3776. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ قُلْتُ لأَنَسٍ أَرَأَيْتَ اسْمَ الأَنْصَارِ كُنْتُمْ تُسَمَّوْنَ بِهِ، أَمْ سَمَّاكُمُ اللَّهُ قَالَ بَلْ سَمَّانَا اللَّهُ، كُنَّا نَدْخُلُ عَلَى أَنَسٍ فَيُحَدِّثُنَا مَنَاقِبَ الأَنْصَارِ وَمَشَاهِدَهُمْ، وَيُقْبِلُ عَلَىَّ أَوْ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الأَزْدِ فَيَقُولُ فَعَلَ قَوْمُكَ يَوْمَ كَذَا وَكَذَا كَذَا وَكَذَا.
Musa b. İsmail bize söyledi, [dedi ki]: Mehdî b. Meymûn bize söyledi, [dedi ki]: Gaylân b. Cerîr bize söyledi, [dedi ki]: Enes'e (şöyle) dedim: "Ensar ismi hakkında ne dersin? (Bu isim) kendinizi isimlendirdiğiniz (bir isim) miydi, yoksa sizi Allah mı (böyle) isimlendirdi?" Dedi ki: "Bilakis bizi Allah isimlendirdi." (Râvi Gaylan dedi ki): Biz Enes'in yanına girerdik; o bize Ensar'ın menkıbelerini ve katıldıkları savaşları anlatırdı. Bana veya Ezd'den bir adama döner ve: "Senin kavmin falan gün şöyle şöyle yaptı" derdi.
3777. Hadis
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثَ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِلَتْ سَرَوَاتُهُمْ، وَجُرِّحُوا، فَقَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ.
Ubeyd b. İsmail bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Buâs günü, Allah'ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem için öne aldığı (hazırladığı) bir gündü. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Medine'ye) geldiğinde onların (Ensar'ın) toplulukları ayrılmış (bölünmüş), ileri gelenleri (seravât) öldürülmüş ve yaralanmışlardı. Allah bu günü, onların İslam'a girmeleri için Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'in önüne hazırlamıştı."
3778. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ ـ وَأَعْطَى قُرَيْشًا ـ وَاللَّهِ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْعَجَبُ، إِنَّ سُيُوفَنَا تَقْطُرُ مِنْ دِمَاءِ قُرَيْشٍ، وَغَنَائِمُنَا تُرَدُّ عَلَيْهِمْ. فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا الأَنْصَارَ قَالَ فَقَالَ " مَا الَّذِي بَلَغَنِي عَنْكُمْ ". وَكَانُوا لاَ يَكْذِبُونَ. فَقَالُوا هُوَ الَّذِي بَلَغَكَ. قَالَ " أَوَلاَ تَرْضَوْنَ أَنْ يَرْجِعَ النَّاسُ بِالْغَنَائِمِ إِلَى بُيُوتِهِمْ، وَتَرْجِعُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى بُيُوتِكُمْ لَوْ سَلَكَتِ الأَنْصَارُ وَادِيًا أَوْ شِعْبًا، لَسَلَكْتُ وَادِيَ الأَنْصَارِ أَوْ شِعْبَهُمْ ".
Ebu'l-Velîd bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû't-Teyyâh'tan, [o] (şöyle) dedi: Enes radıyallahu anh'i şöyle derken işittim: Mekke'nin Fethi günü -ki (o gün Nebi) Kureyş'e (ganimetlerden pay) vermişti- Ensar şöyle dedi: "Vallahi bu cidden şaşılacak bir iştir! Kılıçlarımızdan (henüz) Kureyş'in kanları damlıyor, ganimetlerimiz ise onlara (geri) veriliyor!" Bu (söz), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştı. Bunun üzerine Ensar'ı çağırdı ve (şöyle) dedi: "Sizden bana ulaşan bu söz nedir?" -Onlar yalan söylemezlerdi.- Dediler ki: "(Evet), sana ulaşan o sözdür (biz söyledik)." (Nebi) buyurdu ki: "İnsanlar evlerine ganimetlerle dönerken, siz evlerinize Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile dönmeye razı değil misiniz? Eğer Ensar bir vadiye veya bir dağ yoluna girse, ben Ensar'ın vadisine veya dağ yoluna girerdim."
3779. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّ الأَنْصَارَ سَلَكُوا وَادِيًا أَوْ شِعْبًا، لَسَلَكْتُ فِي وَادِي الأَنْصَارِ، وَلَوْلاَ الْهِجْرَةُ لَكُنْتُ امْرَأً مِنَ الأَنْصَارِ ". فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا ظَلَمَ بِأَبِي وَأُمِّي، آوَوْهُ وَنَصَرُوهُ. أَوْ كَلِمَةً أُخْرَى.
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Muhammed b. Ziyâd'dan, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem -veya Ebû'l-Kâsım sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Eğer Ensar bir vadiye veya bir dağ yoluna girse, ben Ensar'ın vadisine girerdim. Eğer hicret olmasaydı, muhakkak Ensar'dan bir kişi olurdum." Bunun üzerine Ebû Hureyre dedi ki: "Babam ve annem ona feda olsun, (böyle demekle başkasına) haksızlık etmedi. (Çünkü) onlar onu barındırdılar ve ona yardım ettiler." -Veya başka bir kelime (söyledi)-
3780. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ لَمَّا قَدِمُوا الْمَدِينَةَ آخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَسَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، قَالَ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنِّي أَكْثَرُ الأَنْصَارِ مَالاً فَأَقْسِمُ مَالِي نِصْفَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَسَمِّهَا لِي أُطَلِّقْهَا، فَإِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُهَا فَتَزَوَّجْهَا. قَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ، أَيْنَ سُوقُكُمْ فَدَلُّوهُ عَلَى سُوقِ بَنِي قَيْنُقَاعَ، فَمَا انْقَلَبَ إِلاَّ وَمَعَهُ فَضْلٌ مِنْ أَقِطٍ وَسَمْنٍ، ثُمَّ تَابَعَ الْغُدُوَّ، ثُمَّ جَاءَ يَوْمًا وَبِهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَهْيَمْ ". قَالَ تَزَوَّجْتُ. قَالَ " كَمْ سُقْتَ إِلَيْهَا ". قَالَ نَوَاةً مِنْ ذَهَبٍ. أَوْ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ، شَكَّ إِبْرَاهِيمُ.
İsmail b. Abdullah bize söyledi, [dedi ki]: İbrahim b. Sa'd bana söyledi; [o] babasından, [o] dedesinden [nakletti] ki, şöyle dedi: (Muhacirler) Medine'ye geldiklerinde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Abdurrahman (b. Avf) ile Sa'd b. Er-Rabî arasında kardeşlik kurdu. (Sa'd), Abdurrahman'a dedi ki: "Ben mal bakımından Ensar'ın en zenginiyim. Malımı ikiye böleyim. İki de hanımım var. Onlardan hangisi hoşuna giderse bana ismini söyle, onu boşayayım. İddeti bitince onunla evlen." (Abdurrahman) dedi ki: "Allah sana ailende ve malında bereket versin. Sizin çarşınız nerede?" Ona Benî Kaynukâ çarşısını gösterdiler. (Abdurrahman oraya gitti), keş (kurutulmuş yoğurt) ve yağ (ticaretinden) elde ettiği bir kârla geri döndü. Sonra (buna) sabah gidişlerinde (düzenli olarak) devam etti. Sonra bir gün (Nebi'nin huzuruna) geldi; üzerinde (zaferan) sarılığı izi vardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayırdır (bu ne hal)?" buyurdu. O: "Evlendim" dedi. (Nebi): "Ona (mehir olarak) ne verdin?" dedi. O: "Bir çekirdek (büyüklüğünde) altın" -veya "bir çekirdek ağırlığında altın"- dedi. (Râvi) İbrahim (bu ifadeden) şüphe etti.
3781. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَآخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَكَانَ كَثِيرَ الْمَالِ، فَقَالَ سَعْدٌ قَدْ عَلِمَتِ الأَنْصَارُ أَنِّي مِنْ أَكْثَرِهَا مَالاً، سَأَقْسِمُ مَالِي بَيْنِي وَبَيْنَكَ شَطْرَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَأُطَلِّقُهَا، حَتَّى إِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا. فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ. فَلَمْ يَرْجِعْ يَوْمَئِذٍ حَتَّى أَفْضَلَ شَيْئًا مِنْ سَمْنٍ وَأَقِطٍ، فَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ يَسِيرًا، حَتَّى جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَهْيَمْ ". قَالَ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ. فَقَالَ " مَا سُقْتَ فِيهَا ". قَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ، أَوْ نَوَاةً مِنْ ذَهَبٍ، فَقَالَ " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Kuteybe bize söyledi, [dedi ki]: İsmail b. Ca'fer bize söyledi; [o] Humeyd'den, [o] Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Abdurrahman b. Avf üzerimize (Medine'ye) geldi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, onunla Sa'd b. Er-Rabî arasında kardeşlik kurdu. (Sa'd) malı çok olan (bir kimse) idi. Sa'd (Abdurrahman'a) dedi ki: 'Ensar, benim malca onların en zengini olduğumu bilir. Malımı sen ve ben aramda ikiye böleceğim. İki de hanımım var. Onlardan hangisi hoşuna giderse (bak), onu boşayayım; iddeti bitince onunla evlen.' Abdurrahman dedi ki: 'Allah sana ailende bereket versin.' O gün (çarşıdan) geri dönmedi; ta ki (satıp kâr ettiği) biraz yağ ve keş (kurutulmuş yoğurt) artırıncaya kadar. (Aradan) çok geçmeden Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Üzerinde sarılık (hoş koku) lekesi vardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: 'Hayırdır (durum ne)?' dedi. O: 'Ensar'dan bir kadınla evlendim' dedi. (Nebi): 'Ona ne (mehir) verdin?' buyurdu. O: 'Bir çekirdek ağırlığında altın -veya altından bir çekirdek-' dedi. (Nebi) buyurdu ki: 'Bir koyunla da olsa düğün yemeği (velîme) ver.'"
3782. Hadis
حَدَّثَنَا الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَبُو هَمَّامٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَتِ الأَنْصَارُ اقْسِمْ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمُ النَّخْلَ. قَالَ " لاَ ". قَالَ يَكْفُونَا الْمَئُونَةَ وَتُشْرِكُونَا فِي التَّمْرِ. قَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا.
Es-Salt b. Muhammed Ebû Hemmâm bize söyledi, [dedi ki]: Muğîre b. Abdurrahman'ı işittim, (şöyle) dedi: Ebû'z-Zinâd bize söyledi; [o] A'rec'den, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: Ensar (Nebi'ye): "Hurmalıkları bizimle onlar (Muhacirler) arasında bölüştür" dediler. (Nebi): "Hayır" buyurdu. (Nebi): "Onlar (Muhacirler) bakım zahmetini üzerlerine alırlar (size yeterler), siz de onları hurmaya (ürüne) ortak edersiniz" dedi. (Ensar): "İşittik ve itaat ettik" dediler.
3783. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَوْ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الأَنْصَارُ لاَ يُحِبُّهُمْ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يُبْغِضُهُمْ إِلاَّ مُنَافِقٌ، فَمَنْ أَحَبَّهُمْ أَحَبَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللَّهُ ".
Haccâc b. Minhâl bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] (şöyle) dedi: Adî b. Sâbit bana haber verdi, [dedi ki]: Berâ radıyallahu anh'i işittim; [o] (şöyle) dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i işittim -veya Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu-: "Ensar'ı ancak mümin sever, onlara ancak münafık buğz eder (kin besler). Kim onları severse Allah da onu sever. Kim onlara buğz ederse Allah da ona buğz eder."
3784. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَبْرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ ".
Müslim b. İbrahim bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Abdullah b. Abdullah b. Cebr'den, [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İmanın alameti Ensar'ı sevmektir. Münafıklığın alameti ise Ensar'a buğz etmektir."
3785. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ مُقْبِلِينَ ـ قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مِنْ عُرُسٍ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُمْثِلاً، فَقَالَ " اللَّهُمَّ أَنْتُمْ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ ". قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ.
Ebu Ma'mer bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvâris bize söyledi, [dedi ki]: Abdülazîz bize söyledi; [o] Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, kadınların ve çocukların gelmekte olduğunu gördü. -(Râvi) dedi ki: Zannedersem (Enes), "bir düğünden" dedi.- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalkıp (onlara karşı) dikildi ve şöyle buyurdu: "Allah'ım! (Şahit ol ki) siz, bana insanların en sevimli olanlarındansınız." Bunu üç defa söyledi.
3786. Hadis
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهَا صَبِيٌّ لَهَا، فَكَلَّمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّكُمْ أَحَبُّ النَّاسِ إِلَىَّ ". مَرَّتَيْنِ.
Yakub b. İbrahim b. Kesîr bize söyledi, [dedi ki]: Behz b. Esed bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] (şöyle) dedi: Hişâm b. Zeyd bana haber verdi, [dedi ki]: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'i işittim; [o] (şöyle) dedi: Ensar'dan bir kadın, beraberinde bir çocuğu olduğu halde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onunla konuştu ve şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan (Allah)'a yemin olsun ki, siz bana insanların en sevimli olanlarındansınız." (Bunu) iki defa (söyledi).
3787. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعْتُ أَبَا حَمْزَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَتِ الأَنْصَارُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ لِكُلِّ نَبِيٍّ أَتْبَاعٌ، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا. فَدَعَا بِهِ. فَنَمَيْتُ ذَلِكَ إِلَى ابْنِ أَبِي لَيْلَى. قَالَ قَدْ زَعَمَ ذَلِكَ زَيْدٌ.
Muhammed b. Beşşâr bize söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Amr'dan, [o] (şöyle) dedi: Ebû Hamza'yı işittim; [o] Zeyd b. Arkam'dan [nakletti] ki, Ensar şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Her peygamberin (kendine has) tabileri (etbâ'ı) vardır. Biz de sana tâbi olduk. Allah'a dua et ki, tabilerimizi de bizden kılsın." Bunun üzerine (Nebi) bunun için dua etti. (Ebû Hamza dedi ki): Ben bunu İbn Ebî Leylâ'ya anlattım. Dedi ki: "Zeyd bunu (gerçekten) iddia etmiştir."
3788. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَمْزَةَ ـ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ ـ قَالَتِ الأَنْصَارُ إِنَّ لِكُلِّ قَوْمٍ أَتْبَاعًا، وَإِنَّا قَدِ اتَّبَعْنَاكَ، فَادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَ أَتْبَاعَنَا مِنَّا. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ اجْعَلْ أَتْبَاعَهُمْ مِنْهُمْ ". قَالَ عَمْرٌو فَذَكَرْتُهُ لاِبْنِ أَبِي لَيْلَى. قَالَ قَدْ زَعَمَ ذَاكَ زَيْدٌ. قَالَ شُعْبَةُ أَظُنُّهُ زَيْدَ بْنَ أَرْقَمَ.
Adem bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi, [dedi ki]: Amr b. Mürre bize söyledi, [dedi ki]: Ensar'dan bir adam olan Ebû Hamza'yı işittim, (şöyle) dedi: Ensar şöyle dedi: "Muhakkak her kavmin (kendine has) tabileri vardır. Biz de sana tâbi olduk. Allah'a dua et ki, tabilerimizi de bizden kılsın." Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ım! Onların tabilerini onlardan kıl" buyurdu. Amr dedi ki: Ben bunu İbn Ebî Leylâ'ya zikrettim. Dedi ki: "Bunu Zeyd iddia etmiştir." Şu'be dedi ki: Zannedersem o, Zeyd b. Arkam'dır.
3789. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ خَزْرَجٍ، ثُمَّ بَنُو سَاعِدَةَ، وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ". فَقَالَ سَعْدٌ مَا أَرَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ قَدْ فَضَّلَ عَلَيْنَا فَقِيلَ قَدْ فَضَّلَكُمْ عَلَى كَثِيرٍ. وَقَالَ عَبْدُ الصَّمَدِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ أَبُو أُسَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا، وَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ.
Muhammed b. Beşşâr bize söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] (dedi ki): Katâde'yi işittim; [o] Enes b. Mâlik'ten, [o] Ebû Üseyd radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ensar yurtlarının en hayırlısı, Benî Neccâr'dır. Sonra Benî Abdil-Eşhel, sonra Benî el-Hâris b. Hazrec, sonra Benî Sâide'dir. Ve Ensar'ın bütün yurtlarında hayır vardır." Bunun üzerine Sa'd dedi ki: "Ben, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in (başkalarını) ancak bize üstün tuttuğunu görüyorum." (Ona): "(Aslında) sizi çoğuna üstün tuttu" denildi. Ve Abdussamed dedi ki: Şu'be bize söyledi, [dedi ki]: Katâde bize söyledi; (o) Enes'i işittim, (o) Ebû Useyd'den, (o) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisi (rivayet etti) ve "Sa'd b. Ubâde" dedi.
3790. Hadis
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، قَالَ أَبُو سَلَمَةَ أَخْبَرَنِي أَبُو أُسَيْدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَيْرُ الأَنْصَارِ ـ أَوْ قَالَ خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ ـ بَنُو النَّجَّارِ وَبَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ وَبَنُو الْحَارِثِ وَبَنُو سَاعِدَةَ ".
Sa'd b. Hafs bize söyledi, [dedi ki]: Şeybân bize söyledi; [o] Yahya'dan, [o] (dedi ki): Ebû Seleme bana haber verdi [ki], Ebû Useyd, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işitti: "Ensar'ın en hayırlısı -veya 'Ensar yurtlarının en hayırlısı' dedi- Benî Neccâr, Benî Abdil-Eşhel, Benî el-Hâris ve Benî Sâide'dir."
3791. Hadis
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، عَنْ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ خَيْرَ دُورِ الأَنْصَارِ دَارُ بَنِي النَّجَّارِ، ثُمَّ عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ دَارُ بَنِي الْحَارِثِ، ثُمَّ بَنِي سَاعِدَةَ، وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ". فَلَحِقْنَا سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ فَقَالَ أَبَا أُسَيْدٍ أَلَمْ تَرَ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيَّرَ الأَنْصَارَ فَجَعَلَنَا أَخِيرًا فَأَدْرَكَ سَعْدٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، خُيِّرَ دُورُ الأَنْصَارِ فَجُعِلْنَا آخِرًا. فَقَالَ " أَوَلَيْسَ بِحَسْبِكُمْ أَنْ تَكُونُوا مِنَ الْخِيَارِ ".
Hâlid b. Mahled bize söyledi, [dedi ki]: Süleyman bize söyledi; [o] dedi ki: Amr b. Yahya bana söyledi; [o] Abbas b. Sehl'den, [o] Ebû Humeyd'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti] ki, şöyle buyurdu: "Ensar yurtlarının en hayırlısı Benî Neccâr yurdudur. Sonra Abdil-Eşhel, sonra Benî el-Hâris yurdu, sonra Benî Sâide'dir. Ve Ensar'ın bütün yurtlarında hayır vardır." Bunun üzerine Sa'd b. Ubâde'ye kavuştuk. (Sa'd) dedi ki: "Ey Ebû Üseyd! Görmedin mi; Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar'ı hayırlı kıldı (sıraladı) da bizi en sonuncusu yaptı." Bunun üzerine Sa'd, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetişti ve: "Ey Allah'ın Resulü! Ensar yurtları hayırlı kılındı ama biz en sonuncusu kılındık" dedi. (Nebi) buyurdu ki: "Sizin (hayırlı olanlar arasında) hayırlılardan olmanız size yetmez mi?"
3792. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلاَ تَسْتَعْمِلُنِي كَمَا اسْتَعْمَلْتَ فُلاَنًا قَالَ " سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ ".
Muhammed b. Beşşâr bize söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] (dedi ki): Katâde'yi işittim; [o] Enes b. Mâlik'ten, [o] Useyd b. Hudayr'dan [nakletti] ki, Ensar'dan bir adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Falanı görevlendirdiğin gibi beni de görevlendirmeyecek misin?" (Nebi): "Siz benden sonra (başkalarının size tercih edildiği) bir kayırma (esere) ile karşılaşacaksınız. Havuz (başın)da bana kavuşuncaya kadar sabredin" buyurdu.
3793. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِ " إِنَّكُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، وَمَوْعِدُكُمُ الْحَوْضُ ".
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] (şöyle) dedi: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'i şöyle derken işitti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar'a (şöyle) buyurdu: "Siz benden sonra (başkalarının size tercih edildiği) bir kayırma (esere) ile karşılaşacaksınız. Bana kavuşuncaya kadar sabredin. Buluşma yeriniz Havuz (başı)dır."
3794. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ حِينَ خَرَجَ مَعَهُ إِلَى الْوَلِيدِ قَالَ دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَنْصَارَ إِلَى أَنْ يُقْطِعَ لَهُمُ الْبَحْرَيْنِ. فَقَالُوا لاَ، إِلاَّ أَنْ تُقْطِعَ لإِخْوَانِنَا مِنَ الْمُهَاجِرِينَ مِثْلَهَا. قَالَ " إِمَّا لاَ، فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي، فَإِنَّهُ سَيُصِيبُكُمْ بَعْدِي أُثْرَةٌ ".
Abdullah b. Muhammed bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] Yahya b. Said'den, [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh ile Velîd'e giderken işittiğine göre (Enes) şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Bahreyn'i (arazilerini) onlara tahsis etmek üzere Ensar'ı çağırdı. Onlar: "Hayır! Muhacir kardeşlerimize de onun bir benzerini tahsis etmedikçe (olmaz, kabul etmeyiz)" dediler. (Nebi): "Eğer (bunu kabul etmiyorsanız); bana kavuşuncaya kadar sabredin. Çünkü benden sonra bir kayırma (usre) ile karşılaşacaksınız" buyurdu.
3795. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَةِ، فَأَصْلِحِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَةَ ". وَعَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ، وَقَالَ فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ.
Adem bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi, [dedi ki]: Ebû İyâs bize söyledi; [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ahiret hayatından başka hayat yoktur. Ensar'ı ve Muhacirler'i ıslah et." Katâde'den, [o] Enes'ten, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bunun benzerini (rivayet etti) ve (şöyle) dedi: "Ensar'ı bağışla."
3796. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الأَنْصَارُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ تَقُولُ نَحْنُ الَّذِينَ بَايَعُوا مُحَمَّدَا عَلَى الْجِهَادِ مَا حَيِينَا أَبَدَا فَأَجَابَهُمُ اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَأَكْرِمِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ
Adem bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Humeyd et-Tavîl'den, [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'i şöyle derken işitti: Hendek günü Ensar şöyle diyordu: "Bizler o kimseleriz ki Muhammed'e biat ettik, Ebediyen yaşadığımız sürece Cihad üzerine." (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara (şöyle) cevap verdi: "Allah'ım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur, Ensar'a ve Muhacirler'e ikram et (onları yücelt)."
3797. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ جَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَحْفِرُ الْخَنْدَقَ وَنَنْقُلُ التُّرَابَ عَلَى أَكْتَادِنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ فَاغْفِرْ لِلْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ ".
Muhammed b. Ubeydullah bize söyledi, [dedi ki]: İbn Ebî Hâzim bize söyledi; [o] babasından, [o] Sehl'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Biz Hendek'i kazıyor ve toprağı omuzlarımızda taşıyorken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize geldi ve şöyle buyurdu: 'Allah'ım! Ahiret hayatından başka hayat yoktur. Muhacirler'i ve Ensar'ı bağışla.'"
3798. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ فُضَيْلِ بْنِ غَزْوَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ إِلَى نِسَائِهِ فَقُلْنَ مَا مَعَنَا إِلاَّ الْمَاءُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَضُمُّ، أَوْ يُضِيفُ هَذَا ". فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا. فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَكْرِمِي ضَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ قُوتُ صِبْيَانِي. فَقَالَ هَيِّئِي طَعَامَكِ، وَأَصْبِحِي سِرَاجَكِ، وَنَوِّمِي صِبْيَانَكِ إِذَا أَرَادُوا عَشَاءً. فَهَيَّأَتْ طَعَامَهَا وَأَصْبَحَتْ سِرَاجَهَا، وَنَوَّمَتْ صِبْيَانَهَا، ثُمَّ قَامَتْ كَأَنَّهَا تُصْلِحُ سِرَاجَهَا فَأَطْفَأَتْهُ، فَجَعَلاَ يُرِيَانِهِ أَنَّهُمَا يَأْكُلاَنِ، فَبَاتَا طَاوِيَيْنِ، فَلَمَّا أَصْبَحَ، غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ضَحِكَ اللَّهُ اللَّيْلَةَ ـ أَوْ عَجِبَ ـ مِنْ فَعَالِكُمَا " فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ}
Müsedded bize söyledi, [dedi ki]: Abdullah b. Dâvûd bize söyledi; [o] Fudayl b. Gazvân'dan, [o] Ebû Hâzim'den, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. (Nebi), kadınlarına (yiyecek bir şey var mı diye) haber gönderdi. Onlar: "Yanımızda sudan başka bir şey yok" dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bunu -veya bu (misafiri)- kim misafir eder?" buyurdu. Ensar'dan bir adam: "Ben" dedi. Ve onu alıp hanımına götürdü. (Hanımına): "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in misafirine ikram et" dedi. (Kadın): "Yanımızda çocuklarımın yiyeceğinden başka bir şey yok" dedi. (Adam): "Yemeğini hazırla, lambanı yak ve çocukların akşam yemeği istediklerinde onları uyut" dedi. (Kadın) yemeğini hazırladı, kandilini yaktı ve çocuklarını uyuttu. Sonra kandilini düzeltiyormuş gibi yapıp kalktı ve onu söndürdü. (Böylece) ona (misafire) sanki kendileri de yiyorlarmış gibi gösterdiler. (Oysa) geceyi aç olarak geçirdiler. Sabah olunca (adam) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti. (Nebi) şöyle buyurdu: "Bu gece ikinizin yaptığından dolayı Allah güldü -veya hayret etti-." Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: { وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ } "Kendileri zaruret içinde olsalar bile (onları) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
3799. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى أَبُو عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا شَاذَانُ، أَخُو عَبْدَانَ حَدَّثَنَا أَبِي، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ بْنُ الْحَجَّاجِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ مَرَّ أَبُو بَكْرٍ وَالْعَبَّاسُ ـ رضى الله عنهما ـ بِمَجْلِسٍ مِنْ مَجَالِسِ الأَنْصَارِ وَهُمْ يَبْكُونَ، فَقَالَ مَا يُبْكِيكُمْ قَالُوا ذَكَرْنَا مَجْلِسَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَّا. فَدَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ ـ قَالَ ـ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ عَصَبَ عَلَى رَأْسِهِ حَاشِيَةَ بُرْدٍ ـ قَالَ ـ فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ وَلَمْ يَصْعَدْهُ بَعْدَ ذَلِكَ الْيَوْمِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ " أُوصِيكُمْ بِالأَنْصَارِ، فَإِنَّهُمْ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَقَدْ قَضَوُا الَّذِي عَلَيْهِمْ، وَبَقِيَ الَّذِي لَهُمْ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Muhammed b. Yahya Ebû Ali bana söyledi, [dedi ki]: Şâzân -Abdân'ın kardeşi- bize söyledi, [dedi ki]: Babam bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be b. el-Haccâc bize haber verdi; [o] Hişâm b. Zeyd'den, [o] (şöyle) dedi: Enes b. Mâlik'i şöyle derken işittim: "Ebû Bekir ve Abbâs radıyallahu anhümâ, Ensar'ın meclislerinden bir meclise uğradılar. (Ensar) ağlıyorlardı. (Ebû Bekir): 'Sizi ağlatan nedir?' dedi. Onlar: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in bizimle olan meclisini hatırladık' dediler. Bunun üzerine (Ebû Bekir) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdi ve bunu ona haber verdi. -(Râvi Enes) dedi ki:- Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, başını bir bürde'nin (hırkanın) kenarıyla sarmış olduğu halde çıktı. -(Râvi) dedi ki:- Minbere çıktı -ki o günden sonra bir daha ona çıkmadı-, Allah'a hamd ve sena etti. Sonra şöyle buyurdu: 'Size Ensar'ı tavsiye ediyorum. Çünkü onlar benim cemaatim (keriş) ve özel sırdaşımdır (aybe). Onlar üzerlerine düşeni yerine getirdiler, geriye onların lehine olan kaldı. Onların iyilik yapanından (iyiliğini) kabul edin ve kötülük edenini bağışlayın.'"
3800. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْغَسِيلِ، سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ مِلْحَفَةٌ، مُتَعَطِّفًا بِهَا عَلَى مَنْكِبَيْهِ، وَعَلَيْهِ عِصَابَةٌ دَسْمَاءُ حَتَّى جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ، أَيُّهَا النَّاسُ، فَإِنَّ النَّاسَ يَكْثُرُونَ وَتَقِلُّ الأَنْصَارُ، حَتَّى يَكُونُوا كَالْمِلْحِ فِي الطَّعَامِ، فَمَنْ وَلِيَ مِنْكُمْ أَمْرًا يَضُرُّ فِيهِ أَحَدًا أَوْ يَنْفَعُهُ، فَلْيَقْبَلْ مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَيَتَجَاوَزْ عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Ahmed b. Yakub bize söyledi, [dedi ki]: İbnü'l-Gasîl bize söyledi; (o) İkrime'yi işittim, (o) İbn Abbas radıyallahu anhümâ'yı şöyle derken işittim: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, üzerinde omuzlarına sardığı bir örtü (milhafe) ve (başında) koyu renkli bir sargı olduğu halde çıktı. Minbere oturdu. Allah'a hamd ve sena etti. Sonra şöyle buyurdu: 'Bundan sonra; ey insanlar! İnsanlar çoğalacak, Ensar ise azalacak; hatta yemekteki tuz gibi olacaklar. Sizden kim bir işin başına geçer de onda birine zarar vermeye veya fayda sağlamaya yetkili olursa; onların iyilik yapanından (iyiliğini) kabul etsin, kötülük edenini de bağışlasın.'"
3801. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الأَنْصَارُ كَرِشِي وَعَيْبَتِي، وَالنَّاسُ سَيَكْثُرُونَ وَيَقِلُّونَ، فَاقْبَلُوا مِنْ مُحْسِنِهِمْ، وَتَجَاوَزُوا عَنْ مُسِيئِهِمْ ".
Muhammed b. Beşşâr bize söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] (dedi ki): Katâde'yi işittim; [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ensar benim cemaatim (keriş) ve özel sırdaşımdır (aybe). Muhakkak insanlar çoğalacak ve onlar azalacaklardır. Onların iyilik yapanından (iyiliğini) kabul edin ve kötülük edenini bağışlayın."
3802. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أُهْدِيَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حُلَّةُ حَرِيرٍ، فَجَعَلَ أَصْحَابُهُ يَمَسُّونَهَا وَيَعْجَبُونَ مِنْ لِينِهَا فَقَالَ " أَتَعْجَبُونَ مِنْ لِينِ هَذِهِ لَمَنَادِيلُ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ خَيْرٌ مِنْهَا ". أَوْ أَلْيَنُ. رَوَاهُ قَتَادَةُ وَالزُّهْرِيُّ سَمِعَا أَنَسًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o] (şöyle) dedi: Berâ radıyallahu anh'i şöyle derken işittim: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ipek bir elbise hediye edildi. Ashabı ona dokunmaya ve yumuşaklığına hayret etmeye başladılar. Bunun üzerine (Nebi): 'Bunun yumuşaklığına mı hayret ediyorsunuz? Sa'd b. Muâz'ın (Cennet'teki) mendilleri bundan daha hayırlıdır' -veya 'daha yumuşaktır'- buyurdu." Bunu Katâde ve Zührî, Enes'ten (işiterek), (o da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etmiştir.
3803. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا فَضْلُ بْنُ مُسَاوِرٍ، خَتَنُ أَبِي عَوَانَةَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اهْتَزَّ الْعَرْشُ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ". وَعَنِ الأَعْمَشِ حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ. فَقَالَ رَجُلٌ لِجَابِرٍ فَإِنَّ الْبَرَاءَ يَقُولُ اهْتَزَّ السَّرِيرُ. فَقَالَ إِنَّهُ كَانَ بَيْنَ هَذَيْنِ الْحَيَّيْنِ ضَغَائِنُ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اهْتَزَّ عَرْشُ الرَّحْمَنِ لِمَوْتِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ ".
Muhammed b. el-Müsennâ bana söyledi, [dedi ki]: Ebu Avâne'nin damadı Fazl b. Müsâvir bize söyledi, [dedi ki]: Ebu Avâne bize söyledi; [o] A'meş'ten, [o] Ebu Süfyan'dan, [o] Câbir radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: "Sa'd b. Muâz'ın ölümünden dolayı Arş titredi." A'meş'ten (gelen diğer bir rivayette): Ebu Salih bize Câbir'den, (o) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bunun benzerini (rivayet ederek söyledi). Bunun üzerine bir adam Câbir'e: "Fakat Berâ, sedirin titrediğini söylüyor" dedi. (Câbir) şöyle dedi: "Şüphesiz bu iki kabile arasında kinler vardı. (Ben) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: 'Rahman'ın Arş'ı, Sa'd b. Muâz'ın ölümünden dolayı titredi.'"
3804. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ أُنَاسًا نَزَلُوا عَلَى حُكْمِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَجَاءَ عَلَى حِمَارٍ، فَلَمَّا بَلَغَ قَرِيبًا مِنَ الْمَسْجِدِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قُومُوا إِلَى خَيْرِكُمْ أَوْ سَيِّدِكُمْ ". فَقَالَ " يَا سَعْدُ، إِنَّ هَؤُلاَءِ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِكَ ". قَالَ فَإِنِّي أَحْكُمُ فِيهِمْ أَنْ تُقْتَلَ مُقَاتِلَتُهُمْ وَتُسْبَى ذَرَارِيُّهُمْ. قَالَ " حَكَمْتَ بِحُكْمِ اللَّهِ، أَوْ بِحُكْمِ الْمَلِكِ ".
Muhammed b. Ar'ara bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Sa'd b. İbrahim'den, [o] Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf'ten, [o] Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Bir takım insanlar, Sa'd b. Muâz'ın hükmüne razı olup (kalelerinden) indiler. (Nebi) ona haber gönderdi. O bir merkep üzerinde geldi. Mescide yaklaşınca Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayırlınızın -veya efendinizin- yanına kalkın" buyurdu. Sonra: "Ey Sa'd! Bunlar senin hükmüne razı olup indiler" dedi. (Sa'd) dedi ki: "Ben onların hakkında; savaşçılarının öldürülmesine ve zürriyetlerinin esir alınmasına hükmediyorum." (Nebi) buyurdu ki: "Allah'ın hükmüyle -veya Melik'in hükmüyle- hükmettin."
3805. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلَيْنِ، خَرَجَا مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ، وَإِذَا نُورٌ بَيْنَ أَيْدِيهِمَا حَتَّى تَفَرَّقَا، فَتَفَرَّقَ النُّورُ مَعَهُمَا. وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنْ ثَابِتٍ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ أُسَيْدَ بْنَ حُضَيْرٍ وَرَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ. قَالَ حَمَّادٌ أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ عَنْ أَنَسٍ كَانَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ وَعَبَّادُ بْنُ بِشْرٍ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Ali b. Müslim bize söyledi, [dedi ki]: Habbân bize söyledi, [dedi ki]: Hemmâm bize söyledi; Katâde bize haber verdi; [o] Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki: İki adam karanlık bir gecede Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından çıktılar. O sırada önlerinde bir nur (ışık) belirdi. (Yolları) ayrılınca, nur da onlarla birlikte ayrıldı. Ma'mer, Sâbit'ten, (o) Enes'ten (şöyle nakletti): "(Bu kişiler) Useyd b. Hudayr ve Ensar'dan bir adamdı." Hammâd dedi ki: Sâbit bize haber verdi; [o] Enes'ten [nakletti]: "(Bu kişiler) Useyd b. Hudayr ve Abbâd b. Bişr, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydılar."
3806. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اسْتَقْرِئُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنَ ابْنِ مَسْعُودٍ وَسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَأُبَىٍّ، وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ".
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Amr'dan, [o] İbrahim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Abdullah b. Amr radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: "Kur'an'ı dört kişiden alın: İbn Mes'ûd'dan, Ebû Huzeyfe'nin mevlası Sâlim'den, Übey'den ve Muâz b. Cebel'den."
3807. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَبُو أُسَيْدٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ دُورِ الأَنْصَارِ بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ، ثُمَّ بَنُو سَاعِدَةَ وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ". فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ ـ وَكَانَ ذَا قِدَمٍ فِي الإِسْلاَمِ ـ أَرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ فَضَّلَ عَلَيْنَا. فَقِيلَ لَهُ قَدْ فَضَّلَكُمْ عَلَى نَاسٍ كَثِيرٍ.
İshak bize söyledi, [dedi ki]: Abdussamed bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi, [dedi ki]: Katâde bize söyledi, [dedi ki]: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'i işittim, (o) Ebû Useyd'in (şöyle) dediğini (nakletti): Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ensar yurtlarının en hayırlısı Benî Neccâr'dır. Sonra Benî Abdil-Eşhel, sonra Benî el-Hâris b. el-Hazrec, sonra Benî Sâide'dir. Ve Ensar'ın bütün yurtlarında hayır vardır." Bunun üzerine -İslam'da kıdem sahibi olan- Sa'd b. Ubâde dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in (başkalarını) bize tercih ettiğini görüyorum." Ona denildi ki: "(Aslında) sizi pek çok insana üstün kıldı."
3808. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ ذُكِرَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو فَقَالَ ذَاكَ رَجُلٌ لاَ أَزَالُ أُحِبُّهُ، سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خُذُوا الْقُرْآنَ مِنْ أَرْبَعَةٍ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ فَبَدَأَ بِهِ ـ وَسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَمُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ ".
Ebu'l-Velîd bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Amr b. Mürre'den, [o] İbrahim'den, [o] Mesrûk'tan, (şöyle) dedi: Abdullah b. Amr'ın yanında Abdullah b. Mes'ûd zikredildi. (Abdullah b. Amr) şöyle dedi: "O öyle bir adamdır ki, onu sevmeye devam edeceğim. (Çünkü) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: 'Kur'an'ı dört kişiden alın: Abdullah b. Mes'ûd'dan -ki (saymaya) onunla başladı-, Ebû Huzeyfe'nin mevlası Sâlim'den, Muâz b. Cebel'den ve Übey b. Ka'b'tan.'"
3809. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأُبَىٍّ " إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي أَنْ أَقْرَأَ عَلَيْكَ {لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا} ". قَالَ وَسَمَّانِي قَالَ " نَعَمْ " فَبَكَى.
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be'yi işittim; (dedi ki): Katâde'yi işittim; [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Übeyy'e şöyle buyurdu: "Allah bana, sana { لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا } (suresini) okumamı emretti." O (Übeyy) dedi ki: "Beni (ismimle) andı mı?" (Nebi): "Evet" buyurdu. Bunun üzerine (Übeyy) ağladı.
3810. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ جَمَعَ الْقُرْآنَ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَرْبَعَةٌ، كُلُّهُمْ مِنَ الأَنْصَارِ أُبَىٌّ، وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَأَبُو زَيْدٍ، وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ. قُلْتُ لأَنَسِ مَنْ أَبُو زَيْدٍ قَالَ أَحَدُ عُمُومَتِي.
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Katâde'den, [o] Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Kur'an'ı dört kişi topladı (ezberledi). Onların hepsi Ensar'dandı: Übeyy, Muâz b. Cebel, Ebû Zeyd ve Zeyd b. Sâbit." (Katâde dedi ki): Enes'e: "Ebû Zeyd kimdir?" dedim. O: "Amcalarımdan biridir" dedi.
3811. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ انْهَزَمَ النَّاسُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُجَوِّبٌ بِهِ عَلَيْهِ بِحَجَفَةٍ لَهُ، وَكَانَ أَبُو طَلْحَةَ رَجُلاً رَامِيًا شَدِيدَ الْقِدِّ، يَكْسِرُ يَوْمَئِذٍ قَوْسَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا، وَكَانَ الرَّجُلُ يَمُرُّ مَعَهُ الْجَعْبَةُ مِنَ النَّبْلِ فَيَقُولُ انْشُرْهَا لأَبِي طَلْحَةَ. فَأَشْرَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ إِلَى الْقَوْمِ، فَيَقُولُ أَبُو طَلْحَةَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، لاَ تُشْرِفْ يُصِيبُكَ سَهْمٌ مِنْ سِهَامِ الْقَوْمِ، نَحْرِي دُونَ نَحْرِكَ. وَلَقَدْ رَأَيْتُ عَائِشَةَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ وَأُمَّ سُلَيْمٍ وَإِنَّهُمَا لَمُشَمِّرَتَانِ، أَرَى خَدَمَ سُوقِهِمَا، تُنْقِزَانِ الْقِرَبَ عَلَى مُتُونِهِمَا، تُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، ثُمَّ تَرْجِعَانِ فَتَمْلآنِهَا، ثُمَّ تَجِيآنِ فَتُفْرِغَانِهِ فِي أَفْوَاهِ الْقَوْمِ، وَلَقَدْ وَقَعَ السَّيْفُ مِنْ يَدَىْ أَبِي طَلْحَةَ إِمَّا مَرَّتَيْنِ، وَإِمَّا ثَلاَثًا.
Ebû Ma'mer bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvâris bize söyledi, [dedi ki]: Abdülazîz bize söyledi; [o] Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Uhud günü insanlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından (ayrılıp) bozguna uğradığı zaman, Ebû Talha Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in önünde, ona kalkanıyla siper oluyordu. Ebû Talha yayını çok sert çeken bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırmıştı. Yanından ok dolu sadakla bir adam geçtiğinde (Nebi): 'Onu Ebû Talha için boşalt' derdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara bakmak için (yukarıdan) baktığında, Ebû Talha: 'Ey Allah'ın Nebisi! Babam ve annem sana feda olsun; bakma! Kavmin oklarından bir ok sana isabet eder. Benim göğsüm senin göğsüne siperdir' derdi. Yemin olsun ki Aişe bint Ebî Bekir'i ve Ümmü Süleym'i gördüm; eteklerini çemremişlerdi. Baldırlarındaki halhallarını görüyordum. Kırbaları sırtlarında taşıyorlar, insanların ağızlarına boşaltıyorlar; sonra dönüp onları dolduruyorlar, sonra gelip insanların ağızlarına boşaltıyorlardı. Ve yemin olsun ki Ebû Talha'nın elinden kılıç ya iki ya da üç defa düşmüştü."
3812. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكًا، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ لأَحَدٍ يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ. إِلاَّ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ وَفِيهِ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ} الآيَةَ. قَالَ لاَ أَدْرِي قَالَ مَالِكٌ الآيَةَ أَوْ فِي الْحَدِيثِ.
Abdullah b. Yusuf bize söyledi; [o] (şöyle) dedi: Mâlik'i, Ömer b. Ubeydullah'ın mevlası Ebû'n-Nadr'dan, [o] Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkas'tan, [o] babasından (şöyle) rivayet ederken işittim: (Babam Sa'd) dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yeryüzünde yürüyen hiç kimse için 'O cennet ehlindendir' dediğini işitmedim; ancak Abdullah b. Selâm hariç." (Sa'd) dedi ki: "Şu ayet onun hakkında inmiştir: { وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ } 'İsrailoğulları'ndan bir şahit de şahitlik etti...'"
3813. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ السَّمَّانُ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا فِي مَسْجِدِ الْمَدِينَةِ، فَدَخَلَ رَجُلٌ عَلَى وَجْهِهِ أَثَرُ الْخُشُوعِ، فَقَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ. فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ تَجَوَّزَ فِيهِمَا ثُمَّ خَرَجَ، وَتَبِعْتُهُ فَقُلْتُ إِنَّكَ حِينَ دَخَلْتَ الْمَسْجِدَ قَالُوا هَذَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ. قَالَ وَاللَّهِ مَا يَنْبَغِي لأَحَدٍ أَنْ يَقُولَ مَا لاَ يَعْلَمُ وَسَأُحَدِّثُكَ لِمَ ذَاكَ رَأَيْتُ رُؤْيَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَصَصْتُهَا عَلَيْهِ، وَرَأَيْتُ كَأَنِّي فِي رَوْضَةٍ ـ ذَكَرَ مِنْ سَعَتِهَا وَخُضْرَتِهَا ـ وَسْطَهَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ، أَسْفَلُهُ فِي الأَرْضِ وَأَعْلاَهُ فِي السَّمَاءِ، فِي أَعْلاَهُ عُرْوَةٌ فَقِيلَ لَهُ ارْقَهْ. قُلْتُ لاَ أَسْتَطِيعُ. فَأَتَانِي مِنْصَفٌ فَرَفَعَ ثِيَابِي مِنْ خَلْفِي، فَرَقِيتُ حَتَّى كُنْتُ فِي أَعْلاَهَا، فَأَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ، فَقِيلَ لَهُ اسْتَمْسِكْ. فَاسْتَيْقَظْتُ وَإِنَّهَا لَفِي يَدِي، فَقَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تِلْكَ الرَّوْضَةُ الإِسْلاَمُ، وَذَلِكَ الْعَمُودُ عَمُودُ الإِسْلاَمِ، وَتِلْكَ الْعُرْوَةُ عُرْوَةُ الْوُثْقَى، فَأَنْتَ عَلَى الإِسْلاَمِ حَتَّى تَمُوتَ ". وَذَاكَ الرَّجُلُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ عُبَادٍ، عَنِ ابْنِ سَلاَمٍ، قَالَ وَصِيفٌ مَكَانَ مِنْصَفٌ.
Abdullah b. Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Ezher es-Semmân bize söyledi; [o] İbn Avn'dan, [o] Muhammed'den, [o] Kays b. Ubâd'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Medine mescidinde oturuyordum. Yüzünde huşu izi olan bir adam girdi. (İnsanlar): 'Bu, Cennet ehlinden bir adamdır' dediler. İki rekat namaz kıldı, onları kısa tuttu, sonra çıktı. Onu takip ettim ve dedim ki: 'Sen mescide girdiğinde (insanlar): Bu Cennet ehlinden bir adamdır, dediler.' Dedi ki: 'Vallahi hiç kimsenin bilmediği bir şeyi söylemesi doğru değildir. Sana bunun nedenini anlatacağım: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir rüya gördüm ve onu ona anlattım. (Rüyamda) kendimi bir bahçede (ravza) gördüm -onun genişliğini ve yeşilliğini zikretti-. Ortasında demirden bir direk vardı; altı yerde, üstü gökteydi. Tepesinde bir kulp vardı. Bana: 'Tırman' denildi. Ben: 'Yapamam' dedim. Bunun üzerine bana bir hizmetçi (minsaf) geldi, elbisemi arkamdan kaldırdı. Tırmandım, ta tepesine vardım ve kulpu tuttum. Bana: 'Sıkı tutun' denildi. Uyandım, o (kulp) hala elimdeydi. Bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattım. Buyurdu ki: 'O bahçe İslam'dır. O direk İslam direğidir. O kulp ise Urvetü'l-Vüskâ (sağlam kulp)tır. Sen ölünceye kadar İslam üzere olacaksın.'" İşte o adam Abdullah b. Selâm'dır. Halife bana dedi ki: Muâz bize söyledi, [dedi ki]: İbn Avn bize söyledi; [o] Muhammed'den, [o] Kays b. Ubâd'dan, [o] İbn Selâm'dan [naklederek] dedi ki: "(Önceki rivayette geçen) minsaf yerine (bu rivayette) vasîf (hizmetçi) (kelimesi kullanılmıştır)."
3814. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَتَيْتُ الْمَدِينَةَ فَلَقِيتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلاَمٍ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ أَلاَ تَجِيءُ فَأُطْعِمَكَ سَوِيقًا وَتَمْرًا، وَتَدْخُلَ فِي بَيْتٍ ثُمَّ قَالَ إِنَّكَ بِأَرْضٍ الرِّبَا بِهَا فَاشٍ، إِذَا كَانَ لَكَ عَلَى رَجُلٍ حَقٌّ فَأَهْدَى إِلَيْكَ حِمْلَ تِبْنٍ، أَوْ حِمْلَ شَعِيرٍ أَوْ حِمْلَ قَتٍّ، فَلاَ تَأْخُذْهُ، فَإِنَّهُ رِبًا. وَلَمْ يَذْكُرِ النَّضْرُ وَأَبُو دَاوُدَ وَوَهْبٌ عَنْ شُعْبَةَ الْبَيْتَ.
Süleyman b. Harb bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Saîd b. Ebî Bürde'den, [o] babasından (şöyle) dedi: "Medine'ye geldim ve Abdullah b. Selâm radıyallahu anh ile karşılaştım. (Bana): 'Gelmez misin? Sana sevîk ve hurma yedireyim ve bir eve giresin...' dedi. Sonra şöyle dedi: 'Sen, faizin yaygın olduğu bir yerdesin. Eğer bir adamın üzerinde hakkın (alacağın) varsa ve o sana bir yük saman veya bir yük arpa veya bir yük kuru ot (katt) hediye ederse, onu alma. Çünkü o faizdir.'" Nadr, Ebû Dâvûd ve Vehb; Şu'be'den (yaptıkları rivayette) "evi" zikretmediler.
3815. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ح حَدَّثَنِي صَدَقَةُ أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جَعْفَرٍ عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنهم ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُ نِسَائِهَا مَرْيَمُ، وَخَيْرُ نِسَائِهَا خَدِيجَةُ ".
Muhammed bana söyledi, [dedi ki]: Abde bize haber verdi; [o] Hişâm b. Urve'den, [o] babasından, [o] (dedi ki): Abdullah b. Ca'fer'i işittim, (şöyle) dedi: Ali radıyallahu anh'i şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: (Tahvil): Sadaka bana söyledi, [dedi ki]: Abde bize haber verdi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] (dedi ki): Abdullah b. Ca'fer'i işittim, [o] Ali radıyallahu anhüm'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onun kadınlarının en hayırlısı Meryem'dir. Ve onun kadınlarının en hayırlısı Hatice'dir."
3816. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، هَلَكَتْ قَبْلَ أَنْ يَتَزَوَّجَنِي، لِمَا كُنْتُ أَسْمَعُهُ يَذْكُرُهَا، وَأَمَرَهُ اللَّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، وَإِنْ كَانَ لَيَذْبَحُ الشَّاةَ فَيُهْدِي فِي خَلاَئِلِهَا مِنْهَا مَا يَسَعُهُنَّ.
Said b. Ufeyr bize söyledi, [dedi ki]: Leys bize söyledi; [o] dedi ki: Hişâm bana babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [naklederek] şöyle yazdı: (Aişe) dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in hiçbir hanımına karşı, Hatice'ye karşı kıskandığım kadar kıskanmadım. Oysa o, (Nebi) benimle evlenmeden önce vefat etmişti. (Bunun sebebi), onu (Nebi'nin) zikrettiğini duymamdı. Ve Allah ona, inci (kasab)dan bir ev müjdelemesini emretmişti. (Nebi) bir koyun kesse, mutlaka onun arkadaşlarına onlara yetecek kadar hediye ederdi."
3817. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، مِنْ كَثْرَةِ ذِكْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا. قَالَتْ وَتَزَوَّجَنِي بَعْدَهَا بِثَلاَثِ سِنِينَ، وَأَمَرَهُ رَبُّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَوْ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ.
Kuteybe b. Said bize söyledi, [dedi ki]: Humeyd b. Abdurrahman bize söyledi; [o] Hişâm b. Urve'den, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in onu (Hatice'yi) çokça zikretmesinden dolayı, hiçbir kadına Hatice'ye kıskandığım kadar kıskanmadım." (Aişe) dedi ki: "(Nebi), ondan üç yıl sonra benimle evlendi. Rabbi -Azze ve Celle- veya Cibril -aleyhisselam-, ona (Hatice'ye) Cennet'te inciden (kasab) bir evi müjdelemesini emretti."
3818. Hadis
حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَسَنٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى أَحَدٍ مِنْ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَمَا رَأَيْتُهَا، وَلَكِنْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ ذِكْرَهَا، وَرُبَّمَا ذَبَحَ الشَّاةَ، ثُمَّ يُقَطِّعُهَا أَعْضَاءً، ثُمَّ يَبْعَثُهَا فِي صَدَائِقِ خَدِيجَةَ، فَرُبَّمَا قُلْتُ لَهُ كَأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ فِي الدُّنْيَا امْرَأَةٌ إِلاَّ خَدِيجَةُ. فَيَقُولُ إِنَّهَا كَانَتْ وَكَانَتْ، وَكَانَ لِي مِنْهَا وَلَدٌ.
Ömer b. Muhammed b. Hasan bana söyledi, [dedi ki]: Babam bize söyledi, [dedi ki]: Hafs bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in hiçbir hanımına karşı, Hatice'ye karşı kıskandığım kadar kıskanmadım. Oysa onu (hiç) görmedim. Fakat Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu çokça anardı. Bazen bir koyun keser, sonra onu parçalara ayırır, sonra da Hatice'nin arkadaşlarına gönderirdi. Bazen ona: 'Sanki dünyada Hatice'den başka kadın yokmuş gibi!' derdim. O da: 'Şüphesiz o şöyle şöyleydi ve benim ondan çocuğum oldu' derdi."
3819. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ بَشَّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَدِيجَةَ قَالَ نَعَمْ بِبَيْتٍ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ.
Müsedded bize söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi; [o] İsmail'den, (şöyle) dedi: Abdullah b. Ebî Evfâ radıyallahu anhümâ'ya sordum: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hatice'yi müjdeledi mi?" (Abdullah): "Evet, inciden (kasab) bir evle. Onda gürültü ve yorgunluk yoktur" dedi.
3820. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَتَى جِبْرِيلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذِهِ خَدِيجَةُ قَدْ أَتَتْ مَعَهَا إِنَاءٌ فِيهِ إِدَامٌ أَوْ طَعَامٌ أَوْ شَرَابٌ، فَإِذَا هِيَ أَتَتْكَ فَاقْرَأْ عَلَيْهَا السَّلاَمَ مِنْ رَبِّهَا وَمِنِّي، وَبَشِّرْهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ، لاَ صَخَبَ فِيهِ وَلاَ نَصَبَ.
Kuteybe b. Said bize söyledi, [dedi ki]: Muhammed b. Fudayl bize söyledi; [o] Umâre'den, [o] Ebû Zür'a'dan, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Cibril, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve şöyle dedi: 'Ey Allah'ın Resulü! İşte şu Hatice'dir. Yanında, içinde katık veya yiyecek veya içecek bulunan bir kap olduğu halde (sana) geliyor. O sana geldiğinde, ona Rabbinden ve benden selam söyle. Ve onu Cennet'te inciden (kasab) yapılmış, içinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan bir evle müjdele.'"
3821. Hadis
وَقَالَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَتْ هَالَةُ بِنْتُ خُوَيْلِدٍ أُخْتُ خَدِيجَةَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَعَرَفَ اسْتِئْذَانَ خَدِيجَةَ فَارْتَاعَ لِذَلِكَ، فَقَالَ " اللَّهُمَّ هَالَةَ ". قَالَتْ فَغِرْتُ فَقُلْتُ مَا تَذْكُرُ مِنْ عَجُوزٍ مِنْ عَجَائِزِ قُرَيْشٍ، حَمْرَاءِ الشِّدْقَيْنِ، هَلَكَتْ فِي الدَّهْرِ، قَدْ، أَبْدَلَكَ اللَّهُ خَيْرًا مِنْهَا
İsmail b. Halil dedi ki: Ali b. Müshir bize haber verdi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Hatice'nin kız kardeşi Hâle bint Huveylid, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmek için izin istedi. (Nebi), Hatice'nin izin isteyişini tanıdı ve buna çok heyecanlandı. 'Allah'ım! Hâle olsun!' dedi. (Aişe) dedi ki: Kıskandım ve dedim ki: 'Kureyş'in yaşlı kadınlarından, dişleri dökülmüş, geçmiş zamanda ölüp gitmiş bir kocakarıyı ne anıp duruyorsun? Oysa Allah sana ondan daha hayırlısını verdi.'"
3822. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ قَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه مَا حَجَبَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ أَسْلَمْتُ، وَلاَ رَآنِي إِلاَّ ضَحِكَ.
İshak el-Vâsitî bize söyledi, [dedi ki]: Halid bize söyledi; [o] Beyân'dan, [o] Kays'tan, (şöyle) dedi: Onu şöyle derken işittim: Cerîr b. Abdullah radıyallahu anh dedi ki: "Müslüman olduğumdan beri Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (yanına girmeme) bana hiç engel olmadı. Ve beni her gördüğünde mutlaka gülümsedi."
3823. Hadis
وَعَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ بَيْتٌ يُقَالَ لَهُ ذُو الْخَلَصَةِ، وَكَانَ يُقَالُ لَهُ الْكَعْبَةُ الْيَمَانِيَةُ، أَوِ الْكَعْبَةُ الشَّأْمِيَّةُ، فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ أَنْتَ مُرِيحِي مِنْ ذِي الْخَلَصَةِ ". قَالَ فَنَفَرْتُ إِلَيْهِ فِي خَمْسِينَ وَمِائَةِ فَارِسٍ مِنْ أَحْمَسَ ـ قَالَ ـ فَكَسَرْنَا، وَقَتَلْنَا مَنْ وَجَدْنَا عِنْدَهُ، فَأَتَيْنَاهُ، فَأَخْبَرْنَاهُ، فَدَعَا لَنَا وَلأَحْمَسَ.
Ve Kays'tan; [o] Cerîr b. Abdullah'tan (nakletti ki), şöyle dedi: "Cahiliye devrinde 'Zü'l-Halasa' denilen bir ev (puthane) vardı. Ona 'Yemen Kâbesi' veya 'Şam Kâbesi' denilirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'Beni Zü'l-Halasa'dan rahatlatmayacak mısın?' buyurdu. (Cerîr) dedi ki: Ahmes'ten yüz elli atlıyla ona doğru gittim. Onu kırdık ve yanında bulduklarımızı öldürdük. Sonra ona geldik ve ona haber verdik. Bize ve Ahmes'e dua etti."
3824. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ خَلِيلٍ، أَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ رَجَاءٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ لَمَّا كَانَ يَوْمُ أُحُدٍ هُزِمَ الْمُشْرِكُونَ هَزِيمَةً بَيِّنَةً، فَصَاحَ إِبْلِيسُ أَىْ عِبَادَ اللَّهِ أُخْرَاكُمْ، فَرَجَعَتْ أُولاَهُمْ عَلَى أُخْرَاهُمْ، فَاجْتَلَدَتْ أُخْرَاهُمْ، فَنَظَرَ حُذَيْفَةُ، فَإِذَا هُوَ بِأَبِيهِ فَنَادَى أَىْ عِبَادَ اللَّهِ، أَبِي أَبِي. فَقَالَتْ فَوَاللَّهِ مَا احْتَجَزُوا حَتَّى قَتَلُوهُ، فَقَالَ حُذَيْفَةُ غَفَرَ اللَّهُ لَكُمْ. قَالَ أَبِي فَوَاللَّهِ مَا زَالَتْ فِي حُذَيْفَةَ مِنْهَا بَقِيَّةُ خَيْرٍ حَتَّى لَقِيَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ.
İsmail b. Halil bana söyledi, [dedi ki]: Seleme b. Recâ bize haber verdi; [o] Hişâm b. Urve'den, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Uhud günü olduğu zaman, müşrikler açık bir bozguna uğratıldılar. Bunun üzerine İblis: 'Ey Allah'ın kulları! Arkanıza dikkat edin!' diye bağırdı. Bunun üzerine öndekiler arkadakilerin üzerine döndü. Arkadakiler birbirleriyle çarpıştılar. Huzeyfe bir de baktı ki babası orada. 'Ey Allah'ın kulları! Babam! Babam!' diye bağırdı. (Aişe) dedi ki: Vallahi onu öldürünceye kadar durmadılar. Huzeyfe: 'Allah sizi bağışlasın' dedi. (Râvi Urve) dedi ki: Vallahi, Allah -Azze ve Celle- ile kavuşuncaya kadar Huzeyfe'de bundan dolayı bir hayır kalıntısı devam etti."
3825. Hadis
وَقَالَ عَبْدَانُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ جَاءَتْ هِنْدٌ بِنْتُ عُتْبَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا كَانَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ مِنْ أَهْلِ خِبَاءٍ أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ يَذِلُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ، ثُمَّ مَا أَصْبَحَ الْيَوْمَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَهْلُ خِبَاءٍ أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ يَعِزُّوا مِنْ أَهْلِ خِبَائِكَ. قَالَ وَأَيْضًا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ مِسِّيكٌ، فَهَلْ عَلَىَّ حَرَجٌ أَنْ أُطْعِمَ مِنَ الَّذِي لَهُ عِيَالَنَا قَالَ " لاَ أُرَاهُ إِلاَّ بِالْمَعْرُوفِ ".
Abdân dedi ki: Abdullah bize haber verdi, [dedi ki]: Yunus bize haber verdi; [o] Zührî'den, [o] (dedi ki): Urve bana söyledi; Aişe radıyallahu anhâ [nakletti] ki, şöyle dedi: "Hind bint Utbe geldi ve dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Yeryüzünde senin çadırının halkından, zelil olmalarını en çok istediğim hiçbir çadır halkı yoktu. Sonra bugün, yeryüzünde senin çadırının halkından, aziz olmalarını en çok istediğim hiçbir çadır halkı yoktur.' (Nebi): 'Aynı şekilde, canım elinde olana yemin olsun ki!' buyurdu. (Hind) dedi ki: 'Ey Allah'ın Resulü! Şüphesiz Ebû Süfyan cimri bir adamdır. Onun malından çoluk çocuğumuza yedirmemde bana bir günah var mıdır?' (Nebi): 'Bunu ancak maruf (makul) ölçüde görüyorum' buyurdu."
3826. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ بِأَسْفَلِ بَلْدَحَ، قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوَحْىُ فَقُدِّمَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُفْرَةٌ، فَأَبَى أَنْ يَأْكُلَ مِنْهَا ثُمَّ قَالَ زَيْدٌ إِنِّي لَسْتُ آكُلُ مِمَّا تَذْبَحُونَ عَلَى أَنْصَابِكُمْ، وَلاَ آكُلُ إِلاَّ مَا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ. وَأَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرٍو كَانَ يَعِيبُ عَلَى قُرَيْشٍ ذَبَائِحَهُمْ، وَيَقُولُ الشَّاةُ خَلَقَهَا اللَّهُ، وَأَنْزَلَ لَهَا مِنَ السَّمَاءِ الْمَاءَ، وَأَنْبَتَ لَهَا مِنَ الأَرْضِ، ثُمَّ تَذْبَحُونَهَا عَلَى غَيْرِ اسْمِ اللَّهِ إِنْكَارًا لِذَلِكَ وَإِعْظَامًا لَهُ.
Muhammed b. Ebî Bekir bana söyledi, [dedi ki]: Fudayl b. Süleyman bize söyledi, [dedi ki]: Musa bize söyledi, [dedi ki]: Sâlim b. Abdullah bize söyledi; [o] Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine vahiy inmeden önce Beldah'ın alt tarafında Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile karşılaştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir sofra takdim edildi. O ondan yemeyi reddetti. Sonra Zeyd dedi ki: "Ben sizin dikili taşlarınız (ensâb) üzerine kestiğiniz şeylerden yemem. Ve ben üzerine Allah'ın ismi anılandan başkasını yemem." Ve Zeyd b. Amr, Kureyş'i kurbanları sebebiyle ayıplar ve şöyle derdi: "Koyunu Allah yarattı, onun için gökten suyu Allah indirdi, onun için yerden (ot) Allah bitirdi. Sonra siz onu Allah'ın isminden başkası üzerine kesiyorsunuz!" Bunu, (yapılanı) inkar etmek ve onu büyük görmek için (söylerdi).
3827. Hadis
قَالَ مُوسَى حَدَّثَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ تُحُدِّثَ بِهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، يَسْأَلُ عَنِ الدِّينِ وَيَتْبَعُهُ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ الْيَهُودِ، فَسَأَلَهُ عَنْ دِينِهِمْ، فَقَالَ إِنِّي لَعَلِّي أَنْ أَدِينَ دِينَكُمْ، فَأَخْبِرْنِي. فَقَالَ لاَ تَكُونُ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ. قَالَ زَيْدٌ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ غَضَبِ اللَّهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُهُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا. قَالَ زَيْدٌ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ. فَخَرَجَ زَيْدٌ فَلَقِيَ عَالِمًا مِنَ النَّصَارَى، فَذَكَرَ مِثْلَهُ، فَقَالَ لَنْ تَكُونَ عَلَى دِينِنَا حَتَّى تَأْخُذَ بِنَصِيبِكَ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ. قَالَ مَا أَفِرُّ إِلاَّ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ، وَلاَ أَحْمِلُ مِنْ لَعْنَةِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ غَضَبِهِ شَيْئًا أَبَدًا، وَأَنَّى أَسْتَطِيعُ فَهَلْ تَدُلُّنِي عَلَى غَيْرِهِ قَالَ مَا أَعْلَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ حَنِيفًا. قَالَ وَمَا الْحَنِيفُ قَالَ دِينُ إِبْرَاهِيمَ لَمْ يَكُنْ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلاَ يَعْبُدُ إِلاَّ اللَّهَ. فَلَمَّا رَأَى زَيْدٌ قَوْلَهُمْ فِي إِبْرَاهِيمَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ خَرَجَ، فَلَمَّا بَرَزَ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْهَدُ أَنِّي عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ.
Musa dedi ki: Sâlim b. Abdullah bana söyledi. Ben bunu İbn Ömer'den rivayet edildiğinden başkası olarak bilmiyorum. (Şöyle ki): Zeyd b. Amr b. Nufeyl, dini sormak ve ona uymak için Şam'a çıktı. Yahudilerden bir alimle karşılaştı. Ona dinlerini sordu ve: "Belki ben sizin dininize girerim, bana haber ver" dedi. (Alim): "Allah'ın gazabından nasibini almadıkça bizim dinimiz üzere olamazsın" dedi. Zeyd: "Ben ancak Allah'ın gazabından kaçıyorum. Allah'ın gazabından hiçbir şeyi asla yüklenmem. Buna gücüm mü yeter? Bana başkasını gösterir misin?" dedi. (Alim): "Onun ancak Hanif (dini) olduğunu biliyorum" dedi. Zeyd: "Hanif nedir?" dedi. (Alim): "İbrahim'in dinidir. O Yahudi de Hristiyan da değildi ve Allah'tan başkasına ibadet etmezdi" dedi. Zeyd çıktı ve Hristiyanlardan bir alimle karşılaştı. (Ona da) benzerini zikretti. (Alim): "Allah'ın lanetinden nasibini almadıkça bizim dinimiz üzere olamazsın" dedi. (Zeyd): "Ben ancak Allah'ın lanetinden kaçıyorum. Allah'ın lanetinden ve gazabından hiçbir şeyi asla yüklenmem. Buna gücüm mü yeter? Bana başkasını gösterir misin?" dedi. (Alim): "Onun ancak Hanif (dini) olduğunu biliyorum" dedi. Zeyd: "Hanif nedir?" dedi. (Alim): "İbrahim'in dinidir. O Yahudi de Hristiyan da değildi ve Allah'tan başkasına ibadet etmezdi" dedi. Zeyd, onların İbrahim -aleyhisselam- hakkındaki sözlerini görünce çıktı. (Şehirden) açığa çıkınca ellerini kaldırdı ve: "Allah'ım! Şahitlik ederim ki ben İbrahim'in dini üzereyim" dedi.
3828. Hadis
وَقَالَ اللَّيْثُ كَتَبَ إِلَىَّ هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَتْ رَأَيْتُ زَيْدَ بْنَ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ قَائِمًا مُسْنِدًا ظَهْرَهُ إِلَى الْكَعْبَةِ يَقُولُ يَا مَعَاشِرَ قُرَيْشٍ، وَاللَّهِ مَا مِنْكُمْ عَلَى دِينِ إِبْرَاهِيمَ غَيْرِي، وَكَانَ يُحْيِي الْمَوْءُودَةَ، يَقُولُ لِلرَّجُلِ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَقْتُلَ ابْنَتَهُ لاَ تَقْتُلْهَا، أَنَا أَكْفِيكَهَا مَئُونَتَهَا. فَيَأْخُذُهَا فَإِذَا تَرَعْرَعَتْ قَالَ لأَبِيهَا إِنْ شِئْتَ دَفَعْتُهَا إِلَيْكَ، وَإِنْ شِئْتَ كَفَيْتُكَ مَئُونَتَهَا.
Ve Leys dedi ki: Hişâm bana babasından, [o] Esmâ bint Ebî Bekir radıyallahu anhümâ'dan [naklederek] şöyle yazdı: (Esmâ) dedi ki: "Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i, sırtını Kâbe'ye dayamış (şöyle) derken gördüm: 'Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin olsun ki, benden başka hiçbiriniz İbrahim'in dini üzere değilsiniz.' O, diri diri toprağa gömülecek kız çocuklarını kurtarırdı. Kızını öldürmek isteyen adama: 'Onu öldürme. Onun masrafını sana karşı ben üstlenirim' derdi. Ve kızı alırdı. (Kız büyüyüp) geliştiğinde babasına: 'Dilersen onu sana vereyim, dilersen onun masrafını sana karşı (üstlenip yanımda tutayım)' derdi."
3829. Hadis
حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بُنِيَتِ الْكَعْبَةُ ذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَعَبَّاسٌ يَنْقُلاَنِ الْحِجَارَةَ، فَقَالَ عَبَّاسٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اجْعَلْ إِزَارَكَ عَلَى رَقَبَتِكَ يَقِيكَ مِنَ الْحِجَارَةِ، فَخَرَّ إِلَى الأَرْضِ، وَطَمَحَتْ عَيْنَاهُ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ " إِزَارِي إِزَارِي ". فَشَدَّ عَلَيْهِ إِزَارَهُ.
Mahmud bana söyledi, [dedi ki]: Abdürrezzâk bize söyledi; [o] dedi ki: İbn Cüreyc bana haber verdi; [o] dedi ki: Amr b. Dînâr bana haber verdi; Câbir b. Abdullah radıyallahu anhümâ'yı (şöyle) derken işitti: "Kâbe inşa edildiği zaman, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve Abbas taş taşımaya gittiler. Abbas, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: 'İzarını boynunun üzerine koy, seni taşlardan korusun' dedi. (Bunu yapınca) yere düştü ve gözleri gökyüzüne dikildi. Sonra kendine geldi ve: 'İzarım! İzarım!' dedi. Hemen izarını üzerine bağladı."
3830. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، قَالاَ لَمْ يَكُنْ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَوْلَ الْبَيْتِ حَائِطٌ، كَانُوا يُصَلُّونَ حَوْلَ الْبَيْتِ، حَتَّى كَانَ عُمَرُ، فَبَنَى حَوْلَهُ حَائِطًا ـ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ ـ جَدْرُهُ قَصِيرٌ، فَبَنَاهُ ابْنُ الزُّبَيْرِ.
Ebu'n-Nu'mân bize söyledi, [dedi ki]: Hammâd b. Zeyd bize söyledi; [o] Amr b. Dînâr ve Ubeydullah b. Ebî Yezîd'den, (ikisi dediler ki): "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Beyt'in etrafında bir duvar yoktu. (İnsanlar) Beyt'in etrafında namaz kılarlardı. Nihayet Ömer (halife) olunca, onun etrafına bir duvar ördü." -Ubeydullah dedi ki:- Duvarı kısaydı. Bilahare İbnü'z-Zübeyr onu inşa etti.
3831. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ عَاشُورَاءُ يَوْمًا تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لاَ يَصُومُهُ.
Müsedded bize söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi; (o) dedi ki: Hişâm: Babam bana söyledi; [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Aşure, Cahiliye devrinde Kureyş'in oruç tuttuğu bir gündü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de onu tutardı. Medine'ye gelince onu tuttu ve tutulmasını emretti. Ramazan inince; dileyen onu tuttu, dileyen onu tutmadı."
3832. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانُوا يَرَوْنَ أَنَّ الْعُمْرَةَ فِي أَشْهُرِ الْحَجِّ مِنَ الْفُجُورِ فِي الأَرْضِ، وَكَانُوا يُسَمُّونَ الْمُحَرَّمَ صَفَرًا وَيَقُولُونَ إِذَا بَرَا الدَّبَرْ، وَعَفَا الأَثَرْ، حَلَّتِ الْعُمْرَةُ لِمَنِ اعْتَمَرْ. قَالَ فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ رَابِعَةً مُهِلِّينَ بِالْحَجِّ وَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَجْعَلُوهَا عُمْرَةً. قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَىُّ الْحِلِّ قَالَ " الْحِلُّ كُلُّهُ ".
Müslim bize söyledi, [dedi ki]: Vüheyb bize söyledi, [dedi ki]: İbn Tâvûs bize söyledi; [o] babasından, [o] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "(Cahiliye insanları) Hacc aylarında Umre'yi yeryüzündeki en büyük günahlardan sayarlardı. Ve Muharrem'i Safer diye isimlendirirlerdi. Ve şöyle derlerdi: 'Devenin sırtındaki yara iyileşip izler silindiğinde, Umre yapmak isteyen kimseye Umre helal olur.' (İbn Abbas) dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı dördünde hac için ihrama girmiş olarak geldiler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, onu Umre yapmalarını emretti. (Ashab): 'Ey Allah'ın Resulü! Hangi helallik?' dediler. (Nebi): 'Helalliğin tamamı' buyurdu."
3833. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ كَانَ عَمْرٌو يَقُولُ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَ سَيْلٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَكَسَا مَا بَيْنَ الْجَبَلَيْنِ. قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُ إِنَّ هَذَا لَحَدِيثٌ لَهُ شَأْنٌ.
Ali b. Abdullah bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; (o) dedi ki: Amr şöyle derdi: Said b. el-Müseyyeb bize söyledi; [o] babasından, [o] dedesinden, (şöyle) dedi: "Cahiliye devrinde bir sel geldi ve iki dağın arasını kapladı." Süfyan dedi ki: (Amr) derdi ki: "Şüphesiz bu, şanı olan bir hadistir."
3834. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى امْرَأَةٍ مِنْ أَحْمَسَ يُقَالُ لَهَا زَيْنَبُ، فَرَآهَا لاَ تَكَلَّمُ، فَقَالَ مَا لَهَا لاَ تَكَلَّمُ قَالُوا حَجَّتْ مُصْمِتَةً. قَالَ لَهَا تَكَلَّمِي، فَإِنَّ هَذَا لاَ يَحِلُّ، هَذَا مِنْ عَمَلِ الْجَاهِلِيَّةِ. فَتَكَلَّمَتْ، فَقَالَتْ مَنْ أَنْتَ قَالَ امْرُؤٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ. قَالَتْ أَىُّ الْمُهَاجِرِينَ قَالَ مِنْ قُرَيْشٍ. قَالَتْ مِنْ أَىِّ قُرَيْشٍ أَنْتَ قَالَ إِنَّكِ لَسَئُولٌ أَنَا أَبُو بَكْرٍ. قَالَتْ مَا بَقَاؤُنَا عَلَى هَذَا الأَمْرِ الصَّالِحِ الَّذِي جَاءَ اللَّهُ بِهِ بَعْدَ الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ بَقَاؤُكُمْ عَلَيْهِ مَا اسْتَقَامَتْ بِكُمْ أَئِمَّتُكُمْ. قَالَتْ وَمَا الأَئِمَّةُ قَالَ أَمَا كَانَ لِقَوْمِكِ رُءُوسٌ وَأَشْرَافٌ يَأْمُرُونَهُمْ فَيُطِيعُونَهُمْ قَالَتْ بَلَى. قَالَ فَهُمْ أُولَئِكَ عَلَى النَّاسِ.
Ebu'n-Nu'mân bize söyledi, [dedi ki]: Ebu Avâne bize söyledi; [o] Beyân Ebû Bişr'den, [o] Kays b. Ebî Hâzim'den, (şöyle) dedi: "Ebû Bekir, Ahmes'ten Zeyneb denilen bir kadının yanına girdi. Onun hiç konuşmadığını gördü. 'Buna ne oluyor da konuşmuyor?' dedi. (Oradakiler): 'Susarak haccetti' dediler. (Ebû Bekir) ona: 'Konuş! Çünkü bu helal değildir. Bu Cahiliye amelidir' dedi. Bunun üzerine kadın konuştu ve: 'Sen kimsin?' dedi. (Ebû Bekir): 'Muhacirler'den biriyim' dedi. (Kadın): 'Hangi Muhacirler'den?' dedi. (Ebû Bekir): 'Kureyş'ten' dedi. (Kadın): 'Kureyş'in neresindensin?' dedi. (Ebû Bekir): 'Sen çok soru soruyorsun! Ben Ebû Bekir'im' dedi. (Kadın): 'Allah'ın Cahiliye'den sonra getirdiği bu salih emir üzerinde bekamız ne kadar (sürecek)?' dedi. (Ebû Bekir): 'İmamlarınız sizin hakkınızda istikamet üzere oldukları sürece, onda kalmaya devam edersiniz' dedi. (Kadın): 'İmamlar nedir?' dedi. (Ebû Bekir): 'Kavminin, kendilerine emrettiklerinde itaat ettikleri reisleri ve eşrafı yok muydu?' dedi. (Kadın): 'Evet' dedi. (Ebû Bekir): 'İşte onlar, o kimselerdir' dedi."
3835. Hadis
حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَسْلَمَتِ امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ لِبَعْضِ الْعَرَبِ، وَكَانَ لَهَا حِفْشٌ فِي الْمَسْجِدِ قَالَتْ فَكَانَتْ تَأْتِينَا فَتَحَدَّثُ عِنْدَنَا فَإِذَا فَرَغَتْ مِنْ حَدِيثِهَا قَالَتْ وَيَوْمُ الْوِشَاحِ مِنْ تَعَاجِيبِ رَبِّنَا أَلاَ إِنَّهُ مِنْ بَلْدَةِ الْكُفْرِ أَنْجَانِي فَلَمَّا أَكْثَرَتْ قَالَتْ لَهَا عَائِشَةُ وَمَا يَوْمُ الْوِشَاحِ قَالَتْ خَرَجَتْ جُوَيْرِيَةٌ لِبَعْضِ أَهْلِي، وَعَلَيْهَا وِشَاحٌ مِنْ أَدَمٍ فَسَقَطَ مِنْهَا، فَانْحَطَّتْ عَلَيْهِ الْحُدَيَّا وَهْىَ تَحْسِبُهُ لَحْمًا، فَأَخَذَتْ فَاتَّهَمُونِي بِهِ فَعَذَّبُونِي، حَتَّى بَلَغَ مِنْ أَمْرِي أَنَّهُمْ طَلَبُوا فِي قُبُلِي، فَبَيْنَا هُمْ حَوْلِي وَأَنَا فِي كَرْبِي إِذْ أَقْبَلَتِ الْحُدَيَّا حَتَّى وَازَتْ بِرُءُوسِنَا ثُمَّ أَلْقَتْهُ، فَأَخَذُوهُ فَقُلْتُ لَهُمْ هَذَا الَّذِي اتَّهَمْتُمُونِي بِهِ وَأَنَا مِنْهُ بَرِيئَةٌ.
Ferve b. Ebi'l-Mağrâ bana söyledi, [dedi ki]: Ali b. Müshir bize haber verdi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Araplardan bazılarına ait siyah bir cariye Müslüman oldu. Onun mescidde küçük bir kulübesi vardı. (Aişe) dedi ki: Bize gelir ve yanımızda konuşurdu. Konuşmasını bitirince şöyle derdi: 'Kuşak (vişah) günü Rabbimizin şaşılacak işlerindendir, Bilin ki O beni küfür beldesinden kurtardı.' Bunu çokça söyleyince, Aişe ona: 'Kuşak günü nedir?' dedi. (Kadın) dedi ki: 'Ailemden küçük bir kız çıktı. Üzerinde deriden bir kuşak vardı. O ondan düştü. Bir çaylak onun üzerine süzüldü; onu et sandı ve aldı. (Sahiplerim) beni onunla itham ettiler ve bana azap ettiler. Hatta iş o raddeye vardı ki, fercimi aradılar. Onlar etrafımda iken ve ben sıkıntım içindeyken, birden o çaylak geldi ve başlarımızın hizasına kadar yaklaştı. Sonra onu attı. Onu aldılar. Ben onlara: İşte beni kendisiyle itham ettiğiniz şey budur; ben ise ondan beriyim, dedim.'"
3836. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلاَ مَنْ كَانَ حَالِفًا فَلاَ يَحْلِفْ إِلاَّ بِاللَّهِ ". فَكَانَتْ قُرَيْشٌ تَحْلِفُ بِآبَائِهَا، فَقَالَ " لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ ".
Kuteybe bize söyledi, [dedi ki]: İsmail b. Ca'fer bize söyledi; [o] Abdullah b. Dînâr'dan, [o] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dikkat edin! Kim yemin edecekse, Allah'tan başkasına yemin etmesin." Kureyş babaları üzerine yemin ediyorlardı. Bunun üzerine (Nebi): "Babalarınız üzerine yemin etmeyin" buyurdu.
3837. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْقَاسِمَ كَانَ يَمْشِي بَيْنَ يَدَىِ الْجَنَازَةِ وَلاَ يَقُومُ لَهَا، وَيُخْبِرُ عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُومُونَ لَهَا، يَقُولُونَ إِذَا رَأَوْهَا كُنْتِ فِي أَهْلِكِ مَا أَنْتِ. مَرَّتَيْنِ.
Yahya b. Süleyman bize söyledi, [dedi ki]: İbn Vehb bana söyledi, [dedi ki]: Amr bana haber verdi; Abdurrahman b. el-Kâsım, ona anlatmış ki: Kâsım cenazenin önünde yürür ve onun için ayağa kalkmazmış. Ve Aişe'den haber verirdi ki, şöyle demiştir: "Cahiliye ehli onun (cenaze) için ayağa kalkarlar (ve) onu gördüklerinde şöyle derlerdi: 'Ailendeyken ne (kadar değerli) idin!' -iki defa-."
3838. Hadis
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ إِنَّ الْمُشْرِكِينَ كَانُوا لاَ يُفِيضُونَ مِنْ جَمْعٍ حَتَّى تَشْرُقَ الشَّمْسُ عَلَى ثَبِيرٍ، فَخَالَفَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَفَاضَ قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ.
Amr b. Abbas bana söyledi, [dedi ki]: Abdurrahman bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o] Amr b. Meymûn'dan, (şöyle) dedi: Ömer radıyallahu anh dedi ki: "Müşrikler, güneş Sebir (dağı) üzerine doğmadıkça Cem'den (Müzdelife'den) ifaza yapmazlardı (ayrılmazlardı). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara muhalefet etti ve güneş doğmadan önce ifaza yaptı."
3839. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي أُسَامَةَ حَدَّثَكُمْ يَحْيَى بْنُ الْمُهَلَّبِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، {وَكَأْسًا دِهَاقًا} قَالَ مَلأَى مُتَتَابِعَةً.
İshak b. İbrahim bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme'ye dedim ki: Yahya b. el-Mühelleb size rivayet etti (mi)? (O şöyle dedi): Husayn bize rivayet etti; [o] İkrime'den (şöyle dedi): "{Ve ke'sen dihâkâ} (Nebe, 34): 'Dolu ve peş peşe (gelen kadehler)' dedi."
3840. Hadis
قَالَ وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، فِي الْجَاهِلِيَّةِ اسْقِنَا كَأْسًا دِهَاقًا.
(Râvi) dedi ki: Ve İbn Abbas dedi ki: Babamı, Cahiliye devrinde şöyle derken işittim: "Bize dolu bir kadeh (ke'sen dihâkâ) içir."
3841. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَصْدَقُ كَلِمَةٍ قَالَهَا الشَّاعِرُ كَلِمَةُ لَبِيدٍ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلٌ وَكَادَ أُمَيَّةُ بْنُ أَبِي الصَّلْتِ أَنْ يُسْلِمَ ".
Ebû Nuaym bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] Abdülmelik'ten, [o] Ebû Seleme'den, [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şairin söylediği en doğru söz, Lebîd'in şu sözüdür: 'Bilin ki! Allah'tan başka her şey batıldır.' Ve Ümeyye b. Ebi's-Salt neredeyse Müslüman oluyordu."
3842. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ لأَبِي بَكْرٍ غُلاَمٌ يُخْرِجُ لَهُ الْخَرَاجَ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَأْكُلُ مِنْ خَرَاجِهِ، فَجَاءَ يَوْمًا بِشَىْءٍ فَأَكَلَ مِنْهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ الْغُلاَمُ تَدْرِي مَا هَذَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا هُوَ قَالَ كُنْتُ تَكَهَّنْتُ لإِنْسَانٍ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَمَا أُحْسِنُ الْكِهَانَةَ، إِلاَّ أَنِّي خَدَعْتُهُ، فَلَقِيَنِي فَأَعْطَانِي بِذَلِكَ، فَهَذَا الَّذِي أَكَلْتَ مِنْهُ. فَأَدْخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَدَهُ فَقَاءَ كُلَّ شَىْءٍ فِي بَطْنِهِ.
İsmail bize söyledi, [dedi ki]: Kardeşim bana söyledi; [o] Süleyman'dan, [o] Yahya b. Said'den, [o] Abdurrahman b. el-Kâsım'dan, [o] el-Kâsım b. Muhammed'den, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Ebû Bekir'in, kendisine haraç (kazanç payı) getiren bir kölesi vardı. Ebû Bekir onun kazancından yerdi. Bir gün bir şey getirdi, Ebû Bekir de ondan yedi. Köle ona: 'Bunun ne olduğunu biliyor musun?' dedi. Ebû Bekir: 'O nedir?' dedi. (Köle): 'Cahiliye devrinde bir insana kâhinlik yapmıştım. Oysa ben kâhinliği güzel yapamıyordum; ancak onu aldattım. Benimle karşılaştı ve bunun karşılığında bana (bunu) verdi. İşte bu yediğin ondandır' dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir elini (boğazına) soktu ve karnındaki her şeyi kustu."
3843. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَتَبَايَعُونَ لُحُومَ الْجَزُورِ إِلَى حَبَلِ الْحَبَلَةِ، قَالَ وَحَبَلُ الْحَبَلَةِ أَنْ تُنْتَجَ النَّاقَةُ مَا فِي بَطْنِهَا، ثُمَّ تَحْمِلَ الَّتِي نُتِجَتْ، فَنَهَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ.
Müsedded bize söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi; [o] Ubeydullah'tan, [o] (dedi ki): Nâfi bana haber verdi; [o] İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Cahiliye ehli, deve etlerini 'habele'l-habele'ye kadar (vadeli) olarak alıp satarlardı. (Râvi) dedi ki: 'Habele'l-habele'; dişi devenin karnındakini doğurması, sonra doğurulan o (yavrunun da) gebe kalmasıdır. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onları bundan nehyetti."
3844. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، قَالَ غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ فَيُحَدِّثُنَا عَنِ الأَنْصَارِ،، وَكَانَ، يَقُولُ لِي فَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا، وَفَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا.
Ebu'n-Nu'mân bize söyledi, [dedi ki]: Mehdî bize söyledi, [dedi ki]: Gaylân b. Cerîr dedi ki: "Enes b. Mâlik'e gelirdik. Bize Ensar'dan bahsederdi. Ve bana: 'Kavmin, falan ve falan günde şu ve şu işi yaptı. Kavmin falan ve falan günde şu ve şu işi yaptı' derdi."
3845. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا قَطَنٌ أَبُو الْهَيْثَمِ، حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنَّ أَوَّلَ قَسَامَةٍ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَفِينَا بَنِي هَاشِمٍ، كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ اسْتَأْجَرَهُ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذٍ أُخْرَى، فَانْطَلَقَ مَعَهُ فِي إِبِلِهِ، فَمَرَّ رَجُلٌ بِهِ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي، لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ. فَأَعْطَاهُ عِقَالاً، فَشَدَّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ، فَلَمَّا نَزَلُوا عُقِلَتِ الإِبِلُ إِلاَّ بَعِيرًا وَاحِدًا، فَقَالَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ مَا شَأْنُ هَذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ مِنْ بَيْنِ الإِبِلِ قَالَ لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ. قَالَ فَأَيْنَ عِقَالُهُ قَالَ فَحَذَفَهُ بِعَصًا كَانَ فِيهَا أَجَلُهُ، فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ، فَقَالَ أَتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ قَالَ مَا أَشْهَدُ، وَرُبَّمَا شَهِدْتُهُ. قَالَ هَلْ أَنْتَ مُبْلِغٌ عَنِّي رِسَالَةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ قَالَ نَعَمْ. قَالَ فَكُنْتَ إِذَا أَنْتَ شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ يَا آلَ قُرَيْشٍ. فَإِذَا أَجَابُوكَ، فَنَادِ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ. فَإِنْ أَجَابُوكَ فَسَلْ عَنْ أَبِي طَالِبٍ، فَأَخْبِرْهُ أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَنِي فِي عِقَالٍ، وَمَاتَ الْمُسْتَأْجَرُ، فَلَمَّا قَدِمَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ أَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا قَالَ مَرِضَ، فَأَحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ، فَوَلِيتُ دَفْنَهُ. قَالَ قَدْ كَانَ أَهْلَ ذَاكَ مِنْكَ. فَمَكُثَ حِينًا، ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَ الَّذِي أَوْصَى إِلَيْهِ أَنْ يُبْلِغَ عَنْهُ وَافَى الْمَوْسِمَ فَقَالَ يَا آلَ قُرَيْشٍ. قَالُوا هَذِهِ قُرَيْشٌ. قَالَ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ. قَالُوا هَذِهِ بَنُو هَاشِمٍ. قَالَ أَيْنَ أَبُو طَالِبٍ قَالُوا هَذَا أَبُو طَالِبٍ. قَالَ أَمَرَنِي فُلاَنٌ أَنْ أُبْلِغَكَ رِسَالَةً أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَهُ فِي عِقَالٍ. فَأَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ لَهُ اخْتَرْ مِنَّا إِحْدَى ثَلاَثٍ، إِنْ شِئْتَ أَنْ تُؤَدِّيَ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ، فَإِنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا، وَإِنْ شِئْتَ حَلَفَ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أَنَّكَ لَمْ تَقْتُلْهُ، فَإِنْ أَبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ فَأَتَى قَوْمَهُ، فَقَالُوا نَحْلِفُ. فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ قَدْ وَلَدَتْ لَهُ. فَقَالَتْ يَا أَبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أَنْ تُجِيزَ ابْنِي هَذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينَهُ حَيْثُ تُصْبَرُ الأَيْمَانُ. فَفَعَلَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا طَالِبٍ، أَرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلاً أَنْ يَحْلِفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ، يُصِيبُ كُلَّ رَجُلٍ بَعِيرَانِ، هَذَانِ بَعِيرَانِ فَاقْبَلْهُمَا عَنِّي وَلاَ تَصْبُرْ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبِرُ الأَيْمَانُ. فَقَبِلَهُمَا، وَجَاءَ ثَمَانِيةٌ وَأَرْبَعُونَ فَحَلَفُوا. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَأَرْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرِفُ.
Ebu Ma'mer bize söyledi, [dedi ki]: Abdülvâris bize söyledi, [dedi ki]: Katan Ebu'l-Heysem bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Yezîd el-Medenî bize söyledi; [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Şüphesiz Cahiliye devrinde ilk kasâme biz Benî Hâşim hakkında oldu. Benî Hâşim'den bir adam vardı. Onu Kureyş'ten başka bir oymaktan bir adam ücretle tuttu. (Adam)onunla beraber, onun develeri içinde (sefere) gitti. Derken Benî Hâşim'den bir adam ona uğradı. Çuvalının kulpu kopmuştu. (Hâşimî): 'Bana bir ip (ikal) ver de yardım et, çuvalımın kulpunu bağlayayım, develer ürkmesin' dedi. (Ücretli adam) ona bir bağ verdi. O da çuvalının kulpunu bağladı. Konakladıkları zaman, bir deve hariç develer bağlandı. Onu kiralayan adam: 'Bu devenin hali nedir, develer arasından bağlanmadı?' dedi. (Adam): 'Onun bağı yok' dedi. (İşveren): 'Onun bağı nerede?' dedi. (Râvi) dedi ki: Ona bir değnek fırlattı, eceli onda imiş. Derken Yemen ehlinden bir adam ona uğradı. (Yaralı): 'Hacc mevsimine katılacak mısın?' dedi. (Yemenli): 'Katılmayacağım. Fakat belki katılırım' dedi. (Yaralı): 'Benden, zamanın bir vaktinde bir mesaj ulaştırır mısın?' dedi. (Yemenli): 'Evet' dedi. (Yaralı): 'Mevsime katıldığın zaman: Ey Kureyş ailesi! diye seslen. Sana icabet ederlerse: Ey Benî Hâşim ailesi! diye seslen. Sana icabet ederlerse Ebû Tâlib'i sor. Ona haber ver ki, falan kişi beni bir ip yüzünden öldürdü.' (dedi ve) ücretli adam öldü. Onu kiralayan kişi gelince, Ebû Tâlib ona geldi ve: 'Arkadaşımız ne yaptı?' dedi. (Adam): 'Hastalandı. Ona güzelce baktım. (Ölünce) defin işini ben üstlendim' dedi. (Ebû Tâlib): 'Senden beklenen buydu' dedi. Aradan bir süre geçti. Sonra, kendisinden mesaj ulaştırmasını vasiyet ettiği adam Hacc mevsimine yetişti. 'Ey Kureyş ailesi!' diye seslendi. (İnsanlar): 'İşte bu Kureyş'tir' dediler. (Adam): 'Ey Benî Hâşim ailesi!' dedi. (İnsanlar): 'İşte bu Benî Hâşim'dir' dediler. (Adam): 'Ebû Tâlib nerede?' dedi. (İnsanlar): 'İşte bu Ebû Tâlib'dir' dediler. (Adam): 'Falan kişi, falanın kendisini bir bağ yüzünden öldürdüğüne dair sana bir mesaj ulaştırmamı bana emretti' dedi. Bunun üzerine Ebû Tâlib ona (işverene) geldi ve ona dedi ki: 'Bizden üç şeyden birini seç: Dilersen yüz deve ödersin, çünkü arkadaşımızı sen öldürdün. Dilersen kavminden elli kişi, senin onu öldürmediğine dair yemin eder. Eğer reddedersen, onun karşılığında seni öldürürüz.' (Adam) kavmine geldi. Onlar: 'Yemin ederiz' dediler. Bunun üzerine Benî Hâşim'den, onlardan bir adamın nikahı altında olan ve ondan çocuğu bulunan bir kadın geldi. 'Ey Ebû Tâlib! Şu oğlumu o elli kişiden (biri sayarak) bağışlamanı isterim. Yeminlerin yapıldığı yerde ona yemin ettirme' dedi. (Ebû Tâlib) bunu kabul etti. Onlardan bir adam (daha) geldi ve: 'Ey Ebû Tâlib! Sen yüz deve yerine elli adamın yemin etmesini istedin. Her adama iki deve düşer. İşte şu iki deve. Onları benden kabul et ve yeminlerin yapıldığı yerde bana yemin ettirme' dedi. (Ebû Tâlib) o ikisini kabul etti. (Geriye kalan) kırk sekiz kişi geldi ve yemin ettiler. İbn Abbas dedi ki: Nefsim elinde olana yemin olsun ki, yıl dolmadan o kırk sekiz kişiden göz kırpan bir tek kişi kalmadı."
3846. Hadis
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ بُعَاثٍ يَوْمًا قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدِ افْتَرَقَ مَلَؤُهُمْ، وَقُتِّلَتْ سَرَوَاتُهُمْ وَجُرِّحُوا، قَدَّمَهُ اللَّهُ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فِي دُخُولِهِمْ فِي الإِسْلاَمِ.
Ubeyd b. İsmail bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anhâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Buas günü, Allah'ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem için öne aldığı bir gündü. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Medine'ye) geldiğinde, onların toplulukları dağılmış, ileri gelenleri öldürülmüş ve yaralanmış haldeydi. Allah o günü, onların İslam'a girmeleri için Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'e hazırlamıştı."
3847. Hadis
وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ الأَشَجِّ، أَنَّ كُرَيْبًا، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَهُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَيْسَ السَّعْىُ بِبَطْنِ الْوَادِي بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ سُنَّةً، إِنَّمَا كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَسْعَوْنَهَا وَيَقُولُونَ لاَ نُجِيزُ الْبَطْحَاءَ إِلاَّ شَدًّا
Ve İbn Vehb dedi ki: Amr bize haber verdi; [o] Bükeyr b. el-Eşecc'den, (şöyle ki): İbn Abbas'ın azatlısı Küreyb ona anlattı ki, İbn Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi: "Safa ve Merve arasındaki vadinin tabanında koşmak sünnet değildir. (Bunu) ancak Cahiliye ehli koşarlar ve şöyle derlerdi: 'Batha'yı (vadinin tabanını) ancak şiddetli koşarak geçeriz.'"
3848. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مُطَرِّفٌ، سَمِعْتُ أَبَا السَّفَرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ، اسْمَعُوا مِنِّي مَا أَقُولُ لَكُمْ، وَأَسْمِعُونِي مَا تَقُولُونَ، وَلاَ تَذْهَبُوا فَتَقُولُوا قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ مَنْ طَافَ بِالْبَيْتِ فَلْيَطُفْ مِنْ وَرَاءِ الْحِجْرِ، وَلاَ تَقُولُوا الْحَطِيمُ، فَإِنَّ الرَّجُلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ يَحْلِفُ فَيُلْقِي سَوْطَهُ أَوْ نَعْلَهُ أَوْ قَوْسَهُ.
Abdullah b. Muhammed el-Cu'fî bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] (dedi ki): Mutarrif bize haber verdi; (o) dedi ki: Ebu's-Sefer'i (şöyle) derken işittim: İbn Abbas radıyallahu anhümâ'yı (şöyle) derken işittim: "Ey İnsanlar! Size söylediğimi benden (iyi) dinleyin ve söylediklerinizi bana (iyi) işittirin. Gidip de 'İbn Abbas şöyle dedi, İbn Abbas böyle dedi' (diye yanlış nakillerde) bulunmayın. Kim Beyt'i tavaf ederse, Hicr'in arkasından (dışından) tavaf etsin. Ve (ona) 'Hatim' demeyin. Çünkü kişi Cahiliye devrinde yemin eder ve kamçısını veya nalınını veya yayını (oraya) atardı."
3849. Hadis
حَدَّثَنَا نُعَيْمُ بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ رَأَيْتُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ قِرْدَةً اجْتَمَعَ عَلَيْهَا قِرَدَةٌ قَدْ زَنَتْ، فَرَجَمُوهَا فَرَجَمْتُهَا مَعَهُمْ.
Nuaym b. Hammâd bize söyledi, [dedi ki]: Hüseyim bize söyledi; [o] Husayn'dan, [o] Amr b. Meymûn'dan, (şöyle) dedi: "Cahiliye devrinde bir maymun gördüm. Zina etmiş olan bir maymunun üzerine maymunlar toplanmıştı. Onu recmettiler. Ben de onlarla beraber onu taşladım."
3850. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خِلاَلٌ مِنْ خِلاَلِ الْجَاهِلِيَّةِ الطَّعْنُ فِي الأَنْسَابِ وَالنِّيَاحَةُ، وَنَسِيَ الثَّالِثَةَ، قَالَ سُفْيَانُ وَيَقُولُونَ إِنَّهَا الاِسْتِسْقَاءُ بِالأَنْوَاءِ.
Ali b. Abdullah bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] Ubeydullah'tan, [o] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'yı (şöyle) derken işitti: "Cahiliye hasletlerinden hasletler (şunlardır): Neseplere dil uzatmak ve (ölü arkasından) yüksek sesle ağlamak." -Râvi üçüncüyü unuttu.- Süfyan dedi ki: "Onun, 'Yıldızlarla yağmur istemek' olduğunu söylüyorlar."
3851. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ، فَمَكَثَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ سَنَةً، ثُمَّ أُمِرَ بِالْهِجْرَةِ، فَهَاجَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ، فَمَكَثَ بِهَا عَشْرَ سِنِينَ، ثُمَّ تُوُفِّيَ صلى الله عليه وسلم.
Ahmed b. Ebî Recâ bize söyledi, [dedi ki]: Nadr bize söyledi; [o] Hişâm'dan, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, o kırk yaşındayken (vahiy) indirildi. (Mekke'de) on üç sene kaldı. Sonra hicretle emrolundu ve Medine'ye hicret etti. Orada on sene kaldı. Sonra sallallâhu aleyhi ve sellem vefat etti."
3852. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا بَيَانٌ، وَإِسْمَاعِيلُ، قَالاَ سَمِعْنَا قَيْسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ خَبَّابًا، يَقُولُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُتَوَسِّدٌ بُرْدَةً، وَهْوَ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ، وَقَدْ لَقِينَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ شِدَّةً فَقُلْتُ أَلاَ تَدْعُو اللَّهَ فَقَعَدَ وَهْوَ مُحْمَرٌّ وَجْهُهُ فَقَالَ " لَقَدْ كَانَ مَنْ قَبْلَكُمْ لَيُمْشَطُ بِمِشَاطِ الْحَدِيدِ مَا دُونَ عِظَامِهِ مِنْ لَحْمٍ أَوْ عَصَبٍ مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَيُوضَعُ الْمِنْشَارُ عَلَى مَفْرِقِ رَأْسِهِ، فَيُشَقُّ بِاثْنَيْنِ، مَا يَصْرِفُهُ ذَلِكَ عَنْ دِينِهِ، وَلَيُتِمَّنَّ اللَّهُ هَذَا الأَمْرَ حَتَّى يَسِيرَ الرَّاكِبُ مِنْ صَنْعَاءَ إِلَى حَضْرَمَوْتَ مَا يَخَافُ إِلاَّ اللَّهَ ". زَادَ بَيَانٌ وَالذِّئْبَ عَلَى غَنَمِهِ.
El-Humeydî bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi, [dedi ki]: Beyân ve İsmail bize söyledi, (ikisi dediler ki): Kays'ı işittik, (şöyle) diyordu: Habbab'ı işittim, (şöyle) diyordu: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim. Kâbe'nin gölgesinde bir bürdeye yaslanmıştı. Biz müşriklerden çok şiddet görmüştük. 'Bizim için Allah'a dua etmez misin?' dedim. (Bunun üzerine) oturdu, yüzü kızarmıştı. Şöyle buyurdu: 'Sizden öncekiler, demir taraklarla taranırdı da kemiklerinin gerisindeki eti veya siniri (ayrılırdı). Bu onu dininden döndürmezdi. Ve başının ortasına testere konulur, ikiye bölünürdü. Bu onu dininden döndürmezdi. Allah bu emri mutlaka tamamlayacaktır. Öyle ki, bir binekli San'a'dan Hadramevt'e kadar gidecek de Allah'tan başkasından korkmayacak.' Beyân şunu ekledi: 'Ve koyunları için kurttan (korkması hariç).'"
3853. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم النَّجْمَ، فَسَجَدَ فَمَا بَقِيَ أَحَدٌ إِلاَّ سَجَدَ، إِلاَّ رَجُلٌ رَأَيْتُهُ أَخَذَ كَفًّا مِنْ حَصًا فَرَفَعَهُ فَسَجَدَ عَلَيْهِ وَقَالَ هَذَا يَكْفِينِي. فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ بَعْدُ قُتِلَ كَافِرًا بِاللَّهِ.
Süleyman b. Harb bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o] el-Esved'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Necm (suresini) okudu ve secde etti. (Orada bulunan) hiç kimse kalmadı, hepsi secde etti. Ancak bir adam müstesna; onu gördüm, bir avuç çakıl taşı aldı, onu kaldırdı ve onun üzerine secde etti. Ve: 'Bu bana yeter' dedi. Yemin olsun ki bilahare onu, Allah'ı inkar eden bir kâfir olarak öldürülmüş halde gördüm."
3854. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاجِدٌ وَحَوْلَهُ نَاسٌ مِنْ قُرَيْشٍ جَاءَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ بِسَلَى جَزُورٍ، فَقَذَفَهُ عَلَى ظَهْرِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَلَمْ يَرْفَعْ رَأْسَهُ فَجَاءَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ فَأَخَذَتْهُ مِنْ ظَهْرِهِ، وَدَعَتْ عَلَى مَنْ صَنَعَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ عَلَيْكَ الْمَلأَ مِنْ قُرَيْشٍ أَبَا جَهْلِ بْنَ هِشَامٍ، وَعُتْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَشَيْبَةَ بْنَ رَبِيعَةَ، وَأُمَيَّةَ بْنَ خَلَفٍ ـ أَوْ أُبَىَّ بْنَ خَلَفٍ ". شُعْبَةُ الشَّاكُّ ـ فَرَأَيْتُهُمْ قُتِلُوا يَوْمَ بَدْرٍ، فَأُلْقُوا فِي بِئْرٍ غَيْرَ أُمَيَّةَ أَوْ أُبَىٍّ تَقَطَّعَتْ أَوْصَالُهُ، فَلَمْ يُلْقَ فِي الْبِئْرِ.
Muhammed b. Beşşâr bana söyledi, [dedi ki]: Gunder bize söyledi, [dedi ki]: Şu'be bize söyledi; [o] Ebû İshak'tan, [o] Amr b. Meymûn'dan, [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem secde halindeyken ve etrafında Kureyş'ten insanlar varken, Ukbe b. Ebî Muayt bir devenin eşini getirdi ve onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırtına attı. (Nebi) başını kaldırmadı. Nihayet Fatıma aleyhisselam geldi, onu sırtından aldı ve bu işi yapanlara beddua etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Allah'ım! Kureyş'in ileri gelenlerini sana havale ediyorum: Ebû Cehil b. Hişâm'ı, Utbe b. Rebîa'yı, Şeybe b. Rebîa'yı ve Ümeyye b. Halef'i -veya Übeyy b. Halef'i-' dedi. -Şu'be (isimde) şüphe etti.- Onların Bedir günü öldürüldüklerini gördüm. Bir kuyuya atıldılar. Ancak Ümeyye veya Übeyy hariç; onun parçaları dağıldı, bu yüzden kuyuya atılamadı."
3855. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ، أَوْ قَالَ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ أَمَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبْزَى قَالَ سَلِ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ، مَا أَمْرُهُمَا {وَلاَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ } {وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا} فَسَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَمَّا أُنْزِلَتِ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ قَالَ مُشْرِكُو أَهْلِ مَكَّةَ فَقَدْ قَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ، وَدَعَوْنَا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ، وَقَدْ أَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ. فَأَنْزَلَ اللَّهُ {إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ} الآيَةَ فَهَذِهِ لأُولَئِكَ وَأَمَّا الَّتِي فِي النِّسَاءِ الرَّجُلُ إِذَا عَرَفَ الإِسْلاَمَ وَشَرَائِعَهُ، ثُمَّ قَتَلَ فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ. فَذَكَرْتُهُ لِمُجَاهِدٍ فَقَالَ إِلاَّ مَنْ نَدِمَ.
Osman b. Ebî Şeybe bize söyledi, [dedi ki]: Cerîr bize söyledi; [o] Mansûr'dan, [o] (dedi ki): Said b. Cübeyr bana söyledi, -veya şöyle dedi: Hakem bana söyledi; [o] Said b. Cübeyr'den- (şöyle) dedi: Abdurrahman b. Ebzâ bana emretti ve: 'İbn Abbas'a şu iki ayeti sor. Onların durumu nedir?' dedi. "{Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin} (Furkan, 68) ve {Kim bir mümini kasten öldürürse...} (Nisa, 93)." Ben de İbn Abbas'a sordum. O şöyle dedi: "Furkan'daki ayet inince, Mekke müşrikleri: 'Biz Allah'ın haram kıldığı canı öldürdük, Allah'la beraber başka ilaha dua ettik ve fuhşiyatı işledik' dediler. Bunun üzerine Allah: {Ancak tevbe edip iman edenler müstesna...} ayetini indirdi. İşte bu, onlar içindir. Nisa'daki ayete gelince: Kişi İslam'ı ve şeriatını tanıdıktan sonra öldürürse, onun cezası Cehennem'dir." Bunu Mücahid'e zikrettim. O: "Pişman olan müstesna" dedi.
3856. Hadis
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ {أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ} الآيَةَ. تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو. وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ.
Ayyâş b. el-Velîd bize söyledi, [dedi ki]: el-Velîd b. Müslim bize söyledi; [o] (dedi ki): el-Evzâî bana söyledi; [o] (dedi ki): Yahya b. Ebî Kesîr bana söyledi; [o] Muhammed b. İbrahim et-Teymî'den, (şöyle) dedi: Urve b. ez-Zübeyr bana söyledi, (şöyle) dedi: İbn Amr b. el-As'a sordum (ve): 'Müşriklerin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yaptığı en şiddetli şeyi bana haber ver' (dedim). (O) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe'nin Hicr'inde namaz kılarken, birden Ukbe b. Ebî Muayt geldi. Elbisesini (Nebi'nin) boynuna koydu ve onu şiddetli bir şekilde boğdu. (O sırada) Ebû Bekir geldi, onun omzundan tuttu ve onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den uzaklaştırdı. Ve: '{Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldürüyorsunuz?}' (Mümin, 28) dedi. İbn İshak bunu takip etti: Yahya b. Urve bana Urve'den (şöyle dediğini nakletti): Abdullah b. Amr'a dedim ki... Ve Abde, Hişâm'dan, [o] babasından (şöyle dedi): Amr b. el-As'a denildi ki... Ve Muhammed b. Amr, Ebû Seleme'den (şöyle dedi): Amr b. el-As bana söyledi...
3857. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَمَّادٍ الآمُلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ وَبَرَةَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ قَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ، وَأَبُو بَكْرٍ.
Abdullah b. Hammâd el-Âmulî bana söyledi, dedi ki: Yahya b. Maîn bana söyledi, dedi ki: İsmail b. Mücâlid bize söyledi; [o] Beyân'dan, [o] Vebera'dan, [o] Hemmâm b. el-Hâris'ten, (şöyle) dedi: Ammar b. Yâsir dedi ki: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm. Yanında beş köle, iki kadın ve Ebû Bekir'den başkası yoktu."
3858. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ يَقُولُ مَا أَسْلَمَ أَحَدٌ إِلاَّ فِي الْيَوْمِ الَّذِي أَسْلَمْتُ فِيهِ، وَلَقَدْ مَكَثْتُ سَبْعَةَ أَيَّامٍ وَإِنِّي لَثُلُثُ الإِسْلاَمِ
İshak bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize haber verdi, [dedi ki]: Hâşim bize söyledi; [o] (dedi ki): Said b. el-Müseyyeb'i işittim, (şöyle) dedi: Ebû İshak Sa'd b. Ebî Vakkas'ı (şöyle) derken işittim: "Hiç kimse Müslüman olmadı, ancak benim Müslüman olduğum günde oldu. Yemin olsun ki yedi gün öyle kaldım ki ben İslam'ın üçte biriydim."
3859. Hadis
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ مَعْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَأَلْتُ مَسْرُوقًا مَنْ آذَنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِالْجِنِّ لَيْلَةَ اسْتَمَعُوا الْقُرْآنَ. فَقَالَ حَدَّثَنِي أَبُوكَ ـ يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ ـ أَنَّهُ آذَنَتْ بِهِمْ شَجَرَةٌ.
Ubeydullah b. Said bana söyledi, [dedi ki]: Ebû Üsâme bize söyledi, [dedi ki]: Mis'ar bize söyledi; [o] Ma'n b. Abdurrahman'dan, (şöyle) dedi: Babamı (şöyle) derken işittim: "Mesrûk'a sordum: 'Kuran'ı dinledikleri gece, Cinleri Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e kim haber verdi?' (Mesrûk) dedi ki: 'Baban -yani Abdullah- bana, onları ona bir ağacın haber verdiğini söyledi.'"
3860. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَدِّي، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّهُ كَانَ يَحْمِلُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِدَاوَةً لِوَضُوئِهِ وَحَاجَتِهِ، فَبَيْنَمَا هُوَ يَتْبَعُهُ بِهَا فَقَالَ " مَنْ هَذَا ". فَقَالَ أَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ. فَقَالَ " ابْغِنِي أَحْجَارًا أَسْتَنْفِضْ بِهَا، وَلاَ تَأْتِنِي بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ ". فَأَتَيْتُهُ بِأَحْجَارٍ أَحْمِلُهَا فِي طَرَفِ ثَوْبِي حَتَّى وَضَعْتُ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، حَتَّى إِذَا فَرَغَ مَشَيْتُ، فَقُلْتُ مَا بَالُ الْعَظْمِ وَالرَّوْثَةِ قَالَ " هُمَا مِنْ طَعَامِ الْجِنِّ، وَإِنَّهُ أَتَانِي وَفْدُ جِنِّ نَصِيبِينَ وَنِعْمَ الْجِنُّ، فَسَأَلُونِي الزَّادَ، فَدَعَوْتُ اللَّهَ لَهُمْ أَنْ لاَ يَمُرُّوا بِعَظْمٍ وَلاَ بِرَوْثَةٍ إِلاَّ وَجَدُوا عَلَيْهَا طَعَامًا ".
Musa b. İsmail bize söyledi, [dedi ki]: Amr b. Yahya b. Said bize söyledi; [o] (dedi ki): Dedem bana haber verdi; [o] Ebû Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber, abdesti ve haceti için bir su kabı taşırdım. Ben onunla onu takip ederken: 'Bu kimdir?' dedi. Ben: 'Ben Ebû Hureyre'yim' dedim. (Nebi): 'Bana taşlar ara, onlarla temizleneyim. Bana kemik ve tezek getirme' dedi. Ben de ona taşlar getirdim. Onları elbisemin ucunda taşıyordum. Nihayet yanına koydum, sonra ayrıldım. İşini bitirince yürüdüm ve: 'Kemik ve tezeğin durumu nedir?' dedim. (Nebi): 'O ikisi cinlerin yiyeceğindendir. Şüphesiz bana Nusaybin cinlerinden bir heyet geldi -ve onlar ne güzel cinlerdir-. Benden azık istediler. Ben de Allah'a, bir kemik veya tezeğe uğradıklarında mutlaka üzerinde yiyecek bulmaları için dua ettim' buyurdu."
3861. Hadis
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي، فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ، وَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ ائْتِنِي. فَانْطَلَقَ الأَخُ حَتَّى قَدِمَهُ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ، فَقَالَ لَهُ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ، وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ. فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي مِمَّا أَرَدْتُ، فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَأَتَى الْمَسْجِدَ، فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ، وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ بَعْضُ اللَّيْلِ، فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ. فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ، فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ، ثُمَّ احْتَمَلَ قِرْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى، فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ، فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمَ الثَّالِثِ، فَعَادَ عَلِيٌّ مِثْلَ ذَلِكَ، فَأَقَامَ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنَّنِي فَعَلْتُ فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ. قَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتْبَعْنِي، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ، فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتْبَعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي. فَفَعَلَ، فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي ". قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. ثُمَّ قَامَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ، وَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ قَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تِجَارِكُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ، ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ لِمِثْلِهَا، فَضَرَبُوهُ وَثَارُوا إِلَيْهِ، فَأَكَبَّ الْعَبَّاسُ عَلَيْهِ.
Amr b. Abbas bana söyledi, [dedi ki]: Abdurrahman b. Mehdî bize söyledi, [dedi ki]: el-Müsennâ bize söyledi; [o] Ebû Cemre'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki, şöyle dedi: "Ebû Zer'e, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in gönderildiği ulaşınca kardeşine: 'Şu vadiye binekli git. Bana, peygamber olduğunu ve kendisine gökten haber geldiğini iddia eden şu adamın ilmini öğren. Sözünü dinle, sonra bana gel' dedi. Kardeşi gitti, gelip onun sözünü dinledi. Sonra Ebû Zer'e döndü ve ona: 'Onu, güzel ahlakı emrederken ve şiir olmayan bir kelam söylerken gördüm' dedi. (Ebû Zer): 'İstediğim konularda beni tatmin etmedin' dedi. Azığını hazırladı, içinde su bulunan bir tulum yüklendi. Mekke'ye varıncaya kadar gitti. Mescide geldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i aradı fakat onu tanımıyordu. Ondan sormayı da hoş görmedi. Nihayet gecenin bir kısmı ona erişince, Ali onu gördü ve onun bir garip olduğunu anladı. (Ali) onu görünce ona tabi oldu. Sabaha kadar ikisinden hiçbiri arkadaşına bir şey sormadı. Sonra tulumunu yüklendi ve mescide gitti. O gün akşama kadar bekledi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i göremedi. Yattığı yere döndü. Ali ona uğradı ve: 'Adamın konaklayacağı yeri öğrenmesinin zamanı gelmedi mi?' dedi. Onu kaldırdı ve beraberinde götürdü. Yine ikisinden hiçbiri arkadaşına bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün olunca, Ali yine aynı şeyi yaptı. Onu alıp: 'Seni getiren sebebi bana anlatmaz mısın?' dedi. (Ebû Zer): 'Bana yol göstereceğine dair söz ve teminat verirsen, yaparım' dedi. (Ali) yaptı. (Ebû Zer) ona haber verdi. (Ali): 'Şüphesiz o haktır ve o Allah'ın Resulüdür. Sabah olunca beni takip et. Eğer senin için korkacağım bir şey görürsem, sanki su döküyormuşum gibi kalkarım. Eğer devam edersem, girdiğim yere girinceye kadar beni takip et' dedi. (Ebû Zer kabul) etti. Takip ederek gitti. Nihayet Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdi, o da onunla beraber girdi. Onun sözünü dinledi ve olduğu yerde Müslüman oldu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: 'Kavmine dön, emrim sana gelinceye kadar onlara haber ver' buyurdu. (Ebû Zer): 'Nefsim elinde olana yemin olsun ki, bunu onların arasında haykıracağım!' dedi. Çıktı, mescide geldi ve en yüksek sesiyle: 'Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın Resulüdür!' diye seslendi. Bunun üzerine topluluk kalktı ve onu yere yatırıncaya kadar dövdüler. Abbas geldi, üzerine kapandı ve: 'Yazıklar olsun size! Onun Gıfar'dan olduğunu ve ticaret yolunuzun (onlardan geçtiğini) bilmiyor musunuz?' dedi. Onu ellerinden kurtardı. Sonra ertesi gün aynı şeye döndü. Yine onu dövdüler ve üzerine üşüştüler. Abbas yine üzerine kapandı."
3862. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، فِي مَسْجِدِ الْكُوفَةِ يَقُولُ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنَّ عُمَرَ لَمُوثِقِي عَلَى الإِسْلاَمِ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ عُمَرُ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا ارْفَضَّ لِلَّذِي صَنَعْتُمْ بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَرْفَضَّ.
Kuteybe b. Said bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi; [o] İsmail'den, [o] Kays'tan, (şöyle) dedi: Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i Kûfe mescidinde (şöyle) derken işittim: "Vallahi kendimi gördüm, Ömer Müslüman olmadan önce İslam sebebiyle beni bağlıyordu. Eğer Uhud dağı, Osman'a yaptığınız şey yüzünden yıkılıp yerle bir olsaydı, bunu yapmakta haklı olurdu."
3863. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ مَا زِلْنَا أَعِزَّةً مُنْذُ أَسْلَمَ عُمَرُ.
Muhammed b. Kesîr bana söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize haber verdi; [o] İsmail b. Ebî Hâlid'den, [o] Kays b. Ebî Hâzim'den, [o] Abdullah b. Mesud radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Ömer Müslüman olduğundan beri izzetli olmaya devam ettik."
3864. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ فَأَخْبَرَنِي جَدِّي، زَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ فِي الدَّارِ خَائِفًا، إِذْ جَاءَهُ الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ السَّهْمِيُّ أَبُو عَمْرٍو، عَلَيْهِ حُلَّةُ حِبَرَةٍ، وَقَمِيصٌ مَكْفُوفٌ بِحَرِيرٍ، وَهُوَ مِنْ بَنِي سَهْمٍ، وَهُمْ حُلَفَاؤُنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَقَالَ لَهُ مَا بَالُكَ قَالَ زَعَمَ قَوْمُكَ أَنَّهُمْ سَيَقْتُلُونِي إِنْ أَسْلَمْتُ. قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْكَ. بَعْدَ أَنْ قَالَهَا أَمِنْتُ، فَخَرَجَ الْعَاصِ، فَلَقِيَ النَّاسَ قَدْ سَالَ بِهِمُ الْوَادِي فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُونَ فَقَالُوا نُرِيدُ هَذَا ابْنَ الْخَطَّابِ الَّذِي صَبَا. قَالَ لاَ سَبِيلَ إِلَيْهِ. فَكَرَّ النَّاسُ.
Yahya b. Süleyman bize söyledi, (şöyle) dedi: İbn Vehb bana söyledi, (şöyle) dedi: Ömer b. Muhammed bana söyledi, (şöyle) dedi: Dedem Zeyd b. Abdullah b. Ömer bana babasından (şöyle) haber verdi: (O) dedi ki: "O (Ömer), -korku içinde- evdeyken, As b. Vâil es-Sehmî Ebû Amr ona geldi. Üzerinde çizgili bir elbise ve ipekle çevrelenmiş bir gömlek vardı. O Benî Sehm'dendi ve onlar Cahiliye devrinde müttefiklerimizdi. Ona: 'Neyin var?' dedi. (Ömer): 'Kavmin, Müslüman olursam beni öldüreceklerini iddia ediyor' dedi. (As): 'Sana yol yok (güvendesin)' dedi. Bunu söyledikten sonra emniyette hissettim. El-As çıktı. Vadiyi doldurmuş insanlarla karşılaştı. 'Nereye gitmek istiyorsunuz?' dedi. (İnsanlar): 'Şu sapıtan (din değiştiren) Hattâb oğlunu istiyoruz' dediler. (As): 'Ona yol yok' dedi. Bunun üzerine insanlar geri döndü."
3865. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ سَمِعْتُهُ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ لَمَّا أَسْلَمَ عُمَرُ اجْتَمَعَ النَّاسُ عِنْدَ دَارِهِ وَقَالُوا صَبَا عُمَرُ. وَأَنَا غُلاَمٌ فَوْقَ ظَهْرِ بَيْتِي، فَجَاءَ رَجُلٌ عَلَيْهِ قَبَاءٌ مِنْ دِيبَاجٍ فَقَالَ قَدْ صَبَا عُمَرُ. فَمَا ذَاكَ فَأَنَا لَهُ جَارٌ. قَالَ فَرَأَيْتُ النَّاسَ تَصَدَّعُوا عَنْهُ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا الْعَاصِ بْنُ وَائِلٍ.
Ali b. Abdullah bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi, (şöyle) dedi: Amr b. Dinar onu işittim, (şöyle) dedi: Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi: "Ömer Müslüman olunca insanlar onun evinin yanında toplandılar ve: 'Ömer saptı' dediler. Ben (o zaman) evimin damı üzerinde bir çocuktum. Derken üzerinde ipekten bir cübbe olan bir adam geldi ve: 'Ömer gerçekten dinini değiştirmiştir. Ne olmuş yani? Ben onun himayecisiyim' dedi. İnsanların ondan dağıldıklarını gördüm. 'Bu kimdir?' dedim. 'As b. Vâil' dediler."
3866. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ سَالِمًا، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَا سَمِعْتُ عُمَرَ، لِشَىْءٍ قَطُّ يَقُولُ إِنِّي لأَظُنُّهُ كَذَا. إِلاَّ كَانَ كَمَا يَظُنُّ، بَيْنَمَا عُمَرُ جَالِسٌ إِذْ مَرَّ بِهِ رَجُلٌ جَمِيلٌ فَقَالَ لَقَدْ أَخْطَأَ ظَنِّي، أَوْ إِنَّ هَذَا عَلَى دِينِهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، أَوْ لَقَدْ كَانَ كَاهِنَهُمْ، عَلَىَّ الرَّجُلَ، فَدُعِيَ لَهُ، فَقَالَ لَهُ ذَلِكَ، فَقَالَ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ اسْتُقْبِلَ بِهِ رَجُلٌ مُسْلِمٌ، قَالَ فَإِنِّي أَعْزِمُ عَلَيْكَ إِلاَّ مَا أَخْبَرْتَنِي. قَالَ كُنْتُ كَاهِنَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ. قَالَ فَمَا أَعْجَبُ مَا جَاءَتْكَ بِهِ جِنِّيَّتُكَ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا يَوْمًا فِي السُّوقِ جَاءَتْنِي أَعْرِفُ فِيهَا الْفَزَعَ، فَقَالَتْ أَلَمْ تَرَ الْجِنَّ وَإِبْلاَسَهَا وَيَأْسَهَا مِنْ بَعْدِ إِنْكَاسِهَا وَلُحُوقَهَا بِالْقِلاَصِ وَأَحْلاَسِهَا قَالَ عُمَرُ صَدَقَ، بَيْنَمَا أَنَا عِنْدَ آلِهَتِهِمْ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ بِعِجْلٍ فَذَبَحَهُ، فَصَرَخَ بِهِ صَارِخٌ، لَمْ أَسْمَعْ صَارِخًا قَطُّ أَشَدَّ صَوْتًا مِنْهُ يَقُولُ يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ رَجُلٌ فَصِيحْ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ. فَوَثَبَ الْقَوْمُ قُلْتُ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى أَعْلَمَ مَا وَرَاءَ هَذَا ثُمَّ نَادَى يَا جَلِيحْ، أَمْرٌ نَجِيحْ، رَجُلٌ فَصِيحْ، يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. فَقُمْتُ فَمَا نَشِبْنَا أَنْ قِيلَ هَذَا نَبِيٌّ.
Yahya b. Süleyman bize söyledi, (şöyle) dedi: İbn Vehb bana söyledi, (şöyle) dedi: Ömer bana söyledi; Sâlim ona Abdullah b. Ömer'den (şöyle) haber verdi: (O) dedi ki: "Ömer'in bir şey hakkında 'Ben onu şöyle zannediyorum' deyip de onun zannettiği gibi çıkmadığını hiç işitmedim. Ömer otururken güzel bir adam ona uğradı. (Ömer): 'Ya zannım beni yanılttı ya da bu adam Cahiliye'deki dini üzeredir veya onların kâhini idi. Adamı bana getirin' dedi. Onun için çağrıldı. (Ömer) ona bunu söyledi. (Adam): 'Bugünkü gibi, bir Müslüman adama böyle karşılık verildiğini görmedim' dedi. (Ömer): 'Bana haber vermen dışında (seçeneğin yok), sana kesin emrediyorum' dedi. (Adam): 'Cahiliye devrinde onların kâhiniydim' dedi. (Ömer): 'Cin arkadaşının sana getirdiği en acayip şey neydi?' dedi. (Adam): 'Bir gün ben çarşıdayken o bana geldi. Onda korku tanıdım. Dedi ki: "Cinleri, onların ümitsizliğe düşüşünü, baş aşağı çevrildikten sonraki yeislerini, ve genç develere ve onların çullarına yetiştiklerini görmedin mi?" dedi.' Ömer: 'Doğru söyledi' dedi. 'Ben de onların putlarının yanındayken bir adam bir buzağı getirdi ve onu kesti. Derken onun içinden bir bağıran bağırdı ki, ondan daha şiddetli sesli bir bağıranı asla işitmedim. Şöyle diyordu: "Ey Celîh! Başarılı bir iş. Fasih bir adam. La ilahe illa Allah diyor." Topluluk kaçıştı. Ben: "Bunun arkasında ne var bilinceye kadar ayrılmayacağım" dedim. Sonra seslendi: "Ey Celîh! Başarılı bir iş. Fasih bir adam. La ilahe illa Allah diyor." Bunun üzerine kalktım. Çok geçmeden "Bu bir peygamberdir" denildi.'"
3867. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، يَقُولُ لِلْقَوْمِ لَوْ رَأَيْتُنِي مُوثِقِي عُمَرُ عَلَى الإِسْلاَمِ أَنَا وَأُخْتُهُ وَمَا أَسْلَمَ، وَلَوْ أَنَّ أُحُدًا انْقَضَّ لِمَا صَنَعْتُمْ، بِعُثْمَانَ لَكَانَ مَحْقُوقًا أَنْ يَنْقَضَّ.
Muhammed b. el-Müsennâ bana söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi, [dedi ki]: İsmail bize söyledi, [dedi ki]: Kays bize söyledi, (şöyle) dedi: Said b. Zeyd'i topluluğa (şöyle) derken işittim: "Kendimi gördüm, Ömer İslam sebebiyle beni ve kız kardeşini bağlıyordu. O (henüz) Müslüman olmamıştı. Eğer Uhud dağı, Osman'a yaptığınız şey yüzünden yıkılıp parçalansaydı, yıkılmakta haklı olurdu."
3868. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ أَهْلَ، مَكَّةَ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرِيَهُمْ آيَةً، فَأَرَاهُمُ الْقَمَرَ شِقَّتَيْنِ، حَتَّى رَأَوْا حِرَاءً بَيْنَهُمَا.
Abdullah b. Abdilvehhab bana söyledi, [dedi ki]: Bişr b. el-Mufaddal bize söyledi, [dedi ki]: Said b. Ebî Arûbe bize söyledi; [o] Katâde'den, [o] Enes b. Mâlik radıyallahu anh'den [nakletti] ki: "Mekke ehli Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istedi. O da onlara ayı iki parça halinde gösterdi. Öyle ki Hira dağını o iki parça arasında gördüler."
3869. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ وَنَحْنُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِنًى فَقَالَ " اشْهَدُوا ". وَذَهَبَتْ فِرْقَةٌ نَحْوَ الْجَبَلِ وَقَالَ أَبُو الضُّحَى عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ انْشَقَّ بِمَكَّةَ. وَتَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ.
Abdan bize söyledi; [o] Ebû Hamza'dan, [o] el-A'meş'ten, [o] İbrahim'den, [o] Ebû Ma'mer'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Biz Mina'da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken ay ikiye yarıldı. (Nebi): 'Şahit olun' buyurdu. Bir parça dağa doğru gitti." Ve Ebu'd-Duhâ, Mesrûk'tan, [o] Abdullah'tan (şöyle dediğini nakletti): "(Ay) Mekke'de yarıldı." Muhammed b. Müslim de bunu takip etti: İbn Ebî Necîh'ten, [o] Mücahid'den, [o] Ebû Ma'mer'den, [o] Abdullah'tan.
3870. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما أَنَّ الْقَمَرَ، انْشَقَّ عَلَى زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Osman b. Sâlih bize söyledi, [dedi ki]: Bekr b. Mudar bize söyledi, (şöyle) dedi: Cafer b. Rebîa bana söyledi; [o] Irâk b. Mâlik'ten, [o] Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan, [o] Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'dan [nakletti] ki: "Ay, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yarıldı."
3871. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ.
Ömer b. Hafs bize söyledi, [dedi ki]: Babam bize söyledi, [dedi ki]: el-A'meş bize söyledi, [dedi ki]: İbrahim bize söyledi; [o] Ebû Ma'mer'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Ay yarıldı."
3872. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَدِيِّ بْنِ الْخِيَارِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ قَالاَ لَهُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تُكَلِّمَ خَالَكَ عُثْمَانَ فِي أَخِيهِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ وَكَانَ أَكْثَرَ النَّاسُ فِيمَا فَعَلَ بِهِ. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَانْتَصَبْتُ لِعُثْمَانَ حِينَ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً وَهْىَ نَصِيحَةٌ. فَقَالَ أَيُّهَا الْمَرْءُ، أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ، فَانْصَرَفْتُ، فَلَمَّا قَضَيْتُ الصَّلاَةَ جَلَسْتُ إِلَى الْمِسْوَرِ وَإِلَى ابْنِ عَبْدِ يَغُوثَ، فَحَدَّثْتُهُمَا بِالَّذِي قُلْتُ لِعُثْمَانَ وَقَالَ لِي. فَقَالاَ قَدْ قَضَيْتَ الَّذِي كَانَ عَلَيْكَ. فَبَيْنَمَا أَنَا جَالِسٌ مَعَهُمَا، إِذْ جَاءَنِي رَسُولُ عُثْمَانَ، فَقَالاَ لِي قَدِ ابْتَلاَكَ اللَّهُ. فَانْطَلَقْتُ حَتَّى دَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَقَالَ مَا نَصِيحَتُكَ الَّتِي ذَكَرْتَ آنِفًا قَالَ فَتَشَهَّدْتُ ثُمَّ قُلْتُ إِنَّ اللَّهَ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتَ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتَ بِهِ، وَهَاجَرْتَ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ، وَصَحِبْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَأَيْتَ هَدْيَهُ، وَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ فِي شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَحَقٌّ عَلَيْكَ أَنْ تُقِيمَ عَلَيْهِ الْحَدَّ. فَقَالَ لِي يَا ابْنَ أَخِي أَدْرَكْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قُلْتُ لاَ، وَلَكِنْ قَدْ خَلَصَ إِلَىَّ مِنْ عِلْمِهِ مَا خَلَصَ إِلَى الْعَذْرَاءِ فِي سِتْرِهَا. قَالَ فَتَشَهَّدَ عُثْمَانُ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ وَأَنْزَلَ عَلَيْهِ الْكِتَابَ، وَكُنْتُ مِمَّنِ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَآمَنْتُ بِمَا بُعِثَ بِهِ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم. وَهَاجَرْتُ الْهِجْرَتَيْنِ الأُولَيَيْنِ كَمَا قُلْتَ، وَصَحِبْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبَايَعْتُهُ، وَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللَّهُ، ثُمَّ اسْتَخْلَفَ اللَّهُ أَبَا بَكْرٍ فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفَ عُمَرُ، فَوَاللَّهِ مَا عَصَيْتُهُ وَلاَ غَشَشْتُهُ، ثُمَّ اسْتُخْلِفْتُ، أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ عَلَىَّ قَالَ بَلَى. قَالَ فَمَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَبْلُغُنِي عَنْكُمْ فَأَمَّا مَا ذَكَرْتَ مِنْ شَأْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، فَسَنَأْخُذُ فِيهِ إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِالْحَقِّ قَالَ فَجَلَدَ الْوَلِيدَ أَرْبَعِينَ جَلْدَةً، وَأَمَرَ عَلِيًّا أَنْ يَجْلِدَهُ، وَكَانَ هُوَ يَجْلِدُهُ. وَقَالَ يُونُسُ وَابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَفَلَيْسَ لِي عَلَيْكُمْ مِنَ الْحَقِّ مِثْلُ الَّذِي كَانَ لَهُمْ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ مَا ابْتُلِيتُمْ بِهِ مِنْ شِدَّةٍ وَفِي مَوْضِعٍ الْبَلَاءُ الِابْتِلَاءُ وَالتَّمْحِيصُ مَنْ بَلَوْتُهُ وَمَحَّصْتُهُ أَيْ اسْتَخْرَجْتُ مَا عِنْدَهُ يَبْلُو يَخْتَبِرُ مُبْتَلِيكُمْ مُخْتَبِرُكُمْ وَأَمَّا قَوْلُهُ بَلَاءٌ عَظِيمٌ النِّعَمُ وَهِيَ مِنْ أَبْلَيْتُهُ وَتِلْكَ مِنْ ابْتَلَيْتُهُ
Abdullah b. Muhammed el-Cu'fî bize söyledi, [dedi ki]: Hişâm bize söyledi, [dedi ki]: Ma'mer bize haber verdi; [o] ez-Zühri'den, [o] (dedi ki): Urve b. uz-Zübeyr bize söyledi ki, Ubeydullah b. Adiy b. el-Hiyâr ona haber verdi ki: "Misver b.ahrame ve Abdurrahman b. el-Esved b. Abd-i Yeğûs ona: 'Dayın Osman'la, kardeşi Velid b. Ukbe hakkında konuşmaktan seni alıkoyan nedir? İnsanlar onun yaptıkları hakkında çok konuştular' dediler. Ubeydullah dedi ki: Osman namaza çıktığında onun karşısına dikildim ve ona: 'Senden bir hacetim var, o da bir nasihattır' dedim. (Osman): 'Ey adam! Senden Allah'a sığınırım' dedi. Ben de döndüm. Namazi bitirince Misver'in ve İbn Abd-i Yeğûs'un yanına oturdum. Osman'a söylediklerimi ve bana söylediğini onlara anlattım. Onlar: 'Üzerine düşeni yaptın' dediler. Ben onlarla otururken, Osman'ın elçisi bana geldi. Onlar bana: 'Allah seni imtihan etti' dediler. Gittim, yanına girdim. (Osman): 'Az önce zikrettiğin nasihatın nedir?' dedi. Şehadet getirdim ve sonra: 'Şüphesiz Allah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i gönderdi ve ona Kitab'ı indirdi. Sen Allah'a ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'e icabet eden, ona inanan, ilk iki hicreti yapan, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile sohbet eden ve onun sünnetini görenlerdensin. İnsanlar Velid b. Ukbe işinde çok konuştular. Onun hakkında haddi (cezayı) uygulaman senin üzerine bir haktır' dedim. Bana: 'Ey kardeşimin oğlu! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e yetiştin mi?' dedi. 'Hayır, lakin onun ilmi bana, örtüsündeki bakire kıza ulaştığı gibi ulaştı' dedim. Osman şehadet getirdi ve şöyle dedi: 'Şüphesiz Allah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i hak ile gönderdi ve ona Kitab'ı indirdi. Ben Allah'a ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'e icabet eden, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in getirildiği şeye inananlardanım. Dediğin gibi ilk iki hicreti yaptım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile sohbet ettim ve ona biat ettim. Allah'a yemin olsun ki, Allah onu vefat ettirinceye kadar ona isyan etmedim ve onu aldatmadım. Sonra Allah Ebu Bekir'i halife kıldı. Vallahi ona isyan etmedim ve onu aldatmadım. Sonra Ömer halife kılındı. Vallahi ona isyan etmedim ve onu aldatmadım. Sonra ben halife kılındım. Benim sizin üzerinizde, onların benim üzerimdeki hakkı gibi bir hakkım yok mu?' dedi. 'Evet' dedim. (Osman): 'Öyleyse benden size ulaşan bu sözler nedir? Velid b. Ukbe işinden zikrettiğin şeye gelince; inşallah o konuda hakkı alacağız' dedi. (Râvi) dedi ki: Velid'e kırk sopa vurdu. Ona vurmasını Ali'ye emretti, o da vurdu."
3873. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ أُمَّ، حَبِيبَةَ وَأُمَّ سَلَمَةَ ذَكَرَتَا كَنِيسَةً رَأَيْنَهَا بِالْحَبَشَةِ، فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَذَكَرَتَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ أُولَئِكَ إِذَا كَانَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ فَمَاتَ بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِيكَ الصُّوَرَ، أُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Muhammed b. el-Müsennâ bana söyledi, [dedi ki]: Yahya bize söyledi; [o] Hişâm'dan, (şöyle) dedi: Babam bana Aişe radıyallahu anhâ'dan (şöyle dediğini) haber verdi ki: "Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme, Habeşistan'da gördükleri, içinde resimler bulunan bir kiliseyi zikrettiler. Bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattılar. (Nebi) şöyle buyurdu: 'Onlar öyle kimselerdir ki, içlerinde salih bir adam olduğu ve öldüğü zaman, onun kabri üzerine bir mescit bina ederler ve içine şu suretleri yaparlar. İşte onlar Kıyamet Günü Allah katında yaratılmışların en şerlileridir.'"
3874. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ سَعِيدٍ السَّعِيدِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُمِّ خَالِدٍ بِنْتِ خَالِدٍ، قَالَتْ قَدِمْتُ مِنْ أَرْضِ الْحَبَشَةِ وَأَنَا جُوَيْرِيَةٌ، فَكَسَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَمِيصَةً لَهَا أَعْلاَمٌ، فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ الأَعْلاَمَ بِيَدِهِ وَيَقُولُ " سَنَاهْ، سَنَاهْ ". قَالَ الْحُمَيْدِيُّ يَعْنِي حَسَنٌ حَسَنٌ.
El-Humeydî bize söyledi, [dedi ki]: Süfyan bize söyledi, [dedi ki]: İshak b. Said es-Saidî bize söyledi; [o] babasından, [o] Ümmü Hâlid bint Hâlid'den, (şöyle) dedi: "Habeşistan arazisinden geldim. Ben (o zaman) küçük bir kızdım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana üzerinde çizgiler bulunan bir hamîsa giydirdi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (kumaşın üzerindeki) işaretleri eliyle okşamaya ve: 'Senâh, Senâh' demeye başladı." El-Humeydî dedi ki: "Yani güzel, güzel (demektir)."
3875. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُصَلِّي فَيَرُدُّ عَلَيْنَا، فَلَمَّا رَجَعْنَا مِنْ عِنْدِ النَّجَاشِيِّ سَلَّمْنَا عَلَيْهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْنَا، فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا نُسَلِّمُ عَلَيْكَ فَتَرُدُّ عَلَيْنَا قَالَ " إِنَّ فِي الصَّلاَةِ شُغْلاً ". فَقُلْتُ لإِبْرَاهِيمَ كَيْفَ تَصْنَعُ أَنْتَ قَالَ أَرُدُّ فِي نَفْسِي.
Yahya b. Hammâd bize söyledi, [dedi ki]: Ebû Avâne bize söyledi; [o] Süleyman'dan, [o] İbrahim'den, [o] Alkame'den, [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti] ki, şöyle dedi: "Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken ona selam verirdik, o da bizi yanıtlardı. Ne zaman ki Necaşî'nin yanından döndük, ona selam verdik fakat bizi yanıtlamadı. Biz: 'Ey Allah'ın Resulü! Biz sana selam verirdik, sen de bizi yanıtlardın' dedik. (Nebi): 'Şüphesiz namazda meşguliyet vardır' buyurdu." Ben İbrahim'e: "Sen nasıl yapıyorsun?" dedim. (O): "İçimden karşılık veriyorum" dedi.