Zekât Kitabı

En-Nesai · Sünen-i Nesai (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2435. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمَّارٍ الْمَوْصِلِيُّ، عَنِ الْمُعَافَى، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ إِسْحَاقَ الْمَكِّيِّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمُعَاذٍ حِينَ بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ ‏ "‏ إِنَّكَ تَأْتِي قَوْمًا أَهْلَ كِتَابٍ فَإِذَا جِئْتَهُمْ فَادْعُهُمْ إِلَى أَنْ يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ فَإِنْ هُمْ - يَعْنِي أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ - فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ فَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ بِذَلِكَ فَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. Ammâr el-Mevsılî bize haber verip dedi ki: Muâfâ'dan; Zekeriyyâ b. İshâk el-Mekkî'den; dedi ki: Yahyâ b. Abdullah b. Sayfî bize anlattı; Ebû Ma'bed'den; İbn Abbâs'tan nakletti ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Muâz'ı Yemen'e gönderdiği zaman ona şöyle buyurdu: "Şüphesiz sen Ehl-i Kitap bir topluluğa gidiyorsun. Onların yanına vardığında, onları 'Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna' şahitlik etmeye davet et. Eğer bunda sana itaat ederlerse, onlara Allah azze ve celle'nin kendilerine bir gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Eğer bunda da -yani sana itaat ederlerse- onlara Allah azze ve celle'nin kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadakayı (zekâtı) farz kıldığını bildir. Eğer bunda da sana itaat ederlerse, mazlumun bedduasından sakın."

2436. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ بَهْزَ بْنَ حَكِيمٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ مَا أَتَيْتُكَ حَتَّى حَلَفْتُ أَكْثَرَ مِنْ عَدَدِهِنَّ - لأَصَابِعِ يَدَيْهِ - أَنْ لاَ آتِيَكَ وَلاَ آتِيَ دِينَكَ وَإِنِّي كُنْتُ امْرَأً لاَ أَعْقِلُ شَيْئًا إِلاَّ مَا عَلَّمَنِي اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ وَرَسُولُهُ وَإِنِّي أَسْأَلُكَ بِوَحْىِ اللَّهِ بِمَا بَعَثَكَ رَبُّكَ إِلَيْنَا قَالَ ‏"‏ بِالإِسْلاَمِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَا آيَاتُ الإِسْلاَمِ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَقُولَ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ إِلَى اللَّهِ وَتَخَلَّيْتُ وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdila'lâ bize haber verip dedi ki: Mu'temir bize anlattı; dedi ki: Behz b. Hakîm'i babasından, (onun da) dedesinden şöyle naklederken işittim; dedi ki: (Resûlullah'a gelip) dedim ki: "Ey Allah'ın Nebisi, şu (iki) elinin parmaklarının sayısından daha fazla yemin ettikten sonra sana geldim ki; ne sana ne de senin dinine gelmeyecektim. Şüphesiz ben, Allah azze ve celle ve Resûlü'nün bana öğrettiği dışında hiçbir şeye aklı ermeyen biriyim. Rabbinin seni bize gönderdiği şeyler (gerçekler) adına sana Allah'ın vahyi ile soruyorum: (Rabbin seni) ne ile gönderdi?" Buyurdu ki: "İslam ile." Ben: "İslam'ın alametleri nelerdir?" dedim. Buyurdu ki: "(İslam'ın alametleri) 'Yüzümü (özümü) Allah'a teslim ettim ve (şirkten/batıldan) vazgeçtim/uzaklaştım' demen, namazı dosdoğru kılman ve zekâtı vermendir..."

2437. Hadis

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ مُسَاوِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ شَابُورَ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ سَلاَّمٍ، عَنْ أَخِيهِ، زَيْدِ بْنِ سَلاَّمٍ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ جَدِّهِ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، أَنَّ أَبَا مَالِكٍ الأَشْعَرِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ وَالتَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ يَمْلأُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ وَالصَّلاَةُ نُورٌ وَالزَّكَاةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏

Îsâ b. Müsâvir bize haber verip dedi ki: Muhammed b. Şuayb b. Şâbûr bize anlattı; Muâviye b. Sellâm'dan; o kardeşi Zeyd b. Sellâm'dan; o da dedesi Ebû Sellâm'dan, kendisine Abdurrahmân b. Ganm'ın haber verdiğini (nakletti); (ona da) Ebû Mâlik el-Eş'arî anlatmış ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Abdesti tam (mükemmel) almak imanın yarısıdır. 'Elhamdülillâh' mizanı doldurur. Tesbih (Sübhânallâh) ve tekbir (Allâhu Ekber) göklerle yer arasını doldurur. Namaz bir nurdur; zekât bir burhandır (delildir); sabır bir ziyadır (ışıktır). Kur'an ise senin lehine veya aleyhine bir hüccettir (delildir)."

2438. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْحَكَمِ، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنِ اللَّيْثِ، قَالَ أَنْبَأَنَا خَالِدٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ نُعَيْمٍ الْمُجْمِرِ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي صُهَيْبٌ، أَنَّهُ سَمِعَ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَمِنْ أَبِي سَعِيدٍ يَقُولاَنِ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ أَكَبَّ فَأَكَبَّ كُلُّ رَجُلٍ مِنَّا يَبْكِي لاَ نَدْرِي عَلَى مَاذَا حَلَفَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فِي وَجْهِهِ الْبُشْرَى فَكَانَتْ أَحَبَّ إِلَيْنَا مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ عَبْدٍ يُصَلِّي الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ وَيَصُومُ رَمَضَانَ وَيُخْرِجُ الزَّكَاةَ وَيَجْتَنِبُ الْكَبَائِرَ السَّبْعَ إِلاَّ فُتِّحَتْ لَهُ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ فَقِيلَ لَهُ ادْخُلْ بِسَلاَمٍ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. Abdilhakem bize haber verip dedi ki: Şuayb'dan; Leys'ten; dedi ki: Hâlid bize bildirdi; İbn Ebî Hilâl'den; Nuaym el-Mücmir Ebû Abdullah'tan; dedi ki: Suhayb bana haber verdi ki, o Ebû Hureyre ve Ebû Saîd'den şöyle dediklerini işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün bize hitap etti ve üç kez: "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki" dedi. Sonra başını önüne eğdi. Bizden her bir adam da neye yemin ettiğini bilmeyerek ağlayıp başını önüne eğdi. Sonra (Resûlullah) başını kaldırdı; yüzünde bir müjde vardı ki bu bizim için kızıl develerden daha sevimliydi. Sonra şöyle buyurdu: "Beş vakit namazı kılan, Ramazan orucunu tutan, zekâtı veren ve yedi büyük günahtan kaçınan hiçbir kul yoktur ki, kendisine cennetin kapıları açılmış ve ona: 'Selametle gir' denilmiş olmasın."

2439. Hadis

أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ شُعَيْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ مِنْ شَىْءٍ مِنَ الأَشْيَاءِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دُعِيَ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ لَكَ وَلِلْجَنَّةِ أَبْوَابٌ فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو بَكْرٍ هَلْ عَلَى مَنْ يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ فَهَلْ يُدْعَى مِنْهَا كُلِّهَا أَحَدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَإِنِّي أَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي أَبَا بَكْرٍ ‏.‏

Bana Amr b. Osmân b. Saîd b. Kesîr haber verdi; dedi ki: Babam bize anlattı; Şuayb'dan; Zührî'den; dedi ki: Humeyd b. Abdurrahmân bana haber verdi ki Ebû Hureyre şöyle demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kim Allah yolunda, bir şeyden (mal veya can) iki çift (harcar/infak eder)se, cennet kapılarından: 'Ey Allah'ın kulu! Bu (kapı) hayırlıdır' diye çağrılır. Cennetin (farklı) kapıları vardır. Kim namaz ehlinden ise Namaz Kapısı'ndan çağrılır. Kim cihad ehlinden ise Cihad Kapısı'ndan çağrılır. Kim sadaka (zekât) ehlinden ise Sadaka Kapısı'ndan çağrılır. Kim oruç ehlinden ise Reyyân Kapısı'ndan çağrılır." Ebû Bekir dedi ki: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Bu kapılardan (herhangi birinden) çağrılan kimse için bir darlık (sorun) yoktur. Peki, bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimse var mıdır ey Allah'ın Resûlü?" (Resûlullah): "Evet; senin onlardan olmanı umuyorum" buyurdu. -Yani (bunu) Ebû Bekir'e (söyledi)-.

2440. Hadis

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، فِي حَدِيثِهِ عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ جِئْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ فَلَمَّا رَآنِي مُقْبِلاً قَالَ ‏"‏ هُمُ الأَخْسَرُونَ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ مَا لِي لَعَلِّي أُنْزِلَ فِيَّ شَىْءٌ قُلْتُ مَنْ هُمْ فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي قَالَ ‏"‏ الأَكْثَرُونَ أَمْوَالاً إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا حَتَّى بَيْنَ يَدَيْهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَمُوتُ رَجُلٌ فَيَدَعُ إِبِلاً أَوْ بَقَرًا لَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا كُلَّمَا نَفِدَتْ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏

Hennâd b. es-Serî bize haber verip -hadisinde- dedi ki: Ebû Muâviye'den; A'meş'ten; Ma'rûr b. Süveyd'den; Ebû Zer'den (naklen); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe'nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni gelirken görünce: "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki onlar en büyük hüsrana uğrayanlardır!" buyurdu. Ben (kendi kendime): "Neyim var? Acaba hakkımda (kötü) bir şey mi indirildi?" dedim. (Sonra): "Onlar kimlerdir, anam babam sana feda olsun?" diye sordum. Buyurdu ki: "Malı en çok olanlardır. Ancak (mallarını) şöyle, şöyle ve şöyle -önünden, sağından ve solundan (dağıtanlar)- müstesna." Sonra şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki; bir adam ölür de geriye zekâtını ödemediği develer veya sığırlar bırakırsa, (o hayvanlar) Kıyamet Günü en iri ve en semiz halleriyle gelirler; onu ayaklarıyla çiğnerler ve boynuzlarıyla süserler. Sonuncusu geçip gittiğinde ilki tekrar döner (ve bu azap) insanlar arasında hüküm verilinceye kadar (devam eder)."

2441. Hadis

أَخْبَرَنَا مُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ جَامِعِ بْنِ أَبِي رَاشِدٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْ رَجُلٍ لَهُ مَالٌ لاَ يُؤَدِّي حَقَّ مَالِهِ إِلاَّ جُعِلَ لَهُ طَوْقًا فِي عُنُقِهِ شُجَاعٌ أَقْرَعُ وَهُوَ يَفِرُّ مِنْهُ وَهُوَ يَتْبَعُهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏

Mücâhid b. Mûsâ bize haber verip dedi ki: İbn Uyeyne bize anlattı; Câmi' b. Ebî Râşid'den; Ebû Vâil'den; Abdullah'tan (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hakkını (zekâtını) ödemediği bir malı olan hiçbir adam yoktur ki, (o mal kıyamet günü) boynuna dolanan, başı kel (zehirli/heybetli) bir yılan kılınmasın. (Adam) ondan kaçar, o ise onu kovalar." Sonra Allah azze ve celle'nin Kitabı'ndan bunun doğrulayıcısını (şu ayeti) okudu: {Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu onlar için şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır...} (Âl-i İmrân, 180).

2442. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الْغُدَانِيِّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ أَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ إِبِلٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا نَجْدَتُهَا وَرِسْلُهَا قَالَ ‏"‏ فِي عُسْرِهَا وَيُسْرِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَغَذِّ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنِهِ وَآشَرِهِ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا إِذَا جَاءَتْ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ وَأَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ بَقَرٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَغَذَّ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ وَآشَرَهُ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَنْطَحُهُ كُلُّ ذَاتِ قَرْنٍ بِقَرْنِهَا وَتَطَؤُهُ كُلُّ ذَاتِ ظِلْفٍ بِظِلْفِهَا إِذَا جَاوَزَتْهُ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ وَأَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ لاَ يُعْطِي حَقَّهَا فِي نَجْدَتِهَا وَرِسْلِهَا فَإِنَّهَا تَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَغَذِّ مَا كَانَتْ وَأَكْثَرِهِ وَأَسْمَنِهِ وَآشَرِهِ ثُمَّ يُبْطَحُ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ فَتَطَؤُهُ كُلُّ ذَاتِ ظِلْفٍ بِظِلْفِهَا وَتَنْطَحُهُ كُلُّ ذَاتِ قَرْنٍ بِقَرْنِهَا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ عَضْبَاءُ إِذَا جَاوَزَتْهُ أُخْرَاهَا أُعِيدَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ فَيَرَى سَبِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏

İsmâîl b. Mes'ûd bize haber verip dedi ki: Yezîd b. Zürey' bize anlattı; (dedi ki): Saîd b. Ebî Arûbe bize anlattı; dedi ki: Katâde bize anlattı; Ebû Amr el-Gudânî'den; Ebû Hureyre'den (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Develeri olup da darlıkta ve bollukta (necdetihâ ve rislihâ) onların hakkını vermeyen hiçbir adam yoktur ki..." (Sahabeler): "Ey Allah'ın Resûlü, darlık ve bolluk (hakkı) nedir?" dediler. (Resûlullah): "Zorlukta ve kolaylıkta (infak etmektir)" buyurdu. (Devamla): "(O hayvanlar) Kıyamet Günü en besili, en semiz ve en neşeli (canlı) halleriyle gelirler. (Adam) onlar için dümdüz, engin bir yere yüzüstü yatırılır. (Develer) onu ayaklarıyla çiğnerler. Sonuncusu geldiğinde ilki tekrar üzerine döndürülür. (Bu azap), miktarı elli bin yıl olan bir günde, insanlar arasında hüküm verilip (cennet veya cehennemdeki) yolunu görünceye kadar (devam eder)." "Sığırları olup da darlıkta ve bollukta onların hakkını vermeyen hiçbir adam yoktur ki; (o hayvanlar) Kıyamet Günü en besili, en semiz ve en canlı halleriyle gelirler. (Adam) onlar için dümdüz, engin bir yere yüzüstü yatırılır. Her boynuzlu (sığır) onu boynuzuyla süser, her tırnaklı (sığır) onu tırnağıyla çiğner. Sonuncusu onu geçip gittiğinde ilki tekrar üzerine döndürülür. (Bu azap), miktarı elli bin yıl olan bir günde, insanlar arasında hüküm verilip (cennet veya cehennemdeki) yolunu görünceye kadar (devam eder)." "Koyunları olup da darlıkta ve bollukta onların hakkını vermeyen hiçbir adam yoktur ki; (o hayvanlar) Kıyamet Günü en besili, en çok ve en semiz ve en canlı halleriyle gelirler. Sonra (adam) onlar için dümdüz, engin bir yere yüzüstü yatırılır. Her tırnaklı (koyun) onu tırnağıyla çiğner, her boynuzlu (koyun) onu boynuzuyla süser. İçlerinde boynuzu kıvrık veya kırık olan yoktur. Sonuncusu onu geçip gittiğinde ilki tekrar üzerine döndürülür. (Bu azap), miktarı elli bin yıl olan bir günde, insanlar arasında hüküm verilip (cennet veya cehennemdeki) yolunu görünceye kadar (devam eder)."

2443. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتُخْلِفَ أَبُو بَكْرٍ بَعْدَهُ وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ قَالَ عُمَرُ لأَبِي بَكْرٍ كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ إِلاَّ بِحَقِّهِ وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عِقَالاً كَانُوا يُؤَدُّونَهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهِ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ رضى الله عنه فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَأَيْتُ اللَّهَ شَرَحَ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ لِلْقِتَالِ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ ‏.‏

Kuteybe bize haber verip dedi ki: Leys bize anlattı; Ukeyl'den; Zührî'den; dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ûd bana haber verdi; Ebû Hureyre'den (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edip Ebû Bekir ondan sonra halife seçilince ve Araplardan kâfir olanlar (dinden dönüp zekât vermeyenler) inkâr edince, Ömer, Ebû Bekir'e: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'İnsanlarla, Lâ ilâhe illallâh (Allah'tan başka ilah yoktur) deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim Lâ ilâhe illallâh derse, -hakkı (şer'î cezalar) müstesna- malını ve canını benden korumuş olur; hesabı ise Allah'a aittir' buyurmuşken, sen insanlarla nasıl savaşırsın?" dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir radıyallahu anh şöyle dedi: "Namaz ile zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım! Çünkü zekât malın hakkıdır. Allah'a yemin olsun ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e verdikleri bir oğlak bağını (ikal) dahi bana vermeyip menetseler, (bu yüzden) onlarla savaşırım." Ömer radıyallahu anh dedi ki: "Vallahi, Allah'ın, Ebû Bekir'in göğsünü savaş için genişlettiğini gördüm ve bunun (savaşmanın) hak olduğunu anladım."

2444. Hadis

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ حَكِيمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ فِي كُلِّ إِبِلٍ سَائِمَةٍ فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ لاَ يُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ أَبَى فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ إِبِلِهِ عَزْمَةٌ مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا لاَ يَحِلُّ لآلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Alî bize haber verip dedi ki: Yahyâ bize anlattı; dedi ki: Behz b. Hakîm bize anlattı; dedi ki: Babam bana dedemden naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Otlayan her deve sürüsünde, her kırk (deve) için bir 'Bintü Lebûn' (üç yaşına basmış dişi deve) vardır. Develer (zekât) hesabından kaçırmak için birbirinden ayrılmazlar. Kim zekâtı sevabını umarak verirse, ona ecri vardır. Kim de vermez (diretirse), biz onu ve develerinin yarısını (ceza olarak) alırız. Bu, Rabbimizin kesin emirlerinden bir emirdir. Muhammed'in âline (ailesine) ondan (zekâttan) hiçbir şey helal değildir."

2445. Hadis

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، ح وَأَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ، وَمَالِكٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Ubeydullah b. Saîd bize haber verip dedi ki: Süfyân bize anlattı; dedi ki: Amr b. Yahyâ bana anlattı. (Yine) Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr bize haber verip dedi ki: Abdurrahmân'dan; Süfyân, Şu'be ve Mâlik'ten; Amr b. Yahyâ'dan; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî'den (naklen) ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş 'Vesk'ten az olan (mahsul)de zekât (sadaka) yoktur. Beş 'Zevd'den (deveden) az olanda zekât yoktur. Beş 'Uqiyye'den az olan (gümüş)de zekât yoktur."

2446. Hadis

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Îsâ b. Hammâd bize haber verip dedi ki: Leys bize bildirdi; Yahyâ b. Saîd'den; Amr b. Yahyâ b. Umâre'den; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî'den (naklen) ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş 'Zevd'den (deveden) az olanda zekât yoktur. Beş 'Uqiyye'den az olanda zekât yoktur. Beş 'Vesk'ten az olanda zekât yoktur."

2447. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُظَفَّرُ بْنُ مُدْرِكٍ أَبُو كَامِلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَخَذْتُ هَذَا الْكِتَابَ مِنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَتَبَ لَهُمْ إِنَّ هَذِهِ فَرَائِضُ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمُسْلِمِينَ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهَا رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ سُئِلَهَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى وَجْهِهَا فَلْيُعْطِ وَمَنْ سُئِلَ فَوْقَ ذَلِكَ فَلاَ يُعْطِ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي كُلِّ خَمْسِ ذَوْدٍ شَاةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ بِنْتُ مَخَاضٍ فَابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتًّا وَثَلاَثِينَ فَفِيهَا بِنْتُ لَبُونٍ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَأَرْبَعِينَ فَفِيهَا حِقَّةٌ طَرُوقَةُ الْفَحْلِ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَسِتِّينَ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتًّا وَسَبْعِينَ فَفِيهَا بِنْتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَتِسْعِينَ فَفِيهَا حِقَّتَانِ طَرُوقَتَا الْفَحْلِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ بِنْتُ لَبُونٍ وَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ فَإِذَا تَبَايَنَ أَسْنَانُ الإِبِلِ فِي فَرَائِضِ الصَّدَقَاتِ فَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْجَذَعَةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ جَذَعَةٌ وَعِنْدَهُ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ الْحِقَّةُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ حِقَّةٌ وَعِنْدَهُ جَذَعَةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ وَعِنْدَهُ بِنْتُ لَبُونٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ بِنْتُ لَبُونٍ وَعِنْدَهُ بِنْتُ مَخَاضٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ مَخَاضٍ وَلَيْسَ عِنْدَهُ إِلاَّ ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِنَّهُ يُقْبَلُ مِنْهُ وَلَيْسَ مَعَهُ شَىْءٌ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ إِلاَّ أَرْبَعٌ مِنَ الإِبِلِ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي صَدَقَةِ الْغَنَمِ فِي سَائِمَتِهَا إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا شَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا ثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ فَفِي كُلِّ مِائَةٍ شَاةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَوَارٍ وَلاَ تَيْسُ الْغَنَمِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ الْمُصَّدِّقُ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بَيْنَهُمَا بِالسَّوِيَّةِ فَإِذَا كَانَتْ سَائِمَةُ الرَّجُلِ نَاقِصَةً مِنْ أَرْبَعِينَ شَاةٌ وَاحِدَةٌ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي الرِّقَةِ رُبُعُ الْعُشْرِ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ إِلاَّ تِسْعِينَ وَمِائَةَ دِرْهَمٍ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. el-Mübârek bize haber verip dedi ki: Muzaffer b. Müdrik Ebû Kâmil bize anlattı; dedi ki: Hammâd b. Seleme bize anlattı; dedi ki: Bu kitabı (yazılı belgeyi) Sümâme b. Abdullah b. Enes b. Mâlik'ten aldım; o da Enes b. Mâlik'ten (nakletti) ki: Ebû Bekir onlara (zekât memurlarına/halka), Allah azze ve celle'nin Resûlü'ne emrettiği, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in de Müslümanlara farz kıldığı zekât farzlarını (şöyle) yazdı: "Müslümanlardan kimden bu (zekât) usulüne uygun istenirse versin. Kimden bundan fazlası istenirse vermesin. Yirmi beşten az olan devede; her beş deve için bir koyun vardır. Yirmi beşe ulaştığında; otuz beşe kadar, bir 'Bintü Mehâd' (bir yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Eğer Bintü Mehâd yoksa, 'İbnü Lebûn' (iki yaşını bitirmiş erkek deve) vardır. Otuz altıya ulaştığında; kırk beşe kadar, bir 'Bintü Lebûn' (iki yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Kırk altıya ulaştığında; altmışa kadar, bir 'Hikka' (üç yaşını bitirmiş, aygır kabul edebilecek dişi deve) vardır. Altmış bire ulaştığında; yetmiş beşe kadar, bir 'Cez'a' (dört yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Yetmiş altıya ulaştığında; doksana kadar, iki 'Bintü Lebûn' vardır. Doksan bire ulaştığında; yüz yirmiye kadar, iki 'Hikka' vardır. Yüz yirmiyi aştığında; her kırk (deve) için bir 'Bintü Lebûn' ve her elli (deve) için bir 'Hikka' vardır. Zekât farzlarında (ödenecek) develerin yaşları farklılık gösterirse; kimin üzerine 'Cez'a' ödemek farz olur da yanında Cez'a bulunmaz fakat 'Hikka' bulunursa, ondan Hikka kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Hikka' ödemek farz olur da yanında Hikka bulunmaz fakat 'Cez'a' bulunursa, ondan (Cez'a) kabul edilir; zekât memuru ona yirmi dirhem veya kendisine kolay gelirse iki koyun verir. Kimin üzerine 'Hikka' farz olur da yanında bulunmaz fakat 'Bintü Lebûn' bulunursa, ondan kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Bintü Lebûn' farz olur da yanında sadece 'Hikka' bulunursa, ondan kabul edilir; zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. Kimin üzerine 'Bintü Lebûn' farz olur da yanında Bintü Lebûn bulunmaz fakat 'Bintü Mehâd' bulunursa, ondan kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Bintü Mehâd' farz olur da yanında sadece 'İbnü Lebûn' (erkek) bulunursa, ondan kabul edilir; yanında başka bir şey (fark) vermesi gerekmez. Kimin sadece dört devesi varsa, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur. Koyun zekâtında; otlayan (sâime) koyunlar kırk tane olduğunda, yüz yirmiye kadar bir koyun vardır. Biri aşarsa (121 olursa), iki yüze kadar iki koyun vardır. Biri aşarsa (201 olursa), üç yüze kadar üç koyun vardır. (Üç yüzden) fazla olursa, her yüz (koyun) için bir koyun vardır. Zekât olarak; yaşlı, kusurlu (tek gözlü/özürlü) ve (damızlık) erkek keçi/koç alınmaz; ancak zekât memuru dilerse (alabilir). Zekât korkusuyla, ayrı olan (mallar) birleştirilmez; toplu olanlar da ayrılmaz. İki ortağa ait mallarda, (zekât verildikten sonra) aralarında eşit şekilde hesaplaşırlar. Kişinin otlayan koyunları kırktan bir eksik (39) olsa bile, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur. Gümüşte (nakit parada) ise kırkta bir (zekât) vardır. Eğer yüz doksan dirhemden başka yoksa, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur."

2448. Hadis

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ بِهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَأْتِي الإِبِلُ عَلَى رَبِّهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ إِذَا هِيَ لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَأْتِي الْغَنَمُ عَلَى رَبِّهَا عَلَى خَيْرِ مَا كَانَتْ إِذَا لَمْ يُعْطِ فِيهَا حَقَّهَا تَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا - قَالَ - وَمِنْ حَقِّهَا أَنْ تُحْلَبَ عَلَى الْمَاءِ أَلاَ لاَ يَأْتِيَنَّ أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِبَعِيرٍ يَحْمِلُهُ عَلَى رَقَبَتِهِ لَهُ رُغَاءٌ فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ ‏.‏ أَلاَ لاَ يَأْتِيَنَّ أَحَدُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِشَاةٍ يَحْمِلُهَا عَلَى رَقَبَتِهِ لَهَا يُعَارٌ فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ ‏.‏ فَأَقُولُ لاَ أَمْلِكُ لَكَ شَيْئًا قَدْ بَلَّغْتُ - قَالَ - وَيَكُونُ كَنْزُ أَحَدِهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ وَيَطْلُبُهُ أَنَا كَنْزُكَ فَلاَ يَزَالُ حَتَّى يُلْقِمَهُ أُصْبُعَهُ ‏"‏ ‏.‏

İmrân b. Bekkâr bize haber verip dedi ki: Ali b. Ayyâş bize anlattı; dedi ki: Şuayb bize anlattı; dedi ki: Ebû Zinâd bana anlattı; Abdurrahmân el-A'rec'in ona anlattığına göre; o Ebû Hureyre'yi şunu anlatırken işitmiş; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Zekâtı verilmeyen) develer, sahiplerine en iyi halleriyle gelirler. Eğer (sahibi) onların hakkını vermemişse, onu ayaklarıyla çiğnerler. Koyunlar da sahiplerine en iyi halleriyle gelirler. Eğer (sahibi) onların hakkını vermemişse, onu tırnaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla süserler." -Dedi ki-: "Onların haklarından biri de su başında sağılmalarıdır (sütlerinden fakirlere verilmesidir). Sakın biriniz Kıyamet Günü, boynunda böğüren bir deve taşıyarak gelip de: 'Ey Muhammed!' demesin. Ben (o zaman): 'Senin için (Allah'tan gelecek) hiçbir şeye gücüm yetmez; ben tebliğ ettim' derim. Sakın biriniz Kıyamet Günü boynunda meleyen bir koyun taşıyarak gelip de: 'Ey Muhammed!' demesin. Ben (o zaman): 'Senin için hiçbir şeye gücüm yetmez; ben tebliğ ettim' derim." -Dedi ki-: "Onlardan birinin hazinesi (biriktirdiği malı) Kıyamet Günü, sahibinden kaçtığı hâlde onu kovalayan kel (zehirli) bir yılan olur. (Yılan): 'Ben senin hazinenim' der. Sonunda (adamın) parmağını yutuncaya kadar (kovalamaya) devam eder."

2449. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ بَهْزَ بْنَ حَكِيمٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ فِي كُلِّ إِبِلٍ سَائِمَةٍ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ لاَ تُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا لَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ إِبِلِهِ عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا لاَ يَحِلُّ لآلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdila'lâ bize haber verip dedi ki: Mu'temir bize anlattı; dedi ki: Behz b. Hakîm'i babasından, (onun da) dedesinden şöyle naklederken işittim; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Otlayan her deve sürüsünde, her kırk (deve) için bir 'Bintü Lebûn' vardır. Develer (zekât) hesabından kaçırmak için birbirinden ayrılmazlar. Kim zekâtı sevabını umarak verirse, ona ecri vardır. Kim de vermez (diretirse), biz onu ve develerinin yarısını (ceza olarak) alırız. Bu, Rabbimizin kesin emirlerinden bir emirdir. Muhammed'in âline (ailesine) ondan (zekâttan) hiçbir şey helal değildir."

2450. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُفَضَّلٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُهَلْهَلٍ - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذٍ، ‏.‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ وَأَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ وَمِنَ الْبَقَرِ مِنْ ثَلاَثِينَ تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Râfi' bize haber verip dedi ki: Yahyâ b. Âdem bize anlattı; dedi ki: Mufaddal -ki İbn Mühelhel'dir- bize anlattı; A'meş'ten; Şakîk'ten; Mesrûk'tan; Muâz'dan (naklen) ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu Yemen'e gönderdi ve her büluğ çağına ermiş kimseden bir dinar veya onun dengi 'Meâfir' (kumaşı) almasını; sığırlardan ise her otuzda bir 'Tebî' veya 'Tebîa' (bir yaşını doldurmuş erkek veya dişi sığır), her kırkta bir 'Müsinne' (iki yaşını doldurmuş dişi sığır) almasını emretti.

2451. Hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْلَى، - وَهُوَ ابْنُ عُبَيْدٍ - قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، وَالأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، قَالاَ قَالَ مُعَاذٌ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ فَأَمَرَنِي أَنْ آخُذَ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ بَقَرَةً ثَنِيَّةً وَمِنْ كُلِّ ثَلاَثِينَ تَبِيعًا وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ ‏.‏

Ahmed b. Süleymân bize haber verip dedi ki: Ya'lâ -ki İbn Ubeyd'dir- bize anlattı; dedi ki: A'meş bize anlattı; Şakîk'ten; Mesrûk'tan. Yine A'meş (bize anlattı); İbrâhîm'den. (Her ikisi de Mesrûk'tan) dediler ki: Muâz dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen'e gönderdi ve her kırk sığırda bir 'Seniyye' (iki yaşını doldurmuş dişi sığır), her otuz sığırda bir 'Tebî' (bir yaşını doldurmuş sığır) ve her büluğ çağına ermiş kimseden bir dinar veya onun dengi 'Meâfir' (kumaşı) almamı emretti.

2452. Hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذٍ، قَالَ لَمَّا بَعَثَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ أَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ كُلِّ ثَلاَثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ ‏.‏

Ahmed b. Harb bize haber verip dedi ki: Ebû Muâviye bize anlattı; A'meş'ten; İbrâhîm'den; Mesrûk'tan; Muâz'dan (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu Yemen'e gönderdiğinde; sığırlardan, her otuzda bir 'Tebî' veya 'Tebîa', her kırkta bir 'Müsinne', her büluğ çağına ermiş kimseden de bir dinar veya onun dengi 'Meâfir' (kumaşı) almasını emretti.

2453. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الطُّوسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ بَعَثَنِي إِلَى الْيَمَنِ أَنْ لاَ آخُذَ مِنَ الْبَقَرِ شَيْئًا حَتَّى تَبْلُغَ ثَلاَثِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ ثَلاَثِينَ فَفِيهَا عِجْلٌ تَابِعٌ جَذَعٌ أَوْ جَذَعَةٌ حَتَّى تَبْلُغَ أَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا بَقَرَةٌ مُسِنَّةٌ ‏.‏

Muhammed b. Mansûr et-Tûsî bize haber verip dedi ki: Ya'kûb bize anlattı; dedi ki: Babam bize anlattı; İbn İshâk'tan; dedi ki: Süleymân el-A'meş bana anlattı; Ebû Vâil b. Seleme'den; Muâz b. Cebel'den (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen'e gönderdiği zaman, otuza ulaşıncaya kadar sığırlardan hiçbir şey almamamı emretti. Otuza ulaştığında, onlarda (annesini takip eden) 'tebî' bir erkek buzağı veya dişi (buzağı) vardır. Kırka ulaştığında ise onlarda bir 'Müsinne' (iki yaşını doldurmuş) inek vardır.

2454. Hadis

أَخْبَرَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنِ ابْنِ فُضَيْلٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهَا إِلاَّ وُقِفَ لَهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَطَؤُهُ ذَاتُ الأَظْلاَفِ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطَحُهُ ذَاتُ الْقُرُونِ بِقُرُونِهَا لَيْسَ فِيهَا يَوْمَئِذٍ جَمَّاءُ وَلاَ مَكْسُورَةُ الْقَرْنِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَاذَا حَقُّهَا قَالَ ‏"‏ إِطْرَاقُ فَحْلِهَا وَإِعَارَةُ دَلْوِهَا وَحَمْلٌ عَلَيْهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ صَاحِبِ مَالٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهُ إِلاَّ يُخَيَّلُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعٌ أَقْرَعُ يَفِرُّ مِنْهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يَتْبَعُهُ يَقُولُ لَهُ هَذَا كَنْزُكَ الَّذِي كُنْتَ تَبْخَلُ بِهِ فَإِذَا رَأَى أَنَّهُ لاَ بُدَّ لَهُ مِنْهُ أَدْخَلَ يَدَهُ فِي فِيهِ فَجَعَلَ يَقْضَمُهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏

Vâsıl b. Abdila'lâ bize haber verip dedi ki: İbn Fudayl'den; Abdulmelik b. Ebî Süleymân'dan; Ebû Zübeyr'den; Câbir b. Abdullah'tan (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Develeri, sığırları veya koyunları olup da hakkını ödemeyen hiçbir kimse yoktur ki; Kıyamet Günü dümdüz, engin bir yerde (o hayvanlar) onun için dikilmesin. Tırnaklı olan tırnağıyla onu çiğner, boynuzlu olan boynuzuyla onu süser. O gün içlerinde boynuzsuz veya boynuzu kırık olan yoktur." Biz: "Ey Allah'ın Resûlü, onların hakkı nedir?" dedik. Buyurdu ki: "Damızlığının ödünç verilmesi, kovasının (su için) ödünç verilmesi ve Allah yolunda (binek olarak) kullandırılmasıdır." (Devamla): "Hakkını ödemediği bir malı olan hiçbir kimse yoktur ki; Kıyamet Günü ona (malı), kendisinden kaçtığı hâlde onu kovalayan kel (zehirli) bir yılan olarak görünmesin. (Yılan) ona: 'Bu senin cimrilik ettiğin hazinendir' der. (Adam) ondan kurtuluş olmadığını görünce elini onun ağzına sokar; o da onu aygırın (yemi) kemirdiği gibi kemirir."

2455. Hadis

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ فَضَالَةَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ النَّسَائِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُرَيْحُ بْنُ النُّعْمَانِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، رضى الله عنه كَتَبَ لَهُ أَنَّ هَذِهِ فَرَائِضُ الصَّدَقَةِ الَّتِي فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمُسْلِمِينَ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ بِهَا رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم فَمَنْ سُئِلَهَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى وَجْهِهَا فَلْيُعْطِهَا وَمَنْ سُئِلَ فَوْقَهَا فَلاَ يُعْطِهِ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي خَمْسِ ذَوْدٍ شَاةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُنِ ابْنَةُ مَخَاضٍ فَابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَثَلاَثِينَ فَفِيهَا بِنْتُ لَبُونِ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَأَرْبَعِينَ فَفِيهَا حِقَّةٌ طَرُوقَةُ الْفَحْلِ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَسِتِّينَ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسَةٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ سِتَّةً وَسَبْعِينَ فَفِيهَا ابْنَتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا بَلَغَتْ إِحْدَى وَتِسْعِينَ فَفِيهَا حِقَّتَانِ طَرُوقَتَا الْفَحْلِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ وَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ فَإِذَا تَبَايَنَ أَسْنَانُ الإِبِلِ فِي فَرَائِضِ الصَّدَقَاتِ فَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْجَذَعَةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ جَذَعَةٌ وَعِنْدَهُ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ الْحِقَّةُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ جَذَعَةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ الْحِقَّةِ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ وَعِنْدَهُ ابْنَةُ لَبُونٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ حِقَّةٌ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيُعْطِيهِ الْمُصَّدِّقُ عِشْرِينَ دِرْهَمًا أَوْ شَاتَيْنِ وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ بِنْتِ لَبُونٍ وَعِنْدَهُ بِنْتُ مَخَاضٍ فَإِنَّهَا تُقْبَلُ مِنْهُ وَيَجْعَلُ مَعَهَا شَاتَيْنِ إِنِ اسْتَيْسَرَتَا لَهُ أَوْ عِشْرِينَ دِرْهَمًا وَمَنْ بَلَغَتْ عِنْدَهُ صَدَقَةُ ابْنَةِ مَخَاضٍ وَلَيْسَتْ عِنْدَهُ إِلاَّ ابْنُ لَبُونٍ ذَكَرٌ فَإِنَّهُ يُقْبَلُ مِنْهُ وَلَيْسَ مَعَهُ شَىْءٌ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ إِلاَّ أَرْبَعَةٌ مِنَ الإِبِلِ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي صَدَقَةِ الْغَنَمِ فِي سَائِمَتِهَا إِذَا كَانَتْ أَرْبَعِينَ فَفِيهَا شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا شَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِيهَا ثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ وَاحِدَةٌ فَفِي كُلِّ مِائَةٍ شَاةٌ وَلاَ تُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَوَارٍ وَلاَ تَيْسُ الْغَنَمِ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ الْمُصَّدِّقُ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ خَشْيَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بَيْنَهُمَا بِالسَّوِيَّةِ وَإِذَا كَانَتْ سَائِمَةُ الرَّجُلِ نَاقِصَةً مِنْ أَرْبَعِينَ شَاةٌ وَاحِدَةٌ فَلَيْسَ فِيهَا شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا وَفِي الرِّقَةِ رُبُعُ الْعُشْرِ فَإِنْ لَمْ يَكُنِ الْمَالُ إِلاَّ تِسْعِينَ وَمِائَةً فَلَيْسَ فِيهِ شَىْءٌ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ رَبُّهَا ‏.‏

Ubeydullah b. Fadâle b. İbrâhim en-Nesâî bize haber verip dedi ki: Şureyh b. Nu'mân bize bildirdi; dedi ki: Hammâd b. Seleme bize anlattı; Sümâme b. Abdullah b. Enes b. Mâlik'ten; o da Enes b. Mâlik'ten (nakletti) ki: Ebû Bekir ona (zekât memurlarına/halka), Allah'ın Resûlü'ne emrettiği, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in de Müslümanlara farz kıldığı zekât farzlarını (şöyle) yazdı: "Müslümanlardan kimden bu (zekât) usulüne uygun istenirse versin. Kimden bundan fazlası istenirse vermesin. Yirmi beşten az olan devede; her beş deve için bir koyun vardır. Yirmi beşe ulaştığında; otuz beşe kadar, bir 'Bintü Mehâd' (bir yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Eğer Bintü Mehâd yoksa, 'İbnü Lebûn' (iki yaşını bitirmiş erkek deve) vardır. Otuz altıya ulaştığında; kırk beşe kadar, bir 'Bintü Lebûn' (iki yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Kırk altıya ulaştığında; altmışa kadar, bir 'Hikka' (üç yaşını bitirmiş, aygır kabul edebilecek dişi deve) vardır. Altmış bire ulaştığında; yetmiş beşe kadar, bir 'Cez'a' (dört yaşını bitirmiş dişi deve) vardır. Yetmiş altıya ulaştığında; doksana kadar, iki 'Bintü Lebûn' vardır. Doksan bire ulaştığında; yüz yirmiye kadar, iki 'Hikka' vardır. Yüz yirmiyi aştığında; her kırk (deve) için bir 'Bintü Lebûn' ve her elli (deve) için bir 'Hikka' vardır. Zekât farzlarında (ödenecek) develerin yaşları farklılık gösterirse; kimin üzerine 'Cez'a' ödemek farz olur da yanında Cez'a bulunmaz fakat 'Hikka' bulunursa, ondan Hikka kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Hikka' ödemek farz olur da yanında sadece 'Cez'a' bulunursa, ondan (Cez'a) kabul edilir; zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. Kimin üzerine 'Hikka' farz olur da yanında bulunmaz fakat 'Bintü Lebûn' bulunursa, ondan kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Bintü Lebûn' farz olur da yanında sadece 'Hikka' bulunursa, ondan kabul edilir; zekât memuru ona yirmi dirhem veya iki koyun verir. Kimin üzerine 'Bintü Lebûn' farz olur da yanında Bintü Lebûn bulunmaz fakat 'Bintü Mehâd' bulunursa, ondan kabul edilir; ancak onunla birlikte kendisine kolay gelirse iki koyun veya yirmi dirhem verir. Kimin üzerine 'Bintü Mehâd' farz olur da yanında sadece 'İbnü Lebûn' (erkek) bulunursa, ondan kabul edilir; yanında başka bir şey (fark) vermesi gerekmez. Kimin sadece dört devesi varsa, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur. Koyun zekâtında; otlayan (sâime) koyunlar kırk tane olduğunda, yüz yirmiye kadar bir koyun vardır. Biri aşarsa (121 olursa), iki yüze kadar iki koyun vardır. Biri aşarsa (201 olursa), üç yüze kadar üç koyun vardır. (Üç yüzden) fazla olursa, her yüz (koyun) için bir koyun vardır. Zekât olarak; yaşlı, kusurlu (tek gözlü/özürlü) ve (damızlık) erkek keçi/koç alınmaz; ancak zekât memuru dilerse (alabilir). Zekât korkusuyla, ayrı olan (mallar) birleştirilmez; toplu olanlar da ayrılmaz. İki ortağa ait mallarda, (zekât verildikten sonra) aralarında eşit şekilde hesaplaşırlar. Kişinin otlayan koyunları kırktan bir eksik (39) olsa bile, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur. Gümüşte (nakit parada) ise kırkta bir (zekât) vardır. Eğer yüz doksan dirhemden (daha az) ise, sahibi (vermek) dilemedikçe onda zekât yoktur."

2456. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا كُلَّمَا نَفَذَتْ أُخْرَاهَا أَعَادَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. el-Mübârek bize haber verip dedi ki: Vekî' bize anlattı; dedi ki: A'meş bize anlattı; Ma'rûr b. Süveyd'den; Ebû Zer'den (naklen); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Develeri, sığırları veya koyunları olup da zekâtını ödemeyen hiçbir kimse yoktur ki; (o hayvanlar) Kıyamet Günü en iri ve en semiz halleriyle gelirler; onu boynuzlarıyla süserler ve ayaklarıyla çiğnerler. Sonuncusu geçip gittiğinde ilki tekrar üzerine döndürülür (ve bu azap) insanlar arasında hüküm verilinceye kadar (devam eder)."

2457. Hadis

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ هُشَيْمٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ مَيْسَرَةَ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ غَفَلَةَ، قَالَ أَتَانَا مُصَدِّقُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَيْتُهُ فَجَلَسْتُ إِلَيْهِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏"‏ إِنَّ فِي عَهْدِي أَنْ لاَ نَأْخُذَ رَاضِعَ لَبَنٍ وَلاَ نَجْمَعَ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ نُفَرِّقَ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَاهُ رَجُلٌ بِنَاقَةٍ كَوْمَاءَ فَقَالَ ‏"‏ خُذْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى

Hennâd b. es-Serî bize haber verip dedi ki: Hüşeym'den; Hilâl b. Habbâb'dan; Meysere Ebû Sâlih'ten; Süveyd b. Gafele'den (naklen); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zekât memuru bize geldi. Yanına gidip oturdum ve şöyle dediğini işittim: "Benim ahdimde (bana verilen talimatta); emzikli (yavrusu olan/sütlü) hayvanı almamamız, ayrı olanları birleştirmememiz ve toplu olanları ayırmamamız vardır." (Sonra) bir adam hörgücü büyük (semiz) bir deve getirdi ve: "Bunu al" dedi. Fakat o (memur) bunu (kabul etmeyip) reddetti.

2458. Hadis

أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ يَزِيدَ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي الزَّرْقَاءِ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَاعِيًا فَأَتَى رَجُلاً فَأَتَاهُ فَصِيلاً مَخْلُولاً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَعَثْنَا مُصَدِّقَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنَّ فُلاَنًا أَعْطَاهُ فَصِيلاً مَخْلُولاً اللَّهُمَّ لاَ تُبَارِكْ فِيهِ وَلاَ فِي إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ الرَّجُلَ فَجَاءَ بِنَاقَةٍ حَسْنَاءَ فَقَالَ أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَإِلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ بَارِكْ فِيهِ وَفِي إِبِلِهِ ‏"‏ ‏.‏

Hârûn b. Zeyd b. Yezîd -ki İbn Ebî Zerkâ'dır- bize haber verip dedi ki: Babam bize anlattı; dedi ki, Süfyân bize anlattı; Âsım b. Küleyb'den; babasından; Vâil b. Hucr'dan (naklen) ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir zekât memuru gönderdi. (Memur) bir adama geldi. Adam ona zayıf, sütten kesilmiş bir deve yavrusu (fasîl mahlûl) verdi. (Durum kendisine ulaşınca) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biz Allah'ın ve Resûlü'nün tahsildarını gönderdik; falan kişi ise ona zayıf, sütten kesilmiş bir deve yavrusu vermiş. Allah'ım! Ona da develerine de bereket verme!" Bu (haber) adama ulaşınca, güzel bir dişi deve getirdi ve: "Allah azze ve celle'ye ve Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'e tövbe ediyorum" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ım! Ona da develerine de bereket ver!" buyurdu.

2459. Hadis

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ أَخْبَرَنِي قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَتَاهُ قَوْمٌ بِصَدَقَتِهِمْ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ فُلاَنٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَاهُ أَبِي بِصَدَقَتِهِ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى آلِ أَبِي أَوْفَى ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Yezîd bize haber verip dedi ki: Behz b. Esed bize anlattı; dedi ki: Şu'be bize anlattı; dedi ki: Amr b. Mürre bana haber verip dedi ki: Abdullah b. Ebî Evfâ'yı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir topluluk sadakalarını (zekâtlarını) getirdiğinde: "Allah'ım! Falanın ailesine (âline) salât et (rahmet eyle/dua et)" derdi. Babam da sadakasını ona getirdi; bunun üzerine (Resûlullah): "Allah'ım! Ebû Evfâ ailesine salât et" buyurdu.

2460. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ، قَالَ قَالَ جَرِيرٌ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ يَأْتِينَا نَاسٌ مِنْ مُصَدِّقِيكَ يَظْلِمُونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَإِنْ ظَلَمَ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالُوا وَإِنْ ظَلَمَ قَالَ ‏"‏ أَرْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ جَرِيرٌ فَمَا صَدَرَ عَنِّي مُصَدِّقٌ مُنْذُ سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ وَهُوَ رَاضٍ ‏.‏

Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr -lafız onundur- bize haber verip dediler ki: Yahyâ bize anlattı; Muhammed b. Ebî İsmâîl'den; Abdurrahmân b. Hilâl'den; dedi ki: Cerîr dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bedevilerden bazı insanlar geldi ve: "Ey Allah'ın Resûlü, senin tahsildarların bize geliyor ve bize zulmediyorlar" dediler. (Resûlullah): "Tahsildarlarınızı (zekât memurlarınızı) razı ediniz" buyurdu. Onlar: "Zulmetseler bile mi?" dediler. "Tahsildarlarınızı razı ediniz" buyurdu. Sonra (yine): "Zulmetseler bile mi?" dediler. (Yine): "Tahsildarlarınızı razı ediniz" buyurdu. Cerîr dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den (bunu) işittiğimden beri hiçbir tahsildar yanımdan benden razı olmadan ayrılmamıştır."

2461. Hadis

أَخْبَرَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - هُوَ ابْنُ عُلَيَّةَ - قَالَ أَنْبَأَنَا دَاوُدُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ قَالَ جَرِيرٌ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَتَاكُمُ الْمُصَدِّقُ فَلْيَصْدُرْ وَهُوَ عَنْكُمْ رَاضٍ ‏"‏ ‏.‏

Ziyâd b. Eyyûb bize haber verip dedi ki: İsmâîl -ki İbn Uleyye'dir- bize anlattı; dedi ki: Dâvûd bize bildirdi; Şa'bî'den; dedi ki: Cerîr dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Tahsildar (zekât memuru) size geldiğinde, (yanınızdan) sizden razı olarak ayrılsın."

2462. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ ثَفِنَةَ، قَالَ اسْتَعْمَلَ ابْنُ عَلْقَمَةَ أَبِي عَلَى عِرَافَةِ قَوْمِهِ وَأَمَرَهُ أَنْ يُصَدِّقَهُمْ، فَبَعَثَنِي أَبِي إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ لآتِيَهُ بِصَدَقَتِهِمْ فَخَرَجْتُ حَتَّى أَتَيْتُ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ يُقَالُ لَهُ سَعْرٌ فَقُلْتُ إِنَّ أَبِي بَعَثَنِي إِلَيْكَ لِتُؤَدِّيَ صَدَقَةَ غَنَمِكَ ‏.‏ قَالَ ابْنَ أَخِي وَأَىُّ نَحْوٍ تَأْخُذُونَ قُلْتُ نَخْتَارُ حَتَّى إِنَّا لَنَشْبُرُ ضُرُوعَ الْغَنَمِ ‏.‏ قَالَ ابْنَ أَخِي فَإِنِّي أُحَدِّثُكَ أَنِّي كُنْتُ فِي شِعْبٍ مِنْ هَذِهِ الشِّعَابِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَنَمٍ لِي فَجَاءَنِي رَجُلاَنِ عَلَى بَعِيرٍ فَقَالاَ إِنَّا رَسُولاَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْكَ لِتُؤَدِّيَ صَدَقَةَ غَنَمِكَ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَمَا عَلَىَّ فِيهَا قَالاَ شَاةٌ ‏.‏ فَأَعْمِدُ إِلَى شَاةٍ قَدْ عَرَفْتُ مَكَانَهَا مُمْتَلِئَةً مَحْضًا وَشَحْمًا فَأَخْرَجْتُهَا إِلَيْهِمَا فَقَالَ هَذِهِ الشَّافِعُ ‏.‏ وَالشَّافِعُ الْحَائِلُ وَقَدْ نَهَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَأْخُذَ شَافِعًا قَالَ فَأَعْمِدُ إِلَى عَنَاقٍ مُعْتَاطٍ - وَالْمُعْتَاطُ الَّتِي لَمْ تَلِدْ وَلَدًا وَقَدْ حَانَ وِلاَدُهَا - فَأَخْرَجْتُهَا إِلَيْهِمَا فَقَالاَ نَاوِلْنَاهَا فَرَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا فَجَعَلاَهَا مَعَهُمَا عَلَى بَعِيرِهِمَا ثُمَّ انْطَلَقَا ‏.‏

Muhammed b. Abdullah b. el-Mübârek bize haber verip dedi ki: Vekî' bize anlattı; dedi ki: Zekeriyyâ b. İshâk bize anlattı; Amr b. Ebî Süfyân'dan; Müslim b. Sefine'den; dedi ki: İbn Alkame babamı kavminin işlerini yürütmekle görevlendirdi ve onların zekâtlarını toplamasını emretti. Babam da onların zekâtlarını getirmem için beni onlardan bir gruba gönderdi. Çıktım ve 'Su'r' denilen yaşlı bir adama geldim. "Babam beni sana koyunlarının zekâtını ödemen için gönderdi" dedim. (Adam): "Yeğenim, nasıl (neye göre) alıyorsunuz?" dedi. Ben: "(En iyilerini) seçiyoruz; hatta biz koyunların memelerini bile (süt dolu mu diye) ölçüyoruz" dedim. (Adam) dedi ki: "Yeğenim, sana anlatayım: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde şu vadilerin birinde koyunlarımın başındaydım. Deve üzerinde iki adam yanıma geldi ve: 'Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in elçileriyiz; koyunlarının zekâtını ödemen için sana gönderildik' dediler. Ben: 'Bana düşen nedir?' dedim. 'Bir koyun' dediler. Bunun üzerine yerini bildiğim, süt ve yağ dolu bir koyuna yönelip onu onlara çıkardım. (Biri): 'Bu Şâfi'dir' (karnındaki yavrusuyla tek kalmış/gebe veya yavrusu kendisiyle beraber olandır) dedi. -Şâfi', gebe olandır (veya yavrusu yanında olandır)-. 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize Şâfi' almamızı yasakladı' dedi. (Adam) dedi ki: Bunun üzerine ben de 'Mu'tât' bir oğlağa (genç dişi keçiye) yöneldim -Mu'tât, (henüz) doğurmamış fakat doğum zamanı gelmiş olandır- ve onu onlara çıkardım. 'Onu bize ver' dediler. Ben de onu kaldırıp onlara verdim. Onu yanlarına, develerinin üzerine aldılar ve gittiler."

2463. Hadis

أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ ثَفِنَةَ، أَنَّ ابْنَ عَلْقَمَةَ، اسْتَعْمَلَ أَبَاهُ عَلَى صَدَقَةِ قَوْمِهِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

Bize Hârûn b. Abdillâh haber verdi. (Dedi ki): Bize Ravh anlattı. (Dedi ki): Bize Zekeriyyâ b. İshâk anlattı. (Dedi ki): Bana Amr b. Ebî Süfyân anlattı. (Dedi ki): Bana Müslim b. Sefine anlattı: İbn Alkame, babasını kavminin zekâtını toplamakla görevlendirdi... (Râvi) hadisin geri kalanını zikretti.

2464. Hadis

أَخْبَرَنِي عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ قَالَ وَقَالَ عُمَرُ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَدَقَةٍ فَقِيلَ مَنَعَ ابْنُ جَمِيلٍ وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا يَنْقِمُ ابْنُ جَمِيلٍ إِلاَّ أَنَّهُ كَانَ فَقِيرًا فَأَغْنَاهُ اللَّهُ وَأَمَّا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فَإِنَّكُمْ تَظْلِمُونَ خَالِدًا قَدِ احْتَبَسَ أَدْرَاعَهُ وَأَعْتُدَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَمَّا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ عَمُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَهِيَ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ وَمِثْلُهَا مَعَهَا ‏"‏ ‏.‏

Bana İmrân b. Bekkâr haber verdi. (Dedi ki): Bize Aliyyü'bni Ayyaş anlattı. (Dedi ki): Bize Şuayb anlattı. (Dedi ki): Bana Ebü'z-Zinâd, Abdurrahman el-A'rec'den naklen anlattı. O da Ebû Hureyre'nin şöyle anlattığını duyduğunu zikretti: Ömer dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zekât toplanmasını emretti. (Daha sonra): "İbn Cemîl, Hâlid b. Velîd ve Abbâs b. Abdilmuttalib zekât vermediler." denildi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İbn Cemîl, fakir iken Allah'ın kendisini zenginleştirmesinden başka neye kızıyor? Hâlid b. Velîd'e gelince; siz Hâlid'e haksızlık ediyorsunuz. O, zırhlarını ve savaş malzemelerini Allah yolunda (vakfedilmek üzere) hapsetmiştir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in amcası Abbâs b. Abdilmuttalib'e gelince; onun zekâtı ve bir o kadarı daha onun üzerinedir."

2465. Hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَدَقَةٍ مِثْلَهُ سَوَاءً ‏.‏

Bize Ahmed b. Hafs haber verdi. (Dedi ki): Bana babam anlattı. (Dedi ki): Bana İbrâhîm b. Tahmân anlattı. (Dedi ki): Mûsâ'dan naklen... (Dedi ki): Bana Ebü'z-Zinâd, Abdurrahman'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen anlattı. (Ebû Hureyre) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zekâtı emretti... (Râvi) hadisin aynısını (bir önceki hadis gibi) rivayet etti.

2466. Hadis

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ هِلاَلٍ الثَّقَفِيِّ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كِدْتُ أُقْتَلُ بَعْدَكَ فِي عَنَاقٍ أَوْ شَاةٍ مِنَ الصَّدَقَةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنَّهَا تُعْطَى فُقَرَاءَ الْمُهَاجِرِينَ مَا أَخَذْتُهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Amr b. Mansûr ve Mahmûd b. Gaylân haber verdiler. (Dediler ki): Bize Ebû Nuaym anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, İbrâhîm b. Meysere'den, o da Osmân b. Abdillah b. el-Esved'den, o da Abdullâh b. Hilâl es-Sekafî'den naklen anlattı. (Abdullâh b. Hilâl) dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve şöyle dedi: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Senden sonra (senin yokluğunda), zekât olarak verilecek bir oğlak veya bir koyun yüzünden neredeyse öldürülüyordum." Bunun üzerine (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Eğer bu (zekât malları) Muhacirlerin fakirlerine veriliyor olmasaydı, onu (sizden) almazdım."

2467. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، وَسُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. el-Mübârek haber verdi. (Dedi ki): Bize Vekî' anlattı. (Dedi ki): Şu'be ve Süfyân'dan, (onlar) Abdullâh b. Dînâr'dan, (o) Süleymân b. Yesâr'dan, (o) Irâk b. Mâlik'ten, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslümana, kölesi ve atı için zekât (vermek) yoktur."

2468. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ حَرْبٍ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحْرِزُ بْنُ الْوَضَّاحِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، - وَهُوَ ابْنُ أُمَيَّةَ - عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ زَكَاةَ عَلَى الرَّجُلِ الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Aliyy b. Harb el-Mervezî haber verdi. (Dedi ki): Bize Muhriz b. el-Vaddâh anlattı. (Dedi ki): İsmâîl'den -ki o İbn Ümeyye'dir- (o) Mekhûl'den, (o) Irâk b. Mâlik'ten, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslüman bir adama, kölesi ve atı için zekât (vermek) yoktur."

2469. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَرْفَعُهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Mansûr haber verdi. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı. (Dedi ki): Bize Eyyûb b. Mûsâ anlattı. (Dedi ki): Mekhûl'den, (o) Süleymân b. Yesâr'dan, (o) Irâk b. Mâlik'ten, o da hadisi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırarak Ebû Hureyre'den naklen anlattı. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Müslümana, kölesi ve atı için zekât (vermek) yoktur."

2470. Hadis

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ خُثَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمَرْءِ فِي فَرَسِهِ وَلاَ فِي مَمْلُوكِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Saîd haber verdi. (Dedi ki): Bize Yahyâ anlattı. (Dedi ki): Huseym'den, (o) babam bana anlattı dedi, o da Ebû Hureyre'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen anlattı. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kişiye, atı ve kölesi için zekât (vermek) yoktur."

2471. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Seleme ve Hâris b. Miskîn haber verdi -okuma Hâris'e aitti, ben de dinliyordum ve lafız ona aittir-, (onlar) İbnü'l-Kâsım'dan, (o) "Bana Mâlik anlattı" dedi, (o) Abdullâh b. Dînâr'dan, (o) Süleymân b. Yesâr'dan, (o) Irâk b. Mâlik'ten, o da Ebû Hureyre'den naklen anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslümana, kölesi ve atı için zekât (vermek) yoktur."

2472. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ خُثَيْمِ بْنِ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ صَدَقَةٌ فِي غُلاَمِهِ وَلاَ فِي فَرَسِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi. (Dedi ki): Bize Hammâd anlattı. (Dedi ki): Huseym b. Irâk b. Mâlik'ten, (o) babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen anlattığına göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Müslümana, kölesi (hizmetçisi) ve atı için zekât (vermek) yoktur."

2473. Hadis

أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، عَنْ حَمَّادٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ سَعِيدٍ - عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Habîb b. Arabî haber verdi. Hammâd'dan (naklen), (dedi ki): Bize Yahyâ -ki o İbn Saîd'dir- anlattı. (Dedi ki): Amr b. Yahyâ'dan, (o) babasından, o da Ebû Saîd el-Hudrî'den naklen anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Beş ukiyeden az olanda zekât yoktur. Beş deveden az olanda zekât yoktur. Beş veskten az olanda zekât yoktur."

2474. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الْمَازِنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسُقٍ مِنَ التَّمْرِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Seleme haber verdi. (Dedi ki): Bize İbnü'l-Kâsım haber verdi. (Dedi ki): Mâlik'ten, (o) Muhammed b. Abdillâh b. Abdirrahmân b. Ebî Sa'saa el-Mâzinî'den, (o) babasından, o da Ebû Saîd el-Hudrî'den naklen anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hurmadan beş veskten azında zekât yoktur. Gümüşten beş ukiyeden azında zekât yoktur. Develerden beş deveden azında zekât yoktur."

2475. Hadis

أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، وَعَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ صَدَقَةَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوْسَاقٍ مِنَ التَّمْرِ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hârûn b. Abdillâh haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme anlattı. (Dedi ki): Velîd b. Kesîr'den, (o) Muhammed b. Abdirrahmân b. Ebî Sa'saa'dan, (o) Yahyâ b. Umâre ve Abbâd b. Temîm'den, (onlar) Ebû Saîd el-Hudrî'den (naklen anlattıklarına göre) o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiştir: "Hurmadan beş veskten azında zekât yoktur. Gümüşten beş ukiyeden azında zekât yoktur. Develerden beş deveden azında zekât yoktur."

2476. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الطُّوسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، - وَكَانَا ثِقَةً - عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ بْنِ أَبِي حَسَنٍ، وَعَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، - وَكَانَا ثِقَةً - عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Mansûr et-Tûsî haber verdi. (Dedi ki): Bize Ya'kûb anlattı. (Dedi ki): Bana babam anlattı. (Dedi ki): Bize İbn İshâk anlattı. (Dedi ki): Bana Muhammed b. Yahyâ b. Habbân ve Muhammed b. Abdillâh b. Abdirrahmân b. Ebî Sa'saa anlattı -ki ikisi de sika (güvenilir) râvilerdi-, (onlar) Yahyâ b. Umâre b. Ebî Hasen ve Abbâd b. Temîm'den -ki ikisi de sika râvilerdi-, (onlar da) Ebû Saîd el-Hudrî'den naklen anlattılar. (Ebû Saîd) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Gümüşten beş ukiyeden az olanda zekât yoktur. Develerden beş deveden az olanda zekât yoktur. (Tarım ürünlerinden) beş veskten az olanda zekât yoktur."

2477. Hadis

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ عَفَوْتُ عَنِ الْخَيْلِ وَالرَّقِيقِ فَأَدُّوا زَكَاةَ أَمْوَالِكُمْ مِنْ كُلِّ مِائَتَيْنِ خَمْسَةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı. (Dedi ki): Ebû İshâk'tan, (o) Âsım b. Damre'den, o da Ali radıyallâhu anh'ten naklen anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Atlar(ın zekâtın)dan ve köleler(in zekâtın)dan sizi muaf tuttum. Mallarınızın zekâtını ödeyin: Her iki yüz (dirhem)den beş (dirhem) verin."

2478. Hadis

أَخْبَرَنَا حُسَيْنُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ عَفَوْتُ عَنِ الْخَيْلِ وَالرَّقِيقِ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ مِائَتَيْنِ زَكَاةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Huseyn b. Mansûr haber verdi. (Dedi ki): Bize İbn Nümeyr anlattı. (Dedi ki): Bize A'meş anlattı. (Dedi ki): Ebû İshâk'tan, (o) Âsım b. Damre'den, o da Ali radıyallâhu anh'ten naklen anlattığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Atlar(ın zekâtın)dan ve köleler(in zekâtın)dan sizi muaf tuttum. İki yüz (dirhem)den az olanda zekât yoktur."

2479. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ امْرَأَةً، مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِنْتٌ لَهَا فِي يَدِ ابْنَتِهَا مَسَكَتَانِ غَلِيِظَتَانِ مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ ‏"‏ أَتُؤَدِّينَ زَكَاةَ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَيَسُرُّكِ أَنْ يُسَوِّرَكِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِمَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ سِوَارَيْنِ مِنْ نَارٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَخَلَعَتْهُمَا فَأَلْقَتْهُمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ هُمَا لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize İsmâîl b. Mes'ûd haber verdi; dedi ki: Bize Hâlid anlattı; Huseyn'den; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden: Yemen halkından bir kadın, beraberinde kızıyla Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Kızının elinde altından iki kalın bilezik vardı. (Resûlullah) buyurdu ki: "Bunun zekâtını ödüyor musun?" (Kadın): "Hayır." dedi. Buyurdu ki: "Kıyamet günü Allah azze ve celle'nin bunları ateşten iki bilezik olarak sana takması seni mutlu eder mi?" (Râvi) dedi ki: (Kadın) hemen onları çıkardı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e atıp şöyle dedi: "Onlar Allah ve Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem içindir."

2480. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ حُسَيْنًا، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ شُعَيْبٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ وَمَعَهَا بِنْتٌ لَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي يَدِ ابْنَتِهَا مَسَكَتَانِ نَحْوَهُ مُرْسَلٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ خَالِدٌ أَثْبَتُ مِنَ الْمُعْتَمِرِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdülalâ haber verdi; dedi ki: Bize Mu'temir b. Süleymân anlattı; dedi ki: Huseyn'i işittim; dedi ki: Bana Amr b. Şuayb anlattı; dedi ki: Bir kadın ve beraberinde kızı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Kızının elinde iki bilezik vardı... (Râvi) hadisin benzerini mürsel olarak zikretti. Ebû Abdirrahmân dedi ki: Hâlid, Mu'temir'den daha sağlamdır.

2481. Hadis

أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الَّذِي لاَ يُؤَدِّي زَكَاةَ مَالِهِ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مَالُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ لَهُ زَبِيبَتَانِ - قَالَ - فَيَلْتَزِمُهُ أَوْ يُطَوِّقُهُ - قَالَ - يَقُولُ أَنَا كَنْزُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Fadl b. Sehl haber verdi; dedi ki: Bize Ebü'n-Nadr Hâşim b. el-Kâsım anlattı; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Abdillâh b. Ebî Seleme anlattı; Abdullâh b. Dînâr'dan; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Malının zekâtını vermeyen kimseye, kıyamet günü malı, gözlerinin üstünde iki siyah nokta bulunan kel bir yılan (şücâ' akra') suretinde gösterilir. -Râvi dedi ki:- (Yılan) ona sarılır veya boynuna dolanır. -Râvi dedi ki:- (Sonra da): 'Ben senin hazinenim, ben senin hazinenim!' der."

2482. Hadis

أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ الْمَدَنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ آتَاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ لَهُ زَبِيبَتَانِ يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ وَلاَ يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏

Bize Fadl b. Sehl haber verdi; dedi ki: Bize Hasan b. Mûsâ el-Eşyeb anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Abdillâh b. Dînâr el-Medenî anlattı; babasından; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: "Allah azze ve celle kime bir mal verir de o kişi zekâtını ödemezse, kıyamet günü malı ona, gözlerinin üstünde iki siyah nokta bulunan kel bir yılan suretinde görünür. Kıyamet günü o (yılan), adamı avurtlarından (iki çenesinden) yakalar ve şöyle der: 'Ben senin malınım, ben senin hazinenim.'" Sonra (Resûlullah) şu ayeti okudu: {Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, sakın bunu kendileri için hayır sanmasınlar...} (Âl-i İmrân, 3/180).

2483. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسَاقٍ مِنْ حَبٍّ أَوْ تَمْرٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyân'dan; İsmâîl b. Ümeyye'den; Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan; Yahyâ b. Umâre'den; Ebû Saîd el-Hudrî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Tahıl veya hurmadan beş veskten azında zekât yoktur."

2484. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ فِي الْبُرِّ وَالتَّمْرِ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ وَلاَ يَحِلُّ فِي الْوَرِقِ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوَاقٍ وَلاَ يَحِلُّ فِي إِبِلٍ زَكَاةٌ حَتَّى تَبْلُغَ خَمْسَ ذَوْدٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize İsmâîl b. Mes'ûd haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd b. Züray' anlattı; dedi ki: Bize Ravh b. el-Kâsım anlattı; dedi ki: Bana Amr b. Yahyâ b. Umâre anlattı; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: "Buğdayda ve hurmada, beş veske ulaşıncaya kadar zekât helal (gerekli) değildir. Gümüşte, beş ukiyeye ulaşıncaya kadar zekât helal (gerekli) değildir. Develerde, beş deveye (zevd) ulaşıncaya kadar zekât helal (gerekli) değildir."

2485. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِي حَبٍّ وَلاَ تَمْرٍ صَدَقَةٌ حَتَّى يَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ haber verdi; dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; İsmâîl b. Ümeyye'den; Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan; Yahyâ b. Umâre'den; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (nakletti): "Beş veske ulaşıncaya kadar tahılda ve hurmada zekât yoktur. Beş deveden (zevd) azında ve beş ukiyeden azında da zekât yoktur."

2486. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِدْرِيسُ الأَوْدِيُّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; dedi ki: Bize İdrîs el-Evdî anlattı; Amr b. Mürre'den; Ebu'l-Bahterî'den; Ebû Saîd'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Beş ukiyeden az olanda zekât yoktur."

2487. Hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde haber verdi; dedi ki: Bize Hammâd anlattı; Yahyâ b. Saîd ve Ubeydullâh b. Ömer'den; Amr b. Yahyâ'dan; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: "Beş ukiyeden azında zekât yoktur. Beş deveden (zevd) azında zekât yoktur. Beş veskten azında zekât yoktur."

2488. Hadis

أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْهَيْثَمِ أَبُو جَعْفَرٍ الأَيْلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالأَنْهَارُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ بَعْلاً الْعُشْرُ وَمَا سُقِيَ بِالسَّوَانِي وَالنَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hârûn b. Saîd b. el-Heysem Ebû Ca'fer el-Eylî haber verdi; dedi ki: Bize İbn Vehb anlattı; dedi ki: Bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Sâlim'den; babasından; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (nakletti): "Gökyüzünün (yağmurun), nehirlerin ve pınarların suladığı veya kökleriyle su alan (ba'l) arazilerin mahsulünde onda bir (öşür) vardır. Su taşıyan develerle (sevânî) ve sulama araçlarıyla (nadh) sulanan arazilerde ise onda birin yarısı (yirmide bir) vardır."

2489. Hadis

أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ سَوَّادِ بْنِ الأَسْوَدِ بْنِ عَمْرٍو، وَأَحْمَدُ بْنُ عَمْرٍو، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ أَبَا الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالأَنْهَارُ وَالْعُيُونُ الْعُشْرُ وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Amr b. Sevvâd b. el-Esved b. Amr, Ahmed b. Amr ve Hâris b. Miskîn haber verdiler -okuma Hâris'e aitti, ben de dinliyordum-; İbn Vehb'den; dedi ki: Bize Amr b. el-Hâris anlattı; Ebu'z-Zübeyr ona anlatmış ki o, Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Gökyüzünün (yağmurun), nehirlerin ve pınarların suladığı (arazilerin mahsulünde) onda bir (öşür) vardır. Sulama devesi (sâniye) ile sulananlarda ise onda birin yarısı (yirmide bir) vardır."

2490. Hadis

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ، - وَهُوَ ابْنُ عَيَّاشٍ - عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مُعَاذٍ، قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ فَأَمَرَنِي أَنْ آخُذَ مِمَّا سَقَتِ السَّمَاءُ الْعُشْرَ وَفِيمَا سُقِيَ بِالدَّوَالِي نِصْفَ الْعُشْرِ ‏.‏

Bize Hennâd b. es-Serî haber verdi; Ebû Bekir'den -ki o İbn Ayyâş'tır-; Âsım'dan; Ebû Vâil'den; Muâz'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen'e gönderdi ve gökyüzünün (yağmurun) suladığından onda bir, kovalarla (devâlî) sulanandan ise onda birin yarısını (yirmide bir) almamı emretti.

2491. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ خُبَيْبَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَسْعُودِ بْنِ نِيَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثَمَةَ، قَالَ أَتَانَا وَنَحْنُ فِي السُّوقِ فَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا خَرَصْتُمْ فَخُذُوا وَدَعُوا الثُّلُثَ فَإِنْ لَمْ تَأْخُذُوا أَوْ تَدَعُوا الثُّلُثَ - شَكَّ شُعْبَةُ - فَدَعُوا الرُّبُعَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd ve Muhammed b. Ca'fer anlattı; dediler ki: Bize Şu'be anlattı; dedi ki: Hubeyb b. Abdirrahmân'ı işittim, Abdurrahman b. Mes'ûd b. Niyâr'dan naklediyordu; Sehl b. Ebî Hasme'den; dedi ki: (Sehl) biz çarşıdayken yanımıza geldi ve şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Mahsulü tahmin ettiğiniz zaman (zekâtı ona göre) alın ve üçte birini (halka) bırakın. Eğer üçte birini bırakmazsanız, dörtte birini bırakın."

2492. Hadis

أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْجَلِيلِ بْنُ حُمَيْدٍ الْيَحْصَبِيُّ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، حَدَّثَهُ قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو أُمَامَةَ بْنُ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، فِي الآيَةِ الَّتِي قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلاَ تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ ‏}‏ قَالَ هُوَ الْجُعْرُورُ وَلَوْنُ حُبَيْقٍ فَنَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُؤْخَذَ فِي الصَّدَقَةِ الرُّذَالَةُ ‏.‏

Bize Yûnus b. Abdilalâ ve Hâris b. Miskîn haber verdiler -okuma Hâris'e aitti, ben de dinliyordum-; İbn Vehb'den; dedi ki: Bana Abdülcelîl b. Humeyd el-Yahsûbî anlattı; İbn Şihâb ona anlatmış; dedi ki: Bana Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf, Allah azze ve celle'nin {Kötü olanına yönelip ondan infak etmeyin} (Bakara, 2/267) ayeti hakkında anlattı; dedi ki: "Bu (kötü olanlar), 'Cu'rûr' ve 'Levn-i Hubeyk' (cinsinden olan kalitesiz hurmalar)dır." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zekât olarak (böyle) düşük kaliteli malların (rüzâle) alınmasını yasakladı.

2493. Hadis

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي صَالِحُ بْنُ أَبِي عَرِيبٍ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ مُرَّةَ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِيَدِهِ عَصًا وَقَدْ عَلَّقَ رَجُلٌ قِنْوَ حَشَفٍ فَجَعَلَ يَطْعَنُ فِي ذَلِكَ الْقِنْوِ فَقَالَ ‏ "‏ لَوْ شَاءَ رَبُّ هَذِهِ الصَّدَقَةِ تَصَدَّقَ بِأَطْيَبَ مِنْ هَذَا إِنَّ رَبَّ هَذِهِ الصَّدَقَةِ يَأْكُلُ حَشَفًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ya'kûb b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ haber verdi; Abdülhamîd b. Ca'fer'den; dedi ki: Bana Sâlih b. Ebî Arîb anlattı; Kesîr b. Mürre el-Hadramî'den; Avf b. Mâlik'ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elinde bir değnek olduğu halde (mescide) çıktı. Bir adam (oraya) bir salkım bozuk hurma (haşef) asmıştı. (Resûlullah) o salkımı (değneğiyle) dürtmeye başladı ve şöyle buyurdu: "Bu sadakanın sahibi isteseydi bundan daha iyisini verebilirdi. Bu sadakanın sahibi kıyamet günü bozuk hurma yiyecektir."

2494. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ الأَخْنَسِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ ‏ "‏ مَا كَانَ فِي طَرِيقٍ مَأْتِيٍّ أَوْ فِي قَرْيَةٍ عَامِرَةٍ فَعَرِّفْهَا سَنَةً فَإِنْ جَاءَ صَاحِبُهَا وَإِلاَّ فَلَكَ وَمَا لَمْ يَكُنْ فِي طَرِيقٍ مَأْتِيٍّ وَلاَ فِي قَرْيَةٍ عَامِرَةٍ فَفِيهِ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Avâne anlattı; Ubeydullâh b. el-Ahnes'ten; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e buluntu maldan (lukata) soruldu. Şöyle buyurdu: "İşlek bir yolda veya yerleşim olan bir köyde ise onu bir sene ilan et. Sahibi gelirse (verirsin), yoksa o senindir. İşlek olmayan bir yolda veya yerleşim olmayan bir köyde ise, hem onda hem de gömüde (rikâz) beşte bir (humus) vardır."

2495. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ح وَأَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْعَجْمَاءُ جَرْحُهَا جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Zührî'den; Saîd'den; Ebû Hureyre'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den. (H) Yine bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi; dedi ki: Bize Ma'mer anlattı; Zührî'den; Saîd ve Ebû Seleme'den; Ebû Hureyre'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: "Hayvanın (yaralaması) hederdir (tazminat gerekmez). Kuyu (kazarken olan kaza) hederdir. Maden (kazarken olan kaza) hederdir. Gömüde (rikâz) ise beşte bir (humus) vardır."

2496. Hadis

أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize Yûnus b. Abdilalâ haber verdi; dedi ki: Bize İbn Vehb anlattı; dedi ki: Bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Saîd ve Ubeydullâh b. Abdillâh'tan; Ebû Hureyre'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den (bir önceki hadisin) benzerini (nakletti).

2497. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدٍ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ جَرْحُ الْعَجْمَاءِ جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; Mâlik'ten; İbn Şihâb'dan; Saîd ve Ebû Seleme'den; Ebû Hureyre'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu (nakletti): "Hayvanın yaralaması hederdir (tazminat gerekmez). Kuyu (kazarken olan kaza) hederdir. Maden (kazarken olan kaza) hederdir. Gömüde (rikâz) ise beşte bir (humus) vardır."

2498. Hadis

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا مَنْصُورٌ، وَهِشَامٌ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْبِئْرُ جُبَارٌ وَالْعَجْمَاءُ جُبَارٌ وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ya'kûb b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Hüşeym anlattı; dedi ki: Bize Mansûr ve Hişâm haber verdi; İbn Sîrîn'den; Ebû Hureyre radıyallâhu anh'ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kuyu (kazarken olan kaza) hederdir. Hayvanın (yaralaması) hederdir. Maden (kazarken olan kaza) hederdir. Gömüde (rikâz) ise beşte bir (humus) vardır."

2499. Hadis

أَخْبَرَنِي الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَعْيَنَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ هِلاَلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعُشُورِ نَحْلٍ لَهُ وَسَأَلَهُ أَنْ يَحْمِيَ لَهُ وَادِيًا يُقَالُ لَهُ سَلَبَةُ فَحَمَى لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَلِكَ الْوَادِيَ فَلَمَّا وَلِيَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ كَتَبَ سُفْيَانُ بْنُ وَهْبٍ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ يَسْأَلُهُ فَكَتَبَ عُمَرُ إِنْ أَدَّى إِلَيْكَ مَا كَانَ يُؤَدِّي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عُشْرِ نَحْلِهِ فَاحْمِ لَهُ سَلَبَةَ ذَلِكَ وَإِلاَّ فَإِنَّمَا هُوَ ذُبَابُ غَيْثٍ يَأْكُلُهُ مَنْ شَاءَ ‏.‏

Bana Muğîre b. Abdirrahmân haber verdi; dedi ki: Bize Ahmed b. Ebî Şuayb anlattı; Mûsâ b. A'yen'den; Amr b. el-Hâris'ten; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; dedi ki: Hilâl, arılarının (balının) öşrüyle birlikte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve ondan, Selebe denilen bir vadinin kendisine (koruluk olarak) tahsis edilmesini (himâye edilmesini) istedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o vadiyi ona tahsis etti. Ömer b. el-Hattâb iş başına geçince, Süfyân b. Vehb, Ömer b. el-Hattâb'a yazıp (durumu) sordu. Ömer (ona şöyle) yazdı: "Eğer o (Hilâl), arılarının öşründen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ödediğini sana da ödüyorsa, Selebe'yi onun için koru. Aksi takdirde orası yağmur sinekleri(nin yeridir / sahipsizdir); dileyen ondan yer."

2500. Hadis

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى، عَنْ عَبْدِ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَكَاةَ رَمَضَانَ عَلَى الْحُرِّ وَالْعَبْدِ وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ فَعَدَلَ النَّاسُ بِهِ نِصْفَ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ ‏.‏

Bize İmrân b. Mûsâ haber verdi; Abdülvâris'ten; dedi ki: Bize Eyyûb anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan zekâtını (fıtır sadakasını), hür ve köle, erkek ve kadın üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı. İnsanlar daha sonra yarım sâ' buğdayı buna denk tuttular.

2501. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةَ الْفِطْرِ عَلَى الذَّكَرِ وَالأُنْثَى وَالْحُرِّ وَالْمَمْلُوكِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏ قَالَ فَعَدَلَ النَّاسُ إِلَى نِصْفِ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Hammâd anlattı; Eyyûb'dan; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını, erkek ve kadın, hür ve köle üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı. (Râvi) dedi ki: İnsanlar daha sonra yarım sâ' buğdayı buna denk tuttular.

2502. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَكَاةَ رَمَضَانَ عَلَى كُلِّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ حُرٍّ وَعَبْدٍ وَذَكَرٍ وَأُنْثَى صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Mâlik anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ramazan zekâtını (fıtır sadakasını), küçük ve büyük, hür ve köle, erkek ve kadın her bir (Müslüman) üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı.

2503. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضَ زَكَاةَ الْفِطْرِ مِنْ رَمَضَانَ عَلَى النَّاسِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى كُلِّ حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Seleme ve Hâris b. Miskîn haber verdi -okuma Hâris'e aitti, ben de dinliyordum ve lafız ona aittir-, İbnü'l-Kâsım'dan; dedi ki: Bana Mâlik anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan'dan dolayı fıtır sadakasını, Müslümanlardan olan her hür veya köle, erkek veya kadın üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı.

2504. Hadis

أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ السَّكَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَهْضَمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى الْحُرِّ وَالْعَبْدِ وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى وَالصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَأَمَرَ بِهَا أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Muhammed b. es-Seken haber verdi; dedi ki: Bize Muhammed b. Cahdam anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl b. Ca'fer anlattı; Ömer b. Nâfi'den; babasından; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını, Müslümanlardan olan hür ve köle, erkek ve kadın, küçük ve büyük üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı ve (bu sadakanın) insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce ödenmesini emretti.

2505. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةَ الْفِطْرِ عَلَى الصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى وَالْحُرِّ وَالْعَبْدِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhîm haber verdi; dedi ki: Bize Îsâ haber verdi; dedi ki: Bize Ubeydullâh anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını, küçük ve büyük, erkek ve kadın, hür ve köle üzerine hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı.

2506. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، قَالَ كُنَّا نَصُومُ عَاشُورَاءَ وَنُؤَدِّي زَكَاةَ الْفِطْرِ فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ وَنَزَلَتِ الزَّكَاةُ لَمْ نُؤْمَرْ بِهِ وَلَمْ نُنْهَ عَنْهُ وَكُنَّا نَفْعَلُهُ ‏.‏

Bize İsmâîl b. Mes'ûd haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd b. Züray' anlattı; dedi ki: Bize Şu'be haber verdi; Hakem b. Uteybe'den; Kâsım b. Muhaymire'den; Amr b. Şurahbîl'den; Kays b. Sa'd b. Ubâde'den; dedi ki: Biz (Ramazan orucu farz kılınmadan önce) Âşûrâ orucunu tutar ve fıtır sadakasını verirdik. Ramazan (orucu) inince ve zekât (ayeti) inince, bununla (fıtır sadakasıyla) emrolunmadık, ondan nehyedilmedik de; fakat biz onu yapmaya devam ederdik.

2507. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ أَبِي عَمَّارٍ الْهَمْدَانِيِّ، عَنْ قَيْسِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِصَدَقَةِ الْفِطْرِ قَبْلَ أَنْ تَنْزِلَ الزَّكَاةُ فَلَمَّا نَزَلَتِ الزَّكَاةُ لَمْ يَأْمُرْنَا وَلَمْ يَنْهَنَا وَنَحْنُ نَفْعَلُهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو عَمَّارٍ اسْمُهُ عَرِيبُ بْنُ حُمَيْدٍ وَعَمْرُو بْنُ شُرَحْبِيلَ يُكَنَّى أَبَا مَيْسَرَةَ وَسَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ خَالَفَ الْحَكَمَ فِي إِسْنَادِهِ وَالْحَكَمُ أَثْبَتُ مِنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyân'dan; Seleme b. Küheyl'den; Kâsım b. Muhaymire'den; Ebû Ammâr el-Hemdânî'den; Kays b. Sa'd'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, zekât (ayeti) inmeden önce bize fıtır sadakasını emretti. Zekât inince ise bize (bunu) ne emretti ne de bizi nehyetti; fakat biz onu yapmaya devam ederdik. Ebû Abdirrahmân dedi ki: Ebû Ammâr'ın ismi Arîb b. Humeyd'dir. Amr b. Şurahbîl'in künyesi Ebû Meysere'dir. Seleme b. Küheyl, (bu hadisin) isnadında Hakem'e muhalefet etmiştir. Hakem, Seleme b. Küheyl'den daha sağlamdır.

2508. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - وَهُوَ ابْنُ الْحَارِثِ - قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَهُوَ أَمِيرُ الْبَصْرَةِ فِي آخِرِ الشَّهْرِ أَخْرِجُوا زَكَاةَ صَوْمِكُمْ ‏.‏ فَنَظَرَ النَّاسُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَقَالَ مَنْ هَا هُنَا مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ قُومُوا فَعَلِّمُوا إِخْوَانَكُمْ فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ إِنَّ هَذِهِ الزَّكَاةَ فَرَضَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى كُلِّ ذَكَرٍ وَأُنْثَى حُرٍّ وَمَمْلُوكٍ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ تَمْرٍ أَوْ نِصْفَ صَاعٍ مِنْ قَمْحٍ ‏.‏ فَقَامُوا ‏.‏ خَالَفَهُ هِشَامٌ فَقَالَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ haber verdi; dedi ki: Bize Hâlid -ki o İbnü'l-Hâris'tir- anlattı; dedi ki: Bize Humeyd anlattı; Hasan'dan; dedi ki: İbn Abbâs, Basra emiri iken ayın sonunda şöyle dedi: "Orucunuzun zekâtını çıkarıp verin." İnsanlar birbirlerine bakmaya başladılar. (İbn Abbâs) dedi ki: "Burada Medine halkından kim varsa kalksın ve kardeşlerine öğretsin, çünkü onlar bilmiyorlar. Şüphesiz ki bu zekâtı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, her erkek ve kadın, hür ve köle üzerine arpadan veya hurmadan bir sâ' ya da buğdaydan yarım sâ' olarak farz kıldı." Bunun üzerine (Medineliler) kalktılar. (Râvi dedi ki): Hişâm ona (Humeyd'e) muhalefet etti ve "Muhammed b. Sîrîn'den" dedi.

2509. Hadis

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ مَخْلَدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ ذَكَرَ فِي صَدَقَةِ الْفِطْرِ قَالَ صَاعًا مِنْ بُرٍّ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ سُلْتٍ ‏.‏

Bize Aliyy b. Meymûn haber verdi; Mahled'den; Hişâm'dan; İbn Sîrîn'den; İbn Abbâs'tan; dedi ki: (İbn Abbâs) fıtır sadakası hakkında şöyle zikretti: "Buğdaydan bir sâ' veya hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' veya 'sült' (denilen bir çeşit arpa)dan bir sâ'."

2510. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي رَجَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَخْطُبُ عَلَى مِنْبَرِكُمْ - يَعْنِي مِنْبَرَ الْبَصْرَةِ - يَقُولُ صَدَقَةُ الْفِطْرِ صَاعٌ مِنْ طَعَامٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا أَثْبَتُ الثَّلاَثَةِ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Hammâd anlattı; Eyyûb'dan; Ebû Recâ'dan; dedi ki: İbn Abbâs'ı sizin minberinizde -yani Basra minberinde- hutbe verirken şöyle derken işittim: "Fıtır sadakası, yiyecekten bir sâ'dır." Ebû Abdirrahmân dedi ki: Bu (rivayet), üçü (İbn Abbâs'tan gelen üç rivayet) içinde en sağlam olanıdır.

2511. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحْرِزُ بْنُ الْوَضَّاحِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، - وَهُوَ ابْنُ أُمَيَّةَ - عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي ذُبَابٍ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Aliyy b. Harb haber verdi; dedi ki: Bize Muhriz b. el-Vaddâh anlattı; İsmâîl'den -ki o İbn Ümeyye'dir-; Hâris b. Abdirrahmân b. Ebî Zübâb'dan; Iyâz b. Abdillâh b. Ebî Serh'ten; Ebû Saîd el-Hudrî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını, arpadan bir sâ' veya hurmadan bir sâ' veya 'akit' (kurutulmuş yoğurt / keş)ten bir sâ' olarak farz kıldı.

2512. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ زَكَاةَ الْفِطْرِ إِذْ كَانَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyân'dan; Zeyd b. Eslem'den; Iyâz b. Abdillâh b. Ebî Serh'ten; Ebû Saîd'den; dedi ki: Biz, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem aramızdayken fıtır sadakasını, yiyecekten bir sâ' veya arpadan bir sâ' veya hurmadan bir sâ' veya kuru üzümden bir sâ' veya 'akit'ten bir sâ' olarak verirdik.

2513. Hadis

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ وَكِيعٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ صَدَقَةَ الْفِطْرِ إِذْ كَانَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ فَلَمْ نَزَلْ كَذَلِكَ حَتَّى قَدِمَ مُعَاوِيَةُ مِنَ الشَّامِ وَكَانَ فِيمَا عَلَّمَ النَّاسَ أَنَّهُ قَالَ مَا أَرَى مُدَّيْنِ مِنْ سَمْرَاءِ الشَّامِ إِلاَّ تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ هَذَا ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَ النَّاسُ بِذَلِكَ ‏.‏

Bize Hennâd b. es-Serî haber verdi; Veki'den; Dâvûd b. Kays'tan; Iyâz b. Abdillâh'tan; Ebû Saîd'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem aramızdayken fıtır sadakasını, yiyecekten bir sâ' veya hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' veya 'akit'ten bir sâ' olarak verirdik. Muâviye Şam'dan gelip de halka öğrettikleri arasında "Ben şu Şam buğdayından iki müddün (yarım sâ'ın), bunlardan (diğerlerinden) bir sâ'a denk olduğunu görüyorum" diyene kadar da böyle devam ettik. (Râvi) dedi ki: Bunun üzerine halk bunu (ölçü olarak) aldı.

2514. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، قَالَ سَمِعْتُ عِيَاضَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يُخْبِرُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ لَمْ نُخْرِجْ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ أَوْ صَاعًا مِنْ دَقِيقٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ أَوْ صَاعًا مِنْ سُلْتٍ - ثُمَّ شَكَّ سُفْيَانُ - فَقَالَ دَقِيقٍ أَوْ سُلْتٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Mansûr haber verdi; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; İbn Aclân'dan; dedi ki: Iyâz b. Abdillâh'ı işittim, Ebû Saîd el-Hudrî'den haber veriyordu; dedi ki: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde (fıtır sadakasını) ancak hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' veya kuru üzümden bir sâ' veya undan bir sâ' veya 'akit'ten bir sâ' veya 'sült'ten bir sâ' olarak çıkarırdık. -Süfyân (rivayet ederken) şüphe etti ve: "Un veya sült" dedi.-

2515. Hadis

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، خَطَبَ بِالْبَصْرَةِ فَقَالَ أَدُّوا زَكَاةَ صَوْمِكُمْ ‏.‏ فَجَعَلَ النَّاسُ يَنْظُرُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَقَالَ مَنْ هَا هُنَا مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ قُومُوا إِلَى إِخْوَانِكُمْ فَعَلِّمُوهُمْ فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضَ صَدَقَةَ الْفِطْرِ عَلَى الصَّغِيرِ وَالْكَبِيرِ وَالْحُرِّ وَالْعَبْدِ وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى نِصْفَ صَاعِ بُرٍّ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ شَعِيرٍ ‏.‏ قَالَ الْحَسَنُ فَقَالَ عَلِيٌّ أَمَّا إِذَا أَوْسَعَ اللَّهُ فَأَوْسِعُوا أَعْطُوا صَاعًا مِنْ بُرٍّ أَوْ غَيْرِهِ ‏.‏

Bize Aliyy b. Hucr haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn anlattı; dedi ki: Bize Humeyd anlattı; Hasan'dan; dedi ki: İbn Abbâs Basra'da hutbe verdi ve şöyle dedi: "Orucunuzun zekâtını ödeyin." İnsanlar birbirlerine bakmaya başladılar. (İbn Abbâs) dedi ki: "Burada Medine halkından kim varsa kalksın ve kardeşlerinin yanına gidip onlara öğretsin, çünkü onlar bilmiyorlar. Şüphesiz ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını, küçük ve büyük, hür ve köle, erkek ve kadın üzerine yarım sâ' buğday veya bir sâ' hurma ya da arpa olarak farz kıldı." Hasan dedi ki: Ali şöyle dedi: "Ancak Allah size bolluk verirse siz de bol verin; buğdaydan veya başkasından bir sâ' verin."

2516. Hadis

أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ زَائِدَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ النَّاسُ يُخْرِجُونَ عَنْ صَدَقَةِ الْفِطْرِ، فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ تَمْرٍ أَوْ سُلْتٍ أَوْ زَبِيبٍ ‏.‏

Bize Mûsâ b. Abdirrahmân haber verdi; dedi ki: Bize Huseyn anlattı; Zâide'den; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Ebî Revvâd anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: İnsanlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında fıtır sadakası olarak arpa, hurma, sült veya kuru üzümden bir sâ' çıkarırlardı.

2517. Hadis

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ قَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عِيَاضٌ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ تَمْرٍ أَوْ زَبِيبٍ أَوْ أَقِطٍ فَلَمْ نَزَلْ كَذَلِكَ حَتَّى كَانَ فِي عَهْدِ مُعَاوِيَةَ قَالَ مَا أَرَى مُدَّيْنِ مِنْ سَمْرَاءِ الشَّامِ إِلاَّ تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏

Bize Amr b. Aliyy haber verdi; dedi ki: Bize Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Dâvûd b. Kays anlattı; dedi ki: Bize Iyâz anlattı; Ebû Saîd el-Hudrî'den; dedi ki: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde (fıtır sadakasını) arpadan veya hurmadan veya kuru üzümden veya 'akit'ten bir sâ' olarak çıkarırdık. Muâviye zamanı gelip de (Muâviye): "Ben şu Şam buğdayından iki müddün (yarım sâ'ın), bir sâ' arpaya denk olduğunu görüyorum" diyene kadar da böyle devam ettik.

2518. Hadis

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُثْمَانَ، أَنَّ عِيَاضَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ لاَ نُخْرِجُ غَيْرَهُ ‏.‏

Bize Îsâ b. Hammâd haber verdi; dedi ki: Bize Leys haber verdi; Yezîd'den; Ubeydullâh b. Abdillâh b. Osmân'dan; Iyâz b. Abdillâh b. Sa'd'ın kendisine anlattığına göre Ebû Saîd el-Hudrî şöyle demiştir: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde (fıtır sadakasını) hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' veya 'akit'ten bir sâ' olarak çıkarırdık; başka bir şey çıkarmazdık.

2519. Hadis

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْقَاسِمُ، - وَهُوَ ابْنُ مَالِكٍ - عَنِ الْجُعَيْدِ، سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، قَالَ كَانَ الصَّاعُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُدًّا وَثُلُثًا بِمُدِّكُمُ الْيَوْمَ وَقَدْ زِيدَ فِيهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَحَدَّثَنِيهِ زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ ‏.‏

Bize Amr b. Zürâre haber verdi; dedi ki: Bize Kâsım -ki o İbn Mâlik'tir- haber verdi; Cu'ayd'dan; (dedi ki): Ben Sâib b. Yezîd'i şöyle derken işittim: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Sa', sizin bugünkü müddünüzle bir müdd ve üçte bir (müdd) idi. Fakat (sonradan) artırıldı." Ebû Abdurrahmân dedi ki: Bunu bana Ziyâd b. Eyyûb da anlattı.

2520. Hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمِكْيَالُ مِكْيَالُ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَالْوَزْنُ وَزْنُ أَهْلِ مَكَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Süleyman haber verdi; dedi ki: Bize Ebû Nuaym anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Hanzale'den; Tâvus'tan; İbn Ömer'den naklen; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ölçek, Medine halkının ölçeğidir. Tartı da Mekke halkının tartısıdır."

2521. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْدَانَ بْنِ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُوسَى، ح قَالَ وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُوسَى، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِصَدَقَةِ الْفِطْرِ أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏ قَالَ ابْنُ بَزِيعٍ بِزَكَاةِ الْفِطْرِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ma'dân b. Îsâ haber verdi; dedi ki: Bize Hasen anlattı; (dedi ki): Bize Züheyr anlattı; (dedi ki): Bize Mûsâ anlattı. (H) Dedi ki: Ve bize Muhammed b. Abdullah b. Bezî' haber verdi; dedi ki: Bize Fudayl anlattı; dedi ki: Bize Mûsâ anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den naklen: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, fıtır sadakasının insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretti. İbn Bezî' (rivayetinde) "fıtır zekâtının" (dedi).

2522. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، - وَكَانَ ثِقَةً - عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّكَ تَأْتِي قَوْمًا أَهْلَ كِتَابٍ فَادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُوضَعُ فِي فُقَرَائِهِمْ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوكَ لِذَلِكَ فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ حِجَابٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; dedi ki: Bize Zekeriyyâ b. İshâk -ki güvenilir biridir- anlattı; Yahyâ b. Abdullah b. Sayfî'den; Ebû Ma'bed'den; İbn Abbâs'tan naklen: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderdi ve şöyle buyurdu: "Şüphesiz sen Ehl-i Kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları (önce) Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Resûlü olduğuma şahitlik etmeye çağır. Eğer sana bu konuda itaat ederlerse, onlara bildir ki Allah azze ve celle onlara her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır. Eğer sana bu konuda itaat ederlerse, onlara bildir ki Allah azze ve celle onlara, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen mallarında sadakayı (zekâtı) farz kılmıştır. Eğer sana bu konuda itaat ederlerse, mallarının en gözde olanlarını (almaktan) sakın ve mazlumun bedduasından kork! Çünkü onunla Allah azze ve celle arasında hiçbir perde yoktur."

2523. Hadis

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ بِهِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏ "‏ قَالَ رَجُلٌ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ سَارِقٍ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى سَارِقٍ فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى سَارِقٍ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ زَانِيَةٍ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ اللَّيْلَةَ عَلَى زَانِيَةٍ فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى زَانِيَةٍ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ غَنِيٍّ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى غَنِيٍّ قَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى زَانِيَةٍ وَعَلَى سَارِقٍ وَعَلَى غَنِيٍّ فَأُتِيَ فَقِيلَ لَهُ أَمَّا صَدَقَتُكَ فَقَدْ تُقُبِّلَتْ أَمَّا الزَّانِيَةُ فَلَعَلَّهَا أَنْ تَسْتَعِفَّ بِهِ مِنْ زِنَاهَا وَلَعَلَّ السَّارِقَ أَنْ يَسْتَعِفَّ بِهِ عَنْ سَرِقَتِهِ وَلَعَلَّ الْغَنِيَّ أَنْ يَعْتَبِرَ فَيُنْفِقَ مِمَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Bize İmrân b. Bekkâr haber verdi; dedi ki: Bize Aliyyü'bnü'l-Ayyâş anlattı; dedi ki: Bize Şuayb anlattı; dedi ki: Bana Ebû'z-Zinâd, Abdurrahman el-A'rec'in kendisine anlattığı, onun da Ebû Hureyre'den işittiğini zikrettiği (şu hadisi) anlattı; (Ebû Hureyre) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Bir adam: 'Mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasıyla çıktı ve onu (bilmeden) bir hırsızın eline tutuşturdu. Sabah olunca insanlar: 'Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!' diye konuşmaya başladılar. Adam: 'Allah'ım! Hırsıza (verdiğim) için sana hamd olsun. Yine mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasıyla çıktı ve onu (bilmeden) bir zâniyenin eline tutuşturdu. Sabah olunca insanlar: 'Bu gece bir zâniyeye sadaka verilmiş!' diye konuşmaya başladılar. Adam: 'Allah'ım! Zâniyeye (verdiğim) için sana hamd olsun. Yine mutlaka bir sadaka vereceğim' dedi. Sadakasıyla çıktı ve onu (bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Sabah olunca insanlar: 'Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!' diye konuşmaya başladılar. Adam: 'Allah'ım! Zâniyeye, hırsıza ve zengine (verdiğim) için sana hamd olsun' dedi. (Bunun üzerine) ona gelindi ve denildi ki: 'Sadakana gelince; o kabul edildi. Zâniyeye gelince; belki o (bu sadaka sayesinde) zinasından iffetli davranır (vazgeçer). Hırsıza gelince; belki o hırsızlığından iffetli davranır (vazgeçer). Zengine gelince; belki o ibret alır da Allah azze ve celle'nin kendisine verdiği mallardan infak eder.'"

2524. Hadis

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الذَّارِعُ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - وَهُوَ ابْنُ زُرَيْعٍ - قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ‏.‏ قَالَ وَأَنْبَأَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - وَهُوَ ابْنُ الْمُفَضَّلِ - قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، - وَاللَّفْظُ لِبِشْرٍ - عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لاَ يَقْبَلُ صَلاَةً بِغَيْرِ طُهُورٍ وَلاَ صَدَقَةً مِنْ غُلُولٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Huseyn b. Muhammed ez-Zâri' haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd -ki o İbn Zürey'dir- anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı. (H) Ve bize İsmâîl b. Mes'ûd haber verdi; dedi ki: Bize Bişr -ki o İbnü'l-Mufaddal'dır- anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı -lafız Bişr'e aittir-; Katâde'den; Ebu'l-Melîh'ten; babasından naklen; dedi ki: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz Allah azze ve celle, temizlik olmadan namazı kabul etmez, haksız kazançtan (gulûl) verilen sadakayı da kabul etmez."

2525. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَصَدَّقَ أَحَدٌ بِصَدَقَةٍ مِنْ طَيِّبٍ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلاَّ الطَّيِّبَ إِلاَّ أَخَذَهَا الرَّحْمَنُ عَزَّ وَجَلَّ بِيَمِينِهِ وَإِنْ كَانَتْ تَمْرَةً فَتَرْبُو فِي كَفِّ الرَّحْمَنِ حَتَّى تَكُونَ أَعْظَمَ مِنَ الْجَبَلِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ أَوْ فَصِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Leys anlattı; Saîd b. Ebî Saîd'den; Saîd b. Yesâr'dan; o Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Kim helal (tayyib) kazançtan bir sadaka verirse -ki Allah azze ve celle ancak helal olanı kabul eder- Rahman azze ve celle onu sağ eliyle alır. Eğer bu bir hurma bile olsa, Rahman'ın avucunda büyür, ta ki dağdan daha büyük olur; tıpkı sizden birinizin tayını veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi."

2526. Hadis

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْحَكَمِ، عَنْ حَجَّاجٍ، قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ عَلِيٍّ الأَزْدِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُبْشِيٍّ الْخَثْعَمِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ إِيمَانٌ لاَ شَكَّ فِيهِ وَجِهَادٌ لاَ غُلُولَ فِيهِ وَحَجَّةٌ مَبْرُورَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الصَّلاَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ طُولُ الْقُنُوتِ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ جَهْدُ الْمُقِلِّ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الْهِجْرَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ مَنْ هَجَرَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الْجِهَادِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ مَنْ جَاهَدَ الْمُشْرِكِينَ بِمَالِهِ وَنَفْسِهِ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الْقَتْلِ أَشْرَفُ قَالَ ‏"‏ مَنْ أُهْرِيقَ دَمُهُ وَعُقِرَ جَوَادُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdulvehhâb b. Abdilhakem haber verdi; Haccâc'dan; İbn Cüreyc dedi ki: Bana Osman b. Ebî Süleyman haber verdi; Aliyyu'l-Ezdî'den; Ubeyd b. Umeyr'den; Abdullah b. Hubşî el-Has'amî'den naklen; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e soruldu: "Hangi ameller daha faziletlidir?" Buyurdu ki: "İçinde şüphe olmayan bir iman, içinde haksız kazanç (gulûl) olmayan bir cihat ve kabul edilmiş (mebrûr) bir hacdır." "Hangi namaz daha faziletlidir?" denildi. Buyurdu ki: "Kıyamı uzun olandır." "Hangi sadaka daha faziletlidir?" denildi. Buyurdu ki: "Malı az olanın gücünün yettiğidir." "Hangi hicret daha faziletlidir?" denildi. Buyurdu ki: "Allah azze ve celle'nin haram kıldıklarını terk eden (kimsenin hicreti)dir." "Hangi cihat daha faziletlidir?" denildi. Buyurdu ki: "Müşriklere karşı malıyla ve canıyla cihat edenin (cihadı)dır." "Hangi ölüm daha şereflidir?" denildi. Buyurdu ki: "Kanı dökülen ve atı (savaşta) öldürülen kimsenin (ölümü)."

2527. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، وَالْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ سَبَقَ دِرْهَمٌ مِائَةَ أَلْفِ دِرْهَمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ قَالَ ‏"‏ كَانَ لِرَجُلٍ دِرْهَمَانِ تَصَدَّقَ بِأَحَدِهِمَا وَانْطَلَقَ رَجُلٌ إِلَى عُرْضِ مَالِهِ فَأَخَذَ مِنْهُ مِائَةَ أَلْفِ دِرْهَمٍ فَتَصَدَّقَ بِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Leys anlattı; İbn Aclân'dan; Saîd b. Ebî Saîd'den ve Ka'kâ'dan; Ebû Hureyre'den naklen; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçti." Dediler ki: "Nasıl (olur)?" Buyurdu ki: "Bir adamın iki dirhemi vardı. Bunlardan birini (sadaka olarak) verdi. Diğer bir adam ise malının yanına (zenginliğine) gitti, ondan yüz bin dirhem aldı ve onu sadaka olarak verdi."

2528. Hadis

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَجْلاَنَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَبَقَ دِرْهَمٌ مِائَةَ أَلْفٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ قَالَ ‏"‏ رَجُلٌ لَهُ دِرْهَمَانِ فَأَخَذَ أَحَدَهُمَا فَتَصَدَّقَ بِهِ وَرَجُلٌ لَهُ مَالٌ كَثِيرٌ فَأَخَذَ مِنْ عُرْضِ مَالِهِ مِائَةَ أَلْفٍ فَتَصَدَّقَ بِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Saîd haber verdi; dedi ki: Bize Safvân b. Îsâ anlattı; dedi ki: Bize İbn Aclân anlattı; Zeyd b. Eslem'den; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den naklen; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir dirhem, yüz bini geçti." Dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Nasıl (olur)?" Buyurdu ki: "Bir adamın (sadece) iki dirhemi vardı. Bunlardan birini aldı ve onu sadaka olarak verdi. (Diğer) bir adamın ise çok malı vardı. Malının bir kenarından yüz bin aldı ve onu sadaka olarak verdi."

2529. Hadis

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا بِالصَّدَقَةِ فَمَا يَجِدُ أَحَدُنَا شَيْئًا يَتَصَدَّقُ بِهِ حَتَّى يَنْطَلِقَ إِلَى السُّوقِ فَيَحْمِلَ عَلَى ظَهْرِهِ فَيَجِيءَ بِالْمُدِّ فَيُعْطِيَهُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنِّي لأَعْرِفُ الْيَوْمَ رَجُلاً لَهُ مِائَةُ أَلْفٍ مَا كَانَ لَهُ يَوْمَئِذٍ دِرْهَمٌ ‏.‏

Bize el-Huseyn b. Hureys haber verdi; dedi ki: Bize Fadl b. Mûsâ haber verdi; Huseyn'den; Mansûr'dan; Şakîk'tan; Ebû Mes'ûd'dan naklen; dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize sadaka vermeyi emrederdi. Bizden birimiz sadaka olarak verecek bir şey bulamazdı; (bunun üzerine) çarşıya gider, (orada) sırtında yük taşır ve bir müdd (yiyecek) kazanıp getirir ve onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e verirdi. Ben bugün (içimizden) bir adam tanıyorum ki onun yüz bin (dirhemi) var, oysa o gün bir dirhemi bile yoktu."

2530. Hadis

أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ لَمَّا أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالصَّدَقَةِ فَتَصَدَّقَ أَبُو عَقِيلٍ بِنِصْفِ صَاعٍ وَجَاءَ إِنْسَانٌ بِشَىْءٍ أَكْثَرَ مِنْهُ فَقَالَ الْمُنَافِقُونَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَغَنِيٌّ عَنْ صَدَقَةِ هَذَا وَمَا فَعَلَ هَذَا الآخَرُ إِلاَّ رِيَاءً فَنَزَلَتِ ‏{‏ الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ إِلاَّ جُهْدَهُمْ ‏}‏ ‏.‏

Bize Bişr b. Hâlid haber verdi; dedi ki: Bize Gunder anlattı; Şu'be'den; Süleymân'dan; Ebû Vâil'den; Ebû Mes'ûd'dan naklen; dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize sadaka vermeyi emrettiği zaman, Ebû Akîl yarım sa' sadaka verdi. Başka bir insan da ondan daha çoğunu getirdi. Münafıklar dediler ki: 'Şüphesiz Allah azze ve celle bu (fakirin) sadakasına muhtaç değildir. Bu diğeri ise (bunu) ancak gösteriş (riya) için yapmıştır.' Bunun üzerine (şu ayet) indi: 'Sadakalar hususunda, içlerinden gelerek veren müminleri ve güçlerinden başkasını bulamayanları çekiştirenler (yok mu)...' (Tevbe, 79)."

2531. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدٌ، وَعُرْوَةُ، سَمِعَا حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ، يَقُولُ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ فَمَنْ أَخَذَهُ بِطِيبِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Zührî'den; dedi ki: Bana Saîd ve Urve haber verdi; onlar Hakîm b. Hizâm'ı şöyle derken işitmişler: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den (mal) istedim, bana verdi. Sonra (yine) istedim, bana verdi. Sonra (yine) istedim, bana verdi. Sonra şöyle buyurdu: 'Şüphesiz bu mal tatlı bir yeşilliktir (göz alıcıdır). Kim onu gönül hoşluğuyla (ve tok gözlülükle) alırsa, o mal kendisi için bereketlenir. Kim de onu hırsla ve açgözlülükle isterse, o mal kendisi için bereketlenmez; ve o kimse yiyip de doymayan kişi gibi olur. Üst el, alt elden daha hayırlıdır.'"

2532. Hadis

أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، قَالَ أَنْبَأَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - وَهُوَ ابْنُ زِيَادِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ - عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ طَارِقٍ الْمُحَارِبِيِّ، قَالَ قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمٌ عَلَى الْمِنْبَرِ يَخْطُبُ النَّاسَ وَهُوَ يَقُولُ ‏ "‏ يَدُ الْمُعْطِي الْعُلْيَا وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ أُمَّكَ وَأَبَاكَ وَأُخْتَكَ وَأَخَاكَ ثُمَّ أَدْنَاكَ أَدْنَاكَ ‏"‏ ‏.‏ مُخْتَصَرٌ ‏.‏

Bize Yûsuf b. Îsâ haber verdi; dedi ki: Bize Fadl b. Mûsâ haber verdi; dedi ki: Bize Yezîd -ki o İbn Ziyâd b. Ebî'l-Ca'd'dır- anlattı; Câmi' b. Şeddâd'dan; Târık el-Muhâribî'den naklen; dedi ki: "Medine'ye geldik. Bir de baktık ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem minberin üzerinde ayakta insanlara hutbe veriyor ve şöyle diyordu: 'Veren el üst eldir. (Harcamaya) bakmakla yükümlü olduklarından başla: Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine, sonra sana en yakın olana, (daha sonra) en yakın olana.' (Hadis) Muhtasardır."

2533. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ يَذْكُرُ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ عَنِ الْمَسْأَلَةِ ‏ "‏ الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى وَالْيَدُ الْعُلْيَا الْمُنْفِقَةُ وَالْيَدُ السُّفْلَى السَّائِلَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; Mâlik'ten; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den naklen; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sadakadan ve istemekten sakınmaktan bahsederken şöyle buyurdu: "Üst el, alt elden daha hayırlıdır. Üst el (sadakayı) verendir. Alt el ise (sadakayı) isteyendir."

2534. Hadis

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا بَكْرٌ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنًى وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe haber verdi; dedi ki: Bize Bekr anlattı; İbn Aclân'dan; babasından; Ebû Hureyre'den naklen; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Sadakanın en hayırlısı, ihtiyaç fazlasından (zenginlikten) verilendir. Üst el, alt elden daha hayırlıdır. (Harcamaya) bakmakla yükümlü olduklarından başla."

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.