Tıp (Tedavi) Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2036. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قال حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْفَرْوِيُّ، قال حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ غَزِيَّةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَحَبَّ اللَّهُ عَبْدًا حَمَاهُ الدُّنْيَا كَمَا يَظَلُّ أَحَدُكُمْ يَحْمِي سَقِيمَهُ الْمَاءَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ صُهَيْبٍ وَأُمِّ الْمُنْذِرِ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قال أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَتَادَةُ بْنُ النُّعْمَانِ الظَّفَرِيُّ هُوَ أَخُو أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ لأُمِّهِ وَمَحْمُودُ بْنُ لَبِيدٍ قَدْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَرَآهُ وَهُوَ غُلاَمٌ صَغِيرٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ anlattı. (Dedi ki): Bize İshâk b. Muhammed el-Fervî anlattı. (Dedi ki): Bize İsmail b. Ca’fer, Umâre b. Gaziyye’den, o Âsım b. Ömer b. Katâde’den, o Mahmûd b. Lebîd’den, o da Katâde b. Nu’mân’dan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah bir kulu sevdiği zaman, sizden birinin (zarar verir endişesiyle) hastasını sudan koruduğu gibi, onu dünyadan korur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Suhayb ve Ümmü’l-Münzir’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Bu hadis Mahmûd b. Lebîd’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak da rivayet edilmiştir. Bize Ali b. Hucr anlattı. (Dedi ki): Bize İsmail b. Ca’fer, Amr b. Ebî Amr’dan, o Âsım b. Ömer b. Katâde’den, o Mahmûd b. Lebîd’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bunun benzerini nakletti fakat senedinde Katâde b. Nu’mân’ı zikretmedi. Ebû Îsâ dedi ki: Katâde b. Nu’mân ez-Zaferî, anne bir kardeşiyle Ebû Saîd el-Hudrî’nin kardeşidir. Mahmûd b. Lebîd, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e yetişmiş ve onu küçük bir çocukken görmüştür.

2037. Hadis

حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، قال حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قال حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ التَّيْمِيِّ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ أَبِي يَعْقُوبَ، عَنْ أُمِّ الْمُنْذِرِ، قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ عَلِيٌّ وَلَنَا دَوَالٍ مُعَلَّقَةٌ قَالَتْ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ وَعَلِيٌّ مَعَهُ يَأْكُلُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِعَلِيٍّ ‏"‏ مَهْ مَهْ يَا عَلِيُّ فَإِنَّكَ نَاقِهٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَجَلَسَ عَلِيٌّ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ ‏.‏ قَالَتْ فَجَعَلْتُ لَهُمْ سِلْقًا وَشَعِيرًا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا عَلِيُّ مِنْ هَذَا فَأَصِبْ فَإِنَّهُ أَوْفَقُ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ فُلَيْحٍ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ فُلَيْحٍ عَنْ أَيُّوبَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، وَأَبُو دَاوُدَ قَالاَ حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَعْقُوبَ، عَنْ أُمِّ الْمُنْذِرِ الأَنْصَارِيَّةِ، فِي حَدِيثِهِ قَالَتْ دَخَلَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ يُونُسَ بْنِ مُحَمَّدٍ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ أَنْفَعُ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ وَحَدَّثَنِيهِ أَيُّوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ جَيِّدٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî anlattı. (Dedi ki): Bize Yûnus b. Muhammed anlattı. (Dedi ki): Bize Füleyh b. Süleyman, Osman b. Abdurrahman et-Teymî’den, o Yakûb b. Ebî Yakûb’dan, o da Ümmü’l-Münzir’den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma girdi, beraberinde Ali de vardı. Asılı (hurma) salkımlarımız vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yemeye başladı, Ali de onunla birlikte yiyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ali’ye: “Dur, dur ey Ali! Çünkü sen (hastalıktan) yeni kalktın (nekahat dönemindesin)” buyurdu. Bunun üzerine Ali oturdu, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise (yemeye) devam etti. (Ümmü’l-Münzir) dedi ki: Onlara pazı (yemeği) ve arpa (ekmeği) yaptım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Ali! Bundan ye, çünkü bu sana daha uygundur (şifadır)” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece Füleyh’in hadisinden biliyoruz. Füleyh’ten, Eyyûb b. Abdurrahman kanalıyla da rivayet edilmiştir. Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Âmir ve Ebû Dâvûd anlattılar. (Dediler ki): Bize Füleyh b. Süleyman, Eyyûb b. Abdurrahman’dan, o Yakûb’dan, o da Ümmü’l-Münzir el-Ensâriyye’den hadisinde nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza girdi... diyerek Yûnus b. Muhammed’in hadisinin benzerini zikretti. Ancak (sonunda): “(Bu) senin için daha faydalıdır” buyurdu (dedi). Muhammed b. Beşşâr dedi ki: Bunu bana Eyyûb b. Abdurrahman anlattı. Bu hadis ceyyid gariptir.

2038. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُعَاذٍ الْعَقَدِيُّ، قال حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ، قَالَ قَالَتِ الأَعْرَابُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَتَدَاوَى قَالَ ‏"‏ نَعَمْ يَا عِبَادَ اللَّهِ تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَمْ يَضَعْ دَاءً إِلاَّ وَضَعَ لَهُ شِفَاءً أَوْ قَالَ دَوَاءً إِلاَّ دَاءً وَاحِدًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا هُوَ قَالَ ‏"‏ الْهَرَمُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Bişr b. Muâz el-Akadî anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne, Ziyâd b. İlâka’dan, o da Üsâme b. Şerîk’ten nakletti. Dedi ki: Bedeviler: “Ey Allah’ın Resûlü! Tedavi olmayalım mı?” dediler. O da şöyle buyurdu: “Evet, ey Allah’ın kulları, tedavi olun. Çünkü Allah, yarattığı her derdin şifasını -veya devasını- da yaratmıştır. Ancak bir dert müstesna.” Onlar: “Ey Allah’ın Resûlü! O nedir?” dediler. “Yaşlılık (ihtiyarlık)” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Mes’ûd, Ebû Hüreyre, Ebû Huzâme’nin babasından ve İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

2039. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قال أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ،قال حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ السَّائِبِ بْنِ بَرَكَةَ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَخَذَ أَهْلَهُ الْوَعْكُ أَمَرَ بِالْحَسَاءِ فَصُنِعَ ثُمَّ أَمَرَهُمْ فَحَسَوْا مِنْهُ وَكَانَ يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّهُ لَيَرْتُو فُؤَادَ الْحَزِينِ وَيَسْرُو عَنْ فُؤَادِ السَّقِيمِ كَمَا تَسْرُو إِحْدَاكُنَّ الْوَسَخَ بِالْمَاءِ عَنْ وَجْهِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ حَدَّثَنَا بِذَلِكَ الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الطَّالْقَانِيُّ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عن يونس، عن الزهري بمعناه

Bize Ahmed b. Menî anlattı. (Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Sâib b. Bereke, annesinden, o da Âişe’den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ailesinden birini ateşli humma (ve'k) tuttuğu zaman, “hasâ” (un, yağ veya zeytinyağı ile yapılan bir tür çorba/bulamaç) yapılmasını emreder, o da yapılırdı. Sonra onlara ondan içmelerini emrederdi. Ve şöyle buyururdu: “Şüphesiz o (hasâ), sizden birinizin yüzünden kiri su ile giderdiği (temizlediği) gibi, üzüntülünün gönlünü pekiştirir (teselli eder) ve hastanın gönlünden (elem ve kederi) giderir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İbnü’l-Mübârek de bunu Yûnus’tan, o Zührî’den, o Urve’den, o Âişe’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. Bize bunu Hüseyin b. Muhammed anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû İshâk et-Tâlekânî, İbnü’l-Mübârek’ten, o Yûnus’tan, o da Zührî’den aynı manada haber verdi.

2040. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ يُونُسَ بْنِ بُكَيْرٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تُكْرِهُوا مَرْضَاكُمْ عَلَى الطَّعَامِ فَإِنَّ اللَّهَ تبارك و تعالى يُطْعِمُهُمْ وَيَسْقِيهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Kurayb anlattı. (Dedi ki): Bize Bekr b. Yûnus b. Bükeyr, Mûsâ b. Alî’den, o babasından, o da Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hastalarınızı yemeye (ve içmeye) zorlamayın. Çünkü Allah Tebâreke ve Teâlâ onları yedirir ve içirir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece bu vechiyle biliyoruz.

2041. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، وَسَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عَلَيْكُمْ بِهَذِهِ الْحَبَّةِ السَّوْدَاءِ فَإِنَّ فِيهَا شِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ إِلاَّ السَّامَ ‏"‏ ‏.‏ وَالسَّامُ الْمَوْتُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ بُرَيْدَةَ وَابْنِ عُمَرَ وَعَائِشَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْحَبَّةُ السَّوْدَاءُ هِيَ الشُّونِيزُ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer ve Saîd b. Abdurrahman el-Mahzûmî anlattılar. (Dediler ki): Bize Süfyân, Zührî’den, o Ebû Seleme’den, o da Ebû Hüreyre’den naklettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şu çörek otuna (Habbetü’s-Sevdâ) devam ediniz. Zira onda sâm (ölüm) hariç her derde şifa vardır.” Sâm, ölümdür. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Büreyde, İbn Ömer ve Âişe’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Habbetü’s-Sevdâ, Şûnîz’dir.

2042. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الزَّعْفَرَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَفَّانُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، وَثَابِتٌ، وَقَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ عُرَيْنَةَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ فَاجْتَوَوْهَا فَبَعَثَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي إِبِلِ الصَّدَقَةِ وَقَالَ ‏ "‏ اشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hasan b. Muhammed ez-Za’ferânî anlattı. (Dedi ki): Bize Affân anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme anlattı. (Dedi ki): Bize Humeyd, Sâbit ve Katâde, Enes’ten haber verdiler. (Dedi ki): Ureyne kabilesinden bazı insanlar Medine’ye geldiler. (Medine’nin havası) onlara yaramadı (hastalandılar). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları zekat develerinin yanına gönderdi ve: “Onların sütlerinden ve idrarlarından için” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

2043. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قال حَدَّثَنَا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أُرَاهُ رَفَعَهُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يَتَوَجَّأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا أَبَدًا وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِسُمٍّ فَسُمُّهُ فِي يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا أَبَدًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Abîde b. Humeyd anlattı. (Dedi ki): A’meş’ten, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den nakletti. (Ebû Hüreyre’nin) bu hadisi merfû olarak rivayet ettiğini düşünüyorum. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim bir demir parçasıyla kendini öldürürse, kıyamet günü o demiri elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâimî olarak kalarak o demiri karnına saplayıp duracaktır. Kim de zehirle kendini öldürürse, o zehri elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâimî olarak kalarak onu yudumlayıp duracaktır.”

2044. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قال حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ يَتَوَجَّأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِسُمٍّ فَسُمُّهُ فِي يَدِهِ يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا وَمَنْ تَرَدَّى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَهُوَ يَتَرَدَّى فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قال حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ شُعْبَةَ عَنِ الأَعْمَشِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ وَهُوَ أَصَحُّ مِنَ الْحَدِيثِ الأَوَّلِ ‏.‏ هَكَذَا رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَرَوَى مُحَمَّدُ بْنُ عَجْلاَنَ عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِسُمٍّ عُذِّبَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ ‏"‏ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا ‏.‏ وَهَكَذَا رَوَاهُ أَبُو الزِّنَادِ عَنِ الأَعْرَجِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهَذَا أَصَحُّ لأَنَّ الرِّوَايَاتِ إِنَّمَا تَجِيءُ بِأَنَّ أَهْلَ التَّوْحِيدِ يُعَذَّبُونَ فِي النَّارِ ثُمَّ يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَمْ يُذْكَرْ أَنَّهُمْ يُخَلَّدُونَ فِيهَا ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd, Şu’be’den, o A’meş’ten nakletti. (Dedi ki): Ebû Sâlih’ten işittim, o Ebû Hüreyre’den (naklettiğine göre) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir demir parçasıyla kendini öldürürse, o demiri elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâimî olarak kalarak o demiri karnına saplayıp duracaktır. Kim zehirle kendini öldürürse, o zehri elinde olduğu hâlde cehennem ateşinde ebedî ve dâimî olarak kalarak onu yudumlayıp duracaktır. Kim de bir dağdan atlayıp kendini öldürürse, o da cehennem ateşinde ebedî ve dâimî olarak (dağdan) yuvarlanıp duracaktır.” Bize Muhammed b. El-Alâ anlattı. (Dedi ki): Bize Vekî’ ve Ebû Muâviye, A’meş’ten, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den, Şu’be’nin A’meş’ten rivayet ettiği hadisin benzerini rivayet ettiler. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sahihtir ve birinci hadisten daha sahihtir. Birçok râvi bu hadisi A’meş’ten, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (bu şekilde) rivayet etmiştir. Muhammed b. Aclân ise Saîd el-Makbûrî’den, o Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim kendini zehirle öldürürse cehennem ateşinde azap görür.” (Bu rivayette) “Orada ebedî ve dâimî kalır” ifadesini zikretmemiştir. Ebû Zinnâd da A’rec’den, o Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu şekilde (ebedîlik zikretmeden) rivayet etmiştir. Bu (ifade) daha sahihtir. Çünkü rivayetler, tevhid ehlinin ateşte azap göreceklerini sonra oradan çıkarılacaklarını bildirmekte, orada ebedî kalacaklarını zikretmemektedir.

2045. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قال أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدَّوَاءِ الْخَبِيثِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى يَعْنِي السُّمَّ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdullah b. el-Mübarek haber verdi, Yunus b. Ebî İshak’tan, o Mücâhid’den, o da Ebû Hüreyre’den naklettiğine göre: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kötü (habîs) ilaçtan nehyetti.” Ebû Îsâ dedi ki: Yani zehiri kastediyor.

2046. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قال حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سِمَاكٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلْقَمَةَ بْنَ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ شَهِدَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَسَأَلَهُ سُوَيْدُ بْنُ طَارِقٍ أَوْ طَارِقُ بْنُ سُوَيْدٍ عَنِ الْخَمْرِ فَنَهَاهُ عَنْهُ فَقَالَ إِنَّنَا نَتَدَاوَى بِهَا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّهَا لَيْسَتْ بِدَوَاءٍ وَلَكِنَّهَا دَاءٌ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا مَحْمُودٌ، قال حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، وَشَبَابَةُ، عَنْ شُعْبَةَ، بِمِثْلِهِ ‏.‏ قَالَ مَحْمُودٌ قَالَ النَّضْرُ طَارِقُ بْنُ سُوَيْدٍ وَقَالَ شَبَابَةُ سُوَيْدُ بْنُ طَارِقٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd, Şu’be’den, o Simâk’tan nakletti. (Simâk) Alkame b. Vâil’den işitmiş, o da babasından (şöyle nakletmiştir): Babası, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında hazır bulundu. Süveyd b. Târık -veya Târık b. Süveyd- (Resûlullah’a) şarabı sordu. Resûlullah onu (şaraptan) nehyetti. Bunun üzerine (Süveyd veya Târık): “Biz onunla tedavi oluyoruz” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “O bir deva (ilaç) değil, bilakis derttir (hastalıktır).” Bize Mahmûd anlattı. (Dedi ki): Bize Nadr b. Şümeyl ve Şebâbe, Şu’be’den bu hadisin benzerini anlattılar. Mahmûd dedi ki: Nadr (râvinin ismini) “Târık b. Süveyd” dedi. Şebâbe ise “Süveyd b. Târık” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2047. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَدُّويَهْ، قال حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ حَمَّادٍ الشُّعَيْثِيُّ، قال حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ خَيْرَ مَا تَدَاوَيْتُمْ بِهِ السَّعُوطُ وَاللَّدُودُ وَالْحِجَامَةُ وَالْمَشِيُّ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا اشْتَكَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَدَّهُ أَصْحَابُهُ فَلَمَّا فَرَغُوا قَالَ ‏"‏ لُدُّوهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلُدُّوا كُلُّهُمْ غَيْرَ الْعَبَّاسِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Meddûyeh anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Hammâd eş-Şuaysî anlattı. (Dedi ki): Bize Abbâd b. Mansûr, İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan nakletti. (İbn Abbâs) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı; burun otu (enfiye), ağızdan akıtılan ilaç (ledûd), hacamat ve müshildir.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hastalandığında ashabı ona (ağzının kenarından) ilaç verdiler. (İyileşip) kendine gelince: “(Bana ilacı verenlerin) hepsine ilacı verin” buyurdu. Bunun üzerine Abbâs hariç hepsine ilaç verildi.

2048. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قال حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قال حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ خَيْرَ مَا تَدَاوَيْتُمْ بِهِ اللَّدُودُ وَالسَّعُوطُ وَالْحِجَامَةُ وَالْمَشِيُّ وَخَيْرُ مَا اكْتَحَلْتُمْ بِهِ الإِثْمِدُ فَإِنَّهُ يَجْلُو الْبَصَرَ وَيُنْبِتُ الشَّعْرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُكْحُلَةٌ يَكْتَحِلُ بِهَا عِنْدَ النَّوْمِ ثَلاَثًا فِي كُلِّ عَيْنٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ وَهُوَ حَدِيثُ عَبَّادِ بْنِ مَنْصُورٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ anlattı. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Hârûn anlattı. (Dedi ki): Bize Abbâd b. Mansûr, İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan nakletti. (İbn Abbâs) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı; ağızdan akıtılan ilaç (ledûd), burun otu (enfiye), hacamat ve müshildir. Gözünüze süreceğiniz şeylerin en hayırlısı da İsmid’dir (sürme taşıdır). Çünkü o gözü parlatır (görmeyi keskinleştirir) ve kirpikleri besleyip uzatır.” (İbn Abbâs) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bir sürmedanlığı vardı, uyurken ondan her bir gözüne üçer defa sürme çekerdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bu, Abbâd b. Mansûr’un (rivayet ettiği) hadisidir.

2049. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْكَىِّ ‏.‏ قَالَ فَابْتُلِينَا فَاكْتَوَيْنَا فَمَا أَفْلَحْنَا وَلاَ أَنْجَحْنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْقُدُّوسِ بْنُ مُحَمَّدٍ, قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ نُهِينَا عَنِ الْكَىِّ، ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، وَعُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، وَابْنِ، عَبَّاسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be, Katâde’den, o Hasan’dan, o da İmrân b. Husayn’dan naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dağlama (ile tedavi)den nehyetti. (İmrân) dedi ki: “(Sonra) biz (hastalığa) müptela kılındık ve dağlama yaptırdık ama ne iflah olduk ne de başardık (şifa bulduk).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Abdülkuddûs b. Muhammed anlattı. (Dedi ki): Bize Amr b. Âsım anlattı. (Dedi ki): Bize Hemmâm, Katâde’den, o Hasan’dan, o da İmrân b. Husayn’dan nakletti. (İmrân) dedi ki: “Biz dağlama yapmaktan nehyedildik.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Mes’ûd, Ukbe b. Âmir ve İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

2050. Hadis

حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، قال حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قال أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَوَى أَسْعَدَ بْنَ زُرَارَةَ مِنَ الشَّوْكَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أُبَىٍّ وَجَابِرٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Humeyd b. Mes’ade anlattı. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey’ anlattı. (Dedi ki): Bize Ma’mer, Zührî’den, o da Enes’ten haber verdi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Es’ad b. Zürâre’yi (boynundaki) bir hastalıktan (şevke) dolayı dağladı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Übey ve Câbir’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir.

2051. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْقُدُّوسِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، وَجَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَحْتَجِمُ فِي الأَخْدَعَيْنِ وَالْكَاهِلِ وَكَانَ يَحْتَجِمُ لِسَبْعَ عَشْرَةَ وَتِسْعَ عَشْرَةَ وَإِحْدَى وَعِشْرِينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَمَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صحيح ‏.‏

Bize Abdülkuddûs b. Muhammed anlattı. (Dedi ki): Bize Amr b. Âsım anlattı. (Dedi ki): Bize Hemmâm ve Cerîr b. Hâzim anlattılar. (Dediler ki): Bize Katâde, Enes’ten nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem boynunun iki yanındaki damarlardan (ahda’eyn) ve iki omuz arasından (kâhil) hacamat olurdu. Hacamatı (ayın) on yedisinde, on dokuzunda ve yirmi birinde yaptırırdı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs ve Ma’kıl b. Yesâr’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

2052. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ بُدَيْلِ بْنِ قُرَيْشٍ الْيَامِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ لَيْلَةَ، أُسْرِيَ بِهِ أَنَّهُ لَمْ يَمُرَّ عَلَى مَلإٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ إِلاَّ أَمَرُوهُ أَنْ مُرْ أُمَّتَكَ بِالْحِجَامَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Büdeyl b. Kureyş el-Yâmî el-Kûfî anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Fudayl anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. İshak, Kâsım b. Abdurrahman’dan -ki o Abdullah b. Mes’ûd’un oğludur-, o babasından, o da İbn Mes’ûd’dan nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem İsra gecesinden bahsetti (ve şöyle buyurdu): “(O gece) meleklerden hiçbir topluluğa uğramadım ki bana: ‘Ümmetine hacamatı emret’ demesinler.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis İbn Mes’ûd rivayeti olarak hasen gariptir.

2053. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ كَانَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ غِلْمَةٌ ثَلاَثَةٌ حَجَّامُونَ فَكَانَ اثْنَانِ مِنْهُمْ يُغِلاَّنِ عَلَيْهِ وَعَلَى أَهْلِهِ وَوَاحِدٌ يَحْجُمُهُ وَيَحْجُمُ أَهْلَهُ ‏.‏ قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نِعْمَ الْعَبْدُ الْحَجَّامُ يُذْهِبُ الدَّمَ وَيُخِفُّ الصُّلْبَ وَيَجْلُو عَنِ الْبَصَرِ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ عُرِجَ بِهِ مَا مَرَّ عَلَى مَلإٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ إِلاَّ قَالُوا عَلَيْكَ بِالْحِجَامَةِ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ خَيْرَ مَا تَحْتَجِمُونَ فِيهِ يَوْمَ سَبْعَ عَشَرَةَ وَيَوْمَ تِسْعَ عَشَرَةَ وَيَوْمَ إِحْدَى وَعِشْرِينَ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ إِنَّ خَيْرَ مَا تَدَاوَيْتُمْ بِهِ السَّعُوطُ وَاللَّدُودُ وَالْحِجَامَةُ وَالْمَشِيُّ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَدَّهُ الْعَبَّاسُ وَأَصْحَابُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ لَدَّنِي فَكُلُّهُمْ أَمْسَكُوا فَقَالَ ‏"‏ لاَ يَبْقَى أَحَدٌ مِمَّنْ فِي الْبَيْتِ إِلاَّ لُدَّ ‏"‏ ‏.‏ غَيْرَ عَمِّهِ الْعَبَّاسِ قَالَ عَبْدٌ قَالَ النَّضْرُ اللَّدُودُ الْوَجُورُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبَّادِ بْنِ مَنْصُورٍ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd anlattı. (Dedi ki): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. (Dedi ki): Bize Abbâd b. Mansûr anlattı. (Dedi ki): İkrime’yi şöyle derken işittim: İbn Abbâs’ın üç kölesi vardı ki bunlar hacamat yaparlardı. Bunlardan ikisi (çalışıp kazançlarını) ona ve ailesine getirirlerdi. Biri de onu ve ailesini hacamat ederdi. (İkrime) dedi ki: İbn Abbâs, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu söyledi: “Hacamatçı köle ne güzel kuldur; kanı giderir, beli hafifletir ve gözü parlatır.” (Yine Resûlullah) şöyle buyurdu: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem miraca çıkarıldığı zaman meleklerden hiçbir topluluğa uğramadı ki ona: ‘Hacamat olmaya devam et’ demesinler.” Yine şöyle buyurdu: “Hacamat olduğunuz günlerin en hayırlısı; on yedi, on dokuz ve yirmi birinci günlerdir.” Yine şöyle buyurdu: “Tedavi olduğunuz şeylerin en hayırlısı; burun otu (enfiye), ağızdan akıtılan ilaç (ledûd), hacamat ve müshildir.” (İkrime dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Abbas ve ashabı (ağzının kenarından) ilaç verdiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bana ilacı kim verdi?” diye sordu. Hepsi sustular. Bunun üzerine: “Evde bulunan herkess ilacı tadacaktır, amcam Abbas hariç” buyurdu. Abd (b. Humeyd) dedi ki: Nadr (b. Şümeyl), “Ledûd, el-Vecûr’dur (ağızdan akıtılan ilaçtır)” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece Abbâd b. Mansûr’un hadisinden biliyoruz. Bu konuda Âişe’den de hadis rivayet edilmiştir.

2054. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قال حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ خَالِدٍ الْخَيَّاطُ، قال حَدَّثَنَا فَائِدٌ، مَوْلًى لآلِ أَبِي رَافِعٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ جَدَّتِهِ، سَلْمَى وَكَانَتْ تَخْدُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَا كَانَ يَكُونُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُرْحَةٌ وَلاَ نَكْبَةٌ إِلاَّ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَضَعَ عَلَيْهَا الْحِنَّاءَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ فَائِدٍ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ فَائِدٍ فَقَالَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ جَدَّتِهِ سَلْمَى وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَلِيٍّ أَصَحُّ وَيُقَالُ سُلْمَى ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قال حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، عَنْ فَائِدٍ، مَوْلَى عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ مَوْلاَهُ، عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ جَدَّتِهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Hâlid el-Hayyât anlattı. (Dedi ki): Bize Âl-i Ebî Râfi’in azatlısı Fâid, Ali b. Ubeydullah’tan, o ninesi Selmâ’dan nakletti -ki Selmâ Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e hizmet ederdi-. Selmâ dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in vücudunda bir yara veya (diken batması gibi) bir zedelenme olduğunda mutlaka bana, onun üzerine kına koymamı emrederdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu ancak Fâid’in hadisinden biliyoruz. Bazıları bu hadisi Fâid’den rivayet ederken; “Ubeydullah b. Ali’den, o ninesi Selmâ’dan” demişlerdir. Ubeydullah b. Ali (ismi) daha sahihtir. (Selmâ’nın ismi) Sülmâ da denilir. Bize Muhammed b. El-Alâ anlattı. (Dedi ki): Bize Zeyd b. Hubâb, Ubeydullah b. Ali’nin azatlısı Fâid’den, o efendisi Ubeydullah b. Ali’den, o ninesinden, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin manasındaki benzerini rivayet etti.

2055. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَقَّارِ بْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنِ اكْتَوَى أَوِ اسْتَرْقَى فَقَدْ بَرِئَ مِنَ التَّوَكُّلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Mansûr’dan, o Mücâhid’den, o Akkâr b. Mugîre b. Şu’be’den, o da babasından naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim dağlama yaptırır veya rukye (okunarak tedavi) talep ederse tevekkülden beri olmuş (uzaklaşmış) olur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Mes’ûd, İbn Abbâs ve İmrân b. Husayn’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

2056. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، قال حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ هِشَامٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَخَّصَ فِي الرُّقْيَةِ مِنَ الْحُمَةِ وَالْعَيْنِ وَالنَّمْلَةِ ‏.‏ حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قال حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، وَأَبُو نُعَيْمٍ قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَخَّصَ فِي الرُّقْيَةِ مِنَ الْحُمَةِ وَالنَّمْلَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا عِنْدِي أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ مُعَاوِيَةَ بْنِ هِشَامٍ عَنْ سُفْيَانَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ بُرَيْدَةَ وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَجَابِرٍ وَعَائِشَةَ وَطَلْقِ بْنِ عَلِيٍّ وَعَمْرِو بْنِ حَزْمٍ وَأَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ ‏.‏

Bize Abde b. Abdullah el-Huzâî anlattı. (Dedi ki): Bize Muâviye b. Hişâm, Süfyân’dan, o Âsım’dan, o Abdullah b. El-Hâris’ten, o da Enes’ten naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hume (zehirli böcek sokması), nazar (ayn) ve nemle (yanlarda çıkan yaralar) için rukye yapılmasına ruhsat verdi. Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Âdem ve Ebû Nuaym anlattılar. (Dediler ki): Bize Süfyân, Âsım el-Ahvel’den, o Yûsuf b. Abdullah b. El-Hâris’ten, o da Enes b. Mâlik’ten nakletti ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hume ve nemle için rukye yapılmasına ruhsat verdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bence bu (ikinci rivayet), Muâviye b. Hişâm’ın Süfyân’dan rivayetinden daha sahihtir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Büreyde, İmrân b. Husayn, Câbir, Âişe, Talk b. Ali, Amr b. Hazm ve babasından naklen Ebû Huzâme’den de hadis rivayet edilmiştir.

2057. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ رُقْيَةَ إِلاَّ مِنْ عَيْنٍ أَوْ حُمَةٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَوَى شُعْبَةُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ حُصَيْنٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ بُرَيْدَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Husayn’dan, o Şa’bî’den, o da İmrân b. Husayn’dan nakletti ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nazar veya zehirli hayvan sokması (hume) dışında rukye yoktur.” Ebû Îsâ dedi ki: Şu’be, bu hadisi Husayn’dan, o Şa’bî’den, o da Büreyde’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu şekilde rivayet etmiştir.

2058. Hadis

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُونُسَ الْكُوفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ مَالِكٍ الْمُزَنِيُّ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَعَوَّذُ مِنَ الْجَانِّ وَعَيْنِ الإِنْسَانِ حَتَّى نَزَلَتِ الْمُعَوِّذَتَانِ فَلَمَّا نَزَلَتَا أَخَذَ بِهِمَا وَتَرَكَ مَا سِوَاهُمَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Hişâm b. Yûnus el-Kûfî anlattı. (Dedi ki): Bize Kâsım b. Mâlik el-Müzenî, Cüreyrî’den, o Ebû Nadre’den, o da Ebû Saîd’den nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cinlerden ve insanın gözünden (nazarından) Allah’a sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn (Felâk ve Nâs sureleri) nazil oldu. Bu ikisi inince, bu ikisiyle (sığınmaya) başladı ve diğerlerini bıraktı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir.

2059. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عُرْوَةَ، وَهُوَ أَبُو حَاتِمِ بْنُ عَامِرٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ رِفَاعَةَ الزُّرَقِيِّ، أَنَّ أَسْمَاءَ بِنْتَ عُمَيْسٍ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ وَلَدَ جَعْفَرٍ تُسْرِعُ إِلَيْهِمُ الْعَيْنُ أَفَأَسْتَرْقِي لَهُمْ فَقَالَ ‏ "‏ نَعَمْ فَإِنَّهُ لَوْ كَانَ شَيْءٌ سَابَقَ الْقَدَرَ لَسَبَقَتْهُ الْعَيْنُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَبُرَيْدَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ عَامِرٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ عُمَيْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ حَدَّثَنَا بِذَلِكَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Amr b. Dînâr’dan, o Urve’den -ki bu Ebu Hâtim b. Âmir’dir-, o Ubeyd b. Rifâa ez-Zurakî’den, o da Esmâ bint Umeys’ten nakletti. Esmâ dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Cafer’in çocuklarına nazar çabuk değiyor. Onlar için rukye yaptırayım mı?” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet. Eğer kaderin önüne geçebilecek bir şey olsaydı, bu nazar (göz değmesi) olurdu” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İmrân b. Husayn ve Büreyde’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis ayrıca Eyyûb’dan, o Amr b. Dînâr’dan, o Urve b. Âmir’den, o Ubeyd b. Rifâa’dan, o Esmâ bint Umeys’ten, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilmiştir. Bize bunu Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk, Ma’mer’den, o Eyyûb’dan bu şekilde nakletti.

2060. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قال حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، وَيَعْلَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْمِنْهَالِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَوِّذُ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ يَقُولُ ‏"‏ أُعِيذُكُمَا بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍ ‏"‏ ‏.‏ وَيَقُولُ ‏"‏ هَكَذَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يُعَوِّذُ إِسْحَاقَ وَإِسْمَاعِيلَ عَلَيْهِمُ السَّلاَمُ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ مَنْصُورٍ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk ve Ya’lâ, Süfyân’dan, o Mansûr’dan, o Minhâl b. Amr’dan, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan naklettiler. (İbn Abbâs) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hasan ve Hüseyin’e şu sözlerle (Allah’a) sığınırdı (dua ederdi): “Her türlü şeytandan, zehirli haşerattan ve dokunan (kötü) gözden Allah’ın tam kelimelerine sığınırım.” Ve şöyle buyururdu: “İbrahim de İshak ve İsmail’i aleyhimesselâm bu sözlerle (Allah’a) sığındırırdı.” Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı. Bize Yezîd b. Hârûn ve Abdürrezzâk, Süfyân’dan, o Mansûr’dan bu hadisin benzerini manen rivayet ettiler. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2061. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ، عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ, قال حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ أَبُو غَسَّانَ الْعَنْبَرِيُّ، قال حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنِي حَيَّةُ بْنُ حَابِسٍ التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ شَىْءَ فِي الْهَامِ وَالْعَيْنُ حَقٌّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Hafs Amr b. Ali anlattı. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Kesîr Ebû Gassân el-Anberî anlattı. (Dedi ki): Bize Ali b. el-Mübarek, Yahyâ b. Ebî Kesîr’den nakletti. (Dedi ki): Bana Hayye b. Hâbis et-Temîmî anlattı. (Dedi ki): Bana babam anlattı ki, o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiş: “Hâme’de (baykuş ötmesinde uğursuzluk diye) bir şey yoktur. Nazar (göz değmesi) haktır.”

2062. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ خِرَاشٍ الْبَغْدَادِيُّ، قال حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، قال حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ كَانَ شَيْءٌ سَابَقَ الْقَدَرَ لَسَبَقَتْهُ الْعَيْنُ وَإِذَا اسْتُغْسِلْتُمْ فَاغْسِلُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَحَدِيثُ حَيَّةَ بْنِ حَابِسٍ حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى شَيْبَانُ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ حَيَّةَ بْنِ حَابِسٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَعَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ وَحَرْبُ بْنُ شَدَّادٍ لاَ يَذْكُرَانِ فِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏

Bize Ahmed b. el-Hasan b. Hirâş el-Bağdâdî anlattı. (Dedi ki): Bize Ahmed b. İshak el-Hadramî anlattı. (Dedi ki): Bize Vüheyb, İbn Tâvûs’tan, o babasından, o da İbn Abbâs’tan nakletti. (İbn Abbâs) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer kaderin önüne geçebilecek bir şey olsaydı, bu nazar olurdu. (Nazar değdiren kişi olarak) sizden yıkanmanız istendiğinde yıkanıverin.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahih gariptir. Hayye b. Hâbis hadisi ise garip bir hadistir. Şeybân, bu hadisi Yahyâ b. Ebî Kesîr’den, o Hayye b. Hâbis’ten, o babasından, o da Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (diye) rivayet etmiştir. Ali b. el-Mübarek ve Harb b. Şeddâd ise (bu senette) Ebû Hüreyre’yi zikretmezler.

2063. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، قال حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ إِيَاسٍ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَرِيَّةٍ فَنَزَلْنَا بِقَوْمٍ فَسَأَلْنَاهُمُ الْقِرَى فَلَمْ يَقْرُونَا فَلُدِغَ سَيِّدُهُمْ فَأَتَوْنَا فَقَالُوا هَلْ فِيكُمْ مَنْ يَرْقِي مِنَ الْعَقْرَبِ قُلْتُ نَعَمْ أَنَا وَلَكِنْ لاَ أَرْقِيهِ حَتَّى تُعْطُونَا غَنَمًا ‏.‏ قَالُوا فَإِنَّا نُعْطِيكُمْ ثَلاَثِينَ شَاةً ‏.‏ فَقَبِلْنَا فَقَرَأْتُ عَلَيْهِ ‏(‏الْحَمْدُ لِلَّهِ ‏)‏ سَبْعَ مَرَّاتٍ فَبَرَأَ وَقَبَضْنَا الْغَنَمَ ‏.‏ قَالَ فَعَرَضَ فِي أَنْفُسِنَا مِنْهَا شَيْءٌ فَقُلْنَا لاَ تَعْجَلُوا حَتَّى تَأْتُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَيْهِ ذَكَرْتُ لَهُ الَّذِي صَنَعْتُ قَالَ ‏"‏ وَمَا عَلِمْتَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ اقْبِضُوا الْغَنَمَ وَاضْرِبُوا لِي مَعَكُمْ بِسَهْمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو نَضْرَةَ اسْمُهُ الْمُنْذِرُ بْنُ مَالِكِ بْنِ قُطَعَةَ ‏.‏ وَرَخَّصَ الشَّافِعِيُّ لِلْمُعَلِّمِ أَنْ يَأْخُذَ عَلَى تَعْلِيمِ الْقُرْآنِ أَجْرًا وَيَرَى لَهُ أَنْ يَشْتَرِطَ عَلَى ذَلِكَ ‏.‏ وَاحْتَجَّ بِهَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَرَوَى شُعْبَةُ وَأَبُو عَوَانَةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ أَبِي بِشْرٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, A’meş’ten, o Ca’fer b. İyâs’tan, o Ebû Nadre’den, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi bir seriyye (askeri birlik) içinde göndermişti. Bir kavme (kabileye) misafir olduk ve onlardan bizi ağırlamalarını istedik fakat bizi ağırlamadılar. Derken efendileri (bir hayvan tarafından) sokuldu. Bize gelip: “İçinizde akrep sokmasına karşı rukye yapacak (okuyacak) biri var mı?” dediler. Ben: “Evet, ben varım. Ancak bize bir miktar koyun vermedikçe ona okumam” dedim. Onlar da: “Size otuz koyun veririz” dediler. Biz de kabul ettik. Ben onun üzerine yedi defa “Elhamdülillâh”ı (Fâtiha suresini) okudum. Adam iyileşti, biz de koyunları aldık. (Ebû Saîd) dedi ki: Sonra içimize bu (aldığımız ücret) hakkında bir şüphe düştü ve: “Acele etmeyin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e varıncaya kadar bekleyin” dedik. (Medine’ye) gelince yaptığım işi ona anlattım. Şöyle buyurdu: “Onun rukye olduğunu nereden bildin? Koyunları alın ve sizinle beraber bana da bir pay ayırın.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Nadre’nin ismi Münzir b. Mâlik b. Kuta’a’dır. Şâfiî, bu hadisi delil göstererek muallimin Kur’an öğretmesi karşılığında ücret almasına ruhsat vermiş ve bunu şart koşabileceğini söylemiştir. Şu’be, Ebû Avâne ve birçok râvi bu hadisi Ebû Bişr’den, o Ebû’l-Mütevekkil’den, o Ebû Saîd’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmişlerdir.

2064. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنِي عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو بِشْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الْمُتَوَكِّلِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَرُّوا بِحَىٍّ مِنَ الْعَرَبِ فَلَمْ يَقْرُوهُمْ وَلَمْ يُضَيِّفُوهُمْ فَاشْتَكَى سَيِّدُهُمْ فَأَتَوْنَا فَقَالُوا هَلْ عِنْدَكُمْ دَوَاءٌ قُلْنَا نَعَمْ وَلَكِنْ لَمْ تَقْرُونَا وَلَمْ تُضَيِّفُونَا فَلاَ نَفْعَلُ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلاً ‏.‏ فَجَعَلُوا عَلَى ذَلِكَ قَطِيعًا مِنَ الْغَنَمِ ‏.‏ قَالَ فَجَعَلَ رَجُلٌ مِنَّا يَقْرَأُ عَلَيْهِ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ فَبَرَأَ فَلَمَّا أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ذَكَرْنَا ذَلِكَ لَهُ قَالَ ‏"‏ وَمَا يُدْرِيكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ نَهْيًا مِنْهُ وَقَالَ ‏"‏ كُلُوا وَاضْرِبُوا لِي مَعَكُمْ بِسَهْمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ الأَعْمَشِ عَنْ جَعْفَرِ بْنِ إِيَاسٍ ‏.‏ وَهَكَذَا رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي بِشْرٍ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي وَحْشِيَّةَ عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ‏.‏ وَجَعْفَرُ بْنُ إِيَاسٍ هُوَ جَعْفَرُ بْنُ أَبِي وَحْشِيَّةَ ‏.‏

Bize Ebû Mûsâ Muhammed b. El-Müsennâ anlattı. (Dedi ki): Bana Abdüssamed b. Abdilvâris anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Bişr anlattı. (Dedi ki): Ebû’l-Mütevekkil’i Ebû Saîd’den şöyle naklederken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazı insanlar Arap kabilelerinden bir kabileye uğradılar. (O kabile) onları ağırlamadı ve misafir etmedi. Derken efendileri hastalandı (sokuldu). Bize gelip: “Yanınızda ilaç var mı?” dediler. Biz: “Evet var ama bizi ağırlamadınız ve misafir etmediniz. Bu sebeple bize bir ücret (cu’l) belirlemedikçe yapmayız” dedik. Bunun üzerine bir sürü koyun vermeyi taahhüt ettiler. (Ebû Saîd) dedi ki: Bizden bir adam onun üzerine Fâtiha’yı okumaya başladı ve (hasta) iyileşti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiğimizde bunu ona zikrettik. Şöyle buyurdu: “Onun rukye olduğunu nereden bildin?” (Resûlullah) bir yasaklamadan bahsetmedi ve: “Yiyin ve sizinle beraber bana da bir pay ayırın” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sahihtir. Bu hadis A’meş’in Ca’fer b. İyâs’tan rivayetinden daha sahihtir. Birçok râvi bu hadisi bu şekilde Ebû Bişr Ca’fer b. Ebî Vahşiyye’den, o Ebû’l-Mütevekkil’den, o da Ebû Saîd’den rivayet etmiştir. Ca’fer b. İyâs, Ca’fer b. Ebî Vahşiyye’dir.

2065. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي خُزَامَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رُقًى نَسْتَرْقِيهَا وَدَوَاءً نَتَدَاوَى بِهِ وَتُقَاةً نَتَّقِيهَا هَلْ تَرُدُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ شَيْئًا قَالَ ‏ "‏ هِيَ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ أَبِي خُزَامَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ كِلْتَا الرِّوَايَتَيْنِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ عَنْ أَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ عَنِ ابْنِ أَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ عَنْ أَبِي خُزَامَةَ وَقَدْ رَوَى غَيْرُ ابْنِ عُيَيْنَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ وَهَذَا أَصَحُّ وَلاَ نَعْرِفُ لأَبِي خُزَامَةَ عَنْ أَبِيهِ غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Zührî’den, o Ebû Huzâme’den, o da babasından nakletti. (Babası) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordum: “Ey Allah’ın Resûlü! Okuttuğumuz rukyeler, tedavi olduğumuz ilaçlar ve (hastalıklara karşı) korunduğumuz korunma yolları hakkında ne buyurursun? Bunlar Allah’ın kaderinden bir şeyi geri çevirir mi?” Şöyle buyurdu: “Onlar da Allah’ın kaderindendir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Saîd b. Abdurrahman anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Zührî’den, o İbn Ebî Huzâme’den, o da babasından, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin benzerini rivayet etti. Bu hadis hasen sahihtir. İbn Uyeyne’den her iki rivayet de (hem Ebû Huzâme, hem İbn Ebî Huzâme şeklinde) nakledilmiştir. Bazıları “Ebû Huzâme’den, o babasından”; bazıları “İbn Ebî Huzâme’den, o babasından”; bazıları da (sadece) “Ebû Huzâme’den (mürsel olarak)” demişlerdir. İbn Uyeyne dışındakiler bu hadisi Zührî’den, o Ebû Huzâme’den, o da babasından rivayet etmişlerdir ki, bu daha sahihtir. Ebû Huzâme’nin babasından rivayet ettiği bundan başka bir hadis bilmiyoruz.

2066. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ، أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيُّ وَهُوَ ابْنُ أَبِي السَّفَرِ وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ قَالاَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْعَجْوَةُ مِنَ الْجَنَّةِ وَفِيهَا شِفَاءٌ مِنَ السُّمِّ وَالْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ وَأَبِي سَعِيدٍ وَجَابِرٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سَعِيدِ بْنِ عَامِرٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏

Bize Ebû Ubeyde Ahmed b. Abdullah el-Hemdânî -ki bu zat İbn Ebî’s-Sefer’dir- ve Mahmûd b. Gaylân anlattılar. (Dediler ki): Bize Saîd b. Âmir, Muhammed b. Amr’dan, o Ebû Seleme’den, o da Ebû Hüreyre’den nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Acve (hurması) cennettendir ve o zehire karşı şifadır. Keme (mantarı) kudret helvasındandır (manna), suyu ise göze şifadır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Saîd b. Zeyd, Ebû Saîd ve Câbir’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vecihten hasen gariptir. Biz bunu sadece Saîd b. Âmir’in Muhammed b. Amr’dan rivayetiyle biliyoruz.

2067. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، قال حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قال حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قال حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb anlattı. (Dedi ki): Bize Ömer b. Ubeyd et-Tanâfisî, Abdülmelik b. Umeyr’den anlattı. (Ayrıca) Bize Muhammed b. El-Müsennâ anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be, Abdülmelik b. Umeyr’den, o Amr b. Hurays’tan, o da Saîd b. Zeyd’den naklettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Keme (mantarı) kudret helvasındandır (manna), suyu ise göze şifadır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2068. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قال حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا الْكَمْأَةُ جُدَرِيُّ الأَرْضِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ وَالْعَجْوَةُ مِنَ الْجَنَّةِ وَهِيَ شِفَاءٌ مِنَ السُّمِّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muâz b. Hişâm anlattı. (Dedi ki): Bize babam, Katâde’den, o Şehr b. Havşeb’den, o da Ebû Hüreyre’den nakletti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazı insanlar: “Keme (mantarı) yerin çiçeğidir (veya cüderi hastalığı gibidir)” dediler. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Keme, kudret helvasındandır (manna) ve suyu göze şifadır. Acve (hurması) ise cennettendir ve zehire karşı şifadır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir.

2069. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، قال حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ حُدِّثْتُ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ أَخَذْتُ ثَلاَثَةَ أَكْمُئٍ أَوْ خَمْسًا أَوْ سَبْعًا فَعَصَرْتُهُنَّ فَجَعَلْتُ مَاءَهُنَّ فِي قَارُورَةٍ فَكَحَلْتُ بِهِ جَارِيَةً لِي فَبَرَأَتْ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muâz anlattı. (Dedi ki): Bize babam, Katâde’den nakletti. (Katâde) dedi ki: Bana anlatıldığına göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: “Üç veya beş veya yedi adet keme (mantarı) aldım, onları sıktım ve suyunu bir şişeye koydum. Onunla cariyeme sürme çektim ve (gözleri) iyileşti.”

2070. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قال حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ حُدِّثْتُ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ الشُّونِيزُ دَوَاءٌ مِنْ كُلِّ دَاءٍ إِلاَّ السَّامَ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ يَأْخُذُ كُلَّ يَوْمٍ إِحْدَى وَعِشْرِينَ حَبَّةً فَيَجْعَلُهُنَّ فِي خِرْقَةٍ فَلْيَنْقَعْهُ فَيَتَسَعَّطُ بِهِ كُلَّ يَوْمٍ فِي مَنْخَرِهِ الأَيْمَنِ قَطْرَتَيْنِ وَفِي الأَيْسَرِ قَطْرَةً وَالثَّانِي فِي الأَيْسَرِ قَطْرَتَيْنِ وَفِي الأَيْمَنِ قَطْرَةً وَالثَّالِثُ فِي الأَيْمَنِ قَطْرَتَيْنِ وَفِي الأَيْسَرِ قَطْرَةً ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muâz b. Hişâm anlattı. (Dedi ki): Bize babam, Katâde’den nakletti. (Katâde) dedi ki: Bana anlatıldığına göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: “Şûnîz (çörek otu), sâm (ölüm) hariç her hastalığın devasıdır.” Katâde dedi ki: (Kişi) her gün yirmi bir tane (çörek otu tanesi) alır, bir beze koyup (dövüp) ıslatır. Sonra her gün burnuna damlatır. (Birinci gün) sağ burun deliğine iki damla, soluna bir damla; ikinci gün soluna iki damla, sağına bir damla; üçüncü gün sağına iki damla, soluna bir damla (damlatır).

2071. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قال حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ وَمَهْرِ الْبَغِيِّ وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Leys, İbn Şihâb’dan, o Ebû Bekir b. Abdurrahman’dan, o da Ebû Mes’ûd el-Ensârî’den nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem köpek bedelinden (satışından alınan paradan), fahişenin kazancından (mehrinden) ve kâhinin ücretinden (hulvân) nehyetti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2072. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَدُّويَهْ، قال حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عِيسَى، أَخِيهِ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُكَيْمٍ أَبِي مَعْبَدٍ الْجُهَنِيِّ أَعُودُهُ وَبِهِ حُمْرَةٌ فَقُلْنَا أَلاَ تُعَلِّقُ شَيْئًا قَالَ الْمَوْتُ أَقْرَبُ مِنْ ذَلِكَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ تَعَلَّقَ شَيْئًا وُكِلَ إِلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُكَيْمٍ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى ‏.‏ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُكَيْمٍ لَمْ يَسْمَعْ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ كَتَبَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، ‏.‏

Bize Muhammed b. Meddûyeh anlattı. (Dedi ki): Bize Ubeydullah b. Mûsâ, Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan, o kardeşi Îsâ’dan nakletti. (Dedi ki): Abdullah b. Ukeym Ebû Ma’bed el-Cühenî’nin yanına hasta ziyaretine gittim. Onda humre (kızıl, yılancık) hastalığı vardı. Biz: “Bir şey (muska veya boncuk) takmıyor musun?” dedik. O: “Ölüm bundan daha yakındır” dedi. (Ve ekledi): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim (fayda umarak) bir şey takarsa, o taktığı şeye havale edilir (Allah’ın yardımından mahrum kalır).” Ebû Îsâ dedi ki: Abdullah b. Ukeym hadisini sadece Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ’nın rivayetinden biliyoruz. Abdullah b. Ukeym, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (doğrudan) hadis işitmemiştir. Ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yaşamış ve şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize mektup yazdı...” Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Saîd, İbn Ebî Leylâ’dan bu hadisin benzerini manen rivayet etti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ukbe b. Âmir’den de hadis rivayet edilmiştir.

2073. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، قال حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْحُمَّى فَوْرٌ مِنَ النَّارِ فَأَبْرِدُوهَا بِالْمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ وَابْنِ عُمَرَ وَامْرَأَةِ الزُّبَيْرِ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû’l-Ahvas, Saîd b. Mesrûk’tan, o Abâye b. Rifâa’dan, o da dedesi Râfi’ b. Hadîc’den naklettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ateşli hastalık (humma), cehennemin hararetindendir. Onu su ile soğutunuz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Esmâ bint Ebî Bekir, İbn Ömer, Zübeyr’in hanımı, Âişe ve İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir.

2074. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ، قال حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْحُمَّى مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ فَأَبْرِدُوهَا بِالْمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ، قال حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي حَدِيثِ أَسْمَاءَ كَلاَمٌ أَكْثَرُ مِنْ هَذَا وَكِلاَ الْحَدِيثَيْنِ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hârûn b. İshak el-Hemdânî anlattı. (Dedi ki): Bize Abde b. Süleyman, Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Âişe’den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ateşli hastalık (humma), cehennemin hararetindendir (kaynamasındandır). Onu su ile soğutunuz.” Bize Hârûn b. İshak anlattı. (Dedi ki): Bize Abde, Hişâm b. Urve’den, o Fâtıma bint el-Münzir’den, o da Esmâ bint Ebî Bekir’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin benzerini rivayet etti. Ebû Îsâ dedi ki: Esmâ hadisinde bundan daha fazla söz vardır. Her iki hadis de sahihtir.

2075. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قال حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي حَبِيبَةَ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ حُصَيْنٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُعَلِّمُهُمْ مِنَ الْحُمَّى وَمِنَ الأَوْجَاعِ كُلِّهَا أَنْ يَقُولَ ‏"‏ بِسْمِ اللَّهِ الْكَبِيرِ أَعُوذُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ مِنْ شَرِّ كُلِّ عِرْقٍ نَعَّارٍ وَمِنْ شَرِّ حَرِّ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي حَبِيبَةَ ‏.‏ وَإِبْرَاهِيمُ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ ‏.‏ وَيُرْوَى ‏"‏ عِرْقٍ يَعَّارٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Âmir el-Akedî anlattı. (Dedi ki): Bize İbrahim b. İsmail b. Ebî Habîbe, Dâvûd b. Husayn’dan, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan nakletti ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara humma (ateşli hastalık) ve bütün ağrılar için şöyle (dua etmeyi) öğretirdi: “Bismillâhil-kebîr. Eûzü billâhil-azîm min şerri külli ırkın na’âr ve min şerri harrin-nâr.” (Yüce Allah’ın adıyla. Zonklayan her damarın şerrinden ve ateşin hararetinin şerrinden ulu Allah’a sığınırım.) Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir. Biz bunu sadece İbrahim b. İsmail b. Ebî Habîbe’nin hadisinden biliyoruz. İbrahim (hadis rivayetinde) zayıf sayılır. (Hadisteki kelime) “Irkın ya’âr” şeklinde de rivayet edilmiştir.

2076. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قال حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ إِسْحَاقَ، قال حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ ابْنَةِ وَهْبٍ، وَهِيَ جُدَامَةُ - قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَرَدْتُ أَنْ أَنْهَى عَنِ الْغِيَالِ فَإِذَا فَارِسُ وَالرُّومُ يَفْعَلُونَ وَلاَ يَقْتُلُونَ أَوْلاَدَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ مَالِكٌ عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ عَنْ جُدَامَةَ بِنْتِ وَهْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالْغِيَالُ أَنْ يَطَأَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهِيَ تُرْضِعُ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. İshak anlattı. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Eyyûb, Muhammed b. Abdurrahman b. Nevfel’den, o Urve’den, o Âişe’den, o da Vehb’in kızı Cüdâme’den nakletti. Cüdâme dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Gîle’den (emzikli kadınla cinsel ilişkiden) nehyetmeyi düşünmüştüm. Sonra bir de baktım ki Farslar ve Rumlar bunu yapıyorlar da çocuklarını öldürmüyor (zarar vermiyorlar).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Esmâ bint Yezîd’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Mâlik de bunu Ebû’l-Esved’den, o Urve’den, o Âişe’den, o Cüdâme bint Vehb’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. Mâlik dedi ki: Giyâl (Gîle), kişinin emzirmekte olan karısıyla cinsel ilişkide bulunmasıdır.

2077. Hadis

حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ أَحْمَدَ، قال حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ نَوْفَلٍ عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنْ جُدَامَةَ بِنْتِ وَهْبٍ الأَسَدِيَّةِ، أَنَّهَا سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أَنْهَى عَنِ الْغِيلَةِ حَتَّى ذُكِّرْتُ أَنَّ الرُّومَ وَفَارِسَ يَصْنَعُونَ ذَلِكَ فَلاَ يَضُرُّ أَوْلاَدَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ وَالْغِيلَةُ أَنْ يَمَسَّ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهِيَ تُرْضِعُ ‏.‏ قَالَ عِيسَى بْنُ أَحْمَدَ وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عِيسَى حَدَّثَنِي مَالِكٌ عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Îsâ b. Ahmed anlattı. (Dedi ki): Bize İbn Vehb anlattı. (Dedi ki): Bana Mâlik, Ebû’l-Esved Muhammed b. Abdurrahman b. Nevfel’den, o Urve’den, o Âişe’den, o da Cüdâme bint Vehb el-Esediyye’den nakletti. Cüdâme, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiştir: “Gîle’den (emzikli kadınla cinsel ilişkiden) nehyetmeyi düşünmüştüm. Sonra Rumların ve Farsların bunu yaptıklarını ve çocuklarına zarar vermediğini hatırladım (gördüm).” Mâlik dedi ki: Gîle, erkeğin emzirmekte olan karısıyla temas etmesidir. Îsâ b. Ahmed dedi ki: Bize İshak b. Îsâ da anlattı, (dedi ki): Bana Mâlik, Ebû’l-Esved’den bu hadisin benzerini rivayet etti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

2078. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْعَتُ الزَّيْتَ وَالْوَرْسَ مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ وَيَلُدُّهُ مِنَ الْجَانِبِ الَّذِي يَشْتَكِيهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو عَبْدِ اللَّهِ اسْمُهُ مَيْمُونٌ هُوَ شَيْخٌ بَصْرِيٌّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muâz b. Hişâm anlattı. (Dedi ki): Bana babam, Katâde’den, o Ebû Abdullah’tan, o da Zeyd b. Arkam’dan naklettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zâtülcenb hastalığı için zeytinyağı ve vers bitkisini tavsiye ederdi. Katâde dedi ki: Bu ilaç, (hastanın) ağrıyan tarafından ağızdan verilir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Abdullah’ın ismi Meymûn’dur, Basralı bir şeyhtir.

2079. Hadis

حَدَّثَنَا رَجَاءُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْعُذْرِيُّ الْبَصْرِيُّ، قال حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي رَزِينٍ، قال حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، حَدَّثَنَا مَيْمُونٌ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ أَرْقَمَ، قَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَتَدَاوَى مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ بِالْقُسْطِ الْبَحْرِيِّ وَالزَّيْتِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مَيْمُونٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى عَنْ مَيْمُونٍ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏ وَذَاتُ الْجَنْبِ السُّلُّ ‏.‏

Bize Recâ b. Muhammed el-Uzrî el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Amr b. Muhammed b. Ebî Rezîn anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be, Hâlid el-Hazzâ’dan anlattı. (Hâlid dedi ki): Bize Meymûn Ebû Abdullah anlattı. (Dedi ki): Zeyd b. Arkam’ı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, zâtülcenb hastalığına karşı deniz kustu (kust-ı bahrî) ve zeytinyağı ile tedavi olmamızı emretti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir. Bunu sadece Meymûn’un Zeyd b. Arkam’dan rivayetiyle biliyoruz. İlim ehlinden birçok kimse bu hadisi Meymûn’dan rivayet etmiştir. Zâtülcenb (akciğer zarı iltihabı), verem (süll) hastalığıdır.

2080. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، قال حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قال حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ خُصَيْفَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ السُّلَمِيِّ، أَنَّ نَافِعَ بْنَ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِي، أَنَّهُ قَالَ أَتَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِي وَجَعٌ قَدْ كَانَ يُهْلِكُنِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ امْسَحْ بِيَمِينِكَ سَبْعَ مَرَّاتٍ وَقُلْ أَعُوذُ بِعِزَّةِ اللَّهِ وَقُوَّتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَفَعَلْتُ فَأَذْهَبَ اللَّهُ مَا كَانَ بِي فَلَمْ أَزَلْ آمُرُ بِهِ أَهْلِي وَغَيْرَهُمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İshak b. Mûsâ el-Ensârî anlattı. (Dedi ki): Bize Ma’n anlattı. (Dedi ki): Bize Mâlik, Yezîd b. Husayfe’den, o Amr b. Abdullah b. Ka’b es-Sülemî’den, o da Nâfi’ b. Cübeyr b. Mut’im’den nakletti. (Nâfi’) ona Osman b. Ebi’l-Âs’tan haber vermiş ki, o şöyle demiş: Beni helak edecek (dereceye gelen) bir ağrı ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sağ elinle yedi defa (ağrıyan yeri) mesh et ve: ‘Hissettiğim acının şerrinden Allah’ın izzet ve kudretine sığınırım’ de.” (Osman) dedi ki: Bunu yaptım, Allah bendeki (ağrıyı) giderdi. O günden beri bunu aileme ve başkalarına emredip dururum. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2081. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قال حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنِي عُتْبَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ عُمَيْسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلَهَا ‏"‏ بِمَ تَسْتَمْشِينَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ بِالشُّبْرُمِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ حَارٌّ جَارٌّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ ثُمَّ اسْتَمْشَيْتُ بِالسَّنَا ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ أَنَّ شَيْئًا كَانَ فِيهِ شِفَاءٌ مِنَ الْمَوْتِ لَكَانَ فِي السَّنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ يَعْنِي دَوَاءَ الْمَشْىِّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdülhamîd b. Ca’fer anlattı. (Dedi ki): Bana Utbe b. Abdullah, Esmâ bint Umeys’ten nakletti. Esmâ dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine: “Ne ile müshil alıyorsun (karnını yumuşatıyorsun)?” diye sordu. O da: “Şübrüm (sütleğen otu) ile” dedi. (Resûlullah): “(O) çok sıcak ve ishal edicidir” buyurdu. (Esmâ) dedi ki: Sonra Sinameki ile müshil aldım. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer ölümden (kurtaracak) bir şifa olsaydı, bu sinamekide olurdu.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. (İstimşâ) müshil ilacı almak demektir.

2082. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ،قال حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قال حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أَخِي اسْتُطْلِقَ بَطْنُهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏ ‏.‏ فَسَقَاهُ ثُمَّ جَاءَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ سَقَيْتُهُ عَسَلاً فَلَمْ يَزِدْهُ إِلاَّ اسْتِطْلاَقًا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏ ‏.‏ فَسَقَاهُ ثُمَّ جَاءَهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ سَقَيْتُهُ عَسَلاً فَلَمْ يَزِدْهُ إِلاَّ اسْتِطْلاَقًا ‏.‏ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ اللَّهُ وَكَذَبَ بَطْنُ أَخِيكَ, اسْقِهِ عَسَلاً ‏"‏ ‏.‏ فَسَقَاهُ عَسَلاً فَبَرَأَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be, Katâde’den, o Ebû’l-Mütevekkil’den, o da Ebû Saîd’den nakletti. (Dedi ki): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve: “Kardeşimin karnı ağrıyor (ishal oldu)” dedi. (Resûlullah): “Ona bal şerbeti içir” buyurdu. Adam içirdi, sonra (tekrar) gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Ona bal içirdim fakat ishalini artırmaktan başka bir işe yaramadı” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (tekrar): “Ona bal içir” buyurdu. Adam içirdi, sonra (tekrar) geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Ona bal içirdim fakat ishalini artırmaktan başka bir işe yaramadı” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah doğru söyledi, kardeşinin karnı yalan söyledi. Ona bal içir.” Adam ona (tekrar) bal içirdi ve (kardeşi) iyileşti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2083. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قال حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قال حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ يَزِيدَ أَبِي خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْمِنْهَالَ بْنَ عَمْرٍو، يُحَدِّثُ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ عَبْدٍ مُسْلِمٍ يَعُودُ مَرِيضًا لَمْ يَحْضُرْ أَجَلُهُ فَيَقُولُ سَبْعَ مَرَّاتٍ أَسْأَلُ اللَّهَ الْعَظِيمَ رَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ أَنْ يَشْفِيَكَ إِلاَّ عُوفِيَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الْمِنْهَالِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏

Bize Muhammed b. El-Müsennâ anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı. (Dedi ki): Bize Şu’be, Yezîd Ebû Hâlid’den anlattı. (Dedi ki): Minhâl b. Amr’ı, Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den şöyle naklederken işittim: “Hiçbir Müslüman kul yoktur ki, eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder de onun yanında yedi defa: ‘Es’elüllâhel-azîm rabbel-arşil-azîm en yeşfiyek’ (Büyük Arş’ın Rabbi olan Yüce Allah’tan sana şifa vermesini dilerim) derse, o hasta mutlaka şifa bulur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece Minhâl b. Amr’ın hadisinden biliyoruz.

2084. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الأَشْقَرُ الرِّبَاطِيُّ، قال حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، قال حَدَّثَنَا مَرْزُوقٌ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ الشَّامِيُّ، قال حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الشَّامِ أَخْبَرَنَا ثَوْبَانُ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا أَصَابَ أَحَدَكُمُ الْحُمَّى فَإِنَّ الْحُمَّى قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ فَلْيُطْفِئْهَا عَنْهُ بِالْمَاءِ فَلْيَسْتَنْقِعْ نَهْرًا جَارِيًا لِيَسْتَقْبِلَ جَرْيَةَ الْمَاءِ فَيَقُولُ بِسْمِ اللَّهِ اللَّهُمَّ اشْفِ عَبْدَكَ وَصَدِّقْ رَسُولَكَ بَعْدَ صَلاَةِ الصُّبْحِ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ فَلْيَغْتَمِسْ فِيهِ ثَلاَثَ غَمَسَاتٍ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ فَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي ثَلاَثٍ فَخَمْسٌ وَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي خَمْسٍ فَسَبْعٌ فَإِنْ لَمْ يَبْرَأْ فِي سَبْعٍ فَتِسْعٌ فَإِنَّهَا لاَ تَكَادُ تُجَاوِزُ تِسْعًا بِإِذْنِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Saîd el-Eşkar er-Ribâtî anlattı. (Dedi ki): Bize Ravh b. Ubâde anlattı. (Dedi ki): Bize Merzûk Ebû Abdullah eş-Şâmî anlattı. (Dedi ki): Bize Şam ehlinden Saîd isimli bir adam, Sevbân’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (şöyle buyurduğunu) haber verdi: “Sizden birine humma (ateşli hastalık) isabet ederse -ki humma ateşten bir parçadır-, onu kendinden su ile söndürsün. Akmakta olan bir nehre girsin, suyun akış yönüne karşı dursun ve sabah namazından sonra güneş doğmadan önce: ‘Bismillâh. Allâhümme işfi abdeke ve saddık resûlek’ (Allah’ın adıyla. Allah’ım kuluna şifa ver ve Resûlünü doğrula) desin. Üç defa suya dalıp çıksın. (Bunu) üç gün (yapsın). Eğer üç günde iyileşmezse beş gün, beş günde iyileşmezse yedi gün, yedi günde iyileşmezse dokuz gün (devam etsin). Allah’ın izniyle dokuz günü geçmez (mutlaka iyileşir).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir.

2085. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قال حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سُئِلَ سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ وَأَنَا أَسْمَعُ، بِأَىِّ شَيْءٍ دُووِيَ جُرْحُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ مَا بَقِيَ أَحَدٌ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي كَانَ عَلِيٌّ يَأْتِي بِالْمَاءِ فِي تُرْسِهِ وَفَاطِمَةُ تَغْسِلُ عَنْهُ الدَّمَ وَأُحْرِقَ لَهُ حَصِيرٌ فَحُشِيَ بِهِ جُرْحُهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân, Ebû Hâzim’den nakletti. (Ebû Hâzim) dedi ki: Ben işitirken Sehl b. Sa’d’a: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yarası ne ile tedavi edildi?” diye soruldu. O da şöyle cevap verdi: “(Bugün) bunu benden daha iyi bilen kimse kalmadı. Ali kalkanı içinde su getiriyor, Fâtıma da (yüzünden) kanı yıkıyordu. (Sonra) bir hasır yakıldı ve (külü) onun yarasına basıldı (dolduruldu).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2086. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمُوَقَّرِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا مَثَلُ الْمَرِيضِ إِذَا بَرَأَ وَصَحَّ كَالْبَرْدَةِ تَقَعُ مِنَ السَّمَاءِ فِي صَفَائِهَا وَلَوْنِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı. (Dedi ki): Bize Velîd b. Muhammed el-Muvakkarî, Zührî’den, o da Enes b. Mâlik’ten nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hasta iyileşip sıhhat bulduğu zaman (günahlardan arınmışlık bakımından) durumu, gökten düşen dolu tanesinin safiyeti ve rengi gibidir.”

2087. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الأَشَجُّ، قال حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ السَّكُونِيُّ، عَنْ مُوسَى بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا دَخَلْتُمْ عَلَى الْمَرِيضِ فَنَفِّسُوا لَهُ فِي أَجَلِهِ فَإِنَّ ذَلِكَ لاَ يَرُدُّ شَيْئًا وَيُطَيِّبُ نَفْسَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Abdullah b. Saîd el-Eşecc anlattı. (Dedi ki): Bize Ukbe b. Hâlid es-Sekûnî, Mûsâ b. Muhammed b. İbrahim et-Teymî’den, o babasından, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den nakletti. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hasta yanına girdiğinizde ona (ömrünün uzunluğu konusunda) ümit verin (gönlünü ferahlatın). Şüphesiz bu (kaderden) hiçbir şeyi geri çevirmez ama onun gönlünü hoş eder.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir.

2088. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الأَشْعَرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَادَ رَجُلاً مِنْ وَعَكٍ كَانَ بِهِ فَقَالَ ‏ "‏ أَبْشِرْ فَإِنَّ اللَّهَ يَقُولُ هِيَ نَارِي أُسَلِّطُهَا عَلَى عَبْدِي الْمُذْنِبِ لِتَكُونَ حَظَّهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ عَنِ الْحَسَنِ قَالَ كَانُوا يَرْتَجُونَ الْحُمَّى لَيْلَةً كَفَّارَةً لِمَا نَقَصَ مِنَ الذُّنُوبِ ‏.‏ تَمَّ كِتَابُ الطِّبِّ وَيَلِيهِ كِتَابُ الْفَرَائِضِ

Bize Hennâd ve Mahmûd b. Gaylân anlattılar. (Dediler ki): Bize Ebû Üsâme, Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir’den, o İsmail b. Ubeydullah’tan, o Ebû Sâlih el-Eş’arî’den, o da Ebû Hüreyre’den nakletti ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, ağrısı (veya humması) olan bir adamı ziyarete gitti ve şöyle buyurdu: “Müjde! Allah buyuruyor ki: O (hastalık) benim ateşimdir. Onu dünyada günahkâr kuluma musallat ederim ki, ahiretteki ateşten nasibi (buna bedel) olsun.” Bize İshak b. Mansûr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdî, Süfyân es-Sevrî’den, o Hişâm b. Hassân’dan, o da Hasan’dan nakletti. (Hasan) dedi ki: “(Selef), geçmiş günahlara kefaret olması için bir gecelik hummayı (bile) umarlardı.”

2089. Hadis