4773. Hadis
حَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ خَالِدٍ الشَّعِيرِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، - يَعْنِي ابْنَ عَمَّارٍ - قَالَ حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ - قَالَ قَالَ أَنَسٌ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ خُلُقًا فَأَرْسَلَنِي يَوْمًا لِحَاجَةٍ فَقُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَذْهَبُ . وَفِي نَفْسِي أَنْ أَذْهَبَ لِمَا أَمَرَنِي بِهِ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ فَخَرَجْتُ حَتَّى أَمُرَّ عَلَى صِبْيَانٍ وَهُمْ يَلْعَبُونَ فِي السُّوقِ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَابِضٌ بِقَفَاىَ مِنْ وَرَائِي فَنَظَرْتُ إِلَيْهِ وَهُوَ يَضْحَكُ فَقَالَ " يَا أُنَيْسُ اذْهَبْ حَيْثُ أَمَرْتُكَ " . قُلْتُ نَعَمْ أَنَا أَذْهَبُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ أَنَسٌ وَاللَّهِ لَقَدْ خَدَمْتُهُ سَبْعَ سِنِينَ أَوْ تِسْعَ سِنِينَ مَا عَلِمْتُ قَالَ لِشَىْءٍ صَنَعْتُ لِمَ فَعَلْتَ كَذَا وَكَذَا . وَلاَ لِشَىْءٍ تَرَكْتُ هَلاَّ فَعَلْتَ كَذَا وَكَذَا .
Bize Mahled b. Hâlid eş-Şuayrî anlattı. Bize Ömer b. Yûnus anlattı. Bize İkrime —yani İbn Ammâr— anlattı. (O) dedi ki: Bana İshak —yani İbn Abdullah b. Ebî Talha— anlattı. (O) dedi ki: Enes şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanların ahlakı en güzel olanıydı. Bir gün beni bir iş için gönderdi. Ben: "Vallahi gitmem" dedim. Halbuki içimde Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'in emrettiği şeye gitmek vardı. (Enes) dedi ki: Çıktım, çarşıda oynayan çocukların yanına uğradım. Bir de baktım ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkamdan ensemi tutmuş. Ona baktım, gülüyordu. "Ey Enescik! Sana emrettiğim yere gittin mi?" dedi. "Evet, gidiyorum ey Allah'ın Resûlü!" dedim. Enes dedi ki: Vallahi ona yedi —veya dokuz— sene hizmet ettim. Yaptığım bir şeyden dolayı "Bunu niye böyle yaptın?" dediğini, yapmadığım (terk ettiğim) bir şeyden dolayı da "Şunu şöyle yapsaydın ya!" dediğini hiç bilmem.
4774. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ خَدَمْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سِنِينَ بِالْمَدِينَةِ وَأَنَا غُلاَمٌ لَيْسَ كُلُّ أَمْرِي كَمَا يَشْتَهِي صَاحِبِي أَنْ أَكُونَ عَلَيْهِ مَا قَالَ لِي فِيهَا أُفٍّ قَطُّ وَمَا قَالَ لِي لِمَ فَعَلْتَ هَذَا أَوْ أَلاَ فَعَلْتَ هَذَا .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı. Bize Süleyman —yani İbnü'l-Muğîre— Sâbit'ten, o Enes'ten nakletti. (Enes) dedi ki: Medine'de Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e on sene hizmet ettim. Ben (o zamanlar) bir çocuktum. Her işim arkadaşımın (efendimin) istediği gibi değildi. (Buna rağmen) bana asla "Öf!" demedi. Ve bana (yaptığım bir iş için) "Bunu niye yaptın?" veya (yapmadığım için) "Şunu yapsaydın ya!" demedi.
4775. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ هِلاَلٍ، سَمِعَ أَبَاهُ، يُحَدِّثُ قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَهُوَ يُحَدِّثُنَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَجْلِسُ مَعَنَا فِي الْمَجْلِسِ يُحَدِّثُنَا فَإِذَا قَامَ قُمْنَا قِيَامًا حَتَّى نَرَاهُ قَدْ دَخَلَ بَعْضَ بُيُوتِ أَزْوَاجِهِ فَحَدَّثَنَا يَوْمًا فَقُمْنَا حِينَ قَامَ فَنَظَرْنَا إِلَى أَعْرَابِيٍّ قَدْ أَدْرَكَهُ فَجَبَذَهُ بِرِدَائِهِ فَحَمَّرَ رَقَبَتَهُ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَكَانَ رِدَاءً خَشِنًا فَالْتَفَتَ فَقَالَ لَهُ الأَعْرَابِيُّ احْمِلْ لِي عَلَى بَعِيرَىَّ هَذَيْنِ فَإِنَّكَ لاَ تَحْمِلُ لِي مِنْ مَالِكَ وَلاَ مِنْ مَالِ أَبِيكَ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ وَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ لاَ وَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ لاَ وَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ لاَ أَحْمِلُ لَكَ حَتَّى تُقِيدَنِي مِنْ جَبْذَتِكَ الَّتِي جَبَذْتَنِي " . فَكُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ لَهُ الأَعْرَابِيُّ وَاللَّهِ لاَ أَقِيدُكَهَا . فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قَالَ ثُمَّ دَعَا رَجُلاً فَقَالَ لَهُ " احْمِلْ لَهُ عَلَى بَعِيرَيْهِ هَذَيْنِ عَلَى بَعِيرٍ شَعِيرًا وَعَلَى الآخَرِ تَمْرًا " . ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَيْنَا فَقَالَ " انْصَرِفُوا عَلَى بَرَكَةِ اللَّهِ تَعَالَى " .
Bize Hârun b. Abdullah anlattı. Bize Ebu Âmir anlattı. Bize Muhammed b. Hilâl anlattı; babasını şöyle anlatırken işitmiş. (Babası) dedi ki: Ebu Hureyre bize anlatırken şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem mecliste bizimle oturur, bize anlatırdı. Kalktığı zaman, hanımlarından birinin evine girdiğini görünceye kadar ayakta dururduk. Bir gün bize (yine) anlattı. Kalktığında biz de kalktık. Bir de baktık ki bir bedevi ona yetişti ve ridasından çekti. Boynunu kıpkırmızı yaptı. Ebu Hureyre dedi ki: Rida kaba idi. (Hz. Peygamber) döndü. Bedevi ona: "Şu iki deveme yükle! Çünkü sen bana kendi malından ve babanın malından yüklemiyorsun" dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayır, Allah'tan mağfiret dilerim! Hayır, Allah'tan mağfiret dilerim! Hayır, Allah'tan mağfiret dilerim! Beni, bana yaptığın şu çekme (eziyetin)den dolayı kısas yapmama izin vermedikçe sana yüklemeyeceğim" buyurdu. Bedevi ise her defasında ona: "Vallahi sana kısas hakkı vermiyorum" diyordu. (Ravi) hadisi zikretti. Dedi ki: Sonra (Hz. Peygamber) bir adamı çağırdı ve ona: "Bunun şu iki devesine; bir deveye arpa, diğerine hurma yükle!" buyurdu. Sonra bize döndü ve: "Allah Teâlâ'nın bereketi üzere dağılın" buyurdu.
4776. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا قَابُوسُ بْنُ أَبِي ظَبْيَانَ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْهَدْىَ الصَّالِحَ وَالسَّمْتَ الصَّالِحَ وَالاِقْتِصَادَ جُزْءٌ مِنْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ جُزْءًا مِنَ النُّبُوَّةِ " .
Bize Nüfeylî anlattı. Bize Züheyr anlattı. Bize Kâbus b. Ebî Zabyân anlattı. Babası ona anlatmış: Bize Abdullah b. Abbas anlattı ki: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz iyi hal, iyi görünüş (vakar) ve iktisat (mutedil olmak), peygamberliğin yirmi beş parçasından bir parçadır."
4777. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي أَيُّوبَ - عَنْ أَبِي مَرْحُومٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَظَمَ غَيْظًا - وَهُوَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يُنْفِذَهُ - دَعَاهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى رُءُوسِ الْخَلاَئِقِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُخَيِّرَهُ اللَّهُ مِنَ الْحُورِ مَا شَاءَ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ اسْمُ أَبِي مَرْحُومٍ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَيْمُونٍ .
Bize İbnü's-Serh anlattı. Bize İbn Vehb, Saîd'den —yani İbn Ebî Eyyûb— o Ebu Merhûm'dan, o Sehl b. Muâz'dan, o da babasından nakletti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim gücü yettiği halde öfkesini yutarsa, Allah Azze ve Celle onu kıyamet günü yaratıkların başları üzerinde (herkesin huzurunda) çağırır ve dilediği huriyi seçmekte onu serbest bırakır." Ebu Dâvûd dedi ki: Ebu Merhûm'un ismi Abdurrahman b. Meymûn'dur.
4778. Hadis
حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، - يَعْنِي ابْنَ مَهْدِيٍّ - عَنْ بِشْرٍ، - يَعْنِي ابْنَ مَنْصُورٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَبْنَاءِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَبِيهِ قَالَ - قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ قَالَ " مَلأَهُ اللَّهُ أَمْنًا وَإِيمَانًا " . لَمْ يَذْكُرْ قِصَّةَ " دَعَاهُ اللَّهُ " . زَادَ " وَمَنْ تَرَكَ لُبْسَ ثَوْبِ جَمَالٍ وَهُوَ يَقْدِرُ عَلَيْهِ " . قَالَ بِشْرٌ أَحْسِبُهُ قَالَ " تَوَاضُعًا كَسَاهُ اللَّهُ حُلَّةَ الْكَرَامَةِ وَمَنْ زَوَّجَ لِلَّهِ تَعَالَى تَوَّجَهُ اللَّهُ تَاجَ الْمُلْكِ " .
Bize Ukbe b. Mükrem anlattı. Bize Abdurrahman —yani İbn Mehdî— Bişr'den —yani İbn Mansûr— o Muhammed b. Aclân'dan, o Süveyd b. Vehb'den, o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının oğullarından bir adamdan, o da babasından anlattı. (Babası) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (önceki hadisin) benzerini söyledi. (Farklı olarak) şöyle buyurdu: "Allah onun içini güven ve imanla doldurur." (Ravi bu rivayette) "Allah onu çağırır..." kıssasını zikretmedi. Şunu ekledi: "Kim gücü yettiği halde güzel elbise giymeyi terk ederse..." Bişr dedi ki: Zannedersem (Ravi) "tevazudan dolayı" (kaydını da) söyledi. "...Allah ona keramet elbisesi giydirir. Kim de Allah Teâlâ için evlendirirse, Allah ona hükümdarlık tacı giydirir."
4779. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَعُدُّونَ الصُّرَعَةَ فِيكُمْ " . قَالُوا الَّذِي لاَ يَصْرَعُهُ الرِّجَالُ . قَالَ " لاَ وَلَكِنَّهُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe anlattı. Bize Ebu Muâviye, A'meş'ten, o İbrahim et-Teymî'den, o Hâris b. Süveyd'den, o da Abdullah'tan nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Aranızda pehlivanı (güçlü kimseyi) nasıl sayarsınız?" Dediler ki: Erkeklerin (sırtını yere getirip) yenemediği kimsedir. Buyurdu ki: "Hayır. Lakin o, öfke anında kendine hakim olan kimsedir."
4780. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَغَضِبَ أَحَدُهُمَا غَضَبًا شَدِيدًا حَتَّى خُيِّلَ إِلَىَّ أَنَّ أَنْفَهُ يَتَمَزَّعُ مِنْ شِدَّةِ غَضَبِهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْلَمُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا لَذَهَبَ عَنْهُ مَا يَجِدُهُ مِنَ الْغَضَبِ " . فَقَالَ مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . قَالَ فَجَعَلَ مُعَاذٌ يَأْمُرُهُ فَأَبَى وَمَحِكَ وَجَعَلَ يَزْدَادُ غَضَبًا .
Bize Yusuf b. Musa anlattı. Bize Cerîr b. Abdülhamîd, Abdülmelik b. Umeyr'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Muâz b. Cebel'den nakletti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında iki adam birbirine sövdü. Onlardan biri o kadar şiddetli öfkelendi ki, öfkesinin şiddetinden burnu çatlayacak gibi geldi bana. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben bir kelime biliyorum ki, eğer onu söyleseydi kendisindeki bu öfke giderdi" buyurdu. (Muâz) dedi ki: O nedir ey Allah'ın Resûlü? Buyurdu ki: "Allahım! Kovulmuş şeytandan sana sığınırım, demesidir." (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Muâz ona (bunu söylemesini) emretmeye başladı. Fakat o adam direndi, inat etti ve öfkesi daha da artmaya başladı.
4781. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدَ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلاَنِ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ أَحَدُهُمَا تَحْمَرُّ عَيْنَاهُ وَتَنْتَفِخُ أَوْدَاجُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ كَلِمَةً لَوْ قَالَهَا هَذَا لَذَهَبَ عَنْهُ الَّذِي يَجِدُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . فَقَالَ الرَّجُلُ هَلْ تَرَى بِي مِنْ جُنُونٍ
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe anlattı. Bize Ebu Muâviye, A'meş'ten, o Adiyy b. Sâbit'ten, o Süleyman b. Surad'dan nakletti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında iki adam birbirine sövdü. Onlardan birinin gözleri kızarmaya, boyun damarları şişmeye başladı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben bir kelime biliyorum ki, eğer şu adam onu söyleseydi kendisindeki (bu öfke) giderdi. (O söz): Eûzu billâhi mineşşeytânirracîm (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım), demesidir" buyurdu. Bunun üzerine adam: "Sen bende delilik mi görüyorsun?" dedi.
4782. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي حَرْبِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَنَا " إِذَا غَضِبَ أَحَدُكُمْ وَهُوَ قَائِمٌ فَلْيَجْلِسْ فَإِنْ ذَهَبَ عَنْهُ الْغَضَبُ وَإِلاَّ فَلْيَضْطَجِعْ " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı. Bize Ebu Muâviye anlattı. Bize Dâvûd b. Ebî Hind, Ebu Harb b. Esved'den, o da Ebu Zer'den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu: "Sizden biriniz ayaktayken öfkelenirse hemen otursun. Eğer öfkesi giderse (ne âlâ), gitmezse hemen uzansın (yatsın)."
4783. Hadis
حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ دَاوُدَ، عَنْ بَكْرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا ذَرٍّ بِهَذَا الْحَدِيثِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا أَصَحُّ الْحَدِيثَيْنِ .
Bize Vehb b. Bakıyye anlattı. (O) Hâlid'den, o Dâvûd'dan, o Bekir'den nakletti ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bu hadis ile ilgili olarak Ebu Zer'i gönderdi. Ebu Dâvûd dedi ki: Bu, iki hadis içinde daha sahih olanıdır.
4784. Hadis
حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ خَلَفٍ، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو وَائِلٍ الْقَاصُّ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى عُرْوَةَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ السَّعْدِيِّ فَكَلَّمَهُ رَجُلٌ فَأَغْضَبَهُ فَقَامَ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ رَجَعَ وَقَدْ تَوَضَّأَ فَقَالَ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ جَدِّي عَطِيَّةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّيْطَانِ وَإِنَّ الشَّيْطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ وَإِنَّمَا تُطْفَأُ النَّارُ بِالْمَاءِ فَإِذَا غَضِبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَتَوَضَّأْ " .
Bize Bekir b. Halef ve Hasan b. Ali —ki mana birdir— anlattılar. Onlar dediler ki: Bize İbrahim b. Hâlid anlattı. Bize Ebu Vâil el-Kâss anlattı. Dedi ki: Biz Urve b. Muhammed b. es-Sa'dî'nin yanına girdik. Bir adam onunla konuştu ve onu öfkelendirdi. Bunun üzerine (Urve) kalktı, abdest aldı. Sonra abdest almış olarak geri döndü ve dedi ki: Bana babam, dedem Atıyye'den naklen anlattı. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür. Öyleyse biriniz öfkelendiği zaman abdest alsın."
4785. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّهَا قَالَتْ مَا خُيِّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَمْرَيْنِ إِلاَّ اخْتَارَ أَيْسَرَهُمَا مَا لَمْ يَكُنْ إِثْمًا فَإِنْ كَانَ إِثْمًا كَانَ أَبْعَدَ النَّاسِ مِنْهُ وَمَا انْتَقَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ إِلاَّ أَنْ تُنْتَهَكَ حُرْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى فَيَنْتَقِمَ لِلَّهِ بِهَا .
Bize Abdullah b. Mesleme, Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Urve b. Zübeyr'den, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki iş arasında serbest bırakıldığında, günah olmadığı sürece mutlaka en kolay olanını seçerdi. Eğer günah ise, insanların ondan en uzak duranı olurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendi nefsi için intikam almazdı. Ancak Allah Teâlâ'nın haram kıldığı şeyler çiğnenirse, o zaman Allah için intikam alırdı.
4786. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها، قَالَتْ مَا ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَادِمًا وَلاَ امْرَأَةً قَطُّ .
Bize Müsedded anlattı. Bize Yezîd b. Zürey' anlattı. Bize Ma'mer, Zührî'den, o Urve'den, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem asla ne bir hizmetçiye ne de bir kadına vurmuştur.
4787. Hadis
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطُّفَاوِيُّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ الزُّبَيْرِ - فِي قَوْلِهِ { خُذِ الْعَفْوَ } قَالَ أُمِرَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْخُذَ الْعَفْوَ مِنْ أَخْلاَقِ النَّاسِ .
Bize Yakub b. İbrahim anlattı. Bize Muhammed b. Abdurrahman et-Tufâvî, Hişâm b. Urve'den, o babasından, o da Abdullah b. Zübeyr'den { Affı (kolaylığı) tut } ayeti hakkında nakletti. Dedi ki: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'e, insanların ahlakından kolay olanı tutması emredildi.
4788. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ، - يَعْنِي الْحِمَّانِيَّ - حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا بَلَغَهُ عَنِ الرَّجُلِ الشَّىْءُ لَمْ يَقُلْ مَا بَالُ فُلاَنٍ يَقُولُ وَلَكِنْ يَقُولُ " مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَقُولُونَ كَذَا وَكَذَا " .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı. Bize Abdülhamîd —yani el-Himmânî— anlattı. Bize A'meş, Müslim'den, o Mesrûk'tan, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan nakletti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adam hakkında (hoşlanmadığı) bir şey ulaştığı zaman, "Falan kişiye ne oluyor da şöyle diyor?" demezdi. Fakat "Bazı kimselere ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar?" derdi.
4789. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا سَلْمٌ الْعَلَوِيُّ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ - وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَلَّمَا يُوَاجِهُ رَجُلاً فِي وَجْهِهِ بِشَىْءٍ يَكْرَهُهُ - فَلَمَّا خَرَجَ قَالَ " لَوْ أَمَرْتُمْ هَذَا أَنْ يَغْسِلَ ذَا عَنْهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَلْمٌ لَيْسَ هُوَ عَلَوِيًّا كَانَ يُبْصِرُ فِي النُّجُومِ وَشَهِدَ عِنْدَ عَدِيِّ بْنِ أَرْطَاةَ عَلَى رُؤْيَةِ الْهِلاَلِ فَلَمْ يُجِزْ شَهَادَتَهُ .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere anlattı. Bize Hammâd b. Zeyd anlattı. Bize Selm el-Alevî, Enes'ten nakletti ki: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdi. Üzerinde sarı (koku) izi vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir kimsenin yüzüne karşı hoşlanmadığı bir şeyi nadiren söylerdi. (Adam) çıkınca şöyle buyurdu: "Şuna söyleseniz de şu (lekeyi) üzerinden yıkasa." Ebu Dâvûd dedi ki: Selm, Alevî değildir. Yıldızlara bakardı. Adiyy b. Ertât'ın yanında hilalin görüldüğüne dair şahitlik etti, fakat (Adiyy) onun şahitliğini kabul etmedi.
4790. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ فُرَافِصَةَ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُتَوَكِّلِ الْعَسْقَلاَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ رَافِعٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رَفَعَاهُ جَمِيعًا قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْمُؤْمِنُ غِرٌّ كَرِيمٌ وَالْفَاجِرُ خِبٌّ لَئِيمٌ " .
Bize Nasr b. Ali anlattı. Dedi ki: Bana Ebu Ahmed haber verdi. Bize Süfyân, Haccâc b. Furâfisa'dan, o bir adamdan, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Hureyre'den anlattı. (H) Ve bize Muhammed b. Mütevekkil el-Askalânî anlattı. Bize Abdürrezzâk anlattı. Bize Bişr b. Râfi' haber verdi. (O) Yahya b. Ebî Kesîr'den, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Hureyre'den nakletti. Her ikisi de (senedi) merfu olarak ulaştırdılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümin; saf (temiz kalpli), kerimdir. Fâcir ise; hilekâr, leîmdir (alçaktır)."
4791. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتِ اسْتَأْذَنَ رَجُلٌ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " بِئْسَ ابْنُ الْعَشِيرَةِ " . أَوْ " بِئْسَ رَجُلُ الْعَشِيرَةِ " . ثُمَّ قَالَ " ائْذَنُوا لَهُ " . فَلَمَّا دَخَلَ أَلاَنَ لَهُ الْقَوْلَ فَقَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَنْتَ لَهُ الْقَوْلَ وَقَدْ قُلْتَ لَهُ مَا قُلْتَ . قَالَ " إِنَّ شَرَّ النَّاسِ عِنْدَ اللَّهِ مَنْزِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ وَدَعَهُ - أَوْ تَرَكَهُ - النَّاسُ لاِتِّقَاءِ فُحْشِهِ " .
Bize Müsedded anlattı. Bize Süfyân, İbnü'l-Münkedir'den, o Urve'den, o da Âişe'den nakletti. Dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmek için izin istedi. (Hz. Peygamber): "O, kabilenin ne kötü oğludur" —veya "kabilenin ne kötü adamıdır"— dedi. Sonra: "Ona izin verin" buyurdu. (Adam) içeri girince, (Hz. Peygamber) ona yumuşak söz söyledi. Âişe dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Onun hakkında o söylediğini söyledin, (sonra da) ona yumuşak söz söyledin?" Buyurdu ki: "Kıyamet günü Allah katında insanların en şerlisi, şerrinden sakınmak için insanların terk ettiği kimsedir."
4792. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ رَجُلاً، اسْتَأْذَنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِئْسَ أَخُو الْعَشِيرَةِ " . فَلَمَّا دَخَلَ انْبَسَطَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَلَّمَهُ فَلَمَّا خَرَجَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَمَّا اسْتَأْذَنَ قُلْتَ " بِئْسَ أَخُو الْعَشِيرَةِ " . فَلَمَّا دَخَلَ انْبَسَطْتَ إِلَيْهِ . فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ الْفَاحِشَ الْمُتَفَحِّشَ " .
Bize Musa b. İsmail anlattı. Bize Hammâd, Muhammed b. Amr'dan, o Ebu Seleme'den, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan nakletti ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmek için izin istedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "O, kabilenin ne kötü kardeşidir" buyurdu. (Adam) girince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona güler yüz gösterdi ve onunla konuştu. Çıkınca dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! İzin istediğinde 'Kabilenin ne kötü kardeşidir' dedin. Girince ona güler yüz gösterdin?" Buyurdu ki: "Ey Âişe! Şüphesiz Allah, çirkin söz söyleyeni ve çirkinleşeni sevmez."
4793. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي هَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَتْ فَقَالَ تَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم " يَا عَائِشَةُ إِنَّ مِنْ شِرَارِ النَّاسِ الَّذِينَ يُكْرَمُونَ اتِّقَاءَ أَلْسِنَتِهِمْ " .
Bize Abbas el-Anberî anlattı. Bize Esved b. Âmir anlattı. Bize Şerîk, A'meş'ten, o Mücâhid'den, o da Âişe'den bu kıssa hakkında nakletti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey Âişe! İnsanların en şerlilerinden bir kısmı da dillerinden sakınmak için kendilerine ikram edilen kimselerdir."
4794. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو قَطَنٍ، أَخْبَرَنَا مُبَارَكٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ رَجُلاً الْتَقَمَ أُذُنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيُنَحِّي رَأْسَهُ حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ هُوَ الَّذِي يُنَحِّي رَأْسَهُ وَمَا رَأَيْتُ رَجُلاً أَخَذَ بِيَدِهِ فَتَرَكَ يَدَهُ حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ هُوَ الَّذِي يَدَعُ يَدَهُ .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı. Bize Ebu Katan anlattı. Bize Mübârek, Sâbit'ten, o Enes'ten haber verdi. Dedi ki: Ben bir adamın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kulağına bir şey fısıldadığını ve adam başını çekinceye kadar onun başını çektiğini hiç görmedim. Yine bir adamın onun elini tuttuğunu ve adam elini bırakıncaya kadar onun elini bıraktığını hiç görmedim.
4795. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ وَهُوَ يَعِظُ أَخَاهُ فِي الْحَيَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنَ الإِيمَانِ " .
Bize Ka'nebî, Mâlik'ten, o İbn Şihâb'dan, o Sâlim b. Abdullah'tan, o da İbn Ömer'den nakletti ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar'dan bir adama uğradı. O sırada adam, kardeşine haya hakkında öğüt veriyordu (onu çok hayalı olduğu için kınıyordu). Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onu bırak (kendi haline). Çünkü haya imandandır" buyurdu.
4796. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ كُنَّا مَعَ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَثَمَّ بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ فَحَدَّثَ عِمْرَانُ بْنُ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْحَيَاءُ خَيْرٌ كُلُّهُ " . أَوْ قَالَ " الْحَيَاءُ كُلُّهُ خَيْرٌ " . فَقَالَ بُشَيْرُ بْنُ كَعْبٍ إِنَّا نَجِدُ فِي بَعْضِ الْكُتُبِ أَنَّ مِنْهُ سَكِينَةً وَوَقَارًا وَمِنْهُ ضَعْفًا . فَأَعَادَ عِمْرَانُ الْحَدِيثَ وَأَعَادَ بُشَيْرٌ الْكَلاَمَ قَالَ فَغَضِبَ عِمْرَانُ حَتَّى احْمَرَّتْ عَيْنَاهُ وَقَالَ أَلاَ أَرَانِي أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتُحَدِّثُنِي عَنْ كُتُبِكَ . قَالَ قُلْنَا يَا أَبَا نُجَيْدٍ إِيهٍ إِيهٍ .
Bize Süleyman b. Harb anlattı. Bize Hammâd, İshak b. Süveyd'den, o Ebu Katâde'den nakletti. Dedi ki: Biz İmrân b. Husayn ile beraberdik. Orada Büşeyr b. Ka'b da vardı. İmrân b. Husayn (bir hadis) anlattı ve dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Haya bütünüyle hayırdır" —veya "Hayanın hepsi hayırdır"—. Büşeyr b. Ka'b dedi ki: "Biz bazı kitaplarda buluyoruz ki; ondan (hayadan) bir kısmı sekinet ve vakardır, bir kısmı da zayıflıktır." Bunun üzerine İmrân hadisi tekrar etti. Büşeyr de sözünü tekrar etti. (Ravi) dedi ki: İmrân o kadar öfkelendi ki gözleri kızardı ve: "Ben sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den anlatıyorum, sen ise bana kitaplarından bahsediyorsun, öyle mi?" dedi. Biz: "Ey Ebu Nüceyd! Sakin ol, (kötü bir niyeti yok)" dedik.
4797. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ الأُولَى إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ " .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı. Bize Şu'be, Mansûr'dan, o Rib'î b. Hirâş'tan, o da Ebu Mes'ûd'dan nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz insanların ilk peygamberlik sözlerinden idrak ettikleri şeylerden biri de: 'Utanmadıktan sonra dilediğini yap' sözüdür."
4798. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي الإِسْكَنْدَرَانِيَّ - عَنْ عَمْرٍو، عَنِ الْمُطَّلِبِ، عَنْ عَائِشَةَ، رَحِمَهَا اللَّهُ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ الْمُؤْمِنَ لَيُدْرِكُ بِحُسْنِ خُلُقِهِ دَرَجَةَ الصَّائِمِ الْقَائِمِ " .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı. Bize Yakub —yani el-İskenderânî— Amr'dan, o Muttalib'den, o da Âişe rahimehullah'dan nakletti. (Âişe) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz mümin, güzel ahlakı sayesinde (gündüzleri) oruç tutan, (geceleri) ibadet eden kimsenin derecesine ulaşır."
4799. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، وَحَفْصُ بْنُ عُمَرَ، قَالاَ حَدَّثَنَا ح، وَحَدَّثَنَا ابْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ أَبِي بَزَّةَ، عَنْ عَطَاءٍ الْكَيْخَارَانِيِّ، عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ شَىْءٍ أَثْقَلُ فِي الْمِيزَانِ مِنْ حُسْنِ الْخُلُقِ " . قَالَ أَبُو الْوَلِيدِ قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً الْكَيْخَارَانِيَّ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ عَطَاءُ بْنُ يَعْقُوبَ وَهُوَ خَالُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَافِعٍ يُقَالُ كَيْخَارَانِيٌّ وَكَوْخَارَانِيٌّ .
Bize Ebu'l-Velîd et-Tayâlisî ve Hafs b. Ömer anlattı. (Dediler ki: Bize Şu'be anlattı). (H) Ve bize İbn Kesîr anlattı. Bize Şu'be, Kâsım b. Ebî Bezze'den, o Atâ el-Keyhârânî'den, o Ümmü'd-Derdâ'dan, o da Ebu'd-Derdâ'dan nakletti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mizanda güzel ahlaktan daha ağır gelen hiçbir şey yoktur." Ebu'l-Velîd dedi ki: Ben Atâ el-Keyhârânî'den işittim. Ebu Dâvûd dedi ki: O, Atâ b. Yakub'dur ve İbrahim b. Nâfi'in dayısıdır. Ona Keyhârânî de denir, Kevhârânî de denir.
4800. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الدِّمَشْقِيُّ أَبُو الْجَمَاهِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو كَعْبٍ، أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ السَّعْدِيُّ قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ حَبِيبٍ الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَا زَعِيمٌ بِبَيْتٍ فِي رَبَضِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْمِرَاءَ وَإِنْ كَانَ مُحِقًّا وَبِبَيْتٍ فِي وَسَطِ الْجَنَّةِ لِمَنْ تَرَكَ الْكَذِبَ وَإِنْ كَانَ مَازِحًا وَبِبَيْتٍ فِي أَعْلَى الْجَنَّةِ لِمَنْ حَسَّنَ خُلُقَهُ " .
Bize Muhammed b. Osman ed-Dımaşkî Ebu'l-Cemâhir anlattı. Dedi ki: Bize Ebu Ka'b Eyyûb b. Muhammed es-Sa'dî anlattı. Dedi ki: Bana Süleyman b. Habîb el-Muhâribî, Ebu Ümâme'den naklen anlattı. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben, haklı olsa bile tartışmayı terk eden kimse için cennetin kenarında bir köşke kefilim. Şaka yoluyla bile olsa yalanı terk eden kimse için cennetin ortasında bir köşke kefilim. Ahlakını güzelleştiren kimse için de cennetin en yüksek yerinde bir köşke kefilim."
4801. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، وَعُثْمَانُ، ابْنَا أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ الْجَوَّاظُ وَلاَ الْجَعْظَرِيُّ " . قَالَ وَالْجَوَّاظُ الْغَلِيظُ الْفَظُّ .
Bize Ebu Bekir ve Osman —Ebû Şeybe'nin oğulları— anlattılar. Dediler ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o Ma'bed b. Hâlid'den, o da Hârise b. Vehb'den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cevvâz da Ca'zarî de cennete giremez." (Ravi) dedi ki: Cevvâz; kaba ve katı kimsedir.
4802. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَتِ الْعَضْبَاءُ لاَ تُسْبَقُ فَجَاءَ أَعْرَابِيٌّ عَلَى قَعُودٍ لَهُ فَسَابَقَهَا فَسَبَقَهَا الأَعْرَابِيُّ فَكَأَنَّ ذَلِكَ شَقَّ عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " حَقٌّ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لاَ يَرْفَعَ شَيْئًا مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ وَضَعَهُ " .
Bize Musa b. İsmail anlattı. Bize Hammâd, Sâbit'ten, o Enes'ten nakletti. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in devesi) Adbâ geçilemezdi. Bir bedevi, binek devesinin üzerinde geldi ve onunla yarıştı. Bedevi onu geçti. Bu durum Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabına ağır geldi. Bunun üzerine (Hz. Peygamber): "Dünyadan bir şeyi yükseltmemesi, ancak (sonunda) onu alçaltması Allah Azze ve Celle üzerine bir haktır" buyurdu.
4803. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ حَقًّا عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ لاَ يَرْتَفِعَ شَىْءٌ مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ وَضَعَهُ " .
Bize Nüfeylî anlattı. Bize Züheyr anlattı. Bize Humeyd, Enes'ten bu kıssa hakkında nakletti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz dünyadan bir şeyin yükselmemesi, ancak (sonunda) onu alçaltması Allah Azze ve Celle üzerine bir haktır."
4804. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ فَأَثْنَى عَلَى عُثْمَانَ فِي وَجْهِهِ فَأَخَذَ الْمِقْدَادُ بْنُ الأَسْوَدِ تُرَابًا فَحَثَا فِي وَجْهِهِ وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا لَقِيتُمُ الْمَدَّاحِينَ فَاحْثُوا فِي وُجُوهِهِمُ التُّرَابَ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe anlattı. Bize Vekî' anlattı. Bize Süfyân, Mansûr'dan, o İbrahim'den, o Hammâm'dan nakletti. Dedi ki: Bir adam geldi ve Osman'ın yüzüne karşı onu övdü. Bunun üzerine Mikdâd b. Esved toprak aldı ve adamın yüzüne saçtı. Ve dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Övücüleri (dalkavukları) gördüğünüz zaman, yüzlerine toprak saçın!"
4805. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَثْنَى عَلَى رَجُلٍ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ " قَطَعْتَ عُنُقَ صَاحِبِكَ " . ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ قَالَ " إِذَا مَدَحَ أَحَدُكُمْ صَاحِبَهُ لاَ مَحَالَةَ فَلْيَقُلْ إِنِّي أَحْسِبُهُ كَمَا يُرِيدُ أَنْ يَقُولَ وَلاَ أُزَكِّيهِ عَلَى اللَّهِ " .
Bize Ahmed b. Yunus anlattı. Bize Ebu Şihâb, Hâlid el-Hazzâ'dan, o Abdurrahman b. Ebî Bekre'den, o da babasından nakletti ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında başka bir adamı övdü. (Hz. Peygamber) ona: "Arkadaşının boynunu kestin!" dedi —üç defa (tekrarladı)—. Sonra şöyle buyurdu: "Sizden biriniz arkadaşını mutlaka övecekse; 'Ben onun şöyle olduğunu zannediyorum' —söylemek istediği gibi söylesin— 'Allah'a karşı kimseyi temize çıkarmam' desin."
4806. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ - حَدَّثَنَا أَبُو مَسْلَمَةَ، سَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، قَالَ قَالَ أَبِي انْطَلَقْتُ فِي وَفْدِ بَنِي عَامِرٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا أَنْتَ سَيِّدُنَا . فَقَالَ " السَّيِّدُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى " . قُلْنَا وَأَفْضَلُنَا فَضْلاً وَأَعْظَمُنَا طَوْلاً . فَقَالَ " قُولُوا بِقَوْلِكُمْ أَوْ بَعْضِ قَوْلِكُمْ وَلاَ يَسْتَجْرِيَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ " .
Bize Müsedded anlattı. Bize Bişr —yani İbnü'l-Mufaddal— anlattı. Bize Ebu Mesleme Saîd b. Yezîd, Ebu Nadre'den, o Mutarrif'ten nakletti. (Mutarrif) dedi ki: Babam şöyle dedi: Benî Âmir heyeti içinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gittim. "Sen bizim efendimizsin!" dedik. "Seyyid (efendi), Allah Tebâreke ve Teâlâ'dır" buyurdu. Biz: "Ve faziletçe en üstünümüz, güç ve ihsanca en büyüğümüzsün!" dedik. Buyurdu ki: "Sözünüzü (bildiğiniz gibi) söyleyin —veya sözünüzün bir kısmını söyleyin— ve şeytan sizi (aşırılığa) sürüklemesin."
4807. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ يُونُسَ، وَحُمَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ وَيُعْطِي عَلَيْهِ مَا لاَ يُعْطِي عَلَى الْعُنْفِ " .
Bize Musa b. İsmail anlattı. Bize Hammâd, Yunus ve Humeyd'den, (onlar) Hasan'dan, o Abdullah b. Muğaffel'den nakletti ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah Refîk'tir (yumuşaktır), rıfkı (yumuşaklığı) sever. Ve şiddet karşılığında vermediği şeyi (sonucu), rıfk karşılığında verir."
4808. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، وَأَبُو بَكْرٍ ابْنَا أَبِي شَيْبَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّازُ قَالُوا حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْبَدَاوَةِ، فَقَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَبْدُو إِلَى هَذِهِ التِّلاَعِ وَإِنَّهُ أَرَادَ الْبَدَاوَةَ مَرَّةً فَأَرْسَلَ إِلَىَّ نَاقَةً مُحَرَّمَةً مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ فَقَالَ لِي " يَا عَائِشَةُ ارْفُقِي فَإِنَّ الرِّفْقَ لَمْ يَكُنْ فِي شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ زَانَهُ وَلاَ نُزِعَ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ شَانَهُ " . قَالَ ابْنُ الصَّبَّاحِ فِي حَدِيثِهِ مُحَرَّمَةٌ يَعْنِي لَمْ تُرْكَبْ .
Bize Osman ve Ebu Bekir —Ebû Şeybe'nin oğulları— ve Muhammed b. Sabbâh el-Bezzâz anlattılar. Dediler ki: Bize Şerîk, Mikdâm b. Şüreyh'ten, o babasından nakletti. (Babası) dedi ki: Âişe'ye bedeviliği (çöle çıkıp kalmayı) sordum. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu tepelere çıkardı. Bir keresinde (yine) çöle çıkmak istedi ve bana sadaka develerinden binilmemiş bir deve gönderdi. Bana: "Ey Âişe! Yumuşak davran. Çünkü rıfk bir şeyde bulunursa mutlaka onu süsler. Bir şeyden de çekilip alınırsa mutlaka onu kusurlu kılar" buyurdu. İbnü's-Sabbâh hadisinde dedi ki: "Muharreme"; yani (sırtına) binilmemiş (deve) demektir.
4809. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يُحْرَمِ الرِّفْقَ يُحْرَمِ الْخَيْرَ كُلَّهُ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı, bize Ebu Muaviye ve Veki’, A’meş’ten, o Temim b. Seleme’den, o Abdurrahman b. Hilal’den, o da Cerir’den naklen anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Rıfktan (yumuşak huyluluktan) mahrum olan, hayrın tamamından mahrum olmuş olur."
4810. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ الأَعْمَشُ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحَارِثِ، - قَالَ الأَعْمَشُ وَقَدْ سَمِعْتُهُمْ يَذْكُرُونَ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ الأَعْمَشُ - وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " التُّؤَدَةُ فِي كُلِّ شَىْءٍ إِلاَّ فِي عَمَلِ الآخِرَةِ " .
Bize el-Hasen b. Muhammed b. es-Sabbah anlattı, bize Affan anlattı, bize Abdulvahid anlattı, bize Süleyman el-A’meş, Malik b. el-Haris’ten —A’meş dedi ki: Onları Mus’ab b. Sa’d’dan, onun da babasından zikrederlerken işittim— naklen anlattı. A’meş dedi ki: Ben bunu ancak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den (nakledilmiş olarak) biliyorum. O şöyle buyurdu: "Ahiret ameli dışındaki her şeyde teenni (ihtiyatlı ve acele etmeden davranmak) vardır."
4811. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَشْكُرُ اللَّهَ مَنْ لاَ يَشْكُرُ النَّاسَ " .
Bize Müslim b. İbrahim anlattı, bize er-Rabi’ b. Müslim anlattı, (o) Muhammed b. Ziyad’dan, o Ebu Hureyre’den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den (naklen) anlattı. O şöyle buyurdu: "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmez."
4812. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ الْمُهَاجِرِينَ، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَهَبَتِ الأَنْصَارُ بِالأَجْرِ كُلِّهِ . قَالَ " لاَ مَا دَعَوْتُمُ اللَّهَ لَهُمْ وَأَثْنَيْتُمْ عَلَيْهِمْ " .
Bize Musa b. İsmail anlattı, bize Hammad anlattı, (o) Sabit’ten, o da Enes’ten (naklen) anlattı ki; Muhacirler şöyle dediler: "Ey Allah’ın Resûlü! Ensar ecrin (sevabın) tamamını alıp götürdü." Bunun üzerine (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hayır, siz onlar için Allah’a dua ettiğiniz ve onları övdüğünüz sürece (ecrin tamamını alamazlar/siz de ecre ortak olursunuz)."
4813. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ غَزِيَّةَ، قَالَ حَدَّثَنِي رَجُلٌ، مِنْ قَوْمِي عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أُعْطِيَ عَطَاءً فَوَجَدَ فَلْيَجْزِ بِهِ فَإِنْ لَمْ يَجِدْ فَلْيُثْنِ بِهِ فَمَنْ أَثْنَى بِهِ فَقَدْ شَكَرَهُ وَمَنْ كَتَمَهُ فَقَدْ كَفَرَهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ عَنْ عُمَارَةَ بْنِ غَزِيَّةَ عَنْ شُرَحْبِيلَ عَنْ جَابِرٍ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ شُرَحْبِيلُ يَعْنِي رَجُلاً مِنْ قَوْمِي كَأَنَّهُمْ كَرِهُوهُ فَلَمْ يُسَمُّوهُ .
Bize Müsedded anlattı, bize Bişr anlattı, bize Umare b. Gaziyye anlattı; dedi ki: Bana kavmimden bir adam, Cabir b. Abdullah’tan (naklen) anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kime bir bağışta (iyilikte) bulunulur da (karşılık verecek bir şey) bulursa, onunla karşılık versin. Eğer (verecek bir şey) bulamazsa (o iyiliği yapana) senada (övgüde) bulunsun. Çünkü kim (iyilik sahibini) överse ona teşekkür etmiş olur. Kim de (iyiliği) gizlerse, o iyiliğe nankörlük etmiş olur." Ebu Davud dedi ki: Bu hadisi Yahya b. Eyyub, Umare b. Gaziyye’den, o Şurahbil’den, o da Cabir’den (naklen) rivayet etmiştir. Ebu Davud dedi ki: O (metindeki "kavmimden bir adam" denilen kişi) Şurahbil’dir. Yani (raviler) sanki onu kerih (hoş olmayan biri) gördüler de ismini vermediler.
4814. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَبْلَى بَلاَءً فَذَكَرَهُ فَقَدْ شَكَرَهُ وَإِنْ كَتَمَهُ فَقَدْ كَفَرَهُ " .
Bize Abdullah b. el-Cerrah anlattı, bize Cerir, A’meş’ten, o Ebu Süfyan’dan, o da Cabir’den naklen anlattı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kime bir iyilik yapılır da o bunu (insanların yanında) anarsa, o iyiliğe teşekkür etmiş olur. Eğer onu gizlerse, ona nankörlük etmiş olur."
4815. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنْ زَيْدٍ، - يَعْنِي ابْنَ أَسْلَمَ - عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ بِالطُّرُقَاتِ " . فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا بُدٌّ لَنَا مِنْ مَجَالِسِنَا نَتَحَدَّثُ فِيهَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ أَبَيْتُمْ فَأَعْطُوا الطَّرِيقَ حَقَّهُ " . قَالُوا وَمَا حَقُّ الطَّرِيقِ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " غَضُّ الْبَصَرِ وَكَفُّ الأَذَى وَرَدُّ السَّلاَمِ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ " .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı, bize Abdulaziz —yani İbn Muhammed—, Zeyd’den —yani İbn Eslem’den—, o Ata b. Yesar’dan, o da Ebu Said el-Hudri’den (naklen) anlattı ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yollarda oturmaktan sakının!" Bunun üzerine (Ashab): "Ey Allah’ın Resûlü! (İşlerimizi) konuştuğumuz meclislerimizden bizim için vazgeçmek mümkün değil (orada oturmaya mecburuz)," dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Madem (oturmaktan) vazgeçmiyorsunuz, o halde yolun hakkını verin!" Dediler ki: "Ey Allah’ın Resûlü! Yolun hakkı nedir?" Buyurdu ki: "Gözü (haramdan) sakınmak, (gelip geçene) eziyet vermemek, selamı almak, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır."
4816. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ " وَإِرْشَادُ السَّبِيلِ " .
Bize Müsedded anlattı, bize Bişr —yani İbn el-Mufaddal— anlattı, bize Abdurrahman b. İshak, Said el-Makburi’den, o da Ebu Hureyre’den (naklen) anlattı. (Ebu Hureyre) bu kıssa (önceki hadis) hakkında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklen (şunu) ilave etti: "...ve (yolunu şaşırana) yol göstermek."
4817. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عِيسَى النَّيْسَابُورِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنِ ابْنِ حُجَيْرٍ الْعَدَوِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ " وَتُغِيثُوا الْمَلْهُوفَ وَتَهْدُوا الضَّالَّ " .
Bize el-Hasen b. İsa en-Neysaburi anlattı, bize İbn el-Mübarek haber verdi, bize Cerir b. Hazim, İshak b. Süveyd’den, o İbn Huceyr el-Adevi’den, o da Ömer b. el-Hattab’dan naklen anlattı. (Ömer) bu kıssa (yolun hakkı ile ilgili hadis) hakkında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklen (şunu) ilave etti: "...yardım isteyene (darda kalmışa) yardım etmeniz ve yolunu kaybedene yol göstermeniz (de yolun hakkındandır)."
4818. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى بْنِ الطَّبَّاعِ، وَكَثِيرُ بْنُ عُبَيْدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - قَالَ ابْنُ عِيسَى قَالَ - حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً . فَقَالَ لَهَا " يَا أُمَّ فُلاَنٍ اجْلِسِي فِي أَىِّ نَوَاحِي السِّكَكِ شِئْتِ حَتَّى أَجْلِسَ إِلَيْكِ " . قَالَ فَجَلَسَتْ فَجَلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهَا حَتَّى قَضَتْ حَاجَتَهَا . وَلَمْ يَذْكُرِ ابْنُ عِيسَى حَتَّى قَضَتْ حَاجَتَهَا . وَقَالَ كَثِيرٌ عَنْ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ .
Bize Muhammed b. İsa b. et-Tabba’ ve Kesir b. Ubeyd anlattılar. (Dediler ki:) Bize Mervan anlattı. —(Bunlardan) İbn İsa dedi ki: Bize Humeyd anlattı—, o da Enes’ten (naklen) anlattı. (Enes) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir kadın geldi ve "Ey Allah’ın Resûlü, sana bir ihtiyacım (arzum/sıkıntım) var," dedi. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) ona: "Ey Ümmü Falan! Sokakların (yolların) hangi tarafında istersen otur ki ben de senin yanına oturayım (ve seni dinleyeyim)," buyurdu. Ravi dedi ki: Kadın oturdu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de onun yanına (onunla konuşmak üzere) oturdu; ta ki kadın ihtiyacını bitirinceye (deridini anlatıncaya) kadar. (Ravilerden) İbn İsa, "ta ki kadın ihtiyacını bitirinceye kadar" kısmını zikretmedi. Kesir (ise rivayetinde): Humeyd’den, o da Enes’ten (naklen), dedi.
4819. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ امْرَأَةً، كَانَ فِي عَقْلِهَا شَىْءٌ بِمَعْنَاهُ .
Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı, bize Yezid b. Harun anlattı, bize Hammad b. Seleme haber verdi, (o) Sabit’ten, o da Enes’ten (naklen) anlattı ki; Aklında (rahatsızlık türünden) bir şey bulunan bir kadın... (Ravi hadisi önceki hadisin) manasıyla (rivayet etti).
4820. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَمْرَةَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَيْرُ الْمَجَالِسِ أَوْسَعُهَا " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هُوَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرَةَ الأَنْصَارِيُّ .
Bize el-Ka’nebi anlattı, bize Abdurrahman b. Ebi’l-Meval, Abdurrahman b. Ebi Amre el-Ensari’den, o da Ebu Said el-Hudri’den (naklen) anlattı. (Ebu Said) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: "Meclislerin en hayırlısı, en geniş olanıdır." Ebu Davud dedi ki: O (metindeki ravi), Abdurrahman b. Amr b. Ebi Amre el-Ensari’dir.
4821. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، وَمَخْلَدُ بْنُ خَالِدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ فِي الشَّمْسِ " . وَقَالَ مَخْلَدٌ " فِي الْفَىْءِ " . " فَقَلَصَ عَنْهُ الظِّلُّ وَصَارَ بَعْضُهُ فِي الشَّمْسِ وَبَعْضُهُ فِي الظِّلِّ فَلْيَقُمْ " .
Bize İbn es-Serh ve Mahled b. Halid anlattılar. Dediler ki: Bize Süfyan, Muhammed b. el-Münkedir’den anlattı. (Muhammed) dedi ki: Bana, Ebu Hureyre’yi şöyle derken işiten (biri) anlattı. Ebû’l-Kasım sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz güneşte iken" —Mahled (rivayetinde) "gölgede iken" (dedi)— "gölge ondan çekilir de bir kısmı güneşte, bir kısmı gölgede kalırsa hemen kalksın (orayı terk etsin)."
4822. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ جَاءَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فَقَامَ فِي الشَّمْسِ فَأَمَرَ بِهِ فَحُوِّلَ إِلَى الظِّلِّ .
Bize Müsedded anlattı, bize Yahya, İsmail’den anlattı. (İsmail) dedi ki: Bana Kays, babasından (naklen) anlattı. O (Kays’ın babası), Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verirken gelmiş ve güneşin altında durmuştu. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) onun hakkında emir verdi ve gölgeye çevrildi (gölgeye geçmesi sağlandı).
4823. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي الْمُسَيَّبُ بْنُ رَافِعٍ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ طَرَفَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسْجِدَ وَهُمْ حِلَقٌ فَقَالَ " مَا لِي أَرَاكُمْ عِزِينَ " .
Bize Müsedded anlattı, bize Yahya, A’meş’ten anlattı. (A’meş) dedi ki: Bana Müseyyeb b. Rafi’, Temim b. Tarafe’den, o da Cabir b. Semure’den naklen anlattı. (Cabir) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescide girdi. Halk (sahabeler) halkalar halinde idiler. Bunun üzerine: "Neden sizi (böyle) dağınık gruplar halinde görüyorum?" buyurdu.
4824. Hadis
حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنِ ابْنِ فُضَيْلٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا قَالَ كَأَنَّهُ يُحِبُّ الْجَمَاعَةَ .
Bize Vasıl b. Abdilalâ, İbn Fudayl’dan, o da A’meş’ten (naklen) bu (önceki hadisin senedi) ile anlattı. (Ravi hadisi aktardıktan sonra) dedi ki: "Sanki O (Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem), cemaati (toplu halde bulunmayı) seviyordu."
4825. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ الْوَرْكَانِيُّ، وَهَنَّادٌ، أَنَّ شَرِيكًا، أَخْبَرَهُمْ عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كُنَّا إِذَا أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَلَسَ أَحَدُنَا حَيْثُ يَنْتَهِي .
Bize Muhammed b. Ca’fer el-Verkani ve Hennad anlattılar ki; Şerik onlara Simak’tan, o da Cabir b. Semure’den naklen şöyle haber vermiştir: "Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldiğimiz zaman, her birimiz (meclisin) sona erdiği (boş bulduğu en son) yere otururdu."
4826. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو مِجْلَزٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَعَنَ مَنْ جَلَسَ وَسْطَ الْحَلْقَةِ .
Bize Musa b. İsmail anlattı, bize Eban anlattı, bize Katade anlattı. (Katade) dedi ki: Bana Ebu Miclez, Huzeyfe’den naklen anlattı ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem halkanın ortasına oturan kimseye lanet etti (veya lanet etmiştir).
4827. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى آلِ أَبِي بُرْدَةَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ، قَالَ جَاءَنَا أَبُو بَكْرَةَ فِي شَهَادَةٍ فَقَامَ لَهُ رَجُلٌ مِنْ مَجْلِسِهِ فَأَبَى أَنْ يَجْلِسَ فِيهِ وَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ ذَا وَنَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَمْسَحَ الرَّجُلُ يَدَهُ بِثَوْبِ مَنْ لَمْ يَكْسُهُ .
Bize Müslim b. İbrahim anlattı, bize Şu’be, Abdirabbih b. Said’den, o Ebu Burde ailesinin azatlısı Ebu Abdullah’tan, o da Said b. Ebi’l-Hasen’den naklen anlattı. (Said) dedi ki: Ebu Bekre şahitlik yapmak üzere bize geldi. Bir adam meclisteki yerinden onun için ayağa kalktı. (Ebu Bekre) oraya oturmaktan kaçındı ve şöyle dedi: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu yasakladı." (Ebu Bekre devamla dedi ki:) Yine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, kişinin elini, kendisini giydirmeyen (yani kıyafeti kendisine ait olmayan) birinin elbisesine silmesini yasakladı.
4828. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جَعْفَرٍ، حَدَّثَهُمْ عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَقِيلِ بْنِ طَلْحَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الْخَصِيبِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ لَهُ رَجُلٌ مِنْ مَجْلِسِهِ فَذَهَبَ لِيَجْلِسَ فِيهِ فَنَهَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو الْخَصِيبِ اسْمُهُ زِيَادُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ .
Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı ki; Muhammed b. Ca’fer onlara Şu’be’den, o Akîl b. Talha’dan (naklen) anlatmış. (Akîl) dedi ki: Ben Ebu’l-Hasîb’i, İbn Ömer’den naklen şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi. Bir kişi meclisteki yerinden onun için ayağa kalktı. (Gelen adam) oraya oturmaya yeltendi fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu (oraya oturmaktan) men etti. Ebu Davud dedi ki: Ebu’l-Hasîb’in adı Ziyad b. Abdurrahman’dır.
4829. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ مَثَلُ الأُتْرُجَّةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلاَ رِيحَ لَهَا وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ وَمَثَلُ الْفَاجِرِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ طَعْمُهَا مُرٌّ وَلاَ رِيحَ لَهَا وَمَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ إِنْ لَمْ يُصِبْكَ مِنْهُ شَىْءٌ أَصَابَكَ مِنْ رِيحِهِ وَمَثَلُ جَلِيسِ السُّوءِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الْكِيرِ إِنْ لَمْ يُصِبْكَ مِنْ سَوَادِهِ أَصَابَكَ مِنْ دُخَانِهِ " .
Bize Müslim b. İbrahim anlattı, bize Eban, Katade’den, o da Enes’ten (naklen) anlattı. (Enes) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kur’an okuyan müminin misali ağaç kavunu (turunçgillerden kokulu bir meyve) gibidir; kokusu güzel, tadı güzeldir. Kur’an okumayan müminin misali hurma gibidir; tadı güzeldir fakat kokusu yoktur. Kur’an okuyan facirin (günahkarın) misali reyhan otu gibidir; kokusu güzel, tadı acıdır. Kur’an okumayan facirin misali ise Ebucehil karpuzu (hıyarşembe) gibidir; tadı acıdır ve kokusu da yoktur. Salih (iyi) bir arkadaşın misali misk satıcısı gibidir; ondan sana bir şey (misk) bulaşmasa bile kokusundan bulaşır. Kötü arkadaşın misali ise körükçü (demirci) gibidir; sana onun karasından (isi/pasından) bir şey bulaşmasa bile dumanından bulaşır."
4830. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - الْمَعْنَى - ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْكَلاَمِ الأَوَّلِ إِلَى قَوْلِهِ " وَطَعْمُهَا مُرٌّ " . وَزَادَ ابْنُ مُعَاذٍ قَالَ قَالَ أَنَسٌ وَكُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ مَثَلَ جَلِيسِ الصَّالِحِ وَسَاقَ بَقِيَّةَ الْحَدِيثِ .
Bize Müsedded anlattı, bize Yahya —mana ile (önceki hadisin manasında)— anlattı. (H) Bize İbn Muaz anlattı, bize babam anlattı, bize Şu’be, Katade’den, o Enes’ten, o da Ebu Musa’dan naklen anlattı. (Ebu Musa) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu sözün (hadisin) ilk kısmını, "tadı acıdır" sözüne kadar nakletti. İbn Muaz (şunu) ekledi: Enes dedi ki: "Biz aramızda şöyle konuşurduk: Salih (iyi) arkadaşın misali..." (Ravi) hadisin kalan kısmını (böylece) sevk etti.
4831. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ، عَنْ شُبَيْلِ بْنِ عَزْرَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ " . فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Bize Abdullah b. es-Sabbah el-Attar anlattı, bize Said b. Amir, Şubeyl b. Azre’den, o Enes b. Malik’ten, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den (naklen) anlattı. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Salih (iyi) arkadaşın misali..." (Ravi) hadisin benzerini zikretti.
4832. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ غَيْلاَنَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَوْ عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُصَاحِبْ إِلاَّ مُؤْمِنًا وَلاَ يَأْكُلْ طَعَامَكَ إِلاَّ تَقِيٌّ " .
Bize Amr b. Avn anlattı, bize İbn el-Mübarek, Hayve b. Şureyh’ten, o Salim b. Gaylan’dan, o Velid b. Kays’tan, o Ebu Said’den —veya (Velid) Ebu’l-Heysem’den, o da Ebu Said’den— naklen anlattı ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müminden başkasıyla arkadaşlık etme, yemeğini de takva sahibinden başkası yemesin."
4833. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، وَأَبُو دَاوُدَ قَالاَ حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ وَرْدَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ " .
Bize İbn Beşşar anlattı. Bize Ebu Amir ve Ebu Davud anlattılar. (Dediler ki:) Bize Züheyr b. Muhammed anlattı. (Züheyr) dedi ki: Bana Musa b. Verdan, Ebu Hureyre’den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den (naklen) anlattı. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Kişi dostunun dini üzerinedir. Öyleyse sizden biri kiminle dostluk kurduğuna (iyi) baksın."
4834. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ، - يَعْنِي ابْنَ بُرْقَانَ - عَنْ يَزِيدَ، - يَعْنِي ابْنَ الأَصَمِّ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَرْفَعُهُ قَالَ " الأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ " .
Bize Harun b. Zeyd b. Ebi’z-Zerka anlattı, bize babam anlattı, bize Ca’fer —yani İbn Burkan—, Yezid’den —yani İbn el-Esamm’dan—, o da Ebu Hureyre’den (naklen) anlattı. (Ebu Hureyre) hadisi (Resûlullah’a) ref ederek dedi ki: "Ruhlar toplanmış (hazır kıtalar halindeki) ordulardır. Onlardan (ezelde) tanışanlar (dünyada) anlaşır, tanışmayanlar (birbirini yadırgayanlar) ise anlaşamaz (ayrılığa düşer)."
4835. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا بَعَثَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ فِي بَعْضِ أَمْرِهِ قَالَ " بَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا وَيَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا " .
Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı, bize Ebu Üsame anlattı, bize Büreyd b. Abdullah, dedesi Ebu Burde’den, o da Ebu Musa’dan naklen anlattı. (Ebu Musa) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından birini bir iş için (bir yere) gönderdiği zaman (ona) şöyle buyururdu: "Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın."
4836. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُهَاجِرِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ قَائِدِ السَّائِبِ، عَنِ السَّائِبِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلُوا يُثْنُونَ عَلَىَّ وَيَذْكُرُونِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَا أَعْلَمُكُمْ " . يَعْنِي بِهِ . قُلْتُ صَدَقْتَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي كُنْتَ شَرِيكِي فَنِعْمَ الشَّرِيكُ كُنْتَ لاَ تُدَارِي وَلاَ تُمَارِي .
Bize Müsedded anlattı, bize Yahya, Süfyan’dan anlattı. (Süfyan) dedi ki: Bana İbrahim b. el-Muhacir, Mücahid’den, o Saib’in rehberinden (önderinden), o da Saib’den naklen anlattı. (Saib) dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim. (Oradakiler) beni övmeye ve (iyiliklerimi) anlatmaya başladılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben onu sizden daha iyi biliyorum," buyurdu. Ben de: "Doğru söyledin, anam babam sana feda olsun! Sen (Cahiliye döneminde) benim ortağımdın ve ne güzel ortaktın! (Alışverişte) hile yapmaz (kimseyi aldatmazdın) ve (kimseyle) münakaşa etmezdin," dedim.
4837. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ يَحْيَى الْحَرَّانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ سَلَمَةَ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا جَلَسَ يَتَحَدَّثُ يُكْثِرُ أَنْ يَرْفَعَ طَرْفَهُ إِلَى السَّمَاءِ .
Bize Abdulaziz b. Yahya el-Harrani anlattı. (Dedi ki:) Bana Muhammed —yani İbn Seleme—, Muhammed b. İshak’tan, o Yakub b. Utbe’den, o Ömer b. Abdilaziz’den, o Yusuf b. Abdullah b. Selam’dan, o da babasından (naklen) anlattı. (Abdullah b. Selam) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bir yerde) oturup konuştuğu zaman, bakışlarını (gözlerini) sık sık göğe çevirirdi.
4838. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ مِسْعَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ شَيْخًا، فِي الْمَسْجِدِ يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ كَانَ فِي كَلاَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرْتِيلٌ أَوْ تَرْسِيلٌ .
Bize Muhammed b. el-Ala anlattı, bize Muhammed b. Bişr, Mis’ar’dan naklen anlattı. (Mis’ar) dedi ki: Mescitte bir şeyhi (yaşlı bir zatı) şöyle derken işittim: Ben Cabir b. Abdullah’ı şöyle derken işittim: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in konuşmasında bir tertil veya tersil (ağır ağır, tane tane ve açık bir ifade tarzı) vardı."
4839. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، وَأَبُو بَكْرٍ ابْنَا أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أُسَامَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رَحِمَهَا اللَّهُ قَالَتْ كَانَ كَلاَمُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَلاَمًا فَصْلاً يَفْهَمُهُ كُلُّ مَنْ سَمِعَهُ .
Bize Osman ve Ebu Bekir —Ebu Şeybe’nin oğulları— anlattılar. Dediler ki: Bize Veki’, Süfyan’dan, o Üsame’den, o Zühri’den, o Urve’den, o da Aişe radıyallahu anha’dan naklen anlattı. (Aişe) dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in konuşması, kendisini işiten herkesin anlayabileceği (şekilde) açık ve seçik (fasl) bir konuşmaydı."
4840. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ، قَالَ زَعَمَ الْوَلِيدُ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ قُرَّةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُّ كَلاَمٍ لاَ يُبْدَأُ فِيهِ بِـ الْحَمْدُ لِلَّهِ فَهُوَ أَجْذَمُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ يُونُسُ وَعُقَيْلٌ وَشُعَيْبٌ وَسَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً .
Bize Ebu Tevbe anlattı. Dedi ki: Velid, Evzai’den, o Kurre’den, o Zühri’den, o Ebu Seleme’den, o da Ebu Hureyre’den (şöyle naklettiğini) iddia etti. (Ebu Hureyre) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kendisinde 'Elhamdülillah' ile başlanmayan her kelam (veya iş), kesiktir (bereketsizdir)." Ebu Davud dedi ki: Bu hadisi Yunus, Akîl, Şuayb ve Said b. Abdilaziz (de) Zühri’den, (ancak sahabe ismini atlayarak) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak rivayet ettiler.
4841. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَمُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّ خُطْبَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَشَهُّدٌ فَهِيَ كَالْيَدِ الْجَذْمَاءِ " .
Bize Müsedded ve Musa b. İsmail anlattılar. Dediler ki: Bize Abdulvahid b. Ziyad anlattı, bize Asım b. Küleyb, babasından, o da Ebu Hureyre’den naklen anlattı ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İçinde teşehhüd (şehadet getirme) bulunmayan her hutbe, kesik (çolak) el gibidir."
4842. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ الْيَمَانِ، أَخْبَرَهُمْ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أَبِي شَبِيبٍ، أَنَّ عَائِشَةَ [رضى الله عنها] مَرَّ بِهَا سَائِلٌ فَأَعْطَتْهُ كِسْرَةً وَمَرَّ بِهَا رَجُلٌ عَلَيْهِ ثِيَابٌ وَهَيْئَةٌ فَأَقْعَدَتْهُ فَأَكَلَ فَقِيلَ لَهَا فِي ذَلِكَ فَقَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنْزِلُوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَحَدِيثُ يَحْيَى مُخْتَصَرٌ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ مَيْمُونٌ لَمْ يُدْرِكْ عَائِشَةَ .
Bize Yahya b. İsmail ve İbn Ebi Halef anlattılar ki; Yahya b. el-Yeman onlara Süfyan’dan, o Habib b. Ebi Sabit’ten, o da Meymun b. Ebi Şebib’den naklen haber vermiş. (Meymun) dedi ki: Aişe’ye radıyallahu anha bir dilenci uğradı, ona bir parça (ekmek) verdi. Sonra ona kılık kıyafeti yerinde (görünüşü düzgün) bir adam uğradı, onu ise oturttu ve (adam) yemek yedi. Bu konuda kendisine (neden farklı davrandığı) sorulunca şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "İnsanları (konumlarına göre) layık oldukları yere koyunuz (onlara durumlarına göre muamele ediniz)." Ebu Davud dedi ki: Yahya’nın hadisi (metin olarak) muhtasardır (kısadır). Ebu Davud dedi ki: Meymun, Aişe’ye yetişmemiştir (onunla görüşmemiştir).
4843. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الصَّوَّافُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُمْرَانَ، أَخْبَرَنَا عَوْفُ بْنُ أَبِي جَمِيلَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ مِخْرَاقٍ، عَنْ أَبِي كِنَانَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ إِجْلاَلِ اللَّهِ إِكْرَامَ ذِي الشَّيْبَةِ الْمُسْلِمِ وَحَامِلِ الْقُرْآنِ غَيْرِ الْغَالِي فِيهِ وَالْجَافِي عَنْهُ وَإِكْرَامَ ذِي السُّلْطَانِ الْمُقْسِطِ " .
Bize İshak b. İbrahim es-Savvaf anlattı, bize Abdullah b. Humran anlattı, bize Avf b. Ebi Cemile haber verdi, (o) Ziyad b. Mihrak’tan, o Ebu Kinane’den, o da Ebu Musa el-Eş’ari’den (naklen) anlattı. (Ebu Musa) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Saçı sakalı ağarmış (yaşlı) Müslümana, (hükümlerinde) aşırı gitmeyen ve onu terk etmeyen (hükümleriyle amel eden) Kur’an hafızına ve adil devlet başkanına ikramda bulunmak (saygı göstermek), şüphesiz Allah’a duyulan saygıdandır (O’nu yüceltmektendir)."
4844. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا عَامِرٌ الأَحْوَلُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، - قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُجْلَسُ بَيْنَ رَجُلَيْنِ إِلاَّ بِإِذْنِهِمَا " .
Bize Muhammed b. Ubeyd ve Ahmed b. Abde —mana ile— anlattılar. Dediler ki: Bize Hammad anlattı, bize Amir el-Ahvel, Amr b. Şuayb’dan anlattı. —İbn Abde (rivayetinde): Babasından, o da dedesinden (naklen) dedi— (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti): "İzinleri olmadıkça iki kişinin arasına oturulmaz."
4845. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ اللَّيْثِيُّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ لِرَجُلٍ أَنْ يُفَرِّقَ بَيْنَ اثْنَيْنِ إِلاَّ بِإِذْنِهِمَا " .
Bize Süleyman b. Davud el-Mehri anlattı, bize İbn Vehb haber verdi. (Dedi ki:) Bana Üsame b. Zeyd el-Leysi, Amr b. Şuayb’dan, o babasından, o da Abdullah b. Amr’dan naklen anlattı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir kişinin, izinleri olmadıkça iki kişinin arasını ayırması (aralarına girmesi) helal olmaz."
4846. Hadis
حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ رُبَيْحِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا جَلَسَ احْتَبَى بِيَدِهِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ شَيْخٌ مُنْكَرُ الْحَدِيثِ .
Bize Seleme b. Şebib anlattı, bize Abdullah b. İbrahim anlattı. (Dedi ki:) Bana İshak b. Muhammed el-Ensari, Rübeyh b. Abdurrahman’dan, o babasından, o da dedesi Ebu Said el-Hudri’den naklen anlattı ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturduğu zaman elleriyle ihtiba yapardı (dizlerini dikip kollarını bacaklarına dolayarak otururdu). Ebu Davud dedi ki: (Seneddeki) Abdullah b. İbrahim, hadisi münker (kabul edilmeyen) bir şeyhtir.
4847. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، وَمُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَسَّانَ الْعَنْبَرِيُّ، قَالَ حَدَّثَتْنِي جَدَّتَاىَ، صَفِيَّةُ وَدُحَيْبَةُ ابْنَتَا عُلَيْبَةَ - قَالَ مُوسَى بِنْتُ حَرْمَلَةَ - وَكَانَتَا رَبِيبَتَىْ قَيْلَةَ بِنْتِ مَخْرَمَةَ وَكَانَتْ جَدَّةَ أَبِيهِمَا أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُمَا أَنَّهَا، رَأَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ قَاعِدٌ الْقُرْفُصَاءَ فَلَمَّا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمُخْتَشِعَ - وَقَالَ مُوسَى الْمُتَخَشِّعَ فِي الْجِلْسَةِ - أُرْعِدْتُ مِنَ الْفَرَقِ .
Bize Hafs b. Ömer ve Musa b. İsmail anlattılar. Dediler ki: Bize Abdullah b. Hassan el-Anberi anlattı. (Dedi ki:) Bana iki ninem, Uleybe’nin kızları —Musa (rivayetinde) Harmele kızı dedi— Safiyye ve Duheybe anlattı. Bu ikisi Kayle bint Mahreme’nin üvey kızları idi; (aynı zamanda) Kayle, bu ikisinin babasının ninesi idi. (Safiyye ve Duheybe, Kayle’nin) kendilerine şöyle haber verdiğini (anlattılar): O (Kayle), Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i kollarını dizlerine dolamış (kurfusa) bir halde otururken görmüş. (Kayle dedi ki:) "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i oturuşundaki o huşu dolu (mütevazı) halinde görünce, (duyduğum) heybetten dolayı titredim."
4848. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ بَحْرٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الشَّرِيدِ، عَنْ أَبِيهِ الشَّرِيدِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ مَرَّ بِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا جَالِسٌ هَكَذَا وَقَدْ وَضَعْتُ يَدِيَ الْيُسْرَى خَلْفَ ظَهْرِي وَاتَّكَأْتُ عَلَى أَلْيَةِ يَدِي فَقَالَ " أَتَقْعُدُ قِعْدَةَ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ " .
Bize Ali b. Bahr anlattı, bize İsa b. Yunus anlattı, bize İbn Cüreyc, İbrahim b. Meysere’den, o Amr b. eş-Şerid’den, o da babası Şerid b. Süveyd’den naklen anlattı. (Şerid) dedi ki: Ben şöyle otururken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana uğradı: Sol elimi arkama (sırtıma) koymuş ve elimin ayasına (yumuşak kısmına) dayanmıştım. Bunun üzerine: "Kendilerine gazap edilenlerin oturuşuyla mı oturuyorsun?" buyurdu.
4849. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عَوْفٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الْمِنْهَالِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنِ النَّوْمِ قَبْلَهَا وَالْحَدِيثِ بَعْدَهَا .
Bize Müsedded anlattı, bize Yahya, Avf’tan anlattı. (Avf) dedi ki: Bana Ebu’l-Minhal, Ebu Berze’den naklen anlattı. (Ebu Berze) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ondan (yatsı namazından) önce uyumayı ve ondan sonra konuşmayı yasaklardı.
4850. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا صَلَّى الْفَجْرَ تَرَبَّعَ فِي مَجْلِسِهِ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ حَسْنَاءَ .
Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı, bize Ebu Davud el-Haferi anlattı, bize Süfyan es-Sevri, Simak b. Harb’den, o da Cabir b. Semure’den naklen anlattı. (Cabir) dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldığı zaman, güneş iyice (güzelce) doğana kadar yerinde bağdaş kurup otururdu.
4851. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - يَعْنِي ابْنَ سَلَمَةَ - عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَنْتَجِي اثْنَانِ دُونَ الثَّالِثِ فَإِنَّ ذَلِكَ يُحْزِنُهُ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı, bize Ebu Muaviye —yani İbn Seleme—, A’meş’ten anlattı. (H) Ve bize Müsedded anlattı, bize İsa b. Yunus anlattı, bize A’meş, Şakik’ten, o da Abdullah’tan (naklen) anlattı. (Abdullah) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Yanlarında) üçüncü bir kişi varken iki kişi gizlice (fısıldaşarak) konuşmasın. Çünkü bu durum onu (üçüncü kişiyi) üzer."
4852. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ . قَالَ أَبُو صَالِحٍ فَقُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ فَأَرْبَعَةٌ قَالَ لاَ يَضُرُّكَ .
Bize Müsedded anlattı, bize İsa b. Yunus anlattı, bize A’meş, Ebu Salih’ten, o da İbn Ömer’den (naklen) anlattı. (İbn Ömer) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (önceki hadisin) benzerini buyurdu. Ebu Salih dedi ki: İbn Ömer’e: "Peki (kişi sayısı) dört olursa?" dedim. "(O zaman fısıldaşmanız) size zarar vermez (mahzuru yoktur)," dedi.
4853. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ أَبِي جَالِسًا وَعِنْدَهُ غُلاَمٌ فَقَامَ ثُمَّ رَجَعَ فَحَدَّثَ أَبِي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَامَ الرَّجُلُ مِنْ مَجْلِسٍ ثُمَّ رَجَعَ إِلَيْهِ فَهُوَ أَحَقُّ بِهِ " .
Bize Musa b. İsmail anlattı, bize Hammad, Süheyl b. Ebi Salih’ten anlattı. (Süheyl) dedi ki: Babamın yanında oturuyordum, yanında bir köle (veya hizmetçi çocuk) vardı. (Köle) kalktı, sonra geri döndü. Bunun üzerine babam, Ebu Hureyre’den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklen anlattı ki (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Bir kişi meclisten (oturduğu yerden) kalkar, sonra oraya geri dönerse, oraya (oturmaya) o daha layıktır (hak sahibidir)."
4854. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا مُبَشِّرٌ الْحَلَبِيُّ، عَنْ تَمَّامِ بْنِ نَجِيحٍ، عَنْ كَعْبٍ الإِيَادِيِّ، قَالَ كُنْتُ أَخْتَلِفُ إِلَى أَبِي الدَّرْدَاءِ فَقَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا جَلَسَ وَجَلَسْنَا حَوْلَهُ فَقَامَ فَأَرَادَ الرُّجُوعَ نَزَعَ نَعْلَيْهِ أَوْ بَعْضَ مَا يَكُونُ عَلَيْهِ فَيَعْرِفُ ذَلِكَ أَصْحَابُهُ فَيَثْبُتُونَ .
Bize İbrahim b. Musa er-Razi anlattı, bize Mübeşşir el-Halebi, Temmam b. Necih’ten, o Ka’b el-İyadi’den naklen anlattı. (Ka’b) dedi ki: Ebu’d-Derda’nın yanına gidip gelirdim. Ebu’d-Derda dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturduğu zaman biz de etrafında otururduk. (Bir ihtiyacı için) kalkıp geri dönmek istediğinde nalınlarını veya üzerindeki bir şeyi (oturduğu yere) çıkarıp bırakırdı. Ashabı bunu (geri döneceğini) anlar ve (yerlerinde) kalırlardı.
4855. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّا، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ قَوْمٍ يَقُومُونَ مِنْ مَجْلِسٍ لاَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ فِيهِ إِلاَّ قَامُوا عَنْ مِثْلِ جِيفَةِ حِمَارٍ وَكَانَ لَهُمْ حَسْرَةً " .
Bize Muhammed b. es-Sabbah el-Bezzaz anlattı, bize İsmail b. Zekeriya, Süheyl b. Ebi Salih’ten, o babasından, o da Ebu Hureyre’den (naklen) anlattı. (Ebu Hureyre) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir topluluk oturdukları meclisten Allah’ı zikretmeden kalkarlarsa, eşek leşinin yanından kalkmış gibi olurlar ve bu meclis onlar için (kıyamet gününde) bir pişmanlık (ve üzüntü kaynağı) olur."
4856. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " مَنْ قَعَدَ مَقْعَدًا لَمْ يَذْكُرِ اللَّهَ فِيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ تِرَةً وَمَنِ اضْطَجَعَ مَضْجَعًا لاَ يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ تِرَةً " .
Bize Kuteybe b. Said anlattı, bize Leys, İbn Aclan’dan, o Said el-Makburi’den, o da Ebu Hureyre’den (naklen) anlattı ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir yere oturur da orada Allah’ı zikretmezse, bu (oturması) sebebiyle Allah katında onun için bir noksanlık (ve pişmanlık) olur. Kim de bir yere uzanır (yatar) da orada Allah’ı zikretmezse, bu (yatması) sebebiyle Allah katında onun için bir noksanlık (ve pişmanlık) olur."
4857. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ أَبِي هِلاَلٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيَّ حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّهُ قَالَ كَلِمَاتٌ لاَ يَتَكَلَّمُ بِهِنَّ أَحَدٌ فِي مَجْلِسِهِ عِنْدَ قِيَامِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ إِلاَّ كُفِّرَ بِهِنَّ عَنْهُ وَلاَ يَقُولُهُنَّ فِي مَجْلِسِ خَيْرٍ وَمَجْلِسِ ذِكْرٍ إِلاَّ خُتِمَ لَهُ بِهِنَّ عَلَيْهِ كَمَا يُخْتَمُ بِالْخَاتَمِ عَلَى الصَّحِيفَةِ سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ .
Bize Ahmed b. Salih anlattı, bize İbn Vehb anlattı. (Dedi ki:) Bana Amr haber verdi ki; Said b. Ebi Hilal’in kendisine anlattığına göre, Said b. Ebi Said el-Makburi ona, Abdullah b. Amr b. el-As’tan naklen şöyle anlatmış: (Abdullah) dedi ki: "Öyle kelimeler vardır ki, bir kimse meclisinden kalkarken bunları üç defa söylerse, (bu kelimeler) kendisi için mutlaka (o mecliste işlediği hatalara) kefaret olur. Eğer bunları bir hayır meclisinde veya zikir meclisinde söylerse, tıpkı sayfaya vurulan mühür gibi, o meclis (o hayırlı iş) bu kelimelerle onun üzerine mühürlenir (tescil edilir). (O kelimeler şunlardır): 'Sübhanekellahümme ve bihamdik, la ilahe illa ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.' (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah yoktur. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.)"
4858. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ قَالَ عَمْرٌو وَحَدَّثَنِي بِنَحْوِ، ذَلِكَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرٍو عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ .
Bize Ahmed b. Salih anlattı, bize İbn Vehb anlattı. (Dedi ki:) Amr şöyle dedi: Bana Abdurrahman b. Ebi Amr da bunun (önceki hadisin) benzerini, Makburi’den, o Ebu Hureyre’den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklen anlattı.
4859. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ الْجَرْجَرَائِيُّ، وَعُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - الْمَعْنَى - أَنَّ عَبْدَةَ بْنَ سُلَيْمَانَ، أَخْبَرَهُمْ عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ بِأَخَرَةٍ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَقُومَ مِنَ الْمَجْلِسِ " سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ " . فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ لَتَقُولُ قَوْلاً مَا كُنْتَ تَقُولُهُ فِيمَا مَضَى . قَالَ " كَفَّارَةٌ لِمَا يَكُونُ فِي الْمَجْلِسِ " .
Bize Muhammed b. Hatim el-Cerceraî ve Osman b. Ebi Şeybe —mana ile— anlattılar ki; Abde b. Süleyman onlara Haccac b. Dinar’dan, o Ebu Haşim’den, o Ebu’l-Aliye’den, o da Ebu Berze el-Eslemi’den naklen haber vermiş. (Ebu Berze) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem son zamanlarında meclisten kalkmak istediği zaman şöyle derdi: "Sübhanekellahümme ve bihamdik. Eşhedü en la ilahe illa ente. Estağfiruke ve etûbü ileyk." (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Senden mağfiret diler ve sana tövbe ederim.) Bir adam: "Ey Allah’ın Resûlü! Sen (daha önce) geçmişte söylemediğin bir sözü söylüyorsun," dedi. (Resûlullah) buyurdu ki: "(Bu sözler) mecliste olan (hatalara) kefarettir."
4860. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا الْفِرْيَابِيُّ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنِ الْوَلِيدِ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَنَسَبَهُ لَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - عَنْ حُسَيْنِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، فِي هَذَا الْحَدِيثِ - قَالَ الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي هِشَامٍ - عَنْ زَيْدِ بْنِ زَائِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُبَلِّغْنِي أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِي عَنْ أَحَدٍ شَيْئًا فَإِنِّي أُحِبُّ أَنْ أَخْرُجَ إِلَيْكُمْ وَأَنَا سَلِيمُ الصَّدْرِ " .
Bize Muhammed b. Yahya b. Faris anlattı, bize Firyabi, İsrail’den, o Velid’den... —Ebu Davud dedi ki: Züheyr b. Harb bu hadiste, Hüseyin b. Muhammed’den, o da İsrail’den naklen onun (Velid’in) nesebini bize (şöyle) bildirdi: Velid b. Ebi Hişam— o Zeyd b. Zaid’den, o da Abdullah b. Mesud’dan naklen anlattı. (İbn Mesud) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ashabımdan hiç kimse bana bir başkası hakkında (hoşlanmayacağım) bir şey ulaştırmasın (söz taşımasın). Çünkü ben, kalbim (gönlüm) selim (rahat ve kin tutmamış) olduğu halde yanınıza çıkmayı severim (isterim)."
4861. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا نُوحُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ سَيَّارٍ الْمُؤَدِّبُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِيهِ ابْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ عِيسَى بْنِ مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْفَغْوَاءِ الْخُزَاعِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ دَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَرَادَ أَنْ يَبْعَثَنِي بِمَالٍ إِلَى أَبِي سُفْيَانَ يَقْسِمُهُ فِي قُرَيْشٍ بِمَكَّةَ بَعْدَ الْفَتْحِ فَقَالَ " الْتَمِسْ صَاحِبًا " . قَالَ فَجَاءَنِي عَمْرُو بْنُ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيُّ فَقَالَ بَلَغَنِي أَنَّكَ تُرِيدُ الْخُرُوجَ وَتَلْتَمِسُ صَاحِبًا . قَالَ قُلْتُ أَجَلْ . قَالَ فَأَنَا لَكَ صَاحِبٌ . قَالَ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ قَدْ وَجَدْتُ صَاحِبًا . قَالَ فَقَالَ " مَنْ " . قُلْتُ عَمْرَو بْنَ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيَّ . قَالَ " إِذَا هَبَطْتَ بِلاَدَ قَوْمِهِ فَاحْذَرْهُ فَإِنَّهُ قَدْ قَالَ الْقَائِلُ أَخُوكَ الْبِكْرِيُّ وَلاَ تَأْمَنْهُ " . فَخَرَجْنَا حَتَّى إِذَا كُنْتُ بِالأَبْوَاءِ قَالَ إِنِّي أُرِيدُ حَاجَةً إِلَى قَوْمِي بِوَدَّانَ فَتَلْبَثُ لِي قُلْتُ رَاشِدًا فَلَمَّا وَلَّى ذَكَرْتُ قَوْلَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَشَدَدْتُ عَلَى بَعِيرِي حَتَّى خَرَجْتُ أُوضِعُهُ حَتَّى إِذَا كُنْتُ بِالأَصَافِرِ إِذَا هُوَ يُعَارِضُنِي فِي رَهْطٍ قَالَ وَأَوْضَعْتُ فَسَبَقْتُهُ فَلَمَّا رَآنِي قَدْ فُتُّهُ انْصَرَفُوا وَجَاءَنِي فَقَالَ كَانَتْ لِي إِلَى قَوْمِي حَاجَةٌ . قَالَ قُلْتُ أَجَلْ وَمَضَيْنَا حَتَّى قَدِمْنَا مَكَّةَ فَدَفَعْتُ الْمَالَ إِلَى أَبِي سُفْيَانَ .
Bize Muhammed b. Yahya b. Faris anlattı, bize Nuh b. Yezid b. Seyyar el-Müeddib anlattı, bize İbrahim b. Sa’d anlattı. (Dedi ki:) Bunu bana İbn İshak, İsa b. Ma’mer’den, o Abdullah b. Amr b. el-Fağva el-Huzai’den, o da babasından naklen anlattı. (Babası Amr) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem —Mekke fethinden sonra Ebu Süfyan’a, Kureyş içinde dağıtması için bir miktar mal göndermek istediği sırada— beni çağırdı ve: "(Kendine yol arkadaşı olacak) bir arkadaş ara," buyurdu. (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Amr b. Ümeyye ed-Damri yanıma geldi ve: "Senin yola çıkmak istediğini ve bir arkadaş aradığını duydum," dedi. Ben: "Evet," dedim. O: "Ben sana arkadaş olurum," dedi. (Ravi) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim ve: "Bir arkadaş buldum," dedim. "Kim o?" buyurdu. "Amr b. Ümeyye ed-Damri," dedim. Buyurdu ki: "Onun kavminin yurduna indiğin zaman ondan sakın! Çünkü (şair) şöyle demiştir: 'Kardeşin Bekri’dir (Beni Bekir’dendir), ama sen yine de ona güvenme.'" (Ravi devamla) dedi ki: Yola çıktık. Ebva’ya vardığımızda (Amr b. Ümeyye): "Benim Veddan’daki kavmimin yanında bir işim var, beni bekle," dedi. Ben: "Yolun açık olsun (git)," dedim. O dönüp gidince Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözünü hatırladım. Devemin yükünü sıkıca bağladım, yola çıkıp devemi hızla sürdüm. Asafir denilen yere geldiğimde, bir de baktım ki o (Amr), bir grup (silahlı) adamla önümü kesmeye çalışıyor. Ben (devemi daha da) hızlandırdım ve onu geçtim. Benim elimden kaçtığımı görünce geri döndüler. (Daha sonra) yanıma geldi ve: "Kavmimin yanında bir işim vardı," dedi. Ben: "Evet (öyledir)," dedim. Yola devam ettik, nihayet Mekke’ye vardık ve malı Ebu Süfyan’a teslim ettim.
4862. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " لاَ يُلْدَغُ الْمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ وَاحِدٍ مَرَّتَيْنِ " .
Bize Kuteybe b. Said anlattı, bize Leys, Akîl’den, o Zühri’den, o Said b. el-Müseyyeb’den, o da Ebu Hureyre’den naklen anlattı ki; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Mümin, aynı delikten iki defa ısırılmaz."
4863. Hadis
حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا مَشَى كَأَنَّهُ يَتَوَكَّأُ .
Bize Vehb b. Bakiyye anlattı, bize Halid haber verdi, (o) Humeyd’den, o da Enes’ten (naklen) anlattı. (Enes) dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yürüdüğü zaman, sanki (yokuş aşağı iniyor veya bir şeye) yaslanıyor(muş gibi canlı ve meyilli) yürürdü.
4864. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُعَاذِ بْنِ خُلَيْفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قُلْتُ كَيْفَ رَأَيْتَهُ قَالَ كَانَ أَبْيَضَ مَلِيحًا إِذَا مَشَى كَأَنَّمَا يَهْوِي فِي صَبُوبٍ .
Bize Hüseyin b. Muaz b. Huleyf anlattı, bize Abdüla’la anlattı, bize Said el-Cüreyrî, Ebu’t-Tufeyl’den naklen anlattı. (Ebu’t-Tufeyl): "Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördüm," dedi. (Cüreyrî) dedi ki: "Onu nasıl gördün (bana tarif et)?" diye sordum. (Şöyle) dedi: "O beyaz tenli ve çok güzel (yakışıklı, sevimli) idi. Yürüdüğü zaman sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi (hızlı ve vakarla) yürürdü."
4865. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَضَعَ - وَقَالَ قُتَيْبَةُ يَرْفَعَ الرَّجُلُ إِحْدَى - رِجْلَيْهِ عَلَى الأُخْرَى - زَادَ قُتَيْبَةُ - وَهُوَ مُسْتَلْقٍ عَلَى ظَهْرِهِ .
Bize Kuteybe b. Said anlattı, bize Leys anlattı. (H) Ve bize Musa b. İsmail anlattı, bize Hammad, Ebu’z-Zübeyr’den, o da Cabir’den (naklen) anlattı. (Cabir) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kişinin (sırtüstü yatarken) bacaklarından birini diğerinin üzerine koymasını —Kuteybe (rivayetinde): 'kaldırmasını' dedi; yine Kuteybe: 'sırtüstü yatarken' ilavesini yaptı— yasakladı.
4866. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، ح وَحَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ عَمِّهِ، أَنَّهُ رَأَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُسْتَلْقِيًا - قَالَ الْقَعْنَبِيُّ - فِي الْمَسْجِدِ وَاضِعًا إِحْدَى رِجْلَيْهِ عَلَى الأُخْرَى .
Bize Nufeyli anlattı, bize Malik anlattı. (H) Ve bize Ka’nebi, Malik’ten, o İbn Şihab’dan, o Abbad b. Temim’den, o da amcasından (Abdullah b. Zeyd’den naklen) anlattı ki: O, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i —Ka’nebi 'mescitte' (dedi)— sırtüstü yatmış, bir bacağını diğerinin üzerine koymuş halde görmüştür.
4867. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، رضى الله عنه وَعُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ كَانَا يَفْعَلاَنِ ذَلِكَ .
Bize el-Ka'nebî anlattı, (o) Mâlik'ten, (o) İbn Şihâb'dan, (o) Saîd b. el-Müseyyeb'den (naklettiğine göre); Ömer ve Osman (radıyallahu anhümâ)'nın bunu yaptıkları (rivayet edilmiştir).
4868. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ جَابِرِ بْنِ عَتِيكٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا حَدَّثَ الرَّجُلُ بِالْحَدِيثِ ثُمَّ الْتَفَتَ فَهِيَ أَمَانَةٌ " .
Bize Ebu Bekir —yani İbn Ebi Şeybe— anlattı. Bize Yahya b. Ebi Bükeyr anlattı. (O) İbn Ebi Zi'b'den, (o) Abdurrahman b. Atâ'dan, (o) Abdulmelik b. Cabir b. Atîk'ten, (o) Cabir b. Abdullah'tan, (o da) Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den (naklettiğine göre) şöyle buyurmuştur: "Bir kimse bir söz söyler, sonra da (biri duymasın diye) etrafına bakınırsa, o söz (artık dinleyene) emanettir."
4869. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نَافِعٍ قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ ابْنِ أَخِي، جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْمَجَالِسُ بِالأَمَانَةِ إِلاَّ ثَلاَثَةَ مَجَالِسَ سَفْكُ دَمٍ حَرَامٍ أَوْ فَرْجٌ حَرَامٌ أَوِ اقْتِطَاعُ مَالٍ بِغَيْرِ حَقٍّ " .
Bize Ahmed b. Salih anlattı, dedi ki: Abdullah b. Nâfi'ye okudum. (O) Dedi ki: Bana İbn Ebi Zi'b haber verdi, (o) Cabir b. Abdullah'ın kardeşinin oğlundan, (o) Cabir b. Abdullah'tan (naklettiğine göre), Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Meclisler(de konuşulanlar) emanettir. Ancak üç meclis (bundan) müstesnadır: Haram (olan) bir kanı dökmek, haram (olan) bir ırza tecavüz etmek veya haksız yere bir malı gasp etmek (için kurulan meclisler)."
4870. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، قَالاَ أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عُمَرَ، - قَالَ إِبْرَاهِيمُ هُوَ عُمَرُ بْنُ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْعُمَرِيُّ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الأَمَانَةِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الرَّجُلَ يُفْضِي إِلَى امْرَأَتِهِ وَتُفْضِي إِلَيْهِ ثُمَّ يَنْشُرُ سِرَّهَا " .
Bize Muhammed b. el-Alâ ve İbrahim b. Musa er-Râzî anlattılar. Dediler ki: Bize Ebu Üsâme haber verdi, (o) Ömer'den —İbrahim (onun) Ömer b. Hamza b. Abdullah el-Ömerî (olduğunu) söyledi—, (o) Abdurrahman b. Sa'd'dan (naklettiğine göre) şöyle demiştir: Ebu Said el-Hudrî'yi şöyle derken işittim: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kıyamet gününde Allah katında emanet(e hıyanet) bakımından en büyüklerinden biri; bir adamın eşiyle (cinsel olarak) yakınlaşması, eşinin de onunla yakınlaşması, sonra da (adamın) kadının sırrını yaymasıdır."
4871. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَتَّاتٌ " .
Bize Müsedded ve Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattılar. Dediler ki: Bize Ebu Muaviye anlattı, (o) A'meş'ten, (o) İbrahim'den, (o) Hemmâm'dan, (o) Huzeyfe'den (naklettiğine göre), Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Koğucu (söz taşıyan) cennete giremez."
4872. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مِنْ شَرِّ النَّاسِ ذُو الْوَجْهَيْنِ الَّذِي يَأْتِي هَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ وَهَؤُلاَءِ بِوَجْهٍ " .
Bize Müsedded anlattı. Bize Süfyan anlattı, (o) Ebu'z-Zinâd'dan, (o) A'rec'den, (o) Ebu Hureyre'den (naklettiğine göre), Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İnsanların en şerlilerinden biri, (şunlara) bir yüzle, (bunlara) bir yüzle gelen iki yüzlü kimsedir."