2956. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الدُّنْيَا سِجْنُ الْمُؤْمِنِ وَجَنَّةُ الْكَافِرِ " .
Bize Kuteybe b. Said anlattı; bize Abdulaziz -yani Ed-Darâverdî- anlattı; El-Alâ'dan; babasından; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dünya, müminin zindanı; kâfirin ise cennetidir.”
2957_1. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِالسُّوقِ دَاخِلاً مِنْ بَعْضِ الْعَالِيَةِ وَالنَّاسُ كَنَفَتَهُ فَمَرَّ بِجَدْىٍ أَسَكَّ مَيِّتٍ فَتَنَاوَلَهُ فَأَخَذَ بِأُذُنِهِ ثُمَّ قَالَ " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنَّ هَذَا لَهُ بِدِرْهَمٍ " . فَقَالُوا مَا نُحِبُّ أَنَّهُ لَنَا بِشَىْءٍ وَمَا نَصْنَعُ بِهِ قَالَ " أَتُحِبُّونَ أَنَّهُ لَكُمْ " . قَالُوا وَاللَّهِ لَوْ كَانَ حَيًّا كَانَ عَيْبًا فِيهِ لأَنَّهُ أَسَكُّ فَكَيْفَ وَهُوَ مَيِّتٌ فَقَالَ " فَوَاللَّهِ لَلدُّنْيَا أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ هَذَا عَلَيْكُمْ " .
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb anlattı; bize Süleyman -yani İbn Bilal- anlattı; Cafer'den; babasından; Cabir b. Abdullah'tan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Aliye (Medine'nin yüksek bölgesi) tarafındaki bazı yollardan birinden pazara girdi ve insanlar O'nun iki yanında [yürüyor] idiler. Derken kulağı kesik ölü bir oğlak yavrusuna rastladı; onu tutup kulağından yakaladı. Sonra şöyle buyurdu: “Hanginiz bunun bir Dirhem (para) karşılığında kendisine ait olmasını ister?” “Onun hiçbir şey karşılığında bize ait olmasını istemeyiz; biz onu ne yapalım?” dediler. [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem:] “Onun size [bedava] ait olmasını ister miydiniz?” buyurdu. [Sahabeler:] “Allah'a yemin olsun ki, o canlı olsaydı bile kulağının kesik olması bir kusur sayılırdı; kaldı ki o şimdi ölüdür!” dediler. Bunun üzerine [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem:] “Vallahi, dünya Allah katında, bunun sizin yanınızdaki değersizliğinden çok daha değersizdir!” buyurdu.
2957_2. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَرْعَرَةَ السَّامِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِيَانِ الثَّقَفِيَّ - عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِهِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ الثَّقَفِيِّ فَلَوْ كَانَ حَيًّا كَانَ هَذَا السَّكَكُ بِهِ عَيْبًا .
Bize Muhammed b. El-Müsenna El-Anezi ve İbrahim b. Muhammed b. Ar'ara Es-Sâmi anlattılar; dediler ki: Bize Abdülvehhab -yani Es-Sekafî- anlattı; Cafer'den; babasından; Cabir'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [Önceki hadisin] benzerini [rivayet etti]. Ancak Sekafî'nin hadisinde: “Eğer o canlı olsaydı, şüphesiz bu kulağının küçüklüğü onda bir kusur sayılırdı.” [ibaresi yer almaktadır].
2958_1. Hadis
حَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَقْرَأُ { أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} قَالَ " يَقُولُ ابْنُ آدَمَ مَالِي مَالِي - قَالَ - وَهَلْ لَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مِنْ مَالِكَ إِلاَّ مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ " .
Bize Heddâb b. Hâlid anlattı; bize Hemmâm anlattı; bize Katâde anlattı; Mutarrif'ten; babasından; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem { أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ } “Çoklukla övünmek sizi oyaladı.” [ayetini] okurken O'nun yanına geldim. [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: “Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ der. Oysa ey Âdemoğlu! Senin için malından; yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden veya sadaka verip [ahirete] gönderdiğinden başka neyin var ki?”
2958_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، وَقَالاَ، جَمِيعًا حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا أَبِي كُلُّهُمْ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ انْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . فَذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ هَمَّامٍ .
Bize Muhammed b. El-Müsenna ve İbn Beşşar anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı; bize Şu'be anlattı. Ve her ikisi de dediler ki: Bize İbn Ebi Adî, Said'den anlattı. (H) Ve bize İbnü'l-Müsenna anlattı; bize Muaz b. Hişam anlattı; bize babam anlattı. Hepsi Katâde'den; Mutarrif'ten; babasından; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna vardım. [Ravi], Hemmâm'ın hadisinin benzerini [rivayet etti].
2959_1. Hadis
حَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ الْعَبْدُ مَالِي مَالِي إِنَّمَا لَهُ مِنْ مَالِهِ ثَلاَثٌ مَا أَكَلَ فَأَفْنَى أَوْ لَبِسَ فَأَبْلَى أَوْ أَعْطَى فَاقْتَنَى وَمَا سِوَى ذَلِكَ فَهُوَ ذَاهِبٌ وَتَارِكُهُ لِلنَّاسِ " .
Bana Süveyd b. Said anlattı; bize Hafs b. Meysere anlattı; El-Alâ'dan; babasından; Ebu Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul ‘Malım, malım!’ der. Oysa onun malından kendine ait olan ancak üç şey vardır: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği veya [sadaka olarak] verip [ahireti için] biriktirdiğidir. Bunun dışındakiler ise geçip gidecek ve [kişi] onları insanlara [miras olarak] bırakacaktır.”
2959_2. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
Ve bunu bana Ebu Bekir b. İshak anlattı; bize İbn Ebi Meryem haber verdi; bize Muhammed b. Cafer haber verdi; Alâ b. Abdurrahman bana bu isnâd ile [bu hadisin] benzerini haber verdi.
2960. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلاَثَةٌ فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى وَاحِدٌ يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَيَبْقَى عَمَلُهُ " .
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî ve Zuhayr b. Harb anlattılar; her ikisi de İbn Uyeyne'den [rivayet ettiler]. Yahya dedi ki: Bize Sufyan b. Uyeyne, Abdullah b. Ebi Bekir'den haber verdi; dedi ki: Enes b. Malik'i şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ölüyü üç şey takip eder; ikisi geri döner, biri kalır. Onu ailesi, malı ve ameli takip eder; ailesi ve malı geri döner, ameli ise [onunla baş başa] kalır.”
2961_1. Hadis
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ حَرْمَلَةَ بْنِ عِمْرَانَ التُّجِيبِيَّ - أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهُوَ حَلِيفُ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ فَوَافَوْا صَلاَةَ الْفَجْرِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْصَرَفَ فَتَعَرَّضُوا لَهُ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ ثُمَّ قَالَ " أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ أَنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَىْءٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ " . فَقَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ . وَلَكِنِّي أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ الدُّنْيَا عَلَيْكُمْ كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ " .
Bana Harmale b. Yahya b. Abdillah -yani İbn Harmale b. İmrân Et-Tücîbî- anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yunus, İbn Şihâb'dan haber verdi; Urve b. Ez-Zübeyr'den; Misver b. Mahrame ona haber verdi ki: Amr b. Avf -ki kendisi Benî Âmir b. Lüey'in müttefikiydi ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Bedir'de bulunmuştu- ona şöyle haber verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Ubeyde b. El-Cerrâh'ı Bahreyn'in Cizyesini (vergisini) getirmesi için oraya gönderdi. Bahreyn halkı ile barış yapan ve başlarına Alâ b. El-Hadramî'yi tayin eden bizzat Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem idi. Ebu Ubeyde Bahreyn'den bir miktar mal ile geldi. Ensâr, Ebu Ubeyde'nin geldiğini işitince sabah namazında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir araya geldiler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kıldırıp ayrılınca [Ensâr] O'nun karşısına çıktılar. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları görünce gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Sanırım Ebu Ubeyde'nin Bahreyn'den bir şeyler getirdiğini işittiniz?” “Evet ey Resulullah!” dediler. [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: “Öyleyse sevinin ve sizi mutlu edecek şeyleri umun! Vallahi sizin hakkınızda fakirlikten korkmam. Lakin sizin için asıl korktuğum; dünyanın, sizden öncekilere serildiği gibi size de serilmesi, onların birbiriyle rekabete girdiği gibi sizin de [dünya için] rekabete girmeniz ve [nihayet dünyanın] onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesidir.”
2961_2. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، بْنِ سَعْدٍ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، كِلاَهُمَا عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِإِسْنَادِ يُونُسَ وَمِثْلِ حَدِيثِهِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ صَالِحٍ " وَتُلْهِيَكُمْ كَمَا أَلْهَتْهُمْ " .
Bize El-Hasan b. Ali El-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattılar; her ikisi de Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan [rivayet ettiler]. Bize babam, Salih'ten anlattı. (H) Ve bize Abdullah b. Abdurrahman Ed-Dârimî anlattı; bize Ebu'l-Yemân haber verdi; bize Şuayb haber verdi. Her ikisi de Ez-Zührî'den; Yunus'un isnâdı ile onun hadisinin benzerini [rivayet ettiler]. Ancak Salih'in hadisinde: “[Dünya] onları oyaladığı gibi sizi de oyalamasından [korkarım].” [ibaresi yer almaktadır].
2962. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ سَوَّادٍ الْعَامِرِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ، الْحَارِثِ أَنَّ بَكْرَ بْنَ سَوَادَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّ يَزِيدَ بْنَ رَبَاحٍ - هُوَ أَبُو فِرَاسٍ مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ - حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِذَا فُتِحَتْ عَلَيْكُمْ فَارِسُ وَالرُّومُ أَىُّ قَوْمٍ أَنْتُمْ " . قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ نَقُولُ كَمَا أَمَرَنَا اللَّهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَوْ غَيْرَ ذَلِكَ تَتَنَافَسُونَ ثُمَّ تَتَحَاسَدُونَ ثُمَّ تَتَدَابَرُونَ ثُمَّ تَتَبَاغَضُونَ أَوْ نَحْوَ ذَلِكَ ثُمَّ تَنْطَلِقُونَ فِي مَسَاكِينِ الْمُهَاجِرِينَ فَتَجْعَلُونَ بَعْضَهُمْ عَلَى رِقَابِ بَعْضٍ " .
Bize Amr b. Sevvâd El-Âmirî anlattı; bize Abdullah b. Vehb haber verdi; bana Amr b. El-Hâris haber verdi; Bekr b. Sevâde ona şöyle anlattı: Yezîd b. Rabâh -ki kendisi Abdullah b. Amr b. El-As'ın azatlısı Ebu Firâs'tır- ona Abdullah b. Amr b. El-As'tan; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen şöyle anlattı. [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: “İran ve Bizans [kapıları] size açıldığında, siz nasıl bir kavim olacaksınız?” Abdurrahman b. Avf: “Allah'ın bize emrettiği gibi [hamdederek] konuşuruz.” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yahut da başka bir şey: [Önce] birbiriyle rekabete girersiniz, sonra birbirinizi kıskanırsınız, sonra birbirinize sırt çevirirsiniz, sonra birbirinize buğzedersiniz -veya buna benzer şeyler yaparsınız-. Sonra da Muhâcirlerin fakirlerine gider, bir kısmını diğerlerinin başına musallat edersiniz.”
2963_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا وَقَالَ، يَحْيَى أَخْبَرَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِزَامِيُّ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إِلَى مَنْ فُضِّلَ عَلَيْهِ فِي الْمَالِ وَالْخَلْقِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْهُ مِمَّنْ فُضِّلَ عَلَيْهِ " .
Bize Yahya b. Yahya ve Kuteybe b. Said anlattılar. Kuteybe “Bize anlattı” dedi; Yahya ise “Bize Muğire b. Abdurrahman El-Hizâmî, Ebu'z-Zinâd'dan haber verdi” dedi. [Ebu'z-Zinad] El-A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre'den [nakletti] ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Herhangi biriniz, mal ve yaratılış bakımından kendisinden üstün kılınana baktığında, kendisinden daha aşağıda olup da [kendisinin onlara karşı] üstün kılındığı kimselere de baksın.”
2963_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ أَبِي الزِّنَادِ سَوَاءً .
Bize Muhammed b. Râfi' anlattı; bize Abdurrazzâk anlattı; bize Ma'mer anlattı; Hemmâm b. Münebbih'ten; Ebu Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [bu hadisi] Ebu'z-Zinad'ın hadisinin aynısı olarak [rivayet etti].
2963_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْظُرُوا إِلَى مَنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلاَ تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ فَهُوَ أَجْدَرُ أَنْ لاَ تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو مُعَاوِيَةَ " عَلَيْكُمْ " .
Ve bana Zuhayr b. Harb anlattı; bize Cerîr anlattı. (H) Ve bize Ebu Küreyb anlattı; bize Ebu Muâviye anlattı. (H) Ve bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı -ki lafız ona aittir-; bize Ebu Muâviye ve Vekî' anlattılar. [Hepsi] El-A'meş'ten; Ebu Salih'ten; Ebu Hureyre'den [naklen] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden daha aşağıda olanlara bakın; sizden üstün olanlara bakmayın. Zira bu, Allah'ın [üzerinizdeki] nimetini küçümsememeniz için daha uygundur.” Ebu Muâviye [hadisin sonuna] “üzerinizdeki” [ibaresini ekledi].
2964. Hadis
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي عَمْرَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ ثَلاَثَةً فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ أَبْرَصَ وَأَقْرَعَ وَأَعْمَى فَأَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَبْتَلِيَهُمْ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ مَلَكًا فَأَتَى الأَبْرَصَ فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ لَوْنٌ حَسَنٌ وَجِلْدٌ حَسَنٌ وَيَذْهَبُ عَنِّي الَّذِي قَدْ قَذِرَنِي النَّاسُ . قَالَ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ قَذَرُهُ وَأُعْطِيَ لَوْنًا حَسَنًا وَجِلْدًا حَسَنًا قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الإِبِلُ - أَوْ قَالَ الْبَقَرُ شَكَّ إِسْحَاقُ - إِلاَّ أَنَّ الأَبْرَصَ أَوِ الأَقْرَعَ قَالَ أَحَدُهُمَا الإِبِلُ وَقَالَ الآخَرُ الْبَقَرُ - قَالَ فَأُعْطِيَ نَاقَةً عُشَرَاءَ فَقَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا - قَالَ - فَأَتَى الأَقْرَعَ فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ شَعَرٌ حَسَنٌ وَيَذْهَبُ عَنِّي هَذَا الَّذِي قَذِرَنِي النَّاسُ . قَالَ فَمَسَحَهُ فَذَهَبَ عَنْهُ وَأُعْطِيَ شَعَرًا حَسَنًا - قَالَ - فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْبَقَرُ . فَأُعْطِيَ بَقَرَةً حَامِلاً فَقَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِيهَا - قَالَ - فَأَتَى الأَعْمَى فَقَالَ أَىُّ شَىْءٍ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ أَنْ يَرُدَّ اللَّهُ إِلَىَّ بَصَرِي فَأُبْصِرَ بِهِ النَّاسَ - قَالَ - فَمَسَحَهُ فَرَدَّ اللَّهُ إِلَيْهِ بَصَرَهُ . قَالَ فَأَىُّ الْمَالِ أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ الْغَنَمُ . فَأُعْطِيَ شَاةً وَالِدًا فَأُنْتِجَ هَذَانِ وَوَلَّدَ هَذَا - قَالَ - فَكَانَ لِهَذَا وَادٍ مِنَ الإِبِلِ وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْبَقَرِ وَلِهَذَا وَادٍ مِنَ الْغَنَمِ . قَالَ ثُمَّ إِنَّهُ أَتَى الأَبْرَصَ فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ قَدِ انْقَطَعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ أَسْأَلُكَ بِالَّذِي أَعْطَاكَ اللَّوْنَ الْحَسَنَ وَالْجِلْدَ الْحَسَنَ وَالْمَالَ بَعِيرًا أَتَبَلَّغُ عَلَيْهِ فِي سَفَرِي . فَقَالَ الْحُقُوقُ كَثِيرَةٌ . فَقَالَ لَهُ كَأَنِّي أَعْرِفُكَ أَلَمْ تَكُنْ أَبْرَصَ يَقْذَرُكَ النَّاسُ فَقِيرًا فَأَعْطَاكَ اللَّهُ فَقَالَ إِنَّمَا وَرِثْتُ هَذَا الْمَالَ كَابِرًا عَنْ كَابِرٍ . فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ . قَالَ وَأَتَى الأَقْرَعَ فِي صُورَتِهِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لِهَذَا وَرَدَّ عَلَيْهِ مِثْلَ مَا رَدَّ عَلَى هَذَا فَقَالَ إِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَصَيَّرَكَ اللَّهُ إِلَى مَا كُنْتَ . قَالَ وَأَتَى الأَعْمَى فِي صُورَتِهِ وَهَيْئَتِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِسْكِينٌ وَابْنُ سَبِيلٍ انْقَطَعَتْ بِيَ الْحِبَالُ فِي سَفَرِي فَلاَ بَلاَغَ لِيَ الْيَوْمَ إِلاَّ بِاللَّهِ ثُمَّ بِكَ أَسْأَلُكَ بِالَّذِي رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ شَاةً أَتَبَلَّغُ بِهَا فِي سَفَرِي فَقَالَ قَدْ كُنْتُ أَعْمَى فَرَدَّ اللَّهُ إِلَىَّ بَصَرِي فَخُذْ مَا شِئْتَ وَدَعْ مَا شِئْتَ فَوَاللَّهِ لاَ أَجْهَدُكَ الْيَوْمَ شَيْئًا أَخَذْتَهُ لِلَّهِ فَقَالَ أَمْسِكْ مَالَكَ فَإِنَّمَا ابْتُلِيتُمْ فَقَدْ رُضِيَ عَنْكَ وَسُخِطَ عَلَى صَاحِبَيْكَ .
Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Hemmâm anlattı; bize İshak b. Abdillah b. Ebi Talha anlattı; Abdurrahman b. Ebi Amre bana şöyle anlattı: Ebu Hureyre ona, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini haber vermiştir: “İsrailoğulları içinde [biri] abras (alaca hastası), [biri] akra' (kel) ve [biri de] a'mâ (kör) olan üç kişi vardı. Allah onları imtihan etmek istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. [Melek] abras olana gelip: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. O: ‘Güzel bir renk, güzel bir deri ve insanların benden iğrenmesine sebep olan [bu halin] benden gitmesidir.’ dedi. [Melek] onu meshetti de o iğrenç hali gitti; kendisine güzel bir renk ve güzel bir deri verildi. [Melek:] ‘Hangi malı daha çok seversin?’ diye sordu. O: ‘Deve’ -veya ‘Sığır’ dedi; İshak şüphe etti; ancak abras veya akra' olanlardan biri ‘Deve’, diğeri ise ‘Sığır’ dedi-. Bunun üzerine ona on aylık gebe bir deve verildi. [Melek:] ‘Allah bunu sana mübarek kılsın.’ dedi. Sonra akra' olana gelip: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. O: ‘Güzel bir saç ve insanların benden iğrenmesine sebep olan [bu halin] benden gitmesidir.’ dedi. [Melek] onu meshetti de o hal gitti ve kendisine güzel bir saç verildi. [Melek:] ‘Hangi malı daha çok seversin?’ diye sordu. O: ‘Sığır’ dedi. Ona gebe bir sığır verildi. [Melek:] ‘Allah bunu sana mübarek kılsın.’ dedi. Sonra a'mâ olana gelip: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. O: ‘Allah'ın görme duyumu bana geri vermesi ve böylece insanları görebilmektir.’ dedi. [Melek] onu meshetti de Allah görme duyusunu ona geri verdi. [Melek:] ‘Hangi malı daha çok seversin?’ diye sordu. O: ‘Koyun’ dedi. Ona doğurgan bir koyun verildi. [Zamanla] şunların develeri ve sığırları yavruladı; bunun da koyunları çoğaldı. [Neticede] birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı ve öbürünün de bir vadi dolusu koyunu oldu. Sonra o [melek] abras olana, onun [eski] suretinde ve kılığında gelip: ‘Ben fakir bir adamım, yolculuğumda çarem tükendi. Bugün Allah'tan ve sonra senden başka bana yardım edecek kimse yoktur. Sana bu güzel rengi, bu güzel deriyi ve bu malı veren [Allah] aşkına, yolculuğuma devam edebilmem için senden bir deve istiyorum.’ dedi. O [adam]: ‘Haklar (sorumluluklar) çoktur [veremem].’ dedi. Bunun üzerine [melek] ona: ‘Seni tanır gibiyim! Sen insanların kendisinden iğrendiği abras, fakir bir adam değil miydin; Allah sana [bunları] vermedi mi?’ dedi. Adam: ‘Ben bu malı atadan dedeye bir büyükten diğerine miras aldım.’ dedi. [Melek] de: ‘Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin!’ dedi. Sonra akra' olana [eski] suretinde gelerek ona da abras olana söylediklerinin aynısını söyledi. O da buna abras olanın verdiği cevabın aynısını verdi. Bunun üzerine [melek]: ‘Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline çevirsin!’ dedi. Sonra a'mâ olana, onun [eski] suretinde ve kılığında gelip: ‘Ben fakir bir adam ve yolcu biriyim, yolculuğumda çarem tükendi. Bugün Allah'tan ve sonra senden başka bana yardım edecek kimse yoktur. Sana görme duyunu geri veren [Allah] aşkına, yolculuğuma devam edebilmem için senden bir koyun istiyorum.’ dedi. O [adam]: ‘Ben kör bir adamdım, Allah görme duyumu bana geri verdi. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi bugün Allah için alacağın hiçbir şey için sana engel olmayacağım.’ dedi. Bunun üzerine [melek]: ‘Malını kendine sakla! Sizler sadece imtihan edildiniz. Sen [Allah'ın] rızasını kazandın, iki arkadaşın ise gazaba uğradı!’ dedi.”
2965. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ، - وَاللَّفْظُ لإِسْحَاقَ - قَالَ عَبَّاسٌ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا - أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا بُكَيْرُ بْنُ مِسْمَارٍ، حَدَّثَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ كَانَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ فِي إِبِلِهِ فَجَاءَهُ ابْنُهُ عُمَرُ فَلَمَّا رَآهُ سَعْدٌ قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ شَرِّ هَذَا الرَّاكِبِ فَنَزَلَ فَقَالَ لَهُ أَنَزَلْتَ فِي إِبِلِكَ وَغَنَمِكَ وَتَرَكْتَ النَّاسَ يَتَنَازَعُونَ الْمُلْكَ بَيْنَهُمْ فَضَرَبَ سَعْدٌ فِي صَدْرِهِ فَقَالَ اسْكُتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْعَبْدَ التَّقِيَّ الْغَنِيَّ الْخَفِيَّ " .
Bize İshak b. İbrahim ve Abbas b. Abdülazîm anlattılar; lafız İshak'ındır. Abbas “Bize anlattı” dedi; İshak ise “Bize Ebu Bekir El-Hanefî haber verdi” dedi. Bize Bükeyr b. Mismâr anlattı; bana Âmir b. Sa'd anlattı; dedi ki: Sa'd b. Ebi Vakkas develerinin arasındayken oğlu Ömer onun yanına geldi. Sa'd onu görünce: “Bu süvarinin şerrinden Allah'a sığınırım!” dedi. [Oğlu] devesinden inince ona şöyle dedi: “Sen burada develerinin ve koyunlarının arasında kalıp, insanları aralarındaki hükümranlık mücadelesiyle baş başa mı bıraktın?” Bunun üzerine Sa'd onun göğsüne vurdu ve: “Sus! Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:” dedi. “Şüphesiz Allah; takva sahibi, gönlü zengin, [kendi halinde] gizli [kalmayı seven] kulu sever.”
2966_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ سَعْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي وَابْنُ، بِشْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ وَاللَّهِ إِنِّي لأَوَّلُ رَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَقَدْ كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَنَا طَعَامٌ نَأْكُلُهُ إِلاَّ وَرَقُ الْحُبْلَةِ وَهَذَا السَّمُرُ حَتَّى إِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ تُعَزِّرُنِي عَلَى الدِّينِ لَقَدْ خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ عَمَلِي وَلَمْ يَقُلِ ابْنُ نُمَيْرٍ إِذًا .
Bize Yahya b. Habib El-Hârisî anlattı; bize El-Mu'temir anlattı; dedi ki: İsmail'den işittim; Kays'tan; Sa'd'dan. (H) Ve bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr anlattı; bize babam ve İbn Bişr anlattılar; her ikisi de dediler ki: Bize İsmail, Kays'tan anlattı; dedi ki: Sa'd b. Ebi Vakkas'ı şöyle derken işittim: “Vallahi ben, Allah yolunda ok atan ilk Arap erkeğiyim. [Bir zamanlar] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber gazaya çıkardık da yiyecek olarak yabani döven [yaprağı] (hublet) ve şu semur (dikeni) yaprağından başka bir bitkiden başka bir şeyimiz olmazdı. Hatta [bu yaprakları yemekten] herhangi birimiz koyun gibi pislerdi. Şimdi ise Benî Esed [kabilesi] beni dinde kusurlu bularak kınamaya (tazir etmeye) kalkıyor! Eğer [onlar haklıysa] ben hüsrana uğramış ve amellerim boşa gitmiş demektir.” İbn Numeyr [hadisin sonuna] “Eğer” [ibaresini eklemedi].
2966_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ حَتَّى إِنْ كَانَ أَحَدُنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الْعَنْزُ مَا يَخْلِطُهُ بِشَىْءٍ .
Ve bunu bize Yahya b. Yahya anlattı; bize Vekî', İsmail b. Ebi Hâlid'den bu isnâd ile haber verdi. [Ravi bu rivayette] şöyle dedi: ‘Hatta herhangi birimiz, başka bir şeyle karışmamış (saf) keçi [pisliği] gibi pislerdi.’
2967_1. Hadis
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ عُمَيْرٍ الْعَدَوِيِّ، قَالَ خَطَبَنَا عُتْبَةُ بْنُ غَزْوَانَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ الدُّنْيَا قَدْ آذَنَتْ بِصُرْمٍ وَوَلَّتْ حَذَّاءَ وَلَمْ يَبْقَ مِنْهَا إِلاَّ صُبَابَةٌ كَصُبَابَةِ الإِنَاءِ يَتَصَابُّهَا صَاحِبُهَا وَإِنَّكُمْ مُنْتَقِلُونَ مِنْهَا إِلَى دَارٍ لاَ زَوَالَ لَهَا فَانْتَقِلُوا بِخَيْرِ مَا بِحَضْرَتِكُمْ فَإِنَّهُ قَدْ ذُكِرَ لَنَا أَنَّ الْحَجَرَ يُلْقَى مِنْ شَفَةِ جَهَنَّمَ فَيَهْوِي فِيهَا سَبْعِينَ عَامًا لاَ يُدْرِكُ لَهَا قَعْرًا وَوَاللَّهِ لَتُمْلأَنَّ أَفَعَجِبْتُمْ وَلَقَدْ ذُكِرَ لَنَا أَنَّ مَا بَيْنَ مِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ مَسِيرَةُ أَرْبَعِينَ سَنَةً وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَيْهَا يَوْمٌ وَهُوَ كَظِيظٌ مِنَ الزِّحَامِ وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَنَا طَعَامٌ إِلاَّ وَرَقُ الشَّجَرِ حَتَّى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنَا فَالْتَقَطْتُ بُرْدَةً فَشَقَقْتُهَا بَيْنِي وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ مَالِكٍ فَاتَّزَرْتُ بِنِصْفِهَا وَاتَّزَرَ سَعْدٌ بِنِصْفِهَا فَمَا أَصْبَحَ الْيَوْمَ مِنَّا أَحَدٌ إِلاَّ أَصْبَحَ أَمِيرًا عَلَى مِصْرٍ مِنَ الأَمْصَارِ وَإِنِّي أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ فِي نَفْسِي عَظِيمًا وَعِنْدَ اللَّهِ صَغِيرًا وَإِنَّهَا لَمْ تَكُنْ نُبُوَّةٌ قَطُّ إِلاَّ تَنَاسَخَتْ حَتَّى يَكُونَ آخِرُ عَاقِبَتِهَا مُلْكًا فَسَتَخْبُرُونَ وَتُجَرِّبُونَ الأُمَرَاءَ بَعْدَنَا .
Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Süleyman b. El-Muğîre anlattı; bize Humeyd b. Hilâl, Hâlid b. Umeyr El-Adî'den anlattı; dedi ki: Utbe b. Gazvân bize bir hutbe verdi; Allah'a hamdedip O'nu sena ettikten sonra şöyle dedi: “Emmâ ba'du (Bundan sonra bilin ki); dünya kesilip sona ereceğini bildirmiş ve hızla arkasını dönüp gitmiştir. Ondan geriye, ancak sahibinin süzerek içtiği kabın dibinde kalan yudum gibi, azar azar içilen bir artık (artıklar) kalmıştır. Sizler dünyadan, zevali (sonu) olmayan bir yurda göçeceksiniz; öyleyse yanınızdaki en hayırlı şeylerle [oraya] göç edin. Zira bize anlatıldığına göre, Cehennem'in kenarından bir taş atılır da yetmiş yıl boyunca içinde süzülüp gider ama dibine ulaşamaz. Vallahi [Cehennem] mutlaka doldurulacaktır! [Buna] şaşırdınız mı? Yine bize anlatıldığına göre, Cennet'in iki kapı kanadı arasındaki mesafe kırk yıllık bir yürüyüş yoludur. Muhakkak ona öyle bir gün gelecektir ki, kapı kalabalıktan tıklım tıklım dolacaktır! Kendimi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber [Müslüman olan] yedi kişinin yedincisi olarak gördüğüm zamanları bilirim; ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu, [yaprak yemekten] avurtlarımız yara olmuştu. Bir bürde (hırka) buldum; onu kendim ile Sa'd b. Malik arasında paylaştırdım, yarısını ben izar (belden aşağı örtü) yaptım, yarısını da Sa'd yaptı. Bugün ise her birimiz bir şehre (mısr) vali (emir) olmuş durumdayız. Kendi nazarımda büyük (önemli biri), Allah katında ise küçük (değersiz) biri olmaktan Allah'a sığınırım! Hiçbir peygamberlik yoktur ki, [zamanla] değişip nihayetinde bir krallığa (mülk) dönüşmesin. Sizler bizden sonraki idarecileri (emirleri) görüp tecrübe edeceksiniz.”
2967_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ عُمَرَ بْنِ سَلِيطٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ، هِلاَلٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ عُمَيْرٍ، وَقَدْ أَدْرَكَ الْجَاهِلِيَّةَ قَالَ خَطَبَ عُتْبَةُ بْنُ غَزْوَانَ وَكَانَ أَمِيرًا عَلَى الْبَصْرَةِ . فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ شَيْبَانَ .
Ve bana İshak b. Ömer b. Selît anlattı; bize Süleyman b. El-Muğîre anlattı; bize Humeyd b. Hilâl, Cahiliye dönemine yetişmiş olan Hâlid b. Umeyr'den anlattı; dedi ki: Basra valisi olan Utbe b. Gazvân bir hutbe verdi. [Ravi], Şeybân'ın hadisinin benzerini zikretti.
2967_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ قُرَّةَ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ حُمَيْدِ، بْنِ هِلاَلٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُتْبَةَ بْنَ غَزْوَانَ، يَقُولُ لَقَدْ رَأَيْتُنِي سَابِعَ سَبْعَةٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا طَعَامُنَا إِلاَّ وَرَقُ الْحُبْلَةِ حَتَّى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنَا .
Ve bize Ebu Küreyb Muhammed b. El-Alâ anlattı; bize Vekî', Kurre b. Hâlid'den anlattı; Humeyd b. Hilâl'den; Hâlid b. Umeyr'den; dedi ki: Utbe b. Gazvân'ı şöyle derken işittim: ‘Kendimi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber [Müslüman olan] yedi kişinin yedincisi olarak gördüğüm zamanları bilirim; yiyeceğimiz yabani döven [yaprağı]ndan (hublet) başka bir şey değildi; hatta [yaprak yemekten] avurtlarımız yara olmuştu.’
2968. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ " هَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ فِي الظَّهِيرَةِ لَيْسَتْ فِي سَحَابَةٍ " . قَالُوا لاَ . قَالَ " فَهَلْ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ لَيْسَ فِي سَحَابَةٍ " . قَالُوا لاَ . قَالَ " فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ رَبِّكُمْ إِلاَّ كَمَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَةِ أَحَدِهِمَا - قَالَ - فَيَلْقَى الْعَبْدَ فَيَقُولُ أَىْ فُلْ أَلَمْ أُكْرِمْكَ وَأُسَوِّدْكَ وَأُزَوِّجْكَ وَأُسَخِّرْ لَكَ الْخَيْلَ وَالإِبِلَ وَأَذَرْكَ تَرْأَسُ وَتَرْبَعُ فَيَقُولُ بَلَى . قَالَ فَيَقُولُ أَفَظَنَنْتَ أَنَّكَ مُلاَقِيَّ فَيَقُولُ لاَ . فَيَقُولُ فَإِنِّي أَنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي . ثُمَّ يَلْقَى الثَّانِيَ فَيَقُولُ أَىْ فُلْ أَلَمْ أُكْرِمْكَ وَأُسَوِّدْكَ وَأُزَوِّجْكَ وَأُسَخِّرْ لَكَ الْخَيْلَ وَالإِبِلَ وَأَذَرْكَ تَرْأَسُ وَتَرْبَعُ فَيَقُولُ بَلَى أَىْ رَبِّ . فَيَقُولُ أَفَظَنَنْتَ أَنَّكَ مُلاَقِيَّ فَيَقُولُ لاَ . فَيَقُولُ فَإِنِّي أَنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي . ثُمَّ يَلْقَى الثَّالِثَ فَيَقُولُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ فَيَقُولُ يَا رَبِّ آمَنْتُ بِكَ وَبِكِتَابِكَ وَبِرُسُلِكَ وَصَلَّيْتُ وَصُمْتُ وَتَصَدَّقْتُ . وَيُثْنِي بِخَيْرٍ مَا اسْتَطَاعَ فَيَقُولُ هَا هُنَا إِذًا - قَالَ - ثُمَّ يُقَالُ لَهُ الآنَ نَبْعَثُ شَاهِدَنَا عَلَيْكَ . وَيَتَفَكَّرُ فِي نَفْسِهِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْهَدُ عَلَىَّ فَيُخْتَمُ عَلَى فِيهِ وَيُقَالُ لِفَخِذِهِ وَلَحْمِهِ وَعِظَامِهِ انْطِقِي فَتَنْطِقُ فَخِذُهُ وَلَحْمُهُ وَعِظَامُهُ بِعَمَلِهِ وَذَلِكَ لِيُعْذِرَ مِنْ نَفْسِهِ . وَذَلِكَ الْمُنَافِقُ وَذَلِكَ الَّذِي يَسْخَطُ اللَّهُ عَلَيْهِ " .
Bize Muhammed b. Ebi Ömer anlattı; bize Süfyan, Süheyl b. Ebi Salih'ten anlattı; babasından; Ebu Hureyre'den; dedi ki: [Sahabeler] dediler ki: “Ey Resulullah! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” Resulullah şöyle buyurdu: “Bulutsuz bir günde, öğle vaktinde güneşi görmekte bir zorluk çeker misiniz?” “Hayır.” dediler. Resulullah şöyle buyurdu: “Bulutsuz bir gecede, dolunayı görmekte bir zorluk çeker misiniz?” “Hayır.” dediler. Resulullah şöyle buyurdu: “Canım elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki, Rabbimizi görmekte çekeceğiniz zorluk, ancak bunlardan birini (güneşi veya ayı) görmekte çektiğiniz zorluk kadardır.” Buyurdu ki: “[Cenâb-ı Hak] bir kulla karşılaşır ve ona: ‘Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi (seyyid) kılmadım mı? Seni evlendirmedim mi? Atları ve develeri senin emrine vermedim mi? Seni [toplumunun] başında hükümran kılmadım mı ve sana ganimetten pay (mirba') vermedim mi?’ buyurur. Kul: ‘Evet [Rabbim bunları verdin].’ der. [Allah]: ‘Bana kavuşacağını hiç düşünmedin mi (zannetmedin mi)?’ buyurur. Kul: ‘Hayır.’ der. Bunun üzerine [Allah]: ‘Öyleyse sen Beni [dünyadayken] unuttuğun gibi, Ben de [bugün] seni unutuyorum!’ buyurur. Sonra ikinci bir kulla karşılaşır ve ona da: ‘Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi kılmadım mı? Seni evlendirmedim mi? Atları ve develeri senin emrine vermedim mi? Seni başında hükümran kılmadım mı ve sana ganimetten pay vermedim mi?’ buyurur. Kul: ‘Evet ey Rabbim!’ der. [Allah]: ‘Bana kavuşacağını hiç düşünmedin mi?’ buyurur. Kul: ‘Hayır.’ der. Bunun üzerine [Allah]: ‘Öyleyse sen Beni unuttuğun gibi, Ben de seni unutuyorum!’ buyurur. Sonra üçüncü bir kulla karşılaşır; ona da benzer şeyler söyler. O [kul]: ‘Ey Rabbim! Sana, kitabına ve resullerine iman ettim; namaz kıldım, oruç tuttum ve sadaka verdim.’ der ve elinden geldiğince hayırla sena eder. Bunun üzerine [Allah]: ‘Öyleyse [senin yerin] burasıdır!’ buyurur. Sonra o [kula]: ‘Şimdi senin aleyhine şahidimizi göndereceğiz.’ denilir. Kul kendi içinde: ‘Aleyhime kim şahitlik edecek?’ diye düşünürken, ağzı mühürlenir. Uyluğuna, etine ve kemiğine: ‘Konuş!’ denilir de uyluğu, eti ve kemiği yaptıklarını anlatır. İşte bu, [Allah'ın] onun mazeretini (bahanesini) çürütmesi içindir. Bu kişi münafıktır ve bu kişi Allah'ın gazap ettiği kimsedir.”
2969. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ النَّضْرِ بْنِ أَبِي النَّضْرِ، حَدَّثَنِي أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ الأَشْجَعِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدٍ الْمُكْتِبِ، عَنْ فُضَيْلٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَضَحِكَ فَقَالَ " هَلْ تَدْرُونَ مِمَّ أَضْحَكُ " . قَالَ قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " مِنْ مُخَاطَبَةِ الْعَبْدِ رَبَّهُ يَقُولُ يَا رَبِّ أَلَمْ تُجِرْنِي مِنَ الظُّلْمِ قَالَ يَقُولُ بَلَى . قَالَ فَيَقُولُ فَإِنِّي لاَ أُجِيزُ عَلَى نَفْسِي إِلاَّ شَاهِدًا مِنِّي قَالَ فَيَقُولُ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ شَهِيدًا وَبِالْكِرَامِ الْكَاتِبِينَ شُهُودًا - قَالَ - فَيُخْتَمُ عَلَى فِيهِ فَيُقَالُ لأَرْكَانِهِ انْطِقِي . قَالَ فَتَنْطِقُ بِأَعْمَالِهِ - قَالَ - ثُمَّ يُخَلَّى بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْكَلاَمِ - قَالَ - فَيَقُولُ بُعْدًا لَكُنَّ وَسُحْقًا . فَعَنْكُنَّ كُنْتُ أُنَاضِلُ " .
Bize Ebu Bekir b. En-Nadr b. Ebi'n-Nadr anlattı; bana Ebu'n-Nadr Hâşim b. El-Kasım anlattı; bize Ubeydullah El-Eşcaî, Süfyan Es-Sevrî'den anlattı; Ubeyd El-Müktib'den; Fudayl'dan; Şa'bî'den; Enes b. Malik'ten; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık; güldü ve: “Neden güldüğümü biliyor musunuz?” buyurdu. Biz: “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedik. Şöyle buyurdu: “Kulun Rabbine hitabından (dolayı güldüm). [Kul] der ki: ‘Ey Rabbim! Sen beni zulümden korumadın mı?’ [Allah] ‘Evet [korudum]’ buyurur. [Kul] der ki: ‘Öyleyse ben bugün kendim aleyhine, ancak yine kendimden bir şahidinkinden başka şahitliği kabul etmiyorum!’ Bunun üzerine [Allah] buyurur ki: ‘Bugün sana şahit olarak nefsin yeter; şahit olarak Kirâmen Kâtibîn de kafidir!’” Buyurdu ki: “Sonra onun ağzı mühürlenir ve o [kulanın] azalarına ‘Konuş!’ denilir. O [azalar] onun amellerini anlatır. Sonra kendisiyle konuşulması arasındaki engel kaldırılır (konuşmasına izin verilir). [Kul azalarına] der ki: ‘Yazıklar olsun size, benden uzak olun! Ben ancak sizleri [korumak ve kurtarmak] için mücadele ediyordum!’”
1055_2. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ اجْعَلْ رِزْقَ آلِ مُحَمَّدٍ قُوتًا " .
Bana Zuhayr b. Harb anlattı; bize Muhammed b. Fudayl, babasından anlattı; Umâre b. El-Ka'kâ'dan; Ebu Zur'a'dan; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'ım! Muhammed ailesinin rızkını (ölmeyecek kadar) azık (kût) eyle.”
1055_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ اجْعَلْ رِزْقَ آلِ مُحَمَّدٍ قُوتًا " . وَفِي رِوَايَةِ عَمْرٍو " اللَّهُمَّ ارْزُقْ " .
Ve bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Amr En-Nâkıd, Zuhayr b. Harb ve Ebu Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Vekî' anlattı; bize El-A'meş, Umâre b. El-Ka'kâ'dan anlattı; Ebu Zur'a'dan; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'ım! Muhammed ailesinin rızkını (ölmeyecek kadar) azık (kût) eyle.” Amr'ın rivayetinde ise: “Allah'ım! [Muhammed ailesine] rızık olarak [azık ver]..” [ibaresi yer almaktadır].
1055_4. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الأَعْمَشَ، ذَكَرَ عَنْ عُمَارَةَ، بْنِ الْقَعْقَاعِ بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ " كَفَافًا " .
Ve bunu bize Ebu Said El-Eşec de anlattı; bize Ebu Üsâme anlattı; dedi ki: El-A'meş'ten işittim; Umâre b. El-Ka'kâ'dan bu isnâd ile zikretti ve [bu rivayette “kût” yerine] “yetecek kadar” (kefâfen) [buyurduğunu nakletti].
2970_1. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ بُرٍّ ثَلاَثَ لَيَالٍ تِبَاعًا حَتَّى قُبِضَ .
Bize Zuhayr b. Harb ve İshak b. İbrahim anlattılar; İshak “Bize haber verdi” dedi; Zuhayr ise “Bize Cerîr, Mansûr'dan anlattı” dedi. [Mansur] İbrahim'den; El-Esved'den; Aişe'den [naklen] dedi ki: “Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ailesi, Medine'ye geldiğinden beri, ruhu kabzedilinceye kadar üç gece üst üste buğday ekmeğiyle (yemeğiyle) doymamıştır.”
2970_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ تِبَاعًا مِنْ خُبْزِ بُرٍّ حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Ebu Küreyb ve İshak b. İbrahim anlattılar. İshak “Bize haber verdi” dedi; diğer ikisi ise “Bize Ebu Muâviye, El-A'meş'ten anlattı” dediler. [El-A'meş] İbrahim'den; El-Esved'den; Aişe'den [naklen] dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendi yoluna gidinceye (vefat edinceye) kadar üç gün üst üste buğday ekmeğiyle doymamıştır.”
2970_3. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ، يُحَدِّثُ عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ خُبْزِ شَعِيرٍ يَوْمَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ حَتَّى قُبِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Muhammed b. El-Müsenna ve Muhammed b. Beşşar anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı; bize Şu'be, Ebu İshak'tan anlattı; dedi ki: Abdurrahman b. Yezid'i, El-Esved'den; o da Aişe'den naklen şöyle anlatırken işittim: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ruhu kabzedilinceye kadar, Muhammed ailesi iki gün üst üste arpa ekmeğiyle doymamıştır.”
2970_4. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَابِسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ خُبْزِ بُرٍّ فَوْقَ ثَلاَثٍ .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; bize Vekî', Süfyan'dan anlattı; Abdurrahman b. Âbis'ten; babasından; Aişe'den [naklen] dedi ki: “Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ailesi, üç [günden] fazla [üst üste] buğday ekmeğiyle doymamıştır.”
2980_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، جَمِيعًا عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ، بْنَ عُمَرَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَصْحَابِ الْحِجْرِ " لاَ تَدْخُلُوا عَلَى هَؤُلاَءِ الْقَوْمِ الْمُعَذَّبِينَ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا بَاكِينَ فَلاَ تَدْخُلُوا عَلَيْهِمْ أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ " .
Bize Yahya b. Eyyûb, Kuteybe b. Said ve Ali b. Hucr anlattılar; hepsi İsmail'den [naklettiler]. İbn Eyyûb dedi ki: Bize İsmail b. Cafer anlattı; bana Abdullah b. Dinâr haber verdi; o Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ashâb-ı Hicr (Semûd kavmi) hakkında şöyle buyurdu: “Nefislerine Zulmedenlerin Meskenlerine Ancak Ağlayarak Girin! Eğer ağlayamıyorsanız, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmemesi için yanlarına girmeyin.”
2980_2. Hadis
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، - وَهُوَ يَذْكُرُ الْحِجْرَ مَسَاكِنَ ثَمُودَ - قَالَ سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ مَرَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْحِجْرِ فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَدْخُلُوا مَسَاكِنَ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ إِلاَّ أَنْ تَكُونُوا بَاكِينَ حَذَرًا أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَهُمْ " . ثُمَّ زَجَرَ فَأَسْرَعَ حَتَّى خَلَّفَهَا .
Bana Harmale b. Yahya anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yunus, İbn Şihâb'dan haber verdi -ki o Hicr'den, Semûd'un meskenlerinden bahsederken şunu nakletti-: Sâlim b. Abdillah, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini nakletti: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Hicr [mevkiinden] geçtik; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu: “Nefislerine zulmedenlerin meskenlerine, onların başına gelenlerin sizin de başınıza gelmesinden korkarak ancak ağlayarak girin!” Sonra [Resulullah devesini] sürdü ve orayı geride bırakıncaya kadar hızlandı.
2981_1. Hadis
حَدَّثَنِي الْحَكَمُ بْنُ مُوسَى أَبُو صَالِحٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ النَّاسَ نَزَلُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْحِجْرِ أَرْضِ ثَمُودَ فَاسْتَقَوْا مِنْ آبَارِهَا وَعَجَنُوا بِهِ الْعَجِينَ فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُهَرِيقُوا مَا اسْتَقَوْا وَيَعْلِفُوا الإِبِلَ الْعَجِينَ وَأَمَرَهُمْ أَنْ يَسْتَقُوا مِنَ الْبِئْرِ الَّتِي كَانَتْ تَرِدُهَا النَّاقَةُ .
Bana El-Hakem b. Musa Ebu Salih anlattı; bize Şuayb b. İshak anlattı; bize Ubeydullah, Nâfi'den haber verdi; Abdullah b. Ömer ona şöyle haber vermiş: Halk, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Semûd kavminin yurdu olan Hicr'e konakladılar. Oradaki kuyulardan su çekip hamur yoğurdular. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, çektikleri suları dökmelerini ve yoğurdukları hamurları develere yedirmelerini emretti. Ayrıca onlara, [Salih Peygamber'in] devesinin su içtiği kuyudan su çekmelerini emretti.
2981_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَاسْتَقَوْا مِنْ بِئَارِهَا وَاعْتَجَنُوا بِهِ .
Ve bize İshak b. Musa El-Ensârî anlattı; bize Enes b. İyâz anlattı; bana Ubeydullah bu isnâd ile [bu hadisin] benzerini anlattı. Ancak [bu rivayette]: ‘Oradaki kuyulardan su çekip onunla hamur yoğurdular.’ [ibaresi yer almaktadır].
2982. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " السَّاعِي عَلَى الأَرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ - وَأَحْسِبُهُ قَالَ - وَكَالْقَائِمِ لاَ يَفْتُرُ وَكَالصَّائِمِ لاَ يُفْطِرُ " .
Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb anlattı; bize Malik, Sevr b. Zeyd'den anlattı; Ebu'l-Gays'tan; Ebu Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dul kadının ve yoksulun işlerine koşan (onlara yardım eden) kimse, Allah yolunda cihat eden gibidir.” [Ravi] der ki: “[Nebi'nin] şöyle buyurduğunu da sanıyorum: ‘O hiç gevşemeden gece namazı kılan (kâim) ve hiç ara vermeden oruç tutan (sâim) kimse gibidir.’”
2983. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، الدِّيلِيِّ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الْغَيْثِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أَوْ لِغَيْرِهِ أَنَا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ فِي الْجَنَّةِ " . وَأَشَارَ مَالِكٌ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى .
Bana Zuhayr b. Harb anlattı; bize İshak b. İsa anlattı; bize Malik, Sevr b. Zeyd Ed-Dîlî'den anlattı; dedi ki: Ebu'l-Gays'ı, Ebu Hureyre'den naklen şöyle anlatırken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kendi yetimine veya başkasına ait bir yetime bakan kimse ile ben, Cennet'te şu ikisi gibiyiz.” [Bunu nakleden] Malik, işaret parmağı ile orta parmağını gösterdi.
533_3. Hadis
حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، - وَهُوَ ابْنُ الْحَارِثِ - أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ الْخَوْلاَنِيَّ، يَذْكُرُ أَنَّهُ سَمِعَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، عِنْدَ قَوْلِ النَّاسِ فِيهِ حِينَ بَنَى مَسْجِدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّكُمْ قَدْ أَكْثَرْتُمْ وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ بَنَى مَسْجِدًا - قَالَ بُكَيْرٌ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ - يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ بَنَى اللَّهُ لَهُ مِثْلَهُ فِي الْجَنَّةِ " . وَفِي رِوَايَةِ هَارُونَ " بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ " .
Bana Harun b. Said El-Eylî ve Ahmed b. İsa anlattılar; dediler ki: Bize İbn Vehb anlattı; bana Amr -ki o İbnü'l-Hâris'tir- haber verdi; Bukeyr ona şöyle anlatmış: Âsım b. Ömer b. Katâde ona şöyle anlatmış: Ubeydullah El-Havlânî'nin şöyle dediğini işitmiş: Osman b. Affan, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mescidini inşa ettiği sırada halkın kendisi hakkındaki [olumsuz] sözleri üzerine şöyle dedi: “Şüphesiz siz çok konuştunuz (konuyu büyüttünüz). Oysa ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kim bir mescit inşa ederse -Bukeyr dedi ki: [Nebi'nin] şöyle buyurduğunu sanıyorum- onunla Allah'ın rızasını gözetirse, Allah da ona Cennet'te onun bir benzerini inşa eder.’” Harun'un rivayetinde ise: “Allah ona Cennet'te bir ev inşa eder.” [ibaresi yer almaktadır].
533_4. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، كِلاَهُمَا عَنِ الضَّحَّاكِ، - قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، - أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، أَرَادَ بِنَاءَ الْمَسْجِدِ فَكَرِهَ النَّاسُ ذَلِكَ وَأَحَبُّوا أَنْ يَدَعَهُ عَلَى هَيْئَتِهِ فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ بَنَى مَسْجِدًا لِلَّهِ بَنَى اللَّهُ لَهُ فِي الْجَنَّةِ مِثْلَهُ " .
Bize Zuhayr b. Harb ve Muhammed b. El-Müsenna anlattılar; her ikisi de Ed-Dahhâk'tan [naklettiler]. İbn El-Müsenna dedi ki: Bize Dahhâk b. Mahled anlattı; bize Abdülhamîd b. Cafer haber verdi; bana babam, Mahmud b. Lebîd'den anlattı ki: Osman b. Affan [Mescid-i Nebevî'yi yeniden] inşa etmek istedi; fakat halk bunu hoş karşılamadı ve olduğu gibi bırakılmasını istediler. Bunun üzerine [Osman] şöyle dedi: Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Kim Allah için bir mescit inşa ederse, Allah da onun için Cennet'te bir benzerini inşa eder.”
533_5. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، وَعَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ، الصَّبَّاحِ كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِهِمَا " بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ " .
Ve bunu bize İshak b. İbrahim El-Hanzalî de anlattı; bize Ebu Bekir El-Hanefî ve Abdülmelik b. Es-Sabbâh anlattılar; her ikisi de Abdülhamîd b. Cafer'den bu isnâd ile [naklettiler]. Ancak bu her iki [ravinin] hadisinde: “Allah onun için Cennet'te bir ev inşa eder.” [ibaresi yer almaktadır].
2984_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، اللَّيْثِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَا رَجُلٌ بِفَلاَةٍ مِنَ الأَرْضِ فَسَمِعَ صَوْتًا فِي سَحَابَةٍ اسْقِ حَدِيقَةَ فُلاَنٍ . فَتَنَحَّى ذَلِكَ السَّحَابُ فَأَفْرَغَ مَاءَهُ فِي حَرَّةٍ فَإِذَا شَرْجَةٌ مِنْ تِلْكَ الشِّرَاجِ قَدِ اسْتَوْعَبَتْ ذَلِكَ الْمَاءَ كُلَّهُ فَتَتَبَّعَ الْمَاءَ فَإِذَا رَجُلٌ قَائِمٌ فِي حَدِيقَتِهِ يُحَوِّلُ الْمَاءَ بِمِسْحَاتِهِ فَقَالَ لَهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ مَا اسْمُكَ قَالَ فُلاَنٌ . لِلاِسْمِ الَّذِي سَمِعَ فِي السَّحَابَةِ فَقَالَ لَهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ لِمَ تَسْأَلُنِي عَنِ اسْمِي فَقَالَ إِنِّي سَمِعْتُ صَوْتًا فِي السَّحَابِ الَّذِي هَذَا مَاؤُهُ يَقُولُ اسْقِ حَدِيقَةَ فُلاَنٍ لاِسْمِكَ فَمَا تَصْنَعُ فِيهَا قَالَ أَمَّا إِذَا قُلْتَ هَذَا فَإِنِّي أَنْظُرُ إِلَى مَا يَخْرُجُ مِنْهَا فَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثِهِ وَآكُلُ أَنَا وَعِيَالِي ثُلُثًا وَأَرُدُّ فِيهَا ثُلُثَهُ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Zuhayr b. Harb anlattılar; lafız Ebu Bekir'e aittir; dediler ki: Bize Yezid b. Harun anlattı; bize Abdülaziz b. Ebi Seleme, Vehb b. Keysan'dan anlattı; Ubeyd b. Umeyr El-Leysî'den; Ebu Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam ıssız bir arazideyken (felât) bir buluttan: ‘Filanın bahçesini sula!’ diye bir ses işitti. Bunun üzerine o bulut kenara çekildi ve [içindeki] suyu volkanik (kara taşlık) bir araziye boşalttı. Bir de baktı ki o su yollarından (kanallarından) biri suyun tamamını içine almış (akan suyu toplamış). [Adam] suyu takip etti. Bir de baktı ki bir adam bahçesinde durmuş, elindeki kürekle suyu [istediği yere] çeviriyor. Ona: ‘Ey Allah'ın kulu! İsmin nedir?’ diye sordu. [Bahçıvan], buluttan duyduğu ismi söyledi. Sonra bahçıvan: ‘Ey Allah'ın kulu! İsmimi neden soruyorsun?’ dedi. [Adam]: ‘Ben bu suyu döken buluttan, senin ismini söyleyerek: ‘Filanın bahçesini sula!’ diyen bir ses işittim. Sen bu bahçede ne yapıyorsun (nasıl davranıyorsun)?’ dedi. [Bahçıvan]: ‘Madem sordun (söyleyeyim); ben bahçeden çıkan mahsule bakarım; onun üçte birini sadaka olarak veririm, üçte birini ben ve ailem yeriz, kalan üçte birini de [tohum ve masraf olarak] tekrar bahçeye harcarım.’ dedi.”
2984_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ كَيْسَانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " وَأَجْعَلُ ثُلُثَهُ فِي الْمَسَاكِينِ وَالسَّائِلِينَ وَابْنِ السَّبِيلِ " .
Ve bunu bize Ahmed b. Abde Ed-Dabbî de anlattı; bize Ebu Davud haber verdi; bize Abdülaziz b. Ebi Seleme anlattı; bize Vehb b. Keysan bu isnâd ile [nakletti]. Ancak [bu rivayette bahçıvan]: ‘[Mahsulün] üçte birini yoksullara, isteyenlere (dilencilere) ve yolculara (yolda kalmışlara) ayırırım.’ [dedi].
2985. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْقُوبَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ مَنْ عَمِلَ عَمَلاً أَشْرَكَ فِيهِ مَعِي غَيْرِي تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ " .
Bana Zuhayr b. Harb anlattı; bize İsmail b. İbrahim anlattı; bize Ravh b. El-Kasım, Alâ b. Abdurrahman b. Yakub'dan anlattı; babasından; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurur: ‘Ben ortaklığa (şirke) en ihtiyaçsız olan ortağım! Kim işlediği bir amelde Benden başkasını Bana ortak koşarsa, onu da koştuğu ortağını (şirkini) da terk ederim.’”
2986. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ سُمَيْعٍ، عَنْ مُسْلِمٍ، الْبَطِينِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللَّهُ بِهِ وَمَنْ رَاءَى رَاءَى اللَّهُ بِهِ " .
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs anlattı; bana babam, İsmail b. Sumey'den anlattı; Müslim El-Batîn'den; Said b. Cübeyr'den; İbn Abbas'tan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim [insanlar duysun diye amellerini] işittirirse (semme'a), Allah da onun [gizli niyetlerini ve kusurlarını kıyamet günü insanlara] işittirir. Kim de [işlerini gösteriş için] yaparsa (rââ), Allah da onun [gerçek halini kıyamet günü insanlara] gösterir.”
2987_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدُبًا الْعَلَقِيَّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يُسَمِّعْ يُسَمِّعِ اللَّهُ بِهِ وَمَنْ يُرَائِي يُرَائِي اللَّهُ بِهِ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; bize Vekî', Süfyan'dan anlattı; Seleme b. Küheyl'den; dedi ki: Cündüb El-Alakî'yi şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim [insanlar duysun diye amellerini] işittirirse, Allah da onun [gerçek niyetini kıyamet günü insanlara] işittirir. Kim de [gösteriş için] yaparsa, Allah da onun [halini kıyamet günü insanlara] gösterir.”
2987_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْمُلاَئِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ وَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا غَيْرَهُ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Ve bize İshak b. İbrahim anlattı; bize El-Mulâî anlattı; bize Süfyan bu isnâd ile [nakletti] ve şu ziyadeyi yaptı: [Seleme b. Küheyl dedi ki:] ‘Cündüb'den başka birinin “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” dediğini işitmedim.’
2987_3. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ حَرْبٍ، - قَالَ سَعِيدٌ أَظُنُّهُ قَالَ ابْنُ الْحَارِثِ بْنِ أَبِي مُوسَى - قَالَ سَمِعْتُ سَلَمَةَ بْنَ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدُبًا، - وَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرَهُ - يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ بِمِثْلِ حَدِيثِ الثَّوْرِيِّ .
Bize Said b. Amr El-Eş'asî anlattı; bize Süfyan haber verdi; Velid b. Harb'den -Said dedi ki: [Velid'in] İbnü'l-Hâris b. Ebi Musa olduğunu sanıyorum-; dedi ki: Seleme b. Küheyl'i şöyle derken işittim: Cündüb'ü şöyle derken işittim -ki ondan başka birinin “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittim” dediğini işitmedim-: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Sevrî'nin hadisindeki gibi buyurduğunu işittim.
2987_4. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الصَّدُوقُ الأَمِينُ الْوَلِيدُ بْنُ حَرْبٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Ve bunu bize İbn Ebi Ömer de anlattı; bize Süfyan anlattı; bize o doğru sözlü ve güvenilir (es-sadûku'l-emîn) Velid b. Harb bu isnâd ile [nakletti].
2988_1. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بَكْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُضَرَ - عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ يَنْزِلُ بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ " .
Bize Kuteybe b. Said anlattı; bize Bekir -yani İbn Mudar- İbnü'l-Hâd'dan anlattı; Muhammed b. İbrahim'den; İsa b. Talha'dan; Ebu Hureyre'den; o Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiş: “Kul, öyle bir söz söyler ki; o söz sebebiyle [Cennette iken] ateşe, Doğu ile Batı arasındaki mesafeden daha uzağa (derine) düşer.”
2988_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الدَّرَاوَرْدِيُّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ، الْهَادِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ مَا فِيهَا يَهْوِي بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ " .
Ve bunu bize Muhammed b. Ebi Ömer El-Mekkî de anlattı; bize Abdülaziz Ed-Derâverdî, Yezid b. El-Hâd'dan anlattı; Muhammed b. İbrahim'den; İsa b. Talha'dan; Ebu Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul, öyle bir söz söyler ki; [sonunun nereye varacağını] iyice düşünmeden (mâ yetebeyyenu) [söylediği] o söz sebebiyle ateşe, Doğu ile Batı arasındaki mesafeden daha uzağa (derine) düşer.”
2989_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالَ يَحْيَى وَإِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ عَنْ شَقِيقٍ عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ قَالَ قِيلَ لَهُ أَلاَ تَدْخُلُ عَلَى عُثْمَانَ فَتُكَلِّمَهُ فَقَالَ أَتُرَوْنَ أَنِّي لاَ أُكَلِّمُهُ إِلاَّ أُسْمِعُكُمْ وَاللَّهِ لَقَدْ كَلَّمْتُهُ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَهُ مَا دُونَ أَنْ أَفْتَتِحَ أَمْرًا لاَ أُحِبُّ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ فَتَحَهُ وَلاَ أَقُولُ لأَحَدٍ يَكُونُ عَلَىَّ أَمِيرًا إِنَّهُ خَيْرُ النَّاسِ . بَعْدَ مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يُؤْتَى بِالرَّجُلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ فَتَنْدَلِقُ أَقْتَابُ بَطْنِهِ فَيَدُورُ بِهَا كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَى فَيَجْتَمِعُ إِلَيْهِ أَهْلُ النَّارِ فَيَقُولُونَ يَا فُلاَنُ مَا لَكَ أَلَمْ تَكُنْ تَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَيَقُولُ بَلَى قَدْ كُنْتُ آمُرُ بِالْمَعْرُوفِ وَلاَ آتِيهِ وَأَنْهَى عَنِ الْمُنْكَرِ وَآتِيهِ " .
Bize Yahya b. Yahya, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr, İshak b. İbrahim ve Ebu Küreyb anlattılar; lafız Ebu Küreyb'e aittir. Yahya ve İshak “Bize haber verdi” dediler; diğerleri ise “Bize Ebu Muâviye anlattı; bize El-A'meş, Şakîk'ten anlattı; o Üsâme b. Zeyd'den [naklen] dedi ki: Ona (Üsâme'ye): ‘Osman'ın yanına girip de onunla [bazı meseleler hakkında] konuşmayacak mısın?’ denildi. Üsâme şöyle dedi: ‘Siz öyle sanıyor musunuz ki; ben ancak size işittirdiğim zaman mı onunla konuşmuş olurum? Vallahi, başlatanı olmayı sevmediğim bir fitne kapısını açmaya sebebiyet vermeksizin, kendisiyle aramda [gizlice] konuştum. Ben, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittikten sonra, üzerimde emir (vali/yönetici) olan hiç kimse için “insanların en hayırlısıdır” demem.’ [Üsâme devamla Resulullah'ın şöyle buyurduğunu nakletti]: ‘Kıyamet günü bir adam getirilir ve ateşe atılır. [Ateşin şiddetinden] karnındaki bağırsakları (aktâb) dışarı dökülür. O [adam], eşeğin değirmen taşının etrafında döndüğü gibi bağırsaklarının etrafında dönmeye başlar. Ateş ehli onun başına toplanırlar ve: ‘Ey filan! Sana ne oldu? Sen [dünyadayken] iyiliği emredip kötülükten sakındırmaz mıydın?’ derler. O da: ‘Evet, iyiliği emrederdim ama kendim yapmazdım; kötülükten sakındırırdım ama kendim onu yapardım.’ der.’”
2989_2. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ فَقَالَ رَجُلٌ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَدْخُلَ عَلَى عُثْمَانَ فَتُكَلِّمَهُ فِيمَا يَصْنَعُ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِهِ .
Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı; bize Cerîr, El-A'meş'ten anlattı; o Ebu Vâil'den; dedi ki: Üsâme b. Zeyd'in yanındaydık. Bir adam ona: ‘Seni, Osman'ın yanına girip de yaptıkları hakkında onunla konuşmaktan alıkoyan nedir?’ dedi... [Ravi] hadisin devamını benzer şekilde nakletti.
2990. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ حَدَّثَنِي وَقَالَ، الآخَرَانِ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَمِّهِ، قَالَ قَالَ سَالِمٌ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " كُلُّ أُمَّتِي مُعَافَاةٌ إِلاَّ الْمُجَاهِرِينَ وَإِنَّ مِنَ الإِجْهَارِ أَنْ يَعْمَلَ الْعَبْدُ بِاللَّيْلِ عَمَلاً ثُمَّ يُصْبِحُ قَدْ سَتَرَهُ رَبُّهُ فَيَقُولُ يَا فُلاَنُ قَدْ عَمِلْتُ الْبَارِحَةَ كَذَا وَكَذَا وَقَدْ بَاتَ يَسْتُرُهُ رَبُّهُ فَيَبِيتُ يَسْتُرُهُ رَبُّهُ وَيُصْبِحُ يَكْشِفُ سِتْرَ اللَّهِ عَنْهُ " . قَالَ زُهَيْرٌ " وَإِنَّ مِنَ الْهِجَارِ " .
Bana Zuhayr b. Harb, Muhammed b. Hatim ve Abd b. Humeyd anlattılar. Abd: “Bana anlattı” dedi; diğer ikisi ise: “Bize Yakub b. İbrahim anlattı; bize İbn Şihâb'ın yeğeni (İbn Şihâb ez-Zührî'nin kardeşinin oğlu), amcasından anlattı; dedi ki: Sâlim şöyle dedi: Ebu Hureyre'yi şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Ümmetimin tamamı affolunur (muâfât); ancak günahını alenen işleyenler (mücâhirîn) hariç. Aleniyetten (alenen işlemekten) biri de şudur: Kul, geceleyin bir amel (günah) işler; sonra Rabbi onu örttüğü (gizlediği) halde sabaha çıkar ve: ‘Ey filan! Dün gece şöyle şöyle yaptım.’ der. Oysa o, Rabbi kendisini [yaptığı günahı kimseden gizleyerek] örttüğü halde geceyi geçirmişti. Geceyi Rabbinin örtüsü (gizlemesi) altında geçirir; sabah olunca ise Allah'ın üzerindeki örtüsünü kendisi açar.” Zuhayr: “[Aleniyetten] biri de el-higâr'dır (açığa vurmaktır).” dedi.
2991_1. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - وَهُوَ ابْنُ غِيَاثٍ - عَنْ سُلَيْمَانَ، التَّيْمِيِّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ عَطَسَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاَنِ فَشَمَّتَ أَحَدَهُمَا وَلَمْ يُشَمِّتِ الآخَرَ فَقَالَ الَّذِي لَمْ يُشَمِّتْهُ عَطَسَ فُلاَنٌ فَشَمَّتَّهُ وَعَطَسْتُ أَنَا فَلَمْ تُشَمِّتْنِي . قَالَ " إِنَّ هَذَا حَمِدَ اللَّهَ وَإِنَّكَ لَمْ تَحْمَدِ اللَّهَ " .
Bana Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; bize Hafs -ki o İbn Gıyâs'tır- Süleyman Et-Teymî'den anlattı; o Enes b. Malik'ten; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında iki adam aksırdı. [Nebi] birine teşmit etti (yerhamükellah dedi), diğerine ise teşmit etmedi. Teşmit edilmeyen adam: ‘Filan aksırdı, ona teşmit ettin; ben aksırdım, bana teşmit etmedin?!’ dedi. [Nebi] şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu [adam] Allah'a hamdetti (elhamdülillah dedi), sen ise Allah'a hamdetmedin.”
2991_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، - يَعْنِي الأَحْمَرَ - عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
Ve bize Ebu Küreyb anlattı; bize Ebu Halid -yani El-Ahmer- Süleyman Et-Teymî'den anlattı; o Enes'ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzerini [nakletti].
2992. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى أَبِي مُوسَى وَهْوَ فِي بَيْتِ بِنْتِ الْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ فَعَطَسْتُ فَلَمْ يُشَمِّتْنِي وَعَطَسَتْ فَشَمَّتَهَا فَرَجَعْتُ إِلَى أُمِّي فَأَخْبَرْتُهَا فَلَمَّا جَاءَهَا قَالَتْ عَطَسَ عِنْدَكَ ابْنِي فَلَمْ تُشَمِّتْهُ وَعَطَسَتْ فَشَمَّتَّهَا . فَقَالَ إِنَّ ابْنَكِ عَطَسَ فَلَمْ يَحْمَدِ اللَّهَ فَلَمْ أُشَمِّتْهُ وَعَطَسَتْ فَحَمِدَتِ اللَّهَ فَشَمَّتُّهَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا عَطَسَ أَحَدُكُمْ فَحَمِدَ اللَّهَ فَشَمِّتُوهُ فَإِنْ لَمْ يَحْمَدِ اللَّهَ فَلاَ تُشَمِّتُوهُ " .
Bana Zuhayr b. Harb ve Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattılar; lafız Zuhayr'a aittir; dediler ki: Bize El-Kasım b. Malik, Âsım b. Kulayb'dan anlattı; o Ebu Bürde'den; dedi ki: Ebu Musa [el-Eş'arî]'nin yanına girdim -kendisi Fazl b. Abbas'ın kızının evindeydi-. Aksırdım ama bana teşmit etmedi (yerhamükellah demedi). [Sonra kızı] aksırdı, ona teşmit etti. Anneme dönüp durumu ona anlattım. [Ebu Musa annemin yanına] gelince annem ona: ‘Oğlum senin yanında aksırdı, ona teşmit etmedin; [kız] aksırdı, ona teşmit ettin?!’ dedi. [Ebu Musa] şöyle cevap verdi: ‘Senin oğlun aksırdı ama Allah'a hamdetmedi, ben de ona teşmit etmedim. [Kız] ise aksırdı ve Allah'a hamdetti, ben de ona teşmit ettim. Zira ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Sizden biri aksırır da Allah'a hamdederse ona teşmit edin (yerhamükellah deyin). Eğer Allah'a hamdetmezse ona teşmit etmeyin.”’
2993. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، عَنْ إِيَاسِ، بْنِ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ عَنْ أَبِيهِ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَعَطَسَ رَجُلٌ عِنْدَهُ فَقَالَ لَهُ " يَرْحَمُكَ اللَّهُ " . ثُمَّ عَطَسَ أُخْرَى فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الرَّجُلُ مَزْكُومٌ " .
Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı; bize Vekî' anlattı; bize İkrime b. Ammâr, İyâs b. Seleme b. El-Ekva'dan anlattı; o babasından [nakletti]. (H) Ve bize İshak b. İbrahim de anlattı; lafız ona aittir; bize Ebu'n-Nadr Hâşim b. El-Kasım anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana İyâs b. Seleme b. El-Ekva' anlattı; babası ona şöyle anlatmış: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i [dinlerken] yanındaki bir adam aksırdı. [Nabi] ona: “Yerhamükellah (Allah sana merhamet etsin).” dedi. Sonra [adam] bir kez daha aksırdı. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Bu adam nezle olmuş (mezmûm).” buyurdu.
2994. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " التَّثَاؤُبُ مِنَ الشَّيْطَانِ فَإِذَا تَثَاءَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَكْظِمْ مَا اسْتَطَاعَ " .
Bize Yahya b. Eyyûb, Kuteybe b. Said ve Ali b. Hucr Es-Sa'dî anlattılar; dediler ki: Bize İsmail -yani İbn Cafer- anlattı; Alâ'dan; babasından; o Ebu Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Esnemek Şeytan'dandır. Sizden biri esneyeceği zaman gücü yettiği ölçüde onu tutmaya (engellemeye) çalışsın.”
2995_1. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، مَالِكُ بْنُ عَبْدِ الْوَاحِدِ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنًا، لأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ يُحَدِّثُ أَبِي عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا تَثَاوَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيُمْسِكْ بِيَدِهِ عَلَى فِيهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ " .
Bana Ebu Gassân El-Mismâî Malik b. Abdülvâhid anlattı; bize Bişr b. El-Mufaddal anlattı; bize Süheyl b. Ebi Salih anlattı; dedi ki: Ebu Said El-Hudrî'nin bir oğlunun, babama naklederken babasından [Ebu Said'den] şöyle işittiğini duydum: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri esnediği zaman eliyle ağzını tutsun (kapasın); zira Şeytan [ağzından içeri] girer.”
2995_2. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي، سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا تَثَاوَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيُمْسِكْ بِيَدِهِ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ " .
Bize Kuteybe b. Said anlattı; bize Abdülaziz, Süheyl'den anlattı; o Abdurrahman b. Ebi Said'den; o babasından [Ebu Said'den]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri esnediği zaman eliyle [ağzını] tutsun; zira Şeytan [içeri] girer.”
2995_3. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا تَثَاوَبَ أَحَدُكُمْ فِي الصَّلاَةِ فَلْيَكْظِمْ مَا اسْتَطَاعَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ " .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; bize Vekî', Süfyan'dan anlattı; Süheyl b. Ebi Salih'ten; o İbn Ebi Said El-Hudrî'den; o babasından [Ebu Said'den]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri namazdayken esneyeceği zaman gücü yettiği ölçüde onu tutmaya (engellemeye) çalışsın; zira Şeytan [içeri] girer.”
2995_4. Hadis
حَدَّثَنَاهُ عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَوْ عَنِ ابْنِ أَبِي، سَعِيدٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ بِشْرٍ وَعَبْدِ الْعَزِيزِ .
Bunu bize Osman b. Ebi Şeybe de anlattı; bize Cerîr, Süheyl'den anlattı; o babasından veya İbn Ebi Said'den; o Ebu Said'den [nakletti]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Bişr ve Abdülaziz'in hadisleri gibi buyurdu.
2996. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خُلِقَتِ الْمَلاَئِكَةُ مِنْ نُورٍ وَخُلِقَ الْجَانُّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ وَخُلِقَ آدَمُ مِمَّا وُصِفَ لَكُمْ " .
Bize Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd anlattılar. Abd: “Bize haber verdi” dedi; İbn Râfi' ise: “Bize Abdürrezzâk anlattı; bize Ma'mer, Zührî'den haber verdi; o Urve'den; o Âişe'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Melekler nurdan yaratıldı; cinler ise harlı bir ateşten (mâricin min nâr) yaratıldı. Adem ise size [Kur'an'da ve hadislerde] vasfedilen şeyden (topraktan) yaratıldı.”
2997_1. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرُّزِّيُّ، جَمِيعًا عَنِ الثَّقَفِيِّ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ، سِيرِينَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فُقِدَتْ أُمَّةٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ يُدْرَى مَا فَعَلَتْ وَلاَ أُرَاهَا إِلاَّ الْفَأْرَ أَلاَ تَرَوْنَهَا إِذَا وُضِعَ لَهَا أَلْبَانُ الإِبِلِ لَمْ تَشْرَبْهُ وَإِذَا وُضِعَ لَهَا أَلْبَانُ الشَّاءِ شَرِبَتْهُ " . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَحَدَّثْتُ هَذَا الْحَدِيثَ كَعْبًا فَقَالَ آنْتَ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ ذَلِكَ مِرَارًا . قُلْتُ أَأَقْرَأُ التَّوْرَاةَ قَالَ إِسْحَاقُ فِي رِوَايَتِهِ " لاَ نَدْرِي مَا فَعَلَتْ " .
Bize İshak b. İbrahim, Muhammed b. El-Müsenna El-Anezî ve Muhammed b. Abdullah Er-Ruzzî anlattılar; hepsi Es-Sekafî'den [naklettiler]. Lafız İbn El-Müsenna'ya aittir; [dedi ki]: Bize Abdülvehhâb anlattı; bize Halid, Muhammed b. Sîrîn'den anlattı; o Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İsrailoğulları'ndan bir ümmet kayboldu; onlara ne yapıldığı bilinmiyor. Ben onların farelerden başkası olmadığını sanıyorum. Görmüyor musunuz? Onların önüne deve sütü konsa içmezler; koyun sütü konsa içerler.” Ebu Hureyre dedi ki: “Bu hadisi Ka'b'a anlattım da o: ‘Sen bunu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [bizzat] mi işittin?’ diye sordu. ‘Evet.’ dedim. Bunu birkaç kez [tekrarlayarak] sordu. Ben de: ‘[Ben kaynaksız mı konuşuyorum?] Ben Tevrat'ı mı okuyorum?’ dedim.” İshak kendi rivayetinde: “[Onlara] ne yapıldığını bilmiyoruz.” [ibaresini kullandı].
2997_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ " الْفَأْرَةُ مَسْخٌ وَآيَةُ ذَلِكَ أَنَّهُ يُوضَعُ بَيْنَ يَدَيْهَا لَبَنُ الْغَنَمِ فَتَشْرَبُهُ وَيُوضَعُ بَيْنَ يَدَيْهَا لَبَنُ الإِبِلِ فَلاَ تَذُوقُهُ " . فَقَالَ لَهُ كَعْبٌ أَسَمِعْتَ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَفَأُنْزِلَتْ عَلَىَّ التَّوْرَاةُ
Ve bana Ebu Küreyb Muhammed b. El-Alâ anlattı; bize Ebu Üsâme, Hişâm'dan anlattı; Muhammed'den; o Ebu Hureyre'den; dedi ki: “Fare suret değiştirmiş [bir topluluktur]. Bunun alameti (delili) şudur: Önüne koyun sütü konulur, onu içer; önüne deve sütü konulur, onu tatmaz bile.” Bunun üzerine Ka'b ona: ‘Bunu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [bizzat] mi işittin?’ dedi. [Ebu Hureyre]: ‘[Bunu söylemek için] Tevrat mı bana indirildi?!’ dedi.
2999. Hadis
حَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ الأَزْدِيُّ، وَشَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، جَمِيعًا عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، - وَاللَّفْظُ لِشَيْبَانَ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ صُهَيْبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَجَبًا لأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْسَ ذَاكَ لأَحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ " .
Bize Hedâb b. Halid El-Ezdî ve Şeybân b. Ferrûh anlattılar; her ikisi de Süleyman b. El-Muğîre'den [naklettiler]. Lafız Şeybân'a aittir; [dedi ki]: Bize Süleyman anlattı; bize Sâbit, Abdurrahman b. Ebi Leylâ'dan anlattı; o Suheybi'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin hali (durumu) ne hayret vericidir! Şüphesiz onun her hali kendisi için hayırdır. Bu durum mümin dışında başka hiç kimse için söz konusu değildir: Eğer ona sevindirici bir şey (bolluk/genişlik) isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur. Eğer ona bir sıkıntı (darlık/zorluk) isabet ederse sabreder, bu da onun için hayır olur.”
3000_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ أَبِي بَكْرَةَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَدَحَ رَجُلٌ رَجُلاً عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَقَالَ " وَيْحَكَ قَطَعْتَ عُنُقَ صَاحِبِكَ قَطَعْتَ عُنُقَ صَاحِبِكَ " . مِرَارًا " إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ مَادِحًا صَاحِبَهُ لاَ مَحَالَةَ فَلْيَقُلْ أَحْسِبُ فُلاَنًا وَاللَّهُ حَسِيبُهُ وَلاَ أُزَكِّي عَلَى اللَّهِ أَحَدًا أَحْسِبُهُ إِنْ كَانَ يَعْلَمُ ذَاكَ كَذَا وَكَذَا " .
Bize Yahya b. Yahya anlattı; bize Yezid b. Zurey' haber verdi; Halid El-Hazzâ'dan; o Abdurrahman b. Ebi Bekre'den; o babasından; dedi ki: Bir adam, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında birisini övdü. [Ravi] dedi ki: Bunun üzerine [Nebi] şöyle buyurdu: “Yazıklar olsun sana! Arkadaşının boynunu kopardın! Arkadaşının boynunu kopardın!” Bunu birkaç kez [tekrarladı ve şöyle buyurdu]: “Eğer biriniz arkadaşını mutlaka övecekse: ‘Filanı [şöyle] zannediyorum, Allah onun hakiki halini bilendir (hasîbuh). Ben Allah'a karşı hiç kimseyi temize çıkaramam. Eğer o kişiyi öyle biliyorsa (onda o vasıfları görüyorsa): [O kişiyi] şöyle şöyle zannediyorum.’ desin.”
3000_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبَّادِ بْنِ جَبَلَةَ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ شُعْبَةُ حَدَّثَنَا عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ، الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذُكِرَ عِنْدَهُ رَجُلٌ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا مِنْ رَجُلٍ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفْضَلُ مِنْهُ فِي كَذَا وَكَذَا . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَيْحَكَ قَطَعْتَ عُنُقَ صَاحِبِكَ " . مِرَارًا يَقُولُ ذَلِكَ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ كَانَ أَحَدُكُمْ مَادِحًا أَخَاهُ لاَ مَحَالَةَ فَلْيَقُلْ أَحْسِبُ فُلاَنًا إِنْ كَانَ يُرَى أَنَّهُ كَذَلِكَ وَلاَ أُزَكِّي عَلَى اللَّهِ أَحَدًا " .
Ve bana Muhammed b. Amr b. Abbâd b. Cebele b. Ebi Ravvâd anlattı; bize Muhammed b. Cafer anlattı. (H) Ve bana Ebu Bekir b. Nâfi' de anlattı; bize Gunder haber verdi. Şûbe dedi ki: Bize Halid El-Hazzâ'dan anlattı; o Abdurrahman b. Ebi Bekre'den; o babasından; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen rivayet etti]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında bir adamdan bahsedildi. Bunun üzerine [başka] bir adam: ‘Ey Allah'ın Resulü! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra filan ve falan konularda ondan daha faziletlisi yoktur!’ dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yazıklar olsun sana! Arkadaşının boynunu kopardın!” buyurdu. Bunu birkaç kez buyurdu. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer biriniz arkadaşını mutlaka övecekse: ‘Filanı [şöyle] zannediyorum.’ desin; tabii onda o vasıf olduğuna inanıyorsa [bunu söylesin]. Ben Allah'a karşı hiç kimseyi temize çıkaramam.”
3000_3. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَ حَدِيثِ يَزِيدَ بْنِ زُرَيْعٍ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِهِمَا فَقَالَ رَجُلٌ مَا مِنْ رَجُلٍ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفْضَلُ مِنْهُ .
Bunu bana Amr En-Nâkid de anlattı; bize Hâşim b. El-Kasım anlattı. (H) Ve bunu bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe de anlattı; bize Şebâbe b. Sevvâr anlattı. Her ikisi de bu isnadla Şûbe'den [naklen], Yezid b. Zurey'in hadisi gibi [rivayet ettiler]. Ancak her ikisinin hadisinde: ‘Bir adam: Ey Allah'ın Resulü! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra ondan daha faziletlisi yoktur! dedi.’ [şeklindeki ziyade] yoktur.
3001. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ، عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سَمِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يُثْنِي عَلَى رَجُلٍ وَيُطْرِيهِ فِي الْمِدْحَةِ فَقَالَ " لَقَدْ أَهْلَكْتُمْ أَوْ قَطَعْتُمْ ظَهْرَ الرَّجُلِ " .
Bana Ebu Cafer Muhammed b. Es-Sabbâh anlattı; bize İsmail b. Zekeriyyâ, Büreyd b. Abdullah b. Ebi Bürde'den anlattı; o Ebu Bürde'den; o Ebu Musa'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, bir adamın başka birini övdüğünü ve övmede aşırı gittiğini (yutrîh) işitti. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Şüphesiz [o adamı] helak ettiniz (mahvettiniz) veya -adamın- belini kopardınız.”
3002_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ مَهْدِيٍّ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، قَالَ قَامَ رَجُلٌ يُثْنِي عَلَى أَمِيرٍ مِنَ الأُمَرَاءِ فَجَعَلَ الْمِقْدَادُ يَحْثِي عَلَيْهِ التُّرَابَ وَقَالَ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَحْثِيَ فِي وُجُوهِ الْمَدَّاحِينَ التُّرَابَ .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Muhammed b. El-Müsenna anlattılar; her ikisi de İbn Mehdî'den [naklettiler]. Lafız İbn El-Müsenna'ya aittir; dediler ki: Bize Abdurrahman, Süfyan'dan anlattı; Habib'den; Mücahid'den; o Ebu Ma'mer'den; dedi ki: Bir adam kalkıp idarecilerden (emirlerden) birini övmeye başladı. Bunun üzerine Mikdâd, o kişinin üzerine toprak saçmaya başladı ve şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, övgücülerin (meddâhîn) yüzlerine toprak saçmamızı emretti.
3002_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، أَنَّ رَجُلاً، جَعَلَ يَمْدَحُ عُثْمَانَ فَعَمِدَ الْمِقْدَادُ فَجَثَا عَلَى رُكْبَتَيْهِ - وَكَانَ رَجُلاً ضَخْمًا - فَجَعَلَ يَحْثُو فِي وَجْهِهِ الْحَصْبَاءَ فَقَالَ لَهُ عُثْمَانُ مَا شَأْنُكَ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا رَأَيْتُمُ الْمَدَّاحِينَ فَاحْثُوا فِي وُجُوهِهِمُ التُّرَابَ " .
Ve bize Muhammed b. El-Müsenna ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar; lafız İbn El-Müsenna'ya aittir; dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı; bize Şûbe, Mansur'dan anlattı; o İbrahim'den; o Hemmâm b. El-Hâris'ten; dedi ki: Bir adam, Osman [b. Affân ra]'ı övmeye başladı. Bunun üzerine Mikdâd -iri yapılı bir adamdı- dizlerinin üzerine çöktü ve o kişinin yüzüne çakıl taşları saçmaya başladı. Osman ona: ‘Bu ne haldir? (Ne yapıyorsun?)’ deyince Mikdâd şöyle cevap verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Övgücüleri (meddâhîn) gördüğünüz zaman onların yüzlerine toprak saçın.” buyurdu.
3002_3. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الأَشْجَعِيُّ، عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُبَيْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَمَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنِ الْمِقْدَادِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
Ve bunu bize Muhammed b. El-Müsenna ve İbn Beşşâr da anlattılar; dediler ki: Bize Abdurrahman, Süfyan'dan anlattı; Mansur'dan [naklen]. (H) Ve bize Osman b. Ebi Şeybe de anlattı; bize El-Eşceî Ubeydullah b. Ubeydirrahman, Süfyan Es-Sevrî'den anlattı; El-A'meş ve Mansur'dan; onlar İbrahim'den; o Hemmâm'dan; o Mikdâd'dan; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzerini [naklen rivayet etti].
3003. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا صَخْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ جُوَيْرِيَةَ - عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَرَانِي فِي الْمَنَامِ أَتَسَوَّكُ بِسِوَاكٍ فَجَذَبَنِي رَجُلاَنِ أَحَدُهُمَا أَكْبَرُ مِنَ الآخَرِ فَنَاوَلْتُ السِّوَاكَ الأَصْغَرَ مِنْهُمَا فَقِيلَ لِي كَبِّرْ . فَدَفَعْتُهُ إِلَى الأَكْبَرِ " .
Bize Nasr b. Ali El-Cehdamî anlattı; bana babam anlattı; bize Sakhr -yani İbn Cüveyriye- Nâfi'den anlattı; Abdullah b. Ömer'in ona şöyle anlattığını: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rüyamda kendimi bir misvak ile dişlerimi fırçalarken gördüm. O sırada yanıma iki adam geldi; biri diğerinden daha büyüktü. Misvakı [öncelikle] küçük olana verdim. Bana: ‘Büyüğe ver!’ denildi. Bunun üzerine misvakı büyük olana verdim.”
2493_2. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، حَدَّثَنَا بِهِ، سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يُحَدِّثُ وَيَقُولُ اسْمَعِي يَا رَبَّةَ الْحُجْرَةِ اسْمَعِي يَا رَبَّةَ الْحُجْرَةِ . وَعَائِشَةُ تُصَلِّي فَلَمَّا قَضَتْ صَلاَتَهَا قَالَتْ لِعُرْوَةَ أَلاَ تَسْمَعُ إِلَى هَذَا وَمَقَالَتِهِ آنِفًا إِنَّمَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ حَدِيثًا لَوْ عَدَّهُ الْعَادُّ لأَحْصَاهُ .
Bize Harun b. Ma'rûf anlattı; bize bunu Süfyan b. Uyeyne, Hişâm'dan haber verdi; o babasından; dedi ki: Ebu Hureyre [Mescid'de] hadis rivayet ederken: ‘Ey hücre sahibi (Âişe)! İşit, ey hücre sahibi! İşit.’ diyordu. O sırada Âişe namaz kılıyordu. Namazını bitirince Urve'ye: ‘Şu kişinin biraz önceki sözlerini işitmiyor musun? Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir hadis anlattığı zaman, saymak isteyen kişi onu [kelime kelime] sayabilirdi.’ dedi.
3004. Hadis
حَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَكْتُبُوا عَنِّي وَمَنْ كَتَبَ عَنِّي غَيْرَ الْقُرْآنِ فَلْيَمْحُهُ وَحَدِّثُوا عَنِّي وَلاَ حَرَجَ وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ - قَالَ هَمَّامٌ أَحْسِبُهُ قَالَ - مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " .
Bize Hedâb b. Halid El-Ezdî anlattı; bize Hemmâm, Zeyd b. Eslem'den anlattı; o Atâ b. Yesâr'dan; o Ebu Said El-Hudrî'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden [duyduğunuz hadisleri] yazmayın. Kim benden Kur'an'dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin (silsin). Benden [işittiklerinizi ise sözlü olarak] rivayet edin, bunda bir sakınca yoktur. Kim de benim üzerime -Hemmâm dedi ki: Sanırım şöyle dedi- kasten yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın.”
3005. Hadis
حَدَّثَنَا هَدَّابُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ، أَبِي لَيْلَى عَنْ صُهَيْبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَانَ مَلِكٌ فِيمَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ وَكَانَ لَهُ سَاحِرٌ فَلَمَّا كَبِرَ قَالَ لِلْمَلِكِ إِنِّي قَدْ كَبِرْتُ فَابْعَثْ إِلَىَّ غُلاَمًا أُعَلِّمْهُ السِّحْرَ . فَبَعَثَ إِلَيْهِ غُلاَمًا يُعَلِّمُهُ فَكَانَ فِي طَرِيقِهِ إِذَا سَلَكَ رَاهِبٌ فَقَعَدَ إِلَيْهِ وَسَمِعَ كَلاَمَهُ فَأَعْجَبَهُ فَكَانَ إِذَا أَتَى السَّاحِرَ مَرَّ بِالرَّاهِبِ وَقَعَدَ إِلَيْهِ فَإِذَا أَتَى السَّاحِرَ ضَرَبَهُ فَشَكَا ذَلِكَ إِلَى الرَّاهِبِ فَقَالَ إِذَا خَشِيتَ السَّاحِرَ فَقُلْ حَبَسَنِي أَهْلِي . وَإِذَا خَشِيتَ أَهْلَكَ فَقُلْ حَبَسَنِي السَّاحِرُ . فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ أَتَى عَلَى دَابَّةٍ عَظِيمَةٍ قَدْ حَبَسَتِ النَّاسَ فَقَالَ الْيَوْمَ أَعْلَمُ آلسَّاحِرُ أَفْضَلُ أَمِ الرَّاهِبُ أَفْضَلُ فَأَخَذَ حَجَرًا فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ أَمْرُ الرَّاهِبِ أَحَبَّ إِلَيْكَ مِنْ أَمْرِ السَّاحِرِ فَاقْتُلْ هَذِهِ الدَّابَّةَ حَتَّى يَمْضِيَ النَّاسُ . فَرَمَاهَا فَقَتَلَهَا وَمَضَى النَّاسُ فَأَتَى الرَّاهِبَ فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ لَهُ الرَّاهِبُ أَىْ بُنَىَّ أَنْتَ الْيَوْمَ أَفْضَلُ مِنِّي . قَدْ بَلَغَ مِنْ أَمْرِكَ مَا أَرَى وَإِنَّكَ سَتُبْتَلَى فَإِنِ ابْتُلِيتَ فَلاَ تَدُلَّ عَلَىَّ . وَكَانَ الْغُلاَمُ يُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ وَيُدَاوِي النَّاسَ مِنْ سَائِرِ الأَدْوَاءِ فَسَمِعَ جَلِيسٌ لِلْمَلِكِ كَانَ قَدْ عَمِيَ فَأَتَاهُ بِهَدَايَا كَثِيرَةٍ فَقَالَ مَا هَا هُنَا لَكَ أَجْمَعُ إِنْ أَنْتَ شَفَيْتَنِي فَقَالَ إِنِّي لاَ أَشْفِي أَحَدًا إِنَّمَا يَشْفِي اللَّهُ فَإِنْ أَنْتَ آمَنْتَ بِاللَّهِ دَعَوْتُ اللَّهَ فَشَفَاكَ . فَآمَنَ بِاللَّهِ فَشَفَاهُ اللَّهُ فَأَتَى الْمَلِكَ فَجَلَسَ إِلَيْهِ كَمَا كَانَ يَجْلِسُ فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ مَنْ رَدَّ عَلَيْكَ بَصَرَكَ قَالَ رَبِّي . قَالَ وَلَكَ رَبٌّ غَيْرِي قَالَ رَبِّي وَرَبُّكَ اللَّهُ . فَأَخَذَهُ فَلَمْ يَزَلْ يُعَذِّبُهُ حَتَّى دَلَّ عَلَى الْغُلاَمِ فَجِيءَ بِالْغُلاَمِ فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ أَىْ بُنَىَّ قَدْ بَلَغَ مِنْ سِحْرِكَ مَا تُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ وَتَفْعَلُ وَتَفْعَلُ . فَقَالَ إِنِّي لاَ أَشْفِي أَحَدًا إِنَّمَا يَشْفِي اللَّهُ . فَأَخَذَهُ فَلَمْ يَزَلْ يُعَذِّبُهُ حَتَّى دَلَّ عَلَى الرَّاهِبِ فَجِيءَ بِالرَّاهِبِ فَقِيلَ لَهُ ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ . فَأَبَى فَدَعَا بِالْمِئْشَارِ فَوَضَعَ الْمِئْشَارَ فِي مَفْرِقِ رَأْسِهِ فَشَقَّهُ حَتَّى وَقَعَ شِقَّاهُ ثُمَّ جِيءَ بِجَلِيسِ الْمَلِكِ فَقِيلَ لَهُ ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ . فَأَبَى فَوَضَعَ الْمِئْشَارَ فِي مَفْرِقِ رَأْسِهِ فَشَقَّهُ بِهِ حَتَّى وَقَعَ شِقَّاهُ ثُمَّ جِيءَ بِالْغُلاَمِ فَقِيلَ لَهُ ارْجِعْ عَنْ دِينِكَ . فَأَبَى فَدَفَعَهُ إِلَى نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ اذْهَبُوا بِهِ إِلَى جَبَلِ كَذَا وَكَذَا فَاصْعَدُوا بِهِ الْجَبَلَ فَإِذَا بَلَغْتُمْ ذُرْوَتَهُ فَإِنْ رَجَعَ عَنْ دِينِهِ وَإِلاَّ فَاطْرَحُوهُ فَذَهَبُوا بِهِ فَصَعِدُوا بِهِ الْجَبَلَ فَقَالَ اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ . فَرَجَفَ بِهِمُ الْجَبَلُ فَسَقَطُوا وَجَاءَ يَمْشِي إِلَى الْمَلِكِ فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ مَا فَعَلَ أَصْحَابُكَ قَالَ كَفَانِيهِمُ اللَّهُ . فَدَفَعَهُ إِلَى نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ اذْهَبُوا بِهِ فَاحْمِلُوهُ فِي قُرْقُورٍ فَتَوَسَّطُوا بِهِ الْبَحْرَ فَإِنْ رَجَعَ عَنْ دِينِهِ وَإِلاَّ فَاقْذِفُوهُ . فَذَهَبُوا بِهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ اكْفِنِيهِمْ بِمَا شِئْتَ . فَانْكَفَأَتْ بِهِمُ السَّفِينَةُ فَغَرِقُوا وَجَاءَ يَمْشِي إِلَى الْمَلِكِ فَقَالَ لَهُ الْمَلِكُ مَا فَعَلَ أَصْحَابُكَ قَالَ كَفَانِيهِمُ اللَّهُ . فَقَالَ لِلْمَلِكِ إِنَّكَ لَسْتَ بِقَاتِلِي حَتَّى تَفْعَلَ مَا آمُرُكَ بِهِ . قَالَ وَمَا هُوَ قَالَ تَجْمَعُ النَّاسَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ وَتَصْلُبُنِي عَلَى جِذْعٍ ثُمَّ خُذْ سَهْمًا مِنْ كِنَانَتِي ثُمَّ ضَعِ السَّهْمَ فِي كَبِدِ الْقَوْسِ ثُمَّ قُلْ بِاسْمِ اللَّهِ رَبِّ الْغُلاَمِ . ثُمَّ ارْمِنِي فَإِنَّكَ إِذَا فَعَلْتَ ذَلِكَ قَتَلْتَنِي . فَجَمَعَ النَّاسَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ وَصَلَبَهُ عَلَى جِذْعٍ ثُمَّ أَخَذَ سَهْمًا مِنْ كِنَانَتِهِ ثُمَّ وَضَعَ السَّهْمَ فِي كَبِدِ الْقَوْسِ ثُمَّ قَالَ بِاسْمِ اللَّهِ رَبِّ الْغُلاَمِ . ثُمَّ رَمَاهُ فَوَقَعَ السَّهْمُ فِي صُدْغِهِ فَوَضَعَ يَدَهُ فِي صُدْغِهِ فِي مَوْضِعِ السَّهْمِ فَمَاتَ فَقَالَ النَّاسُ آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلاَمِ آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلاَمِ آمَنَّا بِرَبِّ الْغُلاَمِ . فَأُتِيَ الْمَلِكُ فَقِيلَ لَهُ أَرَأَيْتَ مَا كُنْتَ تَحْذَرُ قَدْ وَاللَّهِ نَزَلَ بِكَ حَذَرُكَ قَدْ آمَنَ النَّاسُ . فَأَمَرَ بِالأُخْدُودِ فِي أَفْوَاهِ السِّكَكِ فَخُدَّتْ وَأَضْرَمَ النِّيرَانَ وَقَالَ مَنْ لَمْ يَرْجِعْ عَنْ دِينِهِ فَأَحْمُوهُ فِيهَا . أَوْ قِيلَ لَهُ اقْتَحِمْ . فَفَعَلُوا حَتَّى جَاءَتِ امْرَأَةٌ وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا فَتَقَاعَسَتْ أَنْ تَقَعَ فِيهَا فَقَالَ لَهَا الْغُلاَمُ يَا أُمَّهِ اصْبِرِي فَإِنَّكِ عَلَى الْحَقِّ " .
Bize Hedâb b. Halid anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; bize Sâbit, Abdurrahman b. Ebi Leylâ'dan anlattı; o Suheybi'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun da bir sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala: ‘Ben yaşlandım, bana bir çocuk gönder de ona sihri öğreteyim.’ dedi. Kral da ona bir çocuk gönderdi. Çocuk giderken yola bir rahip çıktı. Onun yanına oturup sözlerini dinledi ve hoşuna gitti. Sihirbaza her gidişinde rahibe uğrar, onun yanında otururdu. Sihirbaza [geç] vardığında sihirbaz onu döverdi. Çocuk bu durumu rahibe şikayet etti. Rahip: ‘Sihirbazdan korktuğunda: Beni ailem alıkoydu, de; ailenden korktuğunda ise: Beni sihirbaz alıkoydu, de.’ dedi. Bir defasında insanların yolunu kesen devasa bir canavarla karşılaştı. Kendi kendine: ‘Bugün sihirbazın mı yoksa rahibin mi daha üstün olduğunu anlayacağım.’ dedi. Bir taş alıp: ‘Allah'ım! Eğer rahibin işi senin katında sihirbazın işinden daha sevimli ise şu canavarı öldür de insanlar geçsin.’ dedi. Taşı atıp onu öldürdü ve insanlar geçti. Rahibe gelip durumu anlatınca rahip: ‘Ey oğulcuğum! Bugün sen benden daha üstünsün. Görüyorum ki işin belli bir mertebeye ulaşmış. Sen yakında imtihan edileceksin. Eğer imtihan edilirsen benim yerimi söyleme.’ dedi. Çocuk; körleri (doğuştan kör olanları) ve alaca hastalarını (abraşları) iyileştiriyor, insanları her türlü dertten tedavi ediyordu. Kralın kör olmuş bir yakını bunu işitince pek çok hediye ile ona gelip: ‘Eğer beni iyileştirirsen şunların tamamı senindir.’ dedi. Çocuk: ‘Ben kimseyi iyileştiremem, ancak Allah şifâ verir. Eğer sen Allah'a iman edersen O'na dua ederim, O da sana şifâ verir.’ dedi. Adam iman etti, Allah da ona şifâ verdi. Adam kralın yanına gelip her zamanki gibi oturdu. Kral: ‘Gözünü sana kim geri verdi?’ diye sordu. Adam: ‘Rabbim.’ dedi. Kral: ‘Senin benden başka bir rabbin mi var?’ dedi. Adam: ‘Benim de senin de Rabbin Allah'tır.’ dedi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi; sonunda çocuğun yerini söyledi. Çocuk getirilince kral: ‘Ey oğulcuğun! Senin sihrin körleri ve alacaları iyileştirecek seviyeye gelmiş, şunları şunları yapıyormuşsun.’ dedi. Çocuk: ‘Ben kimseye şifâ veremem, ancak Allah şifâ verir.’ dedi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi; sonunda rahibin yerini söyledi. Rahip getirilip: ‘Dininden dön!’ denildi. Rahip reddetti. Kral bir testere getirtti, rahibin başının ortasına koyup testere ile başını ikiye böldü, başının parçaları yere düştü. Sonra kralın yakını getirildi: ‘Dininden dön!’ denildi. O da reddetti. Onun da başının ortasına testere konulup ikiye bölündü. Sonra çocuk getirildi: ‘Dininden dön!’ denildi. O da reddetti. Kral onu adamlarından bir gruba teslim edip: ‘Bunu şu şu dağa götürün, zirveye çıkarın. Eğer dininden dönerse ne ala, yoksa onu oradan aşağı atın.’ dedi. Onu götürüp zirveye çıkardılar. Çocuk: ‘Allah'ım! Onlara karşı dilediğin şekilde bana kâfi gel!’ diye dua etti. Dağ sarsıldı, adamlar aşağı yuvarlandılar. Çocuk ise yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: ‘Arkadaşların ne yaptı?’ dedi. Çocuk: ‘Allah onlara karşı bana kâfi geldi.’ dedi. Kral onu yine adamlarına teslim edip: ‘Bunu bir gemiye bindirip denizin ortasına götürün. Eğer dininden dönerse ne ala, yoksa denize atın.’ dedi. Gittiklerinde çocuk: ‘Allah'ım! Onlara karşı dilediğin şekilde bana kâfi gel!’ dedi. Gemi alabora oldu, hepsi boğuldu. Çocuk yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: ‘Arkadaşların ne yaptı?’ dedi. Çocuk: ‘Allah onlara karşı bana kâfi geldi. Sen benim sana emrettiğim şeyi yapmadıkça beni öldüremezsin.’ dedi. Kral: ‘Nedir o?’ diye sordu. Çocuk: ‘İnsanları geniş bir alanda topla, beni bir hurma kütüğüne as. Sonra ok torbamdan bir ok al, oku yayın ortasına yerleştir ve: Genç delikanlının Rabbi olan Allah'ın adıyla (Bismillâhi Rabbi'l-gulâm), de ve oku bana fırlat. İşte bunu yaparsan beni öldürürsün.’ dedi. Kral insanları topladı, çocuğu kütüğe astı, ok torbasından bir ok alıp: ‘Genç delikanlının Rabbi olan Allah'ın adıyla.’ diyerek fırlattı. Ok şakağına isabet etti de çocuk elini şakağına koyarak vefat etti. İnsanlar: ‘Genç delikanlının Rabbine iman ettik! Genç delikanlının Rabbine iman ettik! Genç delikanlının Rabbine iman ettik!’ dediler. Kralın yanına gelip: ‘Gördün mü korktuğun şey başına geldi; insanlar iman etti.’ denildi. Bunun üzerine kral sokak başlarına hendekler kazılmasını emretti. Hendekler kazılıp ateşler yakıldı. Kral: ‘Kim dininden dönmezse onu oraya atın (veya onlara: Siz kendiniz girin! denildi).’ dedi. İnsanlar sırayla ateşe atılıyorlardı. Nihayet kucağında emzirdiği çocuğuyla bir kadın geldi. Ateşe girmekten çekinip geri durunca, çocuk: ‘Anneciğim! Sabret, çünkü sen hak üzeresin.’ dedi.”
3014. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ، وَالسِّيَاقُ لِهَارُونَ - قَالَا : حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ مُجَاهِدٍ أَبِي حَزْرَةَ ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ ، قَالَ : خَرَجْتُ أَنَا وَأَبِي نَطْلُبُ الْعِلْمَ فِي هَذَا الْحَيِّ مِنَ الْأَنْصَارِ قَبْلَ أَنْ يَهْلِكُوا، فَكَانَ أَوَّلُ مَنْ لَقِينَا أَبَا الْيَسَرِ صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَمَعَهُ غُلَامٌ لَهُ مَعَهُ ضِمَامَةٌ مِنْ صُحُفٍ، وَعَلَى أَبِي الْيَسَرِ بُرْدَةٌ وَمَعَافِرِيٌّ، وَعَلَى غُلَامِهِ بُرْدَةٌ وَمَعَافِرِيٌّ، فَقَالَ لَهُ أَبِي : يَا عَمِّ، إِنِّي أَرَى فِي وَجْهِكَ سَفْعَةً مِنْ غَضَبٍ. قَالَ : أَجَلْ، كَانَ لِي عَلَى فُلَانِ بْنِ فُلَانٍ الْحَرَامِيِّ مَالٌ، فَأَتَيْتُ أَهْلَهُ فَسَلَّمْتُ، فَقُلْتُ : ثَمَّ هُوَ ؟ قَالُوا : لَا. فَخَرَجَ عَلَيَّ ابْنٌ لَهُ جَفْرٌ ، فَقُلْتُ لَهُ : أَيْنَ أَبُوكَ ؟ قَالَ : سَمِعَ صَوْتَكَ فَدَخَلَ أَرِيكَةَ أُمِّي. فَقُلْتُ : اخْرُجْ إِلَيَّ، فَقَدْ عَلِمْتُ أَيْنَ أَنْتَ. فَخَرَجَ، فَقُلْتُ : مَا حَمَلَكَ عَلَى أَنِ اخْتَبَأْتَ مِنِّي ؟ قَالَ : أَنَا وَاللَّهِ أُحَدِّثُكَ ثُمَّ لَا أَكْذِبُكَ، خَشِيتُ وَاللَّهِ أَنْ أُحَدِّثَكَ فَأَكْذِبَكَ، وَأَنْ أَعِدَكَ فَأُخْلِفَكَ، وَكُنْتَ صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكُنْتُ وَاللَّهِ مُعْسِرًا. قَالَ : قُلْتُ : آللَّهِ ؟ قَالَ : اللَّهِ. قُلْتُ : آللَّهِ ؟ قَالَ : اللَّهِ. قُلْتُ : آللَّهِ ؟ قَالَ : اللَّهِ. قَالَ : فَأَتَى بِصَحِيفَتِهِ فَمَحَاهَا بِيَدِهِ، فَقَالَ : إِنْ وَجَدْتَ قَضَاءً فَاقْضِنِي، وَإِلَّا أَنْتَ فِي حِلٍّ، فَأَشْهَدُ بَصَرُ عَيْنَيَّ هَاتَيْنِ - وَوَضَعَ إِصْبَعَيْهِ عَلَى عَيْنَيْهِ - وَسَمْعُ أُذُنَيَّ هَاتَيْنِ، وَوَعَاهُ قَلْبِي هَذَا - وَأَشَارَ إِلَى مَنَاطِ قَلْبِهِ - رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَقُولُ : " مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِرًا أَوْ وَضَعَ عَنْهُ ؛ أَظَلَّهُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ ". (... ) قَالَ : فَقُلْتُ لَهُ أَنَا : يَا عَمِّ، لَوْ أَنَّكَ أَخَذْتَ بُرْدَةَ غُلَامِكَ وَأَعْطَيْتَهُ مَعَافِرِيَّكَ، وَأَخَذْتَ مَعَافِرِيَّهُ وَأَعْطَيْتَهُ بُرْدَتَكَ، فَكَانَتْ عَلَيْكَ حُلَّةٌ، وَعَلَيْهِ حُلَّةٌ. فَمَسَحَ رَأْسِي وَقَالَ : اللَّهُمَّ بَارِكْ فِيهِ، يَا ابْنَ أَخِي، بَصَرُ عَيْنَيَّ هَاتَيْنِ، وَسَمْعُ أُذُنَيَّ هَاتَيْنِ، وَوَعَاهُ قَلْبِي هَذَا - وَأَشَارَ إِلَى مَنَاطِ قَلْبِهِ - رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَقُولُ : " أَطْعِمُوهُمْ مِمَّا تَأْكُلُونَ، وَأَلْبِسُوهُمْ مِمَّا تَلْبَسُونَ ". وَكَانَ أَنْ أَعْطَيْتُهُ مِنْ مَتَاعِ الدُّنْيَا أَهْوَنَ عَلَيَّ مِنْ أَنْ يَأْخُذَ مِنْ حَسَنَاتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ. (... ) ثُمَّ مَضَيْنَا حَتَّى أَتَيْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ فِي مَسْجِدِهِ، وَهُوَ يُصَلِّي فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ مُشْتَمِلًا بِهِ، فَتَخَطَّيْتُ الْقَوْمَ حَتَّى جَلَسْتُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ، فَقُلْتُ : يَرْحَمُكَ اللَّهُ، أَتُصَلِّي فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ وَرِدَاؤُكَ إِلَى جَنْبِكَ ؟ قَالَ : فَقَالَ بِيَدِهِ فِي صَدْرِي هَكَذَا، وَفَرَّقَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ وَقَوَّسَهَا : أَرَدْتُ أَنْ يَدْخُلَ عَلَيَّ الْأَحْمَقُ مِثْلُكَ، فَيَرَانِي كَيْفَ أَصْنَعُ، فَيَصْنَعُ مِثْلَهُ، أَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مَسْجِدِنَا هَذَا، وَفِي يَدِهِ عُرْجُونُ ابْنِ طَابٍ ، فَرَأَى فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ نُخَامَةً فَحَكَّهَا بِالْعُرْجُونِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا، فَقَالَ : " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يُعْرِضَ اللَّهُ عَنْهُ ؟ " قَالَ : فَخَشَعْنَا ، ثُمَّ قَالَ : " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يُعْرِضَ اللَّهُ عَنْهُ ؟ " قَالَ : فَخَشَعْنَا، ثُمَّ قَالَ : " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يُعْرِضَ اللَّهُ عَنْهُ ؟ " قُلْنَا : لَا أَيُّنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ : " فَإِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ يُصَلِّي، فَإِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قِبَلَ وَجْهِهِ، فَلَا يَبْصُقَنَّ قِبَلَ وَجْهِهِ، وَلَا عَنْ يَمِينِهِ، وَلْيَبْصُقْ عَنْ يَسَارِهِ تَحْتَ رِجْلِهِ الْيُسْرَى، فَإِنْ عَجِلَتْ بِهِ بَادِرَةٌ فَلْيَقُلْ بِثَوْبِهِ هَكَذَا ". ثُمَّ طَوَى ثَوْبَهُ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ، فَقَالَ : " أَرُونِي عَبِيرًا ". فَقَامَ فَتًى مِنَ الْحَيِّ يَشْتَدُّ إِلَى أَهْلِهِ، فَجَاءَ بِخَلُوقٍ فِي رَاحَتِهِ، فَأَخَذَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَجَعَلَهُ عَلَى رَأْسِ الْعُرْجُونِ، ثُمَّ لَطَخَ بِهِ عَلَى أَثَرِ النُّخَامَةِ، فَقَالَ جَابِرٌ : فَمِنْ هُنَاكَ جَعَلْتُمُ الْخَلُوقَ فِي مَسَاجِدِكُمْ. (... ) سِرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي غَزْوَةِ بَطْنِ بُوَاطٍ، وَهُوَ يَطْلُبُ الْمَجْدِيَّ بْنَ عَمْرٍو الْجُهَنِيَّ، وَكَانَ النَّاضِحُ يَعْتَقِبُهُ مِنَّا الْخَمْسَةُ وَالسِّتَّةُ وَالسَّبْعَةُ، فَدَارَتْ عُقْبَةُ رَجُلٍ مِنَ الْأَنْصَارِ عَلَى نَاضِحٍ لَهُ، فَأَنَاخَهُ فَرَكِبَهُ، ثُمَّ بَعَثَهُ، فَتَلَدَّنَ عَلَيْهِ بَعْضَ التَّلَدُّنِ، فَقَالَ لَهُ : شَأْ ، لَعَنَكَ اللَّهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " مَنْ هَذَا اللَّاعِنُ بَعِيرَهُ ؟ " قَالَ : أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ : " انْزِلْ عَنْهُ، فَلَا تَصْحَبْنَا بِمَلْعُونٍ، لَا تَدْعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ، وَلَا تَدْعُوا عَلَى أَوْلَادِكُمْ، وَلَا تَدْعُوا عَلَى أَمْوَالِكُمْ ؛ لَا تُوَافِقُوا مِنَ اللَّهِ سَاعَةً يُسْأَلُ فِيهَا عَطَاءٌ، فَيَسْتَجِيبُ لَكُمْ ". (... ) سِرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى إِذَا كَانَتْ عُشَيْشِيَةٌ ، وَدَنَوْنَا مَاءً مِنْ مِيَاهِ الْعَرَبِ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " مَنْ رَجُلٌ يَتَقَدَّمُنَا فَيَمْدُرُ الْحَوْضَ، فَيَشْرَبُ وَيَسْقِينَا ؟ " قَالَ جَابِرٌ : فَقُمْتُ، فَقُلْتُ : هَذَا رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " أَيُّ رَجُلٍ مَعَ جَابِرٍ ؟ " فَقَامَ جَبَّارُ بْنُ صَخْرٍ، فَانْطَلَقْنَا إِلَى الْبِئْرِ، فَنَزَعْنَا فِي الْحَوْضِ سَجْلًا أَوْ سَجْلَيْنِ، ثُمَّ مَدَرْنَاهُ، ثُمَّ نَزَعْنَا فِيهِ حَتَّى أَفْهَقْنَاهُ ، فَكَانَ أَوَّلَ طَالِعٍ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ : " أَتَأْذَنَانِ ؟ " قُلْنَا : نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَأَشْرَعَ نَاقَتَهُ، فَشَرِبَتْ، شَنَقَ لَهَا فَشَجَتْ فَبَالَتْ، ثُمَّ عَدَلَ بِهَا فَأَنَاخَهَا، ثُمَّ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى الْحَوْضِ فَتَوَضَّأَ مِنْهُ، ثُمَّ قُمْتُ فَتَوَضَّأْتُ مِنْ مُتَوَضَّأِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَذَهَبَ جَبَّارُ بْنُ صَخْرٍ يَقْضِي حَاجَتَهُ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِيُصَلِّيَ، وَكَانَتْ عَلَيَّ بُرْدَةٌ، ذَهَبْتُ أَنْ أُخَالِفَ بَيْنَ طَرَفَيْهَا فَلَمْ تَبْلُغْ لِي، وَكَانَتْ لَهَا ذَبَاذِبُ فَنَكَّسْتُهَا، ثُمَّ خَالَفْتُ بَيْنَ طَرَفَيْهَا، ثُمَّ تَوَاقَصْتُ عَلَيْهَا، ثُمَّ جِئْتُ حَتَّى قُمْتُ عَنْ يَسَارِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَخَذَ بِيَدِي فَأَدَارَنِي حَتَّى أَقَامَنِي عَنْ يَمِينِهِ، ثُمَّ جَاءَ جَبَّارُ بْنُ صَخْرٍ فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ جَاءَ فَقَامَ عَنْ يَسَارِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدَيْنَا جَمِيعًا فَدَفَعَنَا حَتَّى أَقَامَنَا خَلْفَهُ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَرْمُقُنِي وَأَنَا لَا أَشْعُرُ، ثُمَّ فَطِنْتُ بِهِ، فَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ، يَعْنِي شُدَّ وَسَطَكَ، فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : " يَا جَابِرُ ". قُلْتُ : لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ : " إِذَا كَانَ وَاسِعًا فَخَالِفْ بَيْنَ طَرَفَيْهِ، وَإِذَا كَانَ ضَيِّقًا فَاشْدُدْهُ عَلَى حَقْوِكَ ". (... ) سِرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَكَانَ قُوتُ كُلِّ رَجُلٍ مِنَّا فِي كُلِّ يَوْمٍ تَمْرَةً، فَكَانَ يَمَصُّهَا ثُمَّ يَصُرُّهَا فِي ثَوْبِهِ، وَكُنَّا نَخْتَبِطُ بِقِسِيِّنَا وَنَأْكُلُ، حَتَّى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنَا، فَأُقْسِمُ أُخْطِئَهَا رَجُلٌ مِنَّا يَوْمًا، فَانْطَلَقْنَا بِهِ نَنْعَشُهُ ، فَشَهِدْنَا أَنَّهُ لَمْ يُعْطَهَا، فَأُعْطِيَهَا، فَقَامَ فَأَخَذَهَا. (... ) سِرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى نَزَلْنَا وَادِيًا أَفْيَحَ ، فَذَهَبَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقْضِي حَاجَتَهُ فَاتَّبَعْتُهُ بِإِدَاوَةٍ مِنْ مَاءٍ، فَنَظَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَمْ يَرَ شَيْئًا يَسْتَتِرُ بِهِ، فَإِذَا شَجَرَتَانِ بِشَاطِئِ الْوَادِي، فَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَى إِحْدَاهُمَا، فَأَخَذَ بِغُصْنٍ مِنْ أَغْصَانِهَا، فَقَالَ : " انْقَادِي عَلَيَّ بِإِذْنِ اللَّهِ ". فَانْقَادَتْ مَعَهُ كَالْبَعِيرِ الْمَخْشُوشِ الَّذِي يُصَانِعُ قَائِدَهُ، حَتَّى أَتَى الشَّجَرَةَ الْأُخْرَى، فَأَخَذَ بِغُصْنٍ مِنْ أَغْصَانِهَا، فَقَالَ : " انْقَادِي عَلَيَّ بِإِذْنِ اللَّهِ ". فَانْقَادَتْ مَعَهُ كَذَلِكَ حَتَّى إِذَا كَانَ بِالْمَنْصَفِ مِمَّا بَيْنَهُمَا لَأَمَ بَيْنَهُمَا - يَعْنِي جَمَعَهُمَا - فَقَالَ : " الْتَئِمَا عَلَيَّ بِإِذْنِ اللَّهِ ". فَالْتَأَمَتَا، قَالَ جَابِرٌ : فَخَرَجْتُ أُحْضِرُ ؛ مَخَافَةَ أَنْ يُحِسَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقُرْبِي فَيَبْتَعِدَ - وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ : فَيَتَبَعَّدَ - فَجَلَسْتُ أُحَدِّثُ نَفْسِي، فَحَانَتْ مِنِّي لَفْتَةٌ، فَإِذَا أَنَا بِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُقْبِلًا، وَإِذَا الشَّجَرَتَانِ قَدِ افْتَرَقَتَا، فَقَامَتْ كُلُّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا عَلَى سَاقٍ، فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَفَ وَقْفَةً، فَقَالَ بِرَأْسِهِ هَكَذَا - وَأَشَارَ أَبُو إِسْمَاعِيلَ بِرَأْسِهِ يَمِينًا وَشِمَالًا - ثُمَّ أَقْبَلَ، فَلَمَّا انْتَهَى إِلَيَّ قَالَ : " يَا جَابِرُ، هَلْ رَأَيْتَ مَقَامِي ؟ " قُلْتُ : نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ : " فَانْطَلِقْ إِلَى الشَّجَرَتَيْنِ، فَاقْطَعْ مِنْ كُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا غُصْنًا، فَأَقْبِلْ بِهِمَا، حَتَّى إِذَا قُمْتَ مَقَامِي، فَأَرْسِلْ غُصْنًا عَنْ يَمِينِكَ وَغُصْنًا عَنْ يَسَارِكَ ". قَالَ جَابِرٌ : فَقُمْتُ فَأَخَذْتُ حَجَرًا فَكَسَرْتُهُ وَحَسَرْتُهُ فَانْذَلَقَ لِي، فَأَتَيْتُ الشَّجَرَتَيْنِ، فَقَطَعْتُ مِنْ كُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا غُصْنًا، ثُمَّ أَقْبَلْتُ أَجُرُّهُمَا، حَتَّى قُمْتُ مَقَامَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، أَرْسَلْتُ غُصْنًا عَنْ يَمِينِي وَغُصْنًا عَنْ يَسَارِي، ثُمَّ لَحِقْتُهُ، فَقُلْتُ : قَدْ فَعَلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَعَمَّ ذَاكَ ؟ قَالَ : " إِنِّي مَرَرْتُ بِقَبْرَيْنِ يُعَذَّبَانِ، فَأَحْبَبْتُ بِشَفَاعَتِي أَنْ يُرَفَّهَ عَنْهُمَا مَا دَامَ الْغُصْنَانِ رَطْبَيْنِ ". (... ) قَالَ : فَأَتَيْنَا الْعَسْكَرَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " يَا جَابِرُ، نَادِ بِوَضُوءٍ ". فَقُلْتُ : أَلَا وَضُوءَ ؟ أَلَا وَضُوءَ ؟ أَلَا وَضُوءَ ؟ قَالَ : قُلْتُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا وَجَدْتُ فِي الرَّكْبِ مِنْ قَطْرَةٍ. وَكَانَ رَجُلٌ مِنَ الْأَنْصَارِ يُبَرِّدُ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَاءَ فِي أَشْجَابٍ لَهُ عَلَى حِمَارَةٍ مِنْ جَرِيدٍ، قَالَ : فَقَالَ لِيَ : " انْطَلِقْ إِلَى فُلَانِ بْنِ فُلَانٍ الْأَنْصَارِيِّ، فَانْظُرْ هَلْ فِي أَشْجَابِهِ مِنْ شَيْءٍ ؟ " قَالَ : فَانْطَلَقْتُ إِلَيْهِ، فَنَظَرْتُ فِيهَا، فَلَمْ أَجِدْ فِيهَا إِلَّا قَطْرَةً فِي عَزْلَاءِ شَجْبٍ مِنْهَا، لَوْ أَنِّي أُفْرِغُهُ لَشَرِبَهُ يَابِسُهُ، فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ
Bize Hârûn b. Ma'rûf ve Muhammed b. Abbâd anlattı; -hadisin lafzında birbirlerine yakındırlar, akış Hârûn'a aittir-; dediler ki: Bize Hâtim b. İsmâîl anlattı; Ya'kûb b. Mücâhid Ebû Hazra'dan; Ubâde b. Velîd b. Ubâde b. Sâmit'ten; dedi ki: "Ben ve babam, bu Ensar mahallesinde onlar vefat etmeden önce ilim talep etmek üzere çıktık. Karşılaştığımız ilk kişi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Ebu'l-Yeser oldu. Yanında bir kölesi vardı, [elinde] bir tomar sayfa (sahife) taşıyordu. Ebu'l-Yeser'in üzerinde bir bürde (çizgili kumaş) ve bir meâfirî (sarı Yemen kumaşı), kölesinin üzerinde de bir bürde ve bir meâfirî vardı. Babam ona dedi ki: Ey amca, yüzünde öfkeden bir iz görüyorum. Dedi ki: Evet, falan oğlu falan el-Harâmî'de bir alacağım vardı. Ailesine gittim ve selam verdim. Dedim ki: O burada mı? Dediler ki: Hayır. Derken yanıma cefr (ergenlik çağına yaklaşmış) bir oğlu çıktı. Ona dedim ki: Baban nerede? Dedi ki: Sesini duydu ve annemin sedirine (döşeğine) girdi. Dedim ki: Çık yanıma, nerede olduğunu bildim. Bunun üzerine çıktı. Dedim ki: Benden saklanmaya seni ne sevk etti? Dedi ki: Ben vallahi sana konuşursam yalan söylemem [diye korktum]. Vallahi sana konuşup yalan söylemekten, sana söz verip sözümden dönmekten korktum. Sen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabındansın. Vallahi ben darda olan (müflis) biriyim. Dedi ki: Dedim ki: Allah aşkına mı? Dedi ki: Allah aşkına. Dedim ki: Allah aşkına mı? Dedi ki: Allah aşkına. Dedim ki: Allah aşkına mı? Dedi ki: Allah aşkına. Ravi dedi ki: Sahifesini getirdi ve onu eliyle sildi. Dedi ki: Eğer [borcu] ödeyecek bir şey bulursan bana öde, yoksa sana helal olsun. Şu iki gözümün gördüğüne -parmaklarını gözlerinin üzerine koydu-, şu iki kulağımın duyduğuna ve şu kalbimin bellediğine -kalbinin damarına (bağlı olduğu yere) işaret etti- şahitlik ederim ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyordu: 'Kim darda kalmışa mühlet verirse veya borcunu silerse, Allah onu gölgesinde gölgelendirir.'" "(...) Ben ona dedim ki: Ey amca, keşke kölenin bürdesini (kumaşını) alıp ona meâfirîni versen; onun meâfirîsini alıp ona bürdeni versen; [böylece] senin üzerinde bir takım (hulle), onun üzerinde de bir takım (hulle) olsa. Başımı okşadı ve dedi ki: Allah'ım onu bereketli kıl. Ey kardeşimin oğlu, şu iki gözümün gördüğüne, şu iki kulağımın duyduğuna ve şu kalbimin bellediğine -kalbinin damarına işaret etti- şahitlik ederim ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyordu: 'Yediklerinizden onlara yedirin, giydiklerinizden onlara giydirin.' Ona dünya malından vermem, kıyamet gününde hasenatımdan (sevaplarımdan) almasından bana daha hafiftir." "(...) Sonra yürüdük, nihayet Câbir b. Abdullâh'a mescidinde geldik. Tek bir elbise içinde ona sarınmış halde namaz kılıyordu. İnsanları aşıp onunla kıble arasına oturdum. Dedim ki: Allah sana rahmet etsin, ridan (üst giysin) yanında olduğu halde tek elbise içinde mi namaz kılıyorsun? Ravi dedi ki: Eliyle göğsüme şöyle yaptı, parmaklarını ayırıp kavisli hale getirdi: Senin gibi bir ahmak yanıma girsin, ne yaptığımı görsün ve aynısını yapsın istedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu mescidimize geldi; elinde İbn Tâb hurmasının urcununu (salkım sapını) tutuyordu. Mescidin kıble duvarında bir balgam gördü ve onu urcun (salkım sapı) ile kazıdı. Sonra bize döndü ve dedi ki: 'Hanginiz Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini ister?' Ravi dedi ki: Korktuk. Sonra dedi ki: 'Hanginiz Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini ister?' Ravi dedi ki: Korktuk. Sonra dedi ki: 'Hanginiz Allah'ın kendisinden yüz çevirmesini ister?' Dedik ki: Hiçbirimiz ey Allah'ın Resûlü. Dedi ki: 'Sizden biri namaza durduğunda, Allah tebâreke ve teâlâ onun yüzü (kıblesi) yönündedir. Sakın yüzü cihetine tükürmesin, sağına da [tükürmesin]. Soluna, sol ayağının altına tükürsün. Eğer bir durum onu acele ettirirse elbisesiyle şöyle yapsın.' Sonra elbisesinin bir kısmını diğerinin üzerine katladı. Dedi ki: 'Bana bir abîr (güzel koku) getirin.' Mahalleden bir genç kalktı, ailesine koştu ve avucunda bir halûk (safranlı koku) ile geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu aldı, urcunun (salkım sapının) ucuna sürdü, sonra balgamın izine sürdü. Câbir dedi ki: İşte mescidlerinize halûk sürmeniz oradandır." "(...) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Batn-ı Buvât gazvesinde yürüdük. O, Mecdî b. Amr el-Cühenî'yi arıyordu. Nâdıha (su taşıyan deveye) bizden beş, altı ve yedi kişi nöbetleşe biniyordu. Ensar'dan bir adamın nöbeti nâdıha (su devesine) geldi. Onu çöktürdü, bindi, sonra kaldırdı. [Deve] ona biraz ağır davrandı. Adam ona dedi ki: Yürü, Allah sana lanet etsin. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Devesine lanet eden bu kimse kimdir?' Dedi ki: Benim ey Allah'ın Resûlü. Dedi ki: 'İn ondan. Lanetlenmiş [bir hayvanla] bize arkadaşlık etme. Kendinize dua (beddua) etmeyin, çocuklarınıza dua (beddua) etmeyin, mallarınıza dua (beddua) etmeyin. Allah'tan bir şey istenilen ve size icabet edeceği bir saate denk gelmeyin.'" "(...) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile yürüdük. Nihayet akşam vakti olduğunda ve Arap sularından bir suya yaklaştığımızda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Bizden önce gidip havuzu sıvayacak, [kendisi] içecek ve bize de içirecek bir adam kimdir?' Câbir dedi ki: Ayağa kalktım ve dedim ki: Bu adam [benim] ey Allah'ın Resûlü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Câbir ile [gidecek] adam kimdir?' Cebbâr b. Sahr kalktı. Kuyuya gittik. Havuza bir kova veya iki kova [su] çektik, sonra onu sıvadık. Sonra ağzına kadar doluncaya dek [su] çektik. Bize ilk gelen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oldu ve dedi ki: 'İzin veriyor musunuz?' Dedik ki: Evet ey Allah'ın Resûlü. Devesini [suya] yöneltti, içti. Dizginini çekti, o da [bacaklarını] açtı ve işedi. Sonra onu çevirdi ve çöktürdü. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem havuza geldi, ondan abdest aldı. Sonra ben kalktım, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in abdest aldığı yerden abdest aldım. Cebbâr b. Sahr hacetini görmeye gitti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılmak için kalktı. Üzerimde bir bürde (örtü) vardı. İki ucunu çapraz bağlamaya çalıştım ama bana yetmedi (kısa geldi). Onun saçakları vardı, onları ters çevirdim, sonra iki ucunu çapraz bağladım, sonra boynumla [göğsüm] arasında sıkıştırdım. Sonra gelip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in solunda durdum. Elimden tuttu, beni çevirip sağına dikti. Sonra Cebbâr b. Sahr geldi, abdest aldı. Sonra gelip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in soluna durdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ikimizin elinden tuttu, bizi itti ve arkasına dikti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana bakmaya başladı ama ben fark etmedim. Sonra durumu anladım. Eliyle şöyle yaptı; yani 'belini bağla'. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [namazı] bitirince dedi ki: 'Ey Câbir.' Dedim ki: Buyur ey Allah'ın Resûlü. Dedi ki: '[Elbise] geniş ise iki ucunu çapraz bağla, dar ise beline bağla.'" "(...) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile yürüdük. Bizden her bir adamın her günkü azığı bir hurmaydı. Onu emer, sonra elbisesine sarardı. Biz sopalarımızla [ağaçlara] vurup yaprak döker ve yerdik; öyle ki avurtlarımız yara oldu. Yemin ederim ki bir gün bizden bir adam [o bir hurmayı] bulamadı. Onu kaldırmak (destek olmak) üzere yanına gittik. Ona [hurma] verilmediğine şahitlik ettik de [öyle] verildi; o da kalkıp onu aldı." "(...) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile yürüdük, nihayet geniş bir vadiye indik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hacetini gidermeye gitti. Bir idâve (matara) su ile onu takip ettim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem baktı ve kendisiyle örtüneceği bir şey göremedi. Vadinin kıyısında iki ağaç vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan birine gitti, dallarından bir dalı tuttu ve dedi ki: 'Allah'ın izniyle bana boyun eğ.' [Ağaç], sahibine uyum sağlayan yularlı deve gibi onunla beraber boyun eğip [yürüdü]. Diğer ağaca gelinceye kadar... Dallarından bir dalı tuttu ve dedi ki: 'Allah'ın izniyle bana boyun eğ.' O da aynı şekilde onunla beraber boyun eğip [yürüdü]. İkisinin arasındaki orta yere gelince ikisini birleştirdi -yani ikisini topladı- ve dedi ki: 'Allah'ın izniyle üzerime kapanın.' İkisi de kapandı. Câbir dedi ki: Koşarak uzaklaştım; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakınlığımı hissedip daha da uzaklaşmasından -Muhammed b. Abbâd 'uzaklara gitmesinden' dedi- korktum. Oturup kendi kendime konuştum. Benden tarafa bir bakış anı (refleks) oldu; bir de baktım ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geliyor ve o iki ağaç ayrılmış; her biri gövdesi (kökü) üzerinde duruyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bir an durduğunu gördüm. Başıyla şöyle dedi -Ebû İsmâîl başıyla sağa ve sola işaret etti-. Sonra [bana] yöneldi. Yanıma gelince dedi ki: 'Ey Câbir, durduğum yeri gördün mü?' Dedim ki: Evet ey Allah'ın Resûlü. Dedi ki: 'Şu iki ağaca git, her birinden birer dal kes ve onlarla gel. Benim durduğum yere durduğunda bir dalı sağına, bir dalı soluna bırak.' Câbir dedi ki: Kalktım, bir taş aldım ve kırdım. Onu [sivrilttim/keskinleştirdim], benim için keskinleşti. İki ağaca geldim, her birinden birer dal kestim. Sonra onları sürüyerek geldim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in durduğu yere durunca bir dalı sağıma, bir dalı soluma bıraktım. Sonra ona yetiştim ve dedim ki: Yaptım ey Allah'ın Resûlü, bu ne içindi? Dedi ki: 'Ben azap gören iki kabre uğradım. Şefaatimle, o iki dal yaş kaldığı sürece onlardan [azabın] hafifletilmesini istedim.'" "(...) Dedi ki: Askere (Orduya) geldik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki: 'Ey Câbir, abdest suyu için seslen.' Dedim ki: Abdest suyu yok mu? Abdest suyu yok mu? Abdest suyu yok mu? Dedi ki: Dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü, kafilede bir damla bile bulamadım. Ensar'dan bir adam, hurma dalından bir çatkı üzerindeki eşcâbda (su kaplarında) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için su soğuturdu. Dedi ki: Bana dedi ki: 'Falan oğlu falan el-Ensârî'ye git, bak kaplarında bir şey var mı?' Dedi ki: Ona gittim, [kapların] içine baktım. Onlardan bir kabın ağzında (emziğinde) bir damladan başka bir şey bulamadım. Eğer onu döksem kurusu içecekti (yani kap o kadar kuruydu ki suyu emerdi). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve dedim ki: Ey Allah'ın Resûlü, onlardan bir kabın ağzında bir damladan başka bir şey bulamadım. Eğer onu döksem kurusu içecek. Dedi ki: 'Git, onu bana getir.' Ona getirdim. Onu eliyle aldı. Ne olduğunu bilmediğim bir şey konuşmaya ve elleriyle onu sıkmaya başladı. Sonra onu bana verdi ve dedi ki: 'Ey Câbir, bir cefne (büyük kap/tekne) çağır.' Dedim ki: Ey kafilenin cefnesi (teknesi)! Bana taşınarak getirildi. Onu önüne koydum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eliyle cefnenin (teknenin) içinde şöyle yaptı; [elini] açtı ve parmaklarını ayırdı. Sonra onu cefnenin (teknenin) dibine koydu ve dedi ki: 'Al ey Câbir, üzerime dök ve Bismillâh de.' Üzerine döktüm ve Bismillâh dedim. Suyun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Sonra cefne (tekne) coştu ve doluncaya kadar döndü. Dedi ki: 'Ey Câbir, suya ihtiyacı olanlara seslen.' Dedi ki: İnsanlar geldi, kanıncaya kadar su aldılar. Dedi ki: Dedim ki: İhtiyacı olan kimse kaldı mı? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem elini cefneden (tekneden) kaldırdı ve o dopdoluydu." "(...) İnsanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e açlıktan şikayet etti. Dedi ki: 'Umulur ki Allah sizi doyurur.' Deniz sahiline geldik. Deniz bir dalgalandı (kabardı), dışarı bir dâbbe (hayvan) attı. Yan tarafında ateş yaktık, pişirdik, kebap yaptık ve doyana kadar yedik. Câbir dedi ki: Ben, falan ve falan -beş kişi sayana kadar- onun göz çukuruna girdik; kimse bizi görmüyordu, ta ki çıktık. Kaburgalarından bir kaburga aldık ve onu kavisli hale getirdik (dikti). Sonra kafilenin en iri adamını, kafilenin en iri devesini ve kafilenin en büyük semerini (kifl) çağırdık. Başını eğmeden onun altından girdi."
2009_3. Hadis
حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ، يَقُولُ جَاءَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ إِلَى أَبِي فِي مَنْزِلِهِ فَاشْتَرَى مِنْهُ رَحْلاً فَقَالَ لِعَازِبٍ ابْعَثْ مَعِيَ ابْنَكَ يَحْمِلْهُ مَعِي إِلَى مَنْزِلِي فَقَالَ لِي أَبِي احْمِلْهُ . فَحَمَلْتُهُ وَخَرَجَ أَبِي مَعَهُ يَنْتَقِدُ ثَمَنَهُ فَقَالَ لَهُ أَبِي يَا أَبَا بَكْرٍ حَدِّثْنِي كَيْفَ صَنَعْتُمَا لَيْلَةَ سَرَيْتَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ أَسْرَيْنَا لَيْلَتَنَا كُلَّهَا حَتَّى قَامَ قَائِمُ الظَّهِيرَةِ وَخَلاَ الطَّرِيقُ فَلاَ يَمُرُّ فِيهِ أَحَدٌ حَتَّى رُفِعَتْ لَنَا صَخْرَةٌ طَوِيلَةٌ لَهَا ظِلٌّ لَمْ تَأْتِ عَلَيْهِ الشَّمْسُ بَعْدُ فَنَزَلْنَا عِنْدَهَا فَأَتَيْتُ الصَّخْرَةَ فَسَوَّيْتُ بِيَدِي مَكَانًا يَنَامُ فِيهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ظِلِّهَا ثُمَّ بَسَطْتُ عَلَيْهِ فَرْوَةً ثُمَّ قُلْتُ نَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَنَا أَنْفُضُ لَكَ مَا حَوْلَكَ فَنَامَ وَخَرَجْتُ أَنْفُضُ مَا حَوْلَهُ فَإِذَا أَنَا بِرَاعِي غَنَمٍ مُقْبِلٍ بِغَنَمِهِ إِلَى الصَّخْرَةِ يُرِيدُ مِنْهَا الَّذِي أَرَدْنَا فَلَقِيتُهُ فَقُلْتُ لِمَنْ أَنْتَ يَا غُلاَمُ فَقَالَ لِرَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ قُلْتُ أَفِي غَنَمِكَ لَبَنٌ قَالَ نَعَمْ . قُلْتُ أَفَتَحْلُبُ لِي قَالَ نَعَمْ . فَأَخَذَ شَاةً فَقُلْتُ لَهُ انْفُضِ الضَّرْعَ مِنَ الشَّعَرِ وَالتُّرَابِ وَالْقَذَى - قَالَ فَرَأَيْتُ الْبَرَاءَ يَضْرِبُ بِيَدِهِ عَلَى الأُخْرَى يَنْفُضُ - فَحَلَبَ لِي فِي قَعْبٍ مَعَهُ كُثْبَةً مِنْ لَبَنٍ قَالَ وَمَعِي إِدَاوَةٌ أَرْتَوِي فِيهَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِيَشْرَبَ مِنْهَا وَيَتَوَضَّأَ - قَالَ - فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَهُ مِنْ نَوْمِهِ فَوَافَقْتُهُ اسْتَيْقَظَ فَصَبَبْتُ عَلَى اللَّبَنِ مِنَ الْمَاءِ حَتَّى بَرَدَ أَسْفَلُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ اشْرَبْ مِنْ هَذَا اللَّبَنِ - قَالَ - فَشَرِبَ حَتَّى رَضِيتُ ثُمَّ قَالَ " أَلَمْ يَأْنِ لِلرَّحِيلِ " . قُلْتُ بَلَى . قَالَ فَارْتَحَلْنَا بَعْدَ مَا زَالَتِ الشَّمْسُ وَاتَّبَعَنَا سُرَاقَةُ بْنُ مَالِكٍ - قَالَ - وَنَحْنُ فِي جَلَدٍ مِنَ الأَرْضِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُتِينَا فَقَالَ " لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا " . فَدَعَا عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَارْتَطَمَتْ فَرَسُهُ إِلَى بَطْنِهَا أُرَى فَقَالَ إِنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّكُمَا قَدْ دَعَوْتُمَا عَلَىَّ فَادْعُوَا لِي فَاللَّهُ لَكُمَا أَنْ أَرُدَّ عَنْكُمَا الطَّلَبَ . فَدَعَا اللَّهَ فَنَجَى فَرَجَعَ لاَ يَلْقَى أَحَدًا إِلاَّ قَالَ قَدْ كَفَيْتُكُمْ مَا هَا هُنَا فَلاَ يَلْقَى أَحَدًا إِلاَّ رَدَّهُ - قَالَ - وَوَفَى لَنَا .
Bana Seleme b. Şebîb anlattı; bize el-Hasen b. A'yen anlattı; bize Züheyr anlattı; bize Ebû İshak anlattı; dedi ki: Berâ b. Âzib'i şöyle derken işittim: Ebû Bekir es-Sıddîk babama evine geldi ve ondan bir deve semeri (rahle) satın aldı. Sonra Âzib'e: 'Oğlunu benimle gönder de onu evime kadar taşısın' dedi. Babam da bana: 'Onu taşı' dedi. Ben de onu taşıdım. Babam da parayı kontrol ederek onunla birlikte çıktı. Babam ona: 'Ey Ebû Bekir! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte gece yolculuğuna çıktığınız gece neler yaptığınızı bana anlatır mısın?' dedi. O da: 'Evet, bütün gece yürüdük, tâ ki öğle vakti güneş tam tepeye gelinceye kadar. Yol boşaldı, kimse geçmiyordu. Nihayet önümüze, güneşin henüz ulaşmadığı gölgesi olan uzun bir kaya çıktı. Onun yanında konakladık. Ben kayaya gelip, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in gölgesinde uyuyabileceği bir yeri elimle düzelttim. Sonra üzerine bir post serdim ve: 'Uyu ey Allah'ın Resûlü, ben etrafını senin için temizleyeyim' dedim. O uyudu, ben de etrafını kontrol etmek için dışarı çıktım. Bir de baktım ki, bir çoban koyunlarını bizim istediğimiz şeyi isteyerek kayaya doğru getiriyor. Onunla karşılaştım ve: 'Ey çocuk, sen kiminsin?' dedim. 'Medineli bir adamın' dedi. 'Koyunlarında süt var mı?' dedim. 'Evet' dedi. 'Benim için sağar mısın?' dedim. 'Evet' dedi. Bir koyun yakaladı. Ona: 'Memedeki kılları, toprağı ve çerçöpü silkele' dedim. -Ravi dedi ki: Berâ'yı ellerini birbirine vurarak silkeleme işareti yaparken gördüm.- Çocuk benim için yanındaki küçük kaba biraz süt sağdı. Yanımda, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e su içirmek ve abdest aldırmak için beraberimde taşıdığım bir su kabı vardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına geldim, onu uykusundan uyandırmak istemedim; ancak o uyanmış vaziyette buldum. Sütün üzerine biraz su dökerek altını soğuttum. 'Ey Allah'ın Resûlü! Bu sütten iç' dedim. O da memnun olacağım kadar içti. Sonra: 'Yola çıkma vakti gelmedi mi?' buyurdu. 'Evet' dedim. Güneş meylettikten sonra yola koyulduk. Süraka b. Mâlik de bizi takip ediyordu. Biz sert bir arazideydik. 'Ey Allah'ın Resûlü! Bize yetiştiler' dedim. O: 'Üzülme, Allah bizimle beraberdir' buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona beddua etti; atı karnına kadar toprağa battı. Sanırım Süraka şöyle dedi: 'Biliyorum ki siz bana beddua ettiniz. Benim için Allah'a dua edin; Allah'a yemin ederim ki, arkadan gelenleri sizden geri çevireceğim.' Bunun üzerine Resûlullah dua etti ve kurtuldu. Geri döndüğünde kime rastlarsa: 'Buradaki işinizi ben hallettim' diyerek onları geri çeviriyordu. Böylelikle bize verdiği sözü tutmuş oldu."
2009_4. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، ح وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، كِلاَهُمَا عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ اشْتَرَى أَبُو بَكْرٍ مِنْ أَبِي رَحْلاً بِثَلاَثَةَ عَشَرَ دِرْهَمًا وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمَعْنَى حَدِيثِ زُهَيْرٍ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ وَقَالَ فِي حَدِيثِهِ مِنْ رِوَايَةِ عُثْمَانَ بْنِ عُمَرَ فَلَمَّا دَنَا دَعَا عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَاخَ فَرَسُهُ فِي الأَرْضِ إِلَى بَطْنِهِ وَوَثَبَ عَنْهُ وَقَالَ يَا مُحَمَّدُ قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ هَذَا عَمَلُكَ فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يُخَلِّصَنِي مِمَّا أَنَا فِيهِ وَلَكَ عَلَىَّ لأُعَمِّيَنَّ عَلَى مَنْ وَرَائِي وَهَذِهِ كِنَانَتِي فَخُذْ سَهْمًا مِنْهَا فَإِنَّكَ سَتَمُرُّ عَلَى إِبِلِي وَغِلْمَانِي بِمَكَانِ كَذَا وَكَذَا فَخُذْ مِنْهَا حَاجَتَكَ قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي فِي إِبِلِكَ " . فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ لَيْلاً فَتَنَازَعُوا أَيُّهُمْ يَنْزِلُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَنْزِلُ عَلَى بَنِي النَّجَّارِ أَخْوَالِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ أُكْرِمُهُمْ بِذَلِكَ " . فَصَعِدَ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ فَوْقَ الْبُيُوتِ وَتَفَرَّقَ الْغِلْمَانُ وَالْخَدَمُ فِي الطُّرُقِ يُنَادُونَ يَا مُحَمَّدُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَا مُحَمَّدُ يَا رَسُولَ اللَّهِ .
Bu hadisi bana Züheyr b. Harb da anlattı; bize Osman b. Ömer anlattı. (H) Ve bunu bize İshak b. İbrahim de anlattı; bize en-Nadr b. Şümeyl haber verdi. Her ikisi de İsrail'den, o Ebû İshak'tan, o da Berâ'dan nakletti ki şöyle demiştir: Ebû Bekir babamdan on üç dirheme bir deve semeri satın aldı... Ravi hadisi Züheyr'in Ebû İshak'tan naklettiği hadis anlamında sevk etti. Hadisinde Osman b. Ömer'in rivayetiyle şunu da ekledi: Süraka yaklaşınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona beddua etti; atı karnına kadar yere battı. O da atından atlayıp: 'Ey Muhammed! Biliyorum ki bu senin işindir. Benim içinde bulunduğum bu durumdan kurtulmam için Allah'a dua et; ben de arkamdan gelenleri senden uzaklaştıracağıma söz veriyorum. İşte ok çantam, ondan bir ok al; şu şu mevkide benim develerime ve hizmetçilerime rastlayacaksın, onlardan ihtiyacın olanı al' dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Senin develerine ihtiyacım yok' buyurdu. Nihayet gece vakti Medine'ye vardık. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kimin evinde konaklayacağı konusunda (onu ağırlamak için) birbirleriyle yarıştılar. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): 'Abdülmuttalib'in dayıları olan Benî Neccâr sülalesine konuk olacağım; bununla onları onurlandırmak istiyorum' buyurdu. O sırada erkekler ve kadınlar evlerin damlarına çıkmışlardı; çocuklar ve hizmetçiler ise sokaklara dağılmış: 'Ya Muhammed! Ya Resûlullah! Ya Muhammed! Ya Resûlullah!' diye bağırıyorlardı.