İlim Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

59. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، ح وَحَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي مَجْلِسٍ يُحَدِّثُ الْقَوْمَ جَاءَهُ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ مَتَى السَّاعَةُ فَمَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ، فَقَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ سَمِعَ مَا قَالَ، فَكَرِهَ مَا قَالَ، وَقَالَ بَعْضُهُمْ بَلْ لَمْ يَسْمَعْ، حَتَّى إِذَا قَضَى حَدِيثَهُ قَالَ ‏"‏ أَيْنَ ـ أُرَاهُ ـ السَّائِلُ عَنِ السَّاعَةِ ‏"‏‏.‏ قَالَ هَا أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِذَا ضُيِّعَتِ الأَمَانَةُ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ كَيْفَ إِضَاعَتُهَا قَالَ ‏"‏ إِذَا وُسِّدَ الأَمْرُ إِلَى غَيْرِ أَهْلِهِ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Sinan bize tahdis etti, dedi ki: Füleyh bize tahdis etti. (H) Ve İbrahim b. el-Münzir bana tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Füleyh bize tahdis etti, dedi ki: Babam bana tahdis etti [ve] dedi ki: Hilal b. Ali bana tahdis etti; Ata b. Yesar'dan; [o] Ebu Hureyre'den; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir mecliste topluluğa hadis (söz) söylerken (konuşurken) ona bir bedevi geldi ve: “Kıyamet ne zamandır?” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem konuşmasına devam etti. Topluluktan bazısı: “[Bedevinin] dediğini duydu fakat söylediği şeyden hoşlanmadı” dedi. Bazısı da: “Hayır, duymadı” dedi. Nihayet [Nebi] sözünü bitirince: “Kıyamet hakkında soran nerede? -sanırım [şöyle dedi]-” buyurdu. [Bedevi]: “İşte benim ey Allah'ın Resulü” dedi. [Nebi]: “Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu. [Bedevi]: “Onun zayi edilmesi nasıldır?” dedi. [Nebi]: “İş (yönetim/görev) ehil olmayana verildiği (yaslandığı) zaman kıyameti bekle” buyurdu.

60. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، عَارِمُ بْنُ الْفَضْلِ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ تَخَلَّفَ عَنَّا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفْرَةٍ سَافَرْنَاهَا، فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ أَرْهَقَتْنَا الصَّلاَةُ وَنَحْنُ نَتَوَضَّأُ، فَجَعَلْنَا نَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا‏.‏

Ebu'n-Numan Arim b. el-Fadl bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Avane bize tahdis etti; Ebu Bişr'den; [o] Yusuf b. Mahek'ten; [o] Abdullah b. Amr'dan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, çıktığımız bir yolculukta bizden geride kaldı. Sonra bize yetişti. O sırada [ikindi] namazı bizi sıkıştırmıştı (vakti daralmıştı) ve biz abdest alıyorduk. Ayaklarımıza meshetmeye (alelacele yıkamaya/sıvazlamaya) başladık. Bunun üzerine [Nebi] en yüksek sesiyle şöyle nida etti: “Ateşten [yanacak] ökçelerin vay haline!” [Bunu] iki veya üç kere [tekrarladı].

61. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا، وَإِنَّهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، فَحَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏‏.‏ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَوَادِي‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، فَاسْتَحْيَيْتُ ثُمَّ قَالُوا حَدِّثْنَا مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏

Kuteybe bize tahdis etti; İsmail b. Cafer bize tahdis etti; Abdullah b. Dinar'dan; [o] İbn Ömer'den; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ağaçlardan bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O Müslümanın misalidir. Bana onun ne olduğunu söyleyin (tahdis edin).” İnsanlar çöl (badiye) ağaçlarına daldı (akılları oraya gitti). Abdullah dedi ki: Benim içime (nefsime) onun hurma ağacı olduğu düştü (geldi). Fakat utandım. Sonra [insanlar]: “Bize onun ne olduğunu söyle (tahdis et) ey Allah'ın Resulü” dediler. [Nebi]: “O hurma ağacıdır (nahle)” buyurdu.

62. Hadis

حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا، وَإِنَّهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ، حَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَوَادِي‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ، ثُمَّ قَالُوا حَدِّثْنَا مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏

Halid b. Mahled bize tahdis etti, dedi ki: Süleyman bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. Dinar bize tahdis etti; İbn Ömer'den; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o] şöyle buyurdu: “Ağaçlardan bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O Müslümanın misalidir. Bana onun ne olduğunu söyleyin.” [İbn Ömer] dedi ki: İnsanlar çöl (badiye) ağaçlarına daldı. Abdullah dedi ki: Benim içime (nefsime) onun hurma ağacı olduğu düştü. Sonra [insanlar]: “Bize onun ne olduğunu söyle ey Allah'ın Resulü” dediler. [Nebi]: “O hurma ağacıdır” buyurdu.

63. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ ـ هُوَ الْمَقْبُرِيُّ ـ عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ، ثُمَّ عَقَلَهُ، ثُمَّ قَالَ لَهُمْ أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ‏.‏ فَقُلْنَا هَذَا الرَّجُلُ الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَدْ أَجَبْتُكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنِّي سَائِلُكَ فَمُشَدِّدٌ عَلَيْكَ فِي الْمَسْأَلَةِ فَلاَ تَجِدْ عَلَىَّ فِي نَفْسِكَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ سَلْ عَمَّا بَدَا لَكَ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَسْأَلُكَ بِرَبِّكَ وَرَبِّ مَنْ قَبْلَكَ، آللَّهُ أَرْسَلَكَ إِلَى النَّاسِ كُلِّهِمْ فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ نُصَلِّيَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسَ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ نَصُومَ هَذَا الشَّهْرَ مِنَ السَّنَةِ قَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ، آللَّهُ أَمَرَكَ أَنْ تَأْخُذَ هَذِهِ الصَّدَقَةَ مِنْ أَغْنِيَائِنَا فَتَقْسِمَهَا عَلَى فُقَرَائِنَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ الرَّجُلُ آمَنْتُ بِمَا جِئْتَ بِهِ، وَأَنَا رَسُولُ مَنْ وَرَائِي مِنْ قَوْمِي، وَأَنَا ضِمَامُ بْنُ ثَعْلَبَةَ أَخُو بَنِي سَعْدِ بْنِ بَكْرٍ‏.‏ رَوَاهُ مُوسَى وَعَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ عَنْ سُلَيْمَانَ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Leys bize tahdis etti; Said'den -ki o Makburi'dir-; [o] Şerik b. Abdullah b. Ebi Nemir'den; o Enes b. Malik'i şöyle derken işitmiştir: Biz mescitte Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte otururken bir deve üzerinde bir adam girdi. Devesini mescitte çökertti, sonra onu bağladı. Sonra onlara [sahabelere]: “Hanginiz Muhammed'dir?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onların arasında dayanmış (yaslanmış) duruyordu. Biz: “Şu dayanmış duran beyaz adamdır” dedik. Adam O'na: “Abdülmuttalib'in oğlu!” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Sana cevap verdim (seni duydum/buyur)” dedi. Adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Sana [bazı şeyler] soracağım ve soruda sana karşı sert davranacağım (seni sıkıştıracağım). Sakın bana (içinden/nefsinden) gücenme” dedi. [Nebi]: “Aklına (sana görünen) geleni sor” buyurdu. [Adam]: “Senin Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına sana soruyorum (yemin veriyorum): İnsanların hepsine seni Allah mı gönderdi?” dedi. [Nebi]: “Allahım, evet” buyurdu. [Adam]: “Allah adına sana soruyorum (yemin veriyorum): Bir gün ve bir gecede beş vakit namaz kılmamızı sana Allah mı emretti?” dedi. [Nebi]: “Allahım, evet” buyurdu. [Adam]: “Allah adına sana soruyorum: Senede bu ayda oruç tutmamızı sana Allah mı emretti?” dedi. [Nebi]: “Allahım, evet” buyurdu. [Adam]: “Allah adına sana soruyorum: Bu sadakayı (zekatı) zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı sana Allah mı emretti?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allahım, evet” buyurdu. Bunun üzerine adam dedi ki: “Getirdiğin şeye iman ettim. Ben arkamda bıraktığım kavmimin elçisiyim. Ben Sa'd b. Bekir oğulları kardeşlerinden Dimam b. Salebe'yim.” Bunu Musa ve Ali b. Abdülhamid; Süleyman'dan, [o] Sabit'ten, [o] Enes'ten, [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu şekliyle rivayet etti.

64. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ بِكِتَابِهِ رَجُلاً، وَأَمَرَهُ أَنْ يَدْفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ الْبَحْرَيْنِ، فَدَفَعَهُ عَظِيمُ الْبَحْرَيْنِ إِلَى كِسْرَى، فَلَمَّا قَرَأَهُ مَزَّقَهُ‏.‏ فَحَسِبْتُ أَنَّ ابْنَ الْمُسَيَّبِ قَالَ فَدَعَا عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُمَزَّقُوا كُلَّ مُمَزَّقٍ‏.‏

İsmail b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. Sa'd bana tahdis etti; Salih'ten; [o] İbn Şihab'dan; [o] Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan; Abdullah b. Abbas ona haber vermiş ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamı mektubuyla beraber [elçi olarak] gönderdi ve ona, [mektubunu] Bahreyn'in büyüğüne (emiri/valisine) vermesini emretti. Bahreyn'in büyüğü de onu Kisra'ya verdi. [Kisra] onu okuyunca yırttı. -[İbn Şihab dedi ki:] Sanırım İbnü'l-Müseyyeb şöyle dedi:- Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların (Kisra ve mülkünün), paramparça edilmeleri için beddua etti.

65. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَتَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كِتَابًا ـ أَوْ أَرَادَ أَنْ يَكْتُبَ ـ فَقِيلَ لَهُ إِنَّهُمْ لاَ يَقْرَءُونَ كِتَابًا إِلاَّ مَخْتُومًا‏.‏ فَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى بَيَاضِهِ فِي يَدِهِ‏.‏ فَقُلْتُ لِقَتَادَةَ مَنْ قَالَ نَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ قَالَ أَنَسٌ‏.‏

Muhammed b. Mukatil Ebu'l-Hasan bize tahdis etti; Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Şu'be bize haber verdi; Katade'den; [o] Enes b. Malik'ten; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir mektup yazdı -veya yazmak istedi-. Kendisine: “Onlar mühürlü olmayan bir mektubu okumazlar” denildi. Bunun üzerine gümüşten bir yüzük (mühür) edindi. Nakşı “Muhammedresulullah” idi. [Parmağındaki] o beyazlığa bakıyor gibiyim. [Şu'be dedi ki:] Katade'ye: “Onun nakşının ‘Muhammedresulullah’ olduğunu kim söyledi?” dedim. [Katade]: “Enes” dedi.

66. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّ أَبَا مُرَّةَ، مَوْلَى عَقِيلِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَمَا هُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ وَالنَّاسُ مَعَهُ، إِذْ أَقْبَلَ ثَلاَثَةُ نَفَرٍ، فَأَقْبَلَ اثْنَانِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَ وَاحِدٌ، قَالَ فَوَقَفَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّا أَحَدُهُمَا فَرَأَى فُرْجَةً فِي الْحَلْقَةِ فَجَلَسَ فِيهَا، وَأَمَّا الآخَرُ فَجَلَسَ خَلْفَهُمْ، وَأَمَّا الثَّالِثُ فَأَدْبَرَ ذَاهِبًا، فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ عَنِ النَّفَرِ الثَّلاَثَةِ أَمَّا أَحَدُهُمْ فَأَوَى إِلَى اللَّهِ، فَآوَاهُ اللَّهُ، وَأَمَّا الآخَرُ فَاسْتَحْيَا، فَاسْتَحْيَا اللَّهُ مِنْهُ، وَأَمَّا الآخَرُ فَأَعْرَضَ، فَأَعْرَضَ اللَّهُ عَنْهُ ‏"‏‏.‏

İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; İshak b. Abdullah b. Ebi Talha'dan; Akil b. Ebi Talib'in azatlısı Ebu Mürre ona haber vermiş; Ebu Vakid el-Leysî'den [naklederek ki]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte otururken ve insanlar da onunla beraberken üç kişi (nefer) geldi. İkisi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yöneldi, biri ise gitti. [Ravi] dedi ki: [O ikisi] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başında dikildiler (durup baktılar). Onlardan biri halkada bir boşluk gördü ve oraya oturdu. Diğeri ise onların arkasına oturdu. Üçüncüsü ise arkasını dönüp gitti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [sözünü] bitirince şöyle buyurdu: “Size şu üç kişiden haber vereyim mi? Onlardan biri Allah'a sığındı, Allah da onu barındırdı (rahmetine sığındırdı). Diğeri utandı (insanları rahatsız etmekten çekindi), Allah da ondan haya etti (onu cezalandırmaktan/mahrum etmekten haya etti). Diğeri ise yüz çevirdi, Allah da ondan yüz çevirdi.”

67. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، ذَكَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَعَدَ عَلَى بَعِيرِهِ، وَأَمْسَكَ إِنْسَانٌ بِخِطَامِهِ ـ أَوْ بِزِمَامِهِ ـ قَالَ ‏"‏ أَىُّ يَوْمٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَسَكَتْنَا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ سِوَى اسْمِهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَىُّ شَهْرٍ هَذَا ‏"‏‏.‏ فَسَكَتْنَا حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَلَيْسَ بِذِي الْحِجَّةِ ‏"‏‏.‏ قُلْنَا بَلَى‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ بَيْنَكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا‏.‏ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَإِنَّ الشَّاهِدَ عَسَى أَنْ يُبَلِّغَ مَنْ هُوَ أَوْعَى لَهُ مِنْهُ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Bişr bize tahdis etti, dedi ki: İbn Avn bize tahdis etti; İbn Sirin'den; [o] Abdurrahman b. Ebi Bekre'den; [o] babasından; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i zikretti; [Nebi] devesinin üzerine oturdu. Bir insan da [devenin] yularından -veya dizgininden- tutmuştu. [Nebi]: “Bu hangi gündür?” buyurdu. Biz sustuk, hatta O'nun, güne isminden başka bir isim vereceğini sandık. [Nebi]: “Nahr (Kurban) günü değil mi?” buyurdu. Biz: “Evet” dedik. [Nebi]: “Peki bu hangi aydır?” buyurdu. Biz sustuk, hatta O'nun, aya isminden başka bir isim vereceğini sandık. [Nebi]: “Zilhicce değil mi?” buyurdu. Biz: “Evet” dedik. [Nebi] buyurdu ki: “Şüphesiz kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (onurlarınız) aranızda haramdır; şu beldenizde, şu ayınızda, şu gününüzün haramlığı (hürmeti) gibi. Hazır olan (şahit), gaip olana (burada olmayana) tebliğ etsin. Zira olur ki hazır olan (şahit), [sözü] kendisinden daha iyi kavrayacak (anlayacak) bir kimseye tebliğ etmiş olur.”

68. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِالْمَوْعِظَةِ فِي الأَيَّامِ، كَرَاهَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا‏.‏

Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize haber verdi; A'meş'ten; [o] Ebu Vail'den; [o] İbn Mesud'dan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, bize bıkkınlık (usanç) gelmesinden (kerih görmemizden) korktuğu için vaaz hususunda günlerimizi gözetirdi (her gün değil, ara sıra vaaz verirdi).

69. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti, dedi ki: Yahya b. Said bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti, dedi ki: Ebu't-Teyyah bana tahdis etti; Enes'ten; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o] şöyle buyurmuştur: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin (soğutmayın).”

70. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ يُذَكِّرُ النَّاسَ فِي كُلِّ خَمِيسٍ، فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ لَوَدِدْتُ أَنَّكَ ذَكَّرْتَنَا كُلَّ يَوْمٍ‏.‏ قَالَ أَمَا إِنَّهُ يَمْنَعُنِي مِنْ ذَلِكَ أَنِّي أَكْرَهُ أَنْ أُمِلَّكُمْ، وَإِنِّي أَتَخَوَّلُكُمْ بِالْمَوْعِظَةِ كَمَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَخَوَّلُنَا بِهَا، مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا‏.‏

Osman b. Ebi Şeybe bize tahdis etti, dedi ki: Cerir bize tahdis etti; Mansur'dan; [o] Ebu Vail'den; [o] dedi ki: Abdullah [b. Mesud], insanlara her perşembe günü vaaz ederdi (hatırlatmada bulunurdu). Bir adam ona: “Ey Ebu Abdurrahman! Bize her gün vaaz etmeni ne çok isterdim” dedi. [Abdullah] dedi ki: “Beni bundan alıkoyan şey, sizi usandırmaktan (bıktırmaktan) hoşlanmamamdır. Ben vaaz hususunda sizi gözetiyorum; tıpkı Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in bize bıkkınlık gelmesinden korktuğu için bizi gözettiği gibi.”

71. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَ حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ، خَطِيبًا يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ، وَإِنَّمَا أَنَا قَاسِمٌ وَاللَّهُ يُعْطِي، وَلَنْ تَزَالَ هَذِهِ الأُمَّةُ قَائِمَةً عَلَى أَمْرِ اللَّهِ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَالَفَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Said b. Ufeyr bize tahdis etti, dedi ki: İbn Vehb bize tahdis etti; Yunus'tan; [o] İbn Şihab'dan; [o] dedi ki: Humeyd b. Abdurrahman dedi ki: Muaviye'yi hutbe verirken işittim, diyordu ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Allah kimin hakkında hayır isterse onu dinde fakih kılar (ona dini anlayış verir). Ben ancak paylaştırıcıyım, veren ise Allah'tır. Bu ümmet, Allah'ın emri (kıyamet) gelinceye kadar Allah'ın emri üzerinde kaim olmaya (hak üzere durmaya) devam edecektir. Onlara muhalefet edenler onlara zarar veremez.”

72. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ صَحِبْتُ ابْنَ عُمَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلَمْ أَسْمَعْهُ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ حَدِيثًا وَاحِدًا، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُتِيَ بِجُمَّارٍ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً مَثَلُهَا كَمَثَلِ الْمُسْلِمِ ‏"‏‏.‏ فَأَرَدْتُ أَنْ أَقُولَ هِيَ النَّخْلَةُ، فَإِذَا أَنَا أَصْغَرُ الْقَوْمِ فَسَكَتُّ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏

Ali bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebi Necih bana Mücahid'den [naklederek] şöyle dedi: İbn Ömer ile birlikte Medine'ye kadar arkadaşlık ettim. Onun Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir tek hadis haricinde hadis tahdis ettiğini işitmedim. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık. O'na bir hurma özü (cummar) getirildi. Buyurdu ki: “Ağaçlardan bir ağaç vardır; onun misali Müslümanın misali gibidir.” [İbn Ömer dedi ki:] O ağacın hurma ağacı olduğunu söylemek istedim. Fakat bir de baktım ki ben topluluğun en küçüğüyüm, bu yüzden sustum. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “O hurma ağacıdır” buyurdu.

73. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَلَى غَيْرِ مَا حَدَّثَنَاهُ الزُّهْرِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ قَيْسَ بْنَ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسُلِّطَ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْحِكْمَةَ، فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏"‏‏.‏

Humeydî bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti, dedi ki: İsmail b. Ebi Halid bana tahdis etti -Zühri'nin bize tahdis ettiğinin gayrı (farklı) bir şekilde- dedi ki: Kays b. Ebi Hazim'i işittim, dedi ki: Abdullah b. Mesud'u işittim, dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sadece iki şeyde hased (gıbta) vardır: Allah'ın kendisine mal verdiği ve onu hak yolda harcamaya (tüketmeye) musallat kıldığı (yönelttiği) kimse. Ve Allah'ın kendisine hikmet verdiği, onunla hükmeden ve onu öğreten kimse.”

74. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ غُرَيْرٍ الزُّهْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَ أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ تَمَارَى هُوَ وَالْحُرُّ بْنُ قَيْسِ بْنِ حِصْنٍ الْفَزَارِيُّ فِي صَاحِبِ مُوسَى قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ هُوَ خَضِرٌ‏.‏ فَمَرَّ بِهِمَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، فَدَعَاهُ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ إِنِّي تَمَارَيْتُ أَنَا وَصَاحِبِي، هَذَا فِي صَاحِبِ مُوسَى الَّذِي سَأَلَ مُوسَى السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، هَلْ سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ شَأْنَهُ قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ بَيْنَمَا مُوسَى فِي مَلإٍ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ، جَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ هَلْ تَعْلَمُ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنْكَ قَالَ مُوسَى لاَ‏.‏ فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَى مُوسَى بَلَى، عَبْدُنَا خَضِرٌ، فَسَأَلَ مُوسَى السَّبِيلَ إِلَيْهِ، فَجَعَلَ اللَّهُ لَهُ الْحُوتَ آيَةً، وَقِيلَ لَهُ إِذَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَارْجِعْ، فَإِنَّكَ سَتَلْقَاهُ، وَكَانَ يَتَّبِعُ أَثَرَ الْحُوتِ فِي الْبَحْرِ، فَقَالَ لِمُوسَى فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ‏.‏ قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، فَوَجَدَا خَضِرًا‏.‏ فَكَانَ مِنْ شَأْنِهِمَا الَّذِي قَصَّ اللَّهُ ـ عَزَّ وَجَلَّ ـ فِي كِتَابِهِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Ğureyr ez-Zühri bize tahdis etti, dedi ki: Yakub b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Babam bana tahdis etti; Salih'ten; [o] İbn Şihab'dan; o tahdis etti ki Ubeydullah b. Abdullah ona İbn Abbas'tan haber vermiş ki: O (İbn Abbas) ile Hurr b. Kays b. Hısn el-Fezari, Musa'nın arkadaşı hakkında tartıştı (münakaşa etti). İbn Abbas: “O Hızır'dır” dedi. O sırada yanlarından Übey b. Ka'b geçti. İbn Abbas onu çağırdı ve: “Ben ve şu arkadaşım Musa'nın arkadaşı hususunda tartıştık; ki Musa onunla karşılaşmak için yolu (yöntemi) sormuştu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i onun şanını (durumunu) zikrederken işittin mi?” dedi. [Übey] dedi ki: “Evet, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: Musa, İsrailoğullarından bir topluluk (mele') içindeyken ona bir adam geldi ve: ‘Senden daha bilgili birini biliyor musun?’ dedi. Musa: ‘Hayır’ dedi. Bunun üzerine Allah Musa'ya: ‘Hayır (biliyorum), kulumuz Hızır [senden bilgilidir]’ diye vahyetti. Musa ona [ulaşmanın] yolunu sordu. Allah onun için balığı bir alamet (ayet) kıldı ve ona: ‘Balığı kaybettiğin zaman geri dön, şüphesiz onunla karşılaşacaksın’ denildi. [Musa] denizde balığın izini takip ediyordu. [Hizmetindeki] genci Musa'ya dedi ki: ‘Gördün mü? Kayaya sığındığımız zaman balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan ancak şeytandır.’ [Musa] dedi ki: ‘İşte aradığımız (istediğimiz) buydu.’ Böylece izlerini takip ederek geriye döndüler. Ve Hızır'ı buldular. Onların başından geçenler (şanı/kıssası), Allah Azze ve Celle'nin Kitabı'nda anlattığı gibidir.”

75. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ ضَمَّنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ عَلِّمْهُ الْكِتَابَ ‏"‏‏.‏

Ebu Ma'mer bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvaris bize tahdis etti, dedi ki: Halid bize tahdis etti; İkrime'den; [o] İbn Abbas'tan; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni kucakladı (bağrına bastı) ve: “Allahım! Ona Kitabı öğret” dedi.

76. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقْبَلْتُ رَاكِبًا عَلَى حِمَارٍ أَتَانٍ، وَأَنَا يَوْمَئِذٍ قَدْ نَاهَزْتُ الاِحْتِلاَمَ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي بِمِنًى إِلَى غَيْرِ جِدَارٍ، فَمَرَرْتُ بَيْنَ يَدَىْ بَعْضِ الصَّفِّ وَأَرْسَلْتُ الأَتَانَ تَرْتَعُ، فَدَخَلْتُ فِي الصَّفِّ، فَلَمْ يُنْكَرْ ذَلِكَ عَلَىَّ‏.‏

İsmail b. Ebi Üveys bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; İbn Şihab'dan; [o] Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den; [o] Abdullah b. Abbas'tan; [o] dedi ki: Ben dişi bir merkebe (atan) binmiş olarak geldim. O günlerde ihtilam çağına (büluğa) yaklaşmıştım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mina'da duvardan başka bir şeye (sütreye) doğru namaz kılıyordu. Safın bir kısmının önünden geçtim ve dişi merkebi otlasın diye saldım. Sonra safa girdim. Bu davranışım bana inkar edilmedi (kimse ayıplamadı/ses çıkarmadı).

77. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ، قَالَ عَقَلْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَجَّةً مَجَّهَا فِي وَجْهِي وَأَنَا ابْنُ خَمْسِ سِنِينَ مِنْ دَلْوٍ‏.‏

Muhammed b. Yusuf bana tahdis etti, dedi ki: Ebu Müshir bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Harb bana tahdis etti; Zübeydî bana tahdis etti; Zühri'den; [o] Mahmud b. er-Rebi'den; [o] dedi ki: Ben beş yaşındayken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in bir kovadan [ağzına su alıp] yüzüme püskürttüğü suyu hatırlıyorum.

78. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ، خَالِدُ بْنُ خَلِيٍّ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ قَالَ الأَوْزَاعِيُّ أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ تَمَارَى هُوَ وَالْحُرُّ بْنُ قَيْسِ بْنِ حِصْنٍ الْفَزَارِيُّ فِي صَاحِبِ مُوسَى، فَمَرَّ بِهِمَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ، فَدَعَاهُ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ إِنِّي تَمَارَيْتُ أَنَا وَصَاحِبِي هَذَا فِي صَاحِبِ مُوسَى الَّذِي سَأَلَ السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، هَلْ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ شَأْنَهُ فَقَالَ أُبَىٌّ نَعَمْ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَذْكُرُ شَأْنَهُ يَقُولُ ‏ "‏ بَيْنَمَا مُوسَى فِي مَلإٍ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ أَتَعْلَمُ أَحَدًا أَعْلَمَ مِنْكَ قَالَ مُوسَى لاَ‏.‏ فَأَوْحَى اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ إِلَى مُوسَى بَلَى، عَبْدُنَا خَضِرٌ، فَسَأَلَ السَّبِيلَ إِلَى لُقِيِّهِ، فَجَعَلَ اللَّهُ لَهُ الْحُوتَ آيَةً، وَقِيلَ لَهُ إِذَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَارْجِعْ، فَإِنَّكَ سَتَلْقَاهُ، فَكَانَ مُوسَى صلى الله عليه وسلم يَتَّبِعُ أَثَرَ الْحُوتِ فِي الْبَحْرِ‏.‏ فَقَالَ فَتَى مُوسَى لِمُوسَى أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، وَمَا أَنْسَانِيهِ إِلاَّ الشَّيْطَانُ أَنْ أَذْكُرَهُ‏.‏ قَالَ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي‏.‏ فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، فَوَجَدَا خَضِرًا، فَكَانَ مِنْ شَأْنِهِمَا مَا قَصَّ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ ‏"‏‏.‏

Ebu'l-Kasım Halid b. Hali bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Harb bize tahdis etti, dedi ki: Evzai dedi ki: Zühri bize haber verdi; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan; [o] İbn Abbas'tan; [o] şöyle haber verdi: O (İbn Abbas) ile Hurr b. Kays b. Hısn el-Fezari, Musa'nın arkadaşı hakkında tartıştı (münakaşa etti). O sırada yanlarından Übey b. Ka'b geçti. İbn Abbas onu çağırdı ve: “Ben ve şu arkadaşım Musa'nın arkadaşı hususunda tartıştık; ki Musa onunla karşılaşmak için yolu (yöntemi) sormuştu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i onun şanını (durumunu) zikrederken işittin mi?” dedi. Übey: “Evet, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i onun şanını zikrederken işittim; şöyle buyuruyordu: Musa, İsrailoğullarından bir topluluk (mele') içindeyken ona bir adam geldi ve: ‘Senden daha bilgili birini biliyor musun?’ dedi. Musa: ‘Hayır’ dedi. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Musa'ya: ‘Hayır (biliyorum), kulumuz Hızır [senden bilgilidir]’ diye vahyetti. [Musa] ona [ulaşmanın] yolunu sordu. Allah onun için balığı bir alamet (ayet) kıldı ve ona: ‘Balığı kaybettiğin zaman geri dön, şüphesiz onunla karşılaşacaksın’ denildi. Musa sallallâhu aleyhi ve sellem denizde balığın izini takip ediyordu. Musa'nın genci Musa'ya dedi ki: ‘Gördün mü? Kayaya sığındığımız zaman balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan ancak şeytandır.’ Musa dedi ki: ‘İşte aradığımız (istediğimiz) buydu.’ Böylece izlerini takip ederek geriye döndüler. Ve Hızır'ı buldular. Onların başından geçenler (şanı/kıssası), Allah'ın Kitabı'nda anlattığı gibidir.”

79. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ مِنَ الْهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الْغَيْثِ الْكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا، فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتِ الْمَاءَ، فَأَنْبَتَتِ الْكَلأَ وَالْعُشْبَ الْكَثِيرَ، وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ الْمَاءَ، فَنَفَعَ اللَّهُ بِهَا النَّاسَ، فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا، وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً أُخْرَى، إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لاَ تُمْسِكُ مَاءً، وَلاَ تُنْبِتُ كَلأً، فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقِهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ بِهِ، فَعَلِمَ وَعَلَّمَ، وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا، وَلَمْ يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ إِسْحَاقُ وَكَانَ مِنْهَا طَائِفَةٌ قَيَّلَتِ الْمَاءَ‏.‏ قَاعٌ يَعْلُوهُ الْمَاءُ، وَالصَّفْصَفُ الْمُسْتَوِي مِنَ الأَرْضِ‏.‏

Muhammed b. el-Ala bize tahdis etti, dedi ki: Hammad b. Üsame bize tahdis etti; Büreyd b. Abdullah'tan; [o] Ebu Bürde'den; [o] Ebu Musa'dan; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o] şöyle buyurmuştur: “Allah'ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bir toprağa isabet eden bol yağmur gibidir. O topraktan temiz (verimli) bir parça vardır ki suyu kabul etti ve bolca ot ve çayır bitirdi. Yine ondan kurak (suyu tutan) yerler vardır ki suyu tuttu; Allah da insanları onunla faydalandırdı. [İnsanlar o sudan] içtiler, [hayvanlarını] suladılar ve ziraat yaptılar. Yine o yağmur başka bir taifeye (toprak parçasına) isabet etti ki o ancak düz ve kaygan bir arazidir (kian); ne suyu tutar ne de ot bitirir. İşte bu, Allah'ın dininde fakih olan (dini anlayan) ve Allah'ın benimle gönderdiği [ilim] kendisine fayda veren, böylece hem bilen hem de öğreten kimsenin misalidir. Ve yine bu, buna (ilme) başını kaldırıp bakmayan ve benim kendisiyle gönderildiğim Allah'ın hidayetini kabul etmeyen kimsenin misalidir.” Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: İshak şöyle dedi: “Ondan bir taife de suyu ‘kayyelet’ (altına aldı/tuttu).” [Ebu Abdullah dedi ki:] “Kâ”; suyun üzerinde durduğu [düz yerdir]. “Safsaf” ise; yerin dümdüz olan kısmıdır.

80. Hadis

حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُرْفَعَ الْعِلْمُ، وَيَثْبُتَ الْجَهْلُ، وَيُشْرَبَ الْخَمْرُ، وَيَظْهَرَ الزِّنَا ‏"‏‏.‏

İmran b. Meysere bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvaris bize tahdis etti; Ebu't-Teyyah'tan; [o] Enes'ten; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ilmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi (sabit olması), sarhoşluk veren içkinin (hamr) içilmesi ve zinanın ortaya çıkması (yayılması) kıyamet alametlerindendir.”

81. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لأُحَدِّثَنَّكُمْ حَدِيثًا لاَ يُحَدِّثُكُمْ أَحَدٌ بَعْدِي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يَقِلَّ الْعِلْمُ، وَيَظْهَرَ الْجَهْلُ، وَيَظْهَرَ الزِّنَا، وَتَكْثُرَ النِّسَاءُ وَيَقِلَّ الرِّجَالُ، حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ امْرَأَةً الْقَيِّمُ الْوَاحِدُ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Yahya bize tahdis etti; Şu'be'den; [o] Katade'den; [o] Enes'ten; [o] dedi ki: Size bir hadis tahdis edeceğim ki benden sonra onu size hiç kimse tahdis etmeyecektir. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “İlmin azalması, cehaletin ortaya çıkması, zinanın ortaya çıkması (yayılması), kadınların çoğalıp erkeklerin azalması -hatta elli kadına bir tek bakan (kayyim/idareci) olacak derecede- kıyamet alametlerindendir.”

82. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا نَائِمٌ أُتِيتُ بِقَدَحِ لَبَنٍ، فَشَرِبْتُ حَتَّى إِنِّي لأَرَى الرِّيَّ يَخْرُجُ فِي أَظْفَارِي، ثُمَّ أَعْطَيْتُ فَضْلِي عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الْعِلْمَ ‏"‏‏.‏

Said b. Ufeyr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bana tahdis etti, dedi ki: Ukayl bana tahdis etti; İbn Şihab'dan; [o] Hamze b. Abdullah b. Ömer'den; İbn Ömer dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Ben uyurken bana bir kadeh süt getirildi. [Ondan] içtim, hatta kanmışlığın (suyun/sütün) tırnaklarımdan çıktığını (akıp gittiğini) görür gibi oldum. Sonra artığımı Ömer b. el-Hattab'a verdim.” Dediler ki: “Bunu ne ile tevil ettin (yorumladın) ey Allah'ın Resulü?” [Nebi]: “İlim [ile]” buyurdu.

83. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَفَ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ بِمِنًى لِلنَّاسِ يَسْأَلُونَهُ، فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ لَمْ أَشْعُرْ فَحَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اذْبَحْ وَلاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ فَجَاءَ آخَرُ فَقَالَ لَمْ أَشْعُرْ، فَنَحَرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْمِ وَلاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ فَمَا سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ شَىْءٍ قُدِّمَ وَلاَ أُخِّرَ إِلاَّ قَالَ افْعَلْ وَلاَ حَرَجَ‏.‏

İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; İbn Şihab'dan; [o] İsa b. Talha b. Ubeydullah'tan; [o] Abdullah b. Amr b. el-As'tan; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Veda Haccı'nda Mina'da insanların kendisine sorması için vakfe yaptı (durdu). Ona bir adam geldi ve: “[Sıranın böyle olduğunu] fark edemedim (bilemedim) ve kurban kesmeden önce tıraş oldum” dedi. [Nebi]: “Kes, bir sakıncası yok (ve la harac)” buyurdu. Başka biri geldi ve: “Fark edemedim ve [taş] atmadan önce kurban kestim (nahr ettim)” dedi. [Nebi]: “At, bir sakıncası yok” buyurdu. [Ravi dedi ki:] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e öne alınan veya sonraya bırakılan herhangi bir şeyden sorulmadı ki “Yap, bir sakıncası yok” demiş olmasın.

84. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ فِي حَجَّتِهِ فَقَالَ ذَبَحْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ، فَأَوْمَأَ بِيَدِهِ قَالَ وَلاَ حَرَجَ‏.‏ قَالَ حَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَذْبَحَ‏.‏ فَأَوْمَأَ بِيَدِهِ وَلاَ حَرَجَ‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti, dedi ki: Eyyub bize tahdis etti; İkrime'den; [o] İbn Abbas'tan; [o] şöyle haber verdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Haccında [bazı şeylerden] soruldu. [Adamın biri]: “[Taş] atmadan önce kurban kestim” dedi. [Nebi] eliyle işaret etti ve: “Bir sakıncası yok” dedi. [Adam]: “Kurban kesmeden önce tıraş oldum” dedi. [Nebi] eliyle işaret etti: “Bir sakıncası yok” [dedi].

85. Hadis

حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ سَالِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُقْبَضُ الْعِلْمُ، وَيَظْهَرُ الْجَهْلُ وَالْفِتَنُ، وَيَكْثُرُ الْهَرْجُ ‏"‏‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْهَرْجُ فَقَالَ هَكَذَا بِيَدِهِ، فَحَرَّفَهَا، كَأَنَّهُ يُرِيدُ الْقَتْلَ‏.‏

Mekki b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Hanzala b. Ebi Süfyan bize haber verdi; Salim'den; [o] dedi ki: Ebu Hureyre'yi işittim; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o] şöyle buyurmuştur: “İlim kabzedilir (çekilip alınır). Cehalet ve fitneler ortaya çıkar. Ve herc çoğalır.” “Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir?” denildi. Eliyle şöyle yaptı -onu (elini) [yana doğru] çevirdi-; sanki öldürmeyi kastediyor (anlatıyor) gibiydi.

86. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ أَتَيْتُ عَائِشَةَ وَهِيَ تُصَلِّي فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ فَأَشَارَتْ إِلَى السَّمَاءِ، فَإِذَا النَّاسُ قِيَامٌ، فَقَالَتْ سُبْحَانَ اللَّهِ‏.‏ قُلْتُ آيَةٌ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا، أَىْ نَعَمْ، فَقُمْتُ حَتَّى تَجَلاَّنِي الْغَشْىُ، فَجَعَلْتُ أَصُبُّ عَلَى رَأْسِي الْمَاءَ، فَحَمِدَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ شَىْءٍ لَمْ أَكُنْ أُرِيتُهُ إِلاَّ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ، فَأُوحِيَ إِلَىَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِي قُبُورِكُمْ، مِثْلَ ـ أَوْ قَرِيبًا لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ، يُقَالُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ ـ أَوِ الْمُوقِنُ لاَ أَدْرِي بِأَيِّهِمَا قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ فَيَقُولُ هُوَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى، فَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا، هُوَ مُحَمَّدٌ‏.‏ ثَلاَثًا، فَيُقَالُ نَمْ صَالِحًا، قَدْ عَلِمْنَا إِنْ كُنْتَ لَمُوقِنًا بِهِ، وَأَمَّا الْمُنَافِقُ ـ أَوِ الْمُرْتَابُ لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ ـ فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُهُ ‏"‏‏.‏

Musa b. İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti, dedi ki: Hişam bize tahdis etti; Fatıma'dan; [o] Esma'dan; [o] dedi ki: Aişe'nin yanına geldim, o namaz kılıyordu. “İnsanların hali (derdi) nedir?” dedim. Gökyüzüne işaret etti. Bir de baktım ki insanlar ayaktalar (kıyamdalar). “Subhanallah” dedi. “Bir ayet (alamet) mi [var]?” dedim. Başıyla işaret etti: “Evet” [dedi]. Ben de ayakta durdum (kıyama katıldım), hatta [üzerime] baygınlık çöktü. Bunun üzerine başımdan aşağı su dökmeye başladım. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [namazdan sonra] Allah Azze ve Celle'ye hamd u sena etti. Sonra şöyle buyurdu: “Bana gösterilmeyen hiçbir şey kalmadı ki onu şu makamımda görmüş olmayayım; cennet ve cehennem dahil. Bana vahyedildi ki siz kabirlerinizde Mesih Deccal'in fitnesi gibi -veya ona yakın, Esma hangisini dedi bilmiyorum- bir fitneye (imtihana) uğratılacaksınız. [Kişiye] denilecek ki: ‘Bu adam hakkındaki bilgin nedir?’ Mümin -veya mukin (yakinen inanan), Esma hangisini dedi bilmiyorum- olan ise şöyle diyecektir: ‘O Muhammed'dir, Allah'ın Resulüdür. Bize beyyineler (deliller) ve hidayetle geldi. Biz de icabet ettik ve tabi olduk. O Muhammed'dir.’ [Bunu] üç kere [tekrarlar]. Ona: ‘Salih olarak uyu. Senin ona yakinen inanan (mukin) biri olduğunu elbette biliyorduk’ denilir. Münafık -veya mürtab (şüpheci), Esma hangisini dedi bilmiyorum- olan ise şöyle diyecektir: ‘Bilmiyorum. İnsanların bir şeyler dediğini işittim ve ben de [onu] söyledim.’”

87. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أُتَرْجِمُ بَيْنَ ابْنِ عَبَّاسٍ وَبَيْنَ النَّاسِ فَقَالَ إِنَّ وَفْدَ عَبْدِ الْقَيْسِ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَنِ الْوَفْدُ ـ أَوْ مَنِ الْقَوْمُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا رَبِيعَةُ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ مَرْحَبًا بِالْقَوْمِ ـ أَوْ بِالْوَفْدِ ـ غَيْرَ خَزَايَا وَلاَ نَدَامَى ‏"‏‏.‏ قَالُوا إِنَّا نَأْتِيكَ مِنْ شُقَّةٍ بَعِيدَةٍ، وَبَيْنَنَا وَبَيْنَكَ هَذَا الْحَىُّ مِنْ كُفَّارِ مُضَرَ، وَلاَ نَسْتَطِيعُ أَنْ نَأْتِيَكَ إِلاَّ فِي شَهْرٍ حَرَامٍ فَمُرْنَا بِأَمْرٍ نُخْبِرْ بِهِ مَنْ وَرَاءَنَا، نَدْخُلُ بِهِ الْجَنَّةَ‏.‏ فَأَمَرَهُمْ بِأَرْبَعٍ، وَنَهَاهُمْ عَنْ أَرْبَعٍ أَمَرَهُمْ بِالإِيمَانِ بِاللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَحْدَهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَلْ تَدْرُونَ مَا الإِيمَانُ بِاللَّهِ وَحْدَهُ ‏"‏‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامُ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ، وَصَوْمُ رَمَضَانَ، وَتُعْطُوا الْخُمُسَ مِنَ الْمَغْنَمِ ‏"‏‏.‏ وَنَهَاهُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُزَفَّتِ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ رُبَّمَا قَالَ النَّقِيرِ، وَرُبَّمَا قَالَ الْمُقَيَّرِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ احْفَظُوهُ وَأَخْبِرُوهُ مَنْ وَرَاءَكُمْ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti, dedi ki: Gunder bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti; Ebu Cemre'den; [o] dedi ki: Ben İbn Abbas ile insanlar arasında tercümanlık yapıyordum. [İbn Abbas] dedi ki: Abdülkays heyeti Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldikleri vakit [Nebi]: “Bu heyet kimdir?” -veya “Bu topluluk kimdir?”- dedi. [Onlar]: “Rebia[dır]” dediler. [Nebi]: “Merhaba (hoş geldiniz) o topluluğa” -veya “o heyete”- “ki zelil olmadan ve pişmanlık duymadan [geldiler]” buyurdu. Dediler ki: “Biz sana uzak bir mesafeden geliyoruz. Seninle bizim aramızda şu Mudar kafirlerinden bir kabile (hayy) vardır. Biz sana ancak Haram Ay'da gelebiliyoruz. Bize bir emir buyur ki, onu arkamızda kalanlara haber verelim ve onunla cennete girelim.” Onlara dört şeyi emretti, dört şeyden de nehyetti. Onlara tek olan Allah Azze ve Celle'ye iman etmeyi emretti. Buyurdu ki: “Tek olan Allah'a iman etmek nedir bilir misiniz?” Dediler ki: “Allah ve Resulü en iyi bilendir.” [Nebi]: “Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetten beşte biri vermenizdir” buyurdu. Onları Dübba'dan, Hantem'den ve Müzeffet'ten nehyetti. Şu'be dedi ki: Belki Nekir'i dedi, belki de Mukayyer'i dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Bunu ezberleyin (muhafaza edin) ve arkanızda kalanlara haber verin.”

88. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، أَنَّهُ تَزَوَّجَ ابْنَةً لأَبِي إِهَابِ بْنِ عَزِيزٍ، فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ إِنِّي قَدْ أَرْضَعْتُ عُقْبَةَ وَالَّتِي تَزَوَّجَ بِهَا‏.‏ فَقَالَ لَهَا عُقْبَةُ مَا أَعْلَمُ أَنَّكِ أَرْضَعْتِنِي وَلاَ أَخْبَرْتِنِي‏.‏ فَرَكِبَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْمَدِينَةِ فَسَأَلَهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كَيْفَ وَقَدْ قِيلَ ‏"‏‏.‏ فَفَارَقَهَا عُقْبَةُ، وَنَكَحَتْ زَوْجًا غَيْرَهُ‏.‏

Muhammed b. Mukatil Ebu'l-Hasan bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah bize haber verdi, dedi ki: Ömer b. Said b. Ebi Hüseyin bize haber verdi, dedi ki: Abdullah b. Ebi Müleyke bana tahdis etti; Ukbe b. el-Haris'ten; [o] Ebu İhab b. Aziz'in bir kızıyla evlenmişti. Ona bir kadın geldi ve: “Ben Ukbe'yi de evlendiği kızı da emzirdim” dedi. Ukbe ona: “Beni emzirdiğini bilmiyorum, bana [daha önce de] haber vermedin” dedi. Bunun üzerine [Ukbe] Medine'ye Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e binekle gitti (rıhle yaptı) ve O'na sordu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Nasıl [olur]? Öyle söylenmişken...” buyurdu. Bunun üzerine Ukbe ondan ayrıldı. O [kadın] da ondan başka bir kocayla evlendi (nikahlandı).

89. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كُنْتُ أَنَا وَجَارٌ، لِي مِنَ الأَنْصَارِ فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ، وَهْىَ مِنْ عَوَالِي الْمَدِينَةِ، وَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا، فَإِذَا نَزَلْتُ جِئْتُهُ بِخَبَرِ ذَلِكَ الْيَوْمِ مِنَ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ، وَإِذَا نَزَلَ فَعَلَ مِثْلَ ذَلِكَ، فَنَزَلَ صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَوْمَ نَوْبَتِهِ، فَضَرَبَ بَابِي ضَرْبًا شَدِيدًا‏.‏ فَقَالَ أَثَمَّ هُوَ فَفَزِعْتُ فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ قَدْ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ‏.‏ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَإِذَا هِيَ تَبْكِي فَقُلْتُ طَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لاَ أَدْرِي‏.‏ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ وَأَنَا قَائِمٌ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ قَالَ ‏ "‏ لاَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zühri'den. (H). Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: İbn Vehb [şöyle] dedi: Yunus bize haber verdi; İbn Şihab'dan; [o] Ubeydullah b. Abdullah b. Ebi Sevr'den; [o] Abdullah b. Abbas'tan; [o] Ömer'den [naklen] dedi ki: Ben ve Ensar'dan bir komşum -ki kendisi Ümeyye b. Zeyd oğullarındandır ve orası Medine'nin “Avâlî” (yukarı) semtlerindendir- Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına inmek (gitmek) hususunda nöbetleşirdik. Bir gün o inerdi, bir gün ben inerdim. Ben indiğim zaman o günün vahiy ve diğer haberlerini ona getirirdim. O indiği zaman o da aynısını yapardı. Derken nöbet gününde Ensari arkadaşım indi. Sonra [dönünce] kapımı şiddetle çaldı ve: “O burada mı?” dedi. Korktum ve yanına çıktım. “Büyük bir olay oldu” dedi. [Ömer] dedi ki: Hafsa'nın yanına girdim, bir de baktım ki ağlıyor. “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sizi boşadı mı?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim ve ben ayaktayken: “Kadınlarını boşadın mı?” dedim. [Nebi]: “Hayır” dedi. Ben de: “Allahu Ekber!” dedim.

90. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لاَ أَكَادُ أُدْرِكُ الصَّلاَةَ مِمَّا يُطَوِّلُ بِنَا فُلاَنٌ، فَمَا رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي مَوْعِظَةٍ أَشَدَّ غَضَبًا مِنْ يَوْمِئِذٍ فَقَالَ ‏ "‏ أَيُّهَا النَّاسُ، إِنَّكُمْ مُنَفِّرُونَ، فَمَنْ صَلَّى بِالنَّاسِ فَلْيُخَفِّفْ، فَإِنَّ فِيهِمُ الْمَرِيضَ وَالضَّعِيفَ وَذَا الْحَاجَةِ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Kesir bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize haber verdi; İbn Ebi Halid'den; [o] Kays b. Ebi Hazim'den; [o] Ebu Mesud el-Ensari'den; [o] dedi ki: Bir adam: “Ey Allah'ın Resulü! Neredeyse namaza yetişemeyeceğim (gelmeyeceğim), çünkü falan kişi bize namazı çok uzatıyor” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i bir vaaz sırasında o günkünden daha şiddetli öfkeli görmedim. Şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Siz [insanları dinden] nefret ettiricilersiniz (soğutucularsınız). Kim insanlara namaz kıldırırsa hafifletsin (kısa tutsun). Çünkü onların arasında hasta, zayıf ve ihtiyaç sahibi (işi gücü olan) vardır.”

91. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ الْمَدِينِيُّ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَأَلَهُ رَجُلٌ عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ ‏"‏ اعْرِفْ وِكَاءَهَا ـ أَوْ قَالَ وِعَاءَهَا ـ وَعِفَاصَهَا، ثُمَّ عَرِّفْهَا سَنَةً، ثُمَّ اسْتَمْتِعْ بِهَا، فَإِنْ جَاءَ رَبُّهَا فَأَدِّهَا إِلَيْهِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَضَالَّةُ الإِبِلِ فَغَضِبَ حَتَّى احْمَرَّتْ وَجْنَتَاهُ ـ أَوْ قَالَ احْمَرَّ وَجْهُهُ ـ فَقَالَ ‏"‏ وَمَا لَكَ وَلَهَا مَعَهَا سِقَاؤُهَا وَحِذَاؤُهَا، تَرِدُ الْمَاءَ، وَتَرْعَى الشَّجَرَ، فَذَرْهَا حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ‏"‏‏.‏ قَالَ فَضَالَّةُ الْغَنَمِ قَالَ ‏"‏ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Amir bize tahdis etti, dedi ki: Süleyman b. Bilal el-Medeni bize tahdis etti; Rebia b. Ebi Abdurrahman'dan; [o] Münbais'in azatlısı Yezid'den; [o] Zeyd b. Halid el-Cüheni'den; [o] dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e buluntu maldan (lukata) sordu. [Nebi] buyurdu ki: “Onun bağını -veya kabını dedi- ve ağız bağını (ifas) tanı (iyice belle). Sonra onu bir sene tanıt (duyur). Sonra ondan faydalan. Eğer sahibi (rabbi) gelirse ona öde (teslim et).” [Adam]: “Peki kaybolan develer?” dedi. [Nebi] yanakları kızarana kadar -veya yüzü kızarana kadar dedi- öfkelendi ve: “Sana ne ondan! Onunla beraber su kırbası (su deposu) ve ayakkabısı (tabanı) vardır. Suya gider, ağaçtan yer. Sahibine kavuşuncaya kadar onu bırak” buyurdu. [Adam]: “Peki kaybolan koyunlar?” dedi. [Nebi]: “Senindir, veya kardeşinindir, veya kurdundur” buyurdu.

92. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَشْيَاءَ كَرِهَهَا، فَلَمَّا أُكْثِرَ عَلَيْهِ غَضِبَ، ثُمَّ قَالَ لِلنَّاسِ ‏"‏ سَلُونِي عَمَّا شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ رَجُلٌ مَنْ أَبِي قَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ مَنْ أَبِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ أَبُوكَ سَالِمٌ مَوْلَى شَيْبَةَ ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا رَأَى عُمَرُ مَا فِي وَجْهِهِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّا نَتُوبُ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ‏.‏

Muhammed b. el-Ala bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Üsame bize tahdis etti; Büreyd'den; [o] Ebu Bürde'den; [o] Ebu Musa'dan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e kerih gördüğü (hoşlanmadığı) bazı şeyler hakkında soruldu. Israr edilince öfkelendi. Sonra insanlara: “Bana dilediğinizi sorun” dedi. Bir adam: “Babam kimdir?” dedi. [Nebi]: “Baban Huzafe'dir” buyurdu. Başka biri kalktı ve: “Ey Allah'ın Resulü! Babam kimdir?” dedi. [Nebi]: “Baban Şeybe'nin azatlısı Salim'dir” buyurdu. Ömer, O'nun yüzündeki [öfkeyi] görünce: “Ey Allah'ın Resulü! Biz Azze ve Celle olan Allah'a tövbe ediyoruz” dedi.

93. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ، فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُذَافَةَ فَقَالَ مَنْ أَبِي فَقَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ أَكْثَرَ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ سَلُونِي ‏"‏‏.‏ فَبَرَكَ عُمَرُ عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم نَبِيًّا، فَسَكَتَ‏.‏

Ebu'l-Yeman bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; Zühri'den; [o] dedi ki: Enes b. Malik bana haber verdi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [hucresinden] çıktı. Abdullah b. Huzafe kalktı ve: “Babam kimdir?” dedi. [Nebi]: “Baban Huzafe'dir” buyurdu. Sonra “Bana sorun!” demeyi çoğalttı (tekrarladı). Bunun üzerine Ömer dizleri üzerine çöktü ve: “Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan ve Nebi olarak Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'den razı olduk” dedi. Bunun üzerine [Nebi] sustu.

94. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا سَلَّمَ سَلَّمَ ثَلاَثًا، وَإِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا‏.‏

Abde bize tahdis etti, dedi ki: Abdüssamed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. el-Müsenna bize tahdis etti, dedi ki: Sümame b. Abdullah bize tahdis etti; Enes'ten; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o dedi ki]: O, selam verdiği zaman üç kere selam verirdi. Bir kelime (söz) konuştuğu zaman onu üç kere tekrarlardı.

95. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا ثُمَامَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا تَكَلَّمَ بِكَلِمَةٍ أَعَادَهَا ثَلاَثًا حَتَّى تُفْهَمَ عَنْهُ، وَإِذَا أَتَى عَلَى قَوْمٍ فَسَلَّمَ عَلَيْهِمْ سَلَّمَ عَلَيْهِمْ ثَلاَثًا‏.‏

Abde b. Abdullah bize tahdis etti; Abdüssamed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. el-Müsenna bize tahdis etti, dedi ki: Sümame b. Abdullah bize tahdis etti; Enes'ten; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o dedi ki]: O, bir kelime (söz) konuştuğu zaman, kendisinden anlaşılması için onu üç kere tekrarlardı. Bir topluluğa gelip de onlara selam verdiği zaman, onlara üç kere selam verirdi.

96. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ تَخَلَّفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ سَافَرْنَاهُ فَأَدْرَكَنَا وَقَدْ أَرْهَقْنَا الصَّلاَةَ صَلاَةَ الْعَصْرِ وَنَحْنُ نَتَوَضَّأُ، فَجَعَلْنَا نَمْسَحُ عَلَى أَرْجُلِنَا، فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ ‏ "‏ وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Avane bize tahdis etti; Ebu Bişr'den; [o] Yusuf b. Mahek'ten; [o] Abdullah b. Amr'dan; [o] dedi ki: Yaptığımız bir yolculukta Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizden geride kaldı. Sonra bize yetişti. O sırada ikindi namazı bizi sıkıştırmıştı (vakti daralmıştı) ve biz abdest alıyorduk. Ayaklarımızı [aceleyle] meshetmeye (üzerinden su geçirmeye) başladık. Bunun üzerine en yüksek sesiyle şöyle nida etti: “Ateşten [yanacak olan] topukların vay haline!” [Bunu] iki veya üç kere [tekrarladı].

97. Hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ ـ هُوَ ابْنُ سَلاَمٍ ـ حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ حَيَّانَ، قَالَ قَالَ عَامِرٌ الشَّعْبِيُّ حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ثَلاَثَةٌ لَهُمْ أَجْرَانِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ آمَنَ بِنَبِيِّهِ، وَآمَنَ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم وَالْعَبْدُ الْمَمْلُوكُ إِذَا أَدَّى حَقَّ اللَّهِ وَحَقَّ مَوَالِيهِ، وَرَجُلٌ كَانَتْ عِنْدَهُ أَمَةٌ ‏{‏يَطَؤُهَا‏}‏ فَأَدَّبَهَا، فَأَحْسَنَ تَأْدِيبَهَا، وَعَلَّمَهَا فَأَحْسَنَ تَعْلِيمَهَا، ثُمَّ أَعْتَقَهَا فَتَزَوَّجَهَا، فَلَهُ أَجْرَانِ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَالَ عَامِرٌ أَعْطَيْنَاكَهَا بِغَيْرِ شَىْءٍ، قَدْ كَانَ يُرْكَبُ فِيمَا دُونَهَا إِلَى الْمَدِينَةِ‏.‏

Muhammed -ki o İbn Selam'dır- bize haber verdi; Muharibi bize tahdis etti, dedi ki: Salih b. Hayyan bize tahdis etti, dedi ki: Amir eş-Şa'bi dedi ki: Ebu Bürde bana tahdis etti; babasından; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki onlar için iki ecir vardır: Ehli Kitaptan olup da hem kendi nebisine hem de Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e iman eden adam. Allah'ın hakkını ve efendilerinin (mevalisinin) hakkını eda eden köle. Ve yanında [ilişkide bulunduğu] bir cariyesi olup da onu terbiye eden, terbiyesini güzel yapan; ona öğreten, öğretimini güzel yapan; sonra onu azat edip (hürriyetine kavuşturup) onunla evlenen adam. İşte onun için iki ecir vardır.” Sonra Amir [Horasanlı bir adama hitaben] dedi ki: “Biz sana bunu [hadisi] bir karşılık (şey) almadan verdik. Halbuki bundan daha azı (daha küçük bir mesele) için Medine'ye bineklerle gidilirdi (yolculuk yapılırdı).”

98. Hadis

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَيُّوبَ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ أَشْهَدُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ـ أَوْ قَالَ عَطَاءٌ أَشْهَدُ عَلَى ابْنِ عَبَّاسٍ ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ، فَظَنَّ أَنَّهُ لَمْ يُسْمِعِ النِّسَاءَ فَوَعَظَهُنَّ، وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ، فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي الْقُرْطَ وَالْخَاتَمَ، وَبِلاَلٌ يَأْخُذُ فِي طَرَفِ ثَوْبِهِ‏.‏ وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ عَطَاءٍ وَقَالَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَشْهَدُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Süleyman b. Harb bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti; Eyyub'dan; [o] dedi ki: Ata'yı işittim, dedi ki: İbn Abbas'ı işittim, dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şehadet ederim ki -veya Ata dedi ki: İbn Abbas'a şehadet ederim ki- Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [namazdan sonra] çıktı ve yanında Bilal vardı. Kadınlara [sesini] işittiremediğini zannetti de onlara [gidip] vaaz etti ve onlara sadakayı emretti. Kadın[lar] küpeyi ve yüzüğü atmaya başladı; Bilal de [onları] elbisesinin kenarında topluyordu (alıyordu). İsmail, Eyyub'dan, [o] Ata'dan diyerek “İbn Abbas'tan: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şehadet ederim ki” [sözüyle] rivayet etti.

99. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَقَدْ ظَنَنْتُ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنْ لاَ يَسْأَلَنِي عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ أَحَدٌ أَوَّلُ مِنْكَ، لِمَا رَأَيْتُ مِنْ حِرْصِكَ عَلَى الْحَدِيثِ، أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، خَالِصًا مِنْ قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ ‏"‏‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: Süleyman bize tahdis etti; Amr b. Ebi Amr'dan; [o] Said b. Ebi Said el-Makburi'den; [o] Ebu Hureyre'den; o dedi ki: “Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet gününde senin şefaatinle insanların en mutlusu kimdir?” denildi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ey Ebu Hureyre! Hadise olan hırsını (düşkünlüğünü) gördüğüm için, bu hadisi senden önce hiç kimsenin bana sormayacağını zannetmiştim (tahmin etmiştim). Kıyamet gününde şefaatimle insanların en mutlusu, kalbinden -veya nefsinden- halis olarak ‘La ilahe illallah’ diyen kimsedir.”

100. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا، يَنْتَزِعُهُ مِنَ الْعِبَادِ، وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ، حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا، اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا، فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ، فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا ‏"‏‏. قَالَ الْفِرَبْرِيُّ حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ قَالَ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ عَنْ هِشَامٍ نَحْوَهُ‏.‏

İsmail b. Ebi Üveys bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; Hişam b. Urve'den; [o] babasından; [o] Abdullah b. Amr b. el-As'tan; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz Allah ilmi (kullardan) çekip çıkararak (intizâan) almaz. Lakin alimlerin kabzedilmesi (ölümü) ile ilmi kabzeder. Hatta hiç alim bırakmayınca, insanlar cahil başlar (reisler) edinirler. Onlara sorulur, onlar da ilimsizce fetva verirler. Böylece hem saparlar hem de saptırırlar.” Firebri dedi ki: Abbas bize tahdis etti, dedi ki: Kuteybe bize tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; Hişam'dan bunun bir benzerini rivayet etti.

101. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ الأَصْبَهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، ذَكْوَانَ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ،‏.‏ قَالَتِ النِّسَاءُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَنَا عَلَيْكَ الرِّجَالُ، فَاجْعَلْ لَنَا يَوْمًا مِنْ نَفْسِكَ‏.‏ فَوَعَدَهُنَّ يَوْمًا لَقِيَهُنَّ فِيهِ، فَوَعَظَهُنَّ وَأَمَرَهُنَّ، فَكَانَ فِيمَا قَالَ لَهُنَّ ‏"‏ مَا مِنْكُنَّ امْرَأَةٌ تُقَدِّمُ ثَلاَثَةً مِنْ وَلَدِهَا إِلاَّ كَانَ لَهَا حِجَابًا مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏ فَقَالَتِ امْرَأَةٌ وَاثْنَيْنِ فَقَالَ ‏"‏ وَاثْنَيْنِ ‏"‏‏.‏

Adem bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti, dedi ki: İbnü'l-Asbehani bana tahdis etti, dedi ki: Ebu Salih Zekvan'ı, Ebu Said el-Hudri'den tahdis ederken işittim: Kadınlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e dediler ki: “Erkekler [senin huzurunda] bize baskın çıktı (biz sana ulaşamıyoruz). Kendinden [bir vakit ayırarak] bize bir gün tahsis et (yap).” [Nebi] onlara bir gün vaat etti. O günde onlarla karşılaştı; onlara vaaz etti ve [bazı şeyler] emretti. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı: “Sizden hiçbir kadın yoktur ki çocuklarından üçünü (önden) göndersin (ölümlerine sabretsin) de o çocuklar onun için ateşe karşı bir perde (hicap) olmasın.” Bir kadın: “Ya iki tane?” dedi. [Nebi]: “İki tane de [olsa öyledir]” buyurdu.

102. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا‏.‏ وَعَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ ‏ "‏ ثَلاَثَةً لَمْ يَبْلُغُوا الْحِنْثَ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti, dedi ki: Gunder bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti; Abdurrahman b. el-Asbehani'den; [o] Zekvan'dan; [o] Ebu Said el-Hudri'den; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [bunun benzerini rivayet etti]. Ve Abdurrahman b. el-Asbehani'den; dedi ki: Ebu Hazim'i işittim; Ebu Hureyre'den; [o] dedi ki: “[Henüz] günah çağına (büluğa) ermemiş üç [çocuk].”

103. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، قَالَ أَخْبَرَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَتْ لاَ تَسْمَعُ شَيْئًا لاَ تَعْرِفُهُ إِلاَّ رَاجَعَتْ فِيهِ حَتَّى تَعْرِفَهُ، وَأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ حُوسِبَ عُذِّبَ ‏"‏‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ أَوَ لَيْسَ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا‏}‏ قَالَتْ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا ذَلِكَ الْعَرْضُ، وَلَكِنْ مَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ يَهْلِكْ ‏"‏‏.‏

Said b. Ebi Meryem bize tahdis etti, dedi ki: Nafi b. Ömer bize haber verdi, dedi ki: İbn Ebi Müleyke bana tahdis etti ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Aişe, bilmediği bir şeyi işittiği zaman onu öğreninceye kadar mutlaka onun üzerinde durur (tekrar sorar) idi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim hesaba çekilirse azap görür.” Aişe dedi ki: Ben: “Allah Teala {O, kolay bir hesapla hesaba çekilecektir} [İnşikak: 8] buyurmuyor mu?” dedim. [Aişe] dedi ki: [Nebi] şöyle buyurdu: “Bu ancak arz olunmadır (amellerin sunulmasıdır). Lakin kim hesabı inceden inceye münakaşa edilirse (sorgulanırsa) helak olur.”

104. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدٌ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ، أَنَّهُ قَالَ لِعَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ وَهْوَ يَبْعَثُ الْبُعُوثَ إِلَى مَكَّةَ ائْذَنْ لِي أَيُّهَا الأَمِيرُ أُحَدِّثْكَ قَوْلاً قَامَ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْغَدَ مِنْ يَوْمِ الْفَتْحِ، سَمِعَتْهُ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِي، وَأَبْصَرَتْهُ عَيْنَاىَ، حِينَ تَكَلَّمَ بِهِ، حَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مَكَّةَ حَرَّمَهَا اللَّهُ، وَلَمْ يُحَرِّمْهَا النَّاسُ، فَلاَ يَحِلُّ لاِمْرِئٍ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ يَسْفِكَ بِهَا دَمًا، وَلاَ يَعْضِدَ بِهَا شَجَرَةً، فَإِنْ أَحَدٌ تَرَخَّصَ لِقِتَالِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهَا فَقُولُوا إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَذِنَ لِرَسُولِهِ، وَلَمْ يَأْذَنْ لَكُمْ‏.‏ وَإِنَّمَا أَذِنَ لِي فِيهَا سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، ثُمَّ عَادَتْ حُرْمَتُهَا الْيَوْمَ كَحُرْمَتِهَا بِالأَمْسِ، وَلْيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ ‏"‏‏.‏ فَقِيلَ لأَبِي شُرَيْحٍ مَا قَالَ عَمْرٌو قَالَ أَنَا أَعْلَمُ مِنْكَ يَا أَبَا شُرَيْحٍ، لاَ يُعِيذُ عَاصِيًا، وَلاَ فَارًّا بِدَمٍ، وَلاَ فَارًّا بِخَرْبَةٍ‏.‏

Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Leys bana tahdis etti, dedi ki: Said bana tahdis etti; Ebu Şüreyh'ten; [o] dedi ki: Amr b. Said Mekke'ye ordular gönderirken ona şöyle dedi: “Ey Emir! Bana izin ver de, Fetih gününün ertesinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ayağa kalkıp söylediği bir sözü sana tahdis edeyim. O sözü konuştuğu zaman; onu kulaklarım işitti, kalbim iyice belledi ve gözlerim onu gördü. Allah'a hamd u sena etti, sonra şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Mekke'yi Allah haram kıldı, insanlar haram kılmadı. Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kimseye, orada bir kan dökmesi ve oranın bir ağacını kesmesi helal değildir. Eğer biri, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in orada savaşmasını ruhsat (gerekçe) gösterirse, ona deyin ki: Şüphesiz Allah Resulüne izin verdi ama size izin vermedi. Bana da ancak gündüzün bir saatinde izin verdi. Bugün onun haramlığı (hürmeti), dünkü haramlığı gibi geri döndü (iade olundu). Hazır olan (şahit), gaip olana tebliğ etsin.’ Ebu Şüreyh'e: “Amr ne dedi?” denildi. Dedi ki: “Ey Ebu Şüreyh! Ben [bunu] senden daha iyi biliyorum” dedi. “[Mekke/Harem] bir asiyi (isyankarı), kan döküp kaçanı ve hırbe (bozgunculuk) sebebiyle kaçanı barındırmaz.”

105. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، ذُكِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمُ الْغَائِبَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ مُحَمَّدٌ يَقُولُ صَدَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ ذَلِكَ ‏"‏ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ‏"‏ مَرَّتَيْنِ‏.‏

Abdullah b. Abdülvehhab bize tahdis etti, dedi ki: Hammad bize tahdis etti; Eyyub'dan; [o] Muhammed'den; [o] İbn Ebi Bekre'den; [o] Ebu Bekre'den; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i zikretti; [Nebi] buyurdu ki: “Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız -Muhammed [b. Sirin] dedi ki: Sanırım ‘ve ırzlarınız’ [da] dedi- şu ayınızdaki şu gününüzün haramlığı gibi size haramdır. Dikkat edin! Sizden hazır olan (şahit), gaip olana tebliğ etsin.” Muhammed diyordu ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem doğru söyledi. O [vakit] şöyle idi: “Dikkat edin tebliğ ettim mi?” [dedi ve bunu] iki kere [tekrarladı].

106. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَنْصُورٌ، قَالَ سَمِعْتُ رِبْعِيَّ بْنَ حِرَاشٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيًّا، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَكْذِبُوا عَلَىَّ، فَإِنَّهُ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ فَلْيَلِجِ النَّارَ ‏"‏‏.‏

Ali b. el-Ca’d bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize haber verdi, dedi ki: Mansur bana haber verdi, dedi ki: Rib’i b. Hiraş’ı işittim, diyor ki: Ali’yi işittim; diyordu ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim üzerime yalan söylemeyin. Zira kim benim üzerime yalan söylerse ateşe girsin.”

107. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قُلْتُ لِلزُّبَيْرِ إِنِّي لاَ أَسْمَعُكَ تُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا يُحَدِّثُ فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ‏.‏ قَالَ أَمَا إِنِّي لَمْ أُفَارِقْهُ وَلَكِنْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ebu’l-Velid bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Cami’ b. Şeddad’dan; [o] Amir b. Abdullah b. Zübeyr’den; [o] babasından; [o] dedi ki: Zübeyr’e dedim ki: “Seni, falanın ve filanın tahdis ettiği gibi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadis tahdis ederken işitmiyorum.” Dedi ki: “Haberin olsun ki ben O’ndan (hiç) ayrılmadım. Lakin O’nu şöyle buyururken işittim: ‘Kim benim üzerime yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın (yerleşsin).’”

108. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ أَنَسٌ إِنَّهُ لَيَمْنَعُنِي أَنْ أُحَدِّثَكُمْ حَدِيثًا كَثِيرًا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَعَمَّدَ عَلَىَّ كَذِبًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Ebu Ma’mer bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvaris bize tahdis etti; Abdulaziz’den; [o dedi ki]: Enes dedi ki: Size çok hadis tahdis etmekten beni men eden (alıkoyan) şey şudur ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim benim üzerime kasten bir yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.”

109. Hadis

حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ يَقُلْ عَلَىَّ مَا لَمْ أَقُلْ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Mekki b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Yezid b. Ebi Ubeyd bize tahdis etti; Seleme’den; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kim benim üzerime söylemediğim bir şeyi söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın.”

110. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تَسَمَّوْا بِاسْمِي وَلاَ تَكْتَنُوا بِكُنْيَتِي، وَمَنْ رَآنِي فِي الْمَنَامِ فَقَدْ رَآنِي، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ لاَ يَتَمَثَّلُ فِي صُورَتِي، وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ ‏"‏‏.‏

Musa bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Avane bize tahdis etti; Ebu Hasin’den; [o] Ebu Salih’ten; [o] Ebu Hureyre’den; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; [o] şöyle buyurmuştur: “İsmimle isimlenin ama künyemle künyelenmeyin. Kim beni rüyada görürse, muhakkak beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez (benim şeklime bürünemez). Ve kim benim üzerime kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.”

111. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ قُلْتُ لِعَلِيٍّ هَلْ عِنْدَكُمْ كِتَابٌ قَالَ لاَ، إِلاَّ كِتَابُ اللَّهِ، أَوْ فَهْمٌ أُعْطِيَهُ رَجُلٌ مُسْلِمٌ، أَوْ مَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَمَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ قَالَ الْعَقْلُ، وَفَكَاكُ الأَسِيرِ، وَلاَ يُقْتَلُ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ‏.‏

Muhammed b. Selam bize tahdis etti, dedi ki: Veki’ bize haber verdi; Süfyan’dan; [o] Mutarrif’tan; [o] Şa’bi’den; [o] Ebu Cuhayfe’den; [o] dedi ki: Ali’ye dedim ki: “Yanınızda (özel) bir kitap var mı?” Dedi ki: “Hayır, sadece Allah’ın Kitabı veya Müslüman bir adama verilen bir anlayış (fehim) veya şu sahifede olanlar [vardır/hariç/başka yoktur].” Dedim ki: “Şu sahifede ne var?” Dedi ki: “[Diyet ödenmesi gereken] akıl (kan bedeli), esirin kurtarılması ve Müslüman bir kimsenin kafir karşılığında (kısas olarak) öldürülmemesi [hükmü vardır].”

112. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ خُزَاعَةَ، قَتَلُوا رَجُلاً مِنْ بَنِي لَيْثٍ عَامَ فَتْحِ مَكَّةَ بِقَتِيلٍ مِنْهُمْ قَتَلُوهُ، فَأُخْبِرَ بِذَلِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَكِبَ رَاحِلَتَهُ، فَخَطَبَ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ حَبَسَ عَنْ مَكَّةَ الْقَتْلَ ـ أَوِ الْفِيلَ شَكَّ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ـ وَسَلَّطَ عَلَيْهِمْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْمُؤْمِنِينَ، أَلاَ وَإِنَّهَا لَمْ تَحِلَّ لأَحَدٍ قَبْلِي، وَلاَ تَحِلُّ لأَحَدٍ بَعْدِي أَلاَ وَإِنَّهَا حَلَّتْ لِي سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، أَلاَ وَإِنَّهَا سَاعَتِي هَذِهِ حَرَامٌ، لاَ يُخْتَلَى شَوْكُهَا، وَلاَ يُعْضَدُ شَجَرُهَا، وَلاَ تُلْتَقَطُ سَاقِطَتُهَا إِلاَّ لِمُنْشِدٍ، فَمَنْ قُتِلَ فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ إِمَّا أَنْ يُعْقَلَ، وَإِمَّا أَنْ يُقَادَ أَهْلُ الْقَتِيلِ ‏"‏‏.‏ فَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ اكْتُبْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اكْتُبُوا لأَبِي فُلاَنٍ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِلاَّ الإِذْخِرَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَإِنَّا نَجْعَلُهُ فِي بُيُوتِنَا وَقُبُورِنَا‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِلاَّ الإِذْخِرَ، إِلاَّ الإِذْخِرَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يُقَالُ يُقَادُ بِالْقَافِ‏.‏ فَقِيلَ لأَبِي عَبْدِ اللَّهِ أَىُّ شَىْءٍ كَتَبَ لَهُ قَالَ كَتَبَ لَهُ هَذِهِ الْخُطْبَةَ‏.‏

Ebu Nuaym el-Fadl b. Dükeyn bize tahdis etti, dedi ki: Şeyban bize tahdis etti; Yahya’dan; [o] Ebu Seleme’den; [o] Ebu Hureyre’den; [Naklettiğine göre] Huzaa [kabilesi], Mekke Fethi yılında, Beni Leys’ten bir adamı, kendilerinden öldürülen birine karşılık öldürdüler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bu haber verildi. Bineğine bindi ve bir hutbe irad etti. Şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah Mekke’den öldürmeyi -veya filleri dedi, Ebu Abdullah (Buhari) şekk etti- men etti (hapsetti). Ve oranın üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i ve Müminleri musallat kıldı. Dikkat edin! Orası benden önce hiç kimseye helal kılınmadı, benden sonra da hiç kimseye helal kılınmayacaktır. Dikkat edin! Orası bana gündüzün bir saatinde helal kılındı. Dikkat edin! Benim şu saatimde (artık) haramdır. Oranın dikeni koparılmaz, ağacı kesilmez, yitiği (buluntu malı) -ilan edecek (sahibini arayacak) kişi hariç- alınmaz. Kim (velisi) öldürülürse o iki seçenekten en hayırlısını [seçmekte] serbesttir: Ya kendisine diyet ödenir ya da öldürülenin ehli (velisi) kısas ister.” Yemen halkından bir adam geldi ve: “Bana yaz Ey Allah’ın Resulü!” dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Ebu filan için yazın.” Kureyş’ten bir adam: “İzhir (otu) hariç Ey Allah’ın Resulü. Çünkü biz onu evlerimizde ve kabirlerimizde kullanıyoruz” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “İzhir hariç, izhir hariç” buyurdu. Ebu Abdullah dedi ki: “Yukâde” kaf iledir (Kısas yapılır). Ebu Abdullah’a (Buhari’ye): “Onun için ne yazdı?” denildi. Dedi ki: “Bu hutbeyi ona yazdı.”

113. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ أَخْبَرَنِي وَهْبُ بْنُ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَخِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ مَا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحَدٌ أَكْثَرَ حَدِيثًا عَنْهُ مِنِّي، إِلاَّ مَا كَانَ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَإِنَّهُ كَانَ يَكْتُبُ وَلاَ أَكْتُبُ‏.‏ تَابَعَهُ مَعْمَرٌ عَنْ هَمَّامٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ‏.‏

Ali b. Abdillah bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti, dedi ki: Amr bize tahdis etti, dedi ki: Vehb b. Münebbih bana haber verdi; kardeşinden; [o] dedi ki: Ebu Hureyre’yi şöyle derken işittim: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından hiç kimse O’ndan benden daha çok hadis [bilen/rivayet eden] değildir. Ancak Abdullah b. Amr hariç. Çünkü o yazardı, ben yazmazdım.” Ma’mer, Hemmam’dan; Ebu Hureyre’den [rivayetiyle] ona (Amr’a) mutabaat etti.

114. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا اشْتَدَّ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَجَعُهُ قَالَ ‏"‏ ائْتُونِي بِكِتَابٍ أَكْتُبُ لَكُمْ كِتَابًا لاَ تَضِلُّوا بَعْدَهُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عُمَرُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم غَلَبَهُ الْوَجَعُ وَعِنْدَنَا كِتَابُ اللَّهِ حَسْبُنَا فَاخْتَلَفُوا وَكَثُرَ اللَّغَطُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ قُومُوا عَنِّي، وَلاَ يَنْبَغِي عِنْدِي التَّنَازُعُ ‏"‏‏.‏ فَخَرَجَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقُولُ إِنَّ الرَّزِيَّةَ كُلَّ الرَّزِيَّةِ مَا حَالَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ كِتَابِهِ‏.‏

Yahya b. Süleyman bize tahdis etti, dedi ki: İbn Vehb bana tahdis etti, dedi ki: Yunus bana haber verdi; İbn Şihab’dan; [o] Ubeydullah b. Abdullah’tan; [o] İbn Abbas’tan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ağrısı şiddetlendiği zaman şöyle buyurdu: “Bana bir kitap (yazı malzemesi) getirin, sizin için bir kitap (yazı) yazayım ki ondan sonra sapmayasınız.” Ömer dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ağrı galebe çaldı (hastalığı ağırlaştı). Yanımızda Allah’ın Kitabı var, o bize yeter.” Bunun üzerine ihtilaf ettiler ve gürültü (lağat) çoğaldı. [Nebi] buyurdu ki: “Yanımdan kalkın! Benim yanımda çekişmek (münakaşa etmek) yakışmaz (yaraşmaz).” İbn Abbas şöyle diyerek çıktı: “Musibet, bütün musibet; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile kitabı arasına girilmesidir (engel olunmasıdır).”

115. Hadis

حَدَّثَنَا صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ هِنْدٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، وَعَمْرٍو، وَيَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ هِنْدٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَقَالَ ‏ "‏ سُبْحَانَ اللَّهِ مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتَنِ وَمَاذَا فُتِحَ مِنَ الْخَزَائِنِ أَيْقِظُوا صَوَاحِبَاتِ الْحُجَرِ، فَرُبَّ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

Sadaka bize tahdis etti, dedi ki: İbn Uyeyne bize haber verdi; Ma’mer’den; [o] Zühri’den; [o] Hind’den; [o] Ümmü Seleme’den. Ve Amr (b. Dinar) ve Yahya b. Said; [ikisi de] Zühri’den; [o] Hind’den; [o] Ümmü Seleme’den [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir gece uyandı ve şöyle buyurdu: “Subhanallah! Bu gece neler (ne fitneler) indirildi ve neler (ne hazineler) açıldı! Hücre sahiplerini (eşlerimi) uyandırın. Dünyada nice giyinikler vardır ki ahirette çıplak kalacaklardır.”

116. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، وَأَبِي، بَكْرِ بْنِ سُلَيْمَانَ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ صَلَّى بِنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْعِشَاءَ فِي آخِرِ حَيَاتِهِ، فَلَمَّا سَلَّمَ قَامَ فَقَالَ ‏ "‏ أَرَأَيْتَكُمْ لَيْلَتَكُمْ هَذِهِ، فَإِنَّ رَأْسَ مِائَةِ سَنَةٍ مِنْهَا لاَ يَبْقَى مِمَّنْ هُوَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَحَدٌ ‏"‏‏.‏

Said b. Ufeyr bize tahdis etti, dedi ki: Leys bana tahdis etti, dedi ki: Abdurrahman b. Halid bana tahdis etti; İbn Şihab’dan; [o] Salim’den ve Ebu Bekir b. Süleyman b. Ebi Hasme’den [naklen]; Abdullah b. Ömer’in şöyle dediğini [rivayet etti]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayatının sonlarında bize yatsı namazı kıldırdı. Selam verince ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: “Şu gecenizi gördünüz mü? (Biliyor musunuz?) Şüphesiz [bugünden itibaren] yüz senenin başında, [şu an] yeryüzünde olanlardan hiç kimse kalmayacaktır.”

117. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ خَالَتِي مَيْمُونَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا فِي لَيْلَتِهَا، فَصَلَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْعِشَاءَ، ثُمَّ جَاءَ إِلَى مَنْزِلِهِ، فَصَلَّى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ، ثُمَّ نَامَ، ثُمَّ قَامَ، ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ نَامَ الْغُلَيِّمُ ‏"‏‏.‏ أَوْ كَلِمَةً تُشْبِهُهَا، ثُمَّ قَامَ فَقُمْتُ عَنْ يَسَارِهِ، فَجَعَلَنِي عَنْ يَمِينِهِ، فَصَلَّى خَمْسَ رَكَعَاتٍ ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ نَامَ حَتَّى سَمِعْتُ غَطِيطَهُ ـ أَوْ خَطِيطَهُ ـ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ‏.‏

Adem bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti, dedi ki: Hakem bize tahdis etti, dedi ki: Said b. Cübeyr’i işittim; İbn Abbas’tan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi teyzem Meymune bint el-Haris’in evinde geceledim. O gece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanındaydı (nöbetindeydi). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazını kıldı, sonra evine geldi, dört rekat namaz kıldı. Sonra uyudu. Sonra kalktı ve: “Çocukcağız uyudu mu?” -veya buna benzer bir kelime- dedi. Sonra [namaza] kalktı. Ben de soluna durdum. Beni sağına geçirdi. Beş rekat namaz kıldı. Sonra iki rekat namaz kıldı. Sonra horultusunu -veya nefes sesini- işitinceye kadar uyudu. Sonra namaza çıktı.

118. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّ النَّاسَ يَقُولُونَ أَكْثَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ، وَلَوْلاَ آيَتَانِ فِي كِتَابِ اللَّهِ مَا حَدَّثْتُ حَدِيثًا، ثُمَّ يَتْلُو ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏الرَّحِيمُ‏}‏ إِنَّ إِخْوَانَنَا مِنَ الْمُهَاجِرِينَ كَانَ يَشْغَلُهُمُ الصَّفْقُ بِالأَسْوَاقِ، وِإِنَّ إِخْوَانَنَا مِنَ الأَنْصَارِ كَانَ يَشْغَلُهُمُ الْعَمَلُ فِي أَمْوَالِهِمْ، وَإِنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ كَانَ يَلْزَمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشِبَعِ بَطْنِهِ وَيَحْضُرُ مَا لاَ يَحْضُرُونَ، وَيَحْفَظُ مَا لاَ يَحْفَظُونَ‏.‏

Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; İbn Şihab’dan; [o] A’rec’den; [o] Ebu Hureyre’den; [o] dedi ki: İnsanlar diyorlar ki: “Ebu Hureyre çok [hadis rivayet etti].” Eğer Allah’ın Kitabında iki ayet olmasaydı, ben hiçbir hadis tahdis etmezdim. Sonra şu [ayetleri] tilavet ederdi: {Şüphesiz indirdiğimiz beyyineleri (apaçık delilleri) gizleyenler...} [Bakara: 159] {Rahim} [kelimesine/ayetine] kadar [okurdu]. Muhacirlerden kardeşlerimizi, çarşı pazarda alışveriş (safk) meşgul ederdi. Ensardan kardeşlerimizi de mallarında (tarlalarında bahçelerinde) çalışmak meşgul ederdi. Ebu Hureyre ise karın tokluğuna Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanından ayrılmazdı (mülazemet ederdi). Onların hazır bulunmadığı yerlerde hazır bulunur, onların ezberlemediği şeyleri ezberlerdi.

119. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ أَبُو مُصْعَبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي أَسْمَعُ مِنْكَ حَدِيثًا كَثِيرًا أَنْسَاهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ابْسُطْ رِدَاءَكَ ‏"‏ فَبَسَطْتُهُ‏.‏ قَالَ فَغَرَفَ بِيَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ضُمُّهُ ‏"‏ فَضَمَمْتُهُ فَمَا نَسِيتُ شَيْئًا بَعْدَهُ‏. حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ بِهَذَا أَوْ قَالَ غَرَفَ بِيَدِهِ فِيهِ‏.‏

Ahmed b. Ebi Bekir Ebu Mus’ab bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. İbrahim b. Dinar bize tahdis etti; İbn Ebi Zi’b’den; [o] Said el-Makburi’den; [o] Ebu Hureyre’den; [o] dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Ben senden çok hadis işitiyorum [fakat] unutuyorum” dedim. [Nebi]: “Ridanı (hırkanı) yay!” buyurdu. Ben de yaydım. [Ebu Hureyre] dedi ki: [Nebi] elleriyle (boşluktan bir şey) avuçladı [ve içine attı]. Sonra: “Onu (göğsüne) topla!” buyurdu. Ben de onu topladım. Ondan sonra hiçbir şey unutmadım. İbrahim b. el-Münzir bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebi Füdeyk bunu (bu hadisi) bize tahdis etti. Veya [İbn Ebi Füdeyk]: “Elleriyle [bir şey] avuçlayıp onun [ridanın] içine attı” dedi.

120. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وِعَاءَيْنِ، فَأَمَّا أَحَدُهُمَا فَبَثَثْتُهُ، وَأَمَّا الآخَرُ فَلَوْ بَثَثْتُهُ قُطِعَ هَذَا الْبُلْعُومُ‏.‏

İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Kardeşim bana tahdis etti; İbn Ebi Zi’b’den; [o] Said el-Makburi’den; [o] Ebu Hureyre’den; [o] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den iki kap (ilim) ezberledim. Birincisini yaydım (anlattım). Diğerine gelince; eğer onu yayasaydım (anlatsaydım) şu yemek borusu (boğazım) kesilirdi.

121. Hadis

حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ مُدْرِكٍ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ جَرِيرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ ‏"‏ اسْتَنْصِتِ النَّاسَ ‏"‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ ‏"‏‏.‏

Haccac bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti, dedi ki: Ali b. Müdrik bana haber verdi; Ebu Zür’a’dan; [o] Cerir’den [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Veda Haccında ona: “İnsanları sustur (dinlemelerini sağla)” dedi. [Sonra] şöyle buyurdu: “Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kafirlere dönmeyin.”

122. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبِكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى لَيْسَ بِمُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ، إِنَّمَا هُوَ مُوسَى آخَرُ‏.‏ فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ قَامَ مُوسَى النَّبِيُّ خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ، فَسُئِلَ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ فَقَالَ أَنَا أَعْلَمُ‏.‏ فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ، فَأَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ أَنَّ عَبْدًا مِنْ عِبَادِي بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ‏.‏ قَالَ يَا رَبِّ وَكَيْفَ بِهِ فَقِيلَ لَهُ احْمِلْ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ فَإِذَا فَقَدْتَهُ فَهْوَ ثَمَّ، فَانْطَلَقَ وَانْطَلَقَ بِفَتَاهُ يُوشَعَ بْنِ نُونٍ، وَحَمَلاَ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ، حَتَّى كَانَا عِنْدَ الصَّخْرَةِ وَضَعَا رُءُوسَهُمَا وَنَامَا فَانْسَلَّ الْحُوتُ مِنَ الْمِكْتَلِ فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا، وَكَانَ لِمُوسَى وَفَتَاهُ عَجَبًا، فَانْطَلَقَا بَقِيَّةَ لَيْلَتِهِمَا وَيَوْمِهِمَا فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا، لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا، وَلَمْ يَجِدْ مُوسَى مَسًّا مِنَ النَّصَبِ حَتَّى جَاوَزَ الْمَكَانَ الَّذِي أُمِرَ بِهِ‏.‏ فَقَالَ لَهُ فَتَاهُ أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ، قَالَ مُوسَى ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِي، فَارْتَدَّا عَلَى آثَارِهِمَا قَصَصًا، فَلَمَّا انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ إِذَا رَجُلٌ مُسَجًّى بِثَوْبٍ ـ أَوْ قَالَ تَسَجَّى بِثَوْبِهِ ـ فَسَلَّمَ مُوسَى‏.‏ فَقَالَ الْخَضِرُ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ فَقَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ فَقَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ‏.‏ قَالَ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا قَالَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا، يَا مُوسَى إِنِّي عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَنِيهِ لاَ تَعْلَمُهُ أَنْتَ، وَأَنْتَ عَلَى عِلْمٍ عَلَّمَكَهُ لاَ أَعْلَمُهُ‏.‏ قَالَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ صَابِرًا، وَلاَ أَعْصِي لَكَ أَمْرًا، فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ لَيْسَ لَهُمَا سَفِينَةٌ، فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ، فَكَلَّمُوهُمْ أَنْ يَحْمِلُوهُمَا، فَعُرِفَ الْخَضِرُ، فَحَمَلُوهُمَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، فَجَاءَ عُصْفُورٌ فَوَقَعَ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَنَقَرَ نَقْرَةً أَوْ نَقْرَتَيْنِ فِي الْبَحْرِ‏.‏ فَقَالَ الْخَضِرُ يَا مُوسَى، مَا نَقَصَ عِلْمِي وَعِلْمُكَ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ كَنَقْرَةِ هَذَا الْعُصْفُورِ فِي الْبَحْرِ‏.‏ فَعَمَدَ الْخَضِرُ إِلَى لَوْحٍ مِنْ أَلْوَاحِ السَّفِينَةِ فَنَزَعَهُ‏.‏ فَقَالَ مُوسَى قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِي بِمَا نَسِيتُ‏.‏ فَكَانَتِ الأُولَى مِنْ مُوسَى نِسْيَانًا‏.‏ فَانْطَلَقَا فَإِذَا غُلاَمٌ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ مِنْ أَعْلاَهُ فَاقْتَلَعَ رَأْسَهُ بِيَدِهِ‏.‏ فَقَالَ مُوسَى أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا ـ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ وَهَذَا أَوْكَدُ ـ فَانْطَلَقَا حَتَّى إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا، فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا، فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ‏.‏ قَالَ الْخَضِرُ بِيَدِهِ فَأَقَامَهُ‏.‏ فَقَالَ لَهُ مُوسَى لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا‏.‏ قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَرْحَمُ اللَّهُ مُوسَى، لَوَدِدْنَا لَوْ صَبَرَ حَتَّى يُقَصَّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ‏"‏‏.‏

Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Süfyan bize tahdis etti, dedi ki: Amr bize tahdis etti, dedi ki: Said b. Cübeyr bana haber verdi, dedi ki: İbn Abbas’a dedim ki: “Nevf el-Bikali, Musa’nın Ben-i İsrail’in Musa’sı olmadığını, onun başka bir Musa olduğunu iddia ediyor.” [İbn Abbas] dedi ki: Allah düşmanı yalan söyledi. Übey b. Ka’b bize Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] tahdis etti; [O] şöyle buyurdu: “Musa Nebi, İsrailoğulları içinde hatip olarak kalktı. Kendisine: ‘İnsanların en bilgilisi kimdir?’ diye soruldu. ‘Benim’ dedi. İlmi Allah’a havale etmediği için Allah onu azarladı. Allah ona: ‘İki denizin birleştiği yerde (Mecma’ul-Bahreyn) kullarımdan bir kul vardır ki o senden daha bilgilidir’ diye vahyetti. [Musa]: ‘Ey Rabbim! Onu nasıl bulurum?’ dedi. Ona: ‘Bir zembilin (sepetin) içine bir balık koy ve taşı. Onu nerede kaybedersen o (kul) oradadır’ denildi. [Musa] gitti, genç yardımcısı (fetası) Yuşa b. Nun ile beraber gitti. Zembil içinde bir balık taşıdılar. Nihayet kayanın yanına vardıklarında başlarını koyup uyudular. Balık zembilden sıyrılıp denizde bir yol tutup gitti (delik gibi bir yol açtı). Bu durum Musa ve yardımcısı için şaşılacak bir şey oldu. Gecenin ve günün geri kalanında yürüdüler. Sabah olunca Musa yardımcısına: ‘Kuşluk yemeğimizi getir. Yemin olsun ki bu yolculuğumuzdan dolayı yorgun düştük’ dedi. Musa emrolunduğu yeri geçinceye kadar yorgunluk hissetmemişti. Yardımcısı ona: ‘Gördün mü (hatırladın mı)? Kayaya sığındığımız vakit ben balığı unuttum [söylemeyi]’ dedi. Musa: ‘İşte bizim aradığımız o idi’ dedi. Bunun üzerine izlerini takip ederek geri döndüler. Kayaya vardıklarında bir de baktılar ki bir elbise ile örtünmüş -veya elbiseye bürünmüş- bir adam duruyor. Musa selam verdi. Hızır: ‘Senin yerinde (bu ıssız yerde) selam ne gezer?’ dedi. [Musa]: ‘Ben Musa’yım’ dedi. [Hızır]: ‘İsrailoğullarının Musa’sı mı?’ dedi. [Musa]: ‘Evet’ dedi. ‘Sana öğretilen rüşd (doğru ilim) den bana öğretmen üzere sana tabi olayım mı?’ dedi. [Hızır]: ‘Sen benimle beraber olmaya (sabretmeye) asla güç yetiremezsin. Ey Musa! Ben Allah’ın ilminden, O’nun bana öğrettiği bir ilim üzereyim ki sen onu bilmezsin. Sen de O’nun sana öğrettiği bir ilim üzeresin ki ben onu bilmem’ dedi. [Musa]: ‘İnşallah beni sabredici bulacaksın ve sana hiçbir işte isyan etmeyeceğim’ dedi. Bunun üzerine deniz sahilinde yürüyerek gittiler. Gemileri yoktu. Onlara bir gemi uğradı. Onları (gemiye) almaları için onlarla konuştular. Hızır tanındı. Bunun üzerine navlunsuz (ücretsiz) olarak onları taşıdılar. Derken bir serçe kuşu geldi, geminin kenarına kondu. Denizden bir veya iki yudum (gaga) su aldı. Hızır dedi ki: ‘Ey Musa! Benim ilmim ve senin ilmin, Allah’ın ilmi yanında şu serçenin denizden aldığı [su] kadar [bir şey] bile eksiltmez.’ [Sonra] Hızır geminin tahtalarından bir tahtaya kastetti ve onu söküp kopardı. Musa dedi ki: ‘Bir topluluk bizi ücretsiz taşıdı. Sen [ise] ahalisini boğmak için gemilerini kasten deldin (tahtasını söktün)!’ [Hızır]: ‘Ben sana, benimle beraber olmaya (sabretmeye) asla güç yetiremezsin demedim mi?’ dedi. [Musa]: ‘Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma (kınama)’ dedi. Musa’dan sadır olan bu birinci [muhalefet] bir unutma eseriydi. [Sonra gemiden inip] gittiler. Bir de baktılar ki oğlanlarla oynayan bir oğlan! Hızır onun başını üst tarafından tuttu ve başını eliyle kopardı. Musa dedi ki: ‘Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz (masum) bir canı mı öldürdün?’ [Hızır]: ‘Ben sana, benimle beraber olmaya (sabretmeye) asla güç yetiremezsin demedim mi?’ dedi. -İbn Uyeyne: ‘Bu (ikincisi) daha vurgulu (tekittir)’ dedi.- Yine gittiler. Nihayet bir karye (kasaba) halkına geldiler. Ahalisinden yemek istediler. Fakat onlar bunları misafir etmekten kaçındılar. Orada yıkılmak (devrilmek) üzere olan bir duvar buldular. [Hızır] onu düzeltti. Hızır eliyle [hareket etti] ve onu doğrulttu. Musa ona: ‘Dileseydin bunun üzerine bir ücret alırdın’ dedi. [Hızır]: ‘İşte bu, benimle senin ayrılışımızdır’ dedi.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah Musa’ya rahmet etsin. İsterdik ki sabretseydi de [Allah] bize onların haberlerini (kıssalarını) anlatsaydı.”

123. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، قَالَ أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا الْقِتَالُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ أَحَدَنَا يُقَاتِلُ غَضَبًا، وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً‏.‏ فَرَفَعَ إِلَيْهِ رَأْسَهُ ـ قَالَ وَمَا رَفَعَ إِلَيْهِ رَأْسَهُ إِلاَّ أَنَّهُ كَانَ قَائِمًا ـ فَقَالَ ‏ "‏ مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏‏.‏

Osman bize tahdis etti, dedi ki: Cerir bize haber verdi; Mansur’dan; [o] Ebu Vail’den; [o] Ebu Musa’dan; [o] dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Allah yolunda savaşmak nedir? Zira bizden biri öfke sebebiyle (gazaben) savaşır, [diğeri] hamiyet (kabile taassubu) sebebiyle savaşır” dedi. [Nebi] başını ona doğru kaldırdı -[Ebu Musa] dedi ki: Başını ona doğru ancak o (soran şahıs) ayakta olduğu için kaldırdı- ve şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın kelimesi (dini) en yüce olsun diye savaşırsa, işte o Azze ve Celle olan Allah’ın yolundadır.”

124. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ الْجَمْرَةِ وَهُوَ يُسْأَلُ، فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَحَرْتُ قَبْلَ أَنْ أَرْمِيَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ارْمِ وَلاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ قَالَ آخَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ حَلَقْتُ قَبْلَ أَنْ أَنْحَرَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ انْحَرْ وَلاَ حَرَجَ ‏"‏‏.‏ فَمَا سُئِلَ عَنْ شَىْءٍ قُدِّمَ وَلاَ أُخِّرَ إِلاَّ قَالَ افْعَلْ وَلاَ حَرَجَ‏.‏

Ebu Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Abdulaziz b. Ebi Seleme bize tahdis etti; Zühri’den; [o] İsa b. Talha’dan; [o] Abdullah b. Amr’dan; [o] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i Cemre’nin yanında kendisine soru sorulurken gördüm. Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Taşlamadan (ramy) önce kurban kestim (nahrettim)” dedi. [Nebi]: “Taşla, bir darlık yoktur” buyurdu. Başkası: “Ey Allah’ın Resulü! Kurban kesmeden önce tıraş oldum” dedi. [Nebi]: “Kurban kes, bir darlık yoktur” buyurdu. [Veda Haccı günlerinde] öne alınmış veya tehir edilmiş hiçbir şey hakkında kendisine soru sorulmadı ki: “Yap! Bir darlık yoktur” demiş olmasın.

125. Hadis

حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سُلَيْمَانُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي خَرِبِ الْمَدِينَةِ، وَهُوَ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَسِيبٍ مَعَهُ، فَمَرَّ بِنَفَرٍ مِنَ الْيَهُودِ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ لاَ يَجِيءُ فِيهِ بِشَىْءٍ تَكْرَهُونَهُ‏.‏ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لَنَسْأَلَنَّهُ‏.‏ فَقَامَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، مَا الرُّوحُ فَسَكَتَ‏.‏ فَقُلْتُ إِنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ‏.‏ فَقُمْتُ، فَلَمَّا انْجَلَى عَنْهُ، قَالَ ‏{‏وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتُيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً‏}‏‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ هَكَذَا فِي قِرَاءَتِنَا‏.‏

Kays b. Hafs bize tahdis etti, dedi ki: Abdulvahid bize tahdis etti, dedi ki: A’meş Süleyman bize tahdis etti; İbrahim’den; [o] Alkame’den; [o] Abdullah’tan; [o] dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine harabelerinde yürüyorken O, yanında bulunan bir hurma dalına (asib) dayanıyordu. Yahudilerden bir topluluğa uğradı. Birbirlerine: “Ona ruhtan sorun” dediler. Bazıları da: “Ona sormayın, (belki) o konuda hoşlanmayacağınız bir şeyle karşınıza gelir (cevap verir)” dedi. Bazıları: “Mutlaka ona soracağız” dedi. Onlardan bir adam kalktı ve: “Ey Ebu’l-Kasım! Ruh nedir?” dedi. [Nebi] sustu. Ben: “Şüphesiz O’na vahyediliyor” dedim. Hemen ayağa kalktım (perdeledim). O’ndan (vahiy hali) açılınca şöyle buyurdu: {Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.} [İsra: 85] A’meş dedi ki: “Bizim kıraatimizde [ayet] böyledir.”

126. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ الزُّبَيْرِ كَانَتْ عَائِشَةُ تُسِرُّ إِلَيْكَ كَثِيرًا فَمَا حَدَّثَتْكَ فِي الْكَعْبَةِ قُلْتُ قَالَتْ لِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ، لَوْلاَ قَوْمُكِ حَدِيثٌ عَهْدُهُمْ ـ قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ بِكُفْرٍ ـ لَنَقَضْتُ الْكَعْبَةَ فَجَعَلْتُ لَهَا بَابَيْنِ باب يَدْخُلُ النَّاسُ، وَبَابٌ يَخْرُجُونَ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلَهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ‏.‏

Ubeydullah b. Musa bize tahdis etti; İsrail’den; [o] Ebu İshak’tan; [o] Esved’den; [o] dedi ki: İbn Zübeyr bana: “Aişe sana çokça (bazı şeyleri) gizlice söylerdi. Kabe hakkında sana ne tahdis etti?” dedi. Dedim ki: O bana dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [şöyle] buyurdu: “Ey Aişe! Eğer kavmin [cahiliye devrine/küfre] yeni (yakın) olmasaydı -İbn Zübeyr: Küfre [yakın] dedi-, Kabe’yi yıkardım ve ona iki kapı yapardım: İnsanların girdiği bir kapı ve çıktıkları bir kapı.” Bunun üzerine İbn Zübeyr bunu [dediği gibi] yaptı.

127. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى عَنْ مَعْرُوفِ بْنِ خَرَّبُوذٍ عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ عَنْ عَلِيٍّ بِذَلِكَ‏.‏

Ubeydullah b. Musa bize tahdis etti; Ma’ruf b. Harrabuz’dan; [o] Ebu’t-Tufeyl’den; [o] Ali’den bununla (bu konuyla) ilgili [olarak rivayet etti].

128. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَمُعَاذٌ رَدِيفُهُ عَلَى الرَّحْلِ قَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ يَا مُعَاذُ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ‏.‏ ثَلاَثًا‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ صِدْقًا مِنْ قَلْبِهِ إِلاَّ حَرَّمَهُ اللَّهُ عَلَى النَّارِ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَفَلاَ أُخْبِرُ بِهِ النَّاسَ فَيَسْتَبْشِرُوا قَالَ ‏"‏ إِذًا يَتَّكِلُوا ‏"‏‏.‏ وَأَخْبَرَ بِهَا مُعَاذٌ عِنْدَ مَوْتِهِ تَأَثُّمًا ‏.‏

İshak b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Muaz b. Hişam bize tahdis etti, dedi ki: Babam bana tahdis etti; Katade’den; [o] dedi ki: Enes b. Malik bize tahdis etti ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem -ve Muaz binek üzerinde O’nun terkisindeydi- dedi ki: “Ey Muaz b. Cebel!” [Muaz]: “Buyur (Lebbeyk) ey Allah’ın Resulü ve emrine amadeyim (Sa’deyk)!” dedi. [Nebi tekrar]: “Ey Muaz!” dedi. [Muaz]: “Buyur ey Allah’ın Resulü ve emrine amadeyim!” dedi. -[Bunu] üç kere [tekrarladı]-. [Nebi] buyurdu ki: “Hiçbir kimse yoktur ki kalbinden doğrulayarak (sıdk ile) Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etsin de Allah onu ateşe haram kılmış olmasın.” [Muaz] dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanlara bunu haber vereyim mi? Onlar da müjdelensinler.” [Nebi]: “O zaman güvenirler (ve ameli terk ederler)” buyurdu. Muaz bunu (bu hadisi), ölümü sırasında günaha girmekten korktuğu için haber verdi.

129. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ ذُكِرَ لِي أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِمُعَاذٍ ‏"‏ مَنْ لَقِيَ اللَّهَ لاَ يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَلاَ أُبَشِّرُ النَّاسَ قَالَ ‏"‏ لاَ، إِنِّي أَخَافُ أَنْ يَتَّكِلُوا ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Mu’temir bize tahdis etti, dedi ki: Babamı [Teymi] işittim, dedi ki: Enes’i işittim, dedi ki: Bana zikredildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Muaz’a şöyle buyurdu: “Kim Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayarak O’na kavuşursa cennete girer.” [Muaz] dedi ki: “İnsanları müjdelemeyeyim mi?” [Nebi]: “Hayır, ben onların (buna) güvenmelerinden korkuyorum” buyurdu.

130. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ، فَهَلْ عَلَى الْمَرْأَةِ مِنْ غُسْلٍ إِذَا احْتَلَمَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِذَا رَأَتِ الْمَاءَ ‏"‏‏.‏ فَغَطَّتْ أُمُّ سَلَمَةَ ـ تَعْنِي وَجْهَهَا ـ وَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَتَحْتَلِمُ الْمَرْأَةُ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ تَرِبَتْ يَمِينُكِ فَبِمَ يُشْبِهُهَا وَلَدُهَا ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Selam bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Muaviye bize haber verdi, dedi ki: Hişam bize tahdis etti; babasından; [o] Zeyneb bint Ümmü Seleme’den; [o] Ümmü Seleme’den; [o] dedi ki: Ümmü Süleym Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Şüphesiz Allah haktan (hakkı açıklamaktan) haya etmez. Kadın ihtilam olursa (rüyasında cinsel ilişkide bulunduğunu görürse) ona gusül gerekir mi?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Suyu görürse [evet]” buyurdu. Ümmü Seleme -yüzünü kastederek- [yüzünü] örttü ve: “Ey Allah’ın Resulü! Kadın ihtilam olur mu?” dedi. [Nebi]: “Evet, sağ elin toprakla dolsun (Allah iyiliğini versin)! [Öyle olmasa] çocuğu ona ne ile (nasıl) benzer?” buyurdu.

131. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا، وَهِيَ مَثَلُ الْمُسْلِمِ، حَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏‏.‏ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَادِيَةِ، وَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَاسْتَحْيَيْتُ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَخْبِرْنَا بِهَا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَحَدَّثْتُ أَبِي بِمَا وَقَعَ فِي نَفْسِي فَقَالَ لأَنْ تَكُونَ قُلْتَهَا أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ يَكُونَ لِي كَذَا وَكَذَا‏.‏

İsmail bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; Abdullah b. Dinar’dan; [o] Abdullah b. Ömer’den [naklen] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ağaçlardan bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O Müslüman’ın misalidir (Müslüman gibidir). Bana tahdis edin (söyleyin), o nedir?” İnsanlar çöl (badiye) ağaçlarına daldılar (akılları oraya gitti). Benim içime onun hurma ağacı olduğu doğdu. Abdullah dedi ki: Utandım (haya ettim). [Sahabeler]: “Ey Allah’ın Resulü! Onu bize haber ver” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O hurma ağacıdır” buyurdu. Abdullah dedi ki: İçime doğan şeyi (daha sonra) babama tahdis ettim (anlattım). [Babam Ömer] dedi ki: “Onu söylemiş olman, benim için şuna ve buna (kırmızı develere/dünyaya) sahip olmamdan daha sevimli olurdu.”

132. Hadis

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُنْذِرٍ الثَّوْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدٍ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ كُنْتُ رَجُلاً مَذَّاءً فَأَمَرْتُ الْمِقْدَادَ أَنْ يَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَقَالَ ‏ "‏ فِيهِ الْوُضُوءُ ‏"‏‏.‏

Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. Davud bize tahdis etti; A’meş’ten; [o] Münzir es-Sevri’den; [o] Muhammed b. el-Hanefiyye’den; [o] Ali’den [naklen]; [o] dedi ki: Ben çokça mezi gelen (mezzâ) bir adamdım. Mikdad’a Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e sormasını emrettim. Ona sordu. [Nebi]: “Onda (mezi geldiği zaman) abdest gerekir” buyurdu.

133. Hadis

حَدَّثَنِي قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا نَافِعٌ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ،‏.‏ أَنَّ رَجُلاً، قَامَ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مِنْ أَيْنَ تَأْمُرُنَا أَنْ نُهِلَّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُهِلُّ أَهْلُ الْمَدِينَةِ مِنْ ذِي الْحُلَيْفَةِ، وَيُهِلُّ أَهْلُ الشَّأْمِ مِنَ الْجُحْفَةِ، وَيُهِلُّ أَهْلُ نَجْدٍ مِنْ قَرْنٍ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ وَيَزْعُمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ وَيُهِلُّ أَهْلُ الْيَمَنِ مِنْ يَلَمْلَمَ ‏"‏‏.‏ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ لَمْ أَفْقَهْ هَذِهِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Kuteybe b. Said bize tahdis etti, dedi ki: Leys b. Sa’d bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. Ömer b. Hattab’ın mevlası Nafi bize tahdis etti; Abdullah b. Ömer’den [naklen]; Bir adam mescidde ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resulü! Nereden (ihrama girerek) telbiye getirmemizi (ihlâl etmemizi) emredersin?” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Medine ahalisi Zülhuleyfe’den, Şam ahalisi Cuhfe’den, Necid ahalisi Karn’dan ihrama girer (ihlâl eder).” İbn Ömer dedi ki: İnsanlar, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Yemen ahalisi de Yelemlem’den ihrama girer” dediğini iddia ediyorlar. İbn Ömer [ise] şöyle diyordu: “Ben bunu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den (bizzat) anlamadım (işitmedim).”

134. Hadis

حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم‏.‏ وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَجُلاً سَأَلَهُ مَا يَلْبَسُ الْمُحْرِمُ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ يَلْبَسِ الْقَمِيصَ وَلاَ الْعِمَامَةَ وَلاَ السَّرَاوِيلَ وَلاَ الْبُرْنُسَ وَلاَ ثَوْبًا مَسَّهُ الْوَرْسُ أَوِ الزَّعْفَرَانُ، فَإِنْ لَمْ يَجِدِ النَّعْلَيْنِ فَلْيَلْبَسِ الْخُفَّيْنِ وَلْيَقْطَعْهُمَا حَتَّى يَكُونَا تَحْتَ الْكَعْبَيْنِ ‏"‏‏.‏

Adem bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebi Zi’b bize tahdis etti; Nafi’den; [o] İbn Ömer’den; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. Ve [yine İbn Ebi Zi’b]; Zühri’den; [o] Salim’den; [o] İbn Ömer’den; [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklettiğine göre]; bir adam O’na: “İhramlı kişi ne giyer?” diye sordu. [Nebi] buyurdu ki: “Gömlek giymez, sarık giymez (takmaz), şalvar (pantolon) giymez, bornoz (başlıklı cübbe) giymez ve kendisine vers veya safran (koku) bulaşmış (değmiş) bir elbise giymez. Eğer nalin (terlik) bulamazsa mest giysin ve o ikisini (mestlerini) topukların (aşık kemiklerinin) altında kalacak şekilde kessin.”