Hac Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1177_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ مِنَ الثِّيَابِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَلْبَسُوا الْقُمُصَ وَلاَ الْعَمَائِمَ وَلاَ السَّرَاوِيلاَتِ وَلاَ الْبَرَانِسَ وَلاَ الْخِفَافَ إِلاَّ أَحَدٌ لاَ يَجِدُ النَّعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسِ الْخُفَّيْنِ وَلْيَقْطَعْهُمَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ وَلاَ تَلْبَسُوا مِنَ الثِّيَابِ شَيْئًا مَسَّهُ الزَّعْفَرَانُ وَلاَ الْوَرْسُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Nafi'den; İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Bir adam Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “İhramlı kişi hangi elbiseleri giyer?” diye sordu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gömlekleri, sarıkları, pantolonları, bürümcükleri [başlıklı pelerinleri] ve mestleri giymeyin. Ancak terlik bulamayan kimse mestleri giysin ve onları topukların altından [hizada olacak şekilde] kessin. Elbiselerden de zaferan veya vers [sarı boya bitkisi] bulaşmış olan hiçbir şeyi giymeyin.”

1177_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، كُلُّهُمْ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، - عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ الْقَمِيصَ وَلاَ الْعِمَامَةَ وَلاَ الْبُرْنُسَ وَلاَ السَّرَاوِيلَ وَلاَ ثَوْبًا مَسَّهُ وَرْسٌ وَلاَ زَعْفَرَانٌ وَلاَ الْخُفَّيْنِ إِلاَّ أَنْ لاَ يَجِدَ نَعْلَيْنِ فَلْيَقْطَعْهُمَا حَتَّى يَكُونَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Ve bize Yahya b. Yahya, Amr en-Nakid ve Züheyr b. Harb anlattı; hepsi İbn Uyeyne'den; -Yahya “Süfyan b. Uyeyne bize haber verdi” dedi- Zühri'den; Salim'den; babasından; [naklederek] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “İhramlı kişi ne giyer?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “İhramlı kişi gömlek, sarık, bürümcük, pantolon giymez. Vers veya zaferan değmiş hiçbir elbiseyi de giymez. Mestleri de giymez; ancak terlik bulamazsa, onları topukların altından [hizada olacak şekilde] kessin [de öyle giysin].”

1177_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ، عُمَرَ - رضى الله عنهما - أَنَّهُ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْبَسَ الْمُحْرِمُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا بِزَعْفَرَانٍ أَوْ وَرْسٍ وَقَالَ ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسِ الْخُفَّيْنِ وَلْيَقْطَعْهُمَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Abdullah b. Dinar'dan; İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlı kişinin zaferan veya vers ile boyanmış elbise giymesini yasakladı ve: “Kim terlik bulamazsa mestleri giysin ve onları topukların altından [hizada olacak şekilde] kessin” buyurdu.

1178_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، جَمِيعًا عَنْ حَمَّادٍ، - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، - عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَخْطُبُ يَقُولُ ‏ "‏ السَّرَاوِيلُ لِمَنْ لَمْ يَجِدِ الإِزَارَ وَالْخُفَّانِ لِمَنْ لَمْ يَجِدِ النَّعْلَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي الْمُحْرِمَ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya, Ebu'r-Rebi' ez-Zehrani ve Kuteybe b. Said anlattı; hepsi Hammad'dan; -Yahya “Hammad b. Zeyd bize haber verdi” dedi- Amr'dan; Cabir b. Zeyd'den; İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i hutbe verirken şöyle buyururken işittim: “İzar bulamayan pantolon giysin; terlik bulamayan da mestleri giysin.” [Bununla] ihramlıyı kastetmektedir.

1178_2. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو غَسَّانَ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، قَالاَ جَمِيعًا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ بِعَرَفَاتٍ ‏.‏ فَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; Bize Muhammed -yani İbn Cafer- anlattı. (H) Ve bana Ebu Gassan er-Razi anlattı; Bize Behz anlattı. Her ikisi de Şu'be'den; Amr b. Dinar'dan; bu isnadla; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i Arafat'ta hutbe verirken işittiğini ve bu hadisi zikrettiğini [rivayet ettiler].

1178_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَمْ يَذْكُرْ أَحَدٌ مِنْهُمْ يَخْطُبُ بِعَرَفَاتٍ ‏.‏ غَيْرُ شُعْبَةَ وَحْدَهُ ‏.‏

Ve bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Süfyan b. Uyeyne anlattı. (H) Ve bize Yahya b. Yahya anlattı; Bize Huşeym haber verdi. (H) Ve bize Ebu Küreyb anlattı; Bize Veki', Süfyan'dan anlattı. (H) Ve bize Ali b. Haşrem anlattı; Bize İsa b. Yunus, İbn Cüreyc'den haber verdi. (H) Ve bana Ali b. Hucr anlattı; Bize İsmail, Eyüp'ten anlattı. Bunların hepsi Amr b. Dinar'dan; bu isnadla [naklettiler]. Ancak onlardan hiçbiri [Resulullah'ın] Arafat'ta hutbe verdiğini zikretmedi; bunu sadece Şu'be zikretti.

1179. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، - رضى الله عنه - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ لَمْ يَجِدْ نَعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسْ خُفَّيْنِ وَمَنْ لَمْ يَجِدْ إِزَارًا فَلْيَلْبَسْ سَرَاوِيلَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bize Ahmed b. Abdullah b. Yunus anlattı; Bize Züheyr anlattı; Bize Ebu'z-Zübeyr, Cabir radıyallahu anh'dan anlattı; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim terlik bulamazsa mestleri giysin; kim de izar bulamazsa pantolon giysin.”

1180_1. Hadis

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ صَفْوَانَ، بْنِ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ بِالْجِعْرَانَةِ عَلَيْهِ جُبَّةٌ وَعَلَيْهَا خَلُوقٌ - أَوْ قَالَ أَثَرُ صُفْرَةٍ - فَقَالَ كَيْفَ تَأْمُرُنِي أَنْ أَصْنَعَ فِي عُمْرَتِي قَالَ وَأُنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَسُتِرَ بِثَوْبٍ وَكَانَ يَعْلَى يَقُولُ وَدِدْتُ أَنِّي أَرَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ نَزَلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ - قَالَ - فَقَالَ أَيَسُرُّكَ أَنْ تَنْظُرَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ قَالَ فَرَفَعَ عُمَرُ طَرَفَ الثَّوْبِ فَنَظَرْتُ إِلَيْهِ لَهُ غَطِيطٌ - قَالَ وَأَحْسِبُهُ قَالَ - كَغَطِيطِ الْبَكْرِ - قَالَ - فَلَمَّا سُرِّيَ عَنْهُ قَالَ ‏ "‏ أَيْنَ السَّائِلُ عَنِ الْعُمْرَةِ اغْسِلْ عَنْكَ أَثَرَ الصُّفْرَةِ - أَوْ قَالَ أَثَرَ الْخَلُوقِ - وَاخْلَعْ عَنْكَ جُبَّتَكَ وَاصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ مَا أَنْتَ صَانِعٌ فِي حَجِّكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeyban b. Ferrûh anlattı; Bize Hemmam anlattı; Bize Ata b. Ebi Rebah, Safvan b. Ya'la b. Ümeyye'den anlattı; o da babasından; [naklederek] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ci'râne'de iken O'na bir adam geldi. Üzerinde bir cübbe vardı ve cübbesinde haluk [kokulu boya] izi -veya sarılık izi- vardı. [Adam]: “Umremde ne yapmamı emredersiniz?” dedi. O sırada Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indi ve üzeri bir örtüyle örtüldü. Ya'la [şöyle] derdi: “Keşke Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy inerken O'nu görebilseydim!” [Ömer b. el-Hattab ona]: “Vahiy inerken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bakmak seni sevindirir mi?” dedi. Ömer örtünün bir ucunu kaldırdı ve O'na baktım; O'nun horultuya benzer bir sesi [gatît] vardı. [Ravi]: “Zannedersem «genç deve horultusu gibi» dedi” demiştir. Vahiy hali O'ndan geçtiğinde [şöyle] buyurdu: «Umre hakkında soru soran nerede? Üzerindeki o sarılık izini -veya haluk izini- yıka, cübbeni çıkar ve haccında ne yapıyorsan umrende de onu yap.»”

1180_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ، يَعْلَى عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ وَهُوَ بِالْجِعْرَانَةِ وَأَنَا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ مُقَطَّعَاتٌ - يَعْنِي جُبَّةً - وَهُوَ مُتَضَمِّخٌ بِالْخَلُوقِ فَقَالَ إِنِّي أَحْرَمْتُ بِالْعُمْرَةِ وَعَلَىَّ هَذَا وَأَنَا مُتَضَمِّخٌ بِالْخَلُوقِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا كُنْتَ صَانِعًا فِي حَجِّكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَنْزِعُ عَنِّي هَذِهِ الثِّيَابَ وَأَغْسِلُ عَنِّي هَذَا الْخَلُوقَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا كُنْتَ صَانِعًا فِي حَجِّكَ فَاصْنَعْهُ فِي عُمْرَتِكَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bize İbn Ebi Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyan, Amr'dan anlattı; o Ata'dan; o Safvan b. Ya'la'dan; o da babasından; [naklederek] dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındayken Ci'râne'de O'na bir adam geldi. Üzerinde [dikilmiş] bir elbise -yani cübbe- vardı ve o haluk sürünmüştü. [Adam]: “Ben üzerimde şu cübbe varken ve haluk sürünmüş haldeyken umre için ihrama girdim” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Haccında ne yapacaksan [onu yap]” buyurdu. [Adam]: “Şu elbiseleri çıkarırım ve şu haluk izini yıkarım” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Haccında ne yapıyorsan umrende de onu yap” buyurdu.

1180_3. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَنَّ صَفْوَانَ بْنَ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ يَعْلَى كَانَ يَقُولُ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ - رضى الله عنه - لَيْتَنِي أَرَى نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ يُنْزَلُ عَلَيْهِ ‏.‏ فَلَمَّا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِعْرَانَةِ وَعَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثَوْبٌ قَدْ أُظِلَّ بِهِ عَلَيْهِ مَعَهُ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ عُمَرُ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ عَلَيْهِ جُبَّةُ صُوفٍ مُتَضَمِّخٌ بِطِيبٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ أَحْرَمَ بِعُمْرَةٍ فِي جُبَّةٍ بَعْدَ مَا تَضَمَّخَ بِطِيبٍ فَنَظَرَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً ثُمَّ سَكَتَ فَجَاءَهُ الْوَحْىُ فَأَشَارَ عُمَرُ بِيَدِهِ إِلَى يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ تَعَالَ ‏.‏ فَجَاءَ يَعْلَى فَأَدْخَلَ رَأْسَهُ فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُحْمَرُّ الْوَجْهِ يَغِطُّ سَاعَةً ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ فَقَالَ ‏"‏ أَيْنَ الَّذِي سَأَلَنِي عَنِ الْعُمْرَةِ آنِفًا ‏"‏ ‏.‏ فَالْتُمِسَ الرَّجُلُ فَجِيءَ بِهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمَّا الطِّيبُ الَّذِي بِكَ فَاغْسِلْهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ وَأَمَّا الْجُبَّةُ فَانْزِعْهَا ثُمَّ اصْنَعْ فِي عُمْرَتِكَ مَا تَصْنَعُ فِي حَجِّكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı; Bize İsmail b. İbrahim anlattı. (H) Ve bize Abd b. Humeyd anlattı; Bize Muhammed b. Bekr haber verdi; Her ikisi de: “İbn Cüreyc bize haber verdi” dediler. (H) Ve bize Ali b. Haşrem anlattı; -lafız ona aittir- Bize İsa, İbn Cüreyc'den haber verdi; [İbn Cüreyc] dedi ki: Bana Ata haber verdi; Safvan b. Ya'la b. Ümeyye ona haber vermiş; Ya'la, Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh'a: “Keşke Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy inerken O'nu görebilsem!” dermiş. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ci'râne'de iken ve üzerinde bir örtü [gölgelik] varken, yanındaki ashabı arasında Ömer de bulunuyordu. Derken O'na üzerinde yün bir cübbe bulunan ve bolca güzel koku sürünmüş bir adam geldi ve: “Ey Allah'ın Resulü! Güzel koku süründükten sonra üzerinde bu cübbe varken umre için ihrama giren bir adam hakkında ne dersiniz?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona bir müddet baktı, sonra sustu. Derken O'na vahiy geldi. Ömer eliyle Ya'la b. Ümeyye'ye: «Gel!» diye işaret etti. Ya'la geldi ve başını [örtünün altına] soktu. Bir de ne görsün; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzü kızarmış ve bir müddet horultuya benzer sesler çıkarıyordu. Sonra vahiy hali O'ndan geçti ve: «Az önce bana umre hakkında soru soran nerede?» buyurdu. Adam arandı ve getirildi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Üzerindeki o güzel kokuyu üç defa yıka, cübbeni de çıkar; sonra haccında ne yapıyorsan umrende de onu yap.»”

1180_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ رَافِعٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ قَيْسًا، يُحَدِّثُ عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ، يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ عَنْ أَبِيهِ، رضى الله عنه أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ بِالْجِعْرَانَةِ قَدْ أَهَلَّ بِالْعُمْرَةِ وَهُوَ مُصَفِّرٌ لِحْيَتَهُ وَرَأْسَهُ وَعَلَيْهِ جُبَّةٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَحْرَمْتُ بِعُمْرَةٍ وَأَنَا كَمَا تَرَى ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ انْزِعْ عَنْكَ الْجُبَّةَ وَاغْسِلْ عَنْكَ الصُّفْرَةَ وَمَا كُنْتَ صَانِعًا فِي حَجِّكَ فَاصْنَعْهُ فِي عُمْرَتِكَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bize Ukbe b. Mükrem el-Ammî ve Muhammed b. Rafi' anlattı; -lafız İbn Rafi'ye aittir- dediler ki: Bize Vehb b. Cerir b. Hazim anlattı; Bize babam anlattı; dedi ki: Kays'ın, Ata'dan; onun Safvan b. Ya'la b. Ümeyye'den; onun da babasından [naklederek] şöyle anlattığını işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ci'râne'de iken O'na bir adam geldi. Sakalını ve başını sarıya boyamış, üzerinde de bir cübbe olduğu halde umre için ihrama girmişti. Şöyle dedi: “Ey Allah'ın Resulü! Gördüğünüz şu halimle umre için ihrama girdim [ne yapayım?]” Şöyle buyurdu: “Cübbeni çıkar, üzerindeki sarılığı yıka ve haccında ne yapıyorsan umrende de onu yap.”

1180_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَلِيٍّ، عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ حَدَّثَنَا رَبَاحُ بْنُ أَبِي مَعْرُوفٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، قَالَ أَخْبَرَنِي صَفْوَانُ بْنُ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَتَاهُ رَجُلٌ عَلَيْهِ جُبَّةٌ بِهَا أَثَرٌ مِنْ خَلُوقٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَحْرَمْتُ بِعُمْرَةٍ فَكَيْفَ أَفْعَلُ فَسَكَتَ عَنْهُ فَلَمْ يَرْجِعْ إِلَيْهِ وَكَانَ عُمَرُ يَسْتُرُهُ إِذَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ يُظِلُّهُ فَقُلْتُ لِعُمَرَ - رضى الله عنه - إِنِّي أُحِبُّ إِذَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ الْوَحْىُ أَنْ أُدْخِلَ رَأْسِي مَعَهُ فِي الثَّوْبِ ‏.‏ فَلَمَّا أُنْزِلَ عَلَيْهِ خَمَّرَهُ عُمَرُ - رضى الله عنه - بِالثَّوْبِ فَجِئْتُهُ فَأَدْخَلْتُ رَأْسِي مَعَهُ فِي الثَّوْبِ فَنَظَرْتُ إِلَيْهِ فَلَمَّا سُرِّيَ عَنْهُ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ السَّائِلُ آنِفًا عَنِ الْعُمْرَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ فَقَالَ ‏"‏ انْزِعْ عَنْكَ جُبَّتَكَ وَاغْسِلْ أَثَرَ الْخَلُوقِ الَّذِي بِكَ وَافْعَلْ فِي عُمْرَتِكَ مَا كُنْتَ فَاعِلاً فِي حَجِّكَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana İshak b. Mansur anlattı; Bize Ebu Ali Ubeydullah b. Abdülmecid haber verdi; Bize Rabah b. Ebi Maruf anlattı; dedi ki: Ata'nın şöyle dediğini işittim: Bana Safvan b. Ya'la, babasından [naklederek] anlattı; dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. O'na üzerinde haluk izi bulunan bir cübbe giymiş bir adam geldi ve: «Ey Allah'ın Resulü! Umre için ihrama girdim; ne yapayım?» dedi. Resulullah sustu ve [bir süre] ona cevap vermedi. Ömer, O'na vahiy indiğinde O'nun üzerini örter ve O'nu gölgelerdi. Ömer radıyallahu anh'a: «Resulullah'a vahiy inerken başımı O'nunla birlikte örtünün altına sokmayı çok isterim» dedim. O'na vahiy inince Ömer radıyallahu anh O'nu örtüyle örttü. Ben de gelip başımı O'nunla birlikte örtünün altına soktum ve O'na baktım. Vahiy hali O'ndan geçtiğinde: «Az önce umre hakkında soru soran nerede?» buyurdu. Adam O'nun yanına kalkıp geldi. Resulullah: «Cübbeni çıkar, üzerindeki haluk izini yıka ve haccında ne yapacaksan umrende de öyle yap» buyurdu.”

1181_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَخَلَفُ بْنُ هِشَامٍ، وَأَبُو الرَّبِيعِ، وَقُتَيْبَةُ، جَمِيعًا عَنْ حَمَّادٍ، - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، - عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - قَالَ وَقَّتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَهْلِ الْمَدِينَةِ ذَا الْحُلَيْفَةِ وَلأَهْلِ الشَّامِ الْجُحْفَةَ وَلأَهْلِ نَجْدٍ قَرْنَ الْمَنَازِلِ وَلأَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمَ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ فَهُنَّ لَهُنَّ وَلِمَنْ أَتَى عَلَيْهِنَّ مِنْ غَيْرِ أَهْلِهِنَّ مِمَّنْ أَرَادَ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ فَمَنْ كَانَ دُونَهُنَّ فَمِنْ أَهْلِهِ وَكَذَا فَكَذَلِكَ حَتَّى أَهْلُ مَكَّةَ يُهِلُّونَ مِنْهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya, Halef b. Hişam, Ebu'r-Rebi' ve Kuteybe anlattı; hepsi Hammad'dan; -Yahya “Hammad b. Zeyd bize haber verdi” dedi- Amr b. Dinar'dan; Tavus'tan; İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine ehli için Zülhuleyfe'yi, Şam ehli için Cuhfe'yi, Necid ehli için Karnü'l-Menâzil'i ve Yemen ehli için Yelemlem'i mikat olarak belirledi. Buyurdu ki: “Buralar, hem oraların ahalisi için hem de buralardan geçip hac ve umre yapmak isteyen başkaları içindir. Kimin [evi] buralardan daha içeride [Mekke'ye daha yakın] ise, onun [mikatı] ailesinin bulunduğu yerdir. Bu böylece devam eder; hatta Mekke ehli de oradan [Mekke'den] ihrama girerler.”

1181_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، بْنُ طَاوُسٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَّتَ لأَهْلِ الْمَدِينَةِ ذَا الْحُلَيْفَةِ وَلأَهْلِ الشَّامِ الْجُحْفَةَ وَلأَهْلِ نَجْدٍ قَرْنَ الْمَنَازِلِ وَلأَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمَ ‏.‏ وَقَالَ ‏ "‏ هُنَّ لَهُمْ وَلِكُلِّ آتٍ أَتَى عَلَيْهِنَّ مِنْ غَيْرِهِنَّ مِمَّنْ أَرَادَ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ وَمَنْ كَانَ دُونَ ذَلِكَ فَمِنْ حَيْثُ أَنْشَأَ حَتَّى أَهْلُ مَكَّةَ مِنْ مَكَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Yahya b. Adem anlattı; Bize Vüheyb anlattı; Bize Abdullah b. Tavus, babasından; o da İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Medine ehli için Zülhuleyfe'yi, Şam ehli için Cuhfe'yi, Necid ehli için Karnü'l-Menâzil'i ve Yemen ehli için Yelemlem'i mikat olarak belirlediğini [rivayet etti]. Buyurdu ki: “Buralar, hem oraların ahalisi için hem de buralardan geçip hac ve umre yapmak isteyen başkaları içindir. Kimin [evi] buralardan daha içeride ise, o [niyet edip] yola çıktığı yerden ihrama girer. Hatta Mekke ehli de Mekke'den [ihrama girerler].”

1182_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يُهِلُّ أَهْلُ الْمَدِينَةِ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ وَأَهْلُ الشَّامِ مِنَ الْجُحْفَةِ وَأَهْلُ نَجْدٍ مِنْ قَرْنٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَبَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَيُهِلُّ أَهْلُ الْيَمَنِ مِنْ يَلَمْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Nafi'den; İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Medine ehli Zülhuleyfe'den, Şam ehli Cuhfe'den ve Necid ehli Karn'dan [telbiye getirip] ihrama girer.” Abdullah [b. Ömer] dedi ki: “Bana ulaştığına göre Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Yemen ehli de Yelemlem'den ihrama girer» buyurmuştur.”

1182_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يُهِلُّ أَهْلُ الْمَدِينَةِ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ وَيُهِلُّ أَهْلُ الشَّامِ مِنَ الْجُحْفَةِ وَيُهِلُّ أَهْلُ نَجْدٍ مِنْ قَرْنٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - وَذُكِرَ لِي - وَلَمْ أَسْمَعْ - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَيُهِلُّ أَهْلُ الْيَمَنِ مِنْ يَلَمْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Züheyr b. Harb ve İbn Ebi Ömer anlattı; İbn Ebi Ömer: “Bize Süfyan anlattı” dedi; Zühri'den; Salim'den; babasından; [naklederek] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu [rivayet etti]: “Medine ehli Zülhuleyfe'den, Şam ehli Cuhfe'den ve Necid ehli Karn'dan ihrama girer.” İbn Ömer radıyallahu anhuma şöyle dedi: “Bana zikredildiğine göre -fakat ben bizzat işitmedim- Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Yemen ehli de Yelemlem'den ihrama girer» buyurmuştur.”

1182_3. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، - رضى الله عنه - عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مُهَلُّ أَهْلِ الْمَدِينَةِ ذُو الْحُلَيْفَةِ وَمُهَلُّ أَهْلِ الشَّامِ مَهْيَعَةُ وَهِيَ الْجُحْفَةُ وَمُهَلُّ أَهْلِ نَجْدٍ قَرْنٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - وَزَعَمُوا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - وَلَمْ أَسْمَعْ ذَلِكَ مِنْهُ - قَالَ ‏"‏ وَمُهَلُّ أَهْلِ الْيَمَنِ يَلَمْلَمُ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Harmele b. Yahya anlattı; Bize İbn Vehb haber verdi; Bana Yunus haber verdi; İbn Şihab'dan; Salim b. Abdullah b. Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh'dan; o babasından; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Medine ehlinin ihrama girme yeri Zülhuleyfe'dir. Şam ehlininki Mehyee'dir ki o Cuhfe'dir. Necid ehlininki ise Karn'dır.” Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma [şöyle] dedi: “İnsanlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in -ben O'ndan bunu bizzat işitmedim- «Yemen ehlinin ihrama girme yeri Yelemlem'dir» dediğini nakletmektedirler.”

1183_1. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، - رضى الله عنهما - يُسْأَلُ عَنِ الْمُهَلِّ، فَقَالَ سَمِعْتُ - ثُمَّ، انْتَهَى فَقَالَ أُرَاهُ يَعْنِي - النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim anlattı; Bize Ravh b. Ubade haber verdi; Bize İbn Cüreyc anlattı; Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi; o Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'ya ihrama girme yerleri [mühel] hakkında sorulduğunu işitmiş. [Cabir]: “İşittim...” dedi; sonra [Ebu'z-Zübeyr] şöyle dedi: “Onu [bu sözüyle] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i kastediyor görüyorum.”

1183_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، كِلاَهُمَا عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ بَكْرٍ، - قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، - أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، - رضى الله عنهما - يُسْأَلُ عَنِ الْمُهَلِّ، فَقَالَ سَمِعْتُ - أَحْسِبُهُ، رَفَعَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم - فَقَالَ ‏ "‏ مُهَلُّ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ وَالطَّرِيقُ الآخَرُ الْجُحْفَةُ وَمُهَلُّ أَهْلِ الْعِرَاقِ مِنْ ذَاتِ عِرْقٍ وَمُهَلُّ أَهْلِ نَجْدٍ مِنْ قَرْنٍ وَمُهَلُّ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ يَلَمْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Muhammed b. Hatim ve Abd b. Humeyd anlattı; her ikisi de Muhammed b. Bekr'den; -Abd “Muhammed bize haber verdi” dedi- Bize İbn Cüreyc haber verdi; Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi; o Cabir b. Abdullah radıyallahu anhuma'ya ihrama girme yerleri hakkında sorulduğunu işitmiş. [Cabir]: “İşittim...” -zannedersem [sözü] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırdı- şöyle buyurdu: “Medine ehlinin ihrama girme yeri Zülhuleyfe'dir; diğer yol [üzerindekiler için] ise Cuhfe'dir. Irak ehlininki Zatü Irk, Necid ehlininki Karn ve Yemen ehlininki Yelemlem'dir.”

1184_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، بْنِ عُمَرَ - رضى الله عنهما - أَنَّ تَلْبِيَةَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - يَزِيدُ فِيهَا لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ بِيَدَيْكَ لَبَّيْكَ وَالرَّغْبَاءُ إِلَيْكَ وَالْعَمَلُ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya et-Temimî anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Nafi'den; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in telbiyesinin şu olduğunu [rivayet etti]: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülke lâ şerîke lek. [Buyur Allah'ım buyur! Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur, buyur! Şüphesiz hamd ve nimet sana aittir, mülk de senindir; senin hiçbir ortağın yoktur.]” Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma buna şunları eklerdi: “Lebbeyk lebbeyke ve sa'deyk, vel-hayru bi-yedeyk, lebbeyke ver-rağbâu ileyke vel-amel. [Buyur, emrine amadeyim; saadet ve hayır senin elindedir. Buyur; her türlü rağbet ve amel ancak sanadır.]”

1184_2. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، وَنَافِعٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ وَحَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، بْنِ عُمَرَ - رضى الله عنهما - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اسْتَوَتْ بِهِ رَاحِلَتُهُ قَائِمَةً عِنْدَ مَسْجِدِ ذِي الْحُلَيْفَةِ أَهَلَّ فَقَالَ ‏ "‏ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - يَقُولُ هَذِهِ تَلْبِيَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ نَافِعٌ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ - رضى الله عنه - يَزِيدُ مَعَ هَذَا لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ بِيَدَيْكَ لَبَّيْكَ وَالرَّغْبَاءُ إِلَيْكَ وَالْعَمَلُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abbad anlattı; Bize Hatim -yani İbn İsmail- anlattı; Musa b. Ukbe'den; Salim b. Abdullah b. Ömer, Abdullah'ın azatlısı Nafi' ve Hamza b. Abdullah'tan; onlar Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dediler ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Zülhuleyfe Mescidi'nin yanında bineği [ayağa kalkıp] üzerine yerleştiğinde telbiye getirerek şöyle derdi: “Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülke lâ şerîke lek.” Onlar: “Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma: «İşte bu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in telbiyesidir» derdi” dediler. Nafi' dedi ki: Abdullah radıyallahu anh buna şunları da eklerdi: “Lebbeyk lebbeyke ve sa'deyk, vel-hayru bi-yedeyk, lebbeyke ver-rağbâu ileyke vel-amel.”

1184_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدٍ - عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - قَالَ تَلَقَّفْتُ التَّلْبِيَةَ مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِهِمْ ‏.‏

Ve bize Muhammed b. el-Müsenna anlattı; Bize Yahya -yani İbn Said- anlattı; Ubeydullah'tan; bana Nafi' haber verdi; İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: “Ben telbiyeyi bizzat Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ağzından belledim.” Sonra [diğer ravilerin] hadisinin mislini zikretti.

1184_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ فَإِنَّ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَخْبَرَنِي عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُهِلُّ مُلَبِّدًا يَقُولُ ‏ "‏ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ لاَ يَزِيدُ عَلَى هَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ ‏.‏ وَإِنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ - رضى الله عنهما - كَانَ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْكَعُ بِذِي الْحُلَيْفَةِ رَكْعَتَيْنِ ‏.‏ ثُمَّ إِذَا اسْتَوَتْ بِهِ النَّاقَةُ قَائِمَةً عِنْدَ مَسْجِدِ الْحُلَيْفَةِ أَهَلَّ بِهَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - يَقُولُ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - رضى الله عنه - يُهِلُّ بِإِهْلاَلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ هَؤُلاَءِ الْكَلِمَاتِ وَيَقُولُ لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ فِي يَدَيْكَ لَبَّيْكَ وَالرَّغْبَاءُ إِلَيْكَ وَالْعَمَلُ ‏.‏

Ve bana Harmele b. Yahya anlattı; Bize İbn Vehb haber verdi; Bana Yunus haber verdi; İbn Şihab'dan; [naklederek] dedi ki: Salim b. Abdullah b. Ömer bana babasından haber verdi; o [şöyle] demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i başının saçlarını [tozdan korunması için] birbirine yapıştırmış bir halde şöyle telbiye getirirken işittim: «Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ven-ni'mete leke vel-mülke lâ şerîke lek.» Bu kelimelere başka bir şey eklemezdi.” Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma derdi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Zülhuleyfe'de iki rekat namaz kılardı. Sonra devesi Zülhuleyfe Mescidi'nin yanında doğrulup üzerine yerleştiğinde bu kelimelerle telbiye getirirdi.” Yine Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma şöyle derdi: “Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu kelimeleriyle telbiye getirir ve ayrıca şunu söylerdi: «Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke ve sa'deyk, vel-hayru fî yedeyk, lebbeyke ver-rağbâu ileyke vel-amel.»”

1185. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، - يَعْنِي ابْنَ عَمَّارٍ - حَدَّثَنَا أَبُو زُمَيْلٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - قَالَ كَانَ الْمُشْرِكُونَ يَقُولُونَ لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ - قَالَ - فَيَقُولُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ وَيْلَكُمْ قَدْ قَدْ ‏"‏ ‏.‏ فَيَقُولُونَ إِلاَّ شَرِيكًا هُوَ لَكَ تَمْلِكُهُ وَمَا مَلَكَ ‏.‏ يَقُولُونَ هَذَا وَهُمْ يَطُوفُونَ بِالْبَيْتِ ‏.‏

Bana Abbas b. Abdülazim el-Anberi anlattı; Bize en-Nadr b. Muhammed el-Yemami anlattı; Bize İkrime -yani İbn Ammar- anlattı; Bize Ebu Zümeyl, İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan anlattı; [naklederek] dedi ki: Müşrikler telbiye getirirken: “Lebbeyk lâ şerîke lek [Buyur, senin hiçbir ortağın yoktur]” derlerdi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yazıklar olsun size! Burada durun, burada durun! [Daha ötesini söylemeyin!]” buyururdu. Fakat onlar: “Ancak senin olan bir ortak müstesna; Sen ona da onun sahip olduklarına da sahipsin [o ise bizzat sana aittir]” diyerek devam ederlerdi. Bunu Beytullah'ı tavaf ederken söylerlerdi.

1186_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمِ، بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَاهُ، - رضى الله عنه - يَقُولُ بَيْدَاؤُكُمْ هَذِهِ الَّتِي تَكْذِبُونَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهَا مَا أَهَلَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ مِنْ عِنْدِ الْمَسْجِدِ يَعْنِي ذَا الْحُلَيْفَةِ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Musa b. Ukbe'den; Salim b. Abdullah'tan; o babasını şöyle derken işitmiş: “Şu Beydâ denilen yer var ya; siz orada Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem adına [yanılarak] yanlış bilgi veriyorsunuz. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem oradan değil, ancak mescidin yanından -yani Zülhuleyfe'den- ihrama girmişti.”

1186_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ مُوسَى بْنِ، عُقْبَةَ عَنْ سَالِمٍ، قَالَ كَانَ ابْنُ عُمَرَ - رضى الله عنهما - إِذَا قِيلَ لَهُ الإِحْرَامُ مِنَ الْبَيْدَاءِ قَالَ الْبَيْدَاءُ الَّتِي تَكْذِبُونَ فِيهَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أَهَلَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ مِنْ عِنْدِ الشَّجَرَةِ حِينَ قَامَ بِهِ بَعِيرُهُ ‏.‏

Ve bunu bize Kuteybe b. Said anlattı; Bize Hatim -yani İbn İsmail- anlattı; Musa b. Ukbe'den; Salim'den; dedi ki: İbn Ömer radıyallahu anhuma'ya ne zaman: “İhram Beydâ'dandır” denilse, o şöyle derdi: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem adına [yanılarak] yanlış bilgi verdiğiniz o Beydâ var ya; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ancak devesi O'nunla ayağa kalktığında o ağacın [Mescid-i Şecere'nin] yanından ihrama girmişti.”

1187_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ جُرَيْجٍ، أَنَّهُ قَالَ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ رَأَيْتُكَ تَصْنَعُ أَرْبَعًا لَمْ أَرَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِكَ يَصْنَعُهَا ‏.‏ قَالَ مَا هُنَّ يَا ابْنَ جُرَيْجٍ قَالَ رَأَيْتُكَ لاَ تَمَسُّ مِنَ الأَرْكَانِ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ وَرَأَيْتُكَ تَلْبَسُ النِّعَالَ السِّبْتِيَّةَ وَرَأَيْتُكَ تَصْبُغُ بِالصُّفْرَةِ وَرَأَيْتُكَ إِذَا كُنْتَ بِمَكَّةَ أَهَلَّ النَّاسُ إِذَا رَأَوُا الْهِلاَلَ وَلَمْ تُهْلِلْ أَنْتَ حَتَّى يَكُونَ يَوْمُ التَّرْوِيَةِ ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ أَمَّا الأَرْكَانُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمَسُّ إِلاَّ الْيَمَانِيَيْنِ وَأَمَّا النِّعَالُ السِّبْتِيَّةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلْبَسُ النِّعَالَ الَّتِي لَيْسَ فِيهَا شَعَرٌ وَيَتَوَضَّأُ فِيهَا فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَلْبَسَهَا وَأَمَّا الصُّفْرَةُ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْبَغُ بِهَا فَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَصْبَغَ بِهَا وَأَمَّا الإِهْلاَلُ فَإِنِّي لَمْ أَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُهِلُّ حَتَّى تَنْبَعِثَ بِهِ رَاحِلَتُهُ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Said b. Ebi Said el-Makburî'den; Ubeyd b. Cüreyc'den; o Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'ya şöyle demiştir: “Ey Ebu Abdurrahman! Ben seni dört şeyi yaparken gördüm ki, senin arkadaşlarından hiç kimsenin bunları yaptığını görmedim.” [İbn Ömer]: “Ey İbn Cüreyc, onlar nedir?” diye sordu. [Ubeyd]: “Senin [Kabe'deki] rükünlerden sadece iki Yemani rüknüne dokunduğunu görüyorum. Senin tüysüz [tabaklanmış] deriden terlikler [sibtiyye nalınları] giydiğini görüyorum. Senin sarı renge boyandığını görüyorum. Ve senin Mekke'deyken, insanlar hilali görünce ihrama girdikleri halde, Terviye günü gelinceye kadar ihrama girmediğini görüyorum” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Ömer şöyle dedi: “Rükünlere gelince; ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in iki Yemani rüknünden başkasına dokunduğunu görmedim. Tüysüz deriden nalınlara gelince; ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerinde tüy bulunmayan nalınlar giydiğini ve onlarla abdest aldığını gördüm; bu yüzden ben de onları giymeyi seviyorum. Sarı renge gelince; ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in onunla boyandığını gördüm; bu yüzden ben de onunla boyanmayı seviyorum. İhrama girmeye [telbiyeye] gelince; ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ancak bineği kendisiyle birlikte harekete geçinceye kadar telbiye getirmediğini görmedim.”

1187_2. Hadis

حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي أَبُو صَخْرٍ، عَنِ ابْنِ قُسَيْطٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ حَجَجْتُ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ - رضى الله عنهما - بَيْنَ حَجٍّ وَعُمْرَةٍ ثِنْتَىْ عَشْرَةَ مَرَّةً فَقُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ لَقَدْ رَأَيْتُ مِنْكَ أَرْبَعَ خِصَالٍ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِهَذَا الْمَعْنَى إِلاَّ فِي قِصَّةِ الإِهْلاَلِ فَإِنَّهُ خَالَفَ رِوَايَةَ الْمَقْبُرِيِّ فَذَكَرَهُ بِمَعْنًى سِوَى ذِكْرِهِ إِيَّاهُ ‏.‏

Bana Harun b. Said el-Eylî anlattı; Bize İbn Vehb anlattı; Bana Ebu Sahr, İbn Kusayt'tan anlattı; o Ubeyd b. Cüreyc'den; dedi ki: “Abdullah b. Ömer b. el-Hattab radıyallahu anhuma ile birlikte hac ve umre olarak on iki defa bulundum. Ona: «Ey Ebu Abdurrahman! Senden dört haslet gördüm...» dedim.” Sonra hadisi [öncekiyle] aynı manada aktardı; ancak ihrama girme kıssasında el-Makburî'nin rivayetinden farklı olarak onu başka bir manada zikretti.

1187_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا وَضَعَ رِجْلَهُ فِي الْغَرْزِ وَانْبَعَثَتْ بِهِ رَاحِلَتُهُ قَائِمَةً أَهَلَّ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ ‏.‏

Ve bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe anlattı; Bize Ali b. Müshir, Ubeydullah'tan anlattı; o Nafi'den; o da İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağını bineğin üzengisine koyduğunda ve bineği ayağa kalkıp O'nunla birlikte harekete geçtiğinde Zülhuleyfe'den telbiye getirdi.

1187_4. Hadis

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - أَنَّهُ كَانَ يُخْبِرُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَهَلَّ حِينَ اسْتَوَتْ بِهِ نَاقَتُهُ قَائِمَةً ‏.‏

Bana Harun b. Abdullah anlattı; Bize Haccac b. Muhammed anlattı; dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Bana Salih b. Keysan haber verdi; Nafi'den; İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] o şöyle haber verirdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, devesi O'nunla birlikte ayağa kalkıp doğrulduğunda telbiye getirdi.

1187_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّأَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ - رضى الله عنهما - قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكِبَ رَاحِلَتَهُ بِذِي الْحُلَيْفَةِ ثُمَّ يُهِلُّ حِينَ تَسْتَوِي بِهِ قَائِمَةً ‏

Ve bana Harmele b. Yahya anlattı; Bize İbn Vehb haber verdi; Bana Yunus haber verdi; İbn Şihab'dan; [Salim'in] ona haber verdiğine göre; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i Zülhuleyfe'de bineğine binerken gördüm; sonra bineği O'nunla birlikte ayağa kalkıp doğrulduğunda telbiye getirirdi.”

1188. Hadis

وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالَ أَحْمَدُ حَدَّثَنَا وَقَالَ، حَرْمَلَةُ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - أَنَّهُ قَالَ بَاتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذِي الْحُلَيْفَةِ مَبْدَأَهُ وَصَلَّى فِي مَسْجِدِهَا ‏.‏

Ve bana Harmele b. Yahya ve Ahmed b. İsa anlattı; -Ahmed “bize anlattı” dedi, Harmele ise “bize haber verdi” dedi- İbn Vehb haber verdi; Bana Yunus haber verdi; İbn Şihab'dan; Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer ona haber vermiş; o Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'dan; [naklederek] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [yolculuğuna] başladığında Zülhuleyfe'de gecelemiş ve oranın mescidinde namaz kılmıştı.

1189_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُرْمِهِ حِينَ أَحْرَمَ وَلِحِلِّهِ قَبْلَ أَنْ يَطُوفَ بِالْبَيْتِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abbad anlattı; Bize Süfyan haber verdi; Zühri'den; Urve'den; Aişe radıyallahu anha'dan; o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihrama girdiğinde ihramı için, [ihramdan çıkarken de] Beytullah'ı tavaf etmeden önce ihramdan çıkışı için O'na bizzat güzel koku sürdüm.”

1189_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا أَفْلَحُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِي لِحُرْمِهِ حِينَ أَحْرَمَ وَلِحِلِّهِ حِينَ أَحَلَّ قَبْلَ أَنْ يَطُوفَ بِالْبَيْتِ‏.‏

Ve bize Abdullah b. Mesleme b. Ka'neb anlattı; Bize Eflah b. Humeyd anlattı; el-Kasım b. Muhammed'den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha'dan; o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihrama girdiğinde ihramı için, ihramdan çıktığında da Beytullah'ı tavaf etmeden önce ihramdan çıkışı için O'na kendi ellerimle güzel koku sürdüm.”

1189_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لإِحْرَامِهِ قَبْلَ أَنْ يُحْرِمَ وَلِحِلِّهِ قَبْلَ أَنْ يَطُوفَ بِالْبَيْتِ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Malik'e okudum; Abdurrahman b. el-Kasım'dan; o babasından; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] dedi ki: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihramı için henüz ihrama girmeden önce ve ihramdan çıkışı için Beytullah'ı tavaf etmeden önce güzel koku sürerdim.”

1189_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحِلِّهِ وَلِحِرْمِهِ‏.‏

Bize İbn Nümeyr anlattı; Bize babam anlattı; Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı; dedi ki: Kasım'ın, Aişe radıyallahu anha'dan naklederek şöyle dediğini işittim: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihramdan çıkışı için de, ihrama girişi için de güzel koku sürdüm.”

1189_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُرْوَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ عُرْوَةَ، وَالْقَاسِمَ، يُخْبِرَانِ عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِي بِذَرِيرَةٍ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ لِلْحِلِّ وَالإِحْرَامِ ‏.‏

Ve bana Muhammed b. Hatim ve Abd b. Humeyd anlattı; Abd “bize haber verdi” dedi, İbn Hatim ise “bize anlattı” dedi; Bize Muhammed b. Bekr anlattı; Bize İbn Cüreyc haber verdi; Bana Ömer b. Abdillah b. Urve haber verdi; o Urve ve Kasım'ın, Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle haber verdiklerini işitmiş: “Veda Haccı'nda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihramdan çıkışı ve ihrama girişi için kendi ellerimle zerîre [güzel kokulu bir toz] sürdüm.”

1189_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، - حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ - رضى الله عنها - بِأَىِّ شَىْءٍ طَيَّبْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ حِرْمِهِ قَالَتْ بِأَطْيَبِ الطِّيبِ‏.‏

Ve bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattı; her ikisi de İbn Uyeyne'den; -Züheyr “Süfyan bize anlattı” dedi- Bize Osman b. Urve anlattı; babasından; [naklederek] dedi ki: Aişe radıyallahu anha'ya: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ihrama girerken hangi kokuyla koku sürdün?” diye sordum. [Aişe]: “En güzel kokuyla” dedi.

1189_7. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ سَمِعْتُ عُرْوَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَطْيَبِ مَا أَقْدِرُ عَلَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُحْرِمَ ثُمَّ يُحْرِمُ ‏.‏

Ve bunu bize Ebu Küreyb anlattı; Bize Ebu Usame, Hişam'dan anlattı; o Osman b. Urve'den; dedi ki: Urve'nin, Aişe radıyallahu anha'dan naklederek şöyle dediğini işitmiş: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihrama girmeden önce bulabildiğim en güzel kokuyla koku sürerdim; sonra ihrama girerdi.”

1189_8. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ، عَنْ أَبِي الرِّجَالِ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُرْمِهِ حِينَ أَحْرَمَ وَلِحِلِّهِ قَبْلَ أَنْ يُفِيضَ بِأَطْيَبِ مَا وَجَدْتُ ‏.‏

Ve bize Muhammed b. Rafi' anlattı; Bize İbn Ebi Füdeyk anlattı; Bize ed-Dahhak haber verdi; Ebu'r-Rical'den; annesinden; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihrama girerken ihramı için ve [Kabe'yi] tavaf etmeden önce ihramdan çıkışı için bulabildiğim en güzel kokuyla koku sürdüm.”

1190_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَسَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَأَبُو الرَّبِيعِ، وَخَلَفُ بْنُ هِشَامٍ، وَقُتَيْبَةُ، بْنُ سَعِيدٍ قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفْرِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ خَلَفٌ وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏ وَلَكِنَّهُ قَالَ وَذَاكَ طِيبُ إِحْرَامِهِ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya, Said b. Mansur, Ebu'r-Rebi', Halef b. Hişam ve Kuteybe b. Said anlattı; Yahya “bize haber verdi” dedi, diğerleri ise “bize anlattı” dediler; Hammad b. Zeyd'den; Mansur'dan; İbrahim'den; Esved'den; Aişe radıyallahu anha'dan; o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlıyken, başının saç ayrımındaki kokunun parıltısını sanki şu an görüyor gibiyim.” [Ravi] Halef “ihramlıyken” demedi; ancak: “Bu onun ihram kokusu idi” dedi.

1190_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ لَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفَارِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُهِلُّ ‏.‏

Ve bize Yahya b. Yahya, Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Küreyb anlattı; Yahya “bize haber verdi” dedi, diğer ikisi ise “bize anlattı” dediler; Ebu Muaviye'den; A'meş'den; İbrahim'den; Esved'den; Aişe radıyallahu anha'dan; o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem telbiye getirirken [ihrama girmişken], başının saç ayırımlarındaki kokunun parıltısını sanki şu an görüyor gibiyim.”

1190_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفَارِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُلَبِّي‏.‏

Ve bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Züheyr b. Harb ve Ebu Said el-Eşecc anlattı; dediler ki: Bize Veki' anlattı; Bize A'meş anlattı; Ebu'd-Duha'dan; Mesruk'tan; Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem telbiye getirirken, başının saç ayırımlarındaki kokunun parıltısını sanki şu an görüyor gibiyim.”

1190_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، وَعَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ لَكَأَنِّي أَنْظُرُ ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ وَكِيعٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Yunus anlattı; Bize Züheyr anlattı; Bize A'meş anlattı; İbrahim'den; Esved'den; ve Müslim'den; o da Mesruk'tan; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] dedi ki: “Sanki şu an görüyor gibiyim...” [Diyerek] Veki'nin hadisinin mislini zikretti.

1190_5. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ، يُحَدِّثُ عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ كَأَنَّمَا أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفَارِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏

Ve bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar anlattı; dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı; Bize Şu'be anlattı; Hakem'den; dedi ki: İbrahim'in, Esved'den; onun da Aişe radıyallahu anha'dan [naklederek] şöyle dediğini işittim: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlıyken, başının saç ayırımlarındaki kokunun parıltısını sanki şu an görüyor gibiyim.”

1190_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ إِنْ كُنْتُ لأَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الطِّيبِ فِي مَفَارِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏

Bize İbn Nümeyr anlattı; Bize babam anlattı; Bize Malik b. Miğvel, Abdurrahman b. el-Esved'den anlattı; o babasından; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlıyken, başının saç ayırımlarındaki kokunun parıltısına bakıp dururdum.”

1190_7. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، - وَهُوَ السَّلُولِيُّ - حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، - وَهُوَ ابْنُ إِسْحَاقَ بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ السَّبِيعِيُّ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي، إِسْحَاقَ سَمِعَ ابْنَ الأَسْوَدِ، يَذْكُرُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ أَنْ يُحْرِمَ يَتَطَيَّبُ بِأَطْيَبِ مَا يَجِدُ ثُمَّ أَرَى وَبِيصَ الدُّهْنِ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ بَعْدَ ذَلِكَ ‏.‏

Ve bana Muhammed b. Hatim anlattı; Bana İshak b. Mansur -ki o es-Selûlî'dir- anlattı; Bize İbrahim b. Yusuf -ki o İshak b. Ebi İshak es-Sebîî'nin oğludur- anlattı; babasından; Ebu İshak'tan; o İbnü'l-Esved'i babasından [naklederken] işitmiş; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] o şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihrama girmek istediğinde bulabildiği en güzel kokuyla koku sürünürdü. Sonra ben, O'nun başındaki ve sakalındaki o yağın parıltısını bundan sonra [ihramdayken] görürdüm.”

1190_8. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ الْمِسْكِ فِي مَفْرِقِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said anlattı; Bize Abdülvahid anlattı; el-Hasan b. Ubeydullah'tan; Bize İbrahim anlattı; Esved'den; o şöyle demiştir: Aişe radıyallahu anha: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlıyken, başının saç ayrımındaki miskin parıltısını sanki şu an görüyor gibiyim” dedi.

1190_9. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ مِثْلَهُ ‏.‏

Ve bunu bize İshak b. İbrahim anlattı; Bize ed-Dahhak b. Mahled Ebu Asım haber verdi; Bize Süfyan, el-Hasan b. Ubeydullah'tan anlattı; bu isnadla; mislini [nakletti].

1191. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَيَعْقُوبُ الدَّوْرَقِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ يُحْرِمَ وَيَوْمَ النَّحْرِ قَبْلَ أَنْ يَطُوفَ بِالْبَيْتِ بِطِيبٍ فِيهِ مِسْكٌ ‏.‏

Ve bana Ahmed b. Menî' ve Yakub ed-Devrakî anlattı; dediler ki: Bize Huşeym anlattı; Bize Mansur, Abdurrahman b. el-Kasım'dan haber verdi; o babasından; o da Aişe radıyallahu anha'dan; [naklederek] o şöyle demiştir: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e, ihrama girmeden önce ve Kurban Bayramı günü Beytullah'ı tavaf etmeden önce içinde misk bulunan bir koku sürerdim.”

1192_1. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَأَبُو كَامِلٍ جَمِيعًا عَنْ أَبِي عَوَانَةَ، - قَالَ سَعِيدٌ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، - عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْتَشِرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ - رضى الله عنهما - عَنِ الرَّجُلِ، يَتَطَيَّبُ ثُمَّ يُصْبِحُ مُحْرِمًا فَقَالَ مَا أُحِبُّ أَنْ أُصْبِحَ مُحْرِمًا أَنْضَخُ طِيبًا لأَنْ أَطَّلِيَ بِقَطِرَانٍ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَفْعَلَ ذَلِكَ ‏.‏ فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ - رضى الله عنها - فَأَخْبَرْتُهَا أَنَّ ابْنَ عُمَرَ قَالَ مَا أُحِبُّ أَنْ أُصْبِحَ مُحْرِمًا أَنْضَخُ طِيبًا لأَنْ أَطَّلِيَ بِقَطِرَانٍ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَفْعَلَ ذَلِكَ ‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ أَنَا طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ إِحْرَامِهِ ثُمَّ طَافَ فِي نِسَائِهِ ثُمَّ أَصْبَحَ مُحْرِمًا ‏.‏

Bize Saîd b. Mansûr ve Ebû Kâmil hep birden Ebû Avâne'den rivayet ettiler. Saîd: Bize Ebû Avâne, İbrahim b. Muhammed b. el-Münteşir'den anlattı dedi. O babasından (nakletti; babası) şöyle demiştir: Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhümâ'ya; (güzel koku) sürünüp sonra cünüp/muhrim olarak sabahlayan adamın durumunu sordum. (İbn Ömer): "Koku saçarak muhrim olarak sabahlamaktansa, üzerime katran sürülmesini daha çok severim." dedi. Bunun üzerine Âişe radıyallâhu anhâ'nın yanına girip İbn Ömer'in: "Koku saçarak muhrim olarak sabahlamaktansa, üzerime katran sürülmesini daha çok severim." dediğini ona haber verdim. Âişe (şöyle) dedi: "Ben, ihrama girerken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e güzel koku sürdüm. Sonra kadınlarını (eşlerini) dolaştı (ziyaret etti), sonra da muhrim olarak sabahladı."

1192_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْتَشِرِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ كُنْتُ أُطَيِّبُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَطُوفُ عَلَى نِسَائِهِ ثُمَّ يُصْبِحُ مُحْرِمًا يَنْضَخُ طِيبًا ‏.‏

Bize Yahyâ b. Habîb el-Hârisî anlattı; bize Hâlid —yani İbnü'l-Hâris— anlattı; bize Şu'be anlattı; İbrahim b. Muhammed b. el-Münteşir'den; dedi ki: Babamı Âişe radıyallâhu anhâ'dan (anlatırken) işittim; (Âişe) şöyle demiştir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e güzel koku sürerdim; sonra kadınlarını (eşlerini) dolaşırdı; sonra da [üzerinden] koku saçarak muhrim olarak sabahlardı."

1192_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ مِسْعَرٍ، وَسُفْيَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ، الْمُنْتَشِرِ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - يَقُولُ لأَنْ أُصْبِحَ مُطَّلِيًا بِقَطِرَانٍ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أُصْبِحَ مُحْرِمًا أَنْضَخُ طِيبًا - قَالَ - فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ - رضى الله عنها - فَأَخْبَرْتُهَا بِقَوْلِهِ فَقَالَتْ طَيَّبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَطَافَ فِي نِسَائِهِ ثُمَّ أَصْبَحَ مُحْرِمًا ‏.‏

Bize Ebû Küreyb de anlattı; bize Vekî' anlattı; Mis'ar ve Süfyan'dan; İbrahim b. Muhammed b. el-Münteşir'den; o da babasından (naklen rivayet etti); dedi ki: İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'yı (şöyle) derken işittim: "Üzerime katran sürülmüş olarak sabahlamayı, koku saçarak muhrim olarak sabahlamaktan daha çok severim." (Ravi) dedi ki: Âişe radıyallâhu anhâ'nın yanına girdim; ona onun (İbn Ömer'in) sözünü haber verdim; dedi ki: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e güzel koku sürdüm; sonra kadınlarını (eşlerini) dolaştı; sonra da muhrim olarak sabahladı."

1193_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ، عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ اللَّيْثِيِّ، أَنَّهُ أَهْدَى لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِمَارًا وَحْشِيًّا وَهُوَ بِالأَبْوَاءِ - أَوْ بِوَدَّانَ - فَرَدَّهُ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَلَمَّا أَنْ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا فِي وَجْهِي قَالَ ‏ "‏ إِنَّا لَمْ نَرُدَّهُ عَلَيْكَ إِلاَّ أَنَّا حُرُمٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e; İbn Şihâb'dan; Ubeydullah b. Abdillâh'tan; İbn Abbas'tan; Sa'b b. Cessâme el-Leysî'den (naklen) okudum ki: Kendisi, Ebvâ'da —veya Veddân'da— bulunduğu sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir yaban eşeği hediye etmiş; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de onu kendisine geri çevirmiş. (Sa'b) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem benim yüzümdeki (hoşnutsuzluğu) görünce: "Biz onu sana ancak muhrim (ihramlı) olduğumuz için geri çevirdik." buyurdu.

1193_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَمُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، وَقُتَيْبَةُ، جَمِيعًا عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، ح وَحَدَّثَنَا حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ أَهْدَيْتُ لَهُ حِمَارَ وَحْشٍ ‏.‏ كَمَا قَالَ مَالِكٌ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ اللَّيْثِ وَصَالِحٍ أَنَّ الصَّعْبَ بْنَ جَثَّامَةَ أَخْبَرَهُ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Muhammed b. Rumh ve Kuteybe hep birden el-Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (H) Bize Abd b. Humeyd de anlattı; bize Abdürrezzâk haber verdi; bize Ma'mer haber verdi. (H) Bize Hasan el-Hulvânî de anlattı; bize Ya'kub anlattı; bize babam anlattı; Sâlih'ten; bunların hepsi Zührî'den bu isnad ile: "Ona bir yaban eşeği hediye ettim" (şeklinde naklettiler). (Bu rivayetler) Mâlik'in dediği gibidir. Leys ve Sâlih'in hadisinde, Sa'b b. Cessâme'nin ona (İbn Abbas'a) haber verdiği (belirtilmektedir).

1193_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، بْنُ عُيَيْنَةَ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ أَهْدَيْتُ لَهُ مِنْ لَحْمِ حِمَارِ وَحْشٍ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Amr en-Nâkid de anlattılar; dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne anlattı; Zührî'den bu isnad ile (Sa'b'ın şöyle) dediğini (nakletti): "Ona yaban eşeği etinden hediye ettim."

1194_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - قَالَ أَهْدَى الصَّعْبُ بْنُ جَثَّامَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِمَارَ وَحْشٍ وَهُوَ مُحْرِمٌ فَرَدَّهُ عَلَيْهِ وَقَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنَّا مُحْرِمُونَ لَقَبِلْنَاهُ مِنْكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb de anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; el-A'meş'ten; Habîb b. Ebî Sâbit'ten; Saîd b. Cübeyr'den; İbn Abbas'tan; (İbn Abbas) dedi ki: Sa'b b. Cessâme, muhrim (ihramlı) iken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir yaban eşeği hediye etti; (Nebi) de onu kendisine geri çevirdi ve: "Eğer muhrim (ihramlı) olmasaydık, onu senden kabul ederdik." buyurdu.

1194_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ مَنْصُورًا، يُحَدِّثُ عَنِ الْحَكَمِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حَبِيبٍ، جَمِيعًا عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - فِي رِوَايَةِ مَنْصُورٍ عَنِ الْحَكَمِ أَهْدَى الصَّعْبُ بْنُ جَثَّامَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رِجْلَ حِمَارِ وَحْشٍ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ شُعْبَةَ عَنِ الْحَكَمِ عَجُزَ حِمَارِ وَحْشٍ يَقْطُرُ دَمًا ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ شُعْبَةَ عَنْ حَبِيبٍ أُهْدِيَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شِقُّ حِمَارِ وَحْشٍ فَرَدَّهُ ‏.‏

Onu bize Yahyâ b. Yahyâ da rivayet etti; bize el-Mu'temir b. Süleyman haber verdi; dedi ki: Mansûr'u, Hakem'den anlatırken işittim. (H) Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr da anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Hakem'den anlattı. (H) Bize Ubeydullah b. Muâz da anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be, Habîb'den anlattı; bunların hepsi Saîd b. Cübeyr'den; İbn Abbas radıyallâhu anhümâ'dan (naklen rivayet ettiler). Mansûr'un Hakem'den rivayetinde: "Sa'b b. Cessâme, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir yaban eşeği bacağı hediye etti." (denilmiştir). Şu'be'nin Hakem'den rivayetinde: "Kan damlayan bir yaban eşeği sağrısı (arka kısmı)." (ifadesi yer almaktadır). Şu'be'nin Habîb'den rivayetinde ise: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir yaban eşeği yarısı hediye edildi de (Nebi) onu geri çevirdi." (şeklindedir).

1195. Hadis

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - قَالَ قَدِمَ زَيْدُ بْنُ أَرْقَمَ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ يَسْتَذْكِرُهُ كَيْفَ أَخْبَرْتَنِي عَنْ لَحْمِ صَيْدٍ أُهْدِيَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ حَرَامٌ قَالَ قَالَ أُهْدِيَ لَهُ عُضْوٌ مِنْ لَحْمِ صَيْدٍ فَرَدَّهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّا لاَ نَأْكُلُهُ إِنَّا حُرُمٌ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb de anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; İbn Cüreyc'den; dedi ki: Hasan b. Müslim bana haber verdi; Tâvûs'tan; İbn Abbas radıyallâhu anhümâ'dan; (İbn Abbas) dedi ki: Zeyd b. Erkam (Mekke'ye) geldi. Abdullah b. Abbas ona (konuyu) hatırlatmak üzere: "İhramda iken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e hediye edilen av eti hakkında bana nasıl haber vermiştin?" dedi. (Zeyd) dedi ki: "Ona bir av eti parçası hediye edildi de o onu geri çevirdi ve: 'Biz onu yemeyiz; çünkü biz muhrimiz (ihramlıyız).' buyurdu."

1196_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي، عُمَرَ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ كَيْسَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا قَتَادَةَ، يَقُولُ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْقَاحَةِ فَمِنَّا الْمُحْرِمُ وَمِنَّا غَيْرُ الْمُحْرِمِ إِذْ بَصُرْتُ بِأَصْحَابِي يَتَرَاءَوْنَ شَيْئًا فَنَظَرْتُ فَإِذَا حِمَارُ وَحْشٍ ‏.‏ فَأَسْرَجْتُ فَرَسِي وَأَخَذْتُ رُمْحِي ثُمَّ رَكِبْتُ فَسَقَطَ مِنِّي سَوْطِي فَقُلْتُ لأَصْحَابِي وَكَانُوا مُحْرِمِينَ نَاوِلُونِي السَّوْطَ ‏.‏ فَقَالُوا وَاللَّهِ لاَ نُعِينُكَ عَلَيْهِ بِشَىْءٍ ‏.‏ فَنَزَلْتُ فَتَنَاوَلْتُهُ ثُمَّ رَكِبْتُ فَأَدْرَكْتُ الْحِمَارَ مِنْ خَلْفِهِ وَهُوَ وَرَاءَ أَكَمَةٍ فَطَعَنْتُهُ بِرُمْحِي فَعَقَرْتُهُ فَأَتَيْتُ بِهِ أَصْحَابِي فَقَالَ بَعْضُهُمْ كُلُوهُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَأْكُلُوهُ ‏.‏ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَمَامَنَا فَحَرَّكْتُ فَرَسِي فَأَدْرَكْتُهُ فَقَالَ ‏ "‏ هُوَ حَلاَلٌ فَكُلُوهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Süfyan anlattı; Sâlih b. Keysân'dan. (H) Bize İbn Ebî Ömer de anlattı —lafız onundur—; bize Süfyan anlattı; bize Sâlih b. Keysân anlattı; dedi ki: Ebû Katâde'nin azatlısı Ebû Muhammed'i (şöyle) derken işittim: Ebû Katâde'yi (şöyle) derken işittim: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yola çıktık. Nihayet Kâha mevkisine vardığımızda; bizden kimimiz muhrim (ihramlı), kimimiz ise muhrim değildi. O sırada arkadaşlarımın bir şeye bakıştıklarını gördüm. Bir baktım ki bir yaban eşeği! Hemen atımı eyerledim, mızrağımı aldım ve bindim. Kamçım (yere) düştü. (Hepsi de) muhrim olan arkadaşlarıma: 'Kamçıyı bana uzatın!' dedim. Onlar: 'Vallahi (avlanmana) herhangi bir şeyle sana yardımcı olmayız.' dediler. Bunun üzerine (atımdan) indim, onu (kamçıyı) kendim aldım, sonra (tekrar) bindim. Yaban eşeğine bir tepenin arkasındayken arkasından yetiştim. Onu mızrağımla vurup yere serdim (yaraladım). Onu arkadaşlarıma getirdim. Bazıları: 'Onu yiyin!' dedi; bazıları ise: 'Onu yemeyin!' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem önümüzde (ilerlemekte) idi. Atımı hızlandırıp ona yetiştim. (Nebi): 'O helaldir, onu yiyin!' buyurdu."

1196_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ نَافِعٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، - رضى الله عنه - أَنَّهُ كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كَانَ بِبَعْضِ طَرِيقِ مَكَّةَ تَخَلَّفَ مَعَ أَصْحَابٍ لَهُ مُحْرِمِينَ وَهُوَ غَيْرُ مُحْرِمٍ فَرَأَى حِمَارًا وَحْشِيًّا فَاسْتَوَى عَلَى فَرَسِهِ فَسَأَلَ أَصْحَابَهُ أَنْ يُنَاوِلُوهُ سَوْطَهُ فَأَبَوْا عَلَيْهِ فَسَأَلَهُمْ رُمْحَهُ فَأَبَوْا عَلَيْهِ فَأَخَذَهُ ثُمَّ شَدَّ عَلَى الْحِمَارِ فَقَتَلَهُ فَأَكَلَ مِنْهُ بَعْضُ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبَى بَعْضُهُمْ فَأَدْرَكُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلُوهُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا هِيَ طُعْمَةٌ أَطْعَمَكُمُوهَا اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e okudum. (H) Bize Kuteybe de Mâlik'ten (kendisine okunan hadisler içinde) rivayet etti. (Mâlik); Ebü'n-Nadr'dan; Ebû Katâde'nin azatlısı Nâfi'den; Ebû Katâde radıyallâhu anh'dan (naklettiğine göre); kendisi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydi. Nihayet Mekke yolunun bir kısmına (önde gidenlerden geri kalarak) vardıklarında; muhrim (ihramlı) olan bazı arkadaşlarıyla birlikte geride kaldı. Kendisi ise muhrim değildi. (O sırada) bir yaban eşeği gördü ve atının üzerine (binip) doğruldu. Arkadaşlarından kamçısını kendisine uzatmalarını istedi; onlar (bunu yapmayı) kabul etmediler. Onlardan mızrağını istedi; (yine) kabul etmediler. Bunun üzerine (mızrağını) kendisi aldı, sonra eşeğin üzerine atılıp onu öldürdü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazıları ondan yedi, bazıları ise (yemekten) çekindi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetiştiklerinde bu durumu ona sordular. (Resûlullah): "O, ancak Allah'ın size yedirdiği bir rızıktır (ikramdır)." buyurdu.

1196_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، - رضى الله عنه - فِي حِمَارِ الْوَحْشِ ‏.‏ مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي النَّضْرِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ هَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe de anlattı; Mâlik'den; Zeyd b. Eslem'den; Atâ b. Yesâr'den; Ebû Katâde radıyallâhu anh'dan yaban eşeği hakkında (naklettiği hadis), Ebü'n-Nadr'ın hadisi gibidir. Ancak Zeyd b. Eslem'in hadisinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: "Yanınızda onun etinden bir şey var mı?" buyurduğu (ifade edilmektedir).

1196_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ مِسْمَارٍ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يَحْيَى، بْنِ أَبِي كَثِيرٍ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ انْطَلَقَ أَبِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ فَأَحْرَمَ أَصْحَابُهُ وَلَمْ يُحْرِمْ وَحُدِّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ عَدُوًّا بِغَيْقَةَ فَانْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ - فَبَيْنَمَا أَنَا مَعَ أَصْحَابِهِ يَضْحَكُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ إِذْ نَظَرْتُ فَإِذَا أَنَا بِحِمَارِ وَحْشٍ فَحَمَلْتُ عَلَيْهِ فَطَعَنْتُهُ فَأَثْبَتُّهُ فَاسْتَعَنْتُهُمْ فَأَبَوْا أَنْ يُعِينُونِي فَأَكَلْنَا مِنْ لَحْمِهِ وَخَشِينَا أَنْ نُقْتَطَعَ فَانْطَلَقْتُ أَطْلُبُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُرَفِّعُ فَرَسِي شَأْوًا وَأَسِيرُ شَأْوًا فَلَقِيتُ رَجُلاً مِنْ بَنِي غِفَارٍ فِي جَوْفِ اللَّيْلِ فَقُلْتُ أَيْنَ لَقِيتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ تَرَكْتُهُ بِتِعْهِنَ وَهُوَ قَائِلٌ السُّقْيَا فَلَحِقْتُهُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَصْحَابَكَ يَقْرَءُونَ عَلَيْكَ السَّلاَمَ وَرَحْمَةَ اللَّهِ وَإِنَّهُمْ قَدْ خَشُوا أَنْ يُقْتَطَعُوا دُونَكَ انْتَظِرْهُمْ ‏.‏ فَانْتَظَرَهُمْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَدْتُ وَمَعِي مِنْهُ فَاضِلَةٌ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْقَوْمِ ‏ "‏ كُلُوا ‏"‏ ‏.‏ وَهُمْ مُحْرِمُونَ ‏.‏

Bize Sâlih b. Mismâr es-Sülemî anlattı; bize Muâz b. Hişâm anlattı; babam bana anlattı; Yahyâ b. Ebî Kesîr'den; Abdullah b. Ebî Katâde bana anlattı; dedi ki: Babam, Hudeybiye yılında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yola çıkmış. Arkadaşları ihrama girmiş (muhrim olmuş), fakat o ihrama girmemiş. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e Gayka'da bir düşman bulunduğu haberi verilince; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (ilerlemek üzere) yola çıkmış. (Ebû Katâde) dedi ki: "Ben onun (Nebi'nin) ashabıyla birlikteyken ve onlar birbirlerine gülüşürken; bir de baktım ki bir yaban eşeği! Hemen onun üzerine (atımla) hücum edip onu (mızrağımla) vurdum ve onu (yaralayarak) yere serdim. Onlardan (arkadaşlarımdan) yardım istedim; fakat onlar bana yardım etmeyi kabul etmediler. (Sonra) onun etinden yedik ve (geride kalarak kafileden) koparılmaktan korktuk. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i aramaya çıktım. Atımı bir süre hızlandırıyor bir süre normal sürüyordum. Gecenin bir vaktinde Benî Gıfâr'dan bir adamla karşılaştım; ona: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i nerede gördün?' dedim. O da: 'Onu Ti'hen'de (mevkisinde) bıraktım; o Sükyâ'da öğle uykusuna (dinlenmeye) geçmek üzereydi.' dedi. Nihayet ona yetiştim ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Arkadaşların sana selam ve Allah'ın rahmetini iletiyorlar; onlar senden ayrı kalıp (geride) bırakılmaktan korkuyorlar; onları bekle!' dedim. (Resûlullah) da onları bekledi. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü! Ben (bir yaban eşeği) avladım; yanımda ondan artan (et) var.' dedim. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem oradakilere: 'Yiyin!' buyurdu. Halbuki onlar muhrim (ihramlı) idiler."

1196_5. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجًّا وَخَرَجْنَا مَعَهُ - قَالَ - فَصَرَفَ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ أَبُو قَتَادَةَ فَقَالَ ‏"‏ خُذُوا سَاحِلَ الْبَحْرِ حَتَّى تَلْقَوْنِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَخَذُوا سَاحِلَ الْبَحْرِ ‏.‏ فَلَمَّا انْصَرَفُوا قِبَلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحْرَمُوا كُلُّهُمْ إِلاَّ أَبَا قَتَادَةَ فَإِنَّهُ لَمْ يُحْرِمْ فَبَيْنَمَا هُمْ يَسِيرُونَ إِذْ رَأَوْا حُمُرَ وَحْشٍ فَحَمَلَ عَلَيْهَا أَبُو قَتَادَةَ فَعَقَرَ مِنْهَا أَتَانًا فَنَزَلُوا فَأَكَلُوا مِنْ لَحْمِهَا - قَالَ - فَقَالُوا أَكَلْنَا لَحْمًا وَنَحْنُ مُحْرِمُونَ - قَالَ - فَحَمَلُوا مَا بَقِيَ مِنْ لَحْمِ الأَتَانِ فَلَمَّا أَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا أَحْرَمْنَا وَكَانَ أَبُو قَتَادَةَ لَمْ يُحْرِمْ فَرَأَيْنَا حُمُرَ وَحْشٍ فَحَمَلَ عَلَيْهَا أَبُو قَتَادَةَ فَعَقَرَ مِنْهَا أَتَانًا فَنَزَلْنَا فَأَكَلْنَا مِنْ لَحْمِهَا فَقُلْنَا نَأْكُلُ لَحْمَ صَيْدٍ وَنَحْنُ مُحْرِمُونَ ‏.‏ فَحَمَلْنَا مَا بَقِيَ مِنْ لَحْمِهَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ مِنْكُمْ أَحَدٌ أَمَرَهُ أَوْ أَشَارَ إِلَيْهِ بِشَىْءٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَكُلُوا مَا بَقِيَ مِنْ لَحْمِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû Kâmil el-Cahderî anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Osman b. Abdillâh b. Mevheb'den; Abdullah b. Ebî Katâde'den; babasından (naklen rivayet etti); (babası) şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hac niyetiyle yola çıktı, biz de onunla beraber çıktık. (Resûlullah) ashabından aralarında Ebû Katâde'nin de bulunduğu bir grubu (başka bir yöne) görevlendirdi ve: "Bana kavuşuncaya kadar deniz kıyısını takip edin!" buyurdu. (Gruptakiler) deniz kıyısı yolunu tuttular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bulunduğu yöne dönecekleri sırada, Ebû Katâde hariç hepsi ihrama girdi (muhrim oldu); (zira) o henüz ihrama girmemişti. Giderlerken birden yaban eşekleri gördüler. Ebû Katâde onların üzerine atıldı ve bir dişi yaban eşeğini yere serdi (yaraladı). (Onlar da) konaklayıp onun etinden yediler. (Sonra kendi aralarında): "Biz ihramlı olduğumuz halde (av) eti yiyoruz!" dediler. Bunun üzerine dişinin etinden artanları yanlarına aldılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldiklerinde: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz ihrama girmiştik; Ebû Katâde ise girmemişti. Yaban eşekleri görünce Ebû Katâde onlara hücum edip bir dişi eşeği yere serdi. Biz de konaklayıp etinden yedik. Sonra: 'İhramlı olduğumuz halde av eti mi yiyoruz?' dedik ve etten geriye kalanı (size sormak için) yanımızda getirdik." dediler. (Resûlullah): "Sizden herhangi biriniz ona (avlamasını) emretti mi veya herhangi bir şeyle (ona avı) işaret etti mi?" diye sordu. "Hayır!" dediler. (Bunun üzerine): "Öyleyse o etten geriye kalanı da yiyin!" buyurdu.

1196_6. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنِي الْقَاسِمُ، بْنُ زَكَرِيَّاءَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ شَيْبَانَ، جَمِيعًا عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ فِي رِوَايَةِ شَيْبَانَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَمِنْكُمْ أَحَدٌ أَمَرَهُ أَنْ يَحْمِلَ عَلَيْهَا أَوْ أَشَارَ إِلَيْهَا ‏"‏ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ شُعْبَةَ قَالَ ‏"‏ أَشَرْتُمْ أَوْ أَعَنْتُمْ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ ‏"‏ أَصَدْتُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ لاَ أَدْرِي قَالَ ‏"‏ أَعَنْتُمْ أَوْ أَصَدْتُمْ ‏"‏ ‏.‏

Onu bize Muhammed b. el-Müsennâ da rivayet etti; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı. (H) Bana el-Kasım b. Zekeriya da anlattı; bize Ubeydullah, Şeybân'dan (naklen) anlattı. Bunların hepsi Osman b. Abdillâh b. Mevheb'den bu isnad ile (naklettiler). Şeybân'ın rivayetinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İçinizden herhangi biriniz ona, (hayvanların) üzerine hücum etmesini emretti mi veya onlara işaret etti mi?" buyurdu. Şu'be'nin rivayetinde ise (Resûlullah): "İşaret mi ettiniz, yoksa yardım mı ettiniz?" veya "Siz mi avladınız?" buyurdu. Şu'be (şöyle) dedi: "(Resûlullah'ın) 'Yardım mı ettiniz' mi yoksa 'Siz mi avladınız' mı buyurduğunu tam bilemiyorum."

1196_7. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - وَهُوَ ابْنُ سَلاَّمٍ - أَخْبَرَنِي يَحْيَى، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ أَبَاهُ، - رضى الله عنه - أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزْوَةَ الْحُدَيْبِيَةِ قَالَ فَأَهَلُّوا بِعُمْرَةٍ غَيْرِي - قَالَ - فَاصْطَدْتُ حِمَارَ وَحْشٍ فَأَطْعَمْتُ أَصْحَابِي وَهُمْ مُحْرِمُونَ ثُمَّ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْبَأْتُهُ أَنَّ عِنْدَنَا مِنْ لَحْمِهِ فَاضِلَةً ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ كُلُوهُ ‏"‏ وَهُمْ مُحْرِمُونَ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî anlattı; bize Yahyâ b. Hassân haber verdi; bize Muâviye —ki o İbn Sellâm'dır— anlattı; bana Yahyâ haber verdi; bana Abdullah b. Ebî Katâde haber verdi; babası (Ebû Katâde radıyallâhu anh) ona; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Hudeybiye gazvesinde bulunduğunu şöyle haber vermiş: (Ebû Katâde) dedi ki: "Benden başka (herkes) umre için telbiye getirip ihrama girdi. Derken ben bir yaban eşeği avladım; muhrim (ihramlı) oldukları halde arkadaşlarımı (onun etiyle) doyurdum. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve yanımızda ondan artan (et) bulunduğunu ona haber verdim. (Resûlullah da) muhrim oldukları halde: 'Onu yiyin!' buyurdu."

1196_8. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ النُّمَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - أَنَّهُمْ خَرَجُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُمْ مُحْرِمُونَ وَأَبُو قَتَادَةَ مُحِلٌّ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَفِيهِ فَقَالَ ‏ "‏ هَلْ مَعَكُمْ مِنْهُ شَىْءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا مَعَنَا رِجْلُهُ ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَكَلَهَا ‏.‏

Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı; bize Fudayl b. Süleyman en-Numeyrî anlattı; bize Ebû Hâzim anlattı; Abdullah b. Ebî Katâde'den; babasından (naklen rivayet etti) ki; onlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yola çıkmışlar; onlar muhrim (ihramlı), Ebû Katâde ise muhil (ihramsız) imiş. (Ravi) hadisin devamını (şöyle) anlattı: (Resûlullah): "Yanınızda ondan bir şey var mı?" diye sordu. Onlar: "Yanımızda onun bacağı var." dediler. (Ebû Katâde/Ravi) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu (bacağı) aldı ve yedi.

1196_9. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَإِسْحَاقُ، عَنْ جَرِيرٍ، كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ كَانَ أَبُو قَتَادَةَ فِي نَفَرٍ مُحْرِمِينَ وَأَبُو قَتَادَةَ مُحِلٌّ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ وَفِيهِ قَالَ ‏"‏ هَلْ أَشَارَ إِلَيْهِ إِنْسَانٌ مِنْكُمْ أَوْ أَمَرَهُ بِشَىْءٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَكُلُوا ‏"‏ ‏.‏

Onu bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti; bize Ebü'l-Ahvas anlattı. (H) Bize Kuteybe ve İshak da Cerîr'den; her ikisi de Abdülaziz b. Rufey'den; Abdullah b. Ebî Katâde'den (naklen) rivayet ettiler. (Abdullah) dedi ki: Ebû Katâde muhrim (ihramlı) olan bir grup içindeydi; kendisi ise muhil (ihramsız) idi. (Abdullah) hadisi (ayrıntılarıyla) anlattı. Hadis(in içinde Resûlullah) şöyle sordu: "İçinizden herhangi bir kimse ona (avı) işaret etti mi veya bir şeyle ona (avlanmasını) emretti mi?" (Onlar): "Hayır, ey Allah'ın Resûlü!" dediler. (Resûlullah da): "Öyleyse yiyin!" buyurdu.

1197. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ، بْنُ الْمُنْكَدِرِ عَنْ مُعَاذِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عُثْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ وَنَحْنُ حُرُمٌ فَأُهْدِيَ لَهُ طَيْرٌ وَطَلْحَةُ رَاقِدٌ فَمِنَّا مَنْ أَكَلَ وَمِنَّا مَنْ تَوَرَّعَ فَلَمَّا اسْتَيْقَظَ طَلْحَةُ وَفَّقَ مَنْ أَكَلَهُ وَقَالَ أَكَلْنَاهُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; İbn Cüreyc'den; Muhammed b. el-Münkedir bana haber verdi; Muâz b. Abdurrahman b. Osmân et-Teymî'den; babasından (naklen rivayet etti) ki; (Babası) şöyle demiştir: Biz muhrim (ihramlı) iken Talha b. Ubeydullah ile birlikteydik. Talha uyuduğu sırada ona bir kuş hediye edildi. Aramızdan bazıları ondan yedi, bazıları ise (ihramlı oldukları için) sakınıp yemedi. Talha uyanınca (ondan) yiyenleri haklı buldu ve: "Biz onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (de) yemiştik." dedi.

1198_1. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَخْرَمَةُ بْنُ بُكَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ مِقْسَمٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَرْبَعٌ كُلُّهُنَّ فَاسِقٌ يُقْتَلْنَ فِي الْحِلِّ وَالْحَرَمِ الْحِدَأَةُ وَالْغُرَابُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ لِلْقَاسِمِ أَفَرَأَيْتَ الْحَيَّةَ قَالَ تُقْتَلُ بِصُغْرٍ لَهَا ‏.‏

Bize Hârûn b. Saîd el-Eylî ve Ahmed b. Îsâ anlattılar; dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi; Mahreme b. Bükeyr bana haber verdi; babasından; dedi ki: Ubeydullah b. Miksem'i işittim; (Ubeydullah) şöyle diyordu: Kasım b. Muhammed'i işittim; (Kasım) şöyle diyordu: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Âişe radıyallâhu anhâ'yı işittim; (Âişe) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyururken işitmiş: "Dört (tür hayvan) vardır ki, bunların hepsi fasıktır (zararlıdır); Hil ve Harem'de öldürülürler: Çaylak, karga, fare ve saldırgan köpek." (Ubeydullah b. Miksem) dedi ki: Kasım'a: "Yılan hakkında ne dersin?" diye sordum. (Kasım) şöyle cevap verdi: "O, (hiç çekinmeden) hakir görülerek öldürülür."

1198_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ سَعِيدِ، بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ خَمْسٌ فَوَاسِقُ يُقْتَلْنَ فِي الْحِلِّ وَالْحَرَمِ الْحَيَّةُ وَالْغُرَابُ الأَبْقَعُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالْحُدَيَّا ‏"‏ ‏.‏

Onu bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti; bize Gunder, Şu'be'den (naklen) anlattı. (H) Bize İbnü'l-Müsennâ ve İbn Beşşâr da anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı; dedi ki: Katâde'yi, Saîd b. el-Müseyyeb'den; (onun da) Âişe radıyallâhu anhâ'dan; (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklettiğine göre); O şöyle buyurmuştur: "Beş (türlü) fasık (zararlı) hayvan vardır ki; Hil ve Harem'de öldürülürler: Yılan, alaca karga, fare, saldırgan köpek ve çaylak."

1198_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ، عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ فَوَاسِقُ يُقْتَلْنَ فِي الْحَرَمِ الْعَقْرَبُ وَالْفَارَةُ وَالْحُدَيَّا وَالْغُرَابُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebü'r-Rabî' ez-Zehrânî anlattı; bize Hammâd —ki o İbn Zeyd'dir— anlattı; bize Hişâm b. Urve anlattı; babasından; (onun da) Âişe radıyallâhu anhâ'dan (naklettiğine göre); O şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Harem'de öldürülecek beş fasık (zararlı) hayvan vardır: Akrep, fare, çaylak, karga ve saldırgan köpek." buyurdu.

1198_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏

Onu bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb de rivayet ettiler; dediler ki: Bize İbn Nümeyr anlattı; bize Hişâm, bu isnad ile (nakletti).

1198_5. Hadis

وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ فَوَاسِقُ يُقْتَلْنَ فِي الْحَرَمِ الْفَارَةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْغُرَابُ وَالْحُدَيَّا وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî de anlattı; bize Yezîd b. Zürey' anlattı; bize Ma'mer, Zührî'den; Urve'den; (onun da) Âişe radıyallâhu anhâ'dan (naklettiğine göre); O şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Harem'de öldürülecek beş fasık (zararlı) hayvan vardır: Fare, akrep, karga, çaylak ve saldırgan köpek." buyurdu.

1198_6. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِقَتْلِ خَمْسِ فَوَاسِقَ فِي الْحِلِّ وَالْحَرَمِ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يَزِيدَ بْنِ زُرَيْعٍ ‏.‏

Onu bize Abd b. Humeyd de rivayet etti; bize Abdürrezzâk haber verdi; bize Ma'mer, Zührî'den bu isnad ile (nakletti). (Âişe) demiştir ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hil ve Harem'de beş fasık (zararlı) hayvanın öldürülmesini emretti. Sonra (Ravi), Yezîd b. Zürey'in hadisinin benzerini zikretti.

1198_7. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ، شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ مِنَ الدَّوَابِّ كُلُّهَا فَوَاسِقُ تُقْتَلُ فِي الْحَرَمِ الْغُرَابُ وَالْحِدَأَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالْعَقْرَبُ وَالْفَارَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebü't-Tâhir ve Harmele de anlattılar; dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi; Yûnus bana haber verdi; İbn Şihâb'dan; Urve b. ez-Zübeyr'den; (onun da) Âişe radıyallâhu anhâ'dan (naklettiğine göre); O şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayvanlardan beş (tür) vardır ki, bunların hepsi fasıktır (zararlıdır); Harem'de öldürülürler: Karga, çaylak, saldırgan köpek, akrep ve fare." buyurdu.

1199_1. Hadis

وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، - رضى الله عنه - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ خَمْسٌ لاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ قَتَلَهُنَّ فِي الْحَرَمِ وَالإِحْرَامِ الْفَارَةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْغُرَابُ وَالْحِدَأَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ فِي رِوَايَتِهِ ‏"‏ فِي الْحُرُمِ وَالإِحْرَامِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb ve İbn Ebî Ömer de rivayet ettiler; her ikisi de İbn Uyeyne'den (naklettiler). Züheyr dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Zührî'den; Sâlim'den; babasından (İbn Ömer radıyallâhu anh'dan); (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklettiğine göre); O şöyle buyurmuştur: "Beş (tür hayvan) vardır ki; onları Harem'de ve ihram halindeyken (öldüren kimsye) bir günah yoktur: Fare, akrep, karga, çaylak ve saldırgan köpek." İbn Ebî Ömer kendi rivayetinde (bu ifadeyi): "Harâmlarda (Harem bölgelerinde) ve ihramda iken" şeklinde zikretmiştir.

1200_1. Hadis

حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - قَالَ قَالَتْ حَفْصَةُ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ مِنَ الدَّوَابِّ كُلُّهَا فَاسِقٌ لاَ حَرَجَ عَلَى مَنْ قَتَلَهُنَّ الْعَقْرَبُ وَالْغُرَابُ وَالْحِدَأَةُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harmele b. Yahyâ anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; Yûnus bana haber verdi; İbn Şihâb'den; Sâlim b. Abdıllâh bana haber verdi; Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhümâ'nın (şöyle) dediğini (nakletti): (Abdullah) demiştir ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Hafsa [radıyallâhu anhâ] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Hayvanlardan beş (tür) vardır ki, bunların hepsi fasıktır (zararlıdır); onları öldüren kimseye bir günah yoktur: Akrep, karga, çaylak, fare ve saldırgan köpek.' buyurdu.

1200_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ مَا يَقْتُلُ الْمُحْرِمُ مِنَ الدَّوَابِّ فَقَالَ أَخْبَرَتْنِي إِحْدَى نِسْوَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ أَمَرَ - أَوْ أُمِرَ - أَنْ تُقْتَلَ الْفَارَةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْحِدَأَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالْغُرَابُ ‏.‏

Bize Ahmed b. Yûnus anlattı; bize Züheyr anlattı; bize Zeyd b. Cubeyr anlattı; (Zeyd) bir adamın İbn Ömer'e; muhrim (ihramlı) olan kimsenin hangi hayvanları öldürebileceğini sorduğunu (nakletti). (İbn Ömer) şöyle cevap verdi: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşlerinden biri bana haber verdi ki; O (Nebi), fare, akrep, çaylak, saldırgan köpek ve karganın öldürülmesini emretmiş —veya (onların öldürülmesi) emredilmiş—."

1200_3. Hadis

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ ابْنَ عُمَرَ مَا يَقْتُلُ الرَّجُلُ مِنَ الدَّوَابِّ وَهُوَ مُحْرِمٌ قَالَ حَدَّثَتْنِي إِحْدَى نِسْوَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَأْمُرُ بِقَتْلِ الْكَلْبِ الْعَقُورِ وَالْفَارَةِ وَالْعَقْرَبِ وَالْحُدَيَّا وَالْغُرَابِ وَالْحَيَّةِ ‏.‏ قَالَ وَفِي الصَّلاَةِ أَيْضًا ‏.‏

Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Zeyd b. Cubeyr'den; (Zeyd) bir adamın İbn Ömer'e; ihramlı olan bir kişinin hangi hayvanları öldürebileceğini sorduğunu (nakletti). (İbn Ömer) şöyle cevap verdi: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşlerinden biri bana; O'nun (Nebi'nin); saldırgan köpeğin, farenin, akrebin, çaylağın, karganın ve yılanın öldürülmesini emrettiğini haber verdi.' (İbn Ömer devamla): 'Namazdayken de (bunlar öldürülür).' dedi.

1199_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَمْسٌ مِنَ الدَّوَابِّ لَيْسَ عَلَى الْمُحْرِمِ فِي قَتْلِهِنَّ جُنَاحٌ الْغُرَابُ وَالْحِدَأَةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e okudum. (Mâlik) Nâfi'den; (O da) İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan (naklettiğine göre); Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 'Hayvanlardan beş (tür) vardır ki, muhrim (ihramlı) olan kimseye onları öldürmesinde bir günah yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek.'

1199_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ قُلْتُ لِنَافِعٍ مَاذَا سَمِعْتَ ابْنَ عُمَرَ، يُحِلُّ لِلْحَرَامِ قَتْلَهُ مِنَ الدَّوَابِّ فَقَالَ لِي نَافِعٌ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَمْسٌ مِنَ الدَّوَابِّ لاَ جُنَاحَ عَلَى مَنْ قَتَلَهُنَّ فِي قَتْلِهِنَّ الْغُرَابُ وَالْحِدَأَةُ وَالْعَقْرَبُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hârûn b. Abdillâh anlattı; bize Muhammed b. Bekr anlattı; bize İbn Cüreyc anlattı. (İbn Cüreyc) dedi ki: Nâfi'ye: 'İbn Ömer'in, muhrim (ihramlı) olan kimseye hangi hayvanları öldürmeyi helal kıldığını (izin verdiğini) işittin?' diye sordum. Nâfi' bana (şöyle) dedi: Abdullah (b. Ömer): 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i (şöyle) buyururken işittim.' dedi: 'Hayvanlardan beş (tür) vardır ki; onları öldürmesinde (öldüren kimse için) bir günah yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek.'

1199_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ قُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، - يَعْنِي ابْنَ حَازِمٍ - جَمِيعًا عَنْ نَافِعٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ، بْنُ مُسْهِرٍ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي جَمِيعًا، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، كُلُّ هَؤُلاَءِ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ مَالِكٍ وَابْنِ جُرَيْجٍ وَلَمْ يَقُلْ أَحَدٌ مِنْهُمْ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ - رضى الله عنهما - سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ إِلاَّ ابْنُ جُرَيْجٍ وَحْدَهُ وَقَدْ تَابَعَ ابْنَ جُرَيْجٍ عَلَى ذَلِكَ ابْنُ إِسْحَاقَ ‏.‏

Onu bize Kuteybe ve İbn Rumh, el-Leys b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (H) Bize Şeybân b. Ferrûh da anlattı; bize Cerîr —yani İbn Hâzim— anlattı. Bunların hepsi Nâfi'den (naklettiler). (H) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ali b. Müshir anlattı. (H) Bize İbn Nümeyr de anlattı; bize babam anlattı. Bunların hepsi Ubeydullah'tan (naklettiler). (H) Bana Ebû Kâmil anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Eyyûb anlattı. (H) Bize İbnü'l-Müsennâ da anlattı; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; bize Yahyâ b. Saîd haber verdi. Bu (ravilerin) hepsi Nâfi'den; (O da) İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan; (O da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; Mâlik'in ve İbn Cüreyc'in hadisinin benzeriyle (rivayet ettiler). İbn Cüreyc hariç, bu ravilerden hiçbiri Nâfi'den; (onun da) İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittim.' (dediğini) rivayet etmedi. (Bu 'işittim' lafzını sadece İbn Cüreyc zikretti). İbn İshak da bu hususta İbn Cüreyc'e mütâbaat etmiştir.

1199_5. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ فَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ نَافِعٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، - رضى الله عنهما - قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَمْسٌ لاَ جُنَاحَ فِي قَتْلِ مَا قُتِلَ مِنْهُنَّ فِي الْحَرَمِ ‏"‏ ‏.‏ فَذَكَرَ بِمِثْلِهِ‏

Onu bana Fazl b. Sehl de rivayet etti; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; Muhammed b. İshak bize haber verdi; Nâfi' ve Ubeydullah b. Abdillâh'tan; (onların da) İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan (naklettiklerine göre); O şöyle demiştir: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i (şöyle) buyururken işittim: "Harem'de öldürülecek olanlar içinde (şu) beş tanesi(nin öldürülmesin)de bir günah yoktur." (Ravi) geri kalanını benzer şekilde zikretti.'

1199_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَيَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالَ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ عُمَرَ - رضى الله عنهما - يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ خَمْسٌ مَنْ قَتَلَهُنَّ وَهُوَ حَرَامٌ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ فِيهِنَّ الْعَقْرَبُ وَالْفَارَةُ وَالْكَلْبُ الْعَقُورُ وَالْغُرَابُ وَالْحُدَيَّا ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى بْنِ يَحْيَى ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ, Yahyâ b. Eyyûb, Kuteybe ve İbn Hucr anlattılar. Yahyâ b. Yahyâ: 'Bize haber verdi.' dedi; diğerleri ise: 'Bize İsmail b. Ca'fer anlattı.' dediler. (O da) Abdullah b. Dînâr'dan; Abdullah b. Ömer radıyallâhu anhümâ'nın şöyle dediğini işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Beş (tür hayvan) vardır ki; ihramlı (harâm) bir kimsenin onları öldürmesinde bir günah yoktur: Akrep, fare, saldırgan köpek, karga ve çaylak.' buyurdu. Lafız Yahyâ b. Yahyâ'nındır.

1201_1. Hadis

وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ أَبِي لَيْلَى عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، - رضى الله عنه - قَالَ أَتَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَمَنَ الْحُدَيْبِيَةِ وَأَنَا أُوقِدُ تَحْتَ - قَالَ الْقْوَارِيرِيُّ قِدْرٍ لِي ‏.‏ وَقَالَ أَبُو الرَّبِيعِ بُرْمَةٍ لِي - وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى وَجْهِي فَقَالَ ‏"‏ أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّ رَأْسِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاحْلِقْ وَصُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ فَلاَ أَدْرِي بِأَىِّ ذَلِكَ بَدَأَ ‏.‏

Bana Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî anlattı; bize Hammâd —yani İbn Zeyd— Eyyûb'dan anlattı. (H) Bana Ebü'r-Rabî' de anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Eyyûb anlattı; dedi ki: Mücâhid'i, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan; (O da) Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh'dan (naklen) anlatırken işittim. (Kâ'b b. Ucre) dedi ki: Hudeybiye zamanında —ben (yemek pişirmek için) altındaki ateşi yakarken; (Kavârîrî: 'tenceremin', Ebü'r-Rabî' ise: 'çömleğimin' dedi)— Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma geldi. O sırada başımdaki bitler yüzüme dökülüyordu. (Resûlullah): 'Başının bu haşereleri seni rahatsız mı ediyor?' diye sordu. 'Evet.' dedim. (Resûlullah): 'Öyleyse (başını) tıraş et; (sonra da ya) üç gün oruç tut, ya altı yoksulu doyur, yahut bir kurban kes!' buyurdu. Eyyûb: '(Resûlullah'ın) bunlardan hangisine öncelik verdiğini tam bilemiyorum.' dedi.

1201_2. Hadis

حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَيَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî, Züheyr b. Harb ve Ya'kub b. İbrahim de anlattılar. Bunların hepsi İbn Uleyye'den; (O da) Ayyûb'dan bu isnad ile (geçen hadisin) benzerini (rivayet ettiler).

1201_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، - رضى الله عنه - قَالَ فِيَّ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ‏}‏ قَالَ فَأَتَيْتُهُ فَقَالَ ‏"‏ ادْنُهْ ‏"‏ ‏.‏ فَدَنَوْتُ فَقَالَ ‏"‏ ادْنُهْ ‏"‏ ‏.‏ فَدَنَوْتُ ‏.‏ فَقَالَ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَوْنٍ وَأَظُنُّهُ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ فَأَمَرَنِي بِفِدْيَةٍ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ مَا تَيَسَّرَ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; İbn Avn'dan; Mücâhid'den; Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan; Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh'dan (naklen) o şöyle demiştir: 'Şu ayet benim hakkımda indirildi: { فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ } "İçinizden her kim hasta olur yahut başından bir rahatsızlığı bulunursa, ona oruçtan, sadakadan veya kurbandan (oluşan) bir fidye gerekir." (Bakara, 196). (Kâ'b) sözüne şöyle devam etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldim; bana: "Yaklaş!" buyurdu. Ben de yaklaştım. Tekrar: "Yaklaş!" buyurdu; (biraz daha) yaklaştım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Başımdaki haşereler seni rahatsız mı ediyor?" diye sordu. İbn Avn: "Sanıyorum ki (Kâ'b): 'Evet!' dedi." demiştir. (Kâ'b): "Resûlullah bana; oruç, sadaka veya kurbandan kolayına gelen biriyle fidye (vermemi) emretti." demiştir.'

1201_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا سَيْفٌ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يَقُولُ حَدَّثَنِي عَبْدُ، الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى حَدَّثَنِي كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ، - رضى الله عنه - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَفَ عَلَيْهِ وَرَأْسُهُ يَتَهَافَتُ قَمْلاً فَقَالَ ‏"‏ أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاحْلِقْ رَأْسَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَفِيَّ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ‏}‏ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ أَوْ تَصَدَّقْ بِفَرَقٍ بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ أَوِ انْسُكْ مَا تَيَسَّرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize İbn Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize Seyf anlattı; dedi ki: Mücâhid'i (şöyle) derken işittim: Bana Abdurrahman b. Ebî Leylâ anlattı; bana Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh (şöyle) anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, başından bitler (yüzüne) döküldüğü bir sırada yanına gelip durdu ve: 'Başımdaki bu haşereler seni rahatsız mı ediyor?' buyurdu. 'Evet.' dedim. (Nebi): 'Öyleyse başını tıraş et!' buyurdu. (Kâ'b) dedi ki: 'İşte şu ayet benim hakkımda indirildi: { فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ } (Bakara, 196). Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: "Üç gün oruç tut veya altı yoksul arasında paylaştırılmak üzere bir farak (üç sâ'lık bir ölçek yiyecek) sadaka ver yahut da kolayına gelen (bir hayvanı) kurban et!" buyurdu.'

1201_5. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، وَأَيُّوبَ، وَحُمَيْدٍ، وَعَبْدِ، الْكَرِيمِ عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، - رضى الله عنه - أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِهِ وَهُوَ بِالْحُدَيْبِيَةِ قَبْلَ أَنْ يَدْخُلَ مَكَّةَ وَهُوَ مُحْرِمٌ وَهُوَ يُوقِدُ تَحْتَ قِدْرٍ وَالْقَمْلُ يَتَهَافَتُ عَلَى وَجْهِهِ فَقَالَ ‏"‏ أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَاحْلِقْ رَأْسَكَ وَأَطْعِمْ فَرَقًا بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ - وَالْفَرَقُ ثَلاَثَةُ آصُعٍ - أَوْ صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ ‏"‏ أَوِ اذْبَحْ شَاةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ebî Ömer anlattı; bize Süfyân anlattı; İbn Ebî Necîh, Ayyûb, Humeyd ve Abdülkerîm'den; Mücâhid'den; İbn Ebî Leylâ'dan; (O da) Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh'dan (naklettiğine göre); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Hudeybiye'deyken henüz Mekke'ye girmeden ve Kâ'b muhrim (ihramlı) iken onun yanından geçmiş. Kâ'b o sırada bir tencerenin altında ateş yakıyormuş ve bitler yüzüne dökülüyormuş. (Resûlullah): 'Başımdaki bu haşereler seni rahatsız mı ediyor?' diye sordu. 'Evet!' deyince; (Nebi): 'Öyleyse başını tıraş et; altı yoksul arasında (paylaştırılmak üzere) bir farak —ki bir farak üç sâ (ölçek)dir— (yemek) yedir veya üç gün oruç tut yahut bir kurban kes!' buyurmuştur. İbn Ebî Necîh (rivayetinde): 'Yahut bir koyun kes!' (buyurduğu zikredilmiştir)."

1201_6. Hadis

وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِهِ زَمَنَ الْحُدَيْبِيَةِ فَقَالَ لَهُ ‏"‏ آذَاكَ هَوَامُّ رَأْسِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ احْلِقْ رَأْسَكَ ثُمَّ اذْبَحْ شَاةً نُسُكًا أَوْ صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ أَوْ أَطْعِمْ ثَلاَثَةَ آصُعٍ مِنْ تَمْرٍ عَلَى سِتَّةِ مَسَاكِينَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; bize Hâlid b. Abdillâh haber verdi; Hâlid (el-Hazzâ)'dan; Ebû Kılâbe'den; Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan; (O da) Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh'dan (naklettiğine göre); Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hudeybiye zamanında Kâ'b'ın yanından geçmiş ve ona: 'Başındaki haşereler sana eziyet mi veriyor?' diye sormuş. Kâ'b: 'Evet!' deyince; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Başını tıraş et; sonra ya kurban olarak bir koyun kes, ya üç gün oruç tut, yahut altı yoksul arasında (paylaştırılmak üzere) üç sâ (ölçek) hurma yedir!' buyurmuştur.

1201_7. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْقِلٍ، قَالَ قَعَدْتُ إِلَى كَعْبٍ - رضى الله عنه - وَهُوَ فِي الْمَسْجِدِ فَسَأَلْتُهُ عَنْ هَذِهِ الآيَةِ ‏{‏ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ‏}‏ فَقَالَ كَعْبٌ رضى الله عنه نَزَلَتْ فِيَّ كَانَ بِي أَذًى مِنْ رَأْسِي فَحُمِلْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى وَجْهِي فَقَالَ ‏"‏ مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ الْجَهْدَ بَلَغَ مِنْكَ مَا أَرَى أَتَجِدُ شَاةً ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ لاَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ‏}‏ قَالَ صَوْمُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ أَوْ إِطْعَامُ سِتَّةِ مَسَاكِينَ نِصْفَ صَاعٍ طَعَامًا لِكُلِّ مِسْكِينٍ - قَالَ - فَنَزَلَتْ فِيَّ خَاصَّةً وَهْىَ لَكُمْ عَامَّةً ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar. İbnü'l-Müsennâ: 'Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı.' dedi; bize Şu'be anlattı; Abdurrahman b. el-Asbahânî'den; Abdullah b. Ma'kıl'den; (O da) şöyle demiştir: Mescitte Kâ'b [b. Ucre] radıyallâhu anh'ın yanına oturdum ve ona şu ayeti: { فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ } '(Ona) oruçtan, sadakadan veya kurban kesmekten (oluşan) bir fidye gerekir.' (Bakara, 196) sordum. Kâ'b radıyallâhu anh şöyle dedi: 'Bu ayet benim hakkımda indirildi. Başımda bir rahatsızlık (bitlenme) vardı; bu halimle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına getirildim; o sırada bitler yüzüme dökülüyordu. (Resûlullah): "Sıkıntının seni bu gördüğüm raddeye ulaştırdığını tahmin etmiyordum. Bir koyun (kurbanlık) findabili misin?" diye sordu. "Hayır." dedim. Bunun üzerine şu ayeti kerime indirildi: { فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ }. (Resûlullah): "(Bu fidye) ya üç gün oruç tutmak veya altı yoksulun her birine yarım sâ yiyecek (vermek suretiyle onları) doyurmaktır." buyurdu.' (Kâ'b devamla): 'Bu ayet hususi olarak benim hakkımda indi ama (hükmü) hepiniz için geneldir.' dedi.

1201_8. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَصْبَهَانِيِّ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَعْقِلٍ، حَدَّثَنِي كَعْبُ بْنُ عُجْرَةَ، - رضى الله عنه - أَنَّهُ خَرَجَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُحْرِمًا فَقَمِلَ رَأْسُهُ وَلِحْيَتُهُ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَدَعَا الْحَلاَّقَ فَحَلَقَ رَأْسَهُ ثُمَّ قَالَ لَهُ ‏"‏ هَلْ عِنْدَكَ نُسُكٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَا أَقْدِرُ عَلَيْهِ ‏.‏ فَأَمَرَهُ أَنْ يَصُومَ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ أَوْ يُطْعِمَ سِتَّةَ مَسَاكِينَ لِكُلِّ مِسْكِينَيْنِ صَاعٌ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِيهِ خَاصَّةً ‏{‏ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ‏}‏ ثُمَّ كَانَتْ لِلْمُسْلِمِينَ عَامَّةً ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Abdullah b. Nümeyr anlattı; Zekeriyyâ b. Ebî Zâide'den; bize Abdurrahman b. el-Asbahânî anlattı; bana Abdullah b. Ma'kıl anlattı; bana Kâ'b b. Ucre radıyallâhu anh (şöyle) anlattı: (Kâ'b), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte muhrim (ihramlı) olarak yola çıktı. Başı ve sakalı bitlendi. Bu durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaşınca (Nebi) birini gönderip onu (yanına) getirtti. Berberi çağırdı; berber de onun başını tıraş etti. Sonra (Nebi) ona: 'Kurban edecek bir şeyin var mı?' diye sordu. 'Ona gücüm yetmez.' deyince; ona; üç gün oruç tutmasını veya —her iki yoksula bir sâ (ölçek) düşecek şekilde— altı yoksulu doyurmasını emretti. Allah Azze ve Celle özellikle onun hakkında: { فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ } 'İçinizden her kim hasta olur yahut başından bir rahatsızlığı bulunursa...' (Bakara, 196) ayetini indirdi. Sonra bu (hüküm) bütün Müslümanlar için genel (bir kural) oldu.

1202. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ طَاوُسٍ، وَعَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ، عَبَّاسٍ - رضى الله عنهما - أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ وَهُوَ مُحْرِمٌ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim anlattılar. İshak: 'Bize haber verdi.' dedi; diğerleri ise: 'Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı.' dediler. (Süfyân) Amr'dan; (O) Tâvus ve Atâ'dan; (onlar da) İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan (naklettiklerine göre); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem muhrim (ihramlı) iken hacamat yaptırmıştır.

1203. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْمُعَلَّى بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ أَبِي عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنِ ابْنِ بُحَيْنَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ بِطَرِيقِ مَكَّةَ وَهُوَ مُحْرِمٌ وَسَطَ رَأْسِهِ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize el-Muallâ b. Mansûr anlattı; bize Süleyman b. Bilâl anlattı. (Süleyman) Alkame b. Ebî Alkame'den; (O) Abdurrahman el-A'rec'den; (O da) İbn Bühayne'den (naklettiğine göre); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Mekke yolu üzerinde muhrim (ihramlı) iken başının ortasından hacamat yaptırmıştır.

1204_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ، عُيَيْنَةَ - قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، - حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، عَنْ نُبَيْهِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ أَبَانِ بْنِ عُثْمَانَ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِمَلَلٍ اشْتَكَى عُمَرُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ عَيْنَيْهِ فَلَمَّا كُنَّا بِالرَّوْحَاءِ اشْتَدَّ وَجَعُهُ فَأَرْسَلَ إِلَى أَبَانَ بْنِ عُثْمَانَ يَسْأَلُهُ فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ أَنِ اضْمِدْهُمَا بِالصَّبِرِ فَإِنَّ عُثْمَانَ - رضى الله عنه - حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الرَّجُلِ إِذَا اشْتَكَى عَيْنَيْهِ وَهُوَ مُحْرِمٌ ضَمَّدَهُمَا بِالصَّبِرِ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Amr en-Nâkid ve Züheyr b. Harb anlattılar. Hepsi İbn Uyeyne'den (naklettiler). Ebû Bekir: 'Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı.' dedi. (Süfyân) bize Eyyûb b. Mûsâ'dan; (O) Nübeyh b. Vehb'den (naklen) anlattı. (Nübeyh b. Vehb) dedi ki: Ebân b. Osman ile birlikte yola çıktık; Melel denilen yere vardığımızda Ömer b. Ubeydullah gözlerinden rahatsızlandı. Ravhâ'ya ulaştığımızda ise ağrısı şiddetlendi. Bunun üzerine (Ömer), ne yapabileceğini sormak üzere Ebân b. Osman'a (haber) gönderdi. Ebân ona: 'Gözlerine sabır (acı ağaç/sarısabır) pansumanı yap!' diye haber gönderdi. Zira Osman radıyallâhu anh, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in; ihramlıyken gözlerinden rahatsızlanan kişinin gözlerine sabır otu pansumanı yapabileceğini rivayet etmiştir.

1204_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنِي نُبَيْهُ بْنُ وَهْبٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْمَرٍ، رَمِدَتْ عَيْنُهُ فَأَرَادَ أَنْ يَكْحُلَهَا، فَنَهَاهُ أَبَانُ بْنُ عُثْمَانَ وَأَمَرَهُ أَنْ يُضَمِّدَهَا بِالصَّبِرِ وَحَدَّثَ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ فَعَلَ ذَلِكَ ‏.‏

Onu bize İshak b. İbrahim el-Hanzalî de rivayet etti; bize Abdüssammed b. Abdülvâris anlattı; bana babam anlattı; bize Eyyûb b. Mûsâ anlattı; bana Nübeyh b. Vehb anlattı. (Nübeyh haber verdi ki): Ömer b. Ubeydullah b. Ma'mer'in gözu ağrıdı ve gözlerine sürme çekmek istedi. Bunun üzerine Ebân b. Osman onu (bundan) menetti ve gözlerine sabır (acı ağaç/sarısabır) pansumanı yapmasını emretti. Ebân (babası) Osman b. Affân'dan; (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; O'nun da (ihramlıyken benzer bir durumda) böyle yaptığını rivayet etti.

1205_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - وَهَذَا حَدِيثُهُ - عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، وَالْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّهُمَا اخْتَلَفَا بِالأَبْوَاءِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ يَغْسِلُ الْمُحْرِمُ رَأْسَهُ ‏.‏ وَقَالَ الْمِسْوَرُ لاَ يَغْسِلُ الْمُحْرِمُ رَأْسَهُ ‏.‏ فَأَرْسَلَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ إِلَى أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ أَسْأَلُهُ عَنْ ذَلِكَ فَوَجَدْتُهُ يَغْتَسِلُ بَيْنَ الْقَرْنَيْنِ وَهُوَ يَسْتَتِرُ بِثَوْبٍ - قَالَ - فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ مَنْ هَذَا فَقُلْتُ أَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُنَيْنٍ أَرْسَلَنِي إِلَيْكَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ أَسْأَلُكَ كَيْفَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْسِلُ رَأْسَهُ وَهُوَ مُحْرِمٌ فَوَضَعَ أَبُو أَيُّوبَ - رضى الله عنه - يَدَهُ عَلَى الثَّوْبِ فَطَأْطَأَهُ حَتَّى بَدَا لِي رَأْسُهُ ثُمَّ قَالَ لإِنْسَانٍ يَصُبُّ اصْبُبْ ‏.‏ فَصَبَّ عَلَى رَأْسِهِ ثُمَّ حَرَّكَ رَأْسَهُ بِيَدَيْهِ فَأَقْبَلَ بِهِمَا وَأَدْبَرَ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُهُ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Amr en-Nâkid, Züheyr b. Harb ve Kuteybe b. Saîd anlattılar. Onlar: 'Bize Süfyân b. Uyeyne, Zeyd b. Eslem'den naklen anlattı.' dediler. (H) Bize Kuteybe b. Saîd de anlattı —ki bu lafız onun hadisidir—: Mâlik b. Enes'ten; (ona okunurken işitmiş); Zeyd b. Eslem'den; İbrahim b. Abdillâh b. Huneyn'den; babasından (naklettiğine göre); Abdullah b. Abbâs ve el-Misver b. Mahrame Ebvâ'da (bir meselede) ihtilaf ettiler. Abdullah b. Abbâs: 'Muhrim (ihramlı) olan kimse başını yıkar.' dedi; el-Misver b. Mahrame ise: 'Muhrim başını yıkamaz.' dedi. Bunun üzerine İbn Abbâs, durumu kendisine sormam için beni Ebû Eyyûb el-Ensârî'ye gönderdi. Onu [kuyu üzerindeki] iki direk arasında bir bezle örtünüp yıkanırken buldum. Ona selam verdim. 'Kim o?' deyince; 'Ben Abdullah b. Huneyn'im; Abdullah b. Abbâs, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ihramlıyken başını nasıl yıkadığını sormam için beni sana gönderdi.' dedim. Bunun üzerine Ebû Eyyûb radıyallâhu anh elini örtünün üzerine koyup başı görününceye kadar onu aşağı indirdi. Sonra su döken kişiye: 'Suyu dök!' dedi; o da başına suyu döktü. Ardından Ebû Eyyûb elleriyle başını (ovarak) hareket ettirdi; ellerini (başının üzerinden) öne ve arkaya doğru getirdi-götürdü. Sonra: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i işte böyle yaparken gördüm.' dedi.

1205_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فَأَمَرَّ أَبُو أَيُّوبَ بِيَدَيْهِ عَلَى رَأْسِهِ جَمِيعًا عَلَى جَمِيعِ رَأْسِهِ فَأَقْبَلَ بِهِمَا وَأَدْبَرَ فَقَالَ الْمِسْوَرُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ لاَ أُمَارِيكَ أَبَدًا ‏.‏

Onu bize İshak b. İbrahim ve Ali b. Haşrem de rivayet ettiler; 'Bize İsa b. Yûnus haber verdi.' dediler. (İsa) İbn Cüreyc'den; (O da) Zeyd b. Eslem'den bu isnad ile (nakletti). Bu rivayette (şöyle) denildi: 'Ebû Eyyûb ellerini başının her tarafını kapsayacak şekilde gezdirdi; ellerini (başının üzerinden) öne ve arkaya doğru getirdi-götürdü. (Bunun üzerine) Misver, İbn Abbâs'a: "Seninle (bu konuda) bir daha asla münakaşa etmeyeceğim!" dedi.'

1206_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ، جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، - رضى الله عنهما - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَرَّ رَجُلٌ مِنْ بَعِيرِهِ فَوُقِصَ فَمَاتَ فَقَالَ ‏ "‏ اغْسِلُوهُ بِمَاءٍ وَسِدْرٍ وَكَفِّنُوهُ فِي ثَوْبَيْهِ وَلاَ تُخَمِّرُوا رَأْسَهُ فَإِنَّ اللَّهَ يَبْعَثُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُلَبِّيًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı. (Süfyân) Amr'dan; (O) Saîd b. Cübeyr'den; (O da) İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan; (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklettiğine göre); [ihramlı iken] bir adam devesinden düşüp boynu kırıldı (veya devesi boynunu kırdı) ve öldü. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Onu su ve sidr (sedir yaprağı) ile yıkayın; (ihram halindeyken giydiği) iki sevbi (bezi) içinde kefenleyin ve başını örtmeyin! Zira Allah onu kıyamet gününde telbiye getirir halde diriltecektir.' buyurdu.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.