391. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَمِّهِ أَبِي سُهَيْلِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ نَجْدٍ ثَائِرَ الرَّأْسِ يُسْمَعُ دَوِيُّ صَوْتِهِ وَلاَ يُفْقَهُ مَا يَقُولُ حَتَّى دَنَا فَإِذَا هُوَ يَسْأَلُ عَنِ الإِسْلاَمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ " . قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُنَّ قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . قَالَ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صِيَامَ شَهْرِ رَمَضَانَ قَالَ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . قَالَ وَذَكَرَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّدَقَةَ . قَالَ فَهَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا قَالَ " لاَ إِلاَّ أَنْ تَطَّوَّعَ " . فَأَدْبَرَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَقُولُ وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَى هَذَا وَلاَ أَنْقُصُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ " .
Bize Abdullâh b. Mesleme anlattı; Mâlik'den; amcası Ebû Süheyl b. Mâlik'den; babasından; o Talha b. Ubeydullâh'ı [şöyle] derken işitmiş: Necid halkından, saçı başı dağınık bir adam Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Sesinin uğultusu duyuluyor fakat yakınına gelinceye kadar ne dediği anlaşılmıyordu. Meğer İslam'ı soruyormuş. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bir gün ve gecede beş vakit namazdır.” buyurdu. [Adam]: “Üzerimde bunlardan başkası var mı?” dedi. [Peygamber]: “Hayır, ancak kendiliğinden [nafile olarak] kılarsan o başka.” buyurdu. Talha dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona Ramazan ayı orucunu da zikretti. [Adam]: “Üzerimde ondan başkası var mı?” dedi. [Peygamber]: “Hayır, ancak kendiliğinden [nafile olarak] tutarsan o başka.” buyurdu. Talha dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona zekâtı (sadaka) da zikretti. [Adam]: “Üzerimde ondan başkası var mı?” dedi. [Peygamber]: “Hayır, ancak kendiliğinden [nafile olarak] verirsen o başka.” buyurdu. Bunun üzerine adam: “Vallahi, buna ne bir şey eklerim ne de ondan bir şey eksiltirim.” diyerek dönüp gitti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa ermiştir.” buyurdu.
392. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ الْمَدَنِيُّ، عَنْ أَبِي سُهَيْلٍ، نَافِعِ بْنِ مَالِكِ بْنِ أَبِي عَامِرٍ بِإِسْنَادِهِ بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ " أَفْلَحَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَأَبِيهِ إِنْ صَدَقَ " .
Bize Süleyman b. Dâvûd anlattı; bize İsmâil b. Ca'fer el-Medenî anlattı; Ebû Süheyl Nâfi' b. Mâlik b. Ebî Âmir'den; kendi isnadıyla bu hadisi [nakletti ve Peygamber'in]: “Babasına yemin olsun ki; eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa ermiştir; babasına yemin olsun ki; eğer doğru söylüyorsa cennete girmiştir.” buyurduğunu [zikretti].
393. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ فُلاَنِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ هُوَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَيَّاشِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ - عَنْ حَكِيمِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَّنِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ عِنْدَ الْبَيْتِ مَرَّتَيْنِ فَصَلَّى بِيَ الظُّهْرَ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ وَكَانَتْ قَدْرَ الشِّرَاكِ وَصَلَّى بِيَ الْعَصْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَهُ وَصَلَّى بِيَ - يَعْنِي الْمَغْرِبَ - حِينَ أَفْطَرَ الصَّائِمُ وَصَلَّى بِيَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ وَصَلَّى بِيَ الْفَجْرَ حِينَ حَرُمَ الطَّعَامُ وَالشَّرَابُ عَلَى الصَّائِمِ فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ صَلَّى بِيَ الظُّهْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَهُ وَصَلَّى بِيَ الْعَصْرَ حِينَ كَانَ ظِلُّهُ مِثْلَيْهِ وَصَلَّى بِيَ الْمَغْرِبَ حِينَ أَفْطَرَ الصَّائِمُ وَصَلَّى بِيَ الْعِشَاءَ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ وَصَلَّى بِيَ الْفَجْرَ فَأَسْفَرَ ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَىَّ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ هَذَا وَقْتُ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِكَ وَالْوَقْتُ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ الْوَقْتَيْنِ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ anlattı; Süfyân'dan; Abdurrahmân b. filan b. Ebî Rebî'a bana anlattı; –Ebû Dâvûd dedi ki: O, Abdurrahmân b. el-Hâris b. Ayyaş b. Ebî Rebî'a'dır–; Hakîm b. Hakîm'den; Nâfi' b. Cübeyr b. Mut'im'den; İbn Abbâs'tan; [nakledildiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cibrîl aleyhisselâm Beyt'in (Kabe'nin) yanında bana iki defa imamlık yaptı. Güneş battıktan (zevalden) sonra gölge bir nalin bağı (şirâk) kadar olduğunda bana öğle namazını kıldırdı. Her şeyin gölgesi kendisi kadar olduğunda bana ikindi namazını kıldırdı. Oruçlunun iftar ettiği saatte bana akşam namazını kıldırdı. Şafak kaybolduğunda bana yatsı namazını kıldırdı. Oruçluya yemek ve içmenin haram olduğu saatte (fecrin doğuşunda) bana sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün olduğunda, her şeyin gölgesi kendisi kadar olduğunda bana öğle namazını kıldırdı. Her şeyin gölgesi kendisinin iki katı olduğunda bana ikindi namazını kıldırdı. Oruçlunun iftar ettiği saatte bana akşam namazını kıldırdı. Gecenin üçte birine kadar yatsı namazını kıldırdı. Sabah namazını ise ortalık aydınlandığında (isfar) kıldırdı. Sonra bana döndü ve dedi ki: ‘Ey Muhammed! Bu senden önceki peygamberlerin vaktidir; [namaz] vakti ise bu iki vaktin arasıdır.’”
394. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْمُرَادِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ كَانَ قَاعِدًا عَلَى الْمِنْبَرِ فَأَخَّرَ الْعَصْرَ شَيْئًا فَقَالَ لَهُ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَمَا إِنَّ جِبْرِيلَ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَخْبَرَ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم بِوَقْتِ الصَّلاَةِ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ اعْلَمْ مَا تَقُولُ . فَقَالَ عُرْوَةُ سَمِعْتُ بَشِيرَ بْنَ أَبِي مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " نَزَلَ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَنِي بِوَقْتِ الصَّلاَةِ فَصَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ " . يَحْسُبُ بِأَصَابِعِهِ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الظُّهْرَ حِينَ تَزُولُ الشَّمْسُ وَرُبَّمَا أَخَّرَهَا حِينَ يَشْتَدُّ الْحَرُّ وَرَأَيْتُهُ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ بَيْضَاءُ قَبْلَ أَنْ تَدْخُلَهَا الصُّفْرَةُ فَيَنْصَرِفُ الرَّجُلُ مِنَ الصَّلاَةِ فَيَأْتِي ذَا الْحُلَيْفَةِ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ وَيُصَلِّي الْمَغْرِبَ حِينَ تَسْقُطُ الشَّمْسُ وَيُصَلِّي الْعِشَاءَ حِينَ يَسْوَدُّ الأُفُقُ وَرُبَّمَا أَخَّرَهَا حَتَّى يَجْتَمِعَ النَّاسُ وَصَلَّى الصُّبْحَ مَرَّةً بِغَلَسٍ ثُمَّ صَلَّى مَرَّةً أُخْرَى فَأَسْفَرَ بِهَا ثُمَّ كَانَتْ صَلاَتُهُ بَعْدَ ذَلِكَ التَّغْلِيسَ حَتَّى مَاتَ وَلَمْ يَعُدْ إِلَى أَنْ يُسْفِرَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَى هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الزُّهْرِيِّ مَعْمَرٌ وَمَالِكٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَشُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ وَاللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ وَغَيْرُهُمْ لَمْ يَذْكُرُوا الْوَقْتَ الَّذِي صَلَّى فِيهِ وَلَمْ يُفَسِّرُوهُ وَكَذَلِكَ أَيْضًا رَوَاهُ هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ وَحَبِيبُ بْنُ أَبِي مَرْزُوقٍ عَنْ عُرْوَةَ نَحْوَ رِوَايَةِ مَعْمَرٍ وَأَصْحَابِهِ إِلاَّ أَنَّ حَبِيبًا لَمْ يَذْكُرْ بَشِيرًا وَرَوَى وَهْبُ بْنُ كَيْسَانَ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقْتَ الْمَغْرِبِ قَالَ ثُمَّ جَاءَهُ لِلْمَغْرِبِ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ - يَعْنِي مِنَ الْغَدِ - وَقْتًا وَاحِدًا . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَكَذَلِكَ رُوِيَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ثُمَّ صَلَّى بِيَ الْمَغْرِبَ يَعْنِي مِنَ الْغَدِ وَقْتًا وَاحِدًا وَكَذَلِكَ رُوِيَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ مِنْ حَدِيثِ حَسَّانَ بْنِ عَطِيَّةَ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Muhammed b. Seleme el-Murâdî anlattı; bize İbn Vehb anlattı; Üsâme b. Zeyd el-Leysî'den; İbn Şihâb ona haber vermiş ki; Ömer b. Abdülaziz minberde otururken ikindi namazını biraz geciktirmişti. Urve b. ez-Zübeyr ona: “Bak, Cibrîl sallallâhu aleyhi ve sellem, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e namaz vaktini haber vermişti.” dedi. Ömer ona: “Ne dediğini bil!” dedi. Bunun üzerine Urve: “Beşîr b. Ebî Mes'ûd'u [şöyle] derken işittim: Ebû Mes'ûd el-Ensârî'yi [şöyle] derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle] derken işittim: «Cibrîl sallallâhu aleyhi ve sellem indi ve bana namaz vaktini haber verdi; ben onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım, sonra onunla birlikte namaz kıldım.» parmaklarıyla beş vakit namazı sayıyordu. Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i, güneş batıya meylettiği (zeval) vakit öğleyi kılarken gördüm; bazen de hararet şiddetlendiğinde onu geciktirirdi. Onu, güneş henüz yüksekte ve sararmadan önce bembeyazken ikindiyi kılarken gördüm; [öyle ki] kişi namazdan çıkar ve güneş batmadan Zülhuleyfe'ye ulaşırdı. Akşamı güneş battığı zaman kılardı. Yatsıyı ufuk karardığında kılardı; bazen de insanlar toplanıncaya kadar geciktirirdi. Sabahı bir defasında ortalık henüz karanlıkken (galas) kıldı; sonra başka bir seferinde ortalık aydınlandığında (isfar) kıldı. Daha sonra vefat edinceye kadar kıldığı namaz ortalık henüz karanlıkken [kılınan namaz] oldu; bir daha aydınlığa (isfara) dönmedi.” Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Zührî'den Ma'mer, Mâlik, İbn Uyeyne, Şuayb b. Ebî Hamza, Leys b. Sa'd ve başkaları rivayet ettiler; ancak [Peygamber'in] namaz kıldığı vakitleri zikretmediler ve bunları açıklamadılar. Aynı şekilde Hişâm b. Urve ve Habîb b. Ebî Merzûk da Urve'den, Ma'mer ve arkadaşlarının rivayetine benzer şekilde rivayet ettiler; şu var ki Habîb [isnadında] Beşîr'i zikretmedi. Vehb b. Keysân, Câbir'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den akşam vaktini rivayet etti; [Câbir] dedi ki: “Sonra –yani ertesi günü– akşam için güneş battığında yine aynı vakitte geldi.” Ebû Dâvûd dedi ki: Aynı şekilde Ebû Hureyre'den de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen] şöyle rivayet edilmiştir: “Sonra –yani ertesi günü– bana akşam namazını yine aynı vakitte kıldırdı.” Aynı şekilde Abdullâh b. Amr b. el-Âs'tan; Hassân b. Atiyye'nin hadisinden; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen böyle rivayet edilmiştir].
395. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا بَدْرُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّ سَائِلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا حَتَّى أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ لِلْفَجْرِ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ فَصَلَّى حِينَ كَانَ الرَّجُلُ لاَ يَعْرِفُ وَجْهَ صَاحِبِهِ أَوْ إِنَّ الرَّجُلَ لاَ يَعْرِفُ مَنْ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الظُّهْرَ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ حَتَّى قَالَ الْقَائِلُ انْتَصَفَ النَّهَارُ . وَهُوَ أَعْلَمُ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ بَيْضَاءُ مُرْتَفِعَةٌ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْمَغْرِبَ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ صَلَّى الْفَجْرَ وَانْصَرَفَ فَقُلْنَا أَطَلَعَتِ الشَّمْسُ فَأَقَامَ الظُّهْرَ فِي وَقْتِ الْعَصْرِ الَّذِي كَانَ قَبْلَهُ وَصَلَّى الْعَصْرَ وَقَدِ اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ - أَوْ قَالَ أَمْسَى - وَصَلَّى الْمَغْرِبَ قَبْلَ أَنْ يَغِيبَ الشَّفَقُ وَصَلَّى الْعِشَاءَ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ ثُمَّ قَالَ " أَيْنَ السَّائِلُ عَنْ وَقْتِ الصَّلاَةِ الْوَقْتُ فِيمَا بَيْنَ هَذَيْنِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى عَنْ عَطَاءٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَغْرِبِ بِنَحْوِ هَذَا قَالَ ثُمَّ صَلَّى الْعِشَاءَ قَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى شَطْرِهِ . وَكَذَلِكَ رَوَاهُ ابْنُ بُرَيْدَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Müsedded anlattı; bize Abdullâh b. Dâvûd anlattı; bize Bedr b. Osmân anlattı; bize Ebû Bekr b. Ebî Mûsâ anlattı; Ebû Mûsâ'dan; [nakledildiğine göre] bir soran (sâil) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e [namaz vakitlerini] sordu. [Peygamber], Bilâl'e emredip fecir yarıldığında (doğduğunda) sabah için kamet getirtinceye kadar ona hiçbir şey cevap vermedi. Kişinin arkadaşının yüzünü tanıyamadığı –veya kişinin yanındakinin kim olduğunu tanıyamadığı– bir vakitte namazı kıldı. Sonra Bilâl'e emretti; güneş batıya meylettiğinde (zeval) öğle için kamet getirdi; [öyle ki] birisi: “Gün ortası oldu.” dedi. [Peygamber] ise [vakti] daha iyi biliyordu. Sonra Bilâl'e emretti; güneş bembeyaz ve yüksekteyken ikindi için kamet getirdi. Bilâl'e emretti; güneş battığında akşam için kamet getirdi. Bilâl'e emretti; şafak kaybolduğunda yatsı için kamet getirdi. Ertesi gün olduğunda sabah namazını kıldı ve [namazdan] ayrıldı; biz: “Güneş doğdu [mu acaba?]” dedik. Sonra, daha önceki ikindi vaktinde öğle için kamet getirdi. İkindiyi güneş sarardığında –veya ‘akşam vaktine yaklaştığında’ dedi– kıldı. Akşamı şafak kaybolmadan önce kıldı. Yatsıyı gecenin üçte birine kadar [geciktirip] kıldı. Sonra: “Namaz vaktini soran nerede? [Namaz] vakti bu iki [vakit] arasıdır.” buyurdu. Ebû Dâvûd dedi ki: Bunu Süleyman b. Mûsâ, Atâ'dan, o Câbir'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den akşam namazı hususunda buna benzer şekilde rivayet etti. [Câbir]: “Sonra yatsıyı kıldı.” dedi. [Ravilerin] kimisi: “Gecenin üçte birine kadar.” dedi, kimisi de: “Yarısına kadar.” dedi. Aynı şekilde bunu İbn Büreyde de babasından, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etmiştir.
396. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعَ أَبَا أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " وَقْتُ الظُّهْرِ مَا لَمْ تَحْضُرِ الْعَصْرُ وَوَقْتُ الْعَصْرِ مَا لَمْ تَصْفَرَّ الشَّمْسُ وَوَقْتُ الْمَغْرِبِ مَا لَمْ يَسْقُطْ فَوْرُ الشَّفَقِ وَوَقْتُ الْعِشَاءِ إِلَى نِصْفِ اللَّيْلِ وَوَقْتُ صَلاَةِ الْفَجْرِ مَا لَمْ تَطْلُعِ الشَّمْسُ " .
Bize Ubeydullâh b. Muâz anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be anlattı; Katâde'den; Ebû Eyyûb'u [şöyle] derken işitmiş: Abdullâh b. Amr'dan; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakledildiğine göre] şöyle buyurdu: “Öğle vakti ikindi [vakti] gelinceye kadardır. İkindi vakti güneş sararıncaya kadardır. Akşam vakti şafağın parıltısı kayboluncaya kadardır. Yatsı vakti gecenin yarısına kadardır. Sabah namazı vakti ise güneş doğuncaya kadardır.”
397. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، - وَهُوَ ابْنُ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ - قَالَ - سَأَلْنَا جَابِرًا عَنْ وَقْتِ، صَلاَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالْهَاجِرَةِ وَالْعَصْرَ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ وَالْمَغْرِبَ إِذَا غَرَبَتِ الشَّمْسُ وَالْعِشَاءَ إِذَا كَثُرَ النَّاسُ عَجَّلَ وَإِذَا قَلُّوا أَخَّرَ وَالصُّبْحَ بِغَلَسٍ .
Bize Müslim b. İbrâhim anlattı; bize Şu'be anlattı; Sa'd b. İbrâhim'den; Muhammed b. Amr'dan –ki o el-Hasen b. Ali b. Ebî Tâlib'in oğludur–; dedi ki: Câbir'e Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in namaz vaktini sorduk; şöyle dedi: “Öğleyi günün en sıcak vaktinde (hâcire), ikindiyi güneş henüz canlıyken (yakıcıyken), akşamı güneş battığında kılardı. Yatsıyı; insanlar çoğaldığında erkene alır, azaldıklarında ise geciktirirdi. Sabahı ise ortalık henüz karanlıkken (galas) kılardı.”
398. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ إِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ وَيُصَلِّي الْعَصْرَ وَإِنَّ أَحَدَنَا لَيَذْهَبُ إِلَى أَقْصَى الْمَدِينَةِ وَيَرْجِعُ وَالشَّمْسُ حَيَّةٌ وَنَسِيتُ الْمَغْرِبَ وَكَانَ لاَ يُبَالِي تَأْخِيرَ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ . قَالَ ثُمَّ قَالَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ . قَالَ وَكَانَ يَكْرَهُ النَّوْمَ قَبْلَهَا وَالْحَدِيثَ بَعْدَهَا وَكَانَ يُصَلِّي الصُّبْحَ وَمَا يَعْرِفُ أَحَدُنَا جَلِيسَهُ الَّذِي كَانَ يَعْرِفُهُ وَكَانَ يَقْرَأُ فِيهَا مِنَ السِّتِّينَ إِلَى الْمِائَةِ .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu'be anlattı; Ebû'l-Minhâl'den; Ebû Berze'den; [nakledildiğine göre] şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğleyi güneş zevale erdiğinde (batıya meylettiğinde) kılardı. İkindiyi kılardı da bizden birimiz Medine'nin en uzak yerine gider ve güneş henüz canlıyken (batmadan önce) dönerdi. –Akşamı [nasıl kıldığını] unuttum.– Yatsıyı gecenin üçte birine kadar geciktirmekten çekinmezdi. Ravi sonra: “Gecenin yarısına kadar [dedi].” dedi. Ebû Berze dedi ki: [Peygamber] yatsıdan önce uyumayı ve yatsıdan sonra konuşmayı mekruh görürdü. Sabah namazını kıldırırdı; [öyle ki namazdan çıkınca] hiçbirimiz, [daha önce] tanıdığı yanındaki arkadaşını tanıyamazdı (ortallık henüz karanlıktı). O [namazda] altmış ile yüz [ayet] arası okurdu.
399. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي الظُّهْرَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَآخُذُ قَبْضَةً مِنَ الْحَصَى لِتَبْرُدَ فِي كَفِّي أَضَعُهَا لِجَبْهَتِي أَسْجُدُ عَلَيْهَا لِشِدَّةِ الْحَرِّ .
Bize Ahmed b. Hanbel ve Müsedded anlattılar; her ikisi dediler ki: Bize Abbâd b. Abbâd anlattı; bize Muhammed b. Amr anlattı; Saîd b. el-Hâris el-Ensârî'den; Câbir b. Abdullâh'tan; [nakledildiğine göre] şöyle dedi: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte öğle namazını kılardım. Şiddetli sıcaktan dolayı, avucumda soğusun da secde ettiğimde alnımın altına koyayım diye bir avuç çakıl taşı alırdım.”
400. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، سَعْدِ بْنِ طَارِقٍ عَنْ كَثِيرِ بْنِ مُدْرِكٍ، عَنِ الأَسْوَدِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ كَانَتْ قَدْرُ صَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الصَّيْفِ ثَلاَثَةَ أَقْدَامٍ إِلَى خَمْسَةِ أَقْدَامٍ وَفِي الشِّتَاءِ خَمْسَةَ أَقْدَامٍ إِلَى سَبْعَةِ أَقْدَامٍ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Abîde b. Humeyd anlattı; Ebû Mâlik el-Eşcaî Sa'd b. Târık'tan; Kesîr b. Müdrik'ten; el-Esved'den; Abdullâh b. Mes'ûd'dan [nakledildiğine göre] şöyle dedi: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in [öğle] namazının [gölge] ölçüsü yazın üç kadem (ayak) ile beş kadem arası, kışın ise beş kadem ile yedi kadem arasıydı.”
401. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي أَبُو الْحَسَنِ، - قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو الْحَسَنِ هُوَ مُهَاجِرٌ - قَالَ سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، يَقُولُ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَرَادَ الْمُؤَذِّنُ أَنْ يُؤَذِّنَ الظُّهْرَ فَقَالَ " أَبْرِدْ " . ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يُؤَذِّنَ فَقَالَ " أَبْرِدْ " . مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا حَتَّى رَأَيْنَا فَىْءَ التُّلُولِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ فَإِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا بِالصَّلاَةِ " .
Bize Ebû'l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; bize Şu'be anlattı; Ebû'l-Hasen bana haber verdi; –Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû'l-Hasen, Muhâcir'dir–; Zeyd b. Vehb'i [şöyle] derken işittim: Ebû Zer'i [şöyle] derken işittim: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteydik. Müezzin öğle [ezanını] okumak istedi; [Peygamber]: “Serinlet (vakti biraz geciktir).” buyurdu. Sonra tekrar okumak istedi; yine: “Serinlet.” buyurdu. İki veya üç defa [böyle dedi]; nihayet tepelerin gölgesini [iyice uzamış] gördük. Sonra: “Şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin hararetindendir (feyh). Sıcak şiddetlendiğinde namazı serinletiniz (serin vakte bırakınız).” buyurdu.”
402. Hadis
حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ مَوْهَبٍ الْهَمْدَانِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ الثَّقَفِيُّ، أَنَّ اللَّيْثَ، حَدَّثَهُمْ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا عَنِ الصَّلاَةِ " . قَالَ ابْنُ مَوْهَبٍ " بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ " .
Bize Yezîd b. Hâlid b. Mevheb el-Hemdânî ve Kuteybe b. Saîd et-Sekafî anlattılar; el-Leys'in kendilerine haber verdiğine göre; İbn Şihâb'dan; Saîd b. el-Müseyyeb ve Ebû Seleme'den; Ebû Hureyre'den; [nakledildiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sıcak şiddetlendiğinde namazı serinletiniz (serin vakte bırakınız).” buyurdu. İbn Mevheb [rivayetinde]: “...namazı [serinletiniz]; çünkü sıcağın şiddeti cehennemin hararetindendir.” [şeklinde zikretti].
403. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، أَنَّ بِلاَلاً، كَانَ يُؤَذِّنُ الظُّهْرَ إِذَا دَحَضَتِ الشَّمْسُ .
Bize Mûsâ b. İsmâil anlattı; bize Hammâd anlattı; Simâk b. Harb'den; Câbir b. Semure'den; [nakledildiğine göre] Bilâl, güneş zevalden döndüğünde (dehadet) öğle [ezanını] okurdu.
404. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ بَيْضَاءُ مُرْتَفِعَةٌ حَيَّةٌ وَيَذْهَبُ الذَّاهِبُ إِلَى الْعَوَالِي وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize el-Leys anlattı; İbn Şihâb'dan; Enes b. Mâlik'in ona haber verdiğine göre; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ikindiyi güneş henüz bembeyaz, yüksekte ve canlıyken (etkiliyken) kılardı. [Öyle ki] bir giden Avâlî'ye (Medine civarındaki köylere) giderdi de güneş hala yüksekte olurdu.
405. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ وَالْعَوَالِي عَلَى مِيلَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةٍ . قَالَ وَأَحْسَبُهُ قَالَ أَوْ أَرْبَعَةٍ .
Bize el-Hasen b. Ali anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; Ma'mer bize haber verdi; Zührî'den; dedi ki: “Avâlî (Medine civarı), iki veya üç mil [mesafededir].” Ravi [Zührî]: “Sanırım dört [mil mesafededir de] dedi.” dedi.
406. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ خَيْثَمَةَ، قَالَ حَيَاتُهَا أَنْ تَجِدَ، حَرَّهَا .
Bize Yûsuf b. Mûsâ anlattı; bize Cerîr anlattı; Mansûr'dan; Hayseme'den; [nakledildiğine göre güneşin] canlılığı (hayât), onun hararetini (sıcaklığını) hissetmendir.
407. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ عُرْوَةُ وَلَقَدْ حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ فِي حُجْرَتِهَا قَبْلَ أَنْ تَظْهَرَ .
Bize el-Ka'nebî anlattı; dedi ki: Mâlik b. Enes'e, İbn Şihâb'dan [nakledilen şu hadisi] okudum; Urve [şöyle] dedi: Yemin olsun ki Âişe bana; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in, güneş henüz [duvarın üzerinden aşıp] yükselmeden önce, odasındayken (hücre) ikindi namazını kıldığını haber verdi.
408. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَبِي الْوَزِيرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَلِيِّ بْنِ شَيْبَانَ قَالَ قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَكَانَ يُؤَخِّرُ الْعَصْرَ مَا دَامَتِ الشَّمْسُ بَيْضَاءَ نَقِيَّةً .
Bize Muhammed b. Abdurrahmân el-Anberî anlattı; bize İbrâhim b. Ebî'l-Vezîr anlattı; bize Muhammed b. Yezîd el-Yemâmî anlattı; Yezîd b. Abdurrahmân b. Ali b. Şeybân bana anlattı; babasından; dedesi Ali b. Şeybân'dan; dedi ki: Medine'ye Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldik. Güneş bembeyaz ve berrak kaldığı sürece ikindiyi geciktirirdi.
409. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، - رضى الله عنه - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ " حَبَسُونَا عَنْ صَلاَةِ الْوُسْطَى صَلاَةِ الْعَصْرِ مَلأَ اللَّهُ بُيُوتَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Yahyâ b. Zekeriyyâ b. Ebî Zâide ve Yezîd b. Hârûn anlattılar; Hişâm b. Hassân'dan; Muhammed b. Sîrîn'den; Abîde'den; Ali radıyallâhu anh'tan; [nakledildiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hendek günü şöyle buyurdu: “Bizi orta namazdan (salât-ı vustâ), yani ikindi namazından alıkoydular. Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun!”
410. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي يُونُسَ، مَوْلَى عَائِشَةَ - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا - أَنَّهُ قَالَ أَمَرَتْنِي عَائِشَةُ أَنْ أَكْتُبَ لَهَا مُصْحَفًا وَقَالَتْ إِذَا بَلَغْتَ هَذِهِ الآيَةَ فَآذِنِّي { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } فَلَمَّا بَلَغْتُهَا آذَنْتُهَا فَأَمْلَتْ عَلَىَّ { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَصَلاَةِ الْعَصْرِ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ } ثُمَّ قَالَتْ عَائِشَةُ سَمِعْتُهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize el-Ka'nebî anlattı; Mâlik'den; Zeyd b. Eslem'den; Ka'kâ' b. Hakîm'den; Âişe radıyallâhu anhâ'nın azatlısı Ebû Yûnus'tan; [nakledildiğine göre] şöyle dedi: Âişe bana kendisi için bir mushaf yazmamı emretti ve: “Şu ayete geldiğinde bana haber ver.” dedi: { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } “Namazlara ve orta namaza devam edin.” Oraya geldiğimde ona haber verdim; bana [ayeti şu şekilde] yazdırdı: { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَصَلاَةِ الْعَصْرِ وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ } “Namazlara, orta namaza ve ikindi namazına devam edin; Allah için gönülden boyun eğerek [namaza] durun.” Sonra Âişe: “Ben bunu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [böyle] işittim.” dedi.
411. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي حَكِيمٍ، قَالَ سَمِعْتُ الزِّبْرِقَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الظُّهْرَ بِالْهَاجِرَةِ وَلَمْ يَكُنْ يُصَلِّي صَلاَةً أَشَدَّ عَلَى أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهَا فَنَزَلَتْ { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } وَقَالَ " إِنَّ قَبْلَهَا صَلاَتَيْنِ وَبَعْدَهَا صَلاَتَيْنِ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; Muhammed b. Ca'fer bana anlattı; bize Şu'be anlattı; Amr b. Ebî Hakîm bana anlattı; dedi ki: ez-Zibrikân'ı, Urve b. ez-Zübeyr'den, o da Zeyd b. Sâbit'ten [naklen] anlatırken işittim; [Zeyd] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğleyi günün en sıcak vaktinde (hâcire) kılardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabına ondan daha ağır gelen bir namaz yoktu. Bunun üzerine: { حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى } “Namazlara ve orta namaza devam edin.” [ayeti] indi. Ve: “Şüphesiz ondan önce iki namaz, ondan sonra da iki namaz vardır.” buyurdu.
412. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْفَجْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَ " .
Bize el-Hasen b. er-Rebî' anlattı; İbnü'l-Mübârek bana anlattı; Ma'mer'den; İbn Tâvûs'tan; babasından; İbn Abbâs'tan; Ebû Hureyre'den; [nakledildiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim güneş batmadan önce ikindiden bir rekat yetişirse, [o namaza] yetişmiş olur. Kim de güneş doğmadan önce sabahtan bir rekat yetişirse, [o namaza] yetişmiş olur.”
413. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْنَا عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بَعْدَ الظُّهْرِ فَقَامَ يُصَلِّي الْعَصْرَ فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ صَلاَتِهِ ذَكَرْنَا تَعْجِيلَ الصَّلاَةِ أَوْ ذَكَرَهَا فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ تِلْكَ صَلاَةُ الْمُنَافِقِينَ يَجْلِسُ أَحَدُهُمْ حَتَّى إِذَا اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ فَكَانَتْ بَيْنَ قَرْنَىْ شَيْطَانٍ أَوْ عَلَى قَرْنَىِ الشَّيْطَانِ قَامَ فَنَقَرَ أَرْبَعًا لاَ يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهَا إِلاَّ قَلِيلاً " .
Bize el-Ka'nebî anlattı; Mâlik'den; el-Alâ b. Abdurrahmân'dan; [nakledildiğine göre] şöyle dedi: Öğleden sonra Enes b. Mâlik'in yanına girdik. Hemen kalkıp ikindiyi kıldı. Namazını bitirince, namazı erkene almaktan (ta'cîl) bahsettik –veya o bahsetti– ve şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle] buyururken işittim: “İşte bu münafıkların namazıdır, işte bu münafıkların namazıdır, işte bu münafıkların namazıdır! Onlardan biri oturur; nihayet güneş sararıp şeytanın iki boynuzu arasına –veya şeytanın boynuzu üzerine– geldiğinde kalkar, [tavuğun yem yediği gibi] dört rekatı hızlıca kılar (nakara) ve onlarda Allah'ı pek az zikreder.”
414. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الَّذِي تَفُوتُهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ " أُتِرَ " . وَاخْتُلِفَ عَلَى أَيُّوبَ فِيهِ وَقَالَ الزُّهْرِيُّ عَنْ سَالِمٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وُتِرَ " .
Bize Abdullâh b. Mesleme anlattı; Mâlik'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den; [nakledildiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını kaybetmiş (vutira) gibidir.” Ebû Dâvûd dedi ki: Ubeydullâh b. Ömer [bu kelimeyi] “utira” [şeklinde] söyledi. Eyyûb'un bu [kelime] hakkındaki rivayetinde ihtilaf edildi. Zührî, Sâlim'den, o babasından, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen Peygamber'in]: “Vutira.” buyurduğunu [zikretti].
415. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ قَالَ أَبُو عَمْرٍو يَعْنِي الأَوْزَاعِيَّ وَذَلِكَ أَنْ تَرَى، مَا عَلَى الأَرْضِ مِنَ الشَّمْسِ صَفْرَاءَ .
Bize Mahmûd b. Hâlid anlattı; bize el-Velîd anlattı; Ebû Amr –yani el-Evzâî– dedi ki: “O [vakit], yer üzerindeki güneş ışığını sarı görmendir.”
416. Hadis
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ نَرْمِي فَيَرَى أَحَدُنَا مَوْضِعَ نَبْلِهِ .
Bize Dâvûd b. Şebîb anlattı; bize Hammâd anlattı; Sâbit el-Bünânî'den; Enes b. Mâlik'den; [nakledildiğine göre] şöyle dedi: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte akşam namazını kılardık, sonra [ok] atardık da her birimiz okunun düştüğü yeri görürdü.”
417. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عِيسَى، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الْمَغْرِبَ سَاعَةَ تَغْرُبُ الشَّمْسُ إِذَا غَابَ حَاجِبُهَا .
Bize Amr b. Alî anlattı; Safvân b. Îsâ’dan; Yezîd b. Ebî Ubeyd’den; Seleme b. el-Ekva’dan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, akşam namazını güneş battığı zaman —(güneşin) kaşı (üst kenarı) kaybolunca— kılardı.
418. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ مَرْثَدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ عَلَيْنَا أَبُو أَيُّوبَ غَازِيًا وَعُقْبَةُ بْنُ عَامِرٍ يَوْمَئِذٍ عَلَى مِصْرَ فَأَخَّرَ الْمَغْرِبَ فَقَامَ إِلَيْهِ أَبُو أَيُّوبَ فَقَالَ لَهُ مَا هَذِهِ الصَّلاَةُ يَا عُقْبَةُ فَقَالَ شُغِلْنَا . قَالَ أَمَا سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَزَالُ أُمَّتِي بِخَيْرٍ - أَوْ قَالَ عَلَى الْفِطْرَةِ - مَا لَمْ يُؤَخِّرُوا الْمَغْرِبَ إِلَى أَنْ تَشْتَبِكَ النُّجُومُ " .
Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı; bize Yezîd b. Zürey’ anlattı; bize Muhammed b. İshâk anlattı; bana Yezîd b. Ebî Habîb anlattı; Mersed b. Abdullah’tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Ebû Eyyûb [el-Ensârî] gazâ maksadıyla yanımıza geldiğinde, Ukbe b. Âmir de o günlerde Mısır’ın (valisi) idi. (Ukbe bir gün) akşam namazını geciktirdi. Bunun üzerine Ebû Eyyûb onun yanına gitti ve ona: “Ey Ukbe! Bu ne namazı(dır böyle)?” dedi. O da: “Meşgul olduk” dedi. (Ebû Eyyûb) dedi ki: Sen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmedin mi? “Ümmetim, akşam namazını yıldızlar birbirine karışıncaya kadar geciktirmedikleri sürece hayır —veya fıtrat— üzere olmaya devam ederler.”
419. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ سَالِمٍ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ أَنَا أَعْلَمُ النَّاسِ، بِوَقْتِ هَذِهِ الصَّلاَةِ صَلاَةِ الْعِشَاءِ الآخِرَةِ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّيهَا لِسُقُوطِ الْقَمَرِ لِثَالِثَةٍ .
Bize Müsedded anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Ebû Bişr’den; Beşîr b. Sâbit’ten; Habîb b. Sâlim’den; Nu’mân b. Beşîr’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: “Bu namazın —son yatsı namazının— vaktini insanlar içinde en iyi bilen benim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu, (ayın) üçüncü (gecesinde) ay battığı zaman kılardı.”
420. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ مَكَثْنَا ذَاتَ لَيْلَةٍ نَنْتَظِرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِصَلاَةِ الْعِشَاءِ فَخَرَجَ إِلَيْنَا حِينَ ذَهَبَ ثُلُثُ اللَّيْلِ أَوْ بَعْدَهُ فَلاَ نَدْرِي أَشَىْءٌ شَغَلَهُ أَمْ غَيْرُ ذَلِكَ فَقَالَ حِينَ خَرَجَ " أَتَنْتَظِرُونَ هَذِهِ الصَّلاَةَ لَوْلاَ أَنْ تَثْقُلَ عَلَى أُمَّتِي لَصَلَّيْتُ بِهِمْ هَذِهِ السَّاعَةَ " . ثُمَّ أَمَرَ الْمُؤَذِّنَ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Cerîr anlattı; Mansûr’dan; Hakem’den; Nâfi’den; Abdullah b. Ömer’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Bir gece yatsı namazı için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i bekledik. Gecenin üçte biri veya ondan biraz sonrası geçince yanımıza çıktı. Onu bir şeyin mi meşgul ettiğini yoksa başka bir (sebep) mi olduğunu bilmiyoruz. Yanımıza çıktığı zaman şöyle buyurdu: “Bu namazı mı bekliyorsunuz? Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara (bu namazı) şu saatte kıldırırdım.” Sonra müezzine emretti, o da (namaz için) kamet getirdi.
421. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ حُمَيْدٍ السَّكُونِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، يَقُولُ ارْتَقَبْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي صَلاَةِ الْعَتَمَةِ فَأَخَّرَ حَتَّى ظَنَّ الظَّانُّ أَنَّهُ لَيْسَ بِخَارِجٍ وَالْقَائِلُ مِنَّا يَقُولُ صَلَّى فَإِنَّا لَكَذَلِكَ حَتَّى خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا لَهُ كَمَا قَالُوا فَقَالَ لَهُمْ " أَعْتِمُوا بِهَذِهِ الصَّلاَةِ فَإِنَّكُمْ قَدْ فُضِّلْتُمْ بِهَا عَلَى سَائِرِ الأُمَمِ وَلَمْ تُصَلِّهَا أُمَّةٌ قَبْلَكُمْ " .
Bize Amr b. Osman el-Hımsî anlattı; bize babam anlattı; bize Harîz anlattı; Râşid b. Sa’d’dan; Âsım b. Humeyd es-Sekûnî’den [nakledildiğine göre] o, Muâz b. Cebel’i şöyle derken işitmiştir: “(Bir defasında) ateme (yatsı) namazında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i (gelir diye) gözledik. O kadar geciktirdi ki, (artık) çıkmayacağını zannettik. Bizden kimisi de ‘(Kendi başına) kıldı’ diyordu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem çıkıncaya kadar biz bu haldeydik. Ona (durumu) anlattılar. O da onlara şöyle buyurdu: ‘Bu namazı (böyle) geciktirin (karanlığa bırakın). Çünkü siz bu namazla diğer ümmetlere üstün kılındınız. Sizden önceki hiçbir ümmet onu kılmamıştır.’”
422. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ صَلَّيْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الْعَتَمَةِ فَلَمْ يَخْرُجْ حَتَّى مَضَى نَحْوٌ مِنْ شَطْرِ اللَّيْلِ فَقَالَ " خُذُوا مَقَاعِدَكُمْ " . فَأَخَذْنَا مَقَاعِدَنَا فَقَالَ " إِنَّ النَّاسَ قَدْ صَلَّوْا وَأَخَذُوا مَضَاجِعَهُمْ وَإِنَّكُمْ لَنْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرْتُمُ الصَّلاَةَ وَلَوْلاَ ضَعْفُ الضَّعِيفِ وَسَقَمُ السَّقِيمِ لأَخَّرْتُ هَذِهِ الصَّلاَةَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; bize Dâvûd b. Ebî Hind anlattı; Ebû Nadre’den; Ebû Saîd el-Hudrî’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte ateme (yatsı) namazını kıldık (kılacaktık). Gecenin yarısına yakın bir vakit geçinceye kadar (yanımıza) çıkmadı. (Çıkınca): “Yerlerinize oturun” buyurdu. Biz de yerlerimize oturduk. Şöyle buyurdu: “İnsanlar namazı kıldılar ve yataklarına girdiler. Siz ise namazı beklediğiniz sürece namazda (hükmünde) olmaya devam edersiniz. Eğer zayıfın zayıflığı ve hastanın hastalığı (endişesi) olmasaydı, bu namazı gecenin yarısına kadar geciktirirdim.”
423. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - أَنَّهَا قَالَتْ إِنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيُصَلِّي الصُّبْحَ فَيَنْصَرِفُ النِّسَاءُ مُتَلَفِّعَاتٍ بِمُرُوطِهِنَّ مَا يُعْرَفْنَ مِنَ الْغَلَسِ .
Bize el-Ka’nebî anlattı; Mâlik’ten; Yahyâ b. Saîd’den; Amre binti Abdurrahmân’dan; Âişe —radıyallahu anhâ—’dan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazını kılardı da kadınlar örtülerine bürünmüş olarak (evlerine) dönerlerdi; (henüz ortalık aydınlanmadığından) alaca karanlıktan dolayı tanınmazlardı.
424. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَصْبِحُوا بِالصُّبْحِ فَإِنَّهُ أَعْظَمُ لأُجُورِكُمْ " . أَوْ " أَعْظَمُ لِلأَجْرِ " .
Bize İshâk b. İsmâîl anlattı; bize Süfyân anlattı; İbn Aclân’dan; Âsım b. Ömer b. Katâde b. Nu’mân’dan; Mahmûd b. Lebîd’den; Râfi’ b. Hadîc’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sabah namazını ortalık aydınlandığında kılın. Çünkü bu, ecirleriniz için daha büyüktür” —veya “ecir bakımından daha büyüktür”—.
425. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ هَارُونَ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصُّنَابِحِيِّ، قَالَ زَعَمَ أَبُو مُحَمَّدٍ أَنَّ الْوِتْرَ، وَاجِبٌ، فَقَالَ عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ كَذَبَ أَبُو مُحَمَّدٍ أَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَمْسُ صَلَوَاتٍ افْتَرَضَهُنَّ اللَّهُ تَعَالَى مَنْ أَحْسَنَ وُضُوءَهُنَّ وَصَلاَّهُنَّ لِوَقْتِهِنَّ وَأَتَمَّ رُكُوعَهُنَّ وَخُشُوعَهُنَّ كَانَ لَهُ عَلَى اللَّهِ عَهْدٌ أَنْ يَغْفِرَ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلَيْسَ لَهُ عَلَى اللَّهِ عَهْدٌ إِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ " .
Bize Muhammed b. Harb el-Vâsıtî anlattı; bize Yezîd —yani İbn Hârûn— anlattı; bize Muhammed b. Mutarrif anlattı; Zeyd b. Eslem’den; Atâ b. Yesâr’dan; Abdullah b. es-Sunâbihî’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Ebû Muhammed, vitir namazının vâcip olduğunu iddia etti. Bunun üzerine Ubâde b. es-Sâmit şöyle dedi: “Ebû Muhammed yanıldı. Şehadet ederim ki ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Allah Teâlâ’nın farz kıldığı beş vakit namaz vardır. Kim bunların abdestini güzelce alır, onları vaktinde kılar, rükûsunu ve huşûsunu tam yaparsa, Allah katında onun için kendisini bağışlayacağına dair bir ahit vardır. Kim de böyle yapmazsa, Allah katında onun için bir ahit yoktur; dilerse onu bağışlar, dilerse ona azap eder.’”
426. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ غَنَّامٍ، عَنْ بَعْضِ، أُمَّهَاتِهِ عَنْ أُمِّ فَرْوَةَ، قَالَتْ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ " الصَّلاَةُ فِي أَوَّلِ وَقْتِهَا " . قَالَ الْخُزَاعِيُّ فِي حَدِيثِهِ عَنْ عَمَّةٍ لَهُ يُقَالُ لَهَا أُمُّ فَرْوَةَ قَدْ بَايَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ .
Bize Muhammed b. Abdullah el-Huzâî ve Abdullah b. Mesleme anlattılar; dediler ki: Bize Abdullah b. Ömer anlattı; Kâsım b. Gannâm’dan; o bazı annelerinden (veya teyzelerinden); Ümmü Ferve’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Hangi amel daha faziletlidir?” diye soruldu. O da: “İlk vaktinde (kılınan) namazdır” buyurdu. Huzâî kendi hadisinde (şöyle dedi): [Kâsım]; Ümmü Ferve denilen ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e biat etmiş olan halasından naklen, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e sorulduğunu (belirtmiştir).
427. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عُمَارَةَ بْنِ رُؤَيْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلَهُ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ فَقَالَ أَخْبِرْنِي مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ صَلَّى قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ " . قَالَ أَنْتَ سَمِعْتَهُ مِنْهُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ . قَالَ نَعَمْ . كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ سَمِعَتْهُ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِي . فَقَالَ الرَّجُلُ وَأَنَا سَمِعْتُهُ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ذَلِكَ .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ anlattı; İsmâîl b. Ebî Hâlid’den; bize Ebû Bekr b. Umâre b. Ruveybe, babasından [naklederek] anlattı; dedi ki: Basra ehlinden bir adam ona (Umâre’ye) sordu ve: “Bana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ne işittiğini haber ver” dedi. O şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Güneş doğmadan önce ve batmadan önce namaz kılan hiçbir adam ateşe girmez.’” (Adam): “Bunu ondan sen mi işittin?” diye üç defa sordu. O da: “Evet” dedi. “(Her defasında); kulaklarım onu işitti ve kalbim onu iyice belledi”, diyordu. Bunun üzerine adam: “Ben de O sallallâhu aleyhi ve sellem’i böyle söylerken işittim” dedi.
428. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي حَرْبِ بْنِ أَبِي الأَسْوَدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ فَضَالَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ فِيمَا عَلَّمَنِي " وَحَافِظْ عَلَى الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ " . قَالَ قُلْتُ إِنَّ هَذِهِ سَاعَاتٌ لِي فِيهَا أَشْغَالٌ فَمُرْنِي بِأَمْرٍ جَامِعٍ إِذَا أَنَا فَعَلْتُهُ أَجْزَأَ عَنِّي فَقَالَ " حَافِظْ عَلَى الْعَصْرَيْنِ " . وَمَا كَانَتْ مِنْ لُغَتِنَا فَقُلْتُ وَمَا الْعَصْرَانِ فَقَالَ " صَلاَةٌ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَصَلاَةٌ قَبْلَ غُرُوبِهَا " .
Bize Amr b. Avn anlattı; bize Hâlid haber verdi; Dâvûd b. Ebî Hind’den; Ebû Harb b. Ebi’l-Esved’den; Abdullah b. Fadâle’den; babasından [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana (İslam’ı) öğretti. Bana öğrettikleri arasında şu da vardı: “Beş vakit namazı muhafaza et (onlara devam et).” Dedim ki: “Bunlar öyle vakitler ki, benim o vakitlerde meşguliyetlerim oluyor. Bana kapsamlı bir şey emret ki onu yaptığım zaman bana yetiversin.” Bunun üzerine: “İki asrı (Asreyn’i) muhafaza et” buyurdu. Bu (kelime) bizim lügatimizde yoktu. Bu sebeple: “İki asr nedir?” dedim. O da: “Güneş doğmadan önceki bir namaz ve batmadan önceki bir namazdır” buyurdu.
429. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَلِيٍّ الْحَنَفِيُّ، عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، وَأَبَانُ، كِلاَهُمَا عَنْ خُلَيْدٍ الْعَصَرِيِّ، عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَمْسٌ مَنْ جَاءَ بِهِنَّ مَعَ إِيمَانٍ دَخَلَ الْجَنَّةَ مَنْ حَافَظَ عَلَى الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ عَلَى وُضُوئِهِنَّ وَرُكُوعِهِنَّ وَسُجُودِهِنَّ وَمَوَاقِيتِهِنَّ وَصَامَ رَمَضَانَ وَحَجَّ الْبَيْتَ إِنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَأَعْطَى الزَّكَاةَ طَيِّبَةً بِهَا نَفْسُهُ وَأَدَّى الأَمَانَةَ " . قَالُوا يَا أَبَا الدَّرْدَاءِ وَمَا أَدَاءُ الأَمَانَةِ قَالَ الْغُسْلُ مِنَ الْجَنَابَةِ .
Bize Muhammed b. Abdurrahman el-Anberî anlattı; bize Ebû Alî el-Hanefî —Ubeydullah b. Abdilmecîd— anlattı; bize İmrân el-Kattân anlattı; bize Katâde ve Ebân anlattı; her ikisi de Huleyd el-Asarî’den; Ümmü’d-Derdâ’dan; Ebû’d-Derdâ’dan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beş şey vardır ki, kim (Allah’a) imanla birlikte bunları yerine getirirse cennete girer: Beş vakit namazı; abdestlerine, rükûlarına, secdelerine ve vakitlerine dikkat ederek kılan; Ramazan orucunu tutan; yoluna güç yetirebildiği takdirde Beyt’i (Kâbe’yi) hacc eden; gönül hoşnutluğuyla zekâtını veren ve emaneti eda eden.” Dediler ki: “Ey Ebu’d-Derdâ! Emaneti eda etmek nedir?” O da: “Cünüplükten gusletmektir” dedi.
430. Hadis
حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ ضُبَارَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلِيكٍ الأَلْهَانِيِّ، أَخْبَرَنِي ابْنُ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ إِنَّ أَبَا قَتَادَةَ بْنَ رِبْعِيٍّ أَخْبَرَهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَالَ اللَّهُ تَعَالَى إِنِّي فَرَضْتُ عَلَى أُمَّتِكَ خَمْسَ صَلَوَاتٍ وَعَهِدْتُ عِنْدِي عَهْدًا أَنَّهُ مَنْ جَاءَ يُحَافِظُ عَلَيْهِنَّ لِوَقْتِهِنَّ أَدْخَلْتُهُ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يُحَافِظْ عَلَيْهِنَّ فَلاَ عَهْدَ لَهُ عِنْدِي " .
Bize Hayve b. Şurayh el-Mısrî anlattı; bize Bakiyye anlattı; Dubâre b. Abdullah b. Ebî Selîk el-Elhânî’den; bana İbn Nâfi’ haber verdi; İbn Şihâb ez-Zührî’den; dedi ki: Saîd b. el-Müseyyeb şöyle dedi: Ona Ebû Katâde b. Rib’î haber verdi; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve katımda bir ahit verdim ki; kim onları vakitlerinde kılmaya özen göstererek gelirse, onu cennete koyacağım. Kim de onlara özen göstermezse, benim katımda onun için bir ahit yoktur.’”
431. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، - يَعْنِي الْجَوْنِيَّ - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا ذَرٍّ كَيْفَ أَنْتَ إِذَا كَانَتْ عَلَيْكَ أُمَرَاءُ يُمِيتُونَ الصَّلاَةَ " . أَوْ قَالَ " يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنِي قَالَ " صَلِّ الصَّلاَةَ لِوَقْتِهَا فَإِنْ أَدْرَكْتَهَا مَعَهُمْ فَصَلِّهَا فَإِنَّهَا لَكَ نَافِلَةٌ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Hammâd b. Zeyd anlattı; Ebû İmrân —yani el-Cevnî—’den; Abdullah b. es-Sâmit’ten; Ebû Zer’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Ey Ebû Zer! Namazı öldüren (vaktini geçiren)” —veya “namazı geciktiren”— “emirler (yöneticiler) senin başına geldiği zaman halin nice olur?” buyurdu. Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Bana ne emredersin?” Buyurdu ki: “Namazı vaktinde kıl. Eğer onlarla birlikte (kılınan namaza) yetişirsen, onu da kıl. Çünkü o senin için nâfile olur.”
432. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، دُحَيْمٌ الدِّمَشْقِيُّ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي حَسَّانُ، - يَعْنِي ابْنَ عَطِيَّةَ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَابِطٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ الأَوْدِيِّ، قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ الْيَمَنَ رَسُولُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا - قَالَ - فَسَمِعْتُ تَكْبِيرَهُ مَعَ الْفَجْرِ رَجُلٌ أَجَشُّ الصَّوْتِ - قَالَ - فَأُلْقِيَتْ عَلَيْهِ مَحَبَّتِي فَمَا فَارَقْتُهُ حَتَّى دَفَنْتُهُ بِالشَّامِ مَيْتًا ثُمَّ نَظَرْتُ إِلَى أَفْقَهِ النَّاسِ بَعْدَهُ فَأَتَيْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ فَلَزِمْتُهُ حَتَّى مَاتَ فَقَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَيْفَ بِكُمْ إِذَا أَتَتْ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ يُصَلُّونَ الصَّلاَةَ لِغَيْرِ مِيقَاتِهَا " . قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " صَلِّ الصَّلاَةَ لِمِيقَاتِهَا وَاجْعَلْ صَلاَتَكَ مَعَهُمْ سُبْحَةً " .
Bize Abdurrahman b. İbrâhim —Duhaym ed-Dımaşkî— anlattı; bize Velîd anlattı; bize Evzâî anlattı; bana Hassân —yani İbn Atıyye— anlattı; Abdurrahman b. Sâbit’ten; Amr b. Meymûn el-Evdî’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Muâz b. Cebel, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in elçisi olarak Yemen’e yanımıza geldi. —[Amr] dedi ki:— Sabah namazı vaktinde onun tekbirini işittim; gür sesli bir adamdı. —[Amr devamla] dedi ki:— Kalbime onun sevgisi düştü. Şam’da vefat edip onu defnedinceye kadar ondan ayrılmadım. Sonra ondan sonra insanların en fakihi kimdir diye baktım ve İbn Mes’ûd’a geldim; ölene kadar onun yanından ayrılmadım. (İbn Mes’ûd) dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Namazı vaktinin dışında (bir vakitte) kılan emirler (yöneticiler) başınıza geldiği zaman haliniz nice olur?” Dedim ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer ben o zamana yetişirsem bana ne emredersin?” Buyurdu ki: “Namazı vaktinde kıl; onlarla birlikte kıldığın namazını da sübha (nâfile) say.”
433. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى، عَنِ ابْنِ أُخْتِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، - الْمَعْنَى - عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى الْحِمْصِيِّ، عَنْ أَبِي أُبَىِّ ابْنِ امْرَأَةِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهَا سَتَكُونُ عَلَيْكُمْ بَعْدِي أُمَرَاءُ تَشْغَلُهُمْ أَشْيَاءُ عَنِ الصَّلاَةِ لِوَقْتِهَا حَتَّى يَذْهَبَ وَقْتُهَا فَصَلُّوا الصَّلاَةَ لِوَقْتِهَا " . فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُصَلِّي مَعَهُمْ قَالَ " نَعَمْ إِنْ شِئْتَ " . وَقَالَ سُفْيَانُ إِنْ أَدْرَكْتُهَا مَعَهُمْ أَأُصَلِّي مَعَهُمْ قَالَ " نَعَمْ إِنْ شِئْتَ " .
Bize Muhammed b. Kudâme b. A’yen anlattı; bize Cerîr anlattı; Mansûr’dan; Hilâl b. Yisâf’tan; Ebu’l-Müsennâ’dan; Ubâde b. es-Sâmit’in kız kardeşinin oğlundan; Ubâde b. es-Sâmit’ten; (H) Yine bize Muhammed b. Süleymân el-Enbârî anlattı; bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan —manâ olarak—; Mansûr’dan; Hilâl b. Yisâf’tan; Ebu’l-Müsennâ el-Hımsî’den; Ubâde b. es-Sâmit’in karısının oğlu Ebû Übey’den; Ubâde b. es-Sâmit’ten [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden sonra üzerinize öyle emirler (yöneticiler) gelecek ki, bazı işler onları namazı vaktinde kılmaktan alıkoyacak; hatta vakti geçecek. Siz namazı vaktinde kılın.” Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Onlarla birlikte de kılayım mı?” dedi. Buyurdu ki: “Evet, dilersen (kıl).” Süfyân (kendi rivayetinde adamın şöyle dediğini) söyledi: “Eğer onlarla (namaza) yetişirsem, onlarla birlikte kılayım mı?” (Resûlullah): “Evet, dilersen (kıl)” buyurdu.
434. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو هَاشِمٍ، - يَعْنِي الزَّعْفَرَانِيَّ - حَدَّثَنِي صَالِحُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ قَبِيصَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ عَلَيْكُمْ أُمَرَاءُ مِنْ بَعْدِي يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ فَهِيَ لَكُمْ وَهِيَ عَلَيْهِمْ فَصَلُّوا مَعَهُمْ مَا صَلَّوُا الْقِبْلَةَ " .
Bize Ebü’l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; bize Ebû Hâşim —yani ez-Za’ferânî— anlattı; bana Sâlih b. Ubeyd anlattı; Kabîsa b. Vakkas’tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden sonra üzerinize öyle emirler (yöneticiler) olacak ki, namazı geciktirecekler. O (namazın ecri) sizin lehinize, (günahı ise) onların aleyhinedir. Kıbleye doğru namaz kıldıkları sürece onlarla birlikte kılın.”
435. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَفَلَ مِنْ غَزْوَةِ خَيْبَرَ فَسَارَ لَيْلَةً حَتَّى إِذَا أَدْرَكَنَا الْكَرَى عَرَّسَ وَقَالَ لِبِلاَلٍ " اكْلأْ لَنَا اللَّيْلَ " . قَالَ فَغَلَبَتْ بِلاَلاً عَيْنَاهُ وَهُوَ مُسْتَنِدٌ إِلَى رَاحِلَتِهِ فَلَمْ يَسْتَيْقِظِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ بِلاَلٌ وَلاَ أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ حَتَّى إِذَا ضَرَبَتْهُمُ الشَّمْسُ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَهُمُ اسْتِيقَاظًا فَفَزِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " يَا بِلاَلُ " . فَقَالَ أَخَذَ بِنَفْسِي الَّذِي أَخَذَ بِنَفْسِكَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَاقْتَادُوا رَوَاحِلَهُمْ شَيْئًا ثُمَّ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ لَهُمُ الصَّلاَةَ وَصَلَّى بِهِمُ الصُّبْحَ فَلَمَّا قَضَى الصَّلاَةَ قَالَ " مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ { أَقِمِ الصَّلاَةَ لِلذِّكْرَى } " . قَالَ يُونُسُ وَكَانَ ابْنُ شِهَابٍ يَقْرَؤُهَا كَذَلِكَ . قَالَ أَحْمَدُ قَالَ عَنْبَسَةُ - يَعْنِي عَنْ يُونُسَ - فِي هَذَا الْحَدِيثِ لِذِكْرِي . وَقَالَ أَحْمَدُ الْكَرَى النُّعَاسُ .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize İbn Vehb anlattı; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb’dan; İbnü’l-Müseyyeb’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber Gazvesi’nden dönerken geceleyin yürüdü. Nihayet (üzerimize) uyku çökünce (bir yerde) konakladı ve Bilâl’e: “Bizim için geceyi gözetle (uyuma, sabah namazını kaçırmayalım)” buyurdu. [Ravi] dedi ki: Ancak Bilâl de binitine yaslanmışken gözleri (uykuya) yenik düştü. Artık ne Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, ne Bilâl, ne de ashabından hiç kimse uyanamadı. Nihayet güneş onlara vurunca (uyandılar). Onların ilk uyananı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oldu ve telaşla: “Ey Bilâl!” diye seslendi. (Bilâl) dedi ki: “Seni(n ruhunu) alan, benim de nefsimi aldı; anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü!” Bunun üzerine binitlerini biraz (oradan) sürdüler. Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı ve Bilâl’e emretti; o da onlar için namaz kâmeti getirdi. (Peygamber) onlara sabah namazını kıldırdı. Namazı bitirince şöyle buyurdu: “Kim bir namazı unutursa, onu hatırladığında kılsın. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Beni anmak için namazı kıl.}” Yûnus dedi ki: İbn Şihâb (ayeti) böyle (lizzikrâ şeklinde) okurdu. Ahmed (b. Sâlih) dedi ki: Anbese —Yûnus’tan naklen— bu hadiste (ayetin okunuşunu) “lizikrî” (Beni anmak için) şeklinde söyledi. Ahmed dedi ki: “el-Kerâ”, uyuklamak demektir.
436. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَحَوَّلُوا عَنْ مَكَانِكُمُ الَّذِي أَصَابَتْكُمْ فِيهِ الْغَفْلَةُ " . قَالَ فَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ وَأَقَامَ وَصَلَّى . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ مَالِكٌ وَسُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ وَالأَوْزَاعِيُّ وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنْ مَعْمَرٍ وَابْنِ إِسْحَاقَ لَمْ يَذْكُرْ أَحَدٌ مِنْهُمُ الأَذَانَ فِي حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ هَذَا وَلَمْ يُسْنِدْهُ مِنْهُمُ إِلاَّ الأَوْزَاعِيُّ وَأَبَانُ الْعَطَّارُ عَنْ مَعْمَرٍ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Ebân anlattı; bize Ma’mer anlattı; Zührî’den; Saîd b. el-Müseyyeb’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre] o, bu (önceki) haber hakkında şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Gafletin size isabet ettiği bu yerinizden başka bir yere geçin” buyurdu. [Ravi] dedi ki: (Peygamber) Bilâl’e emretti; o da ezan okudu ve kâmet getirdi; (Peygamber de) namazı kıldırdı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bunu Mâlik, Süfyân b. Uyeyne, Evzâî, Abdurrezzâk —Ma’mer’den naklen— ve İbn İshâk rivayet etti. Onlardan hiçbiri Zührî’nin bu hadisinde ezanı zikretmediler. Onların arasından bunu sadece Evzâî ve —Ma’mer’den naklen— Ebân el-Attâr isnad ederek (Müsned olarak) rivayet etti.
437. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو قَتَادَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ لَهُ فَمَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمِلْتُ مَعَهُ فَقَالَ " انْظُرْ " . فَقُلْتُ هَذَا رَاكِبٌ هَذَانِ رَاكِبَانِ هَؤُلاَءِ ثَلاَثَةٌ حَتَّى صِرْنَا سَبْعَةً . فَقَالَ " احْفَظُوا عَلَيْنَا صَلاَتَنَا " . يَعْنِي صَلاَةَ الْفَجْرِ فَضُرِبَ عَلَى آذَانِهِمْ فَمَا أَيْقَظَهُمْ إِلاَّ حَرُّ الشَّمْسِ فَقَامُوا فَسَارُوا هُنَيَّةً ثُمَّ نَزَلُوا فَتَوَضَّئُوا وَأَذَّنَ بِلاَلٌ فَصَلَّوْا رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ ثُمَّ صَلَّوُا الْفَجْرَ وَرَكِبُوا فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ قَدْ فَرَّطْنَا فِي صَلاَتِنَا . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ لاَ تَفْرِيطَ فِي النَّوْمِ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ فِي الْيَقَظَةِ فَإِذَا سَهَا أَحَدُكُمْ عَنْ صَلاَةٍ فَلْيُصَلِّهَا حِينَ يَذْكُرُهَا وَمِنَ الْغَدِ لِلْوَقْتِ " .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; Sâbit el-Bünânî’den; Abdullah b. Rebâh el-Ensârî’den; bize Ebû Katâde’nin [naklettiğine göre]; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculuğundaydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (yoldan) saptı (kenara çekildi); ben de onunla birlikte saptım. “Bak!” buyurdu. Dedim ki: “İşte bir atlı; işte iki atlı; şunlar (oldu) üç...” Nihayet yedi (kişi) olduk. Buyurdu ki: “Namazımızı bize (kaçırmamak üzere) koruyun.” —Sabah namazını kastediyordu.— Fakat kulaklarına vuruldu (derin bir uykuya daldılar). Onları güneşin sıcaklığından başka hiçbir şey uyandırmadı. Kalktılar ve birazcık yürüdüler; sonra indiler ve abdest aldılar. Bilâl ezan okudu; sabahın iki rekât (sünnet)ini kıldılar; sonra da sabah (farz) namazını kıldılar ve bindiler. Bazıları diğerlerine: “Namazımızda kusur ettik (ihmal gösterdik)” dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uykuda kusur (ihmal) yoktur; kusur ancak uyanıklıkta olur. Sizden biri bir namazdan gafil olur (uyur veya unutur)sa, onu hatırladığı zaman kılsın; ertesi gün ise (onu normal) vaktinde (kılsın).”
438. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ شَيْبَانَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ سُمَيْرٍ، قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيُّ مِنَ الْمَدِينَةِ وَكَانَتِ الأَنْصَارُ تُفَقِّهُهُ - فَحَدَّثَنَا قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو قَتَادَةَ الأَنْصَارِيُّ فَارِسُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَيْشَ الأُمَرَاءِ بِهَذِهِ الْقِصَّةِ . قَالَ فَلَمْ تُوقِظْنَا إِلاَّ الشَّمْسُ طَالِعَةً فَقُمْنَا وَهِلِينَ لِصَلاَتِنَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " رُوَيْدًا رُوَيْدًا " . حَتَّى إِذَا تَعَالَتِ الشَّمْسُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يَرْكَعُ رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ فَلْيَرْكَعْهُمَا " . فَقَامَ مَنْ كَانَ يَرْكَعُهُمَا وَمَنْ لَمْ يَكُنْ يَرْكَعُهُمَا فَرَكَعَهُمَا ثُمَّ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُنَادَى بِالصَّلاَةِ فَنُودِيَ بِهَا فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِنَا فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " أَلاَ إِنَّا نَحْمَدُ اللَّهَ أَنَّا لَمْ نَكُنْ فِي شَىْءٍ مِنْ أُمُورِ الدُّنْيَا يَشْغَلُنَا عَنْ صَلاَتِنَا وَلَكِنَّ أَرْوَاحَنَا كَانَتْ بِيَدِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فَأَرْسَلَهَا أَنَّى شَاءَ فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ صَلاَةَ الْغَدَاةِ مِنْ غَدٍ صَالِحًا فَلْيَقْضِ مَعَهَا مِثْلَهَا " .
Bize Alî b. Nasr anlattı; bize Vehb b. Cerîr anlattı; bize Esved b. Şeybân anlattı; bize Hâlid b. Sümeyr anlattı; dedi ki: Abdullah b. Rebâh el-Ensârî Medine’den yanımıza geldi —ki Ensar ona (dini) kavratmaya çalışırdı—. O bize anlattı; dedi ki: Bana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in süvarisi Ebû Katâde el-Ensârî anlattı. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem el-Umerâ (Komutanlar) Ordusu’nu gönderdi... (Ravi hadisi) bu kıssa ile (şöyle) aktardı: Dedi ki: Bizi ancak doğan güneş uyandırdı. Namazımız için panik içinde kalktık. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sakin olun, sakin olun” buyurdu. Nihayet güneş yükselince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sizden kim Sabah’ın iki rekâtını (sünnetini) kılıyor idiyse, yine o ikisini kılsın” buyurdu. Bunun üzerine onları kılanlar da, (daha önce) kılmayanlar da kalkıp o iki rekâtı kıldılar. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz için nidâ edilmesini emretti; ve namaz için nidâ edildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı ve bize namazı kıldırdı. Namazı bitirince şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Biz Allah’a hamd ederiz ki; biz namazımızdan bizi alıkoyacak bir dünya işiyle meşgul değildik. Fakat ruhlarımız Azîz ve Celîl olan Allah’ın elindeydi; onları dilediği zaman (bedenlerimize) geri gönderdi. Sizden kim yarın sabah namazına (vaktinde) uygun şekilde yetişirse, onunla birlikte (bugün kaçırdığının) bir mislini de kaza etsin.”
439. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ قَبَضَ أَرْوَاحَكُمْ حَيْثُ شَاءَ وَرَدَّهَا حَيْثُ شَاءَ قُمْ فَأَذِّنْ بِالصَّلاَةِ " . فَقَامُوا فَتَطَهَّرُوا حَتَّى إِذَا ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِالنَّاسِ .
Bize Amr b. Avn anlattı; bize Hâlid haber verdi; Husayn’dan; İbn Ebî Katâde’den; Ebû Katâde’den [nakledildiğine göre] o, bu (önceki) haber hakkında şöyle demiştir: (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah sizin ruhlarınızı dilediği zaman (kabzedip) aldı ve dilediği zaman geri verdi. Kalk ve namaz için ezan oku.” Bunun üzerine (insanlar) kalktılar ve temizlendiler (abdest aldılar). Nihayet güneş yükselince Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı ve insanlara namazı kıldırdı.
440. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْثَرٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ قَالَ فَتَوَضَّأَ حِينَ ارْتَفَعَتِ الشَّمْسُ فَصَلَّى بِهِمْ .
Bize Hennâd anlattı; bize Abser anlattı; Husayn’dan; Abdullah b. Ebî Katâde’den; babasından [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu manada (bir önceki hadisin benzerini rivayet etti). Dedi ki: Güneş yükselince (Peygamber) abdest aldı ve onlara namazı kıldırdı.
441. Hadis
حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، - وَهُوَ الطَّيَالِسِيُّ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ فِي النَّوْمِ تَفْرِيطٌ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ فِي الْيَقَظَةِ أَنْ تُؤَخَّرَ صَلاَةٌ حَتَّى يَدْخُلَ وَقْتُ أُخْرَى " .
Bize Abbâs el-Anberî anlattı; bize Süleyman b. Dâvûd —yani et-Tayâlisî— anlattı; bize Süleyman —yani İbnü’l-Muğîre— anlattı; Sâbit’ten; Abdullah b. Rebâh’tan; Ebû Katâde’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uykuda kusur (ihmal) yoktur. Kusur (ihmal) ancak uyanıklıkta olur: Bir namazın, diğer bir namazın vakti girinceye kadar geciktirilmesidir.”
442. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا لاَ كَفَّارَةَ لَهَا إِلاَّ ذَلِكَ " .
Bize Muhammed b. Kesîr anlattı; bize Hemmâm haber verdi; Katâde’den; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir namazı unutursa, onu hatırladığında kılsın. Onun bundan başka bir kefâreti yoktur.”
443. Hadis
حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي مَسِيرٍ لَهُ فَنَامُوا عَنْ صَلاَةِ الْفَجْرِ فَاسْتَيْقَظُوا بِحَرِّ الشَّمْسِ فَارْتَفَعُوا قَلِيلاً حَتَّى اسْتَقَلَّتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَمَرَ مُؤَذِّنًا فَأَذَّنَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَقَامَ ثُمَّ صَلَّى الْفَجْرَ .
Bize Vehb b. Bakiyye anlattı; Hâlid’den; Yûnus b. Ubeyd’den; Hasan’dan; İmrân b. Husayn’dan [nakledildiğine göre]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculuğundaydı. Sabah namazında uykuya daldılar ve güneşin sıcaklığı ile uyandılar. Güneş tam yükselinceye (veya iyice belirene) kadar biraz (bulundukları yerden) ayrıldılar. Sonra (Peygamber) bir müezzine emretti; o da ezan okudu. (Peygamber) Sabah (farzın)dan önce iki rekât (sünnet) kıldı. Sonra (müezzin) kâmet getirdi; sonra da (Peygamber) Sabah namazını kıldı.
444. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ، ح وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، - وَهَذَا لَفْظُ عَبَّاسٍ - أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ حَدَّثَهُمْ عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ عَنْ عَيَّاشِ بْنِ عَبَّاسٍ - يَعْنِي الْقِتْبَانِيَّ - أَنَّ كُلَيْبَ بْنَ صُبْحٍ حَدَّثَهُمْ أَنَّ الزِّبْرِقَانَ حَدَّثَهُ عَنْ عَمِّهِ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ الضَّمْرِيِّ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ فَنَامَ عَنِ الصُّبْحِ حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَاسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " تَنَحُّوا عَنْ هَذَا الْمَكَانِ " . قَالَ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ ثُمَّ تَوَضَّئُوا وَصَلَّوْا رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَصَلَّى بِهِمْ صَلاَةَ الصُّبْحِ " .
Bize Abbâs el-Anberî anlattı; (H) yine bize Ahmed b. Sâlih anlattı —ki lafız Abbâs’a aittir—; Abdullah b. Yezîd onlara Hayve b. Şurayh’tan; o Ayyâş b. Abbâs —yani el-Kıtbânî—’den; o Küleyb b. Subh’un onlara şöyle haber verdiğini (nakletmiştir): ez-Zibrikân ona amcası Amr b. Ümeyye ed-Damrî’den (naklen) şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir yolculuğunda beraberdik. Sabah namazında uyuyuverdi; ta ki güneş doğana kadar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı ve: “Bu mekandan uzaklaşın” buyurdu. Dedi ki: Sonra Bilâl’e emretti; o da ezan okudu. Sonra abdest aldılar ve sabahın iki rekât (sünnet)ini kıldılar. Sonra (yine) Bilâl’e emretti; o da namaz için kâmet getirdi. Sonra da (Peygamber) onlara sabah namazını kıldırdı.
445. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ أَبِي الْوَزِيرِ، حَدَّثَنَا مُبَشِّرٌ، - يَعْنِي الْحَلَبِيَّ - حَدَّثَنَا حَرِيزٌ، - يَعْنِي ابْنَ عُثْمَانَ - حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ ذِي، مِخْبَرٍ الْحَبَشِيِّ وَكَانَ يَخْدُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَتَوَضَّأَ - يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - وُضُوءًا لَمْ يَلْثَ مِنْهُ التُّرَابُ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ ثُمَّ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ غَيْرَ عَجِلٍ ثُمَّ قَالَ لِبِلاَلٍ " أَقِمِ الصَّلاَةَ " . ثُمَّ صَلَّى الْفَرْضَ وَهُوَ غَيْرُ عَجِلٍ . قَالَ عَنْ حَجَّاجٍ عَنْ يَزِيدَ بْنِ صُلَيْحٍ حَدَّثَنِي ذُو مِخْبَرٍ رَجُلٌ مِنَ الْحَبَشَةِ وَقَالَ عُبَيْدٌ يَزِيدُ بْنُ صَالِحٍ .
Bize İbrâhim b. el-Hasan anlattı; bize Haccâc —yani İbn Muhammed— anlattı; bize Harîz anlattı; (H) Yine bize Ubeyd b. Ebi’l-Vezîr anlattı; bize Mübeşşir —yani el-Halebî— anlattı; bize Harîz —yani İbn Osmân— anlattı; bana Yezîd b. Sâlih anlattı; Zi Mihber el-Habeşî’den —ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e hizmet ederdi—; (Yezîd) bu (önceki) haber hakkında (şöyle) dedi: (Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem) abdest aldı —öyle bir abdest ki, (suyu israf etmediği için veya dikkatli aldığından) toprağı çamurlaştırmadı (veya üzerine toprak bulaşmadı)—. Sonra Bilâl’e emretti; o da ezan okudu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı ve acele etmeksizin iki rekât (sünnet) kıldı. Sonra Bilâl’e: “Namaz için kâmet getir” buyurdu. Sonra (Sabah’ın) farzını kıldı; yine acele etmeksizin (sakince). (Ravi) dedi ki: Haccâc’ın (rivayetinde) “Yezîd b. Süleyh” denildi ve “Bana Habeşlilerden Zi Mihber adında bir adam anlattı” (ilavesi vardır). Ubeyd ise (ismine) “Yezîd b. Sâlih” dedi.
446. Hadis
حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنْ حَرِيزٍ، - يَعْنِي ابْنَ عُثْمَانَ - عَنْ يَزِيدَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ ذِي، مِخْبَرِ بْنِ أَخِي النَّجَاشِيِّ فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَأَذَّنَ وَهُوَ غَيْرُ عَجِلٍ .
Bize Müemmel b. el-Fadl anlattı; bize Velîd anlattı; Harîz —yani İbn Osmân—’dan; Yezîd b. Sâlih’ten; Necâşî’nin erkek kardeşinin oğlu Zi Mihber’den [nakledildiğine göre] o, bu (önceki) haber hakkında (şöyle) dedi: (Bilâl) ezan okudu; ve o acele etmiyordu.
447. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي عَلْقَمَةَ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ، قَالَ أَقْبَلْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَمَنَ الْحُدَيْبِيَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ يَكْلَؤُنَا " . فَقَالَ بِلاَلٌ أَنَا . فَنَامُوا حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ فَاسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " افْعَلُوا كَمَا كُنْتُمْ تَفْعَلُونَ " . قَالَ فَفَعَلْنَا . قَالَ " فَكَذَلِكَ فَافْعَلُوا لِمَنْ نَامَ أَوْ نَسِيَ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; Câmi’ b. Şeddâd’dan; Abdurrahman b. Ebî Alkame’yi işittim (diyerek); Abdullah b. Mes’ûd’u işittim (diyerek nakletti ki); o şöyle demiştir: Hudeybiye zamanında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (seferden) dönüyorduk. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bizi (gece) kim bekleyecek?” buyurdu. Bilâl: “Ben!” dedi. Fakat uyudular; ta ki güneş doğana kadar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı ve: “(Her zaman namaz için) yaptıklarınızı yapın” buyurdu. [Ravi] dedi ki: Biz de yaptık. (Peygamber) şöyle buyurdu: “Kim (namazdan) uyur veya unutursa, işte böyle yapsın.”
448. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ بْنِ سُفْيَانَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ أَبِي فَزَارَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ الأَصَمِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا أُمِرْتُ بِتَشْيِيدِ الْمَسَاجِدِ " . قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَتُزَخْرِفُنَّهَا كَمَا زَخْرَفَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى .
Bize Muhammed b. es-Sabbâh b. Süfyân anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne haber verdi; Süfyân es-Sevrî’den; Ebû Fezâre’den; Yezîd b. el-Esamm’dan; İbn Abbâs’tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben mescitleri yüksek ve süslü yapmakla (teşyîd) emrolunmadım.” İbn Abbâs dedi ki: “Sizler de onları, Yahudilerin ve Hristiyanların (kendi mabetlerini) süsledikleri gibi mutlaka süsleyeceksiniz.”
449. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، وَقَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَتَبَاهَى النَّاسُ فِي الْمَسَاجِدِ " .
Bize Muhammed b. Abdullah el-Huzâî anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; Eyyûb’dan; Ebû Kilâbe’den; Enes’ten [nakledildiğine göre] —ve (ayrıca) Katâde’den; Enes’ten [nakledildiğine göre]— Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlar mescitler konusunda (süslemeleriyle) birbirlerine karşı övünmedikçe Kıyamet kopmaz.”
450. Hadis
حَدَّثَنَا رَجَاءُ بْنُ الْمُرَجَّى، حَدَّثَنَا أَبُو هَمَّامٍ الدَّلاَّلُ، مُحَمَّدُ بْنُ مُحَبَّبٍ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عِيَاضٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يَجْعَلَ مَسْجِدَ الطَّائِفِ حَيْثُ كَانَ طَوَاغِيتُهُمْ .
Bize Recâ’ b. el-Müreccâ anlattı; bize Ebû Hemmâm ed-Dellâl —Muhammed b. Muhabbeb— anlattı; bize Saîd b. es-Sâib anlattı; Muhammed b. Abdullah b. İyâd’dan; Osman b. Ebi’l-Âs’tan [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, ona Tâif Mescidi’ni, (müşriklerin) tâğutlarının (putlarının) bulunduğu yere yapmasını emretti.
451. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، وَمُجَاهِدُ بْنُ مُوسَى، - وَهُوَ أَتَمُّ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمَسْجِدَ كَانَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَبْنِيًّا بِاللَّبِنِ وَالْجَرِيدِ - قَالَ مُجَاهِدٌ وَعَمَدُهُ مِنْ خَشَبِ النَّخْلِ - فَلَمْ يَزِدْ فِيهِ أَبُو بَكْرٍ شَيْئًا وَزَادَ فِيهِ عُمَرُ وَبَنَاهُ عَلَى بِنَائِهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّبِنِ وَالْجَرِيدِ وَأَعَادَ عَمَدَهُ - قَالَ مُجَاهِدٌ عُمُدَهُ خَشَبًا - وَغَيَّرَهُ عُثْمَانُ فَزَادَ فِيهِ زِيَادَةً كَثِيرَةً وَبَنَى جِدَارَهُ بِالْحِجَارَةِ الْمَنْقُوشَةِ وَالْقَصَّةِ وَجَعَلَ عَمَدَهُ مِنْ حِجَارَةٍ مَنْقُوشَةٍ وَسَقَّفَهُ بِالسَّاجِ . قَالَ مُجَاهِدٌ وَسَقْفُهُ السَّاجُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ الْقَصَّةُ الْجِصُّ .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Fâris ve Mücâhid b. Mûsâ —ki Mücâhid’in rivayeti daha tamdır— anlattılar; dediler ki: Bize Ya’kûb b. İbrâhim anlattı; bize babam anlattı; Sâlih’ten; Nâfi’ anlattı ki; Abdullah b. Ömer ona şöyle haber vermiştir: Mescit, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde kerpiçten ve hurma dallarından yapılmıştı. —Mücâhid dedi ki: “Direkleri de hurma ağacındandı.”— Ebû Bekir ona hiçbir şey ilave etmedi. Ömer ona ilavede bulundu ve onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki inşası (tarzı) üzere kerpiç ve hurma dallarıyla bina etti; direklerini de yeniledi. —Mücâhid dedi ki: “Direklerini ağaçtan (yaptı).”— Osman ise onu değiştirdi ve ona çok büyük ilavede bulundu. Duvarını nakışlı taşlarla ve kireçle (alçıyla) bina etti. Direklerini nakışlı taşlardan yaptı ve tavanını sac ağacıyla (kapladı). —Mücâhid dedi ki: “Tavanı sac (ağacı) idi.”— Ebû Dâvûd dedi ki: “Kassa”, kireç (veya alçı) demektir.
452. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ مَسْجِدَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم كَانَتْ سَوَارِيهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ جُذُوعِ النَّخْلِ أَعْلاَهُ مُظَلَّلٌ بِجَرِيدِ النَّخْلِ ثُمَّ إِنَّهَا نَخِرَتْ فِي خِلاَفَةِ أَبِي بَكْرٍ فَبَنَاهَا بِجُذُوعِ النَّخْلِ وَبِجَرِيدِ النَّخْلِ ثُمَّ إِنَّهَا نَخِرَتْ فِي خِلاَفَةِ عُثْمَانَ فَبَنَاهَا بِالآجُرِّ فَلَمْ تَزَلْ ثَابِتَةً حَتَّى الآنَ .
Bize Muhammed b. Hâtim anlattı; bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı; Şeybân’dan; Firâs’tan; Atıyye’den; İbn Ömer’den [nakledildiğine göre]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in mescidinin direkleri, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde hurma kütüklerindendi. Üstü ise hurma dallarıyla gölgelendirilmiş (örtülmüş) idi. Sonra Ebû Bekir’in hilafetinde bunlar çürüdü. O da onu (yine) hurma kütükleri ve hurma dallarıyla bina (tamir) etti. Sonra Osman’ın hilafetinde bunlar (yine) çürüdü. O da onu pişmiş tuğla ile bina etti. İşte o (bina), şu ana kadar (sağlam bir şekilde) durmaktadır.
453. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ فَنَزَلَ فِي عُلْوِ الْمَدِينَةِ فِي حَىٍّ يُقَالُ لَهُمْ بَنُو عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ فَأَقَامَ فِيهِمْ أَرْبَعَ عَشَرَةَ لَيْلَةً ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَى بَنِي النَّجَّارِ فَجَاءُوا مُتَقَلِّدِينَ سُيُوفَهُمْ - فَقَالَ أَنَسٌ - فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَاحِلَتِهِ وَأَبُو بَكْرٍ رِدْفَهُ وَمَلأُ بَنِي النَّجَّارِ حَوْلَهُ حَتَّى أَلْقَى بِفِنَاءِ أَبِي أَيُّوبَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي حَيْثُ أَدْرَكَتْهُ الصَّلاَةُ وَيُصَلِّي فِي مَرَابِضِ الْغَنَمِ وَإِنَّهُ أَمَرَ بِبِنَاءِ الْمَسْجِدِ فَأَرْسَلَ إِلَى بَنِي النَّجَّارِ فَقَالَ " يَا بَنِي النَّجَّارِ ثَامِنُونِي بِحَائِطِكُمْ هَذَا " . فَقَالُوا وَاللَّهِ لاَ نَطْلُبُ ثَمَنَهُ إِلاَّ إِلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ أَنَسٌ وَكَانَ فِيهِ مَا أَقُولُ لَكُمْ كَانَتْ فِيهِ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ وَكَانَتْ فِيهِ خِرَبٌ وَكَانَ فِيهِ نَخْلٌ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِقُبُورِ الْمُشْرِكِينَ فَنُبِشَتْ وَبِالْخِرَبِ فَسُوِّيَتْ وَبِالنَّخْلِ فَقُطِعَ فَصَفُّوا النَّخْلَ قِبْلَةَ الْمَسْجِدِ وَجَعَلُوا عِضَادَتَيْهِ حِجَارَةً وَجَعَلُوا يَنْقُلُونَ الصَّخْرَ وَهُمْ يَرْتَجِزُونَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ وَهُوَ يَقُولُ اللَّهُمَّ لاَ خَيْرَ إِلاَّ خَيْرُ الآخِرَهْ فَانْصُرِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَهْ
Bize Müsedded anlattı; bize Abdulvâris anlattı; Ebu’t-Teyyâh’tan; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye geldi. Medine’nin üst tarafında, kendilerine Benû Amr b. Avf denilen (kabilenin bulunduğu) bir yere konakladı. Onların arasında on dört gece kaldı. Sonra Benû Neccâr’a haber gönderdi. Onlar kılıçlarını kuşanmış olarak geldiler. —Enes dedi ki: “Sanki ben (şu an), binek devesinin üzerindeki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e, terkisindeki Ebû Bekir’e ve etrafındaki Benû Neccâr topluluğuna bakıyor gibiyim.”— Nihayet (Peygamber) Ebû Eyyûb’un (evinin) avlusuna indi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, namaz (vakti) kendisine nerede yetişirse orada kılardı; koyun ağıllarında da kılardı. Mescidin yapılmasını emretti ve Benû Neccâr’a haber gönderip: “Ey Benû Neccâr! Bu bahçenizin fiyatını bana söyleyin (satın)” buyurdu. Onlar: “Vallahi, onun bedelini Allah'tan başka kimseden istemeyiz” dediler. Enes dedi ki: (O bahçede) size söyleyeceğim şeyler vardı: Müşriklerin kabirleri vardı; harabeler vardı; hurma ağaçları vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti; müşriklerin kabirleri deşildi (kemikler çıkarıldı); harabeler düzeltildi; hurma ağaçları kesildi. Hurma (kütüklerini) mescidin kıblesine (duvar olarak) dizdiler. İki yanına (kapı sövelerine) taşları koydular. Recez (şiir) söyleyerek o kayaları taşıyorlardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de onlarla beraberdi ve şöyle diyordu: “Allahım! Ahiret hayrından başka hayır yoktur. Sen Ensar’a ve Muhacirlere yardım et!”
454. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ مَوْضِعُ الْمَسْجِدِ حَائِطًا لِبَنِي النَّجَّارِ فِيهِ حَرْثٌ وَنَخْلٌ وَقُبُورُ الْمُشْرِكِينَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَامِنُونِي بِهِ " . فَقَالُوا لاَ نَبْغِي بِهِ ثَمَنًا . فَقُطِعَ النَّخْلُ وَسُوِّيَ الْحَرْثُ وَنُبِشَ قُبُورُ الْمُشْرِكِينَ وَسَاقَ الْحَدِيثَ وَقَالَ " فَاغْفِرْ " . مَكَانَ " فَانْصُرْ " . قَالَ مُوسَى وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بِنَحْوِهِ وَكَانَ عَبْدُ الْوَارِثِ يَقُولُ خِرَبٌ وَزَعَمَ عَبْدُ الْوَارِثِ أَنَّهُ أَفَادَ حَمَّادًا هَذَا الْحَدِيثَ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; Ebu’t-Teyyâh’tan; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Mescidin yeri Benû Neccâr’a ait bir bahçeydi. İçinde ekili arazi, hurma ağaçları ve müşriklerin kabirleri vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bunun fiyatını bana söyleyin (satın)” buyurdu. Onlar: “Bunun için bir bedel istemiyoruz” dediler. Bunun üzerine hurma ağaçları kesildi, arazi düzeltildi ve müşriklerin kabirleri deşildi. (Ravi) hadisin devamını (şöyle) aktardı: Ve (şiirde geçen) “fensur” (yardım et) yerine “fağfir” (mağfiret et, bağışla) dedi. Mûsa dedi ki: Ve bize Abdulvâris de bunun benzerini anlattı. Abdulvâris (“harth” yerine) “hireb” (harabeler) diyordu. Abdulvâris, bu hadisi Hammâd’a kendisinin verdiğini (öğrettiğini) iddia ederdi.
455. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِبِنَاءِ الْمَسَاجِدِ فِي الدُّورِ وَأَنْ تُنَظَّفَ وَتُطَيَّبَ .
Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı; bize Hüseyin b. Ali anlattı; Zâide’den; Hişâm b. Urve’den; babasından; Âişe’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, mahallelerde (veya evlerde) mescitler edinilmesini, bunların temizlenmesini ve güzel kokularla kokulanmasını emretti.
456. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ حَسَّانَ - حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سَعْدِ بْنِ سَمُرَةَ، حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، سُلَيْمَانَ بْنِ سَمُرَةَ عَنْ أَبِيهِ، سَمُرَةَ أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى ابْنِهِ أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُنَا بِالْمَسَاجِدِ أَنْ نَصْنَعَهَا فِي دِيَارِنَا وَنُصْلِحَ صَنْعَتَهَا وَنُطَهِّرَهَا .
Bize Muhammed b. Dâvûd b. Süfyân anlattı; bize Yahyâ —yani İbn Hassân— anlattı; bize Süleyman b. Mûsâ anlattı; bize Ca’fer b. Sa’d b. Semüre anlattı; bana Hubeyb b. Süleyman anlattı; babası Süleyman b. Semüre’den; o da babası Semüre’den [naklettiğine göre]; Semüre oğluna (şöyle) yazdı: “Bundan sonra (emma ba'd); Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize mescitleri diyarlarımızda (mahallelerimizde) yapmamızı, yapımlarını (imarını) güzel yapmamızı ve onları temizlememizi emrederdi.”
457. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ زِيَادِ بْنِ أَبِي سَوْدَةَ، عَنْ مَيْمُونَةَ، مَوْلاَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفْتِنَا فِي بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَقَالَ " ائْتُوهُ فَصَلُّوا فِيهِ " . - وَكَانَتِ الْبِلاَدُ إِذْ ذَاكَ حَرْبًا - فَإِنْ لَمْ تَأْتُوهُ وَتُصَلُّوا فِيهِ فَابْعَثُوا بِزَيْتٍ يُسْرَجُ فِي قَنَادِيلِهِ " .
Bize Nüfeylî anlattı; bize Miskîn anlattı; Saîd b. Abdulazîz’den; Ziyâd b. Ebî Sevde’den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in azatlı cariyesi Meymûne’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resûlü! Bize Beytü’l-Makdis (Mescid-i Aksâ) hakkında fetva ver (ne yapmamızı emredersin?)” dedim. (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Oraya gidin ve orada namaz kılın.” —O günlerde oralar(ın halkı ile Müslümanlar arasında) harp vardı.— “(Eğer) oraya gidemez ve orada namaz kılamazsanız, (bari) kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.”
458. Hadis
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ تَمَّامِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سُلَيْمٍ الْبَاهِلِيُّ، عَنْ أَبِي الْوَلِيدِ، سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ الْحَصَى الَّذِي، فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ مُطِرْنَا ذَاتَ لَيْلَةٍ فَأَصْبَحَتِ الأَرْضُ مُبْتَلَّةً فَجَعَلَ الرَّجُلُ يَأْتِي بِالْحَصَى فِي ثَوْبِهِ فَيَبْسُطُهُ تَحْتَهُ فَلَمَّا قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّلاَةَ قَالَ " مَا أَحْسَنَ هَذَا " .
Bize Sehl b. Temmâm b. Bezî’ anlattı; bize Ömer b. Süleym el-Bâhilî anlattı; Ebu’l-Velîd’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: İbn Ömer’e mescitteki çakıl taşlarını(n hükmünü) sordum. Şöyle dedi: “Bir gece üzerimize yağmur yağdı ve yer ıslandı. Bunun üzerine bir adam elbisesinin içinde çakıl taşı getirip altına yaymaya başladı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı bitirince: ‘Bu ne güzel oldu!’ buyurdu.”
459. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، قَالَ كَانَ يُقَالُ إِنَّ الرَّجُلَ إِذَا أَخْرَجَ الْحَصَى مِنَ الْمَسْجِدِ يُنَاشِدُهُ .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ebû Muâviye ve Vekî’ anlattılar; dediler ki: Bize A’meş anlattı; Ebû Sâlih’ten; o şöyle demiştir: Şöyle denilirdi: “Bir kimse mescitten çakıl taşlarını dışarı çıkarırsa, onlar (o taşlar) o kimseye (kendilerini çıkarmaması için) yalvarır.”
460. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ أَبُو بَكْرٍ، - يَعْنِي الصَّاغَانِيَّ - حَدَّثَنَا أَبُو بَدْرٍ، شُجَاعُ بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، - قَالَ أَبُو بَدْرٍ - أُرَاهُ قَدْ رَفَعَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْحَصَاةَ لَتُنَاشِدُ الَّذِي يُخْرِجُهَا مِنَ الْمَسْجِدِ " .
Bize Muhammed b. İshâk Ebû Bekir —yani es-Sâğânî— anlattı; bize Ebû Bedr Şucâ’ b. el-Velîd anlattı; bize Şerîk anlattı; bize Ebû Hasîn anlattı; Ebû Sâlih’ten; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre] —Ebû Bedr dedi ki: “Sanırım o (Ebû Hureyre) bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ref’ etti (dayandırdı)”— (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz çakıl taşı, kendisini mescitten çıkaran kimseye (çıkarmaması için) yalvarır.”
461. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الْحَكَمِ الْخَزَّازُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْمَجِيدِ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عُرِضَتْ عَلَىَّ أُجُورُ أُمَّتِي حَتَّى الْقَذَاةُ يُخْرِجُهَا الرَّجُلُ مِنَ الْمَسْجِدِ وَعُرِضَتْ عَلَىَّ ذُنُوبُ أُمَّتِي فَلَمْ أَرَ ذَنْبًا أَعْظَمَ مِنْ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ أَوْ آيَةٍ أُوتِيَهَا رَجُلٌ ثُمَّ نَسِيَهَا " .
Bize Abdulvehhâb b. Abdilhakem el-hazzâz anlattı; bize Abdulmecîd b. Abdulazîz b. Ebî Revvâd haber verdi; İbn Cüreyc’den; Muttalib b. Abdullah b. Hantab’dan; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimin ecirleri bana arz olundu; (öyle ki) kişinin mescitten çıkardığı çer çöp bile (bana gösterildi). Ümmetimin günahları da bana arz olundu. Bir adama verilen (öğretilen) bir Kur'an suresinin veya ayetinin, sonra (o kişi tarafından) unutulmasından daha büyük bir günah görmedim.”
462. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، وَأَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ تَرَكْنَا هَذَا الْبَابَ لِلنِّسَاءِ " . قَالَ نَافِعٌ فَلَمْ يَدْخُلْ مِنْهُ ابْنُ عُمَرَ حَتَّى مَاتَ . وَقَالَ غَيْرُ عَبْدِ الْوَارِثِ قَالَ عُمَرُ وَهُوَ أَصَحُّ .
Bize Abdullah b. Ömer ve Ebû Ma’mer anlattılar; bize Abdulvâris anlattı; bize Eyyûb anlattı; Nâfi’den; İbn Ömer’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şu kapıyı kadınlara ayırsaydık (iyi olurdu)” buyurdu. Nâfi’ dedi ki: İbn Ömer ölünceye kadar o kapıdan girmedi. Abdulvâris’in dışındakiler (raviler) ise: “(Bunu) Ömer söyledi” dediler. Ve bu (Ömer'in sözü olması) daha sahihtir.
463. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ - رضى الله عنه - فَذَكَرَهُ بِمَعْنَاهُ وَهُوَ أَصَحُّ .
Bize Muhammed b. Kudâme b. A’yen anlattı; bize İsmâîl anlattı; Eyyûb’dan; Nâfi’den [nakledildiğine göre] o dedi ki: Ömer b. el-Hattâb —Allah ondan razı olsun— şöyle dedi: (Ravi, hadisi önceki hadisin) manasıyla zikretti. Ve bu (sözün Ömer'e ait olması) daha sahihtir.
464. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدٍ - حَدَّثَنَا بَكْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُضَرَ - عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، كَانَ يَنْهَى أَنْ يُدْخَلَ، مِنْ بَابِ النِّسَاءِ .
Bize Kuteybe —yani İbn Saîd— anlattı; bize Bekr —yani İbn Mudar— anlattı; Amr b. el-Hâris’ten; Bükeyr’den; Nâfi’den [nakledildiğine göre] (şöyle demiştir): Ömer b. el-Hattâb, (erkeklerin) Kadınlar Kapısı’ndan içeri girmesini yasaklardı.
465. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حُمَيْدٍ، أَوْ أَبَا أُسَيْدٍ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا دَخَلَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيُسَلِّمْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ لْيَقُلِ اللَّهُمَّ افْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ فَإِذَا خَرَجَ فَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ " .
Bize Muhammed b. Osman ed-Dımaşkî anlattı; bize Abdulazîz —yani ed-Derâverdî— anlattı; Rabîatü’b-nü Ebî Abdirrahman’dan; Abdulmelik b. Saîd b. Süveyd’den [nakledildiğine göre] o dedi ki: Ebû Humeyd’i —veya Ebû Useyd el-Ensârî’yi— şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz mescide girdiği zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e selâm versin ve sonra şöyle desin: ‘Allahım! Bana rahmetinin kapılarını aç.’ Çıktığı zaman ise şöyle desin: ‘Allahım! Ben (senin) lütfundan istiyorum.’”
466. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ بِشْرِ بْنِ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، قَالَ لَقِيتُ عُقْبَةَ بْنَ مُسْلِمٍ فَقُلْتُ لَهُ بَلَغَنِي أَنَّكَ حَدَّثْتَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ إِذَا دَخَلَ الْمَسْجِدَ قَالَ " أَعُوذُ بِاللَّهِ الْعَظِيمِ وَبِوَجْهِهِ الْكَرِيمِ وَسُلْطَانِهِ الْقَدِيمِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ " . قَالَ أَقَطُّ قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ فَإِذَا قَالَ ذَلِكَ قَالَ الشَّيْطَانُ حُفِظَ مِنِّي سَائِرَ الْيَوْمِ .
Bize İsmâîl b. Bişr b. Mansûr anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Abdullah b. Mübârek’ten; Hayve b. Şurayh’tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Ukbe b. Müslim ile karşılaştım ve ona dedim ki: “Bana ulaştığına göre, sen Abdullah b. Amr b. el-Âs’tan, (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (şöyle) rivayet ettiğini söylemişsin: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem mescide girdiği zaman: ‘El-azîm olan Allah’a, O’nun kerîm vechine ve ezelî saltanatına, kovulmuş şeytandan sığınırım’ derdi.” (Ukbe): “Sadece bu kadar mı?” dedi. Ben: “Evet” dedim. (Ukbe) şöyle dedi: “Kişi bunu söylediği zaman Şeytan: ‘Bugünün geri kalanında (bu kimse) benden korundu’ der.”
467. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سُلَيْمٍ الزُّرَقِيِّ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمُ الْمَسْجِدَ فَلْيُصَلِّ سَجْدَتَيْنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَجْلِسَ " .
Bize Ka’nebî anlattı; bize Mâlik anlattı; Âmir b. Abdullah b. Zübeyr’den; Amr b. Süleym ez-Zürakî’den; Ebû Katâde’den [nakledildiğine göre]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz mescide geldiği zaman, oturmadan önce iki rekat namaz kılsın.”
468. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، عُتْبَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِهِ زَادَ " ثُمَّ لْيَقْعُدْ بَعْدُ إِنْ شَاءَ أَوْ لِيَذْهَبْ لِحَاجَتِهِ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Abdulvâhid b. Ziyâd anlattı; bize Ebû Umeys Utbe b. Abdullah anlattı; Âmir b. Abdullah b. Zübeyr’den; Benû Zürayk’tan bir adamdan; Ebû Katâde’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [nakledildiğine göre] (önceki hadisin) benzerini (rivayet etti). Şunu da ekledi: “Sonra dilerse otursun veya (dilerse) işine gitsin.”
469. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ الَّذِي صَلَّى فِيهِ مَا لَمْ يُحْدِثْ أَوْ يَقُمِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ " .
Bize Ka’nebî anlattı; Mâlik’ten; Ebu’z-zinâd’dan; A’rec’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, namaz kıldığı yerde (kalkmadan) durduğu ve abdestini bozmadığı sürece melekler ona dua ederler: ‘Allahım onu bağışla! Allahım ona merhamet et!’ (derler).”
470. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزَالُ أَحَدُكُمْ فِي صَلاَةٍ مَا كَانَتِ الصَّلاَةُ تَحْبِسُهُ لاَ يَمْنَعُهُ أَنْ يَنْقَلِبَ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ الصَّلاَةُ " .
Bize Ka’nebî anlattı; Mâlik’ten; Ebu’z-zinâd’dan; A’rec’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden birini, namaz (mescitte) alıkoyduğu sürece o kimse namazda (hükmünde) sayılmaya devam eder. Onun ailesine dönmesine namazdan başka bir şey engel olmadığı sürece (bu ecri kazanır).”
471. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزَالُ الْعَبْدُ فِي صَلاَةٍ مَا كَانَ فِي مُصَلاَّهُ يَنْتَظِرُ الصَّلاَةَ تَقُولُ الْمَلاَئِكَةُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ حَتَّى يَنْصَرِفَ أَوْ يُحْدِثَ " . فَقِيلَ مَا يُحْدِثُ قَالَ يَفْسُو أَوْ يَضْرِطُ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; Sâbit’ten; Ebû Râfi’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul, namaz kıldığı yerde namazı beklediği sürece namazda (hükmünde) olmaya devam eder. Melekler: ‘Allahım onu bağışla! Allahım ona merhamet et!’ derler. Bu durum, (o kişi) oradan ayrılıncaya veya abdestini bozuncaya kadar devam eder.” (Ebû Hureyre’ye): “Abdesti bozmak nedir?” denildi. O: “Sessiz veya sesli yellenmesidir” dedi.
472. Hadis
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي الْعَاتِكَةِ الأَزْدِيُّ، عَنْ عُمَيْرِ بْنِ هَانِئٍ الْعَنْسِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَتَى الْمَسْجِدَ لِشَىْءٍ فَهُوَ حَظُّهُ " .
Bize Hişâm b. Ammâr anlattı; bize Sadaka b. Hâlid anlattı; bize Osman b. Ebî’l-Âtike el-Ezdî anlattı; Umeyr b. Hâni’ el-Ansî’den; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim mescide (herhangi) bir şey için gelirse, onun nasibi o (niyet ettiği şey)dir.”
473. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْجُشَمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، - يَعْنِي ابْنَ شُرَيْحٍ - قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الأَسْوَدِ، - يَعْنِي مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ نَوْفَلٍ - يَقُولُ أَخْبَرَنِي أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى شَدَّادٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ سَمِعَ رَجُلاً يَنْشُدُ ضَالَّةً فِي الْمَسْجِدِ فَلْيَقُلْ لاَ أَدَّاهَا اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنَّ الْمَسَاجِدَ لَمْ تُبْنَ لِهَذَا " .
Bize Ubeydullah b. Ömer el-Cüşemî anlattı; bize Abdullah b. Yezîd anlattı; bize Hayve —yani İbn Şurayh— anlattı; dedi ki: Ebu’l-Esved’i —yani Muhammed b. Abdurrahman b. Nevfel’i— şöyle derken işittim: Bana Şeddâd’ın azatlısı Ebû Abdullah haber verdi; o, Ebû Hureyre’yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kim mescitte bir adamın yitik (kayıp) ilân ettiğini duyarsa: ‘Allah onu sana geri vermesin!’ desin. Çünkü mescitler bunun için bina edilmemiştir.”
474. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، وَشُعْبَةُ، وَأَبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " التَّفْلُ فِي الْمَسْجِدِ خَطِيئَةٌ وَكَفَّارَتُهُ أَنْ تُوَارِيَهُ " .
Bize Müslim b. İbrâhim anlattı; bize Hişâm, Şu’be ve Ebân anlattı; Katâde’den; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mescide tükürmek bir hatadır (günahtır). Onun keffareti ise, onu gömmektir.”
475. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْبُزَاقُ فِي الْمَسْجِدِ خَطِيئَةٌ وَكَفَّارَتُهَا دَفْنُهَا " .
Bize Müsedded anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Katâde’den; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mescitte tükürük (vuku bulması) bir hatadır. Onun keffareti ise onu gömmektir.”
476. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " النُّخَاعَةُ فِي الْمَسْجِدِ " . فَذَكَرَ مِثْلَهُ .
Bize Ebû Kâmil anlattı; bize Yezîd —yani İbn Züray’— anlattı; Saîd’den; Katâde’den; Enes b. Mâlik’ten [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Mescitte balgam (veya tükürük)...” buyurdu ve (ravi) önceki hadisin benzerini zikretti.
477. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مَوْدُودٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حَدْرَدٍ الأَسْلَمِيِّ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ دَخَلَ هَذَا الْمَسْجِدَ فَبَزَقَ فِيهِ أَوْ تَنَخَّمَ فَلْيَحْفِرْ فَلْيَدْفِنْهُ فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَلْيَبْزُقْ فِي ثَوْبِهِ ثُمَّ لْيَخْرُجْ بِهِ " .
Bize Ka’nebî anlattı; bize Ebû Mevdûd anlattı; Abdurrahman b. Ebî Hadred el-Eslemî’den [nakledildiğine göre] o dedi ki: Ebû Hureyre’yi şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim şu mescide girer de içine tükürür veya balgam çıkarırsa; (yeri) kazsın ve onu gömsün. Eğer (bunu) yapmazsa elbisesine tükürsün, sonra onunla (dışarı) çıksın.”
478. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ طَارِقِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُحَارِبِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا قَامَ الرَّجُلُ إِلَى الصَّلاَةِ - أَوْ إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلاَ يَبْزُقْ أَمَامَهُ وَلاَ عَنْ يَمِينِهِ وَلَكِنْ عَنْ تِلْقَاءِ يَسَارِهِ إِنْ كَانَ فَارِغًا أَوْ تَحْتَ قَدَمِهِ الْيُسْرَى ثُمَّ لْيَقُلْ بِهِ " .
Bize Hennâd b. es-Serî anlattı; Ebu’l-Ahvas’tan; Mansûr’dan; Rib’î’den; Târık b. Abdullah el-Muhâribî’den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişi namaza kalktığında -veya sizden biriniz namaz kılarken-, önüne ve sağına tükürmesin. Fakat (tükürecekse) sol tarafı müsaitse soluna veya sol ayağının altına (tükürsün). Sonra onu (ayağıyla ovarak) gidersin.”
479. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ يَوْمًا إِذْ رَأَى نُخَامَةً فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ فَتَغَيَّظَ عَلَى النَّاسِ ثُمَّ حَكَّهَا قَالَ وَأَحْسِبُهُ قَالَ فَدَعَا بِزَعْفَرَانٍ فَلَطَّخَهُ بِهِ وَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِ أَحَدِكُمْ إِذَا صَلَّى فَلاَ يَبْزُقْ بَيْنَ يَدَيْهِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ إِسْمَاعِيلُ وَعَبْدُ الْوَارِثِ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ نَافِعٍ وَمَالِكٌ وَعُبَيْدُ اللَّهِ وَمُوسَى بْنُ عُقْبَةَ عَنْ نَافِعٍ نَحْوَ حَمَّادٍ إِلاَّ أَنَّهُ لَمْ يَذْكُرُوا الزَّعْفَرَانَ وَرَوَاهُ مَعْمَرٌ عَنْ أَيُّوبَ وَأَثْبَتَ الزَّعْفَرَانَ فِيهِ وَذَكَرَ يَحْيَى بْنُ سُلَيْمٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ الْخَلُوقَ .
Bize Süleyman b. Dâvûd anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Eyyûb anlattı; Nâfi’den; İbn Ömer’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe verirken mescidin kıble (duvarın)da bir balgam gördü. Cemaate (bunu temizlemedikleri için) kızdı, sonra onu kazıdı. (Ravi) dedi ki: Sanıyorum şöyle dedi: Sonra zaferan (safran) istedi ve orayı onunla sürdü (boyadı/kokuladı). Ve şöyle buyurdu: “Sizden biri namaz kıldığı zaman Allah onun yüzünün karşısındadır. Bu sebeple (sakın) önüne tükürmesin.” Ebû Dâvûd dedi ki: Bunu İsmâîl ve Abdulvâris, Eyyûb’dan, (o da) Nâfi’den rivayet ettiler. Mâlik, Ubeydullah ve Mûsâ b. Ukbe de Nâfi’den, Hammâd’ın rivayetine benzer şekilde rivayet ettiler; ancak onlar zaferanı zikretmediler. Ma’mer ise bunu Eyyûb’dan rivayet etti ve içinde zaferanı (sabit görerek) zikretti. Yahyâ b. Süleym de Ubeydullah’tan, (o da) Nâfi’den (zaferan yerine) “halûk” (kokusu)nu zikretti.
480. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُحِبُّ الْعَرَاجِينَ وَلاَ يَزَالُ فِي يَدِهِ مِنْهَا فَدَخَلَ الْمَسْجِدَ فَرَأَى نُخَامَةً فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ فَحَكَّهَا ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى النَّاسِ مُغْضَبًا فَقَالَ " أَيَسُرُّ أَحَدَكُمْ أَنْ يُبْصَقَ فِي وَجْهِهِ إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا اسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةَ فَإِنَّمَا يَسْتَقْبِلُ رَبَّهُ جَلَّ وَعَزَّ وَالْمَلَكُ عَنْ يَمِينِهِ فَلاَ يَتْفُلْ عَنْ يَمِينِهِ وَلاَ فِي قِبْلَتِهِ وَلْيَبْصُقْ عَنْ يَسَارِهِ أَوْ تَحْتَ قَدَمِهِ فَإِنْ عَجِلَ بِهِ أَمْرٌ فَلْيَقُلْ هَكَذَا " . وَوَصَفَ لَنَا ابْنُ عَجْلاَنَ ذَلِكَ أَنْ يَتْفُلَ فِي ثَوْبِهِ ثُمَّ يَرُدَّ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ .
Bize Yahyâ b. Habîb b. Arabî anlattı; bize Hâlid —yani İbn Hâris— anlattı; Muhammed b. Aclân’dan; İyâd b. Abdullah’tan; Ebû Saîd el-Hudrî’den [nakledildiğine göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kurumuş hurma salkımı dallarını (elinde tutmayı) severdi. Elinden bunlardan biri hiç eksik olmazdı. (Bir gün) mescide girdi ve mescidin kıble (duvarın)da bir balgam gördü. Onu (o dalla) kazıdı. Sonra öfkeli bir halde cemaate döndü ve şöyle buyurdu: “Sizden birinizin yüzüne tükürülmesi hoşuna gider mi? Şüphesiz sizden biri kıbleye yöneldiği zaman ancak Rabbine —Celle ve Azze— yönelmiş olur. Melek de sağındadır. O halde sağına ve kıblesine (önüne) tükürmesin. Soluna veya ayağının altına tükürsün. Eğer (tükürük) onu zorlarsa şöyle yapsın.” İbn Aclân bize bunu şöyle tarif etti: Elbisesine tükürür, sonra onu birbirine sürter (ovalar).
481. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ بَكْرِ بْنِ سَوَادَةَ الْجُذَامِيِّ، عَنْ صَالِحِ بْنِ خَيْوَانَ، عَنْ أَبِي سَهْلَةَ السَّائِبِ بْنِ خَلاَّدٍ، - قَالَ أَحْمَدُ - مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَجُلاً أَمَّ قَوْمًا فَبَصَقَ فِي الْقِبْلَةِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْظُرُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ فَرَغَ " لاَ يُصَلِّي لَكُمْ " . فَأَرَادَ بَعْدَ ذَلِكَ أَنْ يُصَلِّيَ لَهُمْ فَمَنَعُوهُ وَأَخْبَرُوهُ بِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " نَعَمْ " . وَحَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ " إِنَّكَ آذَيْتَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ " .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bana Amr haber verdi; Bekr b. Sevâde el-Cüzâmî’den; Sâlih b. Hayvân’dan; Ebû Sehle es-Sâib b. Hallâd’dan [nakledildiğine göre] —Ahmed (b. Sâlih) şöyle dedi: (Bu ravi) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabındandır—: Bir adam bir topluluğa imamlık yaptı ve kıbleye doğru tükürdü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de bakıyordu. (Adam) namazı bitirince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu (adam bir daha) size namaz kıldırmasın” buyurdu. O adam bundan sonra onlara (tekrar) namaz kıldırmak istedi fakat (cemaat) ona engel oldular ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sözünü ona haber verdiler. Sonra adam bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e zikretti. (Efendimiz): “Evet” dedi. Ve sanıyorum şöyle buyurdu: “Çünkü sen Allah’a ve Resûlüne eziyet ettin.”
482. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي فَبَزَقَ تَحْتَ قَدَمِهِ الْيُسْرَى .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Saîd el-Cüreyrî haber verdi; Ebu’l-Alâ’dan; Mutarrif’ten; babasından [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken yanına geldim; sol ayağının altına tükürdü.”
483. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، بِمَعْنَاهُ زَادَ ثُمَّ دَلَكَهُ بِنَعْلِهِ .
Bize Müsedded anlattı; bize Yezîd b. Züray’ anlattı; Saîd el-Cüreyrî’den; Ebu’l-Alâ’dan; babasından [nakledildiğine göre] (önceki hadisin) benzer manasını (rivayet etti). Şunu (da) ekledi: “Sonra onu nalını (ayakkabısı) ile ovdu.”
484. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا الْفَرَجُ بْنُ فَضَالَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ رَأَيْتُ وَاثِلَةَ بْنَ الأَسْقَعِ فِي مَسْجِدِ دِمَشْقَ بَصَقَ عَلَى الْبُورِيِّ ثُمَّ مَسَحَهُ بِرِجْلِهِ فَقِيلَ لَهُ لِمَ فَعَلْتَ هَذَا قَالَ لأَنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُهُ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Farac b. Fedâle anlattı; Ebû Saîd’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Vâsile b. el-Eska’ı Dımaşk (Şam) mescidinde gördüm; hasırın üzerine tükürdü, sonra onu ayağıyla sildi (ovdu). Ona: “Niçin böyle yaptın?” denildi. O da: “Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i bunu yaparken gördüm” dedi.
485. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْفَضْلِ السِّجِسْتَانِيُّ، وَهِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَسُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيَّانِ، بِهَذَا الْحَدِيثِ - وَهَذَا لَفْظُ يَحْيَى بْنِ الْفَضْلِ السِّجِسْتَانِيِّ - قَالُوا حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ مُجَاهِدٍ أَبُو حَزْرَةَ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ أَتَيْنَا جَابِرًا - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ اللَّهِ - وَهُوَ فِي مَسْجِدِهِ فَقَالَ أَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَسْجِدِنَا هَذَا وَفِي يَدِهِ عُرْجُونُ ابْنِ طَابٍ فَنَظَرَ فَرَأَى فِي قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ نُخَامَةً فَأَقْبَلَ عَلَيْهَا فَحَتَّهَا بِالْعُرْجُونِ ثُمَّ قَالَ " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يُعْرِضَ اللَّهُ عَنْهُ بِوَجْهِهِ " . ثُمَّ قَالَ " إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا قَامَ يُصَلِّي فَإِنَّ اللَّهَ قِبَلَ وَجْهِهِ فَلاَ يَبْصُقَنَّ قِبَلَ وَجْهِهِ وَلاَ عَنْ يَمِينِهِ وَلْيَبْزُقْ عَنْ يَسَارِهِ تَحْتَ رِجْلِهِ الْيُسْرَى فَإِنْ عَجِلَتْ بِهِ بَادِرَةٌ فَلْيَقُلْ بِثَوْبِهِ هَكَذَا " . وَوَضَعَهُ عَلَى فِيهِ ثُمَّ دَلَكَهُ ثُمَّ قَالَ " أَرُونِي عَبِيرًا " . فَقَامَ فَتًى مِنَ الْحَىِّ يَشْتَدُّ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاءَ بِخَلُوقٍ فِي رَاحَتِهِ فَأَخَذَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَهُ عَلَى رَأْسِ الْعُرْجُونِ ثُمَّ لَطَخَ بِهِ عَلَى أَثَرِ النُّخَامَةِ . قَالَ جَابِرٌ فَمِنْ هُنَاكَ جَعَلْتُمُ الْخَلُوقَ فِي مَسَاجِدِكُمْ .
Bize Yahyâ b. el-Fadl es-Sicistânî, Hişâm b. Ammâr ve Süleymân b. Abdurrahman ed-Dımaşkî bu hadisi —lafız Yahyâ b. el-Fadl es-Sicistânî’ye aittir— şöyle anlattılar: Bize Hâtim b. İsmâîl anlattı; bize Ya’kûb b. Mücâhid Ebû Hazra anlattı; Ubâde b. Velîd b. Ubâde b. Sâmit’ten [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Câbir’e —yani İbn Abdullah’a— geldik. O, kendi mescidindeydi. Şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu mescidimize yanımıza geldi. Elinde İbn Tâb (cinsi hurma ağacın)dan bir salkım dalı (urcûn) vardı. (Etrafa) baktı ve mescidin kıblesinde bir balgam gördü. Ona yöneldi ve elindeki dalla onu kazıdı. Sonra şöyle buyurdu: “Hanginiz Allah’ın, yüzünü ondan (başka tarafa) çevirmesini ister?” Sonra şöyle devam etti: “Şüphesiz sizden biri namaza durduğu zaman Allah onun yüzünün karşısındadır. O halde sakın yüzünün önüne ve sağına tükürmesin. Soluna, sol ayağının altına tükürsün. Eğer âniden gelen bir (tükürme) isteği onu bastırırsa, elbisesiyle şöyle yapsın.” Ve elbisesini ağzına götürdü, sonra onu ovdu. Sonra: “Bana güzel koku getirin” buyurdu. Kabileden bir genç kalktı, koşarak ailesine gitti ve avucunda bir miktar halûk (safranlı koku) ile geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu aldı, dalın ucuna sürdü, sonra balgamın izinin üzerine sürdü. Câbir dedi ki: İşte mescitlerinize koku sürmeniz o zamandan kalmadır.
486. Hadis
حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ دَخَلَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ فَأَنَاخَهُ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ ثُمَّ قَالَ أَيُّكُمْ مُحَمَّدٌ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَّكِئٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ فَقُلْنَا لَهُ هَذَا الأَبْيَضُ الْمُتَّكِئُ . فَقَالَ الرَّجُلُ يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ . فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أَجَبْتُكَ " . فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي سَائِلُكَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Bize Îsâ b. Hammâd anlattı; bize Leysin anlattı; Saîd el-Makbürî’den; Şerîk b. Abdullah b. Ebî Nemir’den [nakledildiğine göre] o, Enes b. Mâlik’i şöyle derken işitmiş: (Bir gün) bir adam deve üzerinde (mescide) girdi. Devesini mescitte çöktürdü, sonra onu bağladı. Sonra: “Hanginiz Muhammed?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların arasında dayanmış oturuyordu. Biz ona: “Dayanmış oturan şu beyaz (tenli) kimsedir” dedik. Adam: “Ey Abdülmuttalib’in oğlu!” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Seni dinliyorum (buyur)” dedi. Adam ona: “Ey Muhammed! Ben sana (bazı sorular) soracağım...” dedi ve (ravi) hadisi (sonuna kadar) zikretti.
487. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ نُوَيْفِعٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بَعَثَ بَنُو سَعْدِ بْنِ بَكْرٍ ضِمَامَ بْنَ ثَعْلَبَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَدِمَ عَلَيْهِ فَأَنَاخَ بَعِيرَهُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ ثُمَّ عَقَلَهُ ثُمَّ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ قَالَ فَقَالَ أَيُّكُمُ ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ " . قَالَ يَا ابْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Bize Muhammed b. Amr anlattı; bize Seleme anlattı; bana Muhammed b. İshâk anlattı; bana Seleme b. Küheyl ve Muhammed b. Velîd b. Nüveyfi’ anlattı; Küreyb’den; İbn Abbâs’tan [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Benû Sa’d b. Bekr (kabilesi), Dımâm b. Sa’lebe’yi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e (elçi olarak) gönderdiler. (Dımâm) onun yanına geldi, devesini mescidin kapısının önünde çöktürdü, sonra onu bağladı. Sonra mescide girdi... (Ravi önceki hadisin) benzerini zikretti. Dedi ki: (Dımâm): “Hanginiz Abdülmuttalib’in oğlu?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben Abdülmuttalib’in oğluyum” buyurdu. (Dımâm): “Ey Abdülmuttalib’in oğlu!” dedi ve (ravi) hadisi (sonuna kadar) zikretti.
488. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنَا رَجُلٌ، مِنْ مُزَيْنَةَ وَنَحْنُ عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ الْيَهُودُ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ فِي أَصْحَابِهِ فَقَالُوا يَا أَبَا الْقَاسِمِ فِي رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ زَنَيَا مِنْهُمْ .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Fâris anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma’mer haber verdi; Zühri’den; (o da dedi ki): Biz Saîd b. el-Müseyyeb’in yanındayken bize Müzeyne (kabilesin)den bir adam anlattı; Ebû Hureyre’den [nakledildiğine göre] o şöyle demiştir: Yahudiler, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ashabının arasında mescitte otururken yanına geldiler ve: “Ey Ebu’l-Kâsım! Onlardan (Yahudilerden) zina eden bir adam ve bir kadın hakkında (ne dersin?)” dediler.
489. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " جُعِلَتْ لِيَ الأَرْضُ طَهُورًا وَمَسْجِدًا " .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Cerîr anlattı; A’meş’ten; Mücâhid’den; Ubeydullah b. Umeyr’den; Ebû Zer’den [nakledildiğine göre] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yeryüzü benim için temizleyici (vesilesi) ve mescit kılındı.”
490. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ لَهِيعَةَ، وَيَحْيَى بْنُ أَزْهَرَ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ سَعْدٍ الْمُرَادِيِّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ الْغِفَارِيِّ، أَنَّ عَلِيًّا، - رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ - مَرَّ بِبَابِلَ وَهُوَ يَسِيرُ فَجَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ يُؤَذِّنُ بِصَلاَةِ الْعَصْرِ فَلَمَّا بَرَزَ مِنْهَا أَمَرَ الْمُؤَذِّنَ فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَلَمَّا فَرَغَ قَالَ إِنَّ حَبِيبِي صلى الله عليه وسلم نَهَانِي أَنْ أُصَلِّيَ فِي الْمَقْبُرَةِ وَنَهَانِي أَنْ أُصَلِّيَ فِي أَرْضِ بَابِلَ فَإِنَّهَا مَلْعُونَةٌ .
Bize Süleyman b. Dâvûd anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana İbn Lehîa ve Yahyâ b. Ezher anlattı; Ammâr b. Sa’d el-Murâdî’den; Ebû Sâlih el-Gıfârî’den [nakledildiğine göre] Ali —radıyallahu anh— yolculuk yaparken Babil’e uğradı. (O sırada) müezzin gelip ikindi namazı için ezan okudu. (Hz. Ali) oradan (Babil harabelerinden) çıkınca müezzine emretti, o da kamet getirdi (ve namazı kıldılar). Namazı bitirince (Hz. Ali) şöyle dedi: “Şüphesiz Habîbim sallallâhu aleyhi ve sellem, bana kabristanda namaz kılmayı yasakladı ve Babil arazisinde namaz kılmaktan (da) beni nehyetti. Çünkü orası lanetlenmiştir.”