Kurbanlar ve Avlanma Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

5475. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ صَيْدِ الْمِعْرَاضِ قَالَ ‏"‏ مَا أَصَابَ بِحَدِّهِ فَكُلْهُ، وَمَا أَصَابَ بِعَرْضِهِ فَهْوَ وَقِيذٌ ‏"‏‏.‏ وَسَأَلْتُهُ عَنْ صَيْدِ الْكَلْبِ فَقَالَ ‏"‏ مَا أَمْسَكَ عَلَيْكَ فَكُلْ، فَإِنَّ أَخْذَ الْكَلْبِ ذَكَاةٌ، وَإِنْ وَجَدْتَ مَعَ كَلْبِكَ أَوْ كِلاَبِكَ كَلْبًا غَيْرَهُ فَخَشِيتَ أَنْ يَكُونَ أَخَذَهُ مَعَهُ، وَقَدْ قَتَلَهُ، فَلاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّمَا ذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ عَلَى كَلْبِكَ وَلَمْ تَذْكُرْهُ عَلَى غَيْرِهِ ‏"‏‏.‏

Bize Ebû Nuaym tahdis etti, bize Zekeriyyâ tahdis etti, Âmir'den, [o] Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e mi'râd (ucu sivri olmayan ok/değnek) ile avlanmayı sordum. Şöyle buyurdu: “(Avına) keskin tarafı ile isabet edeni ye. Eniyle (yan tarafıyla) isabet eden ise vakîzdir (bir şeye çarpıp ölmüş/vurularak öldürülmüş hayvandır, yenmez).” Ona (av) köpeği ile avlanmayı da sordum. Şöyle buyurdu: “Senin için tuttuğunu ye; zira köpeğin (onu) yakalaması (şer'î) kesimdir. Eğer köpeğinle veya köpeklerinle birlikte onlardan olmayan başka bir köpek bulursan ve (avı) onunla (o yabancı köpeğin de) yakalamış olmasından -onu onun öldürmüş olmasından- endişe edersen, (o avı) yeme. Çünkü sen Allah'ın ismini ancak kendi köpeğinin üzerine zikrettin (besmele çektin), o diğerinin üzerine zikretmedin.”

5476. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي السَّفَرِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمِعْرَاضِ فَقَالَ ‏"‏ إِذَا أَصَبْتَ بِحَدِّهِ فَكُلْ، فَإِذَا أَصَابَ بِعَرْضِهِ فَقَتَلَ فَإِنَّهُ وَقِيذٌ، فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ أُرْسِلُ كَلْبِي‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ وَسَمَّيْتَ، فَكُلْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ أَكَلَ قَالَ ‏"‏ فَلاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّهُ لَمْ يُمْسِكْ عَلَيْكَ، إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ أُرْسِلُ كَلْبِي فَأَجِدُ مَعَهُ كَلْبًا آخَرَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّكَ إِنَّمَا سَمَّيْتَ عَلَى كَلْبِكَ، وَلَمْ تُسَمِّ عَلَى آخَرَ ‏"‏‏.‏

Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Abdullah bin Ebi's-Sefer'den, [o] Şa'bî'den; dedi ki: Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'i şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e mi'râd(la avlanmay)ı sordum. Şöyle buyurdu: “Eğer (avına) keskin ucuyla isabet edersen ye. Eğer eniyle (yan tarafıyla) isabet eder de öldürürse o vakîzdir (vurularak öldürülmüş hayvandır); yeme.” Dedim ki: “Ben köpeğimi salıyorum?” Buyurdu ki: “Köpeğini saldığın ve (salarken) besmele çektiğin zaman ye.” Dedim ki: “(Ya köpek avdan) yerse?” Buyurdu ki: “O zaman yeme! Çünkü o (avı) senin için tutmamış, ancak kendisi için tutmuştur.” Dedim ki: “Köpeğimi salıyorum, sonra onunla birlikte başka bir köpek buluyorum?” Buyurdu ki: “Yeme! Çünkü sen ancak kendi köpeğinin üzerine besmele çektin, diğeri(nin) üzerine besmele çekmedin.”

5477. Hadis

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نُرْسِلُ الْكِلاَبَ الْمُعَلَّمَةَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كُلْ مَا أَمْسَكْنَ عَلَيْكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنْ قَتَلْنَ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ قَتَلْنَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَإِنَّا نَرْمِي بِالْمِعْرَاضِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كُلْ مَا خَزَقَ، وَمَا أَصَابَ بِعَرْضِهِ فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Mansûr'dan, [o] İbrâhim'den, [o] Hemmâm bin el-Hâris'den, [o] Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'den; dedi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz eğitilmiş köpekleri (av üzerine) salıyoruz?” dedim. Buyurdu ki: “Senin için tuttuklarını ye.” Dedim ki: “Öldürseler de mi?” Buyurdu ki: “Öldürseler de.” Dedim ki: “Biz mi'râd ile (ok) atıyoruz?” Buyurdu ki: “(Okuyla) delip geçtiği şeyi ye. Eniyle (yan tarafıyla) isabet ettiği şeyi ise yeme.”

5478. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي رَبِيعَةُ بْنُ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيُّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ، قَالَ قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضِ قَوْمٍ أَهْلِ الْكِتَابِ، أَفَنَأْكُلُ فِي آنِيَتِهِمْ وَبِأَرْضِ صَيْدٍ، أَصِيدُ بِقَوْسِي وَبِكَلْبِي الَّذِي لَيْسَ بِمُعَلَّمٍ، وَبِكَلْبِي الْمُعَلَّمِ، فَمَا يَصْلُحُ لِي قَالَ ‏ "‏ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ فَإِنْ وَجَدْتُمْ غَيْرَهَا فَلاَ تَأْكُلُوا فِيهَا، وَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاغْسِلُوهَا وَكُلُوا فِيهَا، وَمَا صِدْتَ بِقَوْسِكَ فَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ فَكُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ الْمُعَلَّمِ فَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ فَكُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ غَيْرَ مُعَلَّمٍ فَأَدْرَكْتَ ذَكَاتَهُ فَكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Abdullah bin Yezîd tahdis etti, bize Hayve tahdis etti, dedi ki: Bana Rebîa bin Yezîd ed-Dımaşkî haber verdi, Ebû İdris'ten, [o] Ebû Sa'lebe el-Huşenî'den; dedi ki: “Ey Allah'ın Nebisi! Biz Ehl-i Kitap bir kavmin arazisindeyiz; onların kaplarından yiyelim mi? Ve (ben) av arazisindeyim; yayım ile, eğitilmemiş köpeğim ile ve eğitilmiş köpeğim ile avlanıyorum. Benim için (bunlardan hangisi) uygundur (helaldir)?” dedim. Buyurdu ki: “Ehl-i Kitap (kapları) hakkında zikrettiğin şeye gelince; eğer onlardan başkasını bulursanız onlarda (onların kaplarında) yemeyin. Eğer bulamazsanız onları yıkayın ve onlarda yiyin. Yayınıla avladığın şeye gelince; Allah'ın ismini zikrettiysen (besmele çektiysen) ye. Eğitilmiş köpeğinle avladığın şeye gelince; Allah'ın ismini zikrettiysen ye. Eğitilmemiş köpeğinle avladığın şeye gelince; (ölmeden) yetişip kesebilirsen ye.”

5479. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ ـ وَاللَّفْظُ لِيَزِيدَ ـ عَنْ كَهْمَسِ بْنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّهُ رَأَى رَجُلاً يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ لاَ تَخْذِفْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْخَذْفِ ـ أَوْ كَانَ يَكْرَهُ الْخَذْفَ ـ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهُ لاَ يُصَادُ بِهِ صَيْدٌ وَلاَ يُنْكَى بِهِ عَدُوٌّ، وَلَكِنَّهَا قَدْ تَكْسِرُ السِّنَّ وَتَفْقَأُ الْعَيْنَ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ رَآهُ بَعْدَ ذَلِكَ يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنِ الْخَذْفِ‏.‏ أَوْ كَرِهَ الْخَذْفَ، وَأَنْتَ تَخْذِفُ لاَ أُكَلِّمُكَ كَذَا وَكَذَا‏.‏

Bize Yûsuf bin Râşid tahdis etti, bize Vekî' ve Yezîd bin Hârûn -ki lafız Yezîd'e aittir- tahdis etti, Kehmes bin el-Hasan'dan, [o] Abdullah bin Burayde'den, [o] Abdullah bin Muğaffel'den [naklederek]; o (Abdullah bin Muğaffel), (parmaklarıyla) taş atan (hazf yapan) bir adam görmüş ve ona: “Taş atma! Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem taş atmayı (sapan taşı atmayı) yasakladı -veya: taş atmayı kerih görürdü-” demiş ve şöyle buyurmuştur: “Zira onunla ne av avlanır ne de düşman yaralanır (düşmana zarar verilir). Ancak o (bazen) diş kırar ve göz çıkarır.” Sonra (Abdullah) onu bundan sonra (yine) taş atarken görmüş ve ona: “Sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in taş atmayı yasakladığını -veya taş atmayı kerih gördüğünü- haber veriyorum, sen ise (hâlâ) taş atıyorsun! Seninle şöyle şöyle (oluncaya kadar) konuşmayacağım!” demiştir.

5480. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنِ اقْتَنَى كَلْبًا لَيْسَ بِكَلْبِ مَاشِيَةٍ أَوْ ضَارِيَةٍ، نَقَصَ كُلَّ يَوْمٍ مِنْ عَمَلِهِ قِيرَاطَانِ ‏"‏‏.‏

Bize Mûsâ bin İbrâhim tahdis etti, bize Abdulazîz bin Müslim tahdis etti, bize Abdullah bin Dînâr tahdis etti, dedi ki: İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'yı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklederek şöyle) buyurdu: “Kim sürü veya av köpeği olmayan bir köpek edinirse, her gün amelinden iki kırat (sevap) eksilir.”

5481. Hadis

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمًا، يَقُولُ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنِ اقْتَنَى كَلْبًا إِلاَّ كَلْبٌ ضَارٍ لِصَيْدٍ أَوْ كَلْبَ مَاشِيَةٍ، فَإِنَّهُ يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِهِ كُلَّ يَوْمٍ قِيرَاطَانِ ‏"‏‏.‏

Bize Mekkî bin İbrâhim tahdis etti, bize Hanzala bin Ebî Süfyan haber verdi, dedi ki: Sâlim'i işittim, diyor ki: Abdullah bin Ömer'i işittim, diyor ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: “Kim avlanan veya sürü (koruyan) bir köpek dışında bir köpek edinirse, onun ecrinden her gün iki kırat eksilir.”

5482. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنِ اقْتَنَى كَلْبًا إِلاَّ كَلْبَ مَاشِيَةٍ أَوْ ضَارٍ، نَقَصَ مِنْ عَمَلِهِ كُلَّ يَوْمٍ قِيرَاطَانِ ‏"‏‏.‏

Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, bize Mâlik haber verdi, Nâfi'den, [o] Abdullah bin Ömer'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim sürü veya av köpeği dışında bir köpek edinirse, her gün amelinden iki kırat eksilir.”

5483. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ إِنَّا قَوْمٌ نَصِيدُ بِهَذِهِ الْكِلاَبِ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا أَرْسَلْتَ كِلاَبَكَ الْمُعَلَّمَةَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ، فَكُلْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ، وَإِنْ قَتَلْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْكُلَ الْكَلْبُ، فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَهُ عَلَى نَفْسِهِ، وَإِنْ خَالَطَهَا كِلاَبٌ مِنْ غَيْرِهَا فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, bize Muhammed bin Fudayl tahdis etti, Beyân'dan, [o] Şa'bî'den, [o] Adiy bin Hâtim'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordum (ve): “Biz bu köpeklerle avlanan bir kavimiz?” dedim. Şöyle buyurdu: “Eğitilmiş köpeklerini saldığın ve (salarken) Allah'ın ismini zikrettiğin zaman, senin için tuttukları şeyden ye. Köpek (ondan) yemedikçe öldürmüş olsalar bile (ye). (Zira köpek yerse) ben onun (avı) ancak kendisi için tutmuş olmasından korkarım. Eğer ona (senin köpeğine) onlardan olmayan başka köpekler karışırsa yeme.”

5484. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا ثَابِتُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ وَسَمَّيْتَ فَأَمْسَكَ وَقَتَلَ، فَكُلْ، وَإِنْ أَكَلَ فَلاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ، وَإِذَا خَالَطَ كِلاَبًا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهَا فَأَمْسَكْنَ وَقَتَلْنَ فَلاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّكَ لاَ تَدْرِي أَيُّهَا قَتَلَ، وَإِنْ رَمَيْتَ الصَّيْدَ فَوَجَدْتَهُ بَعْدَ يَوْمٍ أَوْ يَوْمَيْنِ، لَيْسَ بِهِ إِلاَّ أَثَرُ سَهْمِكَ، فَكُلْ، وَإِنْ وَقَعَ فِي الْمَاءِ فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Mûsâ bin İbrâhim tahdis etti, bize Sâbit bin Yezîd tahdis etti, bize Âsım tahdis etti, Şa'bî'den, [o] Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklederek şöyle) buyurdu: “Köpeğini saldığın ve (Allah'ın ismini) andığın zaman (köpek avı) tutar ve öldürürse, ye. Eğer (köpek ondan) yerse yeme; çünkü o (avı) ancak kendisi için tutmuştur. Eğer (senin köpeklerine) üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış köpekler karışır da (avı hep beraber) tutup öldürürlerse yeme. Çünkü sen hangisinin öldürdüğünü bilemezsin. Eğer av(ın)a ok atarsan ve onu bir veya iki gün sonra, üzerinde senin okunun izinden başka bir şey olmadığı halde bulursan, ye. Eğer suya düşmüş (olarak bulursan) yeme.”

5485. Hadis

وَقَالَ عَبْدُ الأَعْلَى عَنْ دَاوُدَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عَدِيٍّ، أَنَّهُ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، يَرْمِي الصَّيْدَ فَيَقْتَفِرُ أَثَرَهُ الْيَوْمَيْنِ وَالثَّلاَثَةَ، ثُمَّ يَجِدُهُ مَيِّتًا وَفِيهِ سَهْمُهُ قَالَ ‏ "‏ يَأْكُلُ إِنْ شَاءَ ‏"‏‏.‏

Abdulalâ, Dâvûd'dan, [o] Âmir'den, [o] Adiy'den (nakletti ki); o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e (avına) ok atan, iki veya üç gün sonra onun izini süren (veya izini kaybeden), sonra onu içinde kendi oku olduğu halde ölü bulan (kimsenin durumunu) sormuş (veya söylemiş). (Nebi): “Dilerse yer” buyurmuştur.

5486. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي السَّفَرِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُرْسِلُ كَلْبِي وَأُسَمِّي فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِذَا أَرْسَلْتَ كَلْبَكَ وَسَمَّيْتَ، فَأَخَذَ فَقَتَلَ فَأَكَلَ فَلاَ تَأْكُلْ، فَإِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ إِنِّي أُرْسِلُ كَلْبِي أَجِدُ مَعَهُ كَلْبًا آخَرَ، لاَ أَدْرِي أَيُّهُمَا أَخَذَهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَأْكُلْ فَإِنَّمَا سَمَّيْتَ عَلَى كَلْبِكَ وَلَمْ تُسَمِّ عَلَى غَيْرِهِ ‏"‏‏.‏ وَسَأَلْتُهُ عَنْ صَيْدِ الْمِعْرَاضِ فَقَالَ ‏"‏ إِذَا أَصَبْتَ بِحَدِّهِ، فَكُلْ، وَإِذَا أَصَبْتَ بِعَرْضِهِ فَقَتَلَ، فَإِنَّهُ وَقِيذٌ، فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Âdem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Abdullah bin Ebi's-Sefer'den, [o] Şa'bî'den, [o] Adiy bin Hâtim'den; dedi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben köpeğimi salıyor ve (Allah'ın ismini) anıyorum?” dedim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Köpeğini saldığın ve (ismini) andığın zaman, (köpek avı) yakalar, öldürür ve (ondan) yerse yeme; zira o ancak kendisi için tutmuştur.” Dedim ki: “Ben köpeğimi salıyorum, onun yanında başka bir köpek (daha) buluyorum. Hangisinin onu yakaladığını bilmiyorum?” Şöyle buyurdu: “Yeme! Çünkü sen ancak kendi köpeğinin üzerine besmele çektin, diğerinin üzerine besmele çekmedin.” Ona mi'râd avını da sordum. Şöyle buyurdu: “Eğer (avına) keskin tarafıyla isabet edersen ye. Eğer eniyle isabet eder de öldürürse o vakîzdir (vurulup ölmüştür); yeme.”

5487. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنِي ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنَّا قَوْمٌ نَتَصَيَّدُ بِهَذِهِ الْكِلاَبِ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِذَا أَرْسَلْتَ كِلاَبَكَ الْمُعَلَّمَةَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ، فَكُلْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكَ، إِلاَّ أَنْ يَأْكُلَ الْكَلْبُ، فَلاَ تَأْكُلْ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ، وَإِنْ خَالَطَهَا كَلْبٌ مِنْ غَيْرِهَا، فَلاَ تَأْكُلْ ‏"‏‏.‏

Bana Muhammed tahdis etti, bana İbn Fudayl haber verdi, Beyân'dan, [o] Âmir'den, [o] Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordum ve: “Biz bu köpeklerle avlanan bir kavimiz?” dedim. Şöyle buyurdu: “Eğitilmiş köpeklerini saldığın ve Allah'ın ismini zikrettiğin zaman, senin için tuttukları şeyden ye. Ancak köpek (ondan) yerse yeme; çünkü ben onun (avı) sırf kendisi için tutmuş olmasından korkarım. Eğer ona (senin köpeğine) onlardan olmayan bir köpek karışırsa (yine) yeme.”

5488. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ حَيْوَةَ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَبِيعَةَ بْنَ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيَّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ، عَائِذُ اللَّهِ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيَّ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضِ قَوْمٍ أَهْلِ الْكِتَابِ، نَأْكُلُ فِي آنِيَتِهِمْ، وَأَرْضِ صَيْدٍ أَصِيدُ بِقَوْسِي، وَأَصِيدُ بِكَلْبِي الْمُعَلَّمِ، وَالَّذِي لَيْسَ مُعَلَّمًا، فَأَخْبِرْنِي مَا الَّذِي يَحِلُّ لَنَا مِنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكَ بِأَرْضِ قَوْمٍ أَهْلِ الْكِتَابِ، تَأْكُلُ فِي آنِيَتِهِمْ، فَإِنْ وَجَدْتُمْ غَيْرَ آنِيَتِهِمْ، فَلاَ تَأْكُلُوا فِيهَا، وَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاغْسِلُوهَا ثُمَّ كُلُوا فِيهَا، وَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكَ بِأَرْضِ صَيْدٍ، فَمَا صِدْتَ بِقَوْسِكَ، فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ، ثُمَّ كُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ الْمُعَلَّمِ، فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ، ثُمَّ كُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ الَّذِي لَيْسَ مُعَلَّمًا فَأَدْرَكْتَ ذَكَاتَهُ، فَكُلْ ‏"‏‏.‏

Bize Ebû Âsım tahdis etti, Hayve'den. Ve (yine) bana Ahmed bin Ebî Recâ tahdis etti, bize Seleme bin Süleyman tahdis etti, İbnü'l-Mübârek'ten, [o] Hayve bin Şurayh'tan; dedi ki: Rebîa bin Yezîd ed-Dımaşkî'yi (şöyle derken) işittim. Dedi ki: Bana Ebû İdris Âizullah haber verdi, dedi ki: Ebû Sa'lebe el-Huşenî [radıyallahu anh]'i şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve şöyle dedim: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz Ehl-i Kitap bir kavmin arazisindeyiz; onların kaplarından yiyoruz? Ve (ben) av arazisindeyim; yayım ile, eğitilmiş köpeğim ile ve eğitilmemiş (olan) ile avlanıyorum. Bunlardan bize helal olanı bana haber ver?” Şöyle buyurdu: “Ehl-i Kitap bir kavmin arazisinde olman ve onların kaplarından yemen konusuna gelince; eğer onların kaplarından başkasını bulursanız onlarda yemeyin. Eğer bulamazsanız onları yıkayın, sonra onlarda yiyin. Av arazisinde olman konusuna gelince; yayınla avladığın şeye Allah'ın ismini zikret, sonra ye. Eğitilmiş köpeğinle avladığın şeye Allah'ın ismini zikret, sonra ye. Eğitilmemiş olan köpeğinle avladığın şeye (canlıyken) yetişip kesersen (onu) ye.”

5489. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَنْفَجْنَا أَرْنَبًا بِمَرِّ الظَّهْرَانِ، فَسَعَوْا عَلَيْهَا حَتَّى لَغِبُوا، فَسَعَيْتُ عَلَيْهَا حَتَّى أَخَذْتُهَا، فَجِئْتُ بِهَا إِلَى أَبِي طَلْحَةَ، فَبَعَثَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِوَرِكِهَا وَفَخِذَيْهَا فَقَبِلَهُ‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahyâ tahdis etti, Şu'be'den; dedi ki: Bana Hişâm bin Zeyd tahdis etti, Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Merrü'z-Zahrân'da bir tavşan kaldırdık (ürkütüp kaçırdık). (İnsanlar) onun peşinden koştular, nihayet yoruldular. Ben, yetişip onu yakalayıncaya kadar arkasından koştum. Onu Ebû Talha'ya getirdim. (Ebû Talha) onun kalçasını ve iki uyluğunu (butlarını) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi; o da bunu kabul etti.

5490. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّهُ كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كَانَ بِبَعْضِ طَرِيقِ مَكَّةَ تَخَلَّفَ مَعَ أَصْحَابٍ لَهُ مُحْرِمِينَ، وَهْوَ غَيْرُ مُحْرِمٍ، فَرَأَى حِمَارًا وَحْشِيًّا، فَاسْتَوَى عَلَى فَرَسِهِ، ثُمَّ سَأَلَ أَصْحَابَهُ أَنْ يُنَاوِلُوهُ سَوْطًا، فَأَبَوْا فَسَأَلَهُمْ رُمْحَهُ فَأَبَوْا فَأَخَذَهُ ثُمَّ شَدَّ عَلَى الْحِمَارِ، فَقَتَلَهُ فَأَكَلَ مِنْهُ بَعْضُ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَى بَعْضُهُمْ، فَلَمَّا أَدْرَكُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلُوهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا هِيَ طُعْمَةٌ أَطْعَمَكُمُوهَا اللَّهُ ‏"‏‏.‏

Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, Ebû'n-Nadr'dan (Ömer bin Ubeydullah'ın azatlısı), [o] Nâfi'den (Ebû Katâde'nin azatlısı), [o] Ebû Katâde'den (ki şöyle demiştir): O, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydi. Nihayet Mekke yolunun bir kısmında olduğu zaman, ihramlı olan bazı arkadaşlarıyla birlikte geride kaldı. Kendisi ihramlı değildi. (O sırada) bir yaban eşeği gördü; hemen atının üzerine doğruldu (bindi). Sonra arkadaşlarından kendisine bir kamçı uzatmalarını istedi; onlar (ihramlı oldukları için) kaçındılar (yardım etmediler). Mızrağını (vermelerini) istedi; kaçındılar. Bunun üzerine onu (kendisi) aldı, sonra yaban eşeğine hamle yaptı ve onu öldürdü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazısı ondan yedi, bazısı (ihramlı oldukları gerekçesiyle) kaçındı (yemedi). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetiştiklerinde bunu ona sordular. Şöyle buyurdu: “O ancak Allah'ın size yedirdiği bir rızıktır.”

5491. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، مِثْلَهُ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ هَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَىْءٌ ‏"‏‏.‏

Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, Zeyd bin Eslem'den, [o] Atâ bin Yesâr'dan, [o] Ebû Katâde'den [naklederek]; (yukarıdaki hadisin) bir benzerini (rivayet etti). Ancak (Nebi bu rivayette): “Yanınızda onun etinden bir şey var mı?” buyurdu.

5492. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، أَنَّ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَهُ عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ وَأَبِي صَالِحٍ مَوْلَى التَّوْأَمَةِ سَمِعْتُ أَبَا قَتَادَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةِ وَهُمْ مُحْرِمُونَ وَأَنَا رَجُلٌ حِلٌّ عَلَى فَرَسٍ، وَكُنْتُ رَقَّاءً عَلَى الْجِبَالِ، فَبَيْنَا أَنَا عَلَى ذَلِكَ إِذْ رَأَيْتُ النَّاسَ مُتَشَوِّفِينَ لِشَىْءٍ، فَذَهَبْتُ أَنْظُرُ، فَإِذَا هُوَ حِمَارُ وَحْشٍ فَقُلْتُ لَهُمْ مَا هَذَا قَالُوا لاَ نَدْرِي‏.‏ قُلْتُ هُوَ حِمَارٌ وَحْشِيٌّ‏.‏ فَقَالُوا هُوَ مَا رَأَيْتَ‏.‏ وَكُنْتُ نَسِيتُ سَوْطِي فَقُلْتُ لَهُمْ نَاوِلُونِي سَوْطِي‏.‏ فَقَالُوا لاَ نُعِينُكَ عَلَيْهِ‏.‏ فَنَزَلْتُ فَأَخَذْتُهُ، ثُمَّ ضَرَبْتُ فِي أَثَرِهِ، فَلَمْ يَكُنْ إِلاَّ ذَاكَ، حَتَّى عَقَرْتُهُ، فَأَتَيْتُ إِلَيْهِمْ فَقُلْتُ لَهُمْ قُومُوا فَاحْتَمِلُوا‏.‏ قَالُوا لاَ نَمَسُّهُ‏.‏ فَحَمَلْتُهُ حَتَّى جِئْتُهُمْ بِهِ، فَأَبَى بَعْضُهُمْ، وَأَكَلَ بَعْضُهُمْ، فَقُلْتُ أَنَا أَسْتَوْقِفُ لَكُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَدْرَكْتُهُ فَحَدَّثْتُهُ الْحَدِيثَ فَقَالَ لِي ‏"‏ أَبَقِيَ مَعَكُمْ شَىْءٌ مِنْهُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ كُلُوا فَهْوَ طُعْمٌ أَطْعَمَكُمُوهَا اللَّهُ ‏"‏‏.‏

Bize Yahyâ bin Süleyman tahdis etti, dedi ki: Bana İbn Vehb tahdis etti, haber verdi bize Amr, Ebû'n-Nadr kendisine Nâfi'den (Ebû Katâde'nin azatlısı) ve Ebû Salih'ten (Tev'eme'nin azatlısı) tahdis ettiğini; Ebû Katâde'yi (şöyle derken) işittim: Ben, onlar ihramlıyken ve ben ise bir at üzerinde (ihramlı olmayan) helal bir kişi iken Mekke ile Medine arasında Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydim. Ben dağlara tırmanan (yamaçlarda dolaşan) bir adam idim. Bir ara ben o haldeyken insanların bir şeye (doğru) bakındıklarını gördüm. Bakmak için gittim, bir de ne göreyim bir yaban eşeği! Onlara: “Bu nedir?” dedim. “Bilmiyoruz” dediler. “O bir yaban eşeğidir” dedim. “Gördüğün gibidir” dediler. Kamçımı unutmuştum, onlara: “Bana kamçımı uzatın” dedim. “Sana onun (yakalanması) için yardım etmeyiz” dediler. (Attan) indim ve onu aldım, sonra onun (eşeğin) peşinden (atımı) sürdüm. Bir şey olmadı, nihayet onu yaraladım (yakaladım). Onların yanına geldim ve onlara: “Kalkın, (onu) taşıyın” dedim. “Ona dokunmayız” dediler. Nihayet onu kendim taşıyıp onlara getirdim. Bazısı (yemekten) kaçındı, bazısı da yedi. Ben: “Ben sizin için Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i durdurup (sorarım)” dedim. Ona yetiştim ve durumu ona anlattım. Bana: “Yanınızda ondan bir şey kaldı mı?” buyurdu. “Evet” dedim. Şöyle buyurdu: “Yiyin, zira o Allah'ın size yedirdiği bir rızıktır.”

5493. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ غَزَوْنَا جَيْشَ الْخَبَطِ وَأُمِّرَ أَبُو عُبَيْدَةَ فَجُعْنَا جُوعًا شَدِيدًا فَأَلْقَى الْبَحْرُ حُوتًا مَيِّتًا لَمْ يُرَ مِثْلُهُ يُقَالُ لَهُ الْعَنْبَرُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ نِصْفَ شَهْرٍ فَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ عَظْمًا مِنْ عِظَامِهِ فَمَرَّ الرَّاكِبُ تَحْتَهُ‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahyâ tahdis etti, İbn Cüreyc'den; dedi ki: Bana Amr haber verdi ki Câbir [radıyallahu anh]'i şöyle derken işitmiş: Biz Habat ordusuyla savaşa çıktık ve Ebû Ubeyde kumandan tayin edildi. Şiddetli bir açlığa maruz kaldık. Nihayet deniz, (sahile) Amber denilen ve benzeri görülmemiş bir ölü balık attı. Ondan yarım ay (on beş gün) yedik. Ebû Ubeyde onun kemiklerinden bir kemik aldı da binekli bir adam onun altından geçti.

5494. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا، يَقُولُ بَعَثَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَمِائَةِ رَاكِبٍ وَأَمِيرُنَا أَبُو عُبَيْدَةَ نَرْصُدُ عِيرًا لِقُرَيْشٍ فَأَصَابَنَا جُوعٌ شَدِيدٌ حَتَّى أَكَلْنَا الْخَبَطَ، فَسُمِّيَ جَيْشَ الْخَبَطِ وَأَلْقَى الْبَحْرُ حُوتًا يُقَالُ لَهُ الْعَنْبَرُ فَأَكَلْنَا نِصْفَ شَهْرٍ وَادَّهَنَّا بِوَدَكِهِ حَتَّى صَلَحَتْ أَجْسَامُنَا قَالَ فَأَخَذَ أَبُو عُبَيْدَةَ ضِلَعًا مِنْ أَضْلاَعِهِ فَنَصَبَهُ فَمَرَّ الرَّاكِبُ تَحْتَهُ، وَكَانَ فِينَا رَجُلٌ فَلَمَّا اشْتَدَّ الْجُوعُ نَحَرَ ثَلاَثَ جَزَائِرَ، ثُمَّ ثَلاَثَ جَزَائِرَ، ثُمَّ نَهَاهُ أَبُو عُبَيْدَةَ‏.‏

Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Süfyan haber verdi, Amr'dan; dedi ki: Câbir'i şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Kureyş'in bir kervanını beklemek üzere bizi üç yüz binekli olarak gönderdi. Kumandanımız Ebû Ubeyde idi. Şiddetli bir açlığa maruz kaldık; o kadar ki habat (ağaç yaprağı) yedik. Bundan dolayı da (bu orduya) “Habat Ordusu” denildi. Derken deniz, Amber denilen bir balık attı. Ondan yarım ay yedik ve yağlarını (vücudumuza) sürdük, nihayet vücutlarımız (eski haline) düzeldi. Ebû Ubeyde onun kaburga kemiklerinden bir kemik alıp dikti, binekli adam onun altından geçti. İçimizde bir adam vardı ki açlık şiddetlendiğinde üç deve kesti, sonra (yine) üç deve kesti. Sonra (onları tüketmeye başlayınca) Ebû Ubeyde onu (daha fazla kesmekten) yasakladı.

5495. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ غَزَوْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَبْعَ غَزَوَاتٍ أَوْ سِتًّا، كُنَّا نَأْكُلُ مَعَهُ الْجَرَادَ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ وَأَبُو عَوَانَةَ وَإِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي يَعْفُورٍ عَنِ ابْنِ أَبِي أَوْفَى سَبْعَ غَزَوَاتٍ‏.‏

Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Ebû Ya'fûr'dan; dedi ki: İbn Ebî Evfâ [radıyallahu anhümâ]'yı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yedi veya altı savaşa katıldık; onunla beraber çekirge yerdik. Süfyan, Ebû Avâne ve İsrail de Ebû Ya'fûr'dan, [o] İbn Ebî Evfâ'dan “yedi savaş” (şeklinde) rivayet etmişlerdir.

5496. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي رَبِيعَةُ بْنُ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيُّ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا بِأَرْضِ أَهْلِ الْكِتَابِ، فَنَأْكُلُ فِي آنِيَتِهِمْ، وَبِأَرْضِ صَيْدٍ، أَصِيدُ بِقَوْسِي، وَأَصِيدُ بِكَلْبِي الْمُعَلَّمِ، وَبِكَلْبِي الَّذِي لَيْسَ بِمُعَلَّمٍ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكَ بِأَرْضِ أَهْلِ كِتَابٍ فَلاَ تَأْكُلُوا فِي آنِيَتِهِمْ، إِلاَّ أَنْ لاَ تَجِدُوا بُدًّا، فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا بُدًّا فَاغْسِلُوهَا وَكُلُوا، وَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ أَنَّكُمْ بِأَرْضِ صَيْدٍ، فَمَا صِدْتَ بِقَوْسِكَ، فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ وَكُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ الْمُعَلَّمِ، فَاذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ وَكُلْ، وَمَا صِدْتَ بِكَلْبِكَ الَّذِي لَيْسَ بِمُعَلَّمٍ، فَأَدْرَكْتَ ذَكَاتَهُ، فَكُلْهُ ‏"‏‏.‏

Bize Ebû Âsım, Hayve bin Şurayh'tan tahdis etti, dedi ki: Bana Rebîa bin Yezîd ed-Dımaşkî tahdis etti, dedi ki: Bana Ebû İdris el-Havlânî tahdis etti, dedi ki: Bana Ebû Sa'lebe el-Huşenî tahdis etti; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve şöyle dedim: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz Ehl-i Kitap bir arazisindeyiz; onların kaplarından yiyoruz? Ve (ben) av arazisindeyim; yayım ile, eğitilmiş köpeğim ile ve eğitilmemiş köpeğim ile avlanıyorum?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ehl-i Kitap arazisinde olman konusuna gelince; eğer bir başka (kap) bulamazsanız onların kaplarından yemeyin. Eğer bir başka (kap) bulmakta çaresiz kalırsanız onları yıkayın ve yiyin. Av arazisinde olmanız konusuna gelince; yayınla avladığın şeye Allah'ın ismini zikret ve ye. Eğitilmiş köpeğinle avladığın şeye Allah'ın ismini zikret ve ye. Eğitilmemiş olan köpeğinle avladığın şeye (canlıyken) yetişip kesersen onu ye.”

5497. Hadis

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ لَمَّا أَمْسَوْا يَوْمَ فَتَحُوا خَيْبَرَ أَوْقَدُوا النِّيرَانَ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ عَلَى مَا أَوْقَدْتُمْ هَذِهِ النِّيرَانَ ‏"‏‏.‏ قَالُوا لُحُومِ الْحُمُرِ الإِنْسِيَّةِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَهْرِيقُوا مَا فِيهَا، وَاكْسِرُوا قُدُورَهَا ‏"‏‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقَالَ نُهَرِيقُ مَا فِيهَا وَنَغْسِلُهَا‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَوْ ذَاكَ ‏"‏‏.‏

Bize Mekkî bin İbrâhim tahdis etti, Şa'bî'den, [o] Adiy bin Hâtim [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Köpeğini saldığın zaman Allah'ın ismini zikret. Eğer (avı) tutar ve sen onu (canlıyken) yetişip kesersen, ye. Eğer ona (avı öldürdüğü halde) yetişirsen (yine) ye. Eğer (köpek ondan) yerse yeme; zira o ancak kendisi için tutmuştur. Köpeğinin yanına başka bir köpek karışır da onunla beraber (avı) öldürürlerse yeme; zira sen hangisi üzerine besmele çektiğini bilemezsin. Okunu attığın zaman da Allah'ın ismini zikret. Eğer (avın) senden kaybolur da sonra onu (üzerinde) sadece senin okun olduğu halde bulursan, dilediğin zaman ye.”

5498. Hadis

حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذِي الْحُلَيْفَةِ، فَأَصَابَ النَّاسَ جُوعٌ، فَأَصَبْنَا إِبِلاً وَغَنَمًا، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي أُخْرَيَاتِ النَّاسِ، فَعَجِلُوا فَنَصَبُوا الْقُدُورَ، فَدُفِعَ إِلَيْهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِالْقُدُورِ فَأُكْفِئَتْ، ثُمَّ قَسَمَ فَعَدَلَ عَشَرَةً مِنَ الْغَنَمِ بِبَعِيرٍ، فَنَدَّ مِنْهَا بَعِيرٌ، وَكَانَ فِي الْقَوْمِ خَيْلٌ يَسِيرَةٌ فَطَلَبُوهُ فَأَعْيَاهُمْ، فَأَهْوَى إِلَيْهِ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ اللَّهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ لِهَذِهِ الْبَهَائِمِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ، فَمَا نَدَّ عَلَيْكُمْ فَاصْنَعُوا بِهِ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ وَقَالَ جَدِّي إِنَّا لَنَرْجُو ـ أَوْ نَخَافُ ـ أَنْ نَلْقَى الْعَدُوَّ غَدًا، وَلَيْسَ مَعَنَا مُدًى، أَفَنَذْبَحُ بِالْقَصَبِ فَقَالَ ‏"‏ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ فَكُلْ، لَيْسَ السِّنَّ وَالظُّفُرَ، وَسَأُخْبِرُكُمْ عَنْهُ، أَمَّا السِّنُّ عَظْمٌ وَأَمَّا الظُّفُرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ ‏"‏‏.‏

Bana Mûsâ bin İbrâhim tahdis etti, bize Ebû Avâne tahdis etti, Saîd bin Mesrûk'tan, [o] Abâye bin Rifâa bin Râfi'den, [o] dedesi Râfi' bin Hadîc'den; dedi ki: Zü'l-Huleyfe'de Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. İnsanların üzerine açlık çöktü. (O sırada) ganimetten develere ve koyunlara eriştik. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise insanların arkalarındaydı. Hemen acele edip kazanları kurdular. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara yetişince kazanların dökülmesini emretti, (onlar da) döküldü. Sonra (ganimeti) paylaştırdı ve on koyunu bir deveye denk tuttu. Bunlardan bir deve kaçtı; topluluğun içinde ise az sayıda at vardı. Onu kovaladılar ama (yakalamak) onları yordu. Bunun üzerine bir adam ona bir ok fırlattı da Allah onu durdurdu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu hayvanların, yaban hayvanlarının ürkekliği (kaçışması) gibi kaçışmaları vardır. Onlardan hangisi size karşı böyle kaçıp üstün gelirse, ona işte böyle (ok atarak) yapın.” Dedi ki: Dedem şöyle dedi: “Biz yarın düşmanla karşılaşmayı umuyoruz -veya korkuyoruz- yanımızda ise bıçaklar yok. Kamış (çöpü) ile kesebilir miyiz?” Buyurdu ki: “Kan akıtan ve üzerine Allah'ın ismi anılan şeyi ye. Diş ve tırnak hariç; onları size haber vereceğim: Dişe gelince, o bir kemiktir. Tırnağa gelince, o da Habeşlilerin bıçağıdır.”

5499. Hadis

حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ ـ يَعْنِي ابْنَ الْمُخْتَارِ ـ أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ، يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحٍ، وَذَاكَ قَبْلَ أَنْ يُنْزَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ، فَقَدَّمَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةً فِيهَا لَحْمٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا، ثُمَّ قَالَ إِنِّي لاَ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ‏.‏

Bize Muallâ bin Esed tahdis etti, bize Abdülaziz -yani İbnü'l-Muhtâr- tahdis etti, Mûsâ bin Ukbe haber verdi, dedi ki: Bana Sâlim haber verdi ki Abdullah [bin Ömer]'den (şöyle derken) işitmiş; [Abdullah da] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek şunları] tahdis ediyordu: O, (henüz) kendisine vahiy indirilmeden önce, Beldah'ın aşağısında Zeyd bin Amr bin Nüfeyl ile karşılaştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona içinde et bulunan bir sofra sundu. (Zeyd) ondan yemeyi reddetti, sonra şöyle dedi: “Ben sizin dikili taşlarınız (putlarınız) üzerine kestiklerinizden yemem. Ben ancak üzerine Allah'ın ismi anılan şeyden yerim.”

5500. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ جُنْدَبِ بْنِ سُفْيَانَ الْبَجَلِيِّ، قَالَ ضَحَّيْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُضْحِيَّةً ذَاتَ يَوْمٍ فَإِذَا أُنَاسٌ قَدْ ذَبَحُوا ضَحَايَاهُمْ قَبْلَ الصَّلاَةِ فَلَمَّا انْصَرَفَ رَآهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُمْ قَدْ ذَبَحُوا قَبْلَ الصَّلاَةِ فَقَالَ ‏ "‏ مَنْ ذَبَحَ قَبْلَ الصَّلاَةِ فَلْيَذْبَحْ مَكَانَهَا أُخْرَى، وَمَنْ كَانَ لَمْ يَذْبَحْ حَتَّى صَلَّيْنَا فَلْيَذْبَحْ عَلَى اسْمِ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Bize Kuteybe tahdis etti, bize Ebû Avâne tahdis etti, el-Esved bin Kays'tan, [o] Cündeb bin Süfyân el-Beclî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gün kurban kestik. Bir de (gördük ki) bazı kimseler kurbanlarını namazdan önce kesmişler. (Namazdan) dönünce Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlar namazdan önce kestiklerini görünce şöyle buyurdu: “Kim namazdan önce kesmişse, onun yerine bir başkasını kessin. Kim de biz namaz kılıp bitirinceye kadar henüz kesmemişse, Allah'ın ismiyle kessin.”

5501. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، سَمِعَ ابْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، يُخْبِرُ ابْنَ عُمَرَ أَنَّ أَبَاهُ، أَخْبَرَهُ أَنَّ جَارِيَةً لَهُمْ كَانَتْ تَرْعَى غَنَمًا بِسَلْعٍ، فَأَبْصَرَتْ بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِهَا مَوْتًا، فَكَسَرَتْ حَجَرًا فَذَبَحَتْهَا، فَقَالَ لأَهْلِهِ لاَ تَأْكُلُوا حَتَّى آتِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَسْأَلَهُ، أَوْ حَتَّى أُرْسِلَ إِلَيْهِ مَنْ يَسْأَلُهُ‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَوْ بَعَثَ إِلَيْهِ فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِأَكْلِهَا‏.‏

Bize Muhammed bin Ebî Bekir tahdis etti, bize Mu'temir tahdis etti, Ubeydullah'tan, [o] Nâfi'den; İbn Ka'b bin Mâlik'i İbn Ömer'e haber verirken işitmiş ki babası (Ka'b) ona (şunu) haber vermiş: Onların bir cariyesi Sel' (dağı) tarafında koyun güdüyordu. Sürüsünden bir koyunun ölmek üzere olduğunu gördü. Hemen bir taş kırdı ve onunla onu (koyunu) kesti. (Ka'b) ailesine dedi ki: “Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip soruncaya -veya soracak birini gönderinceye- kadar yemeyin.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi -veya birini gönderdi-; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun yenmesini emretti.

5502. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي سَلِمَةَ أَخْبَرَ عَبْدَ اللَّهِ، أَنَّ جَارِيَةً، لِكَعْبِ بْنِ مَالِكٍ تَرْعَى غَنَمًا لَهُ بِالْجُبَيْلِ الَّذِي بِالسُّوقِ وَهْوَ بِسَلْعٍ، فَأُصِيبَتْ شَاةٌ، فَكَسَرَتْ حَجَرًا فَذَبَحَتْهَا، فَذَكَرُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُمْ بِأَكْلِهَا‏.‏

Bize Mûsâ tahdis etti, bize Cüveyriye tahdis etti, Nâfi'den, [o] Benî Selime'den bir adamdan; (o adam) Abdullah'a haber verdi ki Ka'b bin Mâlik'in bir cariyesi Sel' (dağı) tarafında bulunan çarşıdaki Cübeyl (denilen yer)de onun koyunlarını güdüyordu. Bir koyun isabet aldı (ölüm tehlikesi geçirdi). Cariye hemen bir taşı kırdı ve onunla onu (koyunu) kesti. (Durumu) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikrettiler; o da onlara onun yenmesini emretti.

5503. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّهُ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَيْسَ لَنَا مُدًى‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلْ، لَيْسَ الظُّفُرَ وَالسِّنَّ، أَمَّا الظُّفُرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ، وَأَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ ‏"‏‏.‏ وَنَدَّ بَعِيرٌ فَحَبَسَهُ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ لِهَذِهِ الإِبِلِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا غَلَبَكُمْ مِنْهَا فَاصْنَعُوا هَكَذَا ‏"‏‏.‏

Bize Abdân tahdis etti, dedi ki: Bana babam haber verdi, Şu'be'den, [o] Saîd bin Mesrûk'tan, [o] Abâye bin Râfi'den, [o] dedesinden [naklederek]; dedi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Bizim bıçaklarımız yok?” dedim. Şöyle buyurdu: “Kanı akıtan ve üzerine Allah'ın ismi anılan şeyi ye. Diş ve tırnak değildir (onlarla kesme). Tırnağa gelince, o Habeşlilerin bıçağıdır. Dişe gelince, o bir kemiktir.” Bir deve kaçtı, (biri) onu (okla) hapsetti (vurdu). Şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu develerin, yaban hayvanlarının ürkekliği gibi ürkekliği vardır. Onlardan hangisi size karşı böyle yaparsa, siz de ona böyle yapın.”

5504. Hadis

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنٍ لِكَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ امْرَأَةً، ذَبَحَتْ شَاةً بِحَجَرٍ، فَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ، فَأَمَرَ بِأَكْلِهَا‏.‏ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنَا نَافِعٌ أَنَّهُ سَمِعَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ يُخْبِرُ عَبْدَ اللَّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ جَارِيَةً لِكَعْبٍ بِهَذَا‏.‏

Bize Sadaka tahdis etti, bize Abde haber verdi, Ubeydullah'tan, [o] Nâfi'den, [o] Ka'b bin Mâlik'in bir oğlundan, [o] babasından [naklederek]; bir kadın bir koyunu taşla kesti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bundan soruldu, o da yenmesini emretti. Leys dedi ki: Bize Nâfi' tahdis etti; o, Ensâr'dan bir adamı Abdullah'a Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den haber verirken işitmiş ki Ka'b'ın bir cariyesi bunu (yapmış).

5505. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنَ الأَنْصَارِ عَنْ مُعَاذِ بْنِ سَعْدٍ ـ أَوْ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ جَارِيَةً لِكَعْبِ بْنِ مَالِكٍ كَانَتْ تَرْعَى غَنَمًا بِسَلْعٍ، فَأُصِيبَتْ شَاةٌ مِنْهَا، فَأَدْرَكَتْهَا فَذَبَحَتْهَا بِحَجَرٍ، فَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ كُلُوهَا ‏"‏‏.‏

Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, Nâfi'den, [o] Ensâr'dan bir adamdan, [o] Muâz bin Sa'd'dan -veya Sa'd bin Muâz'dan- [naklederek]; ona haber vermiş ki Ka'b bin Mâlik'e ait bir cariye Sel' (dağı) tarafında koyun güdüyordu. Onlardan bir koyun isabet aldı (ölüm tehlikesi geçirdi). (Cariye) ona yetişti ve onu bir taşla kesti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e soruldu, o da: “Onu yiyin” buyurdu.

5506. Hadis

حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كُلْ ـ يَعْنِي ـ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ إِلاَّ السِّنَّ وَالظُّفُرَ ‏"‏‏.‏

Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, babasından, [o] Abâye bin Rifâa'dan, [o] Râfi' bin Hadîc'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Kesilenlerden) ye! -yani kanı akıtan (bir aletle kesilenleri)-; diş ve tırnak müstesna.”

5507. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أُسَامَةُ بْنُ حَفْصٍ الْمَدَنِيُّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ قَوْمًا، قَالُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ قَوْمًا يَأْتُونَا بِاللَّحْمِ لاَ نَدْرِي أَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ أَمْ لاَ فَقَالَ ‏ "‏ سَمُّوا عَلَيْهِ أَنْتُمْ وَكُلُوهُ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ وَكَانُوا حَدِيثِي عَهْدٍ بِالْكُفْرِ‏.‏ تَابَعَهُ عَلِيٌّ عَنِ الدَّرَاوَرْدِيِّ‏.‏ وَتَابَعَهُ أَبُو خَالِدٍ وَالطُّفَاوِيُّ‏.‏

Bize Muhammed bin Ubeydullah tahdis etti, bize Üsâme bin Hafs el-Medenî tahdis etti, Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan; bir topluluk Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e dediler ki: “Bir topluluk bize et getiriyor, üzerine Allah'ın ismi anıldı mı anılmadı mı bilmiyoruz?” Şöyle buyurdu: “Siz onun üzerine (Allah'ın) ismini anın (Bismillah deyin) ve onu yiyin.” (Âişe) dedi ki: Onlar küfür(den kurtulma) ahitleri yeni olan (yeni Müslüman olmuş) kimselerdi. Ali (bin el-Medinî bu hadisi) ed-Derâverdî'den [naklederek şunlara] mutabaat etti; Ebû Hâlid ve et-Tufâvî de (yine Hişam'dan naklederek) ona mutabaat ettiler.

5508. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مُحَاصِرِينَ قَصْرَ خَيْبَرَ، فَرَمَى إِنْسَانٌ بِجِرَابٍ فِيهِ شَحْمٌ، فَنَزَوْتُ لآخُذَهُ، فَالْتَفَتُّ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَحْيَيْتُ مِنْهُ‏

Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Humeyd bin Hilâl'den, [o] Abdullah bin Mugaffel [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Hayber kalesini kuşatmıştık. Bir insan (kaleden) içinde yağ bulunan bir tulum attı. Onu almak için sıçradım, (o sırada) döndüm bir de baktım ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (orada)! Ondan utandım.

5509. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لاَقُو الْعَدُوِّ غَدًا، وَلَيْسَتْ مَعَنَا مُدًى فَقَالَ ‏"‏ اعْجَلْ أَوْ أَرِنْ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلْ، لَيْسَ السِّنَّ وَالظُّفُرَ، وَسَأُحَدِّثُكَ، أَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ، وَأَمَّا الظُّفُرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ ‏"‏‏.‏ وَأَصَبْنَا نَهْبَ إِبِلٍ وَغَنَمٍ فَنَدَّ مِنْهَا بَعِيرٌ، فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ لِهَذِهِ الإِبِلِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ، فَإِذَا غَلَبَكُمْ مِنْهَا شَىْءٌ، فَافْعَلُوا بِهِ هَكَذَا ‏"‏‏.‏

Bize Amr bin Ali tahdis etti, bize Yahyâ tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, bize babam tahdis etti, Abâye bin Rifâa bin Râfi' bin Hadîc'den, [o] Râfi' bin Hadîc'den; dedi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz yarın düşmanla karşılaşacağız, yanımızda ise bıçaklar yok” dedim. Şöyle buyurdu: “Acele et -veya (kanı) akıt-; kanı akıtan ve üzerine Allah'ın ismi anılan şeyi ye. Diş ve tırnak değildir (onlarla kesme). Sana (sebebini) anlatacağım: Dişe gelince, o bir kemiktir. Tırnağa gelince, o Habeşlilerin bıçağıdır.” Bir deve, koyun (sürüsü) ganimeti elde etmiştik. Onlardan bir deve kaçtı. Bir adam ona bir ok attı ve onu hapsetti (durdurdu). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu develerin, yaban hayvanlarının ürkekliği gibi ürkekliği vardır. Onlardan bir şey size karşı (böyle yapıp) üstün gelirse, ona işte böyle yapın.”

5510. Hadis

حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي فَاطِمَةُ بِنْتُ الْمُنْذِرِ، امْرَأَتِي عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ نَحَرْنَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا فَأَكَلْنَاهُ‏.‏

Bize Hallâd bin Yahyâ tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Hişâm bin Urve'den; dedi ki: Eşim Fâtıma bintü'l-Münzir bana haber verdi, Esmâ bintü Ebî Bekir [radıyallahu anhümâ]'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir atı nahr ettik (boğazından kestik) ve onu yedik.

5511. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، سَمِعَ عَبْدَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ ذَبَحْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا وَنَحْنُ بِالْمَدِينَةِ فَأَكَلْنَاهُ‏.‏

Bize İshak tahdis etti, Abde'den işitmiş, [o] Hişâm'dan, [o] Fâtıma'dan, [o] Esmâ [radıyallahu anhâ]'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında biz Medine'deyken bir at kestik ve onu yedik.

5512. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، أَنَّ أَسْمَاءَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ، قَالَتْ نَحَرْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا فَأَكَلْنَاهُ‏.‏ تَابَعَهُ وَكِيعٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ هِشَامٍ فِي النَّحْرِ‏.‏

Bize Kuteybe tahdis etti, bize Cerîr tahdis etti, Hişâm'dan, [o] Fâtıma bintü'l-Münzir'den; Esmâ bintü Ebî Bekir [radıyallahu anhümâ] (şöyle) demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir atı nahr ettik (boğazından kestik) ve onu yedik. Vekî' ve İbn Uyeyne, nahr (lafzı) hususunda (bu hadisi yine) Hişâm'dan [naklederek] ona (Cerîr'e) mutabaat ettiler.

5513. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ أَنَسٍ عَلَى الْحَكَمِ بْنِ أَيُّوبَ، فَرَأَى غِلْمَانًا ـ أَوْ فِتْيَانًا ـ نَصَبُوا دَجَاجَةً يَرْمُونَهَا‏.‏ فَقَالَ أَنَسٌ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُصْبَرَ الْبَهَائِمُ‏.‏

Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Hişâm bin Zeyd'den; dedi ki: Enes ile birlikte Hakem bin Eyyûb'un yanına girdim. (Enes orada) bir takım oğlanları -veya gençleri- gördü; bir tavuğu (hedef olarak) dikmişler, ona atıyorlardı. Bunun üzerine Enes: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayvanların sabredilmesini (canlı hedef yapılmasını) yasakladı” dedi.

5514. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَعْقُوبَ، أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يُحَدِّثُ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ وَغُلاَمٌ مِنْ بَنِي يَحْيَى رَابِطٌ دَجَاجَةً يَرْمِيهَا، فَمَشَى إِلَيْهَا ابْنُ عُمَرَ حَتَّى حَلَّهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ بِهَا وَبِالْغُلاَمِ مَعَهُ فَقَالَ ازْجُرُوا غُلاَمَكُمْ عَنْ أَنْ يَصْبِرَ هَذَا الطَّيْرَ لِلْقَتْلِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ تُصْبَرَ بَهِيمَةٌ أَوْ غَيْرُهَا لِلْقَتْلِ‏.‏

Bize Ahmed bin Ya'kûb tahdis etti, bize İshak bin Saîd bin Amr haber verdi, babasından; o onu (babası Saîd'i) İbn Ömer [radıyallahu anhümâ]'dan (şöyle) tahdis ederken işitmiş: O (İbn Ömer), Yahyâ bin Saîd'in yanına girdi. (Orada) Yahyâ'nın oğullarından bir oğlan (çocuk) bir tavuğu bağlamış, ona (ok) atıyordu. İbn Ömer hemen ona (tavuğa) doğru yürüdü ve onu çözdü. Sonra onu (tavuğu) ve yanındaki oğlanı alıp getirdi ve: “Oğlanınızı bu kuşu öldürmek için sabretmek (canlı hedef yapmak)tan men edin. Zira ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i bir hayvanın veya bir başkasının öldürülmek üzere sabredilmesini (hedef yapılmasını) yasaklarken işittim” dedi.

5515. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ ابْنِ عُمَرَ فَمَرُّوا بِفِتْيَةٍ أَوْ بِنَفَرٍ نَصَبُوا دَجَاجَةً يَرْمُونَهَا، فَلَمَّا رَأَوُا ابْنَ عُمَرَ تَفَرَّقُوا عَنْهَا، وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ مَنْ فَعَلَ هَذَا إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَعَنَ مَنْ فَعَلَ هَذَا‏.‏ تَابَعَهُ سُلَيْمَانُ عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنَا الْمِنْهَالُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَنْ مَثَّلَ بِالْحَيَوَانِ‏.‏ وَقَالَ عَدِيٌّ عَنْ سَعِيدٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Bize Ebû'n-Nu'mân tahdis etti, bize Ebû Avâne tahdis etti, Ebû Bişr'den, [o] Saîd bin Cübeyr'den; dedi ki: İbn Ömer'in yanındaydım. Bir takım gençlere -veya bir topluluğa- uğradılar; bir tavuğu (hedef olarak) dikmişler, ona atıyorlardı. İbn Ömer'i görünce ondan (tavuktan kaçışıp) dağıldılar. İbn Ömer dedi ki: “Bunu kim yaptı? Şüphesiz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bunu yapanı lanetledi.” Süleyman, Şu'be'den [naklederek], (o da) el-Minhâl'den, (o da) Saîd'den, (o da) İbn Ömer'den [naklederek şunları söyleyip] ona (Ebû Avâne'ye) mutabaat etti: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayvana müsle yapana (uzvunu kesene) lanet etti.” Adiy (bizzat) Saîd'den, [o da] İbn Abbas'tan, [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] (aynısını) söyledi.

5516. Hadis

حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنِ النُّهْبَةِ وَالْمُثْلَةِ‏.‏

Bize Haccâc bin Minhâl tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, dedi ki: Bana Adiy bin Sâbit haber verdi, dedi ki: Abdullah bin Yezîd'i (şöyle derken) işittim; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen] o, nuhbe (yağmacılık) ve müsle (uzuv kesme)den nehyetti (yasakladı).

5517. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ زَهْدَمٍ الْجَرْمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ يَعْنِي الأَشْعَرِيَّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ دَجَاجًا‏.‏

Bize Yahyâ tahdis etti, bize Vekî' tahdis etti, Süfyan'dan, [o] Eyyûb'dan, [o] Ebû Kılâbe'den, [o] Zehdem el-Cermî'den, [o] Ebû Mûsa'dan -yani el-Eş'arî [radıyallahu anh]'den-; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i tavuk (eti) yerken gördüm.

5518. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ أَبِي تَمِيمَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ زَهْدَمٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، وَكَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ هَذَا الْحَىِّ مِنْ جَرْمٍ إِخَاءٌ، فَأُتِيَ بِطَعَامٍ فِيهِ لَحْمُ دَجَاجٍ، وَفِي الْقَوْمِ رَجُلٌ جَالِسٌ أَحْمَرُ فَلَمْ يَدْنُ مِنْ طَعَامِهِ قَالَ ادْنُ فَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ مِنْهُ‏.‏ قَالَ إِنِّي رَأَيْتُهُ أَكَلَ شَيْئًا فَقَذِرْتُهُ، فَحَلَفْتُ أَنْ لاَ آكُلَهُ‏.‏ فَقَالَ ادْنُ أُخْبِرْكَ ـ أَوْ أُحَدِّثْكَ ـ إِنِّي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، فَوَافَقْتُهُ وَهْوَ غَضْبَانُ، وَهْوَ يَقْسِمُ نَعَمًا مِنْ نَعَمِ الصَّدَقَةِ فَاسْتَحْمَلْنَاهُ فَحَلَفَ أَنْ لاَ يَحْمِلَنَا، قَالَ ‏"‏ مَا عِنْدِي مَا أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنَهْبٍ مِنْ إِبِلٍ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ الأَشْعَرِيُّونَ أَيْنَ الأَشْعَرِيُّونَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَعْطَانَا خَمْسَ ذَوْدٍ غُرِّ الذُّرَى، فَلَبِثْنَا غَيْرَ بَعِيدٍ، فَقُلْتُ لأَصْحَابِي نَسِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ، فَوَاللَّهِ لَئِنْ تَغَفَّلْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمِينَهُ لاَ نُفْلِحُ أَبَدًا‏.‏ فَرَجَعْنَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا اسْتَحْمَلْنَاكَ، فَحَلَفْتَ أَنْ لاَ تَحْمِلَنَا فَظَنَنَّا أَنَّكَ نَسِيتَ يَمِينَكَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ هُوَ حَمَلَكُمْ، إِنِّي وَاللَّهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لاَ أَحْلِفُ عَلَى يَمِينٍ فَأَرَى غَيْرَهَا خَيْرًا مِنْهَا إِلاَّ أَتَيْتُ الَّذِي هُوَ خَيْرٌ، وَتَحَلَّلْتُهَا ‏"‏‏.‏

Bize Ebû Ma'mer tahdis etti, bize Abdülvâris tahdis etti, bize Eyyûb bin Ebî Temîme tahdis etti, Kâsım'dan, [o] Zehdem'den [naklederek]; dedi ki: Ebû Mûsa el-Eş'arî'nin yanındaydık. Bizimle bu Cerm kabilesi arasında bir kardeşlik (bağı) vardı. İçinde tavuk eti bulunan bir yemek getirildi. Topluluk içinde oturan kırmızı (tenli) bir adam vardı, yemeğine yaklaşmadı. (Ebû Mûsa) dedi ki: “Yaklaş! Zira ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i ondan yerken gördüm.” (Adam) dedi ki: “Ben onun bir şey yediğini görüp tiksindim ve onu yememeye yemin ettim.” (Ebû Mûsa) dedi ki: “Yaklaş, sana (bunu) haber vereyim -veya anlatayım-: Ben Eş'arîlerden bir grupla (binek istemek için) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim. Ona rastladığımda öfkeliydi ve zekât develerinden bir takım develeri taksim ediyordu. Ondan binek istedik, o da bizi bindirmemeye yemin etti. Dedi ki: Yanımda sizi üzerine bindireceğim bir şey yok.” Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir miktar deve ganimeti (veya bağışı) getirildi. Buyurdu ki: “Eş'arîler nerede? Eş'arîler nerede?” Dedi ki: Bize hörgüçleri beyaz beş deve verdi. Biz (ayrılıp biraz gittikten sonra) fazla uzaklaşmadan durduk. Arkadaşlarıma dedim ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yeminini unuttu. Vallahi eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i yemini(ni unuttuğu bir halde) terk edip gidersek ebediyen iflah olmayız.” Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e döndük ve dedik ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz senden binek istedik, sen de bizi bindirmemeye yemin ettin, (sonra bindirdin), biz senin yeminini unuttuğunu zannettik.” Buyurdu ki: “Şüphesiz sizi Allah bindirdi. Şüphesiz ben vallahi -inşallah- bir yemine yemin edip de ondan başkasını ondan daha hayırlı görürsem, mutlaka o hayırlı olanı yaparım ve yeminimi çözerim (kefaretini veririm).”

5519. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ نَحَرْنَا فَرَسًا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلْنَاهُ‏.‏

Bize el-Humeydî tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, Fâtıma'dan, [o] Esmâ'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir atı nahr ettik (boğazından kestik) ve onu yedik.

5520. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ، وَرَخَّصَ فِي لُحُومِ الْخَيْلِ‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Hammâd bin Zeyd tahdis etti, Amr bin Dînâr'dan, [o] Muhammed bin Ali'den, [o] Câbir bin Abdullah [radıyallahu anhümâ]'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü eşeklerin (ehli olanların) etlerinden nehyetti (yasakladı) ve atların etlerine ruhsat (izin) verdi.

5521. Hadis

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَالِمٍ، وَنَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ يَوْمَ خَيْبَرَ‏.‏

Bize Sadaka tahdis etti, bize Abde haber verdi, Ubeydullah'tan, [o] Sâlim ve Nâfi'den, [onlar] İbn Ömer [radıyallahu anhümâ]'dan [naklederek şunları söylediler]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü ehli eşeklerin etlerin (in yenmesini) yasakladı.

5522. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ‏.‏ وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَالِمٍ‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahyâ tahdis etti, Ubeydullah'tan, [o] bana Nâfi (şöyle) tahdis etti, [o] Abdullah'tan [naklederek]; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ehli eşeklerin etlerin (in yenmesini) yasakladı. İbnü'l-Mübârek, Ubeydullah'tan, [o] Nâfi'den [naklederek] ona (Yahyâ'ya) mutabaat etti. Ebû Üsâme (ise) Ubeydullah'tan, [o] Sâlim'den [naklederek rivayet etti].

5523. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، وَالْحَسَنِ، ابْنَىْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ أَبِيهِمَا، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمُتْعَةِ عَامَ خَيْبَرَ وَلُحُومِ حُمُرِ الإِنْسِيَّةِ‏.‏

Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, bize Mâlik haber verdi, İbn Şihâb'dan, [o] Abdullah ve el-Hasen'den -Muhammed bin Ali'nin oğulları-, [onlar] babalarından, [o] Ali [radıyallahu anh]'den [naklederek]; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber senesi mut'a (nikahın)dan ve ehli eşeklerin etlerin (in yenmesini) yasakladı.

5524. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ، وَرَخَّصَ فِي لُحُومِ الْخَيْلِ‏.‏

Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, bize Hammâd tahdis etti, Amr'dan, [o] Muhammed bin Ali'den, [o] Câbir bin Abdullah [radıyallahu anhümâ]'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü eşeklerin etlerin (in yenmesini) yasakladı ve atların etlerine ruhsat (izin) verdi.

5525. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَدِيٌّ، عَنِ الْبَرَاءِ، وَابْنِ أَبِي أَوْفَى، رضى الله عنهم قَالاَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahyâ tahdis etti, Şu'be'den; dedi ki: Bana Adiy tahdis etti, el-Berâ ve İbn Ebî Evfâ [radıyallahu anhüm]'den [naklederek]; o ikisi dediler ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem eşeklerin etlerin (in yenmesini) yasakladı.

5527. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا إِدْرِيسَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا ثَعْلَبَةَ قَالَ حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لُحُومَ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ‏.‏ تَابَعَهُ الزُّبَيْدِيُّ وَعُقَيْلٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ‏.‏ وَقَالَ مَالِكٌ وَمَعْمَرٌ وَالْمَاجِشُونُ وَيُونُسُ وَابْنُ إِسْحَاقَ عَنِ الزُّهْرِيِّ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ‏.‏

Bize İshak tahdis etti, bize Yakub bin İbrahim haber verdi, bize babam tahdis etti, Sâlih'ten, [o] İbn Şihâb'dan; ona Ebû İdris haber vermiş ki Ebû Sa'lebe (şöyle) demiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ehli eşeklerin etlerini haram kıldı. Zübeydî ve Ukayl, İbn Şihâb'dan [naklederek] ona (Sâlih'e) mutabaat ettiler. Mâlik, Ma'mer, el-Mâcişûn, Yûnus ve İbn İshak (ise) Zührî'den (şöyle nakletti): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vahşi hayvanlardan her bir azı dişi olanı yasakladı.

5528. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُ جَاءٍ فَقَالَ أُكِلَتِ الْحُمُرُ، ثُمَّ جَاءَهُ جَاءٍ فَقَالَ أُكِلَتِ الْحُمُرُ‏.‏ ثُمَّ جَاءَهُ جَاءٍ فَقَالَ أُفْنِيَتِ الْحُمُرُ‏.‏ فَأَمَرَ مُنَادِيًا فَنَادَى فِي النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يَنْهَيَانِكُمْ عَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ، فَإِنَّهَا رِجْسٌ‏.‏ فَأُكْفِئَتِ الْقُدُورُ وَإِنَّهَا لَتَفُورُ بِاللَّحْمِ‏.‏

Bize Muhammed bin Selâm tahdis etti, bize Abdülvehhâb es-Sekafî haber verdi, Eyyûb'dan, [o] Muhammed'den, [o] Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'den [naklederek şunları söyledi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir gelen geldi ve: “(Ehli) eşekler yendi” dedi. Sonra (başka) bir gelen geldi ve: “(Ehli) eşekler yendi” dedi. Sonra (yine) bir gelen geldi ve: “(Ehli) eşekler tüketildi” dedi. Bunun üzerine (Nebi) bir münadiye emretti, o da insanların içinde şöyle seslendi: “Allah ve Resûlü sizi ehli eşeklerin etlerin (i yemek)den nehyediyor (yasaklıyor). Zira o ricstir (pistirkir)!” Bunun üzerine tencereler devrildi, halbuki onlar (o sırada içindeki) etle kaynayıp duruyordu.

5529. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو قُلْتُ لِجَابِرِ بْنِ زَيْدٍ يَزْعُمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ حُمُرِ الأَهْلِيَّةِ فَقَالَ قَدْ كَانَ يَقُولُ ذَاكَ الْحَكَمُ بْنُ عَمْرٍو الْغِفَارِيُّ عِنْدَنَا بِالْبَصْرَةِ، وَلَكِنْ أَبَى ذَاكَ الْبَحْرُ ابْنُ عَبَّاسٍ وَقَرَأَ ‏{‏قُلْ لاَ أَجِدُ فِيمَا أُوحِيَ إِلَىَّ مُحَرَّمًا‏}‏

Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Amr dedi ki: Câbir bin Zeyd'e; “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ehli eşekleri yasakladığını iddia ediyorlar” dedim. (Câbir) dedi ki: “Hakem bin Amr el-Gifârî biz Basra'dayken bunu söylerdi. Fakat o 'Deniz' -yani İbn Abbas- bunu kabul etmedi ve şunu okudu: De ki: Bana vahyolunanlar içinde (haram kılınmış bir şey) bulamıyorum... (En'am, 145)”

5530. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السِّبَاعِ‏.‏ تَابَعَهُ يُونُسُ وَمَعْمَرٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَالْمَاجِشُونُ عَنِ الزُّهْرِيِّ‏.‏

Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, bize Mâlik haber verdi, İbn Şihâb'dan, [o] Ebû İdris el-Havlânî'den, [o] Ebû Sa'lebe [radıyallahu anh]'den; (dedi ki:) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vahşi hayvanlardan her bir azı dişi olanın yenmesini yasakladı. Yûnûs, Ma'mer, İbn Uyeyne ve el-Mâcişûn, Zührî'den [naklederek] ona (Mâlik'e) mutabaat ettiler.

5531. Hadis

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ شِهَابٍ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِشَاةٍ مَيِّتَةٍ فَقَالَ ‏"‏ هَلاَّ اسْتَمْتَعْتُمْ بِإِهَابِهَا ‏"‏‏.‏ قَالُوا إِنَّهَا مَيِّتَةٌ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا حَرُمَ أَكْلُهَا ‏"‏‏.‏

Bize Züheyr bin Harb tahdis etti, bize Yakub bin İbrahim tahdis etti, bize babam tahdis etti, Sâlih'ten; dedi ki: Bana İbn Şihâb tahdis etti; ona Ubeydullah bin Abdullah haber vermiş; ona (da) Abdullah bin Abbas [radıyallahu anhümâ] haber vermiş ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ölmüş (meyte) bir koyuna uğradı ve: “Onun derisinden faydalansaydınız ya!” buyurdu. (Yanındakiler): “O ölmüş (meyte)dir” dediler. Buyurdu ki: “Onun ancak yenmesi haram kılınmıştır.”

5532. Hadis

حَدَّثَنَا خَطَّابُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حِمْيَرَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ عَجْلاَنَ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِعَنْزٍ مَيْتَةٍ فَقَالَ ‏ "‏ مَا عَلَى أَهْلِهَا لَوِ انْتَفَعُوا بِإِهَابِهَا ‏"‏‏.‏

Bize Hattâb bin Osman tahdis etti, bize Muhammed bin Himyer tahdis etti, Sâbit bin Aclân'dan; dedi ki: Saîd bin Cübeyr'i işittim, dedi ki: İbn Abbas [radıyallahu anhümâ]'yı (şöyle) söylerken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ölmüş bir keçiye uğradı ve: “Sahiplerine ne olurdu sanki, onun derisinden faydalansalardı?” buyurdu.

5533. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ مَكْلُومٍ يُكْلَمُ فِي اللَّهِ إِلاَّ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَكَلْمُهُ يَدْمَى، اللَّوْنُ لَوْنُ دَمٍ وَالرِّيحُ رِيحُ مِسْكٍ ‏"‏‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, Abdülvâhid'den, [o] bize Umâre bin el-Ka'kâ'dan tahdis etti, [o] Ebû Zür'a bin Amr bin Cerîr'den, [o] Ebû Hureyre [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah yolunda yaralanan hiçbir yaralı yoktur ki Kıyamet Günü yarası kanayarak gelmesin. Rengi kan rengidir, kokusu ise misk kokusudur.”

5534. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَالسَّوْءِ كَحَامِلِ الْمِسْكِ وَنَافِخِ الْكِيرِ، فَحَامِلُ الْمِسْكِ إِمَّا أَنْ يُحْذِيَكَ، وَإِمَّا أَنْ تَبْتَاعَ مِنْهُ، وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ مِنْهُ رِيحًا طَيِّبَةً، وَنَافِخُ الْكِيرِ إِمَّا أَنْ يُحْرِقَ ثِيَابَكَ، وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ رِيحًا خَبِيثَةً ‏"‏‏.‏

Bize Muhammed bin el-Alâ tahdis etti, bize Ebû Üsâme tahdis etti, Büreyd'den, [o] Ebû Bürde'den, [o] Ebû Mûsa [radıyallahu anh]'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek]; buyurdu ki: “Salih (iyi) arkadaş ile kötü arkadaşın misali, misk taşıyan (satıcı) ile körük üfleyen (demirci) gibidir. Misk taşıyan; ya sana ondan ikram eder, ya ondan satın alırsın, ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfleyen ise; ya elbiseni yakar, ya da (ondan) kötü bir koku duyarsın.”

5535. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَنْفَجْنَا أَرْنَبًا وَنَحْنُ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ، فَسَعَى الْقَوْمُ فَلَغَبُوا، فَأَخَذْتُهَا فَجِئْتُ بِهَا إِلَى أَبِي طَلْحَةَ فَذَبَحَهَا، فَبَعَثَ بِوَرِكَيْهَا ـ أَوْ قَالَ بِفَخِذَيْهَا ـ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَبِلَهَا‏.‏

Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Hişâm bin Zeyd'den, [o] Enes [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Biz Merru'z-Zahran'dayken bir tavşan kaldırdık (kışkırttık). Topluluk (onun peşinden) koştu ve yoruldular. Onu ben yakaladım ve Ebû Talha'ya getirdim. O da onu kesti. Onun kalçalarını -veya uyluklarını dedi- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gönderdi. O da bunu kabul etti.

5536. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الضَّبُّ لَسْتُ آكُلُهُ وَلاَ أُحَرِّمُهُ ‏"‏‏.‏

Bize Mûsâ bin İsmail tahdis etti, bize Abdülazîz bin Müslim tahdis etti, bize Abdullah bin Dînâr tahdis etti; dedi ki: İbn Ömer [radıyallahu anhümâ]'yı işittim, (şöyle) dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Keler (etini) ben yemem, (fakat kimseye de) haram kılmam” buyurdu.

5537. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ، أَنَّهُ دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتَ مَيْمُونَةَ فَأُتِيَ بِضَبٍّ مَحْنُوذٍ، فَأَهْوَى إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ فَقَالَ بَعْضُ النِّسْوَةِ أَخْبِرُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا يُرِيدُ أَنْ يَأْكُلَ‏.‏ فَقَالُوا هُوَ ضَبٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَرَفَعَ يَدَهُ، فَقُلْتُ أَحَرَامٌ هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ، وَلَكِنْ لَمْ يَكُنْ بِأَرْضِ قَوْمِي فَأَجِدُنِي أَعَافُهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ خَالِدٌ فَاجْتَرَرْتُهُ فَأَكَلْتُهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ‏.‏

Bize Abdullah bin Mesleme tahdis etti, Mâlik'ten, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Ebû Ümâme bin Sehl'den, [o] Abdullah bin Abbas [radıyallahu anhümâ]'dan, [o] Hâlid bin el-Velid'den [naklederek]; o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Meymûne'nin evine girdi. (Oraya) közlenmiş bir keler getirildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona elini uzattı. Kadınlardan bazıları dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ne yemek istediğini haber verin.” Bunun üzerine onlar: “O kelerdir ey Allah'ın Resûlü” dediler. (Nebi) elini çekti. Dedim ki: “O haram mıdır ey Allah'ın Resûlü?” Buyurdu ki: “Hayır, lakin o kavmimin arazisinde yoktu, bu sebeple kendimi ondan tiksinir buluyorum.” Hâlid dedi ki: Onu (kendime doğru) çektim ve yedim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (ise) bakıyordu.

5538. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يُحَدِّثُهُ عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ فَأْرَةً، وَقَعَتْ، فِي سَمْنٍ فَمَاتَتْ، فَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْهَا فَقَالَ ‏ "‏ أَلْقُوهَا وَمَا حَوْلَهَا وَكُلُوهُ ‏"‏‏.‏ قِيلَ لِسُفْيَانَ فَإِنَّ مَعْمَرًا يُحَدِّثُهُ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ‏.‏ قَالَ مَا سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يَقُولُ إِلاَّ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ مَيْمُونَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَقَدْ سَمِعْتُهُ مِنْهُ مِرَارًا‏.‏

Bize el-Humeydî tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, bize Zührî tahdis etti; dedi ki: Bana Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe haber verdi; o İbn Abbas'ı, Meymûne'den [naklederek şöyle] tahdis ederken işitmiş: Yağın (sade yağın) içine bir fare düşmüş ve ölmüş. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan sorulmuş. Buyurmuş ki: “Onu ve etrafındakini atın, onu (geri kalan yağı) yiyin.” Süfyan'a dendi ki: “Ma'mer onu (bu hadisi) Zührî'den, [o] Saîd bin el-Müseyyeb'den, [o] Ebû Hureyre'den [naklederek] tahdis ediyor?” (Süfyan) dedi ki: “Ben Zührî'yi sadece Ubeydullah'tan, [o] İbn Abbas'tan, [o] Meymûne'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederken] işittim. Andolsun ki ondan bunu defalarca işittim.”

5539. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الدَّابَّةِ، تَمُوتُ فِي الزَّيْتِ وَالسَّمْنِ وَهْوَ جَامِدٌ أَوْ غَيْرُ جَامِدٍ، الْفَأْرَةِ أَوْ غَيْرِهَا قَالَ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِفَأْرَةٍ مَاتَتْ فِي سَمْنٍ، فَأَمَرَ بِمَا قَرُبَ مِنْهَا فَطُرِحَ ثُمَّ أُكِلَ، عَنْ حَدِيثِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ‏.‏

Bize Abdân tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, Yûnus'tan, [o] Zührî'den; (Yûnus'un Zührî'den naklettiğine göre Zührî,) zeytinyağı ve yağ (sade yağ) içinde ölen hayvan -yağ ister donmuş olsun ister olmasın-, fare veya başkası hakkında (şöyle demiştir): Bize ulaştı ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yağın içinde ölen fare hakkında (hüküm vermek üzere) emretti; onun yakınındakilerin atılmasını, sonra (geri kalanın) yenmesini emretti. (Zührî bunu) Ubeydullah bin Abdullah hadisinden (naklen söylemiştir).

5540. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ ـ رضى الله عنهم ـ قَالَتْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ فَأْرَةٍ سَقَطَتْ فِي سَمْنٍ فَقَالَ ‏ "‏ أَلْقُوهَا وَمَا حَوْلَهَا وَكُلُوهُ ‏"‏‏.‏

Bize Abdülazîz bin Abdullah tahdis etti, bize Mâlik tahdis etti, İbn Şihâb'dan, [o] Ubeydullah bin Abdullah'tan, [o] İbn Abbas'tan, [o] Meymûne [radıyallahu anhüm]'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yağın (sade yağın) içine düşen fareden soruldu. Buyurdu ki: “Onu ve etrafındakini atın, onu (geri kalanı) yiyin.”

5541. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ حَنْظَلَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَرِهَ أَنْ تُعْلَمَ الصُّورَةُ،‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُضْرَبَ‏.‏ تَابَعَهُ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا الْعَنْقَزِيُّ عَنْ حَنْظَلَةَ وَقَالَ تُضْرَبُ الصُّورَةُ‏.‏

Bize Ubeydullah bin Mûsâ tahdis etti, Hanzala'dan, [o] Sâlim'den, [o] İbn Ömer [radıyallahu anhümâ]'dan [naklederek]; o, suretin (yüzün) işaretlenmesini (damgalanmasını) kerih gördü. İbn Ömer dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (yüze) vurulmasını yasakladı. Kuteybe, el-Ankazî'den, [o] Hanzala'dan [naklederek] ona (Ubeydullah'a) mutabaat etti ve: “Surete (yüze) vurulur” (lafzını kullandı).

5542. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِأَخٍ لِي يُحَنِّكُهُ، وَهْوَ فِي مِرْبَدٍ لَهُ، فَرَأَيْتُهُ يَسِمُ شَاةً ـ حَسِبْتُهُ قَالَ ـ فِي آذَانِهَا‏.‏

Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Hişâm bin Zeyd'den, [o] Enes [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına, (yeni doğan) bir kardeşimi tahnik etmesi için girdim. O sırada o, kendine ait bir ağıldaydı. Onu, bir koyunu kulaklarından dağlarken (damgalarken) gördüm -böyle dediğini sanıyorum-.

5543. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّنَا نَلْقَى الْعَدُوَّ غَدًا، وَلَيْسَ مَعَنَا مُدًى‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَا أَنْهَرَ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلُوا، مَا لَمْ يَكُنْ سِنٌّ وَلاَ ظُفُرٌ، وَسَأُحَدِّثُكُمْ عَنْ ذَلِكَ، أَمَّا السِّنُّ فَعَظْمٌ، وَأَمَّا الظُّفْرُ فَمُدَى الْحَبَشَةِ ‏"‏‏.‏ وَتَقَدَّمَ سَرَعَانُ النَّاسِ فَأَصَابُوا مِنَ الْغَنَائِمِ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي آخِرِ النَّاسِ فَنَصَبُوا قُدُورًا فَأَمَرَ بِهَا فَأُكْفِئَتْ وَقَسَمَ بَيْنَهُمْ وَعَدَلَ بَعِيرًا بِعَشْرِ شِيَاهٍ، ثُمَّ نَدَّ بَعِيرٌ مِنْ أَوَائِلِ الْقَوْمِ وَلَمْ يَكُنْ مَعَهُمْ خَيْلٌ فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ اللَّهُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ لِهَذِهِ الْبَهَائِمِ أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا فَعَلَ مِنْهَا هَذَا فَافْعَلُوا مِثْلَ هَذَا ‏"‏‏.‏

Bize Müsedded tahdis etti, bize Ebu'l-Ahvas tahdis etti, bize Saîd bin Mesrûk tahdis etti, Abâye bin Rifâa'dan, [o] babasından, [o] dedesi Râfi bin Hadîc'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Biz yarın düşmanla karşılaşacağız ve yanımızda bıçaklar (müdye) yok” dedim. Buyurdu ki: “Kanı akıtan ve üzerine Allah'ın ismi anılanı ye! Diş ve tırnak olmaması şartıyla. Size bunun (sebebini) anlatacağım: Diş kemiktir; tırnak ise Habeşlilerin bıçaklarıdır.” (Râfi devamla) dedi ki: İnsanların aceleci olanları öne geçtiler ve ganimetlerden (bazı şeyler) aldılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise insanların arkasındaydı. Tencereleri (pişirmek için) kurdular. (Nebi geldi ve) Tencerelerle ilgili emir verdi ve (tencereler) devrildi. (Ganimeti) aralarında taksim etti ve bir deveyi on koyuna denk tuttu. Sonra topluluğun (elindeki) develerden bir deve kaçtı. Yanlarında at yoktu. Bir adam ona bir ok attı ve onu hapsetti (durdurdu). Bunun üzerine (Nebi): “Şüphesiz bu hayvanların da vahşi hayvanlar gibi kaçıp gidenleri (ürkenleri) vardır. Onlardan biri bunu yaparsa (böyle kaçarsa), ona böyle yapın” buyurdu.

5544. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَنَدَّ بَعِيرٌ مِنَ الإِبِلِ ـ قَالَ ـ فَرَمَاهُ رَجُلٌ بِسَهْمٍ فَحَبَسَهُ، قَالَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ إِنَّ لَهَا أَوَابِدَ كَأَوَابِدِ الْوَحْشِ فَمَا غَلَبَكُمْ مِنْهَا فَاصْنَعُوا بِهِ هَكَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَكُونُ فِي الْمَغَازِي وَالأَسْفَارِ فَنُرِيدُ أَنْ نَذْبَحَ فَلاَ تَكُونُ مُدًى قَالَ ‏"‏ أَرِنْ مَا نَهَرَ ـ أَوْ أَنْهَرَ ـ الدَّمَ وَذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ فَكُلْ، غَيْرَ السِّنِّ وَالظُّفُرِ، فَإِنَّ السِّنَّ عَظْمٌ، وَالظُّفُرَ مُدَى الْحَبَشَةِ ‏"‏‏.‏

Bize İbn Selâm tahdis etti, bize Ömer bin Ubeyd et-Tanâfisî haber verdi, Saîd bin Mesrûk'tan, [o] Abâye bin Rifâa'dan, [o] dedesi Râfi bin Hadîc [radıyallahu anh]'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir yolculuktaydık. Develerden bir deve kaçtı. -Râfi dedi ki:- Bir adam ona ok attı ve onu (olduğu yere) hapsetti. (Râfi) dedi ki: Sonra (Nebi) şöyle buyurdu: “Şüphesiz onların da vahşi hayvanlar gibi kaçıp gidenleri vardır. Onlardan size (böyle) galebe çalan (güç yetirilemeyen) olursa, ona böyle yapın.” Dedim ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Biz gazalarda ve seferlerde oluyoruz. (Hayvan) kesmek istiyoruz fakat (yanımızda) bıçaklar olmuyor (ne yapalım)?” Buyurdu ki: “Kanı akıtanı (kullan) -veya kanı akıt- ve üzerine Allah'ın ismini an, (sonra) ye! Diş ve tırnak olmaması (şartıyla). Zira diş kemiktir; tırnak ise Habeşlilerin bıçaklarıdır.”