Mukaddime Kitabı

İbn Mace · Sünen-i İbn Mace (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالَ: حَدَّثَنَا شَرِيكٌ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَا أَمَرْتُكُمْ بِهِ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا»

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Şerik anlattı; A'meş'ten; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Size neyi emrettiysem onu alın; sizi neden yasakladıysam ondan vazgeçin.”

2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ ذَرُونِي مَا تَرَكْتُكُمْ فَإِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ بِسُؤَالِهِمْ وَاخْتِلاَفِهِمْ عَلَى أَنْبِيَائِهِمْ فَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِشَىْءٍ فَخُذُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ وَإِذَا نَهَيْتُكُمْ عَنْ شَىْءٍ فَانْتَهُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. es-Sabbah anlattı; dedi ki: Bize Cerir haber verdi; A'meş'ten; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizi kendi halinize bıraktığım sürece beni bırakın. Sizden öncekiler, ancak [çok] soru sormaları ve peygamberlerine karşı ihtilaf etmeleri sebebiyle helak oldular. Size bir şey emrettiğim zaman ondan gücünüz yettiği kadarını yapın; size bir şeyi yasakladığım zaman da ondan vazgeçin.”

3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ أَطَاعَنِي فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ عَصَى اللَّهَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Ebu Muaviye ve Veki' anlattı; A'meş'ten; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bana itaat ederse muhakkak Allah'a itaat etmiş olur; kim bana isyan ederse muhakkak Allah'a isyan etmiş olur.”

4. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ، قَالَ كَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا سَمِعَ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدِيثًا لَمْ يَعْدُهُ وَلَمْ يُقَصِّرْ دُونَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; Bize Zekeriya b. Adiy anlattı; İbnü'l-Mübarek'ten; Muhammed b. Sûka'dan; Ebu Cafer'den; dedi ki: “İbn Ömer, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis işittiği zaman onu ne geçerdi ne de ondan geri kalırdı.”

5. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى بْنِ سُمَيْعٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَفْطَسُ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْجُرَشِيِّ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَنَحْنُ نَذْكُرُ الْفَقْرَ وَنَتَخَوَّفُهُ فَقَالَ ‏ "‏ آلْفَقْرَ تَخَافُونَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتُصَبَّنَّ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا صَبًّا حَتَّى لاَ يُزِيغَ قَلْبَ أَحَدٍ مِنْكُمْ إِزَاغَةً إِلاَّ هِيَهْ وَايْمُ اللَّهِ لَقَدْ تَرَكْتُكُمْ عَلَى مِثْلِ الْبَيْضَاءِ لَيْلُهَا وَنَهَارُهَا سَوَاءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ صَدَقَ وَاللَّهِ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَرَكَنَا وَاللَّهِ عَلَى مِثْلِ الْبَيْضَاءِ لَيْلُهَا وَنَهَارُهَا سَوَاءٌ ‏.‏

Bize Hişam b. Ammar ed-Dımaşkî anlattı; Bize Muhammed b. İsa b. Sümey' anlattı; Bize İbrahim b. Süleyman el-Aftas anlattı; Velid b. Abdurrahman el-Curaşî'den; Cübeyr b. Nüfeyr'den; Ebu'd-Derda'dan; dedi ki: “Biz fakirliği konuşup ondan korkarken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: ‘Fakirlikten mi korkuyorsunuz? Nefsim elinde olana yemin olsun ki; dünya üzerinize öyle bir dökülecek ki, sizden birinin kalbini [haktan] ancak o saptıracaktır. Allah'a yemin olsun ki; ben sizi gecesi de gündüzü gibi eşit [aydınlık] olan bembeyaz bir yol üzerinde bıraktım.’” Ebu'd-Derda dedi ki: Vallahi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem doğru söyledi. Vallahi bizi gecesi de gündüzü gibi eşit [aydınlık] olan bembeyaz bir yol üzerinde bıraktı.

6. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي مَنْصُورِينَ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Muhammed b. Cafer anlattı; Bize Şu'be anlattı; Muaviye b. Kurra'dan; babasından; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir topluluk yardım görmeye devam edecektir. Kıyamet kopuncaya kadar, onları yüzüstü bırakanlar onlara zarar veremeyecektir.”

7. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَلْقَمَةَ، نَصْرُ بْنُ عَلْقَمَةَ عَنْ عُمَيْرِ بْنِ الأَسْوَدِ، وَكَثِيرِ بْنِ مُرَّةَ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي قَوَّامَةً عَلَى أَمْرِ اللَّهِ لاَ يَضُرُّهَا مَنْ خَالَفَهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Hişam b. Ammar anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Hamza anlattı; dedi ki: Bize Ebu Alkame Nasr b. Alkame anlattı; Umeyr b. Esved ve Kesir b. Mürre el-Hadramî'den; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir topluluk Allah'ın emri üzerinde dimdik durmaya devam edecektir. Onlara muhalefet edenler onlara zarar veremez.”

8. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْجَرَّاحُ بْنُ مَلِيحٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ زُرْعَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عِنَبَةَ الْخَوْلاَنِيَّ، وَكَانَ، قَدْ صَلَّى الْقِبْلَتَيْنِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ اللَّهُ يَغْرِسُ فِي هَذَا الدِّينِ غَرْسًا يَسْتَعْمِلُهُمْ فِي طَاعَتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Hişam b. Ammar anlattı; Bize Cerrah b. Melih anlattı; Bize Bekir b. Zür'a anlattı; dedi ki: Ebu İnebe el-Havlânî'yi işittim —ki o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte iki kıbleye doğru namaz kılmıştı— dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah, bu dine [hizmet edecek] fidanlar dikmeye ve onları kendi itaatinde kullanmaya devam edecektir.”

9. Hadis

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَامَ مُعَاوِيَةُ خَطِيبًا فَقَالَ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ وَطَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرُونَ عَلَى النَّاسِ لاَ يُبَالُونَ مَنْ خَذَلَهُمْ وَلاَ مَنْ نَصَرَهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yakub b. Humeyd b. Kâsib anlattı; Bize Kasım b. Nafi' anlattı; Bize Haccac b. Ertât anlattı; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedi ki: Muaviye hutbe vermek üzere kalktı ve şöyle dedi: “Alimleriniz nerede? Alimleriniz nerede? Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Ümmetimden bir topluluk insanlara galip gelmeye devam etmedikçe kıyamet kopmaz. Onlar, ne kendilerini yüzüstü bırakanlara ne de kendilerine yardım edenlere aldırış ederler.’”

10. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ مَنْصُورِينَ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hişam b. Ammar anlattı; Bize Muhammed b. Şuayb anlattı; Bize Said b. Beşir anlattı; Katade'den; Ebu Kılâbe'den; Ebu Esma er-Rahabî'den; Sevban'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir topluluk hak üzere yardım görmeye devam edecektir. Allah azze ve celle’nin emri gelinceye kadar, onları yüzüstü bırakanlar onlara zarar veremez.”

11. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَالِدًا، يَذْكُرُ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَخَطَّ خَطًّا وَخَطَّ خَطَّيْنِ عَنْ يَمِينِهِ وَخَطَّ خَطَّيْنِ عَنْ يَسَارِهِ ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ فِي الْخَطِّ الأَوْسَطِ فَقَالَ ‏"‏ هَذَا سَبِيلُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلاَ تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ}‏ ‏.‏

Bize Ebu Said Abdullah b. Said anlattı; Bize Ebu Halid el-Ahmer anlattı; dedi ki: Mücalid'i, Şa'bî'den; Cabir b. Abdullah'tan naklederken işittim; dedi ki: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydık. [Yere] bir çizgi çizdi. Sonra sağına iki çizgi ve soluna iki çizgi çizdi. Sonra elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve buyurdu ki: ‘Bu, Allah'ın yoludur.’ Sonra şu ayeti okudu: { İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. [Başka] yollara uymayın ki sizi O'nun yolundan ayırmasın. }”

12. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ جَابِرٍ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ الْكِنْدِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ يُوشِكُ الرَّجُلُ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يُحَدَّثُ بِحَدِيثٍ مِنْ حَدِيثِي فَيَقُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَلاَلٍ اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَرَامٍ حَرَّمْنَاهُ ‏.‏ أَلاَ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِثْلُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Zeyd b. Hubab anlattı; Muaviye b. Salih'ten; Bana Hasan b. Cabir anlattı; Mikdam b. Ma'dikerib el-Kindî'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişinin koltuğuna yaslanmış haldeyken kendisine benim hadislerimden biri anlatıldığında şöyle diyeceği [zaman] yakındır: ‘Sizinle bizim aramızda Allah azze ve celle’nin kitabı vardır. Onda neyi helal bulduysak onu helal sayarız, neyi de haram bulduysak onu haram sayarız.’ Dikkat edin! Şüphesiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir.”

13. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، فِي بَيْتِهِ أَنَا سَأَلْتُهُ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النَّضْرِ، ثُمَّ مَرَّ فِي الْحَدِيثِ قَالَ أَوْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ عَنْ أَبِيهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ أُلْفِيَنَّ أَحَدَكُمْ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يَأْتِيهِ الأَمْرُ مِمَّا أَمَرْتُ بِهِ أَوْ نَهَيْتُ عَنْهُ فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي مَا وَجَدْنَا فِي كِتَابِ اللَّهِ اتَّبَعْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Nasr b. Ali el-Cahdamî anlattı; Bize Süfyan b. Uyeyne —evinde ben ona sormuşken— anlattı; Salim Ebu'n-Nadr'dan; sonra hadisin akışında dedi ki: Yahut Zeyd b. Eslem'den; Ubeydullah b. Ebi Rafi'den; babasından; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış haldeyken kendisine emrettiğim veya yasakladığım bir emir geldiğinde: ‘Biz [bunu] bilmeyiz. Biz Allah'ın kitabında ne bulduysak ona uyarız’ derken bulmayayım!”

14. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَرْوَانَ، مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الْعُثْمَانِيُّ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Mervan Muhammed b. Osman el-Osmanî anlattı; Bize İbrahim b. Sa'd b. İbrahim b. Abdurrahman b. Avf anlattı; babasından; Kasım b. Muhammed'den; Aişe'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bizim bu işimizde [dinimizde] ondan olmayan bir şey uydurursa, o reddolunmuştur.”

15. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ خَاصَمَ الزُّبَيْرَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي شِرَاجِ الْحَرَّةِ الَّتِي يَسْقُونَ بِهَا النَّخْلَ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ سَرِّحِ الْمَاءَ يَمُرُّ ‏.‏ فَأَبَى عَلَيْهِ فَاخْتَصَمَا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ اسْقِ يَا زُبَيْرُ ثُمَّ أَرْسِلِ الْمَاءَ إِلَى جَارِكَ ‏"‏ ‏.‏ فَغَضِبَ الأَنْصَارِيُّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ كَانَ ابْنَ عَمَّتِكَ فَتَلَوَّنَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَا زُبَيْرُ اسْقِ ثُمَّ احْبِسِ الْمَاءَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى الْجَدْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ الزُّبَيْرُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَحْسَبُ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِي ذَلِكَ {فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا}‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Rumh b. Muhacir el-Mısrî anlattı; Bize Leys b. Sa'd haber verdi; İbn Şihab'dan; Urve b. Zübeyr'den; Abdullah b. Zübeyr'in ona anlattığına göre: “Ensar'dan bir adam, hurmalıkları suladıkları Harre su yolları hakkında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda Zübeyr ile davalaştı. Ensarî dedi ki: ‘Suyu bırak geçsin.’ [Zübeyr] bunu kabul etmedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda çekiştiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ey Zübeyr! Sula, sonra suyu komşuna sal’ buyurdu. Ensarî öfkelendi ve: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Halanın oğlu olduğu için mi [böyle hükmettin]?’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzünün rengi değişti. Sonra buyurdu ki: ‘Ey Zübeyr! Sula, sonra su duvar diplerine ulaşıncaya kadar suyu tut.’” [Zübeyr] dedi ki: Vallahi ben şu ayetin bu olay hakkında indiğini sanıyorum: { Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. }

16. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَمْنَعُوا إِمَاءَ اللَّهِ أَنْ يُصَلِّينَ فِي الْمَسْجِدِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ ابْنٌ لَهُ إِنَّا لَنَمْنَعُهُنَّ ‏.‏ فَقَالَ فَغَضِبَ غَضَبًا شَدِيدًا وَقَالَ إِنِّي أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَإِنَّكَ تَقُولُ إِنَّا لَنَمْنَعُهُنَّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya en-Neysabûrî anlattı; Bize Abdurrazzak anlattı; Bize Ma'mer haber verdi; Zühri'den; Salim'den; İbn Ömer'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'ın kadın kullarının mescidde namaz kılmalarına engel olmayın.” Bunun üzerine [İbn Ömer'in] bir oğlu dedi ki: “Biz onlara kesinlikle engel oluruz.” [İbn Ömer] çok şiddetli bir şekilde öfkelendi ve şöyle dedi: “Ben sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bahsediyorum, sen ise ‘Biz onlara kesinlikle engel oluruz’ diyorsun!”

17. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ ثَابِتٍ الْجَحْدَرِيُّ، وَأَبُو عُمَرَ حَفْصُ بْنُ عَمْرٍو قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّهُ كَانَ جَالِسًا إِلَى جَنْبِهِ ابْنُ أَخٍ لَهُ فَخَذَفَ فَنَهَاهُ وَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَهَى عَنْهَا وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهَا لاَ تَصِيدُ صَيْدًا وَلاَ تَنْكِي عَدُوًّا وَإِنَّهَا تَكْسِرُ السِّنَّ وَتَفْقَأُ الْعَيْنَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَعَادَ ابْنُ أَخِيهِ يَخْذِفُ فَقَالَ أُحَدِّثُكَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَهَى عَنْهَا ثُمَّ عُدْتَ تَخْذِفُ لاَ أُكَلِّمُكَ أَبَدًا ‏.‏

Bize Ahmed b. Sabit el-Cahderî ve Ebu Ömer Hafs b. Amr anlattı; dediler ki: Bize Abdulvehhab es-Sekafî anlattı; Bize Eyyub anlattı; Said b. Cübeyr'den; Abdullah b. Muğaffel'den rivayet edildiğine göre, o [Abdullah] yanında erkek kardeşinin bir oğlu oturuyorken, [yeğeni] parmakla taş fırlattı. [Abdullah] onu bundan men etti ve dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu yasakladı ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz o, ne av avlar ne de düşmanı yaralar. Fakat o, diş kırar ve göz çıkarır.” [Ravi] dedi ki: Kardeşinin oğlu tekrar parmakla taş fırlatmaya başladı. Bunun üzerine [Abdullah] dedi ki: “Ben sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bunu yasakladığını anlatıyorum, sonra sen tekrar taş fırlatıyorsun ha! Seninle asla konuşmayacağım.”

18. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي بُرْدُ بْنُ سِنَانٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ قَبِيصَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ عُبَادَةَ بْنَ الصَّامِتِ الأَنْصَارِيَّ النَّقِيبَ، صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ غَزَا مَعَ مُعَاوِيَةَ أَرْضَ الرُّومِ فَنَظَرَ إِلَى النَّاسِ وَهُمْ يَتَبَايَعُونَ كِسَرَ الذَّهَبِ بِالدَّنَانِيرِ وَكِسَرَ الْفِضَّةِ بِالدَّرَاهِمِ فَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّكُمْ تَأْكُلُونَ الرِّبَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ تَبْتَاعُوا الذَّهَبَ بِالذَّهَبِ إِلاَّ مِثْلاً بِمِثْلٍ لاَ زِيَادَةَ بَيْنَهُمَا وَلاَ نَظِرَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُعَاوِيَةُ يَا أَبَا الْوَلِيدِ لاَ أَرَى الرِّبَا فِي هَذَا إِلاَّ مَا كَانَ مِنْ نَظِرَةٍ ‏.‏ فَقَالَ عُبَادَةُ أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَتُحَدِّثُنِي عَنْ رَأْيِكَ لَئِنْ أَخْرَجَنِي اللَّهُ لاَ أُسَاكِنْكَ بِأَرْضٍ لَكَ عَلَىَّ فِيهَا إِمْرَةٌ ‏.‏ فَلَمَّا قَفَلَ لَحِقَ بِالْمَدِينَةِ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ مَا أَقْدَمَكَ يَا أَبَا الْوَلِيدِ فَقَصَّ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ وَمَا قَالَ مِنْ مُسَاكَنَتِهِ فَقَالَ ارْجِعْ يَا أَبَا الْوَلِيدِ إِلَى أَرْضِكَ فَقَبَحَ اللَّهُ أَرْضًا لَسْتَ فِيهَا وَأَمْثَالُكَ ‏.‏ وَكَتَبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ لاَ إِمْرَةَ لَكَ عَلَيْهِ وَاحْمِلِ النَّاسَ عَلَى مَا قَالَ فَإِنَّهُ هُوَ الأَمْرُ ‏.‏

Bize Hişam b. Ammar anlattı; Bize Yahya b. Hamza anlattı; Bana Bürd b. Sinan anlattı; İshak b. Kabisa'dan; babasından; rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in arkadaşı ve [Ensar'ın] nakibi Ubade b. Samit el-Ensarî, Muaviye ile birlikte Rum diyarına gazaya çıktı. İnsanlara baktı ki onlar altın parçalarını dinarlarla, gümüş parçalarını dirhemlerle alışveriş yapıyorlardı. Bunun üzerine dedi ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki siz faiz yiyorsunuz. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Altını altınla; misli misline olmadıkça, aralarında bir fazlalık ve veresiye [vade] olmaksızın satmayın.’” Muaviye ona dedi ki: “Ey Ebu'l-Velid! Ben bunda vadeden başka bir faiz görmüyorum.” Ubade dedi ki: “Ben sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bahsediyorum, sen ise bana görüşünden bahsediyorsun! Eğer Allah beni [buradan sağ salim] çıkarırsa, senin üzerimde emirlik yetkisinin olduğu bir yerde seninle asla aynı yerde oturmayacağım.” Döndüğü zaman Medine'ye ulaştı. Ömer b. Hattab ona: “Seni buraya getiren nedir ey Ebu'l-Velid?” dedi. O da ona olayı ve onunla aynı yerde oturmayacağına dair sözünü anlattı. Bunun üzerine [Ömer] dedi ki: “Ey Ebu'l-Velid! Yerine [Şam'a] dön. Allah, senin ve senin gibilerin içinde bulunmadığı bir yeri çirkinleştirsin. ” Ve Muaviye'ye şöyle yazdı: “Onun üzerinde senin hiçbir emirlik yetkin yoktur. Ve insanları onun dediği şeye sevk et, çünkü [doğru] hüküm odur.”

19. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ الْخَلاَّدِ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، أَنْبَأَنَا عَوْنُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَظُنُّوا بِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الَّذِي هُوَ أَهْنَاهُ وَأَهْدَاهُ وَأَتْقَاهُ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. el-Hallad el-Bahilî anlattı; Bize Yahya b. Said anlattı; Şu'be'den; İbn Aclan'dan; Bize Avn b. Abdullah haber verdi; Abdullah b. Mesud'dan; dedi ki: “Ben size Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [bir şey] anlattığım zaman, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında; en uygun olanı, en hidayet verici olanı ve en takvalı olanı zannedin.”

20. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِحَدِيثٍ فَظُنُّوا بِهِ الَّذِي هُوَ أَهْنَاهُ وَأَهْدَاهُ وَأَتْقَاهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Yahya b. Said anlattı; Şu'be'den; Amr b. Mürre'den; Ebu'l-Bahtarî'den; Ebu Abdurrahman es-Sülemî'den; Ali b. Ebi Talib'den; dedi ki: “Ben size Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis anlattığım zaman, onun hakkında; en uygun olanı, en hidayet verici olanı ve en takvalı olanı zannedin.”

21. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفُضَيْلِ، حَدَّثَنَا الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ جَدِّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ لاَ أَعْرِفَنَّ مَا يُحَدَّثُ أَحَدُكُمْ عَنِّي الْحَدِيثَ وَهُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى أَرِيكَتِهِ فَيَقُولُ اقْرَأْ قُرْآنًا ‏.‏ مَا قِيلَ مِنْ قَوْلٍ حَسَنٍ فَأَنَا قُلْتُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. el-Münzir anlattı; Bize Muhammed b. el-Fudayl anlattı; Bize el-Makburî anlattı; dedesinden; Ebu Hureyre'den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; şöyle buyurduğu [nakledildi]: “Sakın sizden birinizi; benden kendisine hadis rivayet edilirken, koltuğuna yaslanmış halde ‘Kur'an oku!’ derken görmeyeyim. Güzel söz olarak ne söylenmişse ben onu söylemişimdir.”

22. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادِ بْنِ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، ح وَحَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ لِرَجُلٍ يَا ابْنَ أَخِي إِذَا حَدَّثْتُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدِيثًا فَلاَ تَضْرِبْ لَهُ الأَمْثَالَ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْكَرَابِيسِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، مِثْلَ حَدِيثِ عَلِيٍّ رضى الله تعالى عنه ‏.‏

Bize Muhammed b. Abbad b. Adem anlattı; Bize babam anlattı; Şu'be'den; Muhammed b. Amr'dan; Ebu Seleme'den; Ebu Hureyre'den; [H] Ve bize Hennad b. es-Serî anlattı; Bize Abde b. Süleyman anlattı; Bize Muhammed b. Amr anlattı; Ebu Seleme'den; Ebu Hureyre'nin bir adama şöyle dediği [rivayet edildi]: “Ey yeğenim! Ben sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis anlattığım zaman, ona örnekler getirme [ona karşı kıyas yapma].” Ebu'l-Hasan dedi ki: Bize Yahya b. Abdullah el-Kerâbîsî anlattı; Bize Ali b. el-Ca'd anlattı; Şu'be'den; Amr b. Mürre'den; Ali radıyallahu anh’ın hadisinin misli [rivayet edildi].

23. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ الْبَطِينُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ مَا أَخْطَأَنِي ابْنُ مَسْعُودٍ عَشِيَّةَ خَمِيسٍ إِلاَّ أَتَيْتُهُ فِيهِ قَالَ فَمَا سَمِعْتُهُ يَقُولُ لِشَىْءٍ قَطُّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَلَمَّا كَانَ ذَاتَ عَشِيَّةٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ - قَالَ فَنَكَسَ ‏.‏ قَالَ فَنَظَرْتُ إِلَيْهِ فَهُوَ قَائِمٌ مُحَلَّلَةً أَزْرَارُ قَمِيصِهِ قَدِ اغْرَوْرَقَتْ عَيْنَاهُ وَانْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ قَالَ أَوْ دُونَ ذَلِكَ أَوْ فَوْقَ ذَلِكَ أَوْ قَرِيبًا مِنْ ذَلِكَ أَوْ شَبِيهًا بِذَلِكَ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Muaz b. Muaz anlattı; İbn Avn'dan; Bize Müslim el-Batîn anlattı; İbrahim et-Teymî'den; babasından; Amr b. Meymun'dan; dedi ki: “Perşembe akşamları İbn Mesud'u hiç kaçırmaz, mutlaka yanına gelirdim. Onun hiçbir şey için ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu’ dediğini asla işitmedim. Bir akşam ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu’ dedi ve başını öne eğdi. Ona baktım; gömleğinin düğmeleri çözülmüş, gözleri yaşla dolmuş ve şah damarları şişmiş bir halde ayakta duruyordu. Dedi ki: ‘Veya ondan daha azını, veya ondan daha fazlasını, veya ona yakınını, veya ona benzerini [söyledi].’”

24. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ كَانَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ إِذَا حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدِيثًا فَفَرَغَ مِنْهُ قَالَ أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Muaz b. Muaz anlattı; İbn Avn'dan; Muhammed b. Şirin'den; dedi ki: “Enes b. Malik, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis nakledip bitirdiği zaman: ‘Veya Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi’ derdi.”

25. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ قُلْنَا لِزَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ حَدِّثْنَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ قَالَ كَبِرْنَا وَنَسِينَا وَالْحَدِيثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ شَدِيدٌ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Gunder anlattı; Şu'be'den; [H] Ve bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Abdurrahman b. Mehdi anlattı; Bize Şu'be anlattı; Amr b. Mürre'den; Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan; dedi ki: “Zeyd b. Erkam'a: ‘Bize Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadis anlat’ dedik. O dedi ki: ‘Yaşlandık ve unuttuk. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadis nakletmek [sorumluluğu] zordur.’”

26. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي السَّفَرِ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يَقُولُ جَالَسْتُ ابْنَ عُمَرَ سَنَةً فَمَا سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ شَيْئًا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; Bize Ebu'n-Nadr anlattı; Şu'be'den; Abdullah b. Ebi's-Sefer'den; dedi ki: Şa'bî'yi şöyle derken işittim: “İbn Ömer ile bir yıl oturdum. Onun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den hiçbir şey anlattığını duymadım.”

27. Hadis

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ إِنَّمَا كُنَّا نَحْفَظُ الْحَدِيثَ وَالْحَدِيثُ يُحْفَظُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَمَّا إِذَا رَكِبْتُمُ الصَّعْبَ وَالذَّلُولَ فَهَيْهَاتَ ‏.‏

Bize Abbas b. Abdulazim el-Anberî anlattı; Bize Abdurrazzak anlattı; Bize Ma'mer haber verdi; İbn Tavus'tan; babasından; dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken işittim: “Biz hadisleri, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [henüz taze iken] ezberlendiği zamanlarda ezberlerdik. Ama siz [şimdi] her türlü yola başvurduktan sonra; heyhat!”

28. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ قَرَظَةَ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ بَعَثَنَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ إِلَى الْكُوفَةِ وَشَيَّعَنَا فَمَشَى مَعَنَا إِلَى مَوْضِعٍ يُقَالُ لَهُ صِرَارٌ ‏.‏ فَقَالَ أَتَدْرُونَ لِمَ مَشَيْتُ مَعَكُمْ قَالَ قُلْنَا لِحَقِّ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلِحَقِّ الأَنْصَارِ ‏.‏ قَالَ لَكِنِّي مَشَيْتُ مَعَكُمْ لِحَدِيثٍ أَرَدْتُ أَنْ أُحَدِّثَكُمْ بِهِ فَأَرَدْتُ أَنْ تَحْفَظُوهُ لِمَمْشَاىَ مَعَكُمْ إِنَّكُمْ تَقْدُمُونَ عَلَى قَوْمٍ لِلْقُرْآنِ فِي صُدُورِهِمْ هَزِيزٌ كَهَزِيزِ الْمِرْجَلِ فَإِذَا رَأَوْكُمْ مَدُّوا إِلَيْكُمْ أَعْنَاقَهُمْ وَقَالُوا أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ ‏.‏ فَأَقِلُّوا الرِّوَايَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ أَنَا شَرِيكُكُمْ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde anlattı; Bize Hammad b. Zeyd anlattı; Mücalid'den; Şa'bî'den; Karaza b. Ka'b'den; dedi ki: Ömer b. Hattab bizi Kufe'ye gönderdi ve bizi uğurladı. Bizimle birlikte Sırâr denilen yere kadar yürüdü. Sonra dedi ki: “Niçin sizinle yürüdüğümü biliyor musunuz?” Dedik ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sohbet hakkı ve Ensar'ın hakkı için.” Dedi ki: “Lakin ben, size anlatmak istediğim bir söz için sizinle yürüdüm; sizinle yürüdüğüm için onu aklınızda tutmanızı istedim. Siz öyle bir topluluğun yanına gidiyorsunuz ki, göğüslerinde Kur'an'ın, tencere kaynaması gibi bir uğultusu vardır. Sizi gördükleri zaman boyunlarını size uzatırlar ve ‘Muhammed'in ashabı!’ derler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayeti azaltın; o zaman ben de [sorumlulukta] sizin ortağınızım.”

29. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ صَحِبْتُ سَعْدَ بْنَ مَالِكٍ مِنَ الْمَدِينَةِ إِلَى مَكَّةَ فَمَا سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِحَدِيثٍ وَاحِدٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Abdurrahman anlattı; Bize Hammad b. Zeyd anlattı; Yahya b. Said'den; Saib b. Yezid'den; dedi ki: “Medine'den Mekke'ye kadar Sa'd b. Malik ile yolculuk yaptım. Onun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den tek bir hadis bile anlattığını duymadım.”

30. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَسُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى، قَالُوا حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Süveyd b. Said, Abdullah b. Amir b. Zürâra ve İsmail b. Musa anlattılar; dediler ki: Bize Şerik anlattı; Simak'tan; Abdurrahman b. Abdullah b. Mesud'dan; babasından; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime kasten yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”

31. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ تَكْذِبُوا عَلَىَّ فَإِنَّ الْكَذِبَ عَلَىَّ يُولِجُ النَّارَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Amir b. Zürâra ve İsmail b. Musa anlattılar; dediler ki: Bize Şerik anlattı; Mansur'dan; Rib'î b. Hiraş'tan; Ali'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim üzerime yalan söylemeyin! Çünkü benim üzerime yalan söylemek, [insanı] ateşe sokar.”

32. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ - حَسِبْتُهُ قَالَ مُتَعَمِّدًا - فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Rumh el-Mısrî anlattı; Bize Leys b. Sa'd anlattı; İbn Şihab'dan; Enes b. Malik'ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime —zannedersem ‘kasten’ dedi— yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”

33. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Hayseme Züheyr b. Harb anlattı; Bize Hüşeym anlattı; Ebu'z-Zübeyr'den; Cabir'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime kasten yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”

34. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ تَقَوَّلَ عَلَىَّ مَا لَمْ أَقُلْ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Muhammed b. Bişr anlattı; Muhammed b. Amr'dan; Ebu Seleme'den; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime söylemediğim bir şeyi uydurursa, ateşteki yerine hazırlansın.”

35. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَعْلَى التَّيْمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ عَلَى هَذَا الْمِنْبَرِ ‏ "‏ إِيَّاكُمْ وَكَثْرَةَ الْحَدِيثِ عَنِّي فَمَنْ قَالَ عَلَىَّ فَلْيَقُلْ حَقًّا أَوْ صِدْقًا وَمَنْ تَقَوَّلَ عَلَىَّ مَا لَمْ أَقُلْ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Yahya b. Ya'lâ et-Teymî anlattı; Muhammed b. İshak'tan; Ma'bed b. Ka'b'den; Ebu Katade'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i bu minber üzerinde şöyle buyururken işittim: “Benden çok hadis nakletmekten sakının! Kim benim adıma konuşursa ancak hakkı veya doğruyu söylesin. Kim benim üzerime söylemediğim bir şeyi uydurursa, ateşteki yerine hazırlansın.”

36. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ أَبِي صَخْرَةَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قُلْتُ لِلزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ مَا لِيَ لاَ أَسْمَعُكَ تُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَمَا أَسْمَعُ ابْنَ مَسْعُودٍ وَفُلاَنًا وَفُلاَنًا قَالَ أَمَا إِنِّي لَمْ أُفَارِقْهُ مُنْذُ أَسْلَمْتُ وَلَكِنِّي سَمِعْتُ مِنْهُ كَلِمَةً يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Muhammed b. Beşşar anlattılar; dediler ki: Bize Gunder Muhammed b. Cafer anlattı; Bize Şu'be anlattı; Cami b. Şeddad Ebu Sahra'dan; Amir b. Abdullah b. Zübeyr'den; babasından; dedi ki: “Zübeyr b. Avvam'a dedim ki: ‘Neden seni, İbn Mesud'u, falanı ve falanı duyduğum gibi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadis anlatırken duymuyorum?’ Dedi ki: ‘Haberin olsun, ben Müslüman olduğumdan beri ondan hiç ayrılmadım. Lakin ondan şöyle buyurduğu bir söz işittim: “Kim benim üzerime kasten yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”’”

37. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Süveyd b. Said anlattı; Bize Ali b. Müshir anlattı; Mutarrif'ten; Atiyye'den; Ebu Said'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime kasten yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”

38. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ هَاشِمٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ حَدَّثَ عَنِّي حَدِيثًا وَهُوَ يُرَى أَنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Ali b. Haşim anlattı; İbn Ebi Leyla'dan; Hakem'den; Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan; Ali'den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: “Kim benden yalan olduğu görülen bir hadis naklederse, o da iki yalancıdan biridir.”

39. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ حَدَّثَ عَنِّي حَدِيثًا وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Veki' anlattı; [H] Ve bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Muhammed b. Cafer anlattı; dediler ki: Bize Şu'be anlattı; Hakem'den; Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan; Semure b. Cündeb'den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: “Kim benden yalan olduğu görülen bir hadis naklederse, o da iki yalancıdan biridir.”

40. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ رَوَى عَنِّي حَدِيثًا وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنْبَأَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، عَنْ شُعْبَةَ، مِثْلَ حَدِيثِ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ ‏.‏

Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Muhammed b. Fudayl anlattı; A'meş'ten; Hakem'den; Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan; Ali'den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: “Kim benden yalan olduğu görülen bir hadis rivayet ederse, o da iki yalancıdan biridir.” Bize Muhammed b. Abdullah anlattı; Bize Hasan b. Musa el-Eşyeb haber verdi; Şu'be'den; Semure b. Cündeb'in hadisinin misli [rivayet edildi].

41. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أَبِي شَبِيبٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ حَدَّثَ عَنِّي بِحَدِيثٍ وَهُوَ يَرَى أَنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أَحَدُ الْكَاذِبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Veki' anlattı; Süfyan'dan; Habib b. Ebi Sabit'ten; Meymun b. Ebi Şebib'den; Muğire b. Şu'be'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benden yalan olduğu görülen bir hadis naklederse, o da iki yalancıdan biridir.”

42. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ بَشِيرِ بْنِ ذَكْوَانَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْعَلاَءِ، - يَعْنِي ابْنَ زَبْرٍ - حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي الْمُطَاعِ، قَالَ سَمِعْتُ الْعِرْبَاضَ بْنَ سَارِيَةَ، يَقُولُ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ذَاتَ يَوْمٍ فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً وَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ وَذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَعَظْتَنَا مَوْعِظَةَ مُوَدِّعٍ فَاعْهَدْ إِلَيْنَا بِعَهْدٍ فَقَالَ ‏ "‏ عَلَيْكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ عَبْدًا حَبَشِيًّا وَسَتَرَوْنَ مِنْ بَعْدِي اخْتِلاَفًا شَدِيدًا فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ وَإِيَّاكُمْ وَالأُمُورَ الْمُحْدَثَاتِ فَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ahmed b. Beşir b. Zekvân ed-Dımaşkî anlattı; Bize Velid b. Müslim anlattı; Bize Abdullah b. el-Alâ —yani İbn Zebr— anlattı; Bana Yahya b. Ebi'l-Müta' anlattı; dedi ki: İrbad b. Sariye'yi şöyle derken işittim: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün içimizde ayağa kalktı ve bize çok tesirli bir vaaz verdi. Öyle ki kalpler ondan titredi, gözler ondan yaşardı. Denildi ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bize veda eden birinin vaazını verdin. Bize bir tavsiyede bulun.’ Buyurdu ki: ‘Size Allah'tan korkmayı, dinleyip itaat etmeyi tavsiye ederim; başınıza Habeşli bir köle geçse bile. Benden sonra [yaşayanlarınız] çok şiddetli bir ihtilaf görecekler. O halde size benim sünnetim ve hidayet üzere olan Raşid Halifelerin sünneti gerekir. Onlara sımsıkı sarılın, azı dişlerinizle yapışın. Sonradan çıkarılan işlerden sakının. Çünkü her bid'at sapıklıktır.’”

43. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ بِشْرِ بْنِ مَنْصُورٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ السَّوَّاقُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ ضَمْرَةَ بْنِ حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو السَّلَمِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ الْعِرْبَاضَ بْنَ سَارِيَةَ، يَقُولُ وَعَظَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَوْعِظَةً ذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ وَوَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذِهِ لَمَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ فَمَاذَا تَعْهَدُ إِلَيْنَا قَالَ ‏ "‏ قَدْ تَرَكْتُكُمْ عَلَى الْبَيْضَاءِ لَيْلُهَا كَنَهَارِهَا لاَ يَزِيغُ عَنْهَا بَعْدِي إِلاَّ هَالِكٌ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اخْتِلاَفًا كَثِيرًا فَعَلَيْكُمْ بِمَا عَرَفْتُمْ مِنْ سُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ وَعَلَيْكُمْ بِالطَّاعَةِ وَإِنْ عَبْدًا حَبَشِيًّا فَإِنَّمَا الْمُؤْمِنُ كَالْجَمَلِ الأَنِفِ حَيْثُمَا قِيدَ انْقَادَ ‏"‏ ‏.‏

Bize İsmail b. Bişr b. Mansur ve İshak b. İbrahim es-Sevvâk anlattılar; dediler ki: Bize Abdurrahman b. Mehdi anlattı; Muaviye b. Salih'ten; Damre b. Habib'den; Abdurrahman b. Amr es-Sülemî'den; onun İrbad b. Sariye'yi şöyle derken işittiği [nakledildi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize öyle bir vaaz verdi ki, gözler ondan yaşardı, kalpler ondan titredi. Dedik ki: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Şüphesiz bu veda eden birinin vaazıdır. Bize ne tavsiye edersin?’ Buyurdu ki: ‘Ben sizi, gecesi gündüzü gibi [aydınlık] olan bembeyaz bir yol üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helak olan ondan sapar. Sizden kim yaşarsa çok ihtilaf görecektir. O halde bildiğiniz sünnetime ve hidayet üzere olan Raşid Halifelerin sünnetine sarılın. Onlara azı dişlerinizle yapışın. Ve itaat edin; [başınızdaki] Habeşli bir köle olsa bile. Şüphesiz mümin, burnuna halka takılmış [uysal] deve gibidir; nereye çekilirse oraya gider.’”

44. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ الصَّبَّاحِ الْمِسْمَعِيُّ، حَدَّثَنَا ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ الْعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ، قَالَ صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَةَ الصُّبْحِ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَوَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً ‏.‏ فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Yahya b. Hakim anlattı; Bize Abdulmelik b. es-Sabbah el-Mismaî anlattı; Bize Sevr b. Yezid anlattı; Halid b. Ma'dan'dan; Abdurrahman b. Amr'dan; İrbad b. Sariye'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize sabah namazını kıldırdı. Sonra yüzünü bize döndü ve bize çok tesirli bir vaaz verdi.” [Ravi] hadisin benzerini zikretti.

45. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ ثَابِتٍ الْجَحْدَرِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا خَطَبَ احْمَرَّتْ عَيْنَاهُ وَعَلاَ صَوْتُهُ وَاشْتَدَّ غَضَبُهُ كَأَنَّهُ مُنْذِرُ جَيْشٍ يَقُولُ ‏"‏ صَبَّحَكُمْ مَسَّاكُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَيَقُولُ ‏"‏ بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ وَيَقْرِنُ بَيْنَ إِصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى ثُمَّ يَقُولُ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ خَيْرَ الأُمُورِ كِتَابُ اللَّهِ وَخَيْرَ الْهَدْىِ هَدْىُ مُحَمَّدٍ وَشَرَّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَكَانَ يَقُولُ ‏"‏ مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلأَهْلِهِ وَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيَاعًا فَعَلَىَّ وَإِلَىَّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Süveyd b. Said ve Ahmed b. Sabit el-Cahderî anlattılar; dediler ki: Bize Abdulvehhab es-Sekafî anlattı; Cafer b. Muhammed'den; babasından; Cabir b. Abdullah'tan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verdiği zaman gözleri kızarır, sesi yükselir ve öfkesi şiddetlenirdi. Sanki o, bir orduyu uyaran ve ‘Düşman sabah veya akşam baskın yapacak!’ diyen bir kimse gibi olurdu. Ve şöyle buyururdu: ‘Ben ve kıyamet şu ikisi gibi gönderildik.’ Ve işaret parmağı ile orta parmağını birleştirirdi. Sonra şöyle buyururdu: ‘Bundan sonra; şüphesiz sözlerin en hayırlısı Allah'ın Kitabı'dır. Yolların en hayırlısı Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır. Ve her bid'at sapıklıktır.’ Ve şöyle buyururdu: ‘Kim bir mal bırakırsa, o ailesine aittir. Kim bir borç veya bakıma muhtaç çoluk çocuk bırakırsa, onun sorumluluğu bana aittir ve bana gelmelidir.’”

46. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ الْمَدَنِيُّ أَبُو عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا هُمَا اثْنَتَانِ الْكَلاَمُ وَالْهَدْىُ فَأَحْسَنُ الْكَلاَمِ كَلاَمُ اللَّهِ وَأَحْسَنُ الْهَدْىِ هَدْىُ مُحَمَّدٍ أَلاَ وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الأُمُورِ فَإِنَّ شَرَّ الأُمُورِ مُحْدَثَاتُهَا وَكُلُّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَكُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ أَلاَ لاَ يَطُولَنَّ عَلَيْكُمُ الأَمَدُ فَتَقْسُوَ قُلُوبُكُمْ أَلاَ إِنَّ مَا هُوَ آتٍ قَرِيبٌ وَإِنَّمَا الْبَعِيدُ مَا لَيْسَ بِآتٍ أَلاَ إِنَّ الشَّقِيَّ مَنْ شَقِيَ فِي بَطْنِ أُمِّهِ وَالسَّعِيدَ مَنْ وُعِظَ بِغَيْرِهِ أَلاَ إِنَّ قِتَالَ الْمُؤْمِنِ كُفْرٌ وَسِبَابُهُ فُسُوقٌ وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثٍ أَلاَ وَإِيَّاكُمْ وَالْكَذِبَ فَإِنَّ الْكَذِبَ لاَ يَصْلُحُ بِالْجِدِّ وَلاَ بِالْهَزْلِ وَلاَ يَعِدِ الرَّجُلُ صَبِيَّهُ ثُمَّ لاَ يَفِيَ لَهُ فَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ وَإِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَإِنَّهُ يُقَالُ لِلصَّادِقِ صَدَقَ وَبَرَّ ‏.‏ وَيُقَالُ لِلْكَاذِبِ كَذَبَ وَفَجَرَ ‏.‏ أَلاَ وَإِنَّ الْعَبْدَ يَكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ubeyd b. Meymun el-Medenî Ebu Ubeyd anlattı; Bize babam anlattı; Muhammed b. Cafer b. Ebi Kesir'den; Musa b. Ukbe'den; Ebu İshak'tan; Ebu'l-Ahvas'tan; Abdullah b. Mesud'dan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz şu ikisi vardır: Söz ve yol. Sözlerin en güzeli Allah'ın kelamıdır. Yolların en güzeli Muhammed'in yoludur. Dikkat edin! İşlerin sonradan uydurulanlarından sakının. Çünkü işlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır. Her sonradan uydurulan şey bid'attır ve her bid'at sapıklıktır. Dikkat edin! Aradan geçen zaman size uzun gelmesin, yoksa kalpleriniz katılaşır. Dikkat edin! Gelecek olan her şey yakındır. Uzak olan ise gelmeyecek olandır. Dikkat edin! Şaki, annesinin karnında şaki olandır. Said ise başkasından öğüt alandır. Dikkat edin! Müminle savaşmak küfür, ona sövmek fısktır. Bir Müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helal değildir. Dikkat edin! Yalandan sakının. Çünkü yalanın ciddisi de şakası da doğru değildir. Kişi çocuğuna bir şey vaat edip sonra onu yerine getirmemezlik etmesin. Çünkü yalan fücura götürür, fücur da ateşe götürür. Doğruluk ise iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür. Doğru söyleyen için ‘Doğru söyledi ve iyi yaptı’ denilir. Yalancı için ise ‘Yalan söyledi ve kötülük yaptı’ denilir. Dikkat edin! Kul yalan söylemeye devam eder, sonunda Allah katında ‘çok yalancı’ olarak yazılır.”

47. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ خِدَاشٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ ثَابِتٍ الْجَحْدَرِيُّ، وَيَحْيَى بْنُ حَكِيمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ تَلاَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ هَذِهِ الآيَةَ {هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ}‏ إِلَى قَوْلِهِ {‏وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُولُو الأَلْبَابِ‏}‏ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ إِذَا رَأَيْتُمُ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِيهِ فَهُمُ الَّذِينَ عَنَاهُمُ اللَّهُ فَاحْذَرُوهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Halid b. Hidaş anlattı; Bize İsmail İbn Uleyye anlattı; Bize Eyyub anlattı; [H] Ve bize Ahmed b. Sabit el-Cahderî ve Yahya b. Hakim anlattılar; dediler ki: Bize Abdulvehhab anlattı; Bize Eyyub anlattı; Abdullah b. Ebi Müleyke'den; Aişe'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: { Kitabı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem ayetlerdir ki bunlar Kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihlerdir... } ta ki { ...ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. } sözüne kadar. Sonra buyurdu ki: “Ey Aişe! Onda [Kur'an hakkında] mücadele edenleri gördüğünüz zaman, [bilin ki] işte onlar Allah'ın kastettiği kimselerdir. Onlardan sakının.”

48. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، ح وَحَدَّثَنَا حَوْثَرَةُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي غَالِبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ مَا ضَلَّ قَوْمٌ بَعْدَ هُدًى كَانُوا عَلَيْهِ إِلاَّ أُوتُوا الْجَدَلَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ}‏ ‏.‏

Bize Ali b. el-Münzir anlattı; Bize Muhammed b. Fudayl anlattı; [H] Ve bize Hevsere b. Muhammed anlattı; Bize Muhammed b. Bişr anlattı; dediler ki: Bize Haccac b. Dinar anlattı; Ebu Galib'den; Ebu Umame'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kavim, üzerinde bulundukları hidayetten sonra sapıttıysa, bu ancak onlara cedel [tartışma] verilmesi sebebiyledir.” Sonra şu ayeti okudu: { ...Bilakis onlar düşman [tartışmacı] bir topluluktur. }

49. Hadis

حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْعَسْكَرِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ أَبُو هَاشِمٍ بْنُ أَبِي خِدَاشٍ الْمَوْصِلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِحْصَنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَبِي عَبْلَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الدَّيْلَمِيِّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلاَ صَلاَةً وَلاَ صَدَقَةً وَلاَ حَجًّا وَلاَ عُمْرَةً وَلاَ جِهَادًا وَلاَ صَرْفًا وَلاَ عَدْلاً يَخْرُجُ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا تَخْرُجُ الشَّعَرَةُ مِنَ الْعَجِينِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Davud b. Süleyman el-Askerî anlattı; Bize Muhammed b. Ali Ebu Haşim b. Ebi Hidaş el-Mevsılî anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Mihsan anlattı; İbrahim b. Ebi Able'den; Abdullah b. Deylemî'den; Huzeyfe'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, bid'at sahibinin ne orucunu, ne namazını, ne sadakasını, ne haccını, ne umresini, ne cihadını, ne farzını ne de nafilesini kabul eder. O, kılın hamurdan çekildiği gibi İslam'dan çıkar.”

50. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مَنْصُورٍ الْخَيَّاطُ، عَنْ أَبِي زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْمُغِيرَةِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَبَى اللَّهُ أَنْ يَقْبَلَ عَمَلَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حَتَّى يَدَعَ بِدْعَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Said anlattı; Bize Bişr b. Mansur el-Hayyât anlattı; Ebu Zeyd'den; Ebu'l-Muğire'den; Abdullah b. Abbas'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, bid'at sahibinin amelini, bid'atini terk edinceye kadar kabul etmez.”

51. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، وَهَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ وَرْدَانَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَهُوَ بَاطِلٌ بُنِيَ لَهُ قَصْرٌ فِي رَبَضِ الْجَنَّةِ وَمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَهُوَ مُحِقٌّ بُنِيَ لَهُ فِي وَسَطِهَا وَمَنْ حَسَّنَ خُلُقَهُ بُنِيَ لَهُ فِي أَعْلاَهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdurrahman b. İbrahim ed-Dımaşkî ve Harun b. İshak anlattılar; dediler ki: Bize İbn Ebi Füdeyk anlattı; Seleme b. Verdan'dan; Enes b. Malik'ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim batıl olduğu halde yalanı terk ederse, ona cennetin kenarında bir köşk bina edilir. Kim haklı olduğu halde tartışmayı terk ederse, ona cennetin ortasında bir köşk bina edilir. Kim de ahlakını güzelleştirirse, ona cennetin en yükseğinde bir köşk bina edilir.”

52. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، وَعَبْدَةُ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ ح وَحَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَحَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، وَشُعَيْبُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنَ النَّاسِ وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ فَإِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Küreyb Muhammed b. el-Alâ anlattı; Bize Abdullah b. İdris, Abde, Ebu Muaviye, Abdullah b. Nümeyr ve Muhammed b. Bişr anlattılar; [H] Ve bize Süveyd b. Said anlattı; Bize Ali b. Müshir, Malik b. Enes, Hafs b. Meysere ve Şuayb b. İshak anlattılar; Hişam b. Urve'den; babasından; Abdullah b. Amr b. el-As'tan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah ilmi, insanlardan çekip alarak kabzetmez. Lakin ilmi, âlimleri kabzederek [onların canını alarak] kabzeder. Öyle ki hiçbir âlim bırakmadığı zaman, insanlar cahil başlar edinirler. Onlara soru sorulur, onlar da bilgisizce fetva verirler. Böylece hem sapıtırlar hem de saptırırlar.”

53. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو هَانِئٍ، حُمَيْدُ بْنُ هَانِئٍ الْخَوْلاَنِيُّ عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، مُسْلِمِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ أُفْتِيَ بِفُتْيَا غَيْرَ ثَبَتٍ فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى مَنْ أَفْتَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Abdullah b. Yezid anlattı; Said b. Ebi Eyyub'dan; Bana Ebu Hani Humeyd b. Hani el-Havlânî anlattı; Ebu Osman Müslim b. Yesar'dan; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kime delile dayanmayan bir fetva verilirse, bunun günahı ancak ona o fetvayı veren kimseyedir.”

54. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنِي رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، وَجَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، عَنِ ابْنِ أَنْعُمٍ، - هُوَ الإِفْرِيقِيُّ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ الْعِلْمُ ثَلاَثَةٌ فَمَا وَرَاءَ ذَلِكَ فَهُوَ فَضْلٌ آيَةٌ مُحْكَمَةٌ أَوْ سُنَّةٌ قَائِمَةٌ أَوْ فَرِيضَةٌ عَادِلَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Alâ el-Hemdânî anlattı; Bana Rişdin b. Sa'd ve Cafer b. Avn anlattılar; İbn En'um'dan —ki o el-İfrikî'dir—; Abdurrahman b. Rafi'den; Abdullah b. Amr'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İlim üçtür. Bunların dışındakiler fazlalıktır: Muhkem bir ayet, kaim [sabit] bir sünnet veya adil bir fariza.”

55. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ حَمَّادٍ، سَجَّادَةُ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الأَمَوِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ نُسَىٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، قَالَ لَمَّا بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى الْيَمَنِ قَالَ ‏ "‏ لاَ تَقْضِيَنَّ وَلاَ تَفْصِلَنَّ إِلاَّ بِمَا تَعْلَمُ فَإِنْ أَشْكَلَ عَلَيْكَ أَمْرٌ فَقِفْ حَتَّى تُبَيِّنَهُ أَوْ تَكْتُبَ إِلَىَّ فِيهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hasan b. Hammad —Seccâde— anlattı; Bize Yahya b. Said el-Emevî anlattı; Muhammed b. Said b. Hassan'dan; Ubade b. Nüseyy'den; Abdurrahman b. Ganm'dan; Bize Muaz b. Cebel anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen'e gönderdiği zaman şöyle buyurdu: “Bildiklerinden başkasıyla sakın hüküm verme ve [meseleleri] çözme. Eğer sana bir iş zor gelirse, o iş açıklığa kavuşuncaya veya o konuda bana yazıncaya kadar dur.”

56. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الرِّجَالِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَمْرٍو الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ عَبْدَةَ بْنِ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لَمْ يَزَلْ أَمْرُ بَنِي إِسْرَائِيلَ مُعْتَدِلاً حَتَّى نَشَأَ فِيهِمُ الْمُوَلَّدُونَ أَبْنَاءُ سَبَايَا الأُمَمِ فَقَالُوا بِالرَّأْىِ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Süveyd b. Said anlattı; Bize İbn Ebi'r-Rical anlattı; Abdurrahman b. Amr el-Evzâî'den; Abde b. Ebi Lübabe'den; Abdullah b. Amr b. el-As'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “İsrailoğulları'nın işleri, içlerinde 'Müvelledûn' [yani] başka milletlerden esir alınanların çocukları yetişinceye kadar dengeli [doğru] gitmeye devam etti. Onlar kendi görüşleriyle [rey ile] konuştular; böylece hem saptılar hem de saptırdılar.”

57. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ الطَّنَافِسِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسِتُّونَ أَوْ سَبْعُونَ بَابًا أَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَأَرْفَعُهَا قَوْلُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، ح وَحَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed et-Tanafisî anlattı; Bize Veki' anlattı; Bize Süfyan anlattı; Süheyl b. Ebi Salih'ten; Abdullah b. Dinar'dan; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İman, altmış küsur veya yetmiş küsur şubedir [kapıdır]. En aşağısı yoldan eziyet veren şeyi kaldırmaktır. En yükseği ise ‘Lâ ilâhe illallah’ sözüdür. Haya da imandan bir şubedir.” Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Ebu Halid el-Ahmer anlattı; İbn Aclan'dan; [H] Ve bize Amr b. Rafi anlattı; Bize Cerir anlattı; Süheyl'den; hepsi Abdullah b. Dinar'dan; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; hadisin benzeri [rivayet edildi].

58. Hadis

حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَجُلاً يَعِظُ أَخَاهُ فِي الْحَيَاءِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْحَيَاءَ شُعْبَةٌ مِنَ الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Sehl b. Ebi Sehl ve Muhammed b. Abdullah b. Yezid anlattılar; dediler ki: Bize Süfyan anlattı; Zühri'den; Salim'den; babasından; dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, kardeşine haya konusunda öğüt veren [onu çok utangaç olmakla kınayan] bir adamı işitti ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz haya imandan bir şubedir.”

59. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ كِبْرٍ وَلاَ يَدْخُلُ النَّارَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Süveyd b. Said anlattı; Bize Ali b. Müshir anlattı; A'meş'ten; [H] Ve bize Ali b. Meymun er-Rakkî anlattı; Bize Said b. Mesleme anlattı; A'meş'ten; İbrahim'den; Alkame'den; Abdullah'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete girmez. Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan kimse de ateşe girmez.”

60. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ إِذَا خَلَّصَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ مِنَ النَّارِ وَأَمِنُوا فَمَا مُجَادَلَةُ أَحَدِكُمْ لِصَاحِبِهِ فِي الْحَقِّ يَكُونُ لَهُ فِي الدُّنْيَا أَشَدَّ مُجَادَلَةً مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لِرَبِّهِمْ فِي إِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ أُدْخِلُوا النَّارَ ‏.‏ قَالَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِخْوَانُنَا كَانُوا يُصَلُّونَ مَعَنَا وَيَصُومُونَ مَعَنَا وَيَحُجُّونَ مَعَنَا فَأَدْخَلْتَهُمُ النَّارَ ‏.‏ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَأَخْرِجُوا مَنْ عَرَفْتُمْ مِنْهُمْ فَيَأْتُونَهُمْ فَيَعْرِفُونَهُمْ بِصُوَرِهِمْ لاَ تَأْكُلُ النَّارُ صُوَرَهُمْ فَمِنْهُمْ مَنْ أَخَذَتْهُ النَّارُ إِلَى أَنْصَافِ سَاقَيْهِ وَمِنْهُمْ مَنْ أَخَذَتْهُ إِلَى كَعْبَيْهِ فَيُخْرِجُونَهُمْ فَيَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرَجْنَا مَنْ قَدْ أَمَرْتَنَا ‏.‏ ثُمَّ يَقُولُ أَخْرِجُوا مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ وَزْنُ دِينَارٍ مِنَ الإِيمَانِ ثُمَّ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ وَزْنُ نِصْفِ دِينَارٍ ثُمَّ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَمَنْ لَمْ يُصَدِّقْ هَذَا فَلْيَقْرَأْ {إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِنْ لَدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا}‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya anlattı; Bize Abdurrazzak anlattı; Bize Ma'mer haber verdi; Zeyd b. Eslem'den; Ata b. Yesar'dan; Ebu Said el-Hudrî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah müminleri ateşten kurtarıp da onlar güvene kavuştukları zaman; sizden birinizin dünyada hakkını almak için arkadaşıyla mücadelesi, müminlerin ateşe sokulan kardeşleri için Rablerine karşı verecekleri mücadeleden daha şiddetli değildir. Derler ki: ‘Rabbimiz! Kardeşlerimiz bizimle namaz kılar, bizimle oruç tutar ve bizimle haccederlerdi. Sen onları ateşe soktun.’ Allah buyurur ki: ‘Gidin, onlardan tanıdıklarınızı çıkarın.’ Onlara gelirler ve onları suretlerinden tanırlar. Ateş onların suretlerini yememiştir. Onlardan kimini ateş baldırlarının yarısına kadar, kimini de topuklarına kadar yakalamıştır. Onları çıkarırlar ve derler ki: ‘Rabbimiz! Bize emrettiklerini çıkardık.’ Sonra Allah buyurur ki: ‘Kalbinde bir dinar ağırlığınca iman olanı çıkarın.’ Sonra: ‘Kalbinde yarım dinar ağırlığınca iman olanı çıkarın.’ Sonra: ‘Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman olanı çıkarın.’” Ebu Said dedi ki: Kim bunu tasdik etmezse şu ayeti okusun: { Şüphesiz Allah zerre ağırlığınca haksızlık yapmaz. Eğer bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir. }

61. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ نَجِيحٍ، - وَكَانَ ثِقَةً - عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ جُنْدُبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَنَحْنُ فِتْيَانٌ حَزَاوِرَةٌ فَتَعَلَّمْنَا الإِيمَانَ قَبْلَ أَنْ نَتَعَلَّمَ الْقُرْآنَ ثُمَّ تَعَلَّمْنَا الْقُرْآنَ فَازْدَدْنَا بِهِ إِيمَانًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Necîh —ki o güvenilirdi— anlattı; Ebû İmrân el-Cevnî’den; Cündeb b. Abdullah’tan; dedi ki: “Biz, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik ve biz ergenlik çağına yaklaşmış gençlerdik. Kur’ân’ı öğrenmeden önce îmânı öğrendik. Sonra Kur’ân’ı öğrendik de onunla îmânımızı artırdık.”

62. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ نِزَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ صِنْفَانِ مِنْ هَذِهِ الأُمَّةِ لَيْسَ لَهُمَا فِي الإِسْلاَمِ نَصِيبٌ الْمُرْجِئَةُ وَالْقَدَرِيَّةُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Fudayl anlattı; dedi ki: Bize Ali b. Nizâr anlattı; babasından; İkrime’den; İbn Abbâs’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu ümmetten iki sınıf vardır ki onların İslam’da bir nasibi yoktur: Mürcie ve Kaderiye.”

63. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ كَهْمَسِ بْنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَجَاءَ رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ شَدِيدُ سَوَادِ شَعَرِ الرَّأْسِ لاَ يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ وَلاَ يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ ‏.‏ قَالَ فَجَلَسَ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَسْنَدَ رُكْبَتَهُ إِلَى رُكْبَتِهِ وَوَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى فَخِذَيْهِ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مَا الإِسْلاَمُ قَالَ ‏"‏ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَإِقَامُ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ وَصَوْمُ رَمَضَانَ وَحَجُّ الْبَيْتِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ فَعَجِبْنَا مِنْهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مَا الإِيمَانُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَكُتُبِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ فَعَجِبْنَا مِنْهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ يَا مُحَمَّدُ مَا الإِحْسَانُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنَّكَ إِنْ لاَ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَتَى السَّاعَةُ قَالَ ‏"‏ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَا أَمَارَتُهَا قَالَ ‏"‏ أَنْ تَلِدَ الأَمَةُ رَبَّتَهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكِيعٌ يَعْنِي تَلِدُ الْعَجَمُ الْعَرَبَ ‏"‏ وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبِنَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ قَالَ فَلَقِيَنِي النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَعْدَ ثَلاَثٍ فَقَالَ ‏"‏ أَتَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ مَعَالِمَ دِينِكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; Kehmess b. el-Hasan’dan; Abdullah b. Büreyde’den; Yahyâ b. Ya’mer’den; İbn Ömer’den; Ömer’den; dedi ki: “Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyorduk. Derken elbiseleri bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve bizden kimsenin tanımadığı bir adam geldi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı ve ellerini uyluklarının üzerine koydu. Sonra: ‘Ey Muhammed! İslam nedir?’ dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve Beyt’i hac etmendir’ buyurdu. Adam: ‘Doğru söyledin’ dedi. Biz onun hem sorup hem de tasdik etmesine şaşırdık. Sonra: ‘Ey Muhammed! İman nedir?’ dedi. Resûlullah: ‘Allah’a, meleklerine, resûllerine, kitaplarına, ahiret gününe, kaderin hayrına ve şerrine iman etmendir’ buyurdu. Adam: ‘Doğru söyledin’ dedi. Biz yine onun hem sorup hem de tasdik etmesine şaşırdık. Sonra: ‘Ey Muhammed! İhsan nedir?’ dedi. Resûlullah: ‘Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir’ buyurdu. Adam: ‘Peki, Kıyamet ne zaman?’ dedi. Resûlullah: ‘Bu konuda kendisine sorulan, sorandan daha bilgili değildir’ buyurdu. Adam: ‘Peki, onun alametleri nelerdir?’ dedi. Resûlullah: ‘Cariyenin hanımefendisini doğurmasıdır’ buyurdu. Vekî’ dedi ki: Yani acemlerin Arapları doğurmasıdır. [Resûlullah devamla:] ‘Ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapımında birbirleriyle yarıştmalarını görmendir’ buyurdu. Sonra adam gitti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem üç gün sonra benimle karşılaştı ve: ‘O adamın kim olduğunu biliyor musun?’ dedi. Ben: ‘Allah ve Resûlü en iyi bilir’ dedim. Buyurdu ki: ‘O Cebrail’di; size dininizin esaslarını öğretmek için gelmişti.’”

64. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَوْمًا بَارِزًا لِلنَّاسِ ‏.‏ فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الإِيمَانُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَلِقَائِهِ وَتُؤْمِنَ بِالْبَعْثِ الآخِرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الإِسْلاَمُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ الْمَفْرُوضَةَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الإِحْسَانُ قَالَ ‏"‏ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنَّكَ إِنْ لاَ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَتَى السَّاعَةُ قَالَ ‏"‏ مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ وَلَكِنْ سَأُحَدِّثُكَ عَنْ أَشْرَاطِهَا إِذَا وَلَدَتِ الأَمَةُ رَبَّتَهَا فَذَلِكَ مِنْ أَشْرَاطِهَا وَإِذَا تَطَاوَلَ رِعَاءُ الْغَنَمِ فِي الْبُنْيَانِ فَذَلِكَ مِنْ أَشْرَاطِهَا فِي خَمْسٍ لاَ يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ فَتَلاَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ {إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ‏}‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl İbn Uleyye anlattı; Ebû Hayyân’dan; Ebû Zür’a’dan; Ebû Hureyre’den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün insanların görebileceği bir yerde oturuyordu. Derken ona bir adam geldi ve: ‘Ey Allah’ın Resûlü! İman nedir?’ dedi. Resûlullah: ‘Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resûllerine, O’na kavuşmaya iman etmen ve son dirilişe iman etmendir’ buyurdu. Adam: ‘Ey Allah’ın Resûlü! İslam nedir?’ dedi. Resûlullah: ‘Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmaman, farz namazı dosdoğru kılman, farz zekâtı vermen ve Ramazan orucunu tutmandır’ buyurdu. Adam: ‘Ey Allah’ın Resûlü! İhsan nedir?’ dedi. Resûlullah: ‘Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir’ buyurdu. Adam: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman?’ dedi. Resûlullah: ‘Bu konuda kendisine sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Ancak sana onun alametlerini söyleyeceğim: Cariyenin hanımefendisini doğurduğu zaman; işte bu onun alametlerindendir. Koyun çobanları bina yapımında yarıştıkları zaman; işte bu da onun alametlerindendir. [Kıyamet ilmi] Allah’tan başka kimsenin bilmediği beş şeyin içindedir’ buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: {إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ} “Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Ve hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.””

65. Hadis

حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ صَالِحٍ أَبُو الصَّلْتِ الْهَرَوِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُوسَى الرِّضَا، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ الإِيمَانُ مَعْرِفَةٌ بِالْقَلْبِ وَقَوْلٌ بِاللِّسَانِ وَعَمَلٌ بِالأَرْكَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الصَّلْتِ لَوْ قُرِئَ هَذَا الإِسْنَادُ عَلَى مَجْنُونٍ لَبَرَأَ ‏.‏

Bize Sehl b. Ebî Sehl ve Muhammed b. İsmâîl anlattılar; dediler ki: Bize Abdüsselâm b. Sâlih Ebu’s-Salt el-Herevî anlattı; dedi ki: Bize Ali b. Mûsâ er-Rızâ anlattı; babasından; Ca’fer b. Muhammed’den; babasından; Ali b. el-Hüseyin’den; babasından; Ali b. Ebî Tâlib’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İman; kalp ile bilmek (tasdik etmek), dil ile söylemek (ikrar etmek) ve rükünlerle (uzuvlarla) amel etmektir.” Ebu’s-Salt dedi ki: “Eğer bu isnad bir deliye okunsaydı mutlaka iyileşirdi.”

66. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ - أَوْ قَالَ لِجَارِهِ - مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; dedi ki: Bize Şu’be anlattı; dedi ki: Katâde’yi, Enes b. Mâlik’ten naklederken işittim; [Enes] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, kendisi için sevdiğini kardeşi için —veya komşusu için dedi— sevmedikçe iman etmiş olmaz.”

67. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَلَدِهِ وَوَالِدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; dedi ki: Bize Şu’be anlattı; dedi ki: Katâde’den işittim; Enes b. Mâlik’ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, ben kendisine çocuğundan, babasından ve insanların hepsinden daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.”

68. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى شَىْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ ve Ebû Muâviye anlattılar; A’meş’ten; Ebû Sâlih’ten; Ebû Hureyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi göstereyim mi? Aranızda selamı yayınız.”

69. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ سِبَابُ الْمُسْلِمِ فُسُوقٌ وَقِتَالُهُ كُفْرٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; dedi ki: Bize Affân anlattı; dedi ki: Bize Şu’be anlattı; A’meş’ten; (H) Ve bize Hişâm b. Ammâr anlattı; dedi ki: Bize Îsâ b. Yûnus anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Ebû Vâil’den; Abdullah’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümana sövmek fâsıklık, onunla savaşmak ise küfürdür.”

70. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ مَنْ فَارَقَ الدُّنْيَا عَلَى الإِخْلاَصِ لِلَّهِ وَحْدَهُ وَعِبَادَتِهِ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ مَاتَ وَاللَّهُ عَنْهُ رَاضٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَنَسٌ وَهُوَ دِينُ اللَّهِ الَّذِي جَاءَتْ بِهِ الرُّسُلُ وَبَلَّغُوهُ عَنْ رَبِّهِمْ قَبْلَ هَرْجِ الأَحَادِيثِ وَاخْتِلاَفِ الأَهْوَاءِ وَتَصْدِيقُ ذَلِكَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فِي آخِرِ مَا نَزَلَ يَقُولُ اللَّهُ {فَإِنْ تَابُوا}‏ قَالَ خَلَعُوا الأَوْثَانَ وَعِبَادَتَهَا {وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ}‏ وَقَالَ فِي آيَةٍ أُخْرَى ‏{فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ}‏ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى الْعَبْسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ahmed anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ca’fer er-Râzî anlattı; er-Rabî’ b. Enes’ten; Enes b. Mâlik’ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim, tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’a halisane ibadet ederek, namazı dosdoğru kılarak ve zekâtı vererek dünyadan ayrılırsa, Allah kendisinden razı olduğu halde ölür.” Enes dedi ki: “Bu, sözlerin karışmasından ve hevaların ihtilafa düşmesinden önce, resûllerin getirdiği ve Rablerinden tebliğ ettikleri Allah’ın dinidir. Bunun doğrulaması Allah’ın Kitabı’nda, son inen ayetlerdedir. Allah buyuruyor ki: {فَإِنْ تَابُوا} “Eğer tevbe ederlerse” Enes dedi ki: Yani putları ve onlara tapınmayı terk ederlerse {وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ} “ve namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirlerse”. Ve bir başka ayette şöyle buyuruyor: {فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلاَةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ} “Eğer tevbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdirler”.” Bize Ebû Hâtim anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ el-Absî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ca’fer er-Râzî anlattı; er-Rabî’ b. Enes’ten; aynısını (nakletti).

71. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. el-Ezher anlattı; dedi ki: Bize Ebu’n-Nadr anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ca’fer anlattı; Yûnus’tan; Hasan’dan; Ebû Hureyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlarla; Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik edinceye, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum.”

72. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ بَهْرَامَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. el-Ezher anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Yûsuf anlattı; dedi ki: Bize Abdulhamîd b. Behrâm anlattı; Şehr b. Havşeb’den; Abdurrahman b. Ganm’dan; Muâz b. Cebel’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlarla; Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik edinceye, namazı dosdoğru kılıncaya ve zekâtı verinceye kadar savaşmakla emrolundum.”

73. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الرَّازِيُّ، أَنْبَأَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ اللَّيْثِيُّ، حَدَّثَنَا نِزَارُ بْنُ حَيَّانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَعَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ صِنْفَانِ مِنْ أُمَّتِي لَيْسَ لَهُمَا فِي الإِسْلاَمِ نَصِيبٌ أَهْلُ الإِرْجَاءِ وَأَهْلُ الْقَدَرِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâîl er-Râzî anlattı; bize Yûnus b. Muhammed haber verdi; dedi ki: Bize Abdullah b. Muhammed el-Leysî anlattı; dedi ki: Bize Nizâr b. Hayyân anlattı; İkrime’den; İbn Abbâs’tan ve Câbir b. Abdullah’tan; dediler ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki sınıf vardır ki onların İslam’da bir nasibi yoktur: İrcâ ehli ve Kader ehli.”

74. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ الْبُخَارِيُّ، سَعِيدُ بْنُ سَعْدٍ قَالَ حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ خَارِجَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عَيَّاشٍ - عَنْ عَبْدِ الْوَهَّابِ بْنِ مُجَاهِدٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَابْنِ، عَبَّاسٍ قَالاَ الإِيمَانُ يَزِيدُ وَيَنْقُصُ ‏.‏

Bize Ebû Osmân el-Buhârî Saîd b. Sa’d anlattı; dedi ki: Bize Heysem b. Hârice anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl —yani İbn Ayyaş— anlattı; Abdulvehhâb b. Mücâhid’den; Mücâhid’den; Ebû Hureyre ve İbn Abbâs’tan; dediler ki: “İman artar ve eksilir.”

75. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عُثْمَانَ الْبُخَارِيُّ، حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنِ الْحَارِثِ، - أَظُنُّهُ - عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ الإِيمَانُ يَزْدَادُ وَيَنْقُصُ ‏.‏

Bize Ebû Osmân el-Buhârî anlattı; dedi ki: Bize Heysem anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl anlattı; Cerîr b. Osmân’dan; Hâris’ten —zannımca— Mücâhid’den; Ebû Derdâ’dan; dedi ki: “İman artar ve eksilir.”

76. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَمُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ قَالَ ‏ "‏ يُجْمَعُ خَلْقُ أَحَدِكُمْ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ يَبْعَثُ اللَّهُ إِلَيْهِ الْمَلَكَ فَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ فَيَقُولُ اكْتُبْ عَمَلَهُ وَأَجَلَهُ وَرِزْقَهُ وَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ ‏.‏ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُهَا وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’, Muhammed b. Fudayl ve Ebû Muâviye anlattılar; (H) Ve bize Ali b. Meymûn er-Rakkî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye ve Muhammed b. Ubeyd anlattılar; A’meş’ten; Zeyd b. Vehb’den; dedi ki: Abdullah b. Mes’ûd dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem —ki o doğru söyleyen ve kendisine doğru söylenen idi— bize şöyle anlattı: ‘Sizden birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde toplanır. Sonra bunun gibi (bir süre) alaka (kan pıhtısı) olur. Sonra bunun gibi (bir süre) mudga (bir çiğnem et) olur. Sonra Allah ona meleği gönderir ve (melek) dört kelime ile emrolunur. (Allah meleğe) Der ki: Amelini, ecelini, rızkını ve şakî mi yoksa saîd mi olduğunu yaz.’ Nefsim elinde olana yemin olsun ki; sizden biri cennet ehlinin amelini işler, ta ki kendisiyle cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken Kitap (kader) onun önüne geçer de cehennem ehlinin amelini işler ve oraya girer. Ve yine sizden biri cehennem ehlinin amelini işler, ta ki kendisiyle cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken Kitap onun önüne geçer de cennet ehlinin amelini işler ve oraya girer.”

77. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سِنَانٍ، عَنْ وَهْبِ بْنِ خَالِدٍ الْحِمْصِيِّ، عَنِ ابْنِ الدَّيْلَمِيِّ، قَالَ وَقَعَ فِي نَفْسِي شَىْءٌ مِنْ هَذَا الْقَدَرِ خَشِيتُ أَنْ يُفْسِدَ عَلَىَّ دِينِي وَأَمْرِي فَأَتَيْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ فَقَلْتُ أَبَا الْمُنْذِرِ إِنَّهُ قَدْ وَقَعَ فِي قَلْبِي شَىْءٌ مِنْ هَذَا الْقَدَرِ فَخَشِيتُ عَلَى دِينِي وَأَمْرِي فَحَدِّثْنِي مِنْ ذَلِكَ بِشَىْءٍ لَعَلَّ اللَّهَ أَنْ يَنْفَعَنِي بِهِ ‏.‏ فَقَالَ لَوْ أَنَّ اللَّهَ عَذَّبَ أَهْلَ سَمَوَاتِهِ وَأَهْلَ أَرْضِهِ لَعَذَّبَهُمْ وَهُوَ غَيْرُ ظَالِمٍ لَهُمْ وَلَوْ رَحِمَهُمْ لَكَانَتْ رَحْمَتُهُ خَيْرًا لَهُمْ مِنْ أَعْمَالِهِمْ ‏.‏ وَلَوْ كَانَ لَكَ مِثْلُ جَبَلِ أُحُدٍ ذَهَبًا أَوْ مِثْلُ جَبَلِ أُحُدٍ تُنْفِقُهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا قُبِلَ مِنْكَ حَتَّى تُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ ‏.‏ فَتَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَكَ وَأَنَّ مَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ ‏.‏ وَأَنَّكَ إِنْ مُتَّ عَلَى غَيْرِ هَذَا دَخَلْتَ النَّارَ وَلاَ عَلَيْكَ أَنْ تَأْتِيَ أَخِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ فَتَسْأَلَهُ ‏.‏ فَأَتَيْتُ عَبْدَ اللَّهِ فَسَأَلْتُهُ فَذَكَرَ مِثْلَ مَا قَالَ أُبَىٌّ وَقَالَ لِي وَلاَ عَلَيْكَ أَنْ تَأْتِيَ حُذَيْفَةَ ‏.‏ فَأَتَيْتُ حُذَيْفَةَ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ مِثْلَ مَا قَالاَ وَقَالَ ائْتِ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ فَاسْأَلْهُ ‏.‏ فَأَتَيْتُ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لَوْ أَنَّ اللَّهَ عَذَّبَ أَهْلَ سَمَوَاتِهِ وَأَهْلَ أَرْضِهِ لَعَذَّبَهُمْ وَهُوَ غَيْرُ ظَالِمٍ لَهُمْ وَلَوْ رَحِمَهُمْ لَكَانَتْ رَحْمَتُهُ خَيْرًا لَهُمْ مِنْ أَعْمَالِهِمْ وَلَوْ كَانَ لَكَ مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَبًا أَوْ مِثْلُ جَبَلِ أُحُدٍ ذَهَبًا تُنْفِقُهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَا قَبِلَهُ مِنْكَ حَتَّى تُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ كُلِّهِ فَتَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَكَ وَمَا أَخْطَأَكَ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَكَ وَأَنَّكَ إِنْ مُتَّ عَلَى غَيْرِ هَذَا دَخَلْتَ النَّارَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize İshâk b. Süleyman anlattı; dedi ki: Ebû Sinân’dan işittim; Vehb b. Hâlid el-Hımsî’den; İbnü’d-Deylemî’den; dedi ki: “İçime bu kader konusunda bir şeyler düştü. Dinimi ve işimi bozmasından korktum. Bunun üzerine Übey b. Ka’b’a geldim ve dedim ki: ‘Ey Ebu’l-Münzir! Kalbime bu kader konusunda bir şeyler düştü. Dinim ve işim hakkında endişelendim. Bana bu konuda bir şeyler anlat; umulur ki Allah beni bununla faydalandırır.’ Übey dedi ki: ‘Eğer Allah göklerinin halkına ve yerinin halkına azap etseydi, onlara zulmetmeden azap ederdi. Eğer onlara rahmet etseydi, O’nun rahmeti onlar için amellerinden daha hayırlı olurdu. Eğer senin Uhud Dağı kadar altının olsa —veya Uhud Dağı kadar bir şeyi Allah yolunda infak etsen—, kadere iman etmedikçe senden kabul edilmez. Başına gelenin seni ıskalamayacağını, seni ıskalayanın da başına gelmeyeceğini bilmelisin. Eğer bundan başka bir inanç üzere ölürsen cehenneme girersin. Kardeşim Abdullah b. Mes’ûd’a gidip ona sormanda senin için bir sakınca yoktur.’ Ben de Abdullah’a gittim ve ona sordum. O da Übey’in söylediğinin aynısını zikretti. Ve bana dedi ki: ‘Huzeyfe’ye gidip sormanda senin için bir sakınca yoktur.’ Ben de Huzeyfe’ye gittim ve ona sordum. O da ikisinin söylediğinin aynısını söyledi. Ve dedi ki: ‘Zeyd b. Sâbit’e git ve ona sor.’ Ben de Zeyd b. Sâbit’e gittim ve ona sordum. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Eğer Allah göklerinin halkına ve yerinin halkına azap etseydi, onlara zulmetmeden azap ederdi. Eğer onlara rahmet etseydi, O’nun rahmeti onlar için amellerinden daha hayırlı olurdu. Eğer senin Uhud kadar altının olsa —veya Uhud Dağı kadar altının olsa da onu Allah yolunda infak etsen—, kaderin tamamına iman etmedikçe (Allah) onu senden kabul etmez. Başına gelenin seni ıskalamayacağını, seni ıskalayanın da başına gelmeyeceğini bilmelisin. Eğer bundan başka bir inanç üzere ölürsen cehenneme girersin.’”

78. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَبِيَدِهِ عُودٌ فَنَكَتَ فِي الأَرْضِ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ ‏"‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ وَقَدْ كُتِبَ مَقْعَدُهُ مِنَ الْجَنَّةِ وَمَقْعَدُهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ نَتَّكِلُ قَالَ ‏"‏ لاَ اعْمَلُوا وَلاَ تَتَّكِلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى * وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى}‏ ‏.‏

Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; (H) Ve bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye ve Vekî’ anlattılar; A’meş’ten; Sa’d b. Ubeyde’den; Ebû Abdurrahman es-Sülemî’den; Ali’den; dedi ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Elinde bir çubuk vardı, onunla yeri çiziyordu. Sonra başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: ‘Sizden hiç kimse yoktur ki, cennetteki yeri ve cehennemdeki yeri yazılmış olmasın.’ Denildi ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Öyleyse (kaderimize) güvenmeyelim mi?’ Buyurdu ki: ‘Hayır, amel edin ve güvenmeyin! Çünkü herkes ne için yaratıldıysa ona o kolaylaştırılır.’ Sonra (şu ayetleri) okudu: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى * وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى * وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى * وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى * فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} “Kim verir ve sakınırsa, ve en güzeli tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse, ve en güzeli yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız.””

79. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ الطَّنَافِسِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ وَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَلاَ تَعْجِزْ فَإِنْ أَصَابَكَ شَىْءٌ فَلاَ تَقُلْ لَوْ أَنِّي فَعَلْتُ كَذَا وَكَذَا ‏.‏ وَلَكِنْ قُلْ قَدَّرَ اللَّهُ وَمَا شَاءَ فَعَلَ فَإِنَّ ‏"‏ لَوْ ‏"‏ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ali b. Muhammed et-Tanâfisî anlattılar; dediler ki: Bize Abdullah b. İdrîs anlattı; Rabîa b. Osmân’dan; Muhammed b. Yahyâ b. Habbân’dan; A’rec’den; Ebû Hureyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Güçlü mümin, zayıf müminden Allah’a daha hayırlı ve daha sevimlidir. (Ancak) her ikisinde de hayır vardır. Sana fayda veren şeye gayret et, Allah’tan yardım dile ve aciz olma! Başına bir şey gelirse: ‘Keşke şöyle şöyle yapsaydım’ deme. Fakat: ‘Allah takdir etti ve O ne dilediyse onu yaptı’ de. Çünkü ‘keşke’ (sözü) şeytanın amelini (kapısını) açar.”

80. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَيَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، سَمِعَ طَاوُسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُخْبِرُ عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ احْتَجَّ آدَمُ وَمُوسَى فَقَالَ لَهُ مُوسَى يَا آدَمُ أَنْتَ أَبُونَا خَيَّبْتَنَا وَأَخْرَجْتَنَا مِنَ الْجَنَّةِ بِذَنْبِكَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ آدَمُ يَا مُوسَى اصْطَفَاكَ اللَّهُ بِكَلاَمِهِ وَخَطَّ لَكَ التَّوْرَاةَ بِيَدِهِ أَتَلُومُنِي عَلَى أَمْرٍ قَدَّرَهُ اللَّهُ عَلَىَّ قَبْلَ أَنْ يَخْلُقَنِي بِأَرْبَعِينَ سَنَةً فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى فَحَجَّ آدَمُ مُوسَى ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثًا ‏.‏

Bize Hişâm b. Ammâr ve Ya’kûb b. Humeyd b. Kâsib anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Amr b. Dînâr’dan; Tâvûs’u işitmiş; diyor ki: Ebû Hureyre’yi işittim; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den haber veriyordu; buyurdu ki: “Âdem ile Mûsâ tartıştılar. Mûsâ ona dedi ki: ‘Ey Âdem! Sen bizim babamızsın; bizi hüsrana uğrattın ve günahın sebebiyle bizi cennetten çıkardın.’ Âdem ona dedi ki: ‘Ey Mûsâ! Allah seni kelamıyla seçkin kıldı ve Tevrat’ı senin için eliyle yazdı. Beni yaratmadan kırk sene önce üzerime takdir ettiği bir işten dolayı beni mi kınıyorsun?’ (Resûlullah buyurdu ki:) Böylece Âdem Mûsâ’yı (delil ile) yendi. Böylece Âdem Mûsâ’yı yendi. Böylece Âdem Mûsâ’yı yendi.” (Üç defa).

81. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ حَتَّى يُؤْمِنَ بِأَرْبَعٍ بِاللَّهِ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَبِالْبَعْثِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْقَدَرِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Âmir b. Zürâre anlattı; dedi ki: Bize Şerîk anlattı; Mansûr’dan; Rıb’î’den; Ali’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kul dört şeye iman etmedikçe iman etmiş olmaz: Ortağı olmayan tek Allah’a; benim Allah’ın Resûlü olduğuma; ölümden sonra dirilişe ve kadere.”

82. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا طَلْحَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَمَّتِهِ، عَائِشَةَ بِنْتِ طَلْحَةَ عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، قَالَتْ دُعِيَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِلَى جِنَازَةِ غُلاَمٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ طُوبَى لِهَذَا عُصْفُورٌ مِنْ عَصَافِيرِ الْجَنَّةِ لَمْ يَعْمَلِ السُّوءَ وَلَمْ يُدْرِكْهُ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ أَوَ غَيْرُ ذَلِكَ يَا عَائِشَةُ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ لِلْجَنَّةِ أَهْلاً خَلَقَهُمْ لَهَا وَهُمْ فِي أَصْلاَبِ آبَائِهِمْ وَخَلَقَ لِلنَّارِ أَهْلاً خَلَقَهُمْ لَهَا وَهُمْ فِي أَصْلاَبِ آبَائِهِمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ali b. Muhammed anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Talha b. Yahyâ b. Talha b. Ubeydullah anlattı; halası Âişe bint Talha’dan; Müminlerin Annesi Âişe’den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar’dan bir çocuğun cenazesine çağrıldı. Ben dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ne mutlu buna! Cennet serçelerinden bir serçe. Kötülük işlemedi ve ona (kötülük işleme çağına) erişmedi.’ Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Yoksa bundan başkası mı ey Âişe? Şüphesiz Allah cennet için bir halk yarattı; onları daha babalarının bellerinde iken cennet için yarattı. Ve cehennem için de bir halk yarattı; onları da daha babalarının bellerinde iken cehennem için yarattı.’”

83. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ زِيَادِ بْنِ إِسْمَاعِيلَ الْمَخْزُومِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبَّادِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ مُشْرِكُو قُرَيْشٍ يُخَاصِمُونَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الْقَدَرِ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ * إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ ‏}‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ali b. Muhammed anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Süfyân es-Sevrî anlattı; Ziyâd b. İsmâîl el-Mahzûmî’den; Muhammed b. Abbâd b. Ca’fer’den; Ebû Hureyre’den; dedi ki: “Kureyş müşrikleri, kader konusunda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışmak üzere geldiler. Bunun üzerine şu ayet indi: {يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ * إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ} “O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde, ‘Sekar’ın (cehennemin) dokunuşunu tadın!’ (denir). Şüphesiz biz her şeyi bir kader ile yarattık.””

84. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عُثْمَانَ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ فَذَكَرَ لَهَا شَيْئًا مِنَ الْقَدَرِ فَقَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ تَكَلَّمَ فِي شَىْءٍ مِنَ الْقَدَرِ سُئِلَ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَنْ لَمْ يَتَكَلَّمْ فِيهِ لَمْ يُسْأَلْ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ الْقَطَّانُ حَدَّثَنَاهُ خَازِمُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شَيْبَانَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عُثْمَانَ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Mâlik b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Osmân —Ebû Bekr’in azatlısı— anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Abdullah b. Ebî Müleyke anlattı; babasından; (şöyle anlattı): “O, Âişe’nin yanına girdi ve ona kaderden bir şeyler zikretti. Bunun üzerine Âişe dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Kim kaderden bir şey hakkında konuşursa, Kıyamet günü ondan hesaba çekilir (sorulur). Kim de onun hakkında konuşmazsa, ondan hesaba çekilmez (sorulmaz).’” Ebu’l-Hasan el-Kattân dedi ki: Bize bunu Hâzim b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Bize Abdulmelik b. Şeybân anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Osmân anlattı; ve bunun benzerini zikretti.

85. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَلَى أَصْحَابِهِ وَهُمْ يَخْتَصِمُونَ فِي الْقَدَرِ فَكَأَنَّمَا يُفْقَأُ فِي وَجْهِهِ حَبُّ الرُّمَّانِ مِنَ الْغَضَبِ فَقَالَ ‏ "‏ بِهَذَا أُمِرْتُمْ أَوْ لِهَذَا خُلِقْتُمْ تَضْرِبُونَ الْقُرْآنَ بَعْضَهُ بِبَعْضٍ ‏.‏ بِهَذَا هَلَكَتِ الأُمَمُ قَبْلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو مَا غَبَطْتُ نَفْسِي بِمَجْلِسٍ تَخَلَّفْتُ فِيهِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَا غَبَطْتُ نَفْسِي بِذَلِكَ الْمَجْلِسِ وَتَخَلُّفِي عَنْهُ.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; dedi ki: Bize Dâvûd b. Ebî Hind anlattı; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesinden; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kader konusunda tartışmakta olan ashabının yanına çıktı. Öfkesinden dolayı yüzünde sanki nar taneleri patlatılmış (gibi kıpkırmızı) idi. Şöyle buyurdu: ‘Bununla mı emrolundunuz? Veya bunun için mi yaratıldınız? Kur’ân’ın bir kısmını diğer bir kısmıyla çarpıştırıyorsunuz! Sizden önceki ümmetler işte bu yüzden helak oldu.’” Abdullah b. Amr dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hiçbir meclisinden geri kaldığıma, bu meclisten geri kaldığım ve ona katılmadığım (için sevindiğim) kadar sevinmedim.

86. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي حَيَّةَ أَبُو جَنَابٍ الْكَلْبِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ وَلاَ هَامَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ الْبَعِيرَ يَكُونُ بِهِ الْجَرَبُ فَيُجْرِبُ الإِبِلَ كُلَّهَا قَالَ ‏"‏ ذَلِكُمُ الْقَدَرُ فَمَنْ أَجْرَبَ الأَوَّلَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ali b. Muhammed anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Ebî Hayye Ebû Cenâb el-Kelbî anlattı; babasından; İbn Ömer’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalığın (kendiliğinden) bulaşması yoktur, uğursuzluk yoktur, hâme (baykuş ötmesiyle uğursuzluk sayma) yoktur.” Bunun üzerine bir bedevi ayağa kalktı ve dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Bir devede uyuz hastalığı oluyor da bütün develeri uyuz etmesine ne dersin?” Resûlullah buyurdu ki: “İşte bu kaderdir. Peki ilkin kim uyuz etti?”

87. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عِيسَى الْجَرَّارُ، عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى بْنِ أَبِي الْمُسَاوِرِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ عَدِيُّ بْنُ حَاتِمٍ الْكُوفَةَ أَتَيْنَاهُ فِي نَفَرٍ مِنْ فُقَهَاءِ أَهْلِ الْكُوفَةِ ‏.‏ فَقُلْنَا لَهُ حَدِّثْنَا مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ فَقَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ ‏"‏ يَا عَدِيَّ بْنَ حَاتِمٍ أَسْلِمْ تَسْلَمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَا الإِسْلاَمُ فَقَالَ ‏"‏ تَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ وَتُؤْمِنُ بِالأَقْدَارِ كُلِّهَا خَيْرِهَا وَشَرِّهَا حُلْوِهَا وَمُرِّهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Îsâ el-Cerrâr anlattı; Abdula’lâ b. Ebî’l-Müsâvir’den; Şa’bî’den; dedi ki: “Adiy b. Hâtim Kûfe’ye geldiğinde, Kûfe fakihlerinden bir grupla beraber ona gittik. Ona: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiklerini bize anlat’ dedik. O şöyle dedi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim. Bana buyurdu ki: ‘Ey Adiy b. Hâtim! Müslüman ol ki selamette olasın.’ Ben: ‘İslam nedir?’ dedim. Buyurdu ki: ‘Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik etmen; ve kaderin tamamına, hayrına ve şerrine, tatlısına ve acısına iman etmendir.’”

88. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ يَزِيدَ الرَّقَاشِيِّ، عَنْ غُنَيْمِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَثَلُ الْقَلْبِ مَثَلُ الرِّيشَةِ تُقَلِّبُهَا الرِّيَاحُ بِفَلاَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; dedi ki: Bize Esbât b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Yezîd er-Rakaşî’den; Guneym b. Kays’tan; Ebû Mûsâ el-Eş’arî’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kalbin misali, çölde rüzgarların evirip çevirdiği bir kuş tüyünün misali gibidir.”

89. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا خَالِي، يَعْلَى عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي جَارِيَةً أَعْزِلُ عَنْهَا قَالَ ‏"‏ سَيَأْتِيهَا مَا قُدِّرَ لَهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَاهُ بَعْدَ ذَلِكَ فَقَالَ قَدْ حَمَلَتِ الْجَارِيَةُ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ مَا قُدِّرَ لِنَفْسٍ شَىْءٌ إِلاَّ هِيَ كَائِنَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize dayım Ya’lâ anlattı; A’meş’ten; Sâlim b. Ebî’l-Ca’d’dan; Câbir’den; dedi ki: “Ensar’dan bir adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Benim bir cariyem var ve ben ondan azil yapıyorum (menimi dışarı akıtıyorum)’ dedi. Resûlullah: ‘Ona takdir edilen şey mutlaka başına gelecektir’ buyurdu. Daha sonra adam tekrar geldi ve: ‘(O) cariye hamile kaldı’ dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Bir nefis için takdir edilen hiçbir şey yoktur ki, o (mutlaka) meydana gelecek olmasın.’”

90. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عِيسَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ يَزِيدُ فِي الْعُمْرِ إِلاَّ الْبِرُّ وَلاَ يَرُدُّ الْقَدَرَ إِلاَّ الدُّعَاءُ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيُحْرَمُ الرِّزْقَ لِلْخَطِيئَةِ يَعْمَلُهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan; Abdullah b. Îsâ’dan; Abdullah b. Ebî’l-Ca’d’dan; Sevbân’dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ömrü ancak iyilik (birr) artırır. Kaderi ancak dua geri çevirir. Ve şüphesiz kişi, işlediği günah sebebiyle rızıktan mahrum edilir.”

91. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ مُسْلِمٍ الْخَفَّافُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ سُرَاقَةَ بْنِ جُعْشُمٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ الْعَمَلُ فِيمَا جَفَّ بِهِ الْقَلَمُ وَجَرَتْ بِهِ الْمَقَادِيرُ أَوْ فِي أَمْرٍ مُسْتَقْبَلٍ قَالَ ‏ "‏ بَلْ فِيمَا جَفَّ بِهِ الْقَلَمُ وَجَرَتْ بِهِ الْمَقَادِيرُ وَكُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hişâm b. Ammâr anlattı; dedi ki: Bize Atâ b. Müslim el-Haffâf anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Mücâhid’den; Sürâka b. Cu’şum’dan; dedi ki: “Dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! (İşlediğimiz) amel; hakkında kalemin kuruduğu ve kaderlerin cereyan ettiği bir şey midir, yoksa müstakbel bir iş midir?’ Buyurdu ki: ‘Bilakis, hakkında kalemin kuruduğu ve kaderlerin cereyan ettiği bir şeydir. Ve herkes ne için yaratıldıysa ona o kolaylaştırılır.’”

92. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنَّ مَجُوسَ هَذِهِ الأُمَّةِ الْمُكَذِّبُونَ بِأَقْدَارِ اللَّهِ إِنْ مَرِضُوا فَلاَ تَعُودُوهُمْ وَإِنْ مَاتُوا فَلاَ تَشْهَدُوهُمْ وَإِنْ لَقِيتُمُوهُمْ فَلاَ تُسَلِّمُوا عَلَيْهِمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Musaffâ el-Hımsî anlattı; dedi ki: Bize Bakıyye b. el-Velîd anlattı; Evzâî’den; İbn Cüreyc’den; Ebû Zübeyr’den; Câbir b. Abdullah’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu ümmetin Mecusileri, Allah’ın kaderlerini yalanlayanlardır. Eğer hastalanırlarsa onları ziyaret etmeyin. Eğer ölürlerse cenazelerine katılmayın. Ve eğer onlarla karşılaşırsanız onlara selam vermeyin.”

93. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَلاَ إِنِّي أَبْرَأُ إِلَى كُلِّ خَلِيلٍ مِنْ خُلَّتِهِ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ خَلِيلاً إِنَّ صَاحِبَكُمْ خَلِيلُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكِيعٌ يَعْنِي نَفْسَهُ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Abdullah b. Mürre’den; Ebu’l-Ahvas’tan; Abdullah’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Ben her dostun dostluğundan berîyim. Eğer bir dost (halîl) edinecek olsaydım, mutlaka Ebû Bekir’i dost edinirdim. Şüphesiz sahibiniz (arkadaşınız), Allah’ın dostudur.” Vekî’ dedi ki: (Sahibiniz derken) kendisini kastediyor.

94. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَا نَفَعَنِي مَالٌ قَطُّ مَا نَفَعَنِي مَالُ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ وَقَالَ هَلْ أَنَا وَمَالِي إِلاَّ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ali b. Muhammed anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Ebû Sâlih’ten; Ebû Hureyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hiçbir mal, Ebû Bekir’in malının bana fayda verdiği gibi asla fayda vermemiştir.” Bunun üzerine Ebû Bekir ağladı ve: “Ben ve malım, ancak senin için değil miyiz ey Allah’ın Resûlü?” dedi.

95. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ إِلاَّ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ لاَ تُخْبِرْهُمَا يَا عَلِيُّ مَا دَامَا حَيَّيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hişâm b. Ammâr anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Hasan b. Umâre’den; Firâs’tan; Şa’bî’den; Hâris’ten; Ali’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ebû Bekir ve Ömer, nebiler ve resûller hariç, öncekilerin ve sonrakilerin cennet ehlinin yetişkinlerinin (kühûl) efendileridir. Ey Ali! Onlar hayatta oldukları sürece onlara bunu haber verme.”

96. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَعَمْرُو بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَطِيَّةَ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنَّ أَهْلَ الدَّرَجَاتِ الْعُلَى يَرَاهُمْ مَنْ أَسْفَلَ مِنْهُمْ كَمَا يُرَى الْكَوْكَبُ الطَّالِعُ فِي الأُفُقِ مِنْ آفَاقِ السَّمَاءِ وَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ مِنْهُمْ وَأَنْعَمَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed ve Amr b. Abdullah anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize A’meş anlattı; Atıyye b. Sa’d’dan; Ebû Saîd el-Hudrî’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz yüksek derecelerin ehli, kendilerinden aşağıda olanlar tarafından, gökyüzünün ufuklarından bir ufukta doğan yıldızın görüldüğü gibi görülürler. Şüphesiz Ebû Bekir ve Ömer de onlardandır ve ne güzeldirler!”

97. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُؤَمَّلٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ مَوْلًى، لِرِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنِّي لاَ أَدْرِي قَدْرَ بَقَائِي فِيكُمْ فَاقْتَدُوا بِاللَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِي ‏"‏ ‏.‏ وَأَشَارَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; (H) Ve bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Müemmel anlattı; dediler ki: Bize Süfyân anlattı; Abdulmelik b. Umeyr’den; Rıb’î b. Hırâş’ın bir azatlısından; Rıb’î b. Hırâş’tan; Huzeyfe b. el-Yemân’dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aranızda ne kadar kalacağımı bilmiyorum. Benden sonra şu iki kişiye uyun.” Ve (eliyle) Ebû Bekir ile Ömer’i işaret etti.

98. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ لَمَّا وُضِعَ عُمَرُ عَلَى سَرِيرِهِ اكْتَنَفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُصَلُّونَ - أَوْ قَالَ يُثْنُونَ وَيُصَلُّونَ - عَلَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ وَأَنَا فِيهِمْ فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَجُلٌ قَدْ زَحَمَنِي وَأَخَذَ بِمَنْكِبِي فَالْتَفَتُّ فَإِذَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ ثُمَّ قَالَ مَا خَلَّفْتُ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ وَايْمُ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ لَيَجْعَلَنَّكَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَعَ صَاحِبَيْكَ وَذَلِكَ أَنِّي كُنْتُ أَكْثَرُ أَنْ أَسْمَعَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ ذَهَبْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَكُنْتُ أَظُنُّ لَيَجْعَلَنَّكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ ‏.‏

Bize Ali b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem anlattı; dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek anlattı; Ömer b. Saîd b. Ebî Hüseyin’den; İbn Ebî Müleyke’den; dedi ki: İbn Abbâs’ı şöyle derken işittim: “Ömer (vefat edip) karyolasına konulduğunda, insanlar onu kuşattılar; o kaldırılmadan önce dua ediyorlar ve namaz kılıyorlardı —veya onu övüyorlar ve dua ediyorlardı dedi—. Ben de onların arasındaydım. Beni ancak omzumdan tutan ve beni sıkıştıran bir adam irkiltti. Döndüm baktım ki o Ali b. Ebî Tâlib idi. Ömer’e rahmet okudu, sonra şöyle dedi: ‘(Ey Ömer!) Geride, senin amelinin benzeriyle Allah’ın huzuruna çıkmayı isteyeceğim senden daha sevimli hiç kimse bırakmadım. Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın seni mutlaka iki arkadaşınla beraber kılacağını zannediyordum. Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i çok defa şöyle derken işitirdim: "Ben, Ebû Bekir ve Ömer gittik; ben, Ebû Bekir ve Ömer girdik; ben, Ebû Bekir ve Ömer çıktık." Bu yüzden Allah’ın seni mutlaka iki arkadaşınla beraber kılacağını zannediyordum.’”

99. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بَيْنَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ فَقَالَ ‏ "‏ هَكَذَا نُبْعَثُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Meymûn er-Rakkî anlattı; dedi ki: Bize Saîd b. Mesleme anlattı; İsmâîl b. Ümeyye’den; Nâfi’den; İbn Ömer’den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir ve Ömer’in arasında çıktı ve şöyle buyurdu: ‘İşte biz böylece diriltileceğiz.’”

100. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو شُعَيْبٍ، صَالِحُ بْنُ الْهَيْثَمِ الْوَاسِطِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْقُدُّوسِ بْنُ بَكْرِ بْنِ خُنَيْسٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ إِلاَّ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Şuayb Sâlih b. el-Heysem el-Vâsıtî anlattı; dedi ki: Bize Abdulkuddûs b. Bekr b. Huneys anlattı; dedi ki: Bize Mâlik b. Miğvel anlattı; Avn b. Ebî Cuhayfe’den; babasından; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ebû Bekir ve Ömer, nebiler ve resûller hariç, öncekilerin ve sonrakilerin cennet ehlinin yetişkinlerinin (kühûl) efendileridir.”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.