Cihad Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1670. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ ائْتُونِي بِالْكَتِفِ أَوِ اللَّوْحِ ‏"‏ ‏.‏ فَكَتَبَ ‏:‏ ‏(‏ لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ ‏)‏ وَعَمْرُو بْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَقَالَ هَلْ لِي مِنْ رُخْصَةٍ فَنَزَلَتْ ‏:‏ ‏(‏ غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ ‏)‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَجَابِرٍ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَهُوَ حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ وَالثَّوْرِيُّ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ هَذَا الْحَدِيثَ ‏

Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı; dedi ki: Bize Mu’temir b. Süleyman, babasından, o Ebu İshak’tan, o da Berâ b. Âzib’den naklen haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bana kürek kemiğini veya levhayı getirin.” (Sonra) şunu yazdı (veya yazdırdı): { Müminlerden (savaşa katılmayıp) oturanlar bir olmaz... } (Nisa: 95). (Bu sırada) Amr b. Ümmü Mektûm, (Rasûlullah’ın) arkasındaydı. Dedi ki: “Benim için bir ruhsat var mı?” Bunun üzerine: { Özür sahipleri müstesna } (ifadesi) indi. (Bu konuda İbn Abbas, Câbir ve Zeyd b. Sâbit’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Süleyman et-Teymî’nin Ebu İshak’tan rivayeti olarak garibtir. Şu’be ve Sevrî de bu hadisi Ebu İshak’tan rivayet etmişlerdir.)

1671. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَأْذِنُهُ فِي الْجِهَادِ فَقَالَ ‏"‏ أَلَكَ وَالِدَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو الْعَبَّاسِ هُوَ الشَّاعِرُ الأَعْمَى الْمَكِّيُّ وَاسْمُهُ السَّائِبُ بْنُ فَرُّوخَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Said, Süfyan ve Şu’be’den, onlar Habîb b. Ebi Sâbit’ten, o Ebu’l-Abbas’tan, o da Abdullah b. Amr’dan naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir adam gelip cihat için ondan izin istedi. (Nebi): “Annen baban sağ mı?” dedi. Adam: “Evet,” dedi. Buyurdu ki: “Öyleyse onlar uğrunda (onlara hizmet ederek) cihad et.” (Bu konuda İbn Abbas’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Ebu’l-Abbas, Mekkeli âmâ şairdir, ismi Sâib b. Ferrûh’tur.)

1672. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، فِي قَوْلِهِِ ‏:‏ ‏(‏أطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأَمْرِ مِنْكُمْ ‏)‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُذَافَةَ بْنِ قَيْسِ بْنِ عَدِيٍّ السَّهْمِيُّ بَعَثَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى سَرِيَّةٍ ‏.‏ أَخْبَرَنِيهِ يَعْلَى بْنُ مُسْلِمٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ جُرَيْجٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya en-Nîsâbûrî anlattı; dedi ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize İbn Cüreyc anlattı; (Allah’ın): { Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... } (Nisa: 59) kavli hakkında. (İbn Cüreyc) dedi ki: Bana Ya’lâ b. Müslim, Said b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan naklen haber verdi; (İbn Abbas) dedi ki: (Bu ayet) Abdullah b. Hudâfe b. Kays b. Adiyy es-Sehmî hakkında inmiştir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bir seriyye üzerine (komutan olarak) göndermişti. (Bu hadis hasen sahih garibtir. Bunu sadece İbn Cüreyc’in hadisinden biliyoruz.)

1673. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَوْ أَنَّ النَّاسَ يَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ مِنَ الْوَحْدَةِ مَا سَرَى رَاكِبٌ بِلَيْلٍ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي وَحْدَهُ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Âsım b. Muhammed’den, o babasından, o da İbn Ömer’den naklen haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer insanlar, yalnızlık hakkında benim bildiklerimi bilselerdi, hiçbir binekli geceleyin (tek başına) yolculuk yapmazdı.” (Yani: Tek başına.)

1674. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَرْمَلَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الرَّاكِبُ شَيْطَانٌ وَالرَّاكِبَانِ شَيْطَانَانِ وَالثَّلاَثَةُ رَكْبٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ عَاصِمٍ وَهُوَ ابْنُ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَحَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ هُوَ ثِقَةٌ صَدُوقٌ وَعَاصِمُ بْنُ عُمَرَ الْعُمَرِيُّ ضَعِيفٌ فِي الْحَدِيثِ لاَ أَرْوِي عَنْهُ شَيْئًا ‏.‏ وَحَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حَدِيثٌ حَسَنٌ

Bize İshak b. Musa el-Ensarî anlattı; dedi ki: Bize Ma’n anlattı; dedi ki: Bize Malik, Abdurrahman b. Harmele’den, o Amr b. Şuayb’dan, o babasından, o da dedesinden naklen haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir binekli (yolcu) bir şeytandır. İki binekli iki şeytandır. Üç kişi ise bir yolcu kafilesidir (rekb).” (Tirmizî dedi ki: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir. Biz bunu sadece Âsım’ın hadisinden bu veçhiyle biliyoruz. Âsım; Muhammed b. Zeyd b. Abdullah b. Ömer’in oğludur. Abdullah b. Amr hadisi ise hasendir. Muhammed dedi ki: O (Âsım b. Muhammed), sika ve sadûktur. Âsım b. Ömer el-Ömerî ise hadiste zayıftır, ben ondan bir şey rivayet etmem. Abdullah b. Amr hadisi hasendir.)

1675. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَنَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْحَرْبُ خُدْعَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ بْنِ السَّكَنِ وَكَعْبِ بْنِ مَالِكٍ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ ve Nasr b. Ali anlattılar; dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Amr b. Dinar’dan anlattı; o Câbir b. Abdullah’ı şöyle derken işitmiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Harp, hiledir.” (Bu konuda Ali, Zeyd b. Sâbit, Âişe, İbn Abbas, Ebu Hureyre, Esma binti Yezid b. Seken, Ka’b b. Mâlik ve Enes b. Mâlik’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.)

1676. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، وَأَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ كُنْتُ إِلَى جَنْبِ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ فَقِيلَ لَهُ كَمْ غَزَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةٍ قَالَ تِسْعَ عَشْرَةَ ‏.‏ فَقُلْتُ كَمْ غَزَوْتَ أَنْتَ مَعَهُ قَالَ سَبْعَ عَشْرَةَ ‏.‏ قُلْتُ أَيَّتُهُنَّ كَانَ أَوَّلَ قَالَ ذَاتُ الْعُشَيْرَاءِ أَوِ الْعُسَيْرَاءِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Vehb b. Cerîr ve Ebu Dâvûd et-Tayâlisî anlattılar; dediler ki: Bize Şu’be, Ebu İshak’tan naklen anlattı; dedi ki: Zeyd b. Erkam’ın yanındaydım. Ona: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kaç gaza yaptı?” diye soruldu. (Zeyd): “On dokuz,” dedi. Ben (Ebu İshak): “Sen onunla beraber kaç gazaya katıldın?” dedim. (Zeyd): “On yedi,” dedi. “Bunların ilki hangisiydi?” dedim. “Zâtü’l-Uşeyra -veya Useyra-,” dedi. (Bu hadis hasen sahihtir.)

1677. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ الْفَضْلِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، قَالَ عَبَّأَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِبَدْرٍ لَيْلاً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ سَمِعَ مِنْ عِكْرِمَةَ ‏.‏ وَحِينَ رَأَيْتُهُ كَانَ حَسَنَ الرَّأْىِ فِي مُحَمَّدِ بْنِ حُمَيْدٍ الرَّازِيِّ ثُمَّ ضَعَّفَهُ بَعْدُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; dedi ki: Bize Seleme b. Fadl, Muhammed b. İshak’tan, o İkrime’den, o İbn Abbas’tan, o da Abdurrahman b. Avf’tan naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir’de bizi geceleyin (savaş düzenine sokup) saflara ayırdı. (Bu konuda Ebu Eyyûb’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis garibtir. Bunu sadece bu veçhiyle biliyoruz. Muhammed b. İsmail’e bu hadisi sordum, onu (bu senedle) tanımadı ve: “Muhammed b. İshak, İkrime’den hadis işitmiştir,” dedi. Onu (Buhârî’yi) gördüğümde Muhammed b. Humeyd er-Râzî hakkında iyi görüşe sahipti, sonra onu zayıf gördü (cerh etti).)

1678. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو عَلَى الأَحْزَابِ فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ سَرِيعَ الْحِسَابِ اهْزِمِ الأَحْزَابَ اللَّهُمَّ اهْزِمْهُمْ وَزَلْزِلْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı; dedi ki: Bize Yezid b. Hârûn anlattı; dedi ki: Bize İsmail b. Ebi Hâlid, İbn Ebi Evfâ’dan haber verdi; (İsmail) dedi ki: Onu (Nebi’yi) şöyle derken işittim; yani Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ahzâb’a (Hendek’teki müttefik ordularına) beddua ediyor ve şöyle diyordu: “Ey Kitabı (Kur’an’ı) indiren ve hesabı çabuk gören Allah’ım! Ahzâb’ı (şu toplulukları) hezimete uğrat. Allah’ım! Onları hezimete uğrat ve onları sars.” (Bu konuda İbn Mes’ûd’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.)

1679. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ الْوَلِيدِ الْكِنْدِيُّ الْكُوفِيُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ قَالُوا حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ عَمَّارٍ يَعْنِي الدُّهْنِيَّ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ مَكَّةَ وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ آدَمَ عَنْ شَرِيكٍ ‏.‏ قَالَ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ آدَمَ عَنْ شَرِيكٍ وَقَالَ حَدَّثَنَا غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ شَرِيكٍ عَنْ عَمَّارٍ عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ مَكَّةَ وَعَلَيْهِ عِمَامَةٌ سَوْدَاءُ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ وَالْحَدِيثُ هُوَ هَذَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَالدُّهْنُ بَطْنٌ مِنْ بَجِيلَةَ وَعَمَّارٌ الدُّهْنِيُّ هُوَ عَمَّارُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الدُّهْنِيُّ وَيُكْنَى أَبَا مُعَاوِيَةَ وَهُوَ كُوفِيٌّ وَهُوَ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ömer b. Velid el-Kindî el-Kûfî, Ebu Küreyb ve Muhammed b. Râfi’ anlattılar; dediler ki: Bize Yahya b. Âdem, Şerîk’ten, o Ammâr’dan -yani ed-Dühnî-, o Ebu’z-Zübeyr’den, o da Câbir’den naklen anlattı ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, livası (sancağı) beyaz olduğu halde Mekke’ye girdi. (Bu hadis garibtir. Biz bunu sadece Yahya b. Âdem’in Şerîk’ten rivayetiyle biliyoruz. Tirmizî dedi ki: Muhammed’e (Buhârî’ye) bu hadisi sordum. O, bunu Yahya b. Âdem’in Şerîk’ten rivayeti dışında (bu lafızla) tanımadı ve dedi ki: Birçok kişi Şerîk’ten, o Ammâr’dan, o Ebu’z-Zübeyr’den, o da Câbir’den; ‘Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye başında siyah bir sarık olduğu halde girdi’ diye rivayet etmişlerdir. Muhammed dedi ki: (Sahih) hadis işte budur. Tirmizî dedi ki: Dühn, Becîle kabilesinden bir koldur. Ammâr ed-Dühnî ise Ammâr b. Muâviye ed-Dühnî’dir, künyesi Ebu Muâviye’dir, Kufelidir ve hadis ehline göre sika (güvenilir) birisidir.)

1680. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو يَعْقُوبَ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ، مَوْلَى مُحَمَّدِ بْنِ الْقَاسِمِ قَالَ بَعَثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْقَاسِمِ إِلَى الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ أَسْأَلُهُ عَنْ رَايَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَتْ سَوْدَاءَ مُرَبَّعَةً مِنْ نَمِرَةٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَالْحَارِثِ بْنِ حَسَّانَ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي زَائِدَةَ ‏.‏ وَأَبُو يَعْقُوبَ الثَّقَفِيُّ اسْمُهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَرَوَى عَنْهُ أَيْضًا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Zekeriyyâ b. Ebi Zâide anlattı; dedi ki: Bize Ebu Ya’kûb es-Sekafî anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Kâsım’ın azatlısı Yunus b. Ubeyd anlattı; dedi ki: Muhammed b. Kâsım beni Berâ b. Âzib’e gönderdi; ona Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in rayesini (bayrağını) sordum. Dedi ki: “Siyah, kare şeklinde ve nemire (yünlü) kumaştandı.” (Bu konuda Ali, Hâris b. Hassân ve İbn Abbas’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen garibtir. Bunu sadece İbn Ebi Zâide’nin hadisinden biliyoruz. Ebu Ya’kûb es-Sekafî’nin ismi İshak b. İbrahim’dir; ondan Ubeydullah b. Musa da hadis rivayet etmiştir.)

1681. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ إِسْحَاقَ، وَهُوَ السَّالِحَانِيُّ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ حَيَّانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مِجْلَزٍ، لاَحِقَ بْنَ حُمَيْدٍ يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَتْ رَايَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَوْدَاءَ وَلِوَاؤُهُ أَبْيَضَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi’ anlattı; dedi ki: Bize es-Sâlihânî (diye bilinen) Yahya b. İshak anlattı; dedi ki: Bize Yezid b. Hayyân anlattı; dedi ki: Ebu Miclez Lâhik b. Humeyd’in, İbn Abbas’tan şöyle rivayet ettiğini işittim: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in rayesi (bayrağı) siyah, livası (sancağı) ise beyazdı. (Bu hadis İbn Abbas rivayeti olarak bu veçhiyle hasen garibtir.)

1682. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْمُهَلَّبِ بْنِ أَبِي صُفْرَةَ، عَمَّنْ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنْ بَيَّتَكُمُ الْعَدُوُّ فَقُولُوا‏:‏ حم لاَ يُنْصَرُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ ‏.‏ وَهَكَذَا رَوَى بَعْضُهُمْ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ مِثْلَ رِوَايَةِ الثَّوْرِيِّ وَرُوِيَ عَنْهُ عَنِ الْمُهَلَّبِ بْنِ أَبِي صُفْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Süfyan, Ebu İshak’tan, o Mühelleb b. Ebi Sufra’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işiten kimseden naklen haber verdi: “Eğer düşman size gece baskını yaparsa: ‘Hâ-Mîm, lâ yunsarûn’ (Hâ-Mîm, onlara yardım olunmasın!) deyiniz.” (Bu konuda Seleme b. el-Ekvâ’dan da hadis rivayet edilmiştir. Bazıları bu hadisi Ebu İshak’tan, Sevrî’nin rivayeti gibi rivayet etmişlerdir. Ayrıca ondan (Ebu İshak’tan), Mühelleb b. Ebi Sufra’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak da rivayet edilmiştir.)

1683. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُجَاعٍ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ الْحَدَّادُ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، قَالَ صَنَعْتُ سَيْفِي عَلَى سَيْفِ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ وَزَعَمَ سَمُرَةُ أَنَّهُ صَنَعَ سَيْفَهُ عَلَى سَيْفِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ حَنَفِيًّا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَ حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ فِي عُثْمَانَ بْنِ سَعْدٍ الْكَاتِبِ وَضَعَّفَهُ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Şucâ’ el-Bağdâdî anlattı; dedi ki: Bize Ebu Ubeyde el-Haddâd, Osman b. Sa’d’den, o İbn Sîrîn’den naklen anlattı; dedi ki: Kılıcımı Semure b. Cündeb’in kılıcına göre (model alarak) yaptım. Semure de kılıcını Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kılıcına göre yaptığını iddia etti. (O kılıç) Hanefî (tipi) idi. (Bu hadis garibtir. Bunu sadece bu veçhiyle biliyoruz. Yahya b. Said el-Kattân, (ravi) Osman b. Sa’d el-Kâtib hakkında konuşmuş ve hafızası yönünden onu zayıf görmüştür.)

1684. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى، أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَنْبَأَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ عَطِيَّةَ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ قَزَعَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ لَمَّا بَلَغَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ مَرَّ الظَّهْرَانِ فَآذَنَنَا بِلِقَاءِ الْعَدُوِّ فَأَمَرَنَا بِالْفِطْرِ فَأَفْطَرْنَا أَجْمَعُونَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Muhammed b. Musa anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Said b. Abdulaziz, Atiyye b. Kays’tan, o Kazea’dan, o da Ebu Said el-Hudrî’den naklen haber verdi; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Fetih yılında Merru’z-Zahrân’a ulaştığında, düşmanla karşılaşacağımızı bize bildirdi ve iftar etmemizi (orucumuzu bozmamızı) emretti. Bunun üzerine hepimiz orucumuzu bozduk. (Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir.)

1685. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، قَالَ رَكِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لأَبِي طَلْحَةَ يُقَالُ لَهُ مَنْدُوبٌ فَقَالَ ‏ "‏ مَا كَانَ مِنْ فَزَعٍ وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebu Dâvûd et-Tayâlisî anlattı; dedi ki: Bize Şu’be, Katâde’den haber verdi; dedi ki: Bize Enes b. Mâlik anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Talha’nın “Mendûb” denilen atına bindi (ve şöyle) buyurdu: “Korkulacak bir şey yok! Biz onu (atı) adeta bir deniz (gibi akıcı ve hızlı) bulduk.” (Bu konuda İbn Amr b. el-Âs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.)

1686. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، وَأَبُو دَاوُدَ قَالُوا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ فَزَعٌ بِالْمَدِينَةِ فَاسْتَعَارَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَسًا لَنَا يُقَالُ لَهُ مَنْدُوبٌ فَقَالَ ‏ "‏ مَا رَأَيْنَا مِنْ فَزَعٍ وَإِنْ وَجَدْنَاهُ لَبَحْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer, İbn Ebi Adiyy ve Ebu Dâvûd anlattılar; dediler ki: Bize Şu’be, Katâde’den, o da Enes b. Mâlik’ten naklen anlattı; dedi ki: Medine’de bir korku (panik) oldu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bizim “Mendûb” denilen bir atımızı ödünç aldı (ve durumu kontrol edip geldi). Buyurdu ki: “Korkulacak bir şey görmedik. Biz onu (atı) adeta bir deniz (gibi hızlı) bulduk.” (Bu hadis hasen sahihtir.)

1687. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَجْرَإِ النَّاسِ وَأَجْوَدِ النَّاسِ وَأَشْجَعِ النَّاسِ ‏.‏ قَالَ وَقَدْ فَزِعَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ لَيْلَةً سَمِعُوا صَوْتًا قَالَ فَتَلَقَّاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَرَسٍ لأَبِي طَلْحَةَ عُرْىٍ وَهُوَ مُتَقَلِّدٌ سَيْفَهُ فَقَالَ ‏"‏ لَمْ تُرَاعُوا لَمْ تُرَاعُوا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَجَدْتُهُ بَحْرًا ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي الْفَرَسَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd, Sâbit’ten, o da Enes’ten naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, insanların en güzeli, insanların en cömerdi ve insanların en cesuruydu. (Enes) dedi ki: Bir gece Medine halkı (duydukları) bir sesten dolayı korku ve paniğe kapıldı. (Sesin geldiği tarafa giden) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Talha’nın eyerlenmemiş (çıplak) atı üzerinde ve kılıcını kuşanmış olduğu halde (dönerken) insanları karşıladı ve: “Korkmayın! Korkmayın!” buyurdu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben onu (atı) bir deniz (gibi hızlı) buldum,” buyurdu. (Bununla) atı kastediyordu. (Bu hadis sahihtir.)

1688. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ لَنَا رَجُلٌ أَفَرَرْتُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا أَبَا عُمَارَةَ قَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَكِنْ وَلَّى سَرَعَانُ النَّاسِ تَلَقَّتْهُمْ هَوَازِنُ بِالنَّبْلِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَغْلَتِهِ وَأَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ آخِذٌ بِلِجَامِهَا وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَابْنِ عُمَرَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Said anlattı; dedi ki: Bize Süfyan es-Sevrî anlattı; dedi ki: Bize Ebu İshak, Berâ b. Âzib’den naklen anlattı; dedi ki: Bir adam bize (bana): “Ey Ebu Umâre! Siz (Huneyn günü) Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i bırakıp kaçtınız mı?” dedi. O şöyle cevap verdi: “Hayır, vallahi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkasını dönmedi (kaçmadı). Ancak insanların aceleci (hafif süvari) olanları, Hevâzin (kabilesi) onları ok yağmuruna tutunca geri çekildiler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise katırının üzerindeydi ve Ebu Süfyan b. el-Hâris b. Abdulmuttalib onun (katırın) yularını tutuyordu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle diyordu: ‘Ben Nebiyim, yalan yok! Ben Abdulmuttalib’in oğluyum!’” (Bu konuda Ali ve İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.)

1689. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَلِيٍّ الْمُقَدَّمِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لَقَدْ رَأَيْتُنَا يَوْمَ حُنَيْنٍ وَإِنَّ الْفِئَتَيْنِ لَمُوَلِّيَتَيْنِ وَمَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِائَةُ رَجُلٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عُبَيْدِ اللَّهِ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ömer b. Ali el-Mukaddemî el-Basrî anlattı; dedi ki: Babam bana Süfyan b. Hüseyin’den, o Ubeydullah b. Ömer’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den naklen anlattı; dedi ki: Huneyn günü (halimizi) gördüm; iki grup da (bozulup) geri dönmüştü. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında yüz kişi (bile) yoktu. (Bu hadis hasen sahih garibtir. Bunu Ubeydullah’ın hadisinden sadece bu veçhiyle biliyoruz.)

1690. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ صُدْرَانَ أَبُو جَعْفَرٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا طَالِبُ بْنُ حُجَيْرٍ، عَنْ هُودِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ جَدِّهِ، مَزِيدَةَ قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْفَتْحِ وَعَلَى سَيْفِهِ ذَهَبٌ وَفِضَّةٌ ‏.‏ قَالَ طَالِبٌ فَسَأَلْتُهُ عَنِ الْفِضَّةِ فَقَالَ كَانَتْ قَبِيعَةُ السَّيْفِ فِضَّةً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَجَدُّ هُودٍ اسْمُهُ مَزِيدَةُ الْعَصَرِيُّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Sudrân Ebu Cafer el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Tâlib b. Huceyr, Hûd b. Abdullah b. Sa’d’den, o da dedesi Mezîde’den naklen anlattı; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Fetih günü (Mekke’ye) girdi; kılıcında altın ve gümüş vardı. Tâlib dedi ki: Ona gümüşü sordum. Dedi ki: “Kılıcın kabza başı (kabia) gümüştendi.” (Bu konuda Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis garibtir. Hûd’un dedesinin ismi Mezîde el-Asarî’dir.)

1691. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَتْ قَبِيعَةُ سَيْفِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ فِضَّةٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَهَكَذَا رُوِيَ عَنْ هَمَّامٍ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ وَقَدْ رَوَى بَعْضُهُمْ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ قَالَ كَانَتْ قَبِيعَةُ سَيْفِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ فِضَّةٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Vehb b. Cerîr b. Hâzim anlattı; dedi ki: Babam bana Katâde’den, o da Enes’ten naklen anlattı; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kılıcının kabza başı (kabia) gümüştendi. (Bu hadis hasen garibtir. Hemmâm, Katâde’den, o da Enes’ten bu şekilde rivayet etmiştir. Bazıları ise Katâde’den, o Said b. Ebi’l-Hasen’den: ‘Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kılıcının kabza başı gümüştendi,’ diye rivayet etmişlerdir.)

1692. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ، قَالَ كَانَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم دِرْعَانِ يَوْمَ أُحُدٍ فَنَهَضَ إِلَى الصَّخْرَةِ فَلَمْ يَسْتَطِعْ فَأَقْعَدَ طَلْحَةَ تَحْتَهُ فَصَعِدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ حَتَّى اسْتَوَى عَلَى الصَّخْرَةِ فَقَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَوْجَبَ طَلْحَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ صَفْوَانَ بْنِ أُمَيَّةَ وَالسَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ ‏.‏

Bize Ebu Said el-Eşecc anlattı; dedi ki: Bize Yunus b. Bükeyr, Muhammed b. İshak’tan, o Yahya b. Abbâd b. Abdullah b. Zübeyr’den, o babasından, o dedesi Abdullah b. Zübeyr’den, o da Zübeyr b. Avvâm’dan naklen haber verdi; dedi ki: Uhud günü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in üzerinde iki zırh vardı. Bir kayaya çıkmaya çalıştı ancak (ağırlıktan dolayı) çıkamadı. Bunun üzerine Talha’yı (b. Ubeydullah) altına oturttu, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun üzerine bastı (çıktı) ve kayanın üzerine yerleşti. (Zübeyr) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Talha (Cenneti kendisine) vacip kıldı.” (Bu konuda Safvân b. Ümeyye ve Sâib b. Yezid’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen garibtir. Bunu sadece Muhammed b. İshak’ın hadisinden biliyoruz.)

1693. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ دَخَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ وَعَلَى رَأْسِهِ الْمِغْفَرُ فَقِيلَ لَهُ ابْنُ خَطَلٍ مُتَعَلِّقٌ بِأَسْتَارِ الْكَعْبَةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ اقْتُلُوهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُ كَبِيرَ أَحَدٍ رَوَاهُ غَيْرَ مَالِكٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Malik b. Enes, İbn Şihâb’dan, o Enes b. Mâlik’ten naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Fetih yılında (Mekke’ye) başında miğfer olduğu halde girdi. Ona: “İbn Hatal, Kâbe’nin örtülerine tutunmuş (halde),” denildi. Buyurdu ki: “Onu öldürün.” (Bu hadis hasen sahih garibtir. Bunu Zührî’den, Mâlik dışında rivayet eden pek kimse bilmiyoruz.)

1694. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْثَرُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ الْبَارِقِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْخَيْرُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِي الْخَيْلِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الأَجْرُ وَالْمَغْنَمُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَأَبِي سَعِيدٍ وَجَرِيرٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ وَالْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ وَجَابِرٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَعُرْوَةُ هُوَ ابْنُ أَبِي الْجَعْدِ الْبَارِقِيُّ وَيُقَالُ هُوَ عُرْوَةُ بْنُ الْجَعْدِ ‏.‏ قَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ وَفِقْهُ هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّ الْجِهَادَ مَعَ كُلِّ إِمَامٍ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Abser b. Kâsım, Husayn’dan, o Şa’bî’den, o da Urve el-Bârikî’den naklen haber verdi; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hayır, kıyamet gününe kadar atların perçemlerine düğümlenmiştir: Ecir ve ganimet.” (Bu konuda İbn Ömer, Ebu Said, Cerîr, Ebu Hureyre, Esma binti Yezid, Muğîre b. Şu’be ve Câbir’den de hadis rivayet edilmiştir. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Urve; İbn Ebi’l-Ca’d el-Bârikî’dir. Urve b. el-Ca’d olduğu da söylenir. Ahmed b. Hanbel dedi ki: Bu hadisin fıkhı şudur: Kıyamet gününe kadar her imamla (devlet başkanıyla) beraber cihad (devam edecektir).)

1695. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ الْهَاشِمِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا شَيْبَانُ يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُمْنُ الْخَيْلِ فِي الشُّقْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ شَيْبَانَ ‏.‏

Bize Abdullah b. Sabbâh el-Hâşimî el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Yezid b. Hârûn anlattı; dedi ki: Bize Şeybân -yani İbn Abdurrahman- haber verdi; dedi ki: Bize İsa b. Ali b. Abdullah b. Abbas, babasından, o da İbn Abbas’tan naklen anlattı; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Atların uğuru (bereketi), doru (kızıl, şukr) olanlardadır.” (Bu hadis hasen garibtir. Bunu sadece Şeybân’ın hadisinden bu veçhiyle biliyoruz.)

1696. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عُلَىِّ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَيْرُ الْخَيْلِ الأَدْهَمُ الأَقْرَحُ الأَرْثَمُ ثُمَّ الأَقْرَحُ الْمُحَجَّلُ طَلْقُ الْيَمِينِ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ أَدْهَمَ فَكُمَيْتٌ عَلَى هَذِهِ الشِّيَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize İbn Lehia haber verdi; Yezid b. Ebi Habîb’den, o Ali b. Rabâh’tan, o da Ebu Katâde’den naklen haber verdi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Atların en hayırlısı; yağız (edhem), alnı sakar (akıtmalı/akrah), burnu ile üst dudağı arası beyaz (ersem) olandır. Sonra (yine) alnı sakar, sekili (ayaklarında beyazlık olan/muhaccel) ve sağ ön ayağı hariç diğer üç ayağı sekili olandır. Eğer yağız (siyah) değilse, bu nişanlara sahip kumeyt (kızıl, doru) attır.”

1697. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَيُّوبَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı; dedi ki: Babam bana Yahya b. Eyyûb’dan, o Yezid b. Ebi Habîb’den bu isnadla bunun benzeri bir hadisi mana olarak rivayet etti. (Bu hadis hasen garib sahihtir.)

1698. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَلْمُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ النَّخَعِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَرِهَ الشِّكَالَ مِنَ الْخَيْلِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ الْخَثْعَمِيِّ عَنْ أَبِي زُرْعَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ وَأَبُو زُرْعَةَ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ اسْمُهُ هَرِمٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ قَالَ قَالَ لِي إِبْرَاهِيمُ النَّخَعِيُّ إِذَا حَدَّثْتَنِي فَحَدِّثْنِي عَنْ أَبِي زُرْعَةَ فَإِنَّهُ حَدَّثَنِي مَرَّةً بِحَدِيثٍ ثُمَّ سَأَلْتُهُ بَعْدَ ذَلِكَ بِسِنِينَ فَمَا أَخْرَمَ مِنْهُ حَرْفًا ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Said anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; dedi ki: Bana Selm b. Abdurrahman en-Nehaî, Ebu Zür’a b. Amr b. Cerîr’den, o da Ebu Hureyre’den naklen anlattı ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, atlardan “şikâl” (sekili/nişanlı) olanı kerih görmüştür. (Bu hadis hasen sahihtir. Şu’be de bunu Abdullah b. Yezid el-Has’amî’den, o Ebu Zür’a’dan, o da Ebu Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu şekilde rivayet etmiştir. Ebu Zür’a b. Amr b. Cerîr’in ismi Herim’dir. Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; dedi ki: Bize Cerîr, Umâre b. Ka’kâ’dan anlattı; dedi ki: İbrahim en-Nehaî bana şöyle dedi: “Bana hadis rivayet ettiğinde Ebu Zür’a’dan rivayet et. Çünkü o bana bir keresinde bir hadis rivayet etti, sonra seneler sonra ona o hadisi sordum, ondan tek bir harf bile eksiltmedi (aynısını anlattı).”)

1699. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَزِيرٍ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَجْرَى الْمُضَمَّرَ مِنَ الْخَيْلِ مِنَ الْحَفْيَاءِ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ وَبَيْنَهُمَا سِتَّةُ أَمْيَالٍ وَمَا لَمْ يُضَمَّرْ مِنَ الْخَيْلِ مِنْ ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ إِلَى مَسْجِدِ بَنِي زُرَيْقٍ وَبَيْنَهُمَا مِيلٌ وَكُنْتُ فِيمَنْ أَجْرَى فَوَثَبَ بِي فَرَسِي جِدَارًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَجَابِرٍ وَعَائِشَةَ وَأَنَسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الثَّوْرِيِّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Vezîr el-Vâsıtî anlattı; dedi ki: Bize İshak b. Yusuf el-Ezrak, Süfyan’dan, o Ubeydullah b. Ömer’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den naklen anlattı ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, idmanlı (zayıflatılmış) atlar arasında el-Hafyâ’dan Seniyyetü’l-Vedâ’a kadar -ki ikisinin arası altı mildir- yarış düzenledi. İdmanlı olmayan atları ise Seniyyetü’l-Vedâ’dan Benî Zureyk Mescidi’ne kadar -ki ikisinin arası bir mildir- yarıştırdı. Ben de yarışanlar arasındaydım, atım benimle birlikte bir duvardan atladı. (Bu konuda Ebu Hureyre, Câbir, Âişe ve Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis Sevrî’nin rivayeti olarak sahih hasen garibtir.)

1700. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ نَافِعِ بْنِ أَبِي نَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ سَبَقَ إِلاَّ فِي نَصْلٍ أَوْ خُفٍّ أَوْ حَافِرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Ebu Küreyb anlattı; dedi ki: Bize Vekî’, İbn Ebi Zi’b’den, o Nâfi’ b. Ebi Nâfi’den, o da Ebu Hureyre’den naklen haber verdi; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Ödüllü) yarış ancak şu üç şeyde vardır: Ok atışı (nasl), deve yarışı (huff) ve at yarışı (hâfir).” (Bu hadis hasendir.)

1701. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبُو جَهْضَمٍ، مُوسَى بْنُ سَالِمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَبْدًا مَأْمُورًا مَا اخْتَصَّنَا دُونَ النَّاسِ بِشَيْءٍ إِلاَّ بِثَلاَثٍ أَمَرَنَا أَنْ نُسْبِغَ الْوُضُوءَ وَأَنْ لاَ نَأْكُلَ الصَّدَقَةَ وَأَنْ لاَ نُنْزِيَ حِمَارًا عَلَى فَرَسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ هَذَا عَنْ أَبِي جَهْضَمٍ فَقَالَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ حَدِيثُ الثَّوْرِيِّ غَيْرُ مَحْفُوظٍ وَوَهِمَ فِيهِ الثَّوْرِيُّ وَالصَّحِيحُ مَا رَوَى إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ وَعَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي جَهْضَمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Bize Ebu Küreyb anlattı; dedi ki: Bize İsmail b. İbrahim anlattı; dedi ki: Bize Ebu Cehdam Musa b. Sâlim, Abdullah b. Ubeydullah b. Abbas’tan, o da İbn Abbas’tan naklen anlattı; dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (Allah’ın emirlerine uyan) memur bir kul idi. Bizi (Ehl-i Beyt’i), şu üç şey dışında insanlardan farklı bir özelliğe (imtiyaza) sahip kılmadı: Bize abdesti tam almamızı, zekât (sadaka) yemememizi ve eşeği ata aşırtmamamızı (eşekle atı çiftleştirmememizi) emretti. (Bu konuda Ali’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Süfyan es-Sevrî bu hadisi Ebu Cehdam’dan rivayet etmiş fakat ‘Ubeydullah b. Abdullah b. Abbas’tan, o da İbn Abbas’tan’ demiştir. Tirmizî dedi ki: Muhammed’i (Buhârî’yi) şöyle derken işittim: Sevrî’nin hadisi mahfûz değildir, Sevrî bunda yanılmıştır. Sahih olan; İsmail İbn Uleyye ve Abdulvâris b. Said’in, Ebu Cehdam’dan, o Abdullah b. Ubeydullah b. Abbas’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet ettikleridir.)

1702. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَرْطَاةَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ ابْغُونِي ضُعَفَاءَكُمْ فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Muhammed b. Musa anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Mübarek anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Yezid b. Câbir haber verdi; dedi ki: Bize Zeyd b. Ertâe, Cübeyr b. Nüfeyr’den, o da Ebu Derdâ’dan naklen anlattı; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Bana zayıflarınızı arayın (onları koruyup gözetin). Çünkü siz ancak zayıflarınız sayesinde rızıklandırılıyor ve yardım olunuyorsunuz.” (Bu hadis hasen sahihtir.)

1703. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَصْحَبُ الْمَلاَئِكَةُ رُفْقَةً فِيهَا كَلْبٌ وَلاَ جَرَسٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَعَائِشَةَ وَأُمِّ حَبِيبَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Abdulaziz b. Muhammed, Süheyl b. Ebû Salih’ten, o babasından, o da Ebû Hureyre’den naklederek haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İçinde köpek ve çan bulunan bir yolcu kafilesine melekler arkadaşlık etmez.” (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Ömer, Âişe, Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

1704. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، حَدَّثَنَا الأَحْوَصُ بْنُ الْجَوَّابِ أَبُو الْجَوَّابِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ جَيْشَيْنِ وَأَمَّرَ عَلَى أَحَدِهِمَا عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ وَعَلَى الآخَرِ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ وَقَالَ ‏"‏ إِذَا كَانَ الْقِتَالُ فَعَلِيٌّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَافْتَتَحَ عَلِيٌّ حِصْنًا فَأَخَذَ مِنْهُ جَارِيَةً فَكَتَبَ مَعِي خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَشِي بِهِ فَقَدِمْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ الْكِتَابَ فَتَغَيَّرَ لَوْنُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا تَرَى فِي رَجُلٍ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيُحِبُّهُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ وَغَضَبِ رَسُولِهِ وَإِنَّمَا أَنَا رَسُولٌ ‏.‏ فَسَكَتَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الأَحْوَصِ بْنِ جَوَّابٍ ‏.‏ مَعْنَى قَوْلِهِ يَشِي بِهِ يَعْنِي النَّمِيمَةَ ‏.‏

Bize Abdullah b. Ebî Ziyad anlattı; dedi ki: Bize el-Ahvas b. el-Cevvâb Ebu’l-Cevvâb, Yûnus b. Ebî İshak’tan, o Ebû İshak’tan, o da el-Berâ’dan naklederek haber verdi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem iki ordu gönderdi. Birinin başına Ali b. Ebî Tâlib’i, diğerinin başına da Hâlid b. el-Velîd’i komutan tayin etti ve şöyle buyurdu: “Savaş (birleşip tek cephe) olduğunda (komutan) Ali’dir.” (Râvi) dedi ki: Ali bir kaleyi fethetti ve ganimetten bir cariye aldı. Hâlid b. el-Velîd, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e Ali’yi şikayet eden bir mektubu benimle gönderdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldim. Mektubu okuyunca rengi değişti. Sonra şöyle buyurdu: “Allah ve Rasûlü’nü seven, Allah ve Rasûlü’nün de kendisini sevdiği bir adam hakkında ne düşünüyorsun?” (Râvi el-Berâ) dedi ki: Ben de; “Allah’ın gazabından ve Rasûlü’nün gazabından Allah’a sığınırım! Ben sadece bir elçiyim” dedim. Bunun üzerine (Efendimiz) sustu. (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece Ahvas b. Cevvâb’ın rivayetiyle biliyoruz. (Metinde geçen) “Yeşî bihi” ifadesi, nemîme (söz taşıyıp gammazlamak) manasındadır.

1705. Hadis

1706. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْعَيْزَارِ بْنِ حُرَيْثٍ، عَنْ أُمِّ الْحُصَيْنِ الأَحْمَسِيَّةِ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَعَلَيْهِ بُرْدٌ قَدِ الْتَفَعَ بِهِ مِنْ تَحْتِ إِبْطِهِ قَالَتْ فَأَنَا أَنْظُرُ إِلَى عَضَلَةِ عَضُدِهِ تَرْتَجُّ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏ "‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا اللَّهَ وَإِنْ أُمِّرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ حَبَشِيٌّ مُجَدَّعٌ فَاسْمَعُوا لَهُ وَأَطِيعُوا مَا أَقَامَ لَكُمْ كِتَابَ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أُمِّ حُصَيْنٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya en-Neysâbûrî anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Yûsuf anlattı; dedi ki: Bize Yûnus b. Ebî İshak, el-Ayzâr b. Hureys’ten, o da Ümmü’l-Husayn el-Ahmesiyye’den naklederek anlattı. (Ümmü’l-Husayn) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Veda Haccı’nda hutbe irad ederken işittim. Üzerinde koltuk altından dolayıp (omzuna attığı) bir bürde vardı. (Hutbe verirken hareket ettiğinde) pazısındaki kasların titreyişine bakıyordum. Şöyle buyurduğunu işittim: “Ey insanlar! Allah’tan korkun (takvalı olun). Üzerinize burnu kesik (veya kulakları kesik) Habeşli bir köle bile emir tayin edilse, aranızda Allah’ın Kitabı’nı uyguladığı sürece onu dinleyin ve itaat edin.” (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Ebû Hureyre ve İrbâd b. Sâriye’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir ve Ümmü Husayn’dan birçok farklı yolla rivayet edilmiştir.

1707. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ السَّمْعُ وَالطَّاعَةُ عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ فِيمَا أَحَبَّ وَكَرِهَ مَا لَمْ يُؤْمَرْ بِمَعْصِيَةٍ فَإِنْ أُمِرَ بِمَعْصِيَةٍ فَلاَ سَمْعَ عَلَيْهِ وَلاَ طَاعَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَالْحَكَمِ بْنِ عَمْرٍو الْغِفَارِيِّ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Ubeydullah b. Ömer’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den naklederek haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müslüman kişinin, -bir masiyetle (günahla) emredilmediği sürece- sevdiği ve hoşlanmadığı konularda (yöneticisini) dinlemesi ve itaat etmesi gerekir. Eğer bir masiyetle emredilirse, (o konuda) ne dinlemek vardır ne de itaat etmek.” (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Ali, İmrân b. Husayn ve Hakem b. Amr el-Gifârî’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.

1708. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ قُطْبَةَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ التَّحْرِيشِ بَيْنَ الْبَهَائِمِ ‏.‏

Bize Ebû Kurayb anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Âdem, Kutbe b. Abdulaziz’den, o el-A’meş’ten, o Ebû Yahya’dan, o Mücâhid’den, o da İbn Abbâs’tan naklederek haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hayvanları birbirine kışkırtıp dövüştürmeyi yasakladı.

1709. Hadis

1710. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْوَسْمِ فِي الْوَجْهِ وَالضَّرْبِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı; dedi ki: Bize Ravh b. Ubâde, İbn Cüreyc’den, o Ebu’z-Zübeyr’den, o da Câbir’den naklederek haber verdi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, (hayvanların) yüzüne dağlama yapmayı ve (yüze) vurmayı yasakladı. (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis hasen sahihtir.

1711. Hadis

1712. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يُحَدِّثُ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَامَ فِيهِمْ فَذَكَرَ لَهُمْ أَنَّ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالإِيمَانَ بِاللَّهِ أَفْضَلُ الأَعْمَالِ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَيُكَفِّرُ عَنِّي خَطَايَاىَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ إِنْ قُتِلْتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَيْفَ قُلْتَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَيُكَفِّرُ عَنِّي خَطَايَاىَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ إِلاَّ الدَّيْنَ فَإِنَّ جِبْرِيلَ قَالَ لِي ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَمُحَمَّدِ بْنِ جَحْشٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا وَرَوَى يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيُّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ نَحْوَ هَذَا عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî’den, o Abdullah b. Ebî Katâde’den, o da babasından naklederek (babasının) şöyle anlattığını işittiğini haber verdi: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların (ashabının) arasında ayağa kalktı ve onlara; Allah yolunda cihadın ve Allah’a imanın amellerin en faziletlisi olduğunu zikretti. Bunun üzerine bir adam kalktı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ne dersin, eğer Allah yolunda öldürülürsem bu benim hatalarıma kefaret olur mu?” diye sordu. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet, eğer sabrederek, ecrini Allah’tan bekleyerek (ihtisab), yönünü düşmana dönüp arkanı dönmeden Allah yolunda öldürülürsen (kefaret olur)” buyurdu. Sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Nasıl demiştin?” diye sordu. (Adam): “Ne dersin, eğer Allah yolunda öldürülürsem bu benim hatalarıma kefaret olur mu?” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Evet, eğer sabrederek, ecrini Allah’tan bekleyerek, yönünü düşmana dönüp arkanı dönmeden (öldürülürsen kefaret olur). Ancak borç müstesna. Çünkü Cibril bunu bana (şimdi) söyledi.” (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Enes, Muhammed b. Cahş ve Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Bazı râviler bu hadisi Saîd el-Makburî’den, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den buna benzer şekilde rivayet etmiştir. Yahya b. Saîd el-Ensârî ve birden çok kimse de yine buna benzer şekilde Saîd el-Makburî’den, o Abdullah b. Ebî Katâde’den, o babasından, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. Bu (ikinci rivayet zinciri), Saîd el-Makburî’nin Ebû Hureyre’den yaptığı rivayetten daha sahihtir.

1713. Hadis

حَدَّثَنَا أَزْهَرُ بْنُ مَرْوَانَ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي الدَّهْمَاءِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ شُكِيَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْجِرَاحَاتُ يَوْمَ أُحُدٍ فَقَالَ ‏ "‏ احْفِرُوا وَأَوْسِعُوا وَأَحْسِنُوا وَادْفِنُوا الاِثْنَيْنِ وَالثَّلاَثَةَ فِي قَبْرٍ وَاحِدٍ وَقَدِّمُوا أَكْثَرَهُمْ قُرْآنًا ‏"‏ ‏.‏ فَمَاتَ أَبِي فَقُدِّمَ بَيْنَ يَدَىْ رَجُلَيْنِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ خَبَّابٍ وَجَابِرٍ وَأَنَسٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَغَيْرُهُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ عَنْ هِشَامِ بْنِ عَامِرٍ ‏.‏ وَأَبُو الدَّهْمَاءِ اسْمُهُ قِرْفَةُ بْنُ بُهَيْسٍ أَوْ بَيْهَسٍ ‏.‏

Bize Ezher b. Mervân el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Abdulvâris b. Saîd, Eyyûb’dan, o Humeyd b. Hilâl’den, o Ebu’d-Dehmâ’dan, o da Hişâm b. Âmir’den naklederek anlattı. Dedi ki: Uhud günü (insanlara isabet eden) yaralardan dolayı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e şikayette bulunuldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “(Kabirleri) kazın, genişletin ve güzel yapın. İki ve üç kişiyi bir kabre defnedin. Kur’an’ı en çok bileni (kıbleye doğru) öne geçirin.” (Hişâm dedi ki:) Babam vefat etmişti, (bu emir üzerine) iki kişinin önüne geçiril(erek defnedil)di. (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Habbâb, Câbir ve Enes’ten de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân es-Sevrî ve başkaları bu hadisi Eyyûb’dan, o Humeyd b. Hilâl’den, o da Hişâm b. Âmir’den rivayet etmiştir. Ebu’d-Dehmâ’nın ismi, Kırfe b. Büheys veya Beyhes’tir.

1714. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ وَجِيءَ بِالأُسَارَى قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَقُولُونَ فِي هَؤُلاَءِ الأُسَارَى ‏"‏ ‏.‏ فَذَكَرَ قِصَّةً فِي هَذَا الْحَدِيثِ طَوِيلَةً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَأَبِي أَيُّوبَ وَأَنَسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَأَبُو عُبَيْدَةَ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِيهِ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَكْثَرَ مَشُورَةً لأَصْحَابِهِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye, el-A’meş’ten, o Amr b. Mürre’den, o Ebû Ubeyde’den, o da Abdullah’tan naklederek anlattı. Dedi ki: Bedir günü olup esirler getirilince, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu esirler hakkında ne dersiniz?” buyurdu. (Râvi) bu hadiste uzun bir kıssa zikretti. (Ebû Îsâ der ki:) Bu konuda Ömer, Ebû Eyyûb, Enes ve Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasendir. Ebû Ubeyde babasından (hadis) işitmemiştir. Ebû Hureyre’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den daha fazla ashabıyla istişare eden kimse görmedim.”

1715. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مِقْسَمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ الْمُشْرِكِينَ، أَرَادُوا أَنْ يَشْتَرُوا، جَسَدَ رَجُلٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ فَأَبَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبِيعَهُمْ إِيَّاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الْحَكَمِ ‏.‏ وَرَوَاهُ الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ أَيْضًا عَنِ الْحَكَمِ ‏.‏ وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ يَقُولُ ابْنُ أَبِي لَيْلَى لاَ يُحْتَجُّ بِحَدِيثِهِ ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ ابْنُ أَبِي لَيْلَى صَدُوقٌ وَلَكِنْ لاَ يُعْرَفُ صَحِيحُ حَدِيثِهِ مِنْ سَقِيمِهِ وَلاَ أَرْوِي عَنْهُ شَيْئًا ‏.‏ وَابْنُ أَبِي لَيْلَى صَدُوقٌ فَقِيهٌ وَإِنَّمَا يَهِمُ فِي الإِسْنَادِ ‏.‏ حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ قَالَ فُقَهَاؤُنَا ابْنُ أَبِي لَيْلَى وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ شُبْرُمَةَ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ahmed anlattı; dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Leylâ’dan, o el-Hakem’den, o Miksem’den, o da İbn Abbâs’tan naklederek haber verdi ki: Müşrikler, (öldürülen) müşriklerden bir adamın cesedini (müslümanlardan) satın almak istediler. Fakat Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu onlara satmayı reddetti. (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis gariptir. Biz bunu sadece el-Hakem’in hadisinden biliyoruz. Haccâc b. Ertât da bunu el-Hakem’den rivayet etmiştir. Ahmed b. el-Hasen dedi ki: Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediğini işittim: “İbn Ebî Leylâ’nın hadisiyle delil getirilmez.” Muhammed b. İsmâîl (Buhârî) dedi ki: “İbn Ebî Leylâ sadûktur (doğru sözlüdür). Ancak hadisinin sahihi sakîminden (hatalısından) ayırt edilemez. Ben ondan hiçbir şey rivayet etmem.” İbn Ebî Leylâ sadûk ve fakih biridir, ancak isnadda vehme düşer (hata eder). Bize Nasr b. Ali anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Dâvûd, Süfyân es-Sevrî’den naklederek anlattı. (Süfyân) dedi ki: “Bizim fakihlerimiz İbn Ebî Leylâ ve Abdullah b. Şübrüme’dir.”

1716. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَرِيَّةٍ فَحَاصَ النَّاسُ حَيْصَةً فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ فَاخْتَبَيْنَا بِهَا وَقُلْنَا هَلَكْنَا ثُمَّ أَتَيْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَحْنُ الْفَرَّارُونَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بَلْ أَنْتُمُ الْعَكَّارُونَ وَأَنَا فِئَتُكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ فَحَاصَ النَّاسُ حَيْصَةً يَعْنِي أَنَّهُمْ فَرُّوا مِنَ الْقِتَالِ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ ‏"‏ بَلْ أَنْتُمُ الْعَكَّارُونَ ‏"‏ ‏.‏ وَالْعَكَّارُ الَّذِي يَفِرُّ إِلَى إِمَامِهِ لِيَنْصُرَهُ لَيْسَ يُرِيدُ الْفِرَارَ مِنَ الزَّحْفِ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân, Yezîd b. Ebî Ziyâd’dan, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan, o da İbn Ömer’den naklederek anlattı. (İbn Ömer) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi bir seriyyeye göndermişti. İnsanlar (düşman karşısında) bir manevra yaparak (geri) döndüler. Medine’ye gelip orada gizlendik ve: “Biz helak olduk (kaçtığımız için günaha girdik)” dedik. Sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına giderek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizler (savaştan) kaçanlarız (ferrârûn)” dedik. Bunun üzerine: “Bilakis sizler (tekrar savaşmak için) dönüp taktik yapanlarsınız (akkârûn). Ben de sizin (kendisine sığınacağınız) birliğinizim” buyurdu. (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis hasendir. Biz bunu sadece Yezîd b. Ebî Ziyâd’ın hadisinden biliyoruz. (Metinde geçen) “Hâsa’n-nâsu haysa” ifadesi, “savaştan kaçtılar” manasındadır. “Bel entümü’l-akkârûn” sözündeki “akkâr” ise; savaştan kaçmak kastıyla değil, tekrar (güç toplayıp) savaşmak üzere imamına (komutanına) dönen kimse demektir.

1717. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ نُبَيْحًا الْعَنَزِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ جَابِرٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ جَاءَتْ عَمَّتِي بِأَبِي لِتَدْفِنَهُ فِي مَقَابِرِنَا فَنَادَى مُنَادِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رُدُّوا الْقَتْلَى إِلَى مَضَاجِعِهِمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَنُبَيْحٌ ثِقَةٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; (dedi ki:) Bize Şu’be, el-Esved b. Kays’tan haber verdi; dedi ki: Nübeyh el-Anezî’nin, Câbir’den (şöyle) naklettiğini işittim. (Câbir) dedi ki: Uhud günü olunca, halam babamı (cenazesini) getirip kendi mezarlığımıza defnetmek istedi. O sırada Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in münadisi: “Ölüleri öldürüldükleri yerlere geri götürün (orada defnedin)” diye seslendi. (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Îsâ (devamla) der ki: Nübeyh sika (güvenilir) biridir.

1718. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، وَسَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ تَبُوكَ خَرَجَ النَّاسُ يَتَلَقَّوْنَهُ إِلَى ثَنِيَّةِ الْوَدَاعِ ‏.‏ قَالَ السَّائِبُ فَخَرَجْتُ مَعَ النَّاسِ وَأَنَا غُلاَمٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer ve Saîd b. Abdurrahman el-Mahlzûmî anlattı; dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, ez-Zührî’den, o es-Sâib b. Yezîd’den naklederek anlattı. (Sâib) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Tebük’ten döndüğünde, insanlar onu karşılamak üzere Seniyyetü’l-Vedâ’ya çıktılar. Sâib dedi ki: “Ben de henüz bir çocukken insanlarla birlikte (karşılamaya) çıktım.” (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis hasen sahihtir.

1719. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِمَّا لَمْ يُوجِفِ الْمُسْلِمُونَ عَلَيْهِ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَكَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَالِصًا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْزِلُ نَفَقَةَ أَهْلِهِ سَنَةً ثُمَّ يَجْعَلُ مَا بَقِيَ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلاَحِ عُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ ‏.‏

Bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr b. Dînâr’dan, o İbn Şihâb’dan, o da Mâlik b. Evs b. el-Hadesân’dan naklederek anlattı. Dedi ki: Ömer b. el-Hattâb’ı şöyle derken işittim: Benî Nadîr malları, Müslümanların üzerine at veya deve sürerek elde etmedikleri (savaşsız alınan), Allah’ın Rasûlü’ne “fey” olarak verdiği mallardandı. Bu mallar sadece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti (has idi). Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ailesinin bir yıllık nafakasını ayırır, sonra geri kalanı Allah yolunda hazırlık olmak üzere at ve silaha harcardı. (Ebû Îsâ der ki:) Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân b. Uyeyne bu hadisi Ma’mer’den, o da İbn Şihâb’dan rivayet etmiştir.