاَثُ نَزَلَتْ فِي الْيَهُودِ خَاصَّةً فِي قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرِ .
İbrâhim b. Hamza b. Ebî Yahyâ er-Remlî anlattı; Zeyd b. Ebî'z-Zerkā anlattı; İbn Ebî'z-Zinâd'dan; babasından; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den; o da İbn Abbas'tan naklettiğine göre: İbn Abbas demiştir ki: "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler işte onlar kâfirlerin ta kendileridir" [el-Mâide 44] ayetinden "...fâsıkların ta kendileridir" [el-Mâide 47] ayetine kadar olan bu üç ayet; özellikle Yahudiler, yani Kurayza ve Nadîroğulları hakkında inmiştir.
3577. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ رَجَاءٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ بِشْرٍ الأَنْصَارِيِّ الأَزْرَقِ، قَالَ دَخَلَ رَجُلاَنِ مِنْ أَبْوَابِ كِنْدَةَ وَأَبُو مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيُّ جَالِسٌ فِي حَلْقَةٍ فَقَالاَ أَلاَ رَجُلٌ يُنَفِّذُ بَيْنَنَا فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْحَلْقَةِ أَنَا . فَأَخَذَ أَبُو مَسْعُودٍ كَفًّا مِنْ حَصًى فَرَمَاهُ بِهِ وَقَالَ مَهْ إِنَّهُ كَانَ يُكْرَهُ التَّسَرُّعُ إِلَى الْحُكْمِ .
Muhammed b. el-Alâ ve Muhammed b. el-Müsennâ dediler ki: Ebû Muâviye bildirdi; A'meş'ten; Recâ el-Ensârî'den; Abdürrahmân b. Bişr el-Ensârî el-Ezrak'tan naklettiğine göre: Abdürrahmân b. Bişr şöyle anlatmıştır: İki adam Kinde (kabilesinin mescide açılan) kapılarından içeri girdiler. O sırada Ebû Mes'ûd el-Ensârî bir ilim halkasında oturuyordu. Adamlar: "Aramızdaki meseleyi karara bağlayacak kimse yok mu?" diye bağırdılar. Halkada bulunanlardan birisi: "Ben yaparım!" dedi. Bunun üzerine Ebû Mes'ûd elindeki bir avuç çakıl taşını o adama fırlatarak: "Yavaş ol! Zira hüküm vermede bu şekilde aceleci davranmak hoş karşılanmazdı." dedi.
3578. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ بِلاَلٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ طَلَبَ الْقَضَاءَ وَاسْتَعَانَ عَلَيْهِ وُكِلَ إِلَيْهِ وَمَنْ لَمْ يَطْلُبْهُ وَلَمْ يَسْتَعِنْ عَلَيْهِ أَنْزَلَ اللَّهُ مَلَكًا يُسَدِّدُهُ " . وَقَالَ وَكِيعٌ عَنْ إِسْرَائِيلَ عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى عَنْ بِلاَلِ بْنِ أَبِي مُوسَى عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى عَنْ بِلاَلِ بْنِ مِرْدَاسٍ الْفَزَارِيِّ عَنْ خَيْثَمَةَ الْبَصْرِيِّ عَنْ أَنَسٍ .
Muhammed b. Kesîr anlattı; İsrâil bildirdi; Abdülâlâ'dan; Bilâl'den; o da Enes b. Mâlik'ten naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim kadılığı talep eder ve (onu elde etmek için) başkasından yardım isterse; o görevle baş başa bırakılır. Kim de onu istemediği (ve kimseden yardım beklemediği) halde kendisine verilirse; Allah ona (isabetli karar vermesi için) yardımcı olacak bir melek indirir." Vekî' İsrâil'den; Abdülâlâ'dan; Bilâl b. Ebî Mûsâ'dan; o da Enes'ten (nakletmiştir). Ebû Avâne ise Abdülâlâ'dan; Bilâl b. Mirdâs el-Fezârî'den; Hayseme el-Basrî'den; o da Enes'ten (rivayet etmiştir).
3579. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو مُوسَى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَنْ نَسْتَعْمِلَ - أَوْ لاَ نَسْتَعْمِلُ - عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ " .
Ahmed b. Hanbel anlattı; Yahyâ b. Saîd anlattı; Kurre b. Hâlid anlattı; Humeyd b. Hilâl anlattı; Ebû Bürde'nin bildirdiğine göre Ebû Mûsâ (el-Eş'arî) şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Biz, (devlet) işimize onu bizzat talep eden (isteyen) kimseyi asla tayin etmeyiz." buyurdu.
3580. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الرَّاشِيَ وَالْمُرْتَشِيَ .
Ahmed b. Yûnus anlattı; İbn Ebî Zi'b anlattı; el-Hâris b. Abdürrahmân'dan; Ebû Seleme'den; o da Abdullah b. Amr'dan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, rüşvet verene de alana da lanet etmiştir.
3581. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ حَدَّثَنِي عَدِيُّ بْنُ عُمَيْرَةَ الْكِنْدِيُّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ لَنَا عَلَى عَمَلٍ فَكَتَمَنَا مِنْهُ مِخْيَطًا فَمَا فَوْقَهُ فَهُوَ غُلٌّ يَأْتِي بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَسْوَدُ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْبَلْ عَنِّي عَمَلَكَ . قَالَ " وَمَا ذَاكَ " . قَالَ سَمِعْتُكَ تَقُولُ كَذَا وَكَذَا . قَالَ " وَأَنَا أَقُولُ ذَلِكَ مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَلْيَأْتِ بِقَلِيلِهِ وَكَثِيرِهِ فَمَا أُوتِيَ مِنْهُ أَخَذَهُ وَمَا نُهِيَ عَنْهُ انْتَهَى " .
Müsedded anlattı; Yahyâ'dan; İsmâil b. Ebî Hâlid'den; Kays bildirdi; Adî b. Umeyre el-Kindî'nin naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! İçinizden kim bizim adımıza bir iş yaparsa ve bizden bir iğneyi ya da ondan daha fazlasını gizlerse; bu bir hıyanet (gülûl)dir ve o şeyi kıyamet gününde beraberinde getirir." Bunun üzerine Ensar'dan siyah tenli bir adam -sanki onu hala görüyor gibiyim- ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resulü! Vazifeni benden geri al (artık çalışmak istemiyorum)." dedi. Efendimiz: "Sana ne oldu?" diye sordu. Adam: "Senin az önce şöyle şöyle dediğini duydum." deyince Efendimiz şöyle buyurdu: "Evet, o sözü şimdi de söylüyorum: Kimi bir işe tayin edersek, o işinden elde ettiği malın azını da çoğunu da getirsin. Kendisine ondan ne verilirse onu alsın, (alması) yasaklanandan ise kaçınsın."
3582. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ حَنَشٍ، عَنْ عَلِيٍّ، عَلَيْهِ السَّلاَمُ قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ قَاضِيًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُرْسِلُنِي وَأَنَا حَدِيثُ السِّنِّ وَلاَ عِلْمَ لِي بِالْقَضَاءِ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ سَيَهْدِي قَلْبَكَ وَيُثَبِّتُ لِسَانَكَ فَإِذَا جَلَسَ بَيْنَ يَدَيْكَ الْخَصْمَانِ فَلاَ تَقْضِيَنَّ حَتَّى تَسْمَعَ مِنَ الآخَرِ كَمَا سَمِعْتَ مِنَ الأَوَّلِ فَإِنَّهُ أَحْرَى أَنْ يَتَبَيَّنَ لَكَ الْقَضَاءُ " . قَالَ فَمَا زِلْتُ قَاضِيًا أَوْ مَا شَكَكْتُ فِي قَضَاءٍ بَعْدُ .
Amr b. Avn anlattı; Şerîk bildirdi; Simâk'tan; Haneş'ten; Ali aleyhisselâm dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen'e kadı olarak gönderiyordu. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Beni gönderiyorsun ama ben gencim ve kaza (hüküm verme) hususunda bilgim yok!" dedim. Buyurdu ki: "Şüphesiz Allah, kalbine hidayet verecek ve dilini (hak üzere) sabit kılacaktır. Önünde iki hasım oturduğu zaman, birinciyi dinlediğin gibi diğerini de dinlemeden asla hüküm verme. Zira bu, hükmün sana netleşmesi için en uygun yoldur." Ali dedi ki: "Ondan sonra sürekli kadılık yaptım ve bir daha hiçbir hükümde şüpheye düşmedim."
3583. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَىَّ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَأَقْضِيَ لَهُ عَلَى نَحْوِ مَا أَسْمَعُ مِنْهُ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ بِشَىْءٍ فَلاَ يَأْخُذْ مِنْهُ شَيْئًا فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ " .
Muhammed b. Kesîr anlattı; Süfyân bildirdi; Hişâm b. Urve'den; Urve'den; Zeyneb bint Ümmi Seleme'den; Ümmi Seleme radıyallâhu anhâ dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben ancak bir insanım. Sizler bana davalık olup geliyorsunuz. Olur ki biriniz delilini diğerinden daha güzel anlatır, ben de duyduğuma göre onun lehine hükmederim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şeye hükmetmişsem sakın onu almasın! Zira ben (bu hükümle) ona ancak ateşten bir parça kesip vermiş olurum."
3584. Hadis
حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ نَافِعٍ أَبُو تَوْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، مَوْلَى أُمِّ سَلَمَةَ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاَنِ يَخْتَصِمَانِ فِي مَوَارِيثَ لَهُمَا لَمْ تَكُنْ لَهُمَا بَيِّنَةٌ إِلاَّ دَعْوَاهُمَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ مِثْلَهُ فَبَكَى الرَّجُلاَنِ وَقَالَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا حَقِّي لَكَ . فَقَالَ لَهُمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا إِذْ فَعَلْتُمَا مَا فَعَلْتُمَا فَاقْتَسِمَا وَتَوَخَّيَا الْحَقَّ . ثُمَّ اسْتَهِمَا ثُمَّ تَحَالاَّ " .
Er-Rabî' b. Nâfi' Ebû Tevbe anlattı; İbnü'l-Mübârek anlattı; Üsâme b. Zeyd'den; Ümmi Seleme'nin azatlısı Abdullah b. Râfi'den; Ümmi Seleme radıyallâhu anhâ dedi ki: İki adam aralarındaki miraslar hakkında davalaşmak üzere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme geldiler. İddialarından başka ellerinde herhangi bir delil yoktu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (bir önceki hadisin) bir benzerini zikretti. Bunun üzerine iki adam da ağladı ve her biri: "Hakkım senin olsun!" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Madem böyle davrandınız, artık aranızda taksim edin, hakkı gözetin, sonra kura çekin ve birbirinize helallik verin." buyurdu.
3585. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا أُسَامَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ أُمَّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ يَخْتَصِمَانِ فِي مَوَارِيثَ وَأَشْيَاءَ قَدْ دَرَسَتْ فَقَالَ " إِنِّي إِنَّمَا أَقْضِي بَيْنَكُمْ بِرَأْيِي فِيمَا لَمْ يُنْزَلْ عَلَىَّ فِيهِ " .
İbrahim b. Mûsâ er-Râzî anlattı; Îsâ bildirdi; Üsâme anlattı; Abdullah b. Râfi'den; dedi ki: Ümmi Seleme'yi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemden bu hadisi (şöyle) anlatırken işittim: "(O iki adam) eskiyen miraslar ve bazı şeyler hakkında davalaşıyorlardı. (Nebi de) şöyle buyurdu: 'Hakkında bana vahiy gelmeyen konularda aranızda ancak kendi görüşümle hükmederim.'"
3586. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، - رضى الله عنه - قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ الرَّأْىَ إِنَّمَا كَانَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُصِيبًا لأَنَّ اللَّهَ كَانَ يُرِيهِ وَإِنَّمَا هُوَ مِنَّا الظَّنُّ وَالتَّكَلُّفُ .
Süleyman b. Dâvud el-Mehrî anlattı; İbn Vehb bildirdi; Yûnus b. Yezîd'den; İbn Şihâb'dan; Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh minberdeyken şöyle dedi: "Ey insanlar! Şüphesiz (şahsi) görüş Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için (vahiyle desteklendiğinden) her zaman isabetliydi; zira Allah ona (hakikati) gösteriyordu. Bizim görüşümüz ise ancak bir zan ve zorlamadan ibarettir."
3587. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، أَخْبَرَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو عُثْمَانَ الشَّامِيُّ، وَلاَ إِخَالُنِي رَأَيْتُ شَامِيًّا أَفْضَلَ مِنْهُ يَعْنِي حَرِيزَ بْنَ عُثْمَانَ .
Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı; Muâz b. Muâz bildirdi; dedi ki: Bana Ebû Osman eş-Şâmî bildirdi -ki kendisinden (Harîz b. Osman) daha üstün bir Şâmlı gördüğümü sanmıyorum-, yani Harîz b. Osman'ı kastetti.
3588. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا مُصْعَبُ بْنُ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ الْخَصْمَيْنِ يَقْعُدَانِ بَيْنَ يَدَىِ الْحَكَمِ .
Ahmed b. Menî' anlattı; Abdullah b. el-Mübârek anlattı; Mus'ab b. Sâbit'ten; Abdullah b. ez-Zübeyr radıyallâhu anh dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, iki hasmın hâkimin önünde (beraberce) oturmalarına hükmetti.
3589. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى ابْنِهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَقْضِي الْحَكَمُ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَهُوَ غَضْبَانُ " .
Muhammed b. Kesîr anlattı; Süfyân bildirdi; Abdülmelik b. Umeyr'den; Abdurrahman b. Ebî Bekre anlattı; babasından (Ebû Bekre radıyallâhu anhdan) bildirdiğine göre o, oğluna (şöyle) yazmıştır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hâkim, öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermesin."
3590. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ { فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ } فَنُسِخَتْ قَالَ { فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ } .
Ahmed b. Muhammed el-Mervezî anlattı; Ali b. Hüseyin bildirdi; babasından; Yezîd en-Nahvî'den; İkrime'den; İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ dedi ki: "Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir" (Mâide, 42) ayeti, "Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet" (Mâide, 48) ayetiyle nesh edilmiştir.
3591. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ الْحُصَيْنِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ } { وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ } الآيَةَ قَالَ كَانَ بَنُو النَّضِيرِ إِذَا قَتَلُوا مِنْ بَنِي قُرَيْظَةَ أَدَّوْا نِصْفَ الدِّيَةِ وَإِذَا قَتَلَ بَنُو قُرَيْظَةَ مِنْ بَنِي النَّضِيرِ أَدَّوْا إِلَيْهِمُ الدِّيَةَ كَامِلَةً فَسَوَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ .
Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî anlattı; Muhammed b. Seleme bildirdi; Muhammed b. İshâk'tan; Dâvud b. el-Husayn'dan; İkrime'den; İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ dedi ki: "Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet yahut onlardan yüz çevir... Şayet hükmedersen aralarında adaletle hükmet." (Mâide, 42) ayeti indiğinde (şöyle bir durum vardı): Nadîroğulları, Kurayzaoğulları'ndan birini öldürdüklerinde diyetin yarısını verirlerdi. Kurayzaoğulları Nadîroğulları'ndan birini öldürdüklerinde ise onlara tam diyet öderlerdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bu ayetin hükmüyle) aralarında eşitlik sağladı.
3592. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي عَوْنٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَمْرِو بْنِ أَخِي الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أُنَاسٍ، مِنْ أَهْلِ حِمْصَ مِنْ أَصْحَابِ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَرَادَ أَنْ يَبْعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ قَالَ " كَيْفَ تَقْضِي إِذَا عَرَضَ لَكَ قَضَاءٌ " . قَالَ أَقْضِي بِكِتَابِ اللَّهِ . قَالَ " فَإِنْ لَمْ تَجِدْ فِي كِتَابِ اللَّهِ " . قَالَ فَبِسُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ " فَإِنْ لَمْ تَجِدْ فِي سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ فِي كِتَابِ اللَّهِ " . قَالَ أَجْتَهِدُ رَأْيِي وَلاَ آلُو . فَضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدْرَهُ وَقَالَ " الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَفَّقَ رَسُولَ رَسُولِ اللَّهِ لِمَا يُرْضِي رَسُولَ اللَّهِ " .
Hafsa b. Ömer, Şu'be'den; Ebû Avn'dan; Mugîre b. Şu'be'nin kardeşinin oğlu el-Hâris b. Amr'dan; Muâz b. Cebel'in arkadaşlarından olan Humuslu birtakım kimselerden bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Muâz'ı Yemen'e göndermek istediğinde ona: "Sana bir dava geldiği zaman nasıl hükmedersin?" diye sordu. (Muâz): "Allah'ın Kitabı ile hükmederim." dedi. "Eğer onu Allah'ın Kitabı'nda bulamazsan?" buyurdu. (Muâz): "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin sünneti ile (hükmederim)." dedi. "Eğer ne Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin sünnetinde ne de Allah'ın Kitabı'nda bulamazsan?" buyurdu. (Bunun üzerine Muâz): "Kendi görüşümle (re'yimle) içtihat ederim ve (gerçeği araştırmada) kusur etmem." dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun göğsüne vurdu ve: "Resûlü'nün elçisini, yine Resûlü'nün razı olacağı şeye muvaffak kılan Allah'a hamdolsun." buyurdu.
3593. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنِي أَبُو عَوْنٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ نَاسٍ، مِنْ أَصْحَابِ مُعَاذٍ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ فَذَكَرَ مَعْنَاهُ .
Müsedded anlattı; Yahyâ, Şu'be'den; Ebû Avn bildirdi; el-Hâris b. Amr'dan; Muâz'ın arkadaşlarından; Muâz b. Cebel'den bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu Yemen'e gönderdiğinde... (Ravi bu hadisi de öncekiyle) aynı manada zikretti.
3594. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الْوَاحِدِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، أَوْ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ - شَكَّ الشَّيْخُ - عَنْ كَثِيرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الصُّلْحُ جَائِزٌ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ " . زَادَ أَحْمَدُ " إِلاَّ صُلْحًا أَحَلَّ حَرَامًا أَوْ حَرَّمَ حَلاَلاً " . وَزَادَ سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْمُسْلِمُونَ عَلَى شُرُوطِهِمْ " .
Süleyman b. Dâvud el-Mehrî anlattı; İbn Vehb bildirdi; Süleyman b. Bilâl bildirdi. (Diğer isnâd:) Ahmed b. Abdilvâhid ed-Dımaşkî anlattı; Mervân (yani İbn Muhammed) anlattı; Süleyman b. Bilâl veya Abdülaziz b. Muhammed bildirdi -Ravi Ahmed bu isimde şüphe etmiştir-; Kesîr b. Zeyd'den; Velîd b. Rebâh'tan; Ebû Hüreyre radıyallâhu anh dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslümanlar arasında sulh caizdir." Ahmed (rivayetinde): "Haramı helal kılan veya helali haram kılan sulh müstesna!" (ilavesini) yaptı. Süleyman b. Dâvud da (rivayetinde) şu ilaveyi yaptı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslümanlar (belirledikleri meşru) şartlarına bağlıdırlar."
3595. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، تَقَاضَى ابْنَ أَبِي حَدْرَدٍ دَيْنًا كَانَ لَهُ عَلَيْهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ فَارْتَفَعَتْ أَصْوَاتُهُمَا حَتَّى سَمِعَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي بَيْتِهِ فَخَرَجَ إِلَيْهِمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى كَشَفَ سِجْفَ حُجْرَتِهِ وَنَادَى كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ فَقَالَ " يَا كَعْبُ " . فَقَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَأَشَارَ لَهُ بِيَدِهِ أَنْ ضَعِ الشَّطْرَ مِنْ دَيْنِكَ قَالَ كَعْبٌ قَدْ فَعَلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قُمْ فَاقْضِهِ " .
Ahmed b. Sâlih anlattı; İbn Vehb bildirdi; Yûnus bildirdi; İbn Şihâb'dan; Abdullah b. Ka'b b. Mâlik bildirdi; Ka'b b. Mâlik'in ona haber verdiğine göre: (Ka'b) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde mescidde İbn Ebî Hadred'den olan alacağını talep etmişti. Birbirlerine karşı seslerini yükselttiler; öyle ki evinde bulunan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bile onları işitti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem odasının perdesini açıp yanlarına çıktı ve: "Ey Ka'b!" diye seslendi. Ka'b: "Buyur ey Allah'ın Resûlü (lebbeyk)!" dedi. Resûlullah, eliyle (alacağının) yarısını indirmesine işaret etti. Ka'b: "Öyle yaptım ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (borçluya): "Kalk ve (kalanını) ona öde!" buyurdu.
3596. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ السَّرْحِ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي عَمْرَةَ الأَنْصَارِيَّ أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْدَ بْنَ خَالِدٍ الْجُهَنِيَّ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ الشُّهَدَاءِ الَّذِي يَأْتِي بِشَهَادَتِهِ أَوْ يُخْبِرُ بِشَهَادَتِهِ قَبْلَ أَنْ يُسْأَلَهَا " . شَكَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَيَّتَهُمَا قَالَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ مَالِكٌ الَّذِي يُخْبِرُ بِشَهَادَتِهِ وَلاَ يَعْلَمُ بِهَا الَّذِي هِيَ لَهُ . قَالَ الْهَمْدَانِيُّ وَيَرْفَعُهَا إِلَى السُّلْطَانِ . قَالَ ابْنُ السَّرْحِ أَوْ يَأْتِي بِهَا الإِمَامَ . وَالإِخْبَارُ فِي حَدِيثِ الْهَمْدَانِيِّ . قَالَ ابْنُ السَّرْحِ ابْنَ أَبِي عَمْرَةَ . لَمْ يَقُلْ عَبْدَ الرَّحْمَنِ .
Ahmed b. Saîd el-Hemdânî ile Ahmed b. es-Serh anlattılar; İbn Vehb bildirdi; Mâlik b. Enes bana bildirdi; Abdullah b. Ebî Bekr'den; babası ona haber vermiştir; ona Abdullah b. Amr b. Osmân b. Affân haber vermiştir; ona Abdurrahman b. Ebî Amra el-Ensârî haber vermiştir; ona da Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallâhu anh haber verdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Size şahitlerin en hayırlısını haber vereyim mi? O, daha kendisine sorulmadan şahitliği getiren (yapan) kimsedir." Ravi Abdullah b. Ebî Bekr (Efendimizin "getirir" veya "haber verir" ifadelerinden hangisini buyurduğunda) şüphe etmiştir. Ebû Dâvud der ki: Mâlik şöyle dedi: "O (hayırlı şahit), lehine şahitlik yapacağı kimsenin haberi bile yokken şahitliğini haber veren kimsedir." Hemdânî: "(Zan altındaki hak sahiplerini kastederek) onu sultana (yetkiliye) arz eden kimsedir." dedi. İbnü's-Serh ise: "Yahut onu imama getiren kimsedir." dedi. Hemdânî'nin rivayetinde "haber verir" ifadesi geçmektedir. İbnü's-Serh ise (hocasından naklederken) sadece "İbn Ebî Amra" demiş, "Abdurrahman" ismini zikretmemiştir.
3597. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ غَزِيَّةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ رَاشِدٍ، قَالَ جَلَسْنَا لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ فَخَرَجَ إِلَيْنَا فَجَلَسَ فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ حَالَتْ شَفَاعَتُهُ دُونَ حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ فَقَدْ ضَادَّ اللَّهَ وَمَنْ خَاصَمَ فِي بَاطِلٍ وَهُوَ يَعْلَمُهُ لَمْ يَزَلْ فِي سَخَطِ اللَّهِ حَتَّى يَنْزِعَ عَنْهُ وَمَنْ قَالَ فِي مُؤْمِنٍ مَا لَيْسَ فِيهِ أَسْكَنَهُ اللَّهُ رَدْغَةَ الْخَبَالِ حَتَّى يَخْرُجَ مِمَّا قَالَ " .
Ahmed b. Yûnus anlattı; Züheyr anlattı; Umâre b. Gaziyye anlattı; Yahyâ b. Râşid'den; dedi ki: Abdullah b. Ömer'i (dinlemek için) bekliyorduk. Yanımıza çıkıp oturdu ve şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işittim: "Kimin şefaati (aracılığı), Allah'ın hadlerinden (cezalarından) birinin uygulanmasına engel olursa, o kimse Allah’a karşı muhalefet etmiş olur. Kim de (haksız olduğunu) bildiği halde batıl bir davada hasımlık (savunuculuk) yaparsa, ondan vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabı içinde kalır. Kim bir mümin hakkında onda olmayan bir şeyi söylerse, söylediği o sözün (vebalinden) kurtulana kadar Allah onu 'radgetü'l-habâl'da (cehennemliklerin irin ve cerahatlerinin toplandığı yerde) barındırır."
3598. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ الْعُمَرِيُّ، حَدَّثَنِي الْمُثَنَّى بْنُ يَزِيدَ، عَنْ مَطَرٍ الْوَرَّاقِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ قَالَ " وَمَنْ أَعَانَ عَلَى خُصُومَةٍ بِظُلْمٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ " .
Ali b. el-Hüseyin b. İbrahim anlattı; Ömer b. Yûnus anlattı; Âsım b. Muhammed b. Zeyd el-Ömerî anlattı; Müsennâ b. Yezîd bildirdi; Matar el-Verrâk'tan; Nâfi'den; İbn Ömer radıyallâhu anhumâdan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemden bu hadisi aynı manada nakletti (Lakin şu lafızla) buyurdu ki: "Kim zulüm üzere bir davada (haksıza) yardım ederse, Allah Azze ve Celle'nin gazabına uğramış olur."
3599. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى الْبَلْخِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنِي سُفْيَانُ، - يَعْنِي الْعُصْفُرِيَّ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ النُّعْمَانِ الأَسَدِيِّ، عَنْ خُرَيْمِ بْنِ فَاتِكٍ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الصُّبْحِ فَلَمَّا انْصَرَفَ قَامَ قَائِمًا فَقَالَ " عُدِلَتْ شَهَادَةُ الزُّورِ بِالإِشْرَاكِ بِاللَّهِ " . ثَلاَثَ مِرَارٍ ثُمَّ قَرَأَ { فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ * حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ } .
Yahyâ b. Mûsâ el-Belhî anlattı; Muhammed b. Ubeyd anlattı; Süfyân (yani el-Usfurî) bildirdi; babasından; Habîb b. en-Nu'mân el-Esedî'den; Hureym b. Fâtik radıyallâhu anh dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırdı. Namazı bitirince ayağa kalktı ve: "Yalan şahitlik, Allah'a ortak koşmaya denk tutulmuştur." buyurdu. Bunu üç defa tekrarladı; sonra şu ayeti okudu: "Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının. Allah’ı birleyen hanifler olarak O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın (yaşayın)..." (Hac, 30-31).
3600. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَدَّ شَهَادَةَ الْخَائِنِ وَالْخَائِنَةِ وَذِي الْغِمْرِ عَلَى أَخِيهِ وَرَدَّ شَهَادَةَ الْقَانِعِ لأَهْلِ الْبَيْتِ وَأَجَازَهَا لِغَيْرِهِمْ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ الْغِمْرُ الْحِنَةُ وَالشَّحْنَاءُ وَالْقَانِعُ الأَجِيرُ التَّابِعُ مِثْلُ الأَجِيرِ الْخَاصِّ .
Hafsa b. Ömer anlattı; Muhammed b. Râşid anlattı; Süleyman b. Mûsâ'den; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hain erkek ve hain kadının şahitliğini, din kardeşine karşı kin besleyen kimsenin şahitliğini ve bir ev halkına bağlı olarak çalışan hizmetlinin (kâni') o ev halkı lehine yapacağı şahitliği reddetti; ancak (hizmetlinin) başkaları hakkındaki şahitliğini caiz gördü. Ebû Dâvud der ki: "Gımr"; kin ve düşmanlık demektir. "Kâni'" ise (ev halkına) tâbi olan işçidir; özel hizmetli gibi.
3601. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَلَفِ بْنِ طَارِقٍ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ عُبَيْدٍ الْخُزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ مُوسَى، بِإِسْنَادِهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَجُوزُ شَهَادَةُ خَائِنٍ وَلاَ خَائِنَةٍ وَلاَ زَانٍ وَلاَ زَانِيَةٍ وَلاَ ذِي غِمْرٍ عَلَى أَخِيهِ " .
Muhammed b. Halef b. Târık er-Râzî anlattı; Zeyd b. Yahyâ b. Ubeyd el-Huzâî anlattı; Saîd b. Abdülaziz bildirdi; Süleyman b. Mûsâ'dan; (önceki) isnadıyla bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hain erkek ve hain kadının, zina eden erkek ve zina eden kadının, bir de din kardeşine karşı kin besleyen kimsenin şahitliği caiz değildir."
3602. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَنَافِعُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَجُوزُ شَهَادَةُ بَدَوِيٍّ عَلَى صَاحِبِ قَرْيَةٍ " .
Ahmed b. Saîd el-Hemdânî anlattı; İbn Vehb bildirdi; Yahyâ b. Eyyûb ile Nâfi' b. Yezîd bildirdi; İbnü'l-Hâd'dan; Muhammed b. Amr b. Atâ'dan; Atâ b. Yesâr'dan; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken işitmiştir: "Bir bedevinin (göçebenin), yerleşik bir şehirli aleyhine yapacağı şahitlik caiz değildir."
3603. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، حَدَّثَنِي عُقْبَةُ بْنُ الْحَارِثِ، وَحَدَّثَنِيهِ صَاحِبٌ، لِي عَنْهُ - وَأَنَا لِحَدِيثِ، صَاحِبِي أَحْفَظُ - قَالَ تَزَوَّجْتُ أُمَّ يَحْيَى بِنْتَ أَبِي إِهَابٍ فَدَخَلَتْ عَلَيْنَا امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ فَزَعَمَتْ أَنَّهَا أَرْضَعَتْنَا جَمِيعًا فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَأَعْرَضَ عَنِّي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا لَكَاذِبَةٌ . قَالَ " وَمَا يُدْرِيكَ وَقَدْ قَالَتْ مَا قَالَتْ دَعْهَا عَنْكَ " .
Süleyman b. Harb anlattı; Hammâd b. Zeyd anlattı; Eyyûb'dan; İbn Ebî Müleyke bildirdi; bana Ukbe b. el-Hâris anlattı -bu hadisi bana Ukbe'den nakleden (başka) bir arkadaşım da anlattı ki ben arkadaşımın naklini daha iyi ezberlemişimdir-. Ukbe dedi ki: Ebû İhâb'ın kızı Ümmi Yahyâ ile evlenmiştim. Yanımıza siyahi bir kadın geldi ve eşimle beni kendisinin emzirdiğini iddia etti. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme gelerek durumu anlattım. Benden yüz çevirdi. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! O kadın (bence) yalan söylüyor!" dedim. Buyurdu ki: "Kadın bu iddiayı ortaya attıktan sonra sen durumun ne olduğunu nereden bilebilirsin? Bırak onu (eşinden ayrıl)!"
3604. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ عُمَيْرٍ الْبَصْرِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، - وَقَدْ سَمِعْتُهُ مِنْ، عُقْبَةَ وَلَكِنِّي لِحَدِيثِ عُبَيْدٍ أَحْفَظُ - فَذَكَرَ مَعْنَاهُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ نَظَرَ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ إِلَى الْحَارِثِ بْنِ عُمَيْرٍ فَقَالَ هَذَا مِنْ ثِقَاتِ أَصْحَابِ أَيُّوبَ .
Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harrânî anlattı; el-Hâris b. Umeyr el-Basrî bildirdi. (Diğer isnâd:) Osman b. Ebî Şeybe anlattı; İsmâil b. Ulye bildirdi. Her ikisi de Eyyûb'dan; İbn Ebî Müleyke'den; Ubeyd b. Ebî Meryem'den; Ukbe b. el-Hâris'ten... (İbn Ebî Müleyke:) "Hadisi bizzat Ukbe'den de işitmiştim; fakat Ubeyd'in (naklettiği) hadis daha çok ezberimdedir." dedi ve öncekiyle aynı manayı zikretti. Ebû Dâvud der ki: Hammâd b. Zeyd, el-Hâris b. Umeyr'e bakarak: "Bu, Eyyûb'un sika (güvenilir) arkadaşlarındandır." demiştir.
3605. Hadis
حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الْمُسْلِمِينَ حَضَرَتْهُ الْوَفَاةُ بِدَقُوقَاءَ هَذِهِ وَلَمْ يَجِدْ أَحَدًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ يُشْهِدُهُ عَلَى وَصِيَّتِهِ فَأَشْهَدَ رَجُلَيْنِ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ فَقَدِمَا الْكُوفَةَ فَأَتَيَا أَبَا مُوسَى الأَشْعَرِيَّ فَأَخْبَرَاهُ وَقَدِمَا بِتَرِكَتِهِ وَوَصِيَّتِهِ . فَقَالَ الأَشْعَرِيُّ هَذَا أَمْرٌ لَمْ يَكُنْ بَعْدَ الَّذِي كَانَ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَأَحْلَفَهُمَا بَعْدَ الْعَصْرِ بِاللَّهِ مَا خَانَا وَلاَ كَذِبَا وَلاَ بَدَّلاَ وَلاَ كَتَمَا وَلاَ غَيَّرَا وَإِنَّهَا لَوَصِيَّةُ الرَّجُلِ وَتَرِكَتُهُ فَأَمْضَى شَهَادَتَهُمَا .
Ziyâd b. Eyyûb anlattı; Huşeym anlattı; Zekeriyyâ bildirdi; Şa'bî'den bildirdiğine göre: Müslümanlardan bir adam, (Irak-İran sınırındaki) Dekûkâ denilen bu mahalde vefat edeceği sırada vasiyetine şahit tutacak bir Müslüman bulamadı. Bunun üzerine Kitap ehlinden iki adamı şahit tuttu. Bu iki adam Kûfe'ye gelerek Ebû Mûsa el-Eş'arî'ye durumu bildirdiler; adamın terekesini ve vasiyetini de getirdiler. El-Eş'arî: "Bu (olay), Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki o meşhur olaydan bu yana (ilk kez) vuku buluyor." dedi. İkindi namazından sonra onlara; (mallara) hıyanet etmediklerine, yalan söylemediklerine, (vasiyeti) değiştirmediklerine, (hiçbir şeyi) gizlemediklerine ve tahrif etmediklerine; bunun gerçekten o adamın vasiyeti ve terekesi olduğuna dair Allah adına yemin ettirdi. (Yeminlerinden sonra) şahitliklerini kabul edip uyguladı.
3606. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي الْقَاسِمِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي سَهْمٍ مَعَ تَمِيمٍ الدَّارِيِّ وَعَدِيِّ بْنِ بَدَّاءَ فَمَاتَ السَّهْمِيُّ بِأَرْضٍ لَيْسَ بِهَا مُسْلِمٌ فَلَمَّا قَدِمَا بِتَرِكَتِهِ فَقَدُوا جَامَ فِضَّةٍ مُخَوَّصًا بِالذَّهَبِ فَأَحْلَفَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ وُجِدَ الْجَامُ بِمَكَّةَ فَقَالُوا اشْتَرَيْنَاهُ مِنْ تَمِيمٍ وَعَدِيٍّ فَقَامَ رَجُلاَنِ مِنْ أَوْلِيَاءِ السَّهْمِيِّ فَحَلَفَا لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَإِنَّ الْجَامَ لِصَاحِبِهِمْ . قَالَ فَنَزَلَتْ فِيهِمْ { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ } الآيَةَ .
Hasan b. Ali anlattı; Yahyâ b. Âdem anlattı; İbn Ebî Zâide bildirdi; Muhammed b. Ebî'l-Kâsım'dan; Abdülmelik b. Saîd b. Cübeyr'den; babasından; İbn Abbâs radıyallâhu anhumâ dedi ki: Sehmoğulları'ndan bir adam, Temîm ed-Dârî ve Adî b. Beddâ ile birlikte (bir yolculuğa) çıktı. Sehmli adam, Müslümanların bulunmadığı bir yerde vefat etti. O ikisi (döndüklerinde) adamın terekesini getirdiler ama altın işlemeli gümüş bir kabın eksik olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara yemin ettirdi. Daha sonra o kap Mekke'de bulundu. (Kabın elinde bulunduğu kimseler): "Biz bunu Temîm ve Adî'den satın aldık." dediler. Bunun üzerine Sehmli adamın mirasçılarından iki kişi ayağa kalktı ve: "Bizim şahitliğimiz o ikisinin şahitliğinden daha doğrudur; o kap kesinlikle arkadaşımızındır." diyerek yemin ettiler. Ravi dedi ki: İşte onlar hakkında şu ayet indi: "Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman (vasiyet ederken) aranızda şahitlik (şöyle olsun)..." (Mâide, 106).
3607. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، أَنَّ الْحَكَمَ بْنَ نَافِعٍ، حَدَّثَهُمْ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ خُزَيْمَةَ، أَنَّ عَمَّهُ، حَدَّثَهُ وَهُوَ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ابْتَاعَ فَرَسًا مِنْ أَعْرَابِيٍّ فَاسْتَتْبَعَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِيَقْضِيَهُ ثَمَنَ فَرَسِهِ فَأَسْرَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَشْىَ وَأَبْطَأَ الأَعْرَابِيُّ فَطَفِقَ رِجَالٌ يَعْتَرِضُونَ الأَعْرَابِيَّ فَيُسَاوِمُونَهُ بِالْفَرَسِ وَلاَ يَشْعُرُونَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ابْتَاعَهُ فَنَادَى الأَعْرَابِيُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنْ كُنْتَ مُبْتَاعًا هَذَا الْفَرَسَ وَإِلاَّ بِعْتُهُ . فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ سَمِعَ نِدَاءَ الأَعْرَابِيِّ فَقَالَ " أَوَلَيْسَ قَدِ ابْتَعْتُهُ مِنْكَ " . فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ لاَ وَاللَّهِ مَا بِعْتُكَهُ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَلَى قَدِ ابْتَعْتُهُ مِنْكَ " . فَطَفِقَ الأَعْرَابِيُّ يَقُولُ هَلُمَّ شَهِيدًا . فَقَالَ خُزَيْمَةُ بْنُ ثَابِتٍ أَنَا أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَايَعْتَهُ . فَأَقْبَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى خُزَيْمَةَ فَقَالَ " بِمَ تَشْهَدُ " . فَقَالَ بِتَصْدِيقِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَهَادَةَ خُزَيْمَةَ بِشَهَادَةِ رَجُلَيْنِ .
Muhammed b. Yahyâ b. Fâris bildirdi; el-Hakem b. Nâfi' onlara anlattı; Şuayb bildirdi; Zührî'den; Umâre b. Huzeyme'den; amcasının (ki kendisi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemin sahabesindendir) ona bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir bedeviden bir at satın almıştı. Parasını ödemek için bedeviyi peşinden gelmeye davet etti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hızlı yürüdü, bedevi ise geride kaldı. Bazı adamlar atın satıldığını bilmedikleri için bedeviye yanaşıp at için pazarlık yapmaya başladılar. Bedevi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme: "Bu atı satın alacaksan al, yoksa satıyorum!" diye seslendi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bedevinin sesini duyunca durdu ve: "Ben onu senden satın almamış mıydım?" buyurdu. Bedevi: "Hayır vallahi, onu sana satmadım!" dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Aksine, ben onu senden satın aldım." buyurdu. Bedevi: "Öyleyse bir şahit getir!" demeye başladı. Bunun üzerine Huzeyme b. Sâbit ayağa kalktı ve: "Ben şahidim ki sen onu (Nebiye) sattın!" dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Huzeyme'ye dönerek: "Neye dayanarak (görmediğin halde) şahitlik ediyorsun?" diye sordu. Huzeyme: "Seni (getirdiğin her haberi) tasdik ettiğim için ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Huzeyme'nin şahitliğini iki adamın şahitliğine denk kıldı.
3608. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ الْحُبَابِ، حَدَّثَهُمْ حَدَّثَنَا سَيْفٌ الْمَكِّيُّ، - قَالَ عُثْمَانُ سَيْفُ بْنُ سُلَيْمَانَ - عَنْ قَيْسِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِيَمِينٍ وَشَاهِدٍ .
Osman b. Ebî Şeybe ile Hasan b. Ali anlattılar; Zeyd b. el-Hubâb onlara bildirdi; Seyf el-Mekkî (Osman'ın rivayetinde Seyf b. Süleyman) anlattı; Kays b. Sa'd'dan; Amr b. Dînâr'dan; İbn Abbâs radıyallâhu anhumâdan bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir yemin ve tek şahit ile hüküm verdi.
3609. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، وَسَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ . قَالَ سَلَمَةُ فِي حَدِيثِهِ قَالَ عَمْرٌو فِي الْحُقُوقِ .
Muhammed b. Yahyâ ile Seleme b. Şebîb anlattılar; Abdürrezzâk bildirdi; Muhammed b. Müslim bildirdi; Amr b. Dînâr'dan; (önceki hadis gibi) aynı isnad ve mana ile naklettiler. Seleme kendi rivayetinde şunu da ekledi: Amr: "Bu uygulama (mali) haklar hakkındadır." dedi.
3610. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَبُو مُصْعَبٍ الزُّهْرِيُّ، حَدَّثَنَا الدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِالْيَمِينِ مَعَ الشَّاهِدِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَزَادَنِي الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُؤَذِّنُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ أَخْبَرَنِي الشَّافِعِيُّ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسُهَيْلٍ فَقَالَ أَخْبَرَنِي رَبِيعَةُ - وَهُوَ عِنْدِي ثِقَةٌ - أَنِّي حَدَّثْتُهُ إِيَّاهُ وَلاَ أَحْفَظُهُ . قَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ وَقَدْ كَانَ أَصَابَتْ سُهَيْلاً عِلَّةٌ أَذْهَبَتْ بَعْضَ عَقْلِهِ وَنَسِيَ بَعْضَ حَدِيثِهِ فَكَانَ سُهَيْلٌ بَعْدُ يُحَدِّثُهُ عَنْ رَبِيعَةَ عَنْهُ عَنْ أَبِيهِ .
Ahmed b. Ebî Bekr Ebû Mus'ab ez-Zührî anlattı; ed-Derâverdî bildirdi; Rebîa b. Ebî Abdurrahman'dan; Süheyl b. Ebî Sâlih'ten; babasından; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, bir şahit ile beraber yeminle hükmetti. Ebû Dâvud der ki: Müezzin er-Rebî' b. Süleyman bu hadiste bana şu ilaveyi yaptı: Şâfiî'nin Abdülaziz'den (ed-Derâverdî) bildirdiğine göre Abdülaziz şöyle demiştir: "Bunu Süheyl'e hatırlattım. Süheyl: 'Rebîa -ki o benim yanımda güvenilirdir- bu hadisi ona bizzat benim anlattığımı söyledi; lakin ben (geçirdiğim hastalık sebebiyle) bunu hatırlamıyorum.' dedi." Abdülaziz der ki: Süheyl bir rahatsızlığa yakalanmıştı; bu hastalık zihnini etkilemiş ve bazı hadislerini unutmasına yol açmıştı. Bundan dolayı Süheyl (bu hadisi hatırlamayınca artık) onu Rebîa aracılığıyla; "Rebîa'dan, o da benden, ben de babamdan..." diyerek rivayet eder olmuştu.
3611. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ الإِسْكَنْدَرَانِيُّ، حَدَّثَنَا زِيَادٌ، - يَعْنِي ابْنَ يُونُسَ - حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ رَبِيعَةَ، بِإِسْنَادِ أَبِي مُصْعَبٍ وَمَعْنَاهُ . قَالَ سُلَيْمَانُ فَلَقِيتُ سُهَيْلاً فَسَأَلْتُهُ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ مَا أَعْرِفُهُ . فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ رَبِيعَةَ أَخْبَرَنِي بِهِ عَنْكَ . قَالَ فَإِنْ كَانَ رَبِيعَةُ أَخْبَرَكَ عَنِّي فَحَدِّثْ بِهِ عَنْ رَبِيعَةَ عَنِّي .
Muhammed b. Dâvud el-İskenderânî anlattı; Ziyâd (yani İbn Yûnus) anlattı; Süleyman b. Bilâl bildirdi; Rebîa'dan; Ebû Mus'ab'ın (3610. hadisteki) isnadı ve manasıyla (rivayet ettiler). Süleyman b. Bilâl dedi ki: "Süheyl ile karşılaştım ve ona bu hadisi sordum. 'Onu hatırlamıyorum' dedi. Ben: 'Rebîa bunu bana senden naklen haber verdi.' dedim. O da: 'Eğer Rebîa bunu benden naklen sana haber vermişse, öyleyse (hadisi) Rebîa'nın benden naklettiği şekilde (onun vasıtasıyla) rivayet et.' dedi."
3612. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْبِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ جَدِّيَ الزُّبَيْبَ، يَقُولُ بَعَثَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَيْشًا إِلَى بَنِي الْعَنْبَرِ فَأَخَذُوهُمْ بِرُكْبَةٍ مِنْ نَاحِيَةِ الطَّائِفِ فَاسْتَاقُوهُمْ إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَكِبْتُ فَسَبَقْتُهُمْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ أَتَانَا جُنْدُكَ فَأَخَذُونَا وَقَدْ كُنَّا أَسْلَمْنَا وَخَضْرَمْنَا آذَانَ النَّعَمِ فَلَمَّا قَدِمَ بَلْعَنْبَرُ قَالَ لِي نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ لَكُمْ بَيِّنَةٌ عَلَى أَنَّكُمْ أَسْلَمْتُمْ قَبْلَ أَنْ تُؤْخَذُوا فِي هَذِهِ الأَيَّامِ " . قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ " مَنْ بَيِّنَتُكَ " . قُلْتُ سَمُرَةُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي الْعَنْبَرِ وَرَجُلٌ آخَرُ سَمَّاهُ لَهُ فَشَهِدَ الرَّجُلُ وَأَبَى سَمُرَةُ أَنْ يَشْهَدَ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أَبَى أَنْ يَشْهَدَ لَكَ فَتَحْلِفُ مَعَ شَاهِدِكَ الآخَرِ " . قُلْتُ نَعَمْ . فَاسْتَحْلَفَنِي فَحَلَفْتُ بِاللَّهِ لَقَدْ أَسْلَمْنَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا وَخَضْرَمْنَا آذَانَ النَّعَمِ . فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اذْهَبُوا فَقَاسِمُوهُمْ أَنْصَافَ الأَمْوَالِ وَلاَ تَمَسُّوا ذَرَارِيَهُمْ لَوْلاَ أَنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ ضَلاَلَةَ الْعَمَلِ مَا رَزَيْنَاكُمْ عِقَالاً " . قَالَ الزُّبَيْبُ فَدَعَتْنِي أُمِّي فَقَالَتْ هَذَا الرَّجُلُ أَخَذَ زِرْبِيَّتِي فَانْصَرَفْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم - يَعْنِي فَأَخْبَرْتُهُ - فَقَالَ لِي " احْبِسْهُ " . فَأَخَذْتُ بِتَلْبِيبِهِ وَقُمْتُ مَعَهُ مَكَانَنَا ثُمَّ نَظَرَ إِلَيْنَا نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمَيْنِ فَقَالَ " مَا تُرِيدُ بِأَسِيرِكَ " . فَأَرْسَلْتُهُ مِنْ يَدِي فَقَامَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِلرَّجُلِ " رُدَّ عَلَى هَذَا زِرْبِيَّةَ أُمِّهِ الَّتِي أَخَذْتَ مِنْهَا " . فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّهَا خَرَجَتْ مِنْ يَدِي . قَالَ فَاخْتَلَعَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَيْفَ الرَّجُلِ فَأَعْطَانِيهِ . وَقَالَ لِلرَّجُلِ " اذْهَبْ فَزِدْهُ آصُعًا مِنْ طَعَامٍ " . قَالَ فَزَادَنِي آصُعًا مِنْ شَعِيرٍ .
Ahmed b. Abde anlattı; Ammâr b. Şuayb b. Abdillâh b. ez-Zübeyb el-Anberî anlattı; bana babası, dedesi ez-Zübeyb'in şöyle dediğini işittiğini bildirdi: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem Anberoğulları'na bir seriyye gönderdi. Onları Taif taraflarındaki Rükbe mevkiinde yakalayıp Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve selleme getirdiler. Ben hemen binitime binip onlardan önce Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemin yanına vardım ve: "Selâm sana ey Allah'ın Nebisi! Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Ordun bize gelip bizi yakaladı; oysa biz daha önce Müslüman olmuştuk ve (bunu belli etmek için de) hayvanlarımızın kulaklarını enine yarmıştık." dedim. Anberoğulları getirildiğinde Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem bana: "Yakalanmadan önce Müslüman olduğunuza dair bir deliliniz var mı?" diye sordu. "Evet." dedim. "Şahidin kim?" dedi. "Anberoğulları'ndan Semura ve (ismini de söylediği) bir adam daha." dedim. O zat şahitlik etti; lakin Semura şahitlik yapmaktan kaçındı. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem: "O şahitlik yapmadı; peki diğer şahidinle beraber sen yemin eder misin?" buyurdu. "Evet." dedim. Benden yemin istedi; ben de: "Vallahi biz şu şu tarihte Müslüman olmuştuk ve hayvanların kulaklarını da yarmıştık." diye yemin ettim. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Gidin, mallarını aralarında yarı yarıya bölüştürün ama çocuklarına sakın dokunmayın! Eğer Allah, amelde haksızlığı sevmiyor olmasaydı, sizden bir deve yuları kadar bile bir şey almazdık (hepsini iade ederdik)." buyurdu. Zübeyb dedi ki: Bu sırada annem bana: "Şu adam benim kilimimi aldı!" diye seslendi. Ben de Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme gidip durumu haber verdim. Bana: "Onu tut!" buyurdu. Yakasından yapıştım, beraberce öylece bekledik. Sonra Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem bizi ayakta dururken görünce: "Esirinden ne istiyorsun?" diye sordu. (Gereği yapılacağı için) elimi üzerinden çektim. Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalktı ve o adama: "Bu çocuğun annesinden aldığın kilimi ona geri ver!" buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Nebisi! O benim elimden çıktı (yok oldu)." dedi. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem o adamın kılıcını kınından çekip bana verdi; adama da: "Git, buna birkaç ölçek yiyecek (daha) ver!" buyurdu. Adam da bana birkaç ölçek arpa verdi.
3613. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ الضَّرِيرُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، أَنَّ رَجُلَيْنِ، ادَّعَيَا بَعِيرًا أَوْ دَابَّةً إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيْسَتْ لِوَاحِدٍ مِنْهُمَا بَيِّنَةٌ فَجَعَلَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا .
Muhammed b. Minhâl ed-Darîr anlattı; Yezîd b. Zürey' anlattı; İbn Ebî Arûbe bildirdi; Katâde'den; Saîd b. Ebî Burde'den; babasından; dedesi Ebû Mûsâ el-Eş'arî radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre: İki adam bir deve (veya binek) hususunda davalaşarak Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme geldiler. İkisinin de delili yoktu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, o hayvanı ikisi arasında (yarı yarıya) paylaştırdı.
3614. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدٍ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ .
Hasan b. Ali anlattı; Yahyâ b. Âdem anlattı; Abdürrahîm b. Süleyman, Saîd'den; (önceki hadis gibi) aynı isnad ve mana ile nakletti.
3615. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، بِمَعْنَى إِسْنَادِهِ أَنَّ رَجُلَيْنِ، ادَّعَيَا بَعِيرًا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا شَاهِدَيْنِ فَقَسَمَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ .
Muhammed b. Beşşâr anlattı; Haccâc b. Minhâl anlattı; Hemmâm, Katâde'den; (benzer bir) isnad ile bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde iki adam bir deve üzerinde hak iddia ettiler. Her biri ikişer şahit getirdi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, deveyi aralarında yarı yarıya paylaştırdı.
3616. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ خِلاَسٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلَيْنِ، اخْتَصَمَا فِي مَتَاعٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيْسَ لِوَاحِدٍ مِنْهُمَا بَيِّنَةٌ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اسْتَهِمَا عَلَى الْيَمِينِ مَا كَانَ أَحَبَّا ذَلِكَ أَوْ كَرِهَا " .
Muhammed b. Minhâl anlattı; Yezîd b. Zürey' anlattı; İbn Ebî Arûbe bildirdi; Katâde'den; Hilâs'tan; Ebû Râfi'den; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre: İki adam bir eşya hususunda davalaşarak Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme geldiler; ikisinin de delili yoktu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "İster sevsinler ister sevmesinler, yemin etme hususunda aralarında kura çeksinler." buyurdu.
3617. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَسَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، - قَالَ أَحْمَدُ قَالَ - حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا كَرِهَ الاِثْنَانِ الْيَمِينَ أَوِ اسْتَحَبَّاهَا فَلْيَسْتَهِمَا عَلَيْهَا " . قَالَ سَلَمَةُ قَالَ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ وَقَالَ إِذَا أُكْرِهَ الاِثْنَانِ عَلَى الْيَمِينِ .
Ahmed b. Hanbel ile Seleme b. Şebîb anlattılar; Abdürrezzâk (Ahmed'in hocası olarak) bildirdi; Ma'mer anlattı; Hemmâm b. Münebbih'ten; Ebû Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Eğer (dava taraflarından) her ikisi de yemin etmekten hoşlanmaz veya her ikisi de yemin etmeye can atarsa, yemin etme hususunda aralarında kura çeksinler." Seleme kendi rivayetinde; "Ma'mer bize haber verdi ki: '(Taraflar) yemin etmekten hoşlanmazlarsa...' dedi." şeklinde nakletti.
3618. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، بِإِسْنَادِ ابْنِ مِنْهَالٍ مِثْلَهُ قَالَ فِي دَابَّةٍ وَلَيْسَ لَهُمَا بَيِّنَةٌ فَأَمَرَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَسْتَهِمَا عَلَى الْيَمِينِ .
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; Hâlid b. el-Hâris, Saîd b. Ebî Arûbe'den; İbn Minhâl'in (3613. hadisteki) isnadıyla bir benzerini nakletti. (Lakin bu rivayette) dâvâ konusu olanın bir 'hayvan' olduğu, iki tarafın da delili bulunmadığı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin yeminle ilgili kura çekmelerini emrettiği zikredilmiştir.
3619. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ ابْنُ عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِالْيَمِينِ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ .
Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî anlattı; Nâfi' b. Ömer, İbn Ebî Müleyke'den bildirdi; dedi ki: İbn Abbâs bana yazdığı mektupta; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin, davalı tarafın yemin etmesi gerektiğine hükmettiğini bildirdi.
3620. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ - يَعْنِي لِرَجُلٍ حَلَّفَهُ - " احْلِفْ بِاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ مَا لَهُ عِنْدَكَ شَىْءٌ " . يَعْنِي لِلْمُدَّعِي . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو يَحْيَى اسْمُهُ زِيَادٌ كُوفِيٌّ ثِقَةٌ .
Müsedded anlattı; Ebû'l-Ahvas anlattı; Atâ b. es-Sâib'den; Ebû Yahyâ'dan; İbn Abbâs radıyallâhu anhumâdan bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine yemin ettirdiği bir adama -ki o davalıdır-: "Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, bu davacının bende hiçbir alacağı yoktur." diyerek yemin etmesini emretti. Ebû Dâvud der ki: Ebû Yahyâ'nın adı Ziyâd'dır; o Kûfeli, güvenilir bir râvidir.
3621. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنِ الأَشْعَثِ، قَالَ كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ مِنَ الْيَهُودِ أَرْضٌ فَجَحَدَنِي فَقَدَّمْتُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلَكَ بَيِّنَةٌ " . قُلْتُ لاَ . قَالَ لِلْيَهُودِيِّ " احْلِفْ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِذًا يَحْلِفَ وَيَذْهَبَ بِمَالِي . فَأَنْزَلَ اللَّهُ { إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ } إِلَى آخِرِ الآيَةِ .
Muhammed b. Îsâ anlattı; Ebû Muâviye anlattı; A'meş, Şakîk'ten; (o da) Eş'as'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Yahudi bir adamla aramda bir arazi (meselesi) vardı; hakkımı inkâr etti. Ben de onu Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme götürdüm. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bana: "Bir delilin (beyyinen) var mı?" buyurdu. "Hayır." dedim. Bunun üzerine Yahudi'ye: "Yemin et." buyurdu. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Öyleyse o yemin eder ve malımı alıp gider!" dedim. Bunun üzerine Allah Teâlâ: "Şüphesiz Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir fiyata satanlar..." (Âl-i İmrân, 77) ayetini sonuna kadar indirdi.
3622. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا الْفِرْيَابِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي كُرْدُوسٌ، عَنِ الأَشْعَثِ بْنِ قَيْسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ كِنْدَةَ وَرَجُلاً مِنْ حَضْرَمَوْتَ اخْتَصَمَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي أَرْضٍ مِنَ الْيَمَنِ فَقَالَ الْحَضْرَمِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَرْضِي اغْتَصَبَنِيهَا أَبُو هَذَا وَهِيَ فِي يَدِهِ . قَالَ " هَلْ لَكَ بَيِّنَةٌ " . قَالَ لاَ وَلَكِنْ أُحَلِّفُهُ وَاللَّهِ مَا يَعْلَمُ أَنَّهَا أَرْضِي اغْتَصَبَنِيهَا أَبُوهُ . فَتَهَيَّأَ الْكِنْدِيُّ يَعْنِي لِلْيَمِينِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Mahmûd b. Hâlid anlattı; el-Firyâbî anlattı; el-Hâris b. Süleyman anlattı; Kürdûs, Eş'as b. Kays'tan bildirdiğine göre: Kinde'den bir adam ile Hadramut'tan bir adam, Yemen'deki bir arazi hususunda davalaşarak Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme geldiler. Hadramutlu: "Ey Allah'ın Resûlü! Bunun babası benim arazimi gasbetti ve arazi şu an bunun elindedir." dedi. Resûlullah: "Bir delilin var mı?" buyurdu. Hadramutlu: "Hayır; lakin ona: 'Vallahi, babasının gasbettiği o arazinin benim olduğunu bilmiyor (değil mı?)' diye yemin ettiririm." dedi. Bunun üzerine Kindeli adam yemin etmeye hazırlandı... (Ravi) hadisin geri kalanını nakletti.
3623. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ حَضْرَمَوْتَ وَرَجُلٌ مِنْ كِنْدَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ الْحَضْرَمِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذَا غَلَبَنِي عَلَى أَرْضٍ كَانَتْ لأَبِي فَقَالَ الْكِنْدِيُّ هِيَ أَرْضِي فِي يَدِي أَزْرَعُهَا لَيْسَ لَهُ فِيهَا حَقٌّ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْحَضْرَمِيِّ " أَلَكَ بَيِّنَةٌ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَلَكَ يَمِينُهُ " . فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ فَاجِرٌ لَيْسَ يُبَالِي مَا حَلَفَ لَيْسَ يَتَوَرَّعُ مِنْ شَىْءٍ . فَقَالَ " لَيْسَ لَكَ مِنْهُ إِلاَّ ذَلِكَ " .
Hennâd b. es-Serî anlattı; Ebû'l-Ahvas anlattı; Simâk'tan; Alkame b. Vâil b. Hucr el-Hadramî'den; babasından (Vâil b. Hucr radıyallâhu anhdan) bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Hadramutlu bir adamla Kindeli bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme geldiler. Hadramutlu: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu adam babamdan kalan araziyi zorla elimden aldı!" dedi. Kindeli: "O arazi benimdir; bizzat işleyip ekmekteyim, onun orada hiçbir hakkı yoktur." dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hadramutluya: "Bir delilin var mı?" buyurdu. "Hayır." deyince; "Öyleyse hakkın ancak ona yemin ettirmektir." buyurdu. Hadramutlu: "Ey Allah'ın Resûlü! O günahkâr biridir; ne üzerine yemin ettiğine aldırmaz, hiçbir haramdan sakınmaz." dedi. Resûlullah: "Ondan (delilin olmadığı sürece) yemininden başka bir hakkın yoktur." buyurdu.
3624. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا رَجُلٌ، مِنْ مُزَيْنَةَ - وَنَحْنُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعْنِي لِلْيَهُودِ " أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي أَنْزَلَ التَّوْرَاةَ عَلَى مُوسَى مَا تَجِدُونَ فِي التَّوْرَاةِ عَلَى مَنْ زَنَى " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ فِي قِصَّةِ الرَّجْمِ .
Muhammed b. Yahyâ b. Fâris anlattı; Abdürrezzâk bildirdi; Ma'mer bildirdi; Zührî'den; (Zührî dedi ki:) Biz Saîd b. el-Müseyyeb'in yanındayken Müzeyne kabilesinden bir adam bize bildirdi; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan naklettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Yahudilere: "Mûsâ'ya Tevrat'ı indiren Allah aşkına size soruyorum; Tevrat'ta zina eden kimse hakkındaki hükmü ne olarak buluyorsunuz?" buyurdu. (Râvi) daha sonra recm hadisesine dair hadisin devamını nakletti.
3625. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ يَحْيَى أَبُو الأَصْبَغِ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ سَلَمَةَ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الْحَدِيثِ وَبِإِسْنَادِهِ قَالَ حَدَّثَنِي رَجُلٌ، مِنْ مُزَيْنَةَ مِمَّنْ كَانَ يَتَّبِعُ الْعِلْمَ وَيَعِيهِ يُحَدِّثُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمَعْنَاهُ .
Abdülaziz b. Yahyâ Ebû'l-Asba' anlattı; Muhammed (yani İbn Seleme) bildirdi; Muhammed b. İshâk'tan; Zührî'den bu hadisi (öncekiyle) aynı isnadla nakletti. (Zührî) dedi ki: "Bana Müzeyne kabilesinden ilme meraklı ve onu iyi belleyen bir adam, Saîd b. el-Müseyyeb'e (bu hadisi) anlatırken bildirdi..." diyerek hadisi benzer manada nakletti.
3626. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ يَعْنِي لاِبْنِ صُورِيَا " أُذَكِّرُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي نَجَّاكُمْ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ وَأَقْطَعَكُمُ الْبَحْرَ وَظَلَّلَ عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلَ عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى وَأَنْزَلَ عَلَيْكُمُ التَّوْرَاةَ عَلَى مُوسَى أَتَجِدُونَ فِي كِتَابِكُمُ الرَّجْمَ " . قَالَ ذَكَّرْتَنِي بِعَظِيمٍ وَلاَ يَسَعُنِي أَنْ أَكْذِبَكَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; Abdülalâ anlattı; Saîd, Katâde'den; İkrime'den bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona -yani İbn Sûriyâ'ya-: "Sizi Firavun ailesinden kurtaran, denizi sizin (geçmeniz) için yaran, üzerinize bulutu gölge yapan, size kudret helvası ile bıldırcın eti indiren ve Mûsâ'ya Tevrat'ı gönderen Allah aşkına size soruyorum; Kitabınızda recm cezasını buluyor musunuz?" buyurdu. (İbn Sûriyâ): "Bana çok büyük bir kudreti hatırlattın; artık sana yalan söylemem mümkün değildir." dedi. (Râvi) daha sonra hadisin geri kalanını nakletti.
3627. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ نَجْدَةَ، وَمُوسَى بْنُ مَرْوَانَ الرَّقِّيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنْ بَحِيرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ سَيْفٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَضَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ . فَقَالَ الْمَقْضِيُّ عَلَيْهِ لَمَّا أَدْبَرَ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ يَلُومُ عَلَى الْعَجْزِ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْكَيْسِ فَإِذَا غَلَبَكَ أَمْرٌ فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ " .
Abdülvehhâb b. Necde ile Mûsâ b. Mervân er-Rakkî anlattılar; Bakıyye b. el-Velîd bildirdi; Bahîr b. Sa'd'dan; Hâlid b. Ma'dân'dan; Seyf'ten; Avf b. Mâlik radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem iki adam arasında hükmetmişti. Aleyhine hüküm verilen adam arkasını dönüp giderken: "Hasbiyallâhu ve ni'mel vekîl!" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şüphesiz Allah (çaba göstermeden gelen) acziyeti kınar; lakin sen (işlerini sağlam tutmaya ve) akıllıca davranmaya bak! Eğer artık bir iş seni aşarsa (elinden geleni yapmana rağmen sonuç aleyhine olursa), işte o vakit 'Hasbiyallâhu ve ni'mel vekîl' de!" buyurdu.
3628. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ وَبْرِ بْنِ أَبِي دُلَيْلَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَىُّ الْوَاجِدِ يُحِلُّ عِرْضَهُ وَعُقُوبَتَهُ " . قَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ يُحِلُّ عِرْضَهُ يُغَلَّظُ لَهُ وَعُقُوبَتَهُ يُحْبَسُ لَهُ .
Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî anlattı; Abdullah b. el-Mübârek anlattı; Vebr b. Ebî Düleyle'den; Muhammed b. Meymûn'dan; Amr b. eş-Şerîd'den; babasından; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu bildirdi: "Ödeme gücü bulunan borçlunun borcunu savsaklaması, onun onurunun zedelenmesini (yani aleyhinde ağır konuşulmasını) ve cezalandırılmasını helal kılar." İbnü'l-Mübârek der ki: "Onurunun helal olması" ona karşı sert konuşulabilmesi; "cezalandırılması" ise hapsedilmesidir.
3629. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَخْبَرَنَا هِرْمَاسُ بْنُ حَبِيبٍ، - رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِغَرِيمٍ لِي فَقَالَ لِي " الْزَمْهُ " . ثُمَّ قَالَ لِي " يَا أَخَا بَنِي تَمِيمٍ مَا تُرِيدُ أَنْ تَفْعَلَ بِأَسِيرِكَ " .
Muâz b. Esed anlattı; en-Nadr b. Şümeyl anlattı; Hirmâs b. Habîb (bedevi bir râvidir) bildirdi; babasından; o da dedesinden şöyle rivayet etmiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme (borcunu ödemeyen) bir borçlumu getirdim. Bana: "Ondan ayrılma (peşini bırakma)!" buyurdu. Sonra bana: "Ey Temîmoğullarından olan kardeş! Bu esirine ne yapmak istiyorsun?" diye sordu.
3630. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَبَسَ رَجُلاً فِي تُهْمَةٍ .
İbrahim b. Mûsâ er-Râzî anlattı; Abdürrezzâk bildirdi; Ma'mer'den; Behz b. Hakîm'den; babasından; dedesinden bildirdiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, bir adamı (bir suç işlediği şüphesi olan) bir töhmet üzerine (araştırma yapmak üzere) hapsetti.
3631. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ، وَمُؤَمَّلُ بْنُ هِشَامٍ، - قَالَ ابْنُ قُدَامَةَ - حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ، عَنْ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، - قَالَ ابْنُ قُدَامَةَ - إِنَّ أَخَاهُ أَوْ عَمَّهُ وَقَالَ مُؤَمَّلٌ - إِنَّهُ قَامَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَخْطُبُ فَقَالَ جِيرَانِي بِمَا أَخَذُوا . فَأَعْرَضَ عَنْهُ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ ذَكَرَ شَيْئًا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " خَلُّوا لَهُ عَنْ جِيرَانِهِ " . لَمْ يَذْكُرْ مُؤَمَّلٌ وَهُوَ يَخْطُبُ .
Muhammed b. Kudâme ve Müemmel b. Hişâm anlattılar; İbn Kudâme: İsmail bana anlattı, dedi; Behz b. Hakîm'den; babasından; dedesinden naklettiğine göre: İbn Kudâme rivayetinde (şüphe üzerine tutuklanan kişinin) "onun kardeşi veya amcası" olduğunu belirtti. Müemmel ise şöyle dedi: O zat, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verirken ayağa kalkarak: "Komşularım ne (suç) işlediler de tutuklandılar?" diye sordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ondan iki defa yüz çevirdi; ancak daha sonra: "Komşularını onun hatırına serbest bırakın!" buyurdu. Müemmel kendi rivayetinde (Efendimizin) "hutbe veriyordu" kısmını zikretmemiştir.
3632. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَمِّي، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي نُعَيْمٍ، وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يُحَدِّثُ، قَالَ أَرَدْتُ الْخُرُوجَ إِلَى خَيْبَرَ فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَقُلْتُ لَهُ إِنِّي أَرَدْتُ الْخُرُوجَ إِلَى خَيْبَرَ . فَقَالَ " إِذَا أَتَيْتَ وَكِيلِي فَخُذْ مِنْهُ خَمْسَةَ عَشَرَ وَسْقًا فَإِنِ ابْتَغَى مِنْكَ آيَةً فَضَعْ يَدَكَ عَلَى تَرْقُوَتِهِ " .
Ubeydullâh b. Sa'd b. İbrahim anlattı; amcası anlattı; babası anlattı; İbn İshâk'tan; Ebû Nuaym Vehb b. Keysân'dan; Câbir b. Abdullâh radıyallâhu anhın şöyle anlattığını işitmiştir: "Hayber'e gitmek istedim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme gelip selam verdim ve: 'Ben Hayber'e gitmek niyetindeyim.' dedim. Buyurdu ki: 'Oraya gidip vekilime vardığında ondan on beş vesk (hurma) al. Eğer senden (temsil için) bir işaret/belge isterse, elini onun köprücük kemiğine koy!'"
3633. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ كَعْبٍ الْعَدَوِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا تَدَارَأْتُمْ فِي طَرِيقٍ فَاجْعَلُوهُ سَبْعَةَ أَذْرُعٍ " .
Müslim b. İbrahim anlattı; Müsennâ b. Saîd anlattı; Katâde'den; Buşeyr b. Ka'b el-Adevî'den; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir yolun (genişliği) hususunda davalaşıp anlaşamazsanız, (yük taşıyan iki devenin karşılıklı geçebilmesi için) yolun genişliğini yedi arşın olarak belirleyin."
3634. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا اسْتَأْذَنَ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ أَنْ يَغْرِزَ خَشَبَةً فِي جِدَارِهِ فَلاَ يَمْنَعْهُ " . فَنَكَسُوا فَقَالَ مَا لِي أَرَاكُمْ قَدْ أَعْرَضْتُمْ لأُلْقِيَنَّهَا بَيْنَ أَكْتَافِكُمْ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا حَدِيثُ ابْنِ أَبِي خَلَفٍ وَهُوَ أَتَمُّ .
Müsedded ve İbn Ebû Halef anlattı; (ikisi de) Süfyân anlattı; Zührî'den; A'rec'den; Ebû Hüreyre radıyallâhu anhdan bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden biriniz, kardeşi (komşusu) kendi duvarına bir ahşap (direk veya mertek) saplamak (yaslamak) için izin isterse, ona engel olmasın." (Ravi Ebû Hüreyre bu hadisi nakledince dinleyenler) başlarını öne eğdiklerini görünce şöyle dedi: "Neden sizi (bu hükümden) yüz çevirmiş görüyorum? Vallahi ben bunu (bu sünneti uygulamayı) sizin omuzlarınızın arasına atacağım (sizi buna zorlayacağım)!" Ebû Dâvûd dedi ki: Bu, İbn Ebû Halef'in hadisidir ve (lafızca) daha tamdır.
3635. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ لُؤْلُؤَةَ، عَنْ أَبِي صِرْمَةَ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ غَيْرُ قُتَيْبَةَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ عَنْ أَبِي صِرْمَةَ صَاحِبِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " مَنْ ضَارَّ أَضَرَّ اللَّهُ بِهِ وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللَّهُ عَلَيْهِ " .
Kuteybe b. Saîd anlattı; Leys anlattı; Yahyâ'den; Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan; Lü'lüe'den; Ebû Sırme'den (Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadiste Kuteybe dışındakiler "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemin ashabından olan Ebû Sırme'den" demişlerdir); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellemden bildirdiğine göre şöyle buyurmuştur: "Kim (başkasına) zarar verirse Allah da ona zarar verir. Kim (başkasına) meşakkat/güçlük çıkarırsa Allah da ona meşakkat çıkarır."
3636. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ، مَوْلَى أَبِي عُيَيْنَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جَعْفَرٍ، مُحَمَّدَ بْنَ عَلِيٍّ يُحَدِّثُ عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، أَنَّهُ كَانَتْ لَهُ عَضُدٌ مِنْ نَخْلٍ فِي حَائِطِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ وَمَعَ الرَّجُلِ أَهْلُهُ قَالَ فَكَانَ سَمُرَةُ يَدْخُلُ إِلَى نَخْلِهِ فَيَتَأَذَّى بِهِ وَيَشُقُّ عَلَيْهِ فَطَلَبَ إِلَيْهِ أَنْ يَبِيعَهُ فَأَبَى فَطَلَبَ إِلَيْهِ أَنْ يُنَاقِلَهُ فَأَبَى فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَطَلَبَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبِيعَهُ فَأَبَى فَطَلَبَ إِلَيْهِ أَنْ يُنَاقِلَهُ فَأَبَى . قَالَ " فَهَبْهُ لَهُ وَلَكَ كَذَا وَكَذَا " . أَمْرًا رَغَّبَهُ فِيهِ فَأَبَى فَقَالَ " أَنْتَ مُضَارٌّ " . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِيِّ " اذْهَبْ فَاقْلَعْ نَخْلَهُ " .
Süleyman b. Dâvûd el-Atekî anlattı; Hammâd anlattı; Ebû Uyeyne'nin azatlısı Vâsıl anlattı; Ebû Ca'fer Muhammed b. Ali'den işittim; Semüre b. Cündüb'den bildirdiğine göre: Semüre b. Cündüb'ün, Ensar'dan bir adamın bahçesinin içinde bir sıra hurma ağacı vardı. Adam da orada ailesiyle birlikte kalıyordu. Semüre (kendi) hurma ağaçlarının yanına (bahçeye her) girdiğinde (o adamın ailesi bundan huzursuz oluyor) ve bu durum adama ağır geliyordu. Adam, Semüre'den o ağaçları kendisine satmasını istedi ancak Semüre yanaşmadı. Başka bir yerle takas etmesini teklif etti, ancak Semüre yine kabul etmedi. Bunun üzerine adam Nebi sallallâhu aleyhi ve selleme gelerek durumu anlattı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (Semüre'ye) ağaçlarını o adama satmasını teklif etti, ancak Semüre kabul etmedi. Başka bir yerle takas etmesini istedi, yine kabul etmedi. (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona): "Onu adama hibe et, sana şu şu (cennet nimetleri) verilsin" buyurarak onu teşvik etti ancak Semüre yine reddetti. Bunun üzerine (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem): "Sen (başkasına) zarar veren birisin!" buyurdu ve (ardından) o Ensarlı adama: "Git ve onun hurma ağaçlarını sök!" buyurdu.
3637. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَجُلاً خَاصَمَ الزُّبَيْرَ فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرُّ . فَأَبَى عَلَيْهِ الزُّبَيْرُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلزُّبَيْرِ " اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلْ إِلَى جَارِكَ " . فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ " . فَقَالَ الزُّبَيْرُ فَوَاللَّهِ إِنِّي لأَحْسِبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ { فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ } الآيَةَ .
Ebû'l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; Leys anlattı; Zührî'den; Urve'den; Abdullah b. ez-Zübeyr'in bildirdiğine göre: Bir adam, bahçelerini suladıkları Harre mevkisindeki su arkları (kanalları) hakkında Zübeyr ile davalaştı. Ensarlı olan o adam: "Suyu sal da (benim tarlama) geçsin" dedi. Zübeyr buna razı olmadı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Zübeyr'e: "Ey Zübeyr! Sen (tarlanı) sula, sonra suyu komşuna sal" buyurdu. Bu söz üzerine Ensarlı adam öfkelendi ve: "Ey Allah'ın Resûlü! (Böyle hükmetmen) o senin halanın oğlu olduğu için mi?" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin yüzünün rengi (öfkeden) değişti ve şöyle buyurdu: "Sula, sonra suyu (kendi tarlanın içindeki) setlere dönene (ulaşana) kadar tut!" Zübeyr dedi ki: "Vallahi ben şu ayetin bu olay hakkında indiğini düşünüyorum: {Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp (sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar)}."
3638. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ، - يَعْنِي ابْنَ كَثِيرٍ - عَنْ أَبِي مَالِكِ بْنِ ثَعْلَبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، ثَعْلَبَةَ بْنِ أَبِي مَالِكٍ أَنَّهُ سَمِعَ كُبَرَاءَهُمْ، يَذْكُرُونَ أَنَّ رَجُلاً، مِنْ قُرَيْشٍ كَانَ لَهُ سَهْمٌ فِي بَنِي قُرَيْظَةَ فَخَاصَمَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَهْزُورٍ - يَعْنِي السَّيْلَ الَّذِي يَقْتَسِمُونَ مَاءَهُ - فَقَضَى بَيْنَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ الْمَاءَ إِلَى الْكَعْبَيْنِ لاَ يَحْبِسُ الأَعْلَى عَلَى الأَسْفَلِ .
Muhammed b. el-Alâ anlattı; Ebû Üsâme anlattı; Velîd'den (yani İbn Kesîr'den); Ebû Mâlik b. Sa'lebe'den; babası Sa'lebe b. Ebû Mâlik'in, büyüklerinden zikrettiklerini işittiğine göre: Kureyş'ten bir adamın Benî Kurayza (toprakları) içinde bir hissesi vardı. (Tarlasını suladığı) Mehzûr seli -yani suyunu paylaştıkları sel (yatağı)- hakkında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin huzurunda davalaştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem aralarında şöyle hükmetti: "Su (tarlada) iki topuk boyuna (ulaşana kadar kalır), yukarıdaki (arazi sahibi suyu) 아래dakinden (bu sınıra kadar) hapsetmez (hakkını alınca salar)."
3639. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنِي أَبِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي السَّيْلِ الْمَهْزُورِ أَنْ يُمْسَكَ حَتَّى يَبْلُغَ الْكَعْبَيْنِ ثُمَّ يُرْسِلُ الأَعْلَى عَلَى الأَسْفَلِ .
Ahmed b. Abde anlattı; Mugīre b. Abdurrahman anlattı; babam Abdurrahman b. el-Hâris bana anlattı; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden bildirdiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Mehzûr seli (suyunun taksimi) hakkında; su (tarlada) iki topuk boyuna ulaşana kadar tutulmasına, sonra yukarıdakinin suyu aşağıdakine salmasına hükmetti.
3640. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ عُثْمَانَ، حَدَّثَهُمْ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي طُوَالَةَ، وَعَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ اخْتَصَمَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاَنِ فِي حَرِيمِ نَخْلَةٍ - فِي حَدِيثِ أَحَدِهِمَا فَأَمَرَ بِهَا فَذُرِعَتْ فَوُجِدَتْ سَبْعَةَ أَذْرُعٍ وَفِي حَدِيثِ الآخَرِ - فَوُجِدَتْ خَمْسَةَ أَذْرُعٍ فَقَضَى بِذَاكَ . قَالَ عَبْدُ الْعَزِيزِ فَأَمَرَ بِجَرِيدَةٍ مِنْ جَرِيدِهَا فَذُرِعَتْ .
Mahmûd b. Hâlid anlattı; Muhammed b. Osman'ın onlara bildirdiğine göre; Abdülaziz b. Muhammed anlattı; Ebû Tuvâle ve Amr b. Yahyâ'dan; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî'den bildirdiğine göre: Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh şöyle demiştir: Bir hurma ağacının harimi (çevresindeki kullanım alanı) hakkında iki adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin huzurunda davalaştı. (Ravi'lerden) birinin hadisinde; (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretmiş de) o alan ölçülmüş ve yedi zira (arşın) gelmiş; diğerinin hadisinde ise beş zira gelmiş olup (Nebi) buna göre hüküm vermiştir. Abdülaziz dedi ki: (Nebi) o ağacın dallarından birinin getirilmesini emretti ve (alan) onunla ölçüldü.